Onlar
Blog İnsanları
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Yirmi Beş Sözcük5 yıl önce
-
-
-
-
-
NBA'de Poster Gecesi7 yıl önce
-
-
-
-
-
.9 yıl önce
-
-
-
-
-
-
sene sanki ispanya 829 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Doctors Northern Virginia11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIK12 yıl önce
-
Mutluluk Oyunu12 yıl önce
-
Keane vs Vieira12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı12 yıl önce
-
-
OKUYABİLSEYDİK FARKINDA OLACAKTIK.12 yıl önce
-
Kynodontas12 yıl önce
-
-
-
-
-
Wellness Weekend is great as a gift13 yıl önce
-
-
Making music in the winter13 yıl önce
-
GROUND ZERO13 yıl önce
-
-
-
-
-
-
ONCA ET14 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Rejected14 yıl önce
-
-
-
-
-
Şirazesi Bozuklar14 yıl önce
-
-
-
Dolduuuu :D15 yıl önce
-
-
-
Taşınıyoruz!15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Seninki kaç santim? - Greenpeace15 yıl önce
-
-
-
NTV TARİH / EKİM 201015 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Etiketler
- futbol (2111)
- nba (1023)
- basketbol (925)
- forma (749)
- retro (358)
- galatasaray (346)
- nerden nereye (314)
- çıkartma (228)
- barcelona (204)
- kitap (180)
- falan filan (154)
- imaj (129)
- medya (107)
- hayat (99)
- müzik (99)
- san antonio spurs (77)
- fenerbahçe (67)
- güzel formalar (63)
- real madrid (56)
- çeviri (55)
- video (51)
- Beşiktaş (45)
- dünya kupası (45)
- blog (41)
- güzel ikili (38)
- notlar (36)
- transfer (36)
- siyaset (35)
- jenerik (33)
- los angeles lakers (33)
- playoffs (31)
- rap (31)
- sözlü tarih (31)
- euro 2012 (28)
- maskot (25)
- tv (22)
- tbl (21)
- tarih (20)
- dime (18)
- euroleague (18)
- internet (18)
- ncaa (18)
- dergi (17)
- diğer (17)
- güzel (17)
- Kobe (15)
- din (15)
- formula 1 (14)
- tribün (13)
- dizi (12)
- draft (12)
- euro 2008 (12)
- iğrenç formalar (12)
- premier league (12)
- sinema (12)
- kayıp formalar (11)
- baykerahet (10)
- hakan günday (10)
- trabzon (10)
- wnba (10)
- all star (9)
- nfl (9)
- şampiyonlar ligi (9)
- edebiyat (8)
- euro 2016 (8)
- taraftar (7)
- the book of basketball (7)
- bisiklet (6)
- eurobasket 2011 (6)
- kıyamet alametleri (6)
- olimpiyatlar (6)
- tdf (6)
- atletizm (5)
- kitap için (5)
- mizah (5)
- nostalji (5)
- timmy (5)
- lig (4)
- miami heat (4)
- voleybol (4)
- Arda Turan (3)
- Tsubasa (3)
- aforizma (3)
- atar (3)
- direniş (3)
- fantazi lig (3)
- hakem (3)
- obstage (3)
- oyun (3)
- röportaj (3)
- caps (2)
- deron williams (2)
- gezi (2)
- kültür (2)
- lebron (2)
- stat (2)
- tenis (2)
- 2014 (1)
- Rook (1)
- Rookie (1)
- ali sami yen (1)
- and1 (1)
- boks (1)
- brooklyn (1)
- dallas (1)
- doping (1)
- fiba 2010 (1)
- filenin sultanları (1)
- giyim (1)
- gurme (1)
- hip-hop (1)
- howard (1)
- ismet özel (1)
- kadın voleybol (1)
- kurgu (1)
- kırmızı (1)
- mark cuban (1)
- mhk (1)
- mlb (1)
- otomobil (1)
- shaq (1)
- son (1)
- tff (1)
- ultrAslan (1)
- west ham (1)
- world grand prix (1)
- İngiltere (1)
şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sözlü Tarih: Zidane'ın Kupayı Getiren Volesi
Gönderen
L
on 3 Ekim 2018 Çarşamba
Etiketler:
çeviri,
futbol,
real madrid,
sözlü tarih,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
(Orijinali için şuradan.)
Zinedine Zidane oyunculuk kariyerinde birçok harika şey yaptı; ama 2002 Şampiyonlar Ligi finalinde, Hampden Park'ta, Bayer Leverkusen'e karşı attığı gol, en iyilerinden biriydi. Öyle ki, efsanevi oyuncu bunu yeniden yapmaya çalıştı.
"Sonradan aynı şekilde gol atmayı denedim, hatta bir reklam çekiminde şut atarken bile" diyor, yıllar sonra. "Ama hiç yapamadım. Asla. Antrenmanda denedim, ama olmadı. Golü attığım gün mükemmel bir şekilde vurmuştum."
O gece İskoçya'da bulunacak kadar şanslı olanlar için, o zamandan bugüne dek ne kadar güzel goller atılmış olursa olsun, anılarda canlı ve güzel kalan bir hareketti.
Real Madrid için maçın diğer golünü atan oyuncu olan Raul, sonradan şöyle diyordu: "Bütün futbolseverler --yalnızca Madridistalar değil-- bu golden zevk almıştır."
BÖLÜM 1: Baskı Hissediliyordu
Şampiyonlar Ligi'nde büyük bir mücadele olduğunu söylemek klişe gelebilir, ama Mayıs 2002 itibariyle Glasgow'da nereye baksan, 'Ya hep ya da hiç' havası görülüyordu.
Zidane için bu, Juventus'tan 75 milyon euro karşılığında gelmesinin ardından Real Madrid'deki ilk sezonuydu. Takıma bağlılığını bir zaferle göstermek için bir şanstı bu; ayrıca milli takımla kazandığı Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası'ndan sonra, daha önce Juventus'la iki kez finalde kaybettiği Şampiyonlar Ligi'ni kazanıp, kupa koleksiyonunu tamamlamak için de bir fırsat.
O sezon Real Madrid, ligi Valencia ve Deportivo La Coruna'nın arkasında üçüncü bitirmiş, Kral Kupası'nı da kendi evinde oynanan finalde Deportivo'ya kaptırmıştı -- 100. yılını kutlayan bir kulübün umduğu bir manzara değil.
Leverkusen'in durumu da benzerdi. Klaus Toppmoller'in takımı Bundesliga şampiyonluğu ve Almanya Kupası'nı ucu ucuna kaybetmişti ama hissettikleri baskı Real Madrid'inkinden farklı nitelikteydi.
Real Madrid'den her sezon kupalar kazanması beklenir, fakat Alman ekibinin çıkışı sürprizdi. Daha önce hiç Kupa 1'de final görmemişlerdi ve Hampden'a giden yolda herkesin gönlünü kazandıktan sonra, zafer için bu son şanslarıydı.
Santiago Solari (Real Madrid orta sahası, 2000-05): Kutlama yılındaydık, çünkü dünyanın en büyük kulübünün 100. yılını idrak ediyorduk. Büyük bir şeyler kazanmamız gerekiyordu ve bunun için Şampiyonlar Ligi son şansımızdı. Ayrıca Zizou'da bu kupanın eksik olduğunu biliyorduk, o da bu konuda çok istekliydi. Biz Real Madrid'dik; bu kulüp Şampiyonlar Ligi'ne aşina ve herkes kazanmanızı bekliyor. Böyle bir yılda, taraftarları ve kulübün tarihini hayal kırıklığına uğratmamak için kazanmalıydık.
Steve McManaman (Real Madrid orta sahası, 1999-2003): Zor bir yoldan gelmiştik, ki önceki sezonda da yarı finalde elenmiştik -- daima finale çıkmanız için bir baskı vardır. Zidane en büyük transferimizdi; şu saçma Galactico sıfatına sahipti ve rekor fiyata gelmişti. Haliyle ilk sezonunda baskı altındaydı, takım ona uygun yer bulabilmek için 5 farklı pozisyonda oynatmıştı. Dünyanın en iyi oyuncusuyla imzalamıştık, ama biraz form ve özgüven problemi çekiyordu; çünkü ilk yılıydı ve ligi kazanamamıştık, baskı vardı.
Isaac Morillas (30 yıldan uzun süredir Real Madrid kulüp üyesi): Belki sezon başlangıcı onun için iyi olmamıştı --kulübe alışması biraz zaman almıştı-- ama onun klası, futboldan biraz anlayanlar tarafından bile görülebilen bir şeydi.
Clive Tyldesley (ITV yorumcusu): Kadrolarında Raul, Roberto Carlos, Figo ve Zidane gibi yıldızlar olsa da, Madrid için iyi bir sezon değildi. Ama Leverkusen, yarı finalde Manchester United'ı eleyerek, Sir Alex Ferguson'ın yıldızlara yazılmış gibi görünen Glasgow'da final oynama hayallerini çalarak gelmişti.
Jens Nowotny (Finalde oynayamayan Leverkusen kaptanı): Finale çıkmak, iki sezonluk çabanın ürünüydü: Önce Şampiyonlar Ligi'ne kalıyorsunuz, sonra finale uzanıyorsunuz. İki sezondur bu maç için hazırlanmıştık. Takımdaki çoğu oyuncunun kariyerinin en büyük maçıydı. Bazılarının ancak hayal edebileceği bir şeydi.
BÖLÜM 2: Leverkusen Bir Sürprize İmza Atabilirdi
Avrupa futbolunun elitleri Glasgow'da bir araya gelmişti ve İspanya Kralı, Alman Şansölyesi ve James Bond'u canlandıran Sean Connery de onlara katılmıştı. Michel Platini, Alex Ferguson, Arsene Wenger, Gerard Houllier ve Fabio Capello da oradaydı; aynı zamanda, turnuva tarihinin en iyi maçlarından biri olarak gösterilen, o statta oynanan 1960 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde yer alan oyuncular da.
Yerel çeşni olarak, Celtic'in 'Lisbon Aslanları' olarak bilinen, 1967'de Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanan ekibi de oradaydı ve final heyecanı bütün şehri sarmıştı; Madrid, Leverkusen ve İskoç kulüp taraftarları şarkılar söylüyor ve şehir merkezinde bir arada olmanın tadını çıkarıyor.
"Glasgow çok heyecanlıydı" diyor, kupanın emanet edildiği Hampden'daki İskoç Futbol Müzesi küratörü Richard McBrearty. "İnsanlar maçı statta da, televizyonda da izlese, bunun bir parçası olmanın getirdiği bir heyecan vardı. Bu yalnızca Real Madrid ya da Leverkusen'in değil, aynı zamanda Glasgow'un da maçıydı."
Real Madrid maça favori olarak başlıyordu, ama Leverkusen'in de Michael Ballack, Bernd Schneider, Lucio ve Dimitar Berbatov gibi oyuncularla sürpriz yapma şansı bulunuyordu. Buraya gelirken Deportivo, Juventus, Barcelona ve Liverpool gibi takımları elemişlerdi.
Solari: İnsanlar şimdi o Leverkusen'in nasıl finale ulaştığını merak ediyor, fakat iyi bir takımlardı; Manchester United'ı eleyip gelmişlerdi. Kaliteli oyunculardan oluşan bir takımdı. Biz kendimizden emindik ve favoriydik, ama zor olacağını da biliyorduk. Dengeli bir maçtı, başta her iki taraf da kontrollüydü; iki taraf da rakibi tartıyordu.
Tyldesley: Roberto Carlos'un taç atışları, Real Madrid için bir kozdu. Maçın başında bunlardan bir tane buldular ve bunun sonucunda Raul neredeyse ayaklarını sürüyerek gole gitti, biraz sonra da Lucio durumu eşitledi. Final için mükemmel bir başlangıç yaptığını düşünürsün, ama asla tam olarak rahatlayamazsın.
BÖLÜM 3: Kimse Şut Çekmesini Beklemiyordu
İlk 15 dakikanın ardından, goller atıldıktan sonra, devrenin kalanı monoton geçmişti. Madrid biraz bası altındaydı ve iki taraf da ara sıra tehlike yaşıyordu, ama devreye doğru gelirken, durumun yarı yarıya şanstan fazlası olduğu ortaya çıktı. Ardından Zidane'ın düdük çalmadan biraz önce gelen golü, tamamen yoktan var olmuştu.
McManaman: Harika bir hareket değildi; sadece Solari'den Roberto Carlos'a uzun bir pastı. O da topu içeri doğru bir nevi aşırttı. Zizou'yu görüp de topu ona ortalamış değildi. Ama Zidane zayıf ayağını kullanarak topa gelişine çok iyi vurdu ve geldiği gibi havadan kaleye yolladı.
Solari: O an rahat pozisyonda olmamı değerlendirerek iyi bir pas gönderdim; Robertoyu iyi tanıyordum, ona topu ne zaman yollayacağımı iyi biliyordum. O topu başkasına atsam belki kötü bir pas olurdu ama o çok hızlı olduğu için yetişti. Kendisi de topu, mümkün olan en iyi şekilde başka bir beyaz formalıya aktardı. Herkesin söylediği gibi kötü bir orta değildi. Benim pasımın sahip olduğu hızla açılabilecek en iyi ortaydı.
Her şey çok hızlı gelişti, düşünecek zamanım olmamıştı, ama golü harika bir açıdan izledim -- bütün kameralardan daha iyi bir açı. Ne yapmak istediğini anladım ve hareketine başladığında, şut atacağını fark etmiştim. Harikaydı; topu sol ayağıyla, çok yüksekte yakalamıştı. Hayatta bir kez ortaya koyabileceğiniz, sihirli bir teknikti.
Roberto Carlos (1996-2007 yılları arası Real Madrid sol beki): Kötü bir orta açmıştım, sonra Zizou'nun zayıf ayağına mükemmel bir şekilde denk geldi. Harika bir goldü. Böyle gol az görmüşümdür.
Klaus Toppmoller (2001-03 arası Bayer Leverkusen hocası): Seyirciler için, Şampiyonlar Ligi finallerinde atılmış en güzel gollerden biriydi. Teknik olaraksa çok zor bir goldü. Yüksekten geliyordu ve ancak Zidane gibi birisi öyle vurabilirdi.
Jens Nowotny: Zidane'ın golü, teknik açıdan kusursuzdu. Kimse o durumda öyle bir gol atmasını beklemezdi. Normalde bir oyuncu orada topu kontrol eder, doğrudan şut çekmez. Kaleci ve defans şaşırmıştı. Dünyanın en iyi oyuncusunun bunu attığını söyleyebilirsin, kimse de bunu reddetmez, ama Real Madrid, maç boyunca bu pozisyon dahil yalnızca 3 şans elde etmişti. Bu golü görmüş olmak güzeldi, ama bizim takımımıza karşı değil.
Tim Collings (Eski Reuters futbol muhabiri): Televizyonda sonradan tekrarını izlemiştim, ama o anda orada olan bizler, golün dramatik etkisi ve sanatsal güzelliği sebebiyle şaşkına dönmüştük. Muhteşemdi ve sanatsal açıdan da, en iyilerden biriydi. Gözlerimi kapadığımda hâlâ o golü görebiliyorum.
Isaac Morillas: Golü mükemmel biçimde görebildim, çünkü oturduğum yer oraya yakın köşedeydi ve sahaya çok yakındı. Carlos'un ortasını gördüğümde içimden "Korkunç bir orta" dedim ve Leverkusenli oyunculara gitmesini bekledim. Sonra Zidane'ın vole vurmak için pozisyon aldığını gördüm ve gerisi inanılmaz, hayret verici. Gerçekten acayip bir gol.
Richard McBrearty: Kimsenin şut çekmesini beklediğini sanmıyorum. Carlos sadece topu kurtarmaya çalışıp, mümkün olan en iyi şekilde ceza sahasına yollamak için çaba gösterdi. Yüksekten gelen bir toptu ve onun için atılmışa benzemiyordu. Belki kontrol etmek ister ya da kafasıyla vurur diye düşünmüştüm. Yaptığı şey olağanüstüydü.
Michael Varutti (O gün statta bulunan Leverkusen taraftarı): Zidane müthiş bir gol attı, biz de Leverkusen taraftarları olarak o gole saygımızı gösterdik, peki ama neden o gün?
Clive Tyldesley: Zidane için, bir Şampiyonlar Ligi finalinin sonucunu, dönerek gelen ve yardımı dokunmasından daha çok zorluk çıkaran bir ortaya zayıf ayağıyla harika vurduğu bir voleyle belirlemek inanılmazdı. Tekrar izlediğinizde sizi yine şaşırtıyor ve o gün maçın devre arasındaymış gibi göze iyi görünüyor. Bir yorumcu olarak, daha iyi bir malzeme isteyemezsiniz. Birkaç kez 'Şahane' demiştim -- gole işte o kadar sevinmiştim. Eğer kısa, net ve ânı yakalayan bir ifade sunarsanız, bunun yıllar içinde tekrarlanan ve golü temsil eden bir ifade hâline dönüşmesi umulur.
BÖLÜM 4: Golden Sonra 60 Metre Koştu
Zidane'ın gol sevinçleri normalde pek duygularını dışa vurur nitelikte değildi, ama bu kez çığlıklar atarak sahanın en köşesine doğru koşarken, bunun kendisi için ne kadar anlamlı olduğu ortadaydı.
McManaman: Teknik olarak, böyle bir gole imza atmak çok zor. Maçın içindeyken, bu şutu atmak için kendinize güvenmelisiniz. Zor maçlarda, başka oyuncular orada risk alıp kötü görünmektense, topu kontrol etmeyi dener. Antrenmanlarda onu sayısız kez böyle şeyleri yaparken gördüm, ve bunları hiç düşünmeden, çok rahat şekilde yapıyordu. Eğer bu golü basit gösterecek birisi vardıysa, o da Zizou'ydu. Bu gol, finallerde atılmış en iyi gollerden biri olarak anılıyordu ve başka birisi atsa muhtemelen sevinçten delirirdi. Çocukken parkta oynarken atabileceğin türden bir goldü!
Bu golü atması sanki bir açıklama gibiydi: Bu yüzden dünyadaki en iyi oyuncuyu aldık, böyle şeyleri yapması için. Kısa Madrid kariyerinde bunları pek görmemiştik ama, finalde patlamıştı. Golü attı ve sonra kulüpteki kariyeri fiilen sona erdi. Kendisini en iyiler katına çıkarttı, ve artık Real Madrid formalı bir efsaneydi. Özgüveni kaybolmuştu.
Solari: Zizou bunun bir sanat eseri olduğunun o anda farkındaydı ve golü de daha önce hiç görmediğim şekilde kutladı. Eğer kariyerindeki tüm gollere bakacak olursanız, bence en çok sevindiği buydu. 60 metre falan koştu. İnsanların golleri hatırlaması ve bunun daha geniş kitlelere yayılması için, ekstra bir şeyler olması gerekiyor. Bu vakada bitiriş çok şık, dakika 45, kulübün 100. yılı, Şampiyonlar Ligi, ve kazandıran gol. Birçok bileşen bu golü özel kıldı.
Isaac Morillas: Kritik anda atılmış harikulade bir goldü ve evet, Glasgow'dan dönerken uçakta saatlerce bunun hakkında konuştuk. Sonraki gün ofiste, ve ardından haftalar boyunca da. Bu golün ardından Madridlilerin gözünde en tepelere çıkmıştı.
Clive Tyldesley: Otele geri dönüşümüzü hatırlıyorum, şaşırmaya devam ettiğimiz tek şey o goldü. Sık sık gördüğüm en iyi gol hangisi diye düşünürüm ve bu gol kesinlikle adaylardan birisi. Eğer bu soruyu ciddiye alıp, o golün güzelliğine ilaveten bir şey kazandırdığına da bakarsanız, bu gol zaten bir Şampiyonlar Ligi finalinin sonucunu belirleyerek, kendisini adayların arasına sokuyor.
McBrearty: Stattan bir arkadaşımla çıktım ve biraz sonra, okuldan beri görmediğim bir arkadaşıma tosladım. Son 20 yıldır ne yaptığımızdan bahsetmek yerine, Zidane'ın golünden konuştuk. Herkes bundan bahsediyordu -- final kazandıran en iyi gollerden biri olmalıydı. O vuruşun kalitesi... Bu, kulüpler veya milli takım bazında bir İskoç zaferi değildi ve medya biraz milliyetçilik yapabilirdi, ama genel olarak iyi bir evsahipliği vardı. Ve de bir zafere ev sahipliği etmiş olma, ayrıca müthiş bir maç ile o dönemin büyük oyuncularından birinden gelen olağanüstü gole tanıklık etme hissiyatı vardı.
Zinedine Zidane (2001-2006 yılları arasında Real Madrid orta sahası): O volenin güzel ve benzersiz bir gol olduğunu hissetmiştim. Böyle golleri planlamam -- fırsat belirdiğinde hazır olmanız gerek yalnızca. Topa vurdum -- kusursuzca, çabuk ve doğru şekilde. Topun doğru açı ve yükseklikten geldiği için ne kadar şanslı olduğumu düşündüğümü hatırlıyorum. O golün bize kupayı getirmesinden memnunum -- kesinlikle kariyerimdeki en önemli anlardan birisi.
BÖLÜM 5: Sonraki Her Dakika Tehlikeliydi
Zidane'ın golünün harika zamanlamasına rağmen kazananın kim olacağı henüz belli değildi ve ikinci yarıda da Leverkusen'in durumu eşitlemesi muhtemel görünüyordu.
Toppmoller devre arasında taktiklerini gözden geçirdi ve oyuncularını daha fazla hücuma teşvik etti; 7 dakika ilave gösterilmesiyle, son dakikalar son derece yoğun geçti.
"Son 10 dakikada bizi ezdiler" diyor McManaman. "Iker Casillas kenardan geldi ve maçın adamı oldu, bir sürü kurtarış yaptı. Hayata tutunmaya çalışıyorduk, ancak maç sonunda nasıl rahat nefes alabildik. Her dakika tehlike içindeydi."
Leverkusen geri dönemedi ve Real Madridli oyuncular son düdükle birlikte deli gibi sevindi. Ama Zidane'ın bu büyük hareketinin, tüm cephelerden eli boş dönen Alman ekibine 'Neverkusen' gibi acımasız bir lakap bırakması gibi pek hoş olmayan bir ayrıntı da vardı.
Toppmoller: Harika bir goldü tabii ki, ama kaleci (Hans-Jörg Butt) onu çıkarabilirdi. Zidane tarihin en iyi oyuncularından biri, çok güzel vurmuştu; fakat top tam olarak kalenin sağına ya da soluna gitmedi. Kalenin ortasına doğru geldi. O yükseklikte topu çıkarabilirdi. Bütün Alman taraftarlar, eğer o anda kalede Oliver Kahn olsa, o topu kurtarabileceğini söyledi. Kalemizde Kahn olsa, o üç kupayı da alırdık. Butt beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Ama sadece beni değil, herkesi de.
Jens Nowotny: "Birisi hata yaptı da, onun yüzünden kaybettik" derseniz buna katılmam. Ben böyle bakmam. Ama şehirde ve kulüpte bazıları, bunun Butt'ın hatası olduğunu söyledi. 10 kişi sana harika bir kaleci olduğunu ve senin sayende finale çıkıldığını söyleyebilir, fakat bir kişi gelip de sana hata yaptığını söylerse, bu aklında yer eder. Eleştiriler düşüncelerinizi işgal eder. Butt'la hâlâ aram iyidir, bunların onun için ne demek olduğunu düşünebiliyorum.
Butt'a o maçla ilgili hatıraları sorulduğunda cevabı çok netti: "Hayır -- beni bir daha aramayın." Bu ifade, onun hâlâ o anların etkisinde olduğunu gösteriyor.
O zamanlar, o akşamla ilgili suçlamalar, Zidane'ın dahice hareketi sebebiyle Almanya'nın pek dışına çıkmamıştı. Ve şimdi, 15 yıl sonra, herkesin o maçla ilgili konuşmak istediği şey, Fransız oyuncunun bu mükemmel golü.
Hayır
Gönderen
L
on 23 Şubat 2017 Perşembe
Etiketler:
forma,
futbol,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
2012-2013 ve 2013-2014 sezonlarında Galatasaray'ın başında vardı bu. Olympiakos'la oynuyor olsak, diyelim, o sezonlardaki üç forma da uymuyordu. 3. forma olarak kendi renklerinden birini kullanırsan, sonuç bu. "Koca" Juventus da, tamam şıktır falan ama, o zebra formasını giyince bu sene, 3. seçenek olarak, başa bu geliyor. Porto'nun çubuklusuyla, hem Juve çubuklusu, hem mavi, hem de bu beyaz çakışıyor. Çözüm de bu oluyor. Tamam, her sezon aynı setleri çıkaramazsın, ama bu sezon beyaz yerine şu ya da şu tip bir üçüncü yapılsa, böyle manzaralara gerek kalmaz.
Tabii şu notu da eklemeli, böyle hallerde iki tarafa da 2. ya da 3. formayı giydiriyor Uefa. Hak geçmesin diye falan sanırım. Hatırlayınız, geçen sezonki Barça-Atleti eşleşmesi.
Nerden Nereye 176
Gönderen
L
on 16 Eylül 2015 Çarşamba
Etiketler:
futbol,
nerden nereye,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
Çınar
Gönderen
L
on 18 Mayıs 2015 Pazartesi
Etiketler:
forma,
futbol,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
Juventus Kupa 1'i son kazandığında, takım, kollarında sarı yıldızlar bulunan mavi formayla sahadaydı. Bu sezonki finalde isimleri başta yazılı, ev sahibi takım konumundalar. Acaba "uğur" amacıyla çubuklu yerine mavi formayı seçerler mi? Eğer seçerlerse, Barcelona da fosforlu sarıyı seçmek zorunda kalır, ve iki takımı da kendi renk ve desenleriyle görememiş oluruz. Bu açıdan bakınca hoş değil tabii.
İşin güzel kısmı, bu sezonki deplasman formalarının, 96'da Şampiyonlar Ligi'ni kazandıklarında giydikleri mavi formanın halefi olması. Sadece yıldız sayısı teke inmiş, ve göğüs kısmına yedirilmiş. Daha az belirgin. Yani geçen sezon çıksalar finale, sarı-mavi var. Bakalım.
Bir gün sonrası notu: Resmi açıklama geldi, ikisi de iç saha formalarını giyecek. Güzel oldu.
Nerden Nereye 141
Gönderen
L
on 28 Şubat 2014 Cuma
Etiketler:
futbol,
galatasaray,
nerden nereye,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
Nerden Nereye 134
Gönderen
L
on 12 Aralık 2013 Perşembe
Etiketler:
futbol,
galatasaray,
nerden nereye,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (1)
Kiracı
Gönderen
L
on 16 Mart 2013 Cumartesi
Etiketler:
futbol,
galatasaray,
notlar,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
(Salı günü bazılarımız daha şanslıydı. Can gibi. O, maçı yerinde izledi. Seyahat ve maç notlarını yayınlamak da bize düştü. Buyrun efem.)
-Deplasman tarafından ekmek çıkmayacağı belli olunca (Ünal Başgan’a selamlar) Ebay Almanya aracılığıyla karaborsaya daldım ve gördüm ki Almanyadaki Türklerden bayağı kapmış bu işi Almanlar, onlarca ilan vardı. İhale heyecanı, makul rakama bulabilecek miyiz derken bir bileti aldım ve 2 gün içerisinde Almanya’da yaşayan arkadaşlara teslim edilmesiyle rahatladım. Gerçi bileti satan Schalke taraftarının bilete yapıştırdığı "Auf Schalke'de iyi eğlenceler, kıps" manasındaki notuyla bir gerilmedim değil (Carsten selamlar, şahane eğlendim).
- Bileti teslim almak ve arkadaşlarla görüşmek için gittiğim Aachen’da kar fırtınasıyla ve “Bileti aldık ama Gelsenkirchen’e varabilecek miyiz? Hadi vardık, bilet sahte mahte çıkar mı? ” şüphesiyle karşılaşınca alkole vurdum ben de kendimi tabii. Bira içmek kolay, Almanya’da garson tarafından “bu saatte kim bira içiyor ya?” sorusuna muhatap olmak olay.
- Düsseldorf’a kadar sakin geçen yolculuk Düsseldorf – Gelsenkirchen treninin Galatasaraylı nüfusundaki artışla TT Arena metrosuna dönüşmesiyle hareketlendi. Vagondaki 50 civarındaki Galatasaraylı’nın arasındaki 5-6 Schalke’li bayağı zor durumda kaldı. Gerginlik yoktu ama “koyalım Schalke’ye” gibi tezahüratlardaki tedirginlikleri ve “ne diyolar ya ” tepkilerini izlemek komikti. Zirvesi ise bizimkiler yarım saatlik kesintisiz tezahüratın ardından Nevizade söylerken gelen ilk “şşş”te “susacaklar galiba” diye umutlanıp sonra yaşadıkları hayal kırıklığı oldu.
- Gelsenkirchen garı ile stat arasındaki tramvayda ise intikamı aldı Almanlar. Sayıca yine az ve sessizdiler ama burada da özellike Türkiye’den gelen taraftarlar “ayyaş Alman delisi” gerçeğiyle tanıştılar. Tüm tezahüratlara durmadan “2-0, 2-0 leleylelöy 2-0” şeklinde karşılık veren Schalke’li delinin bir anda kesintisiz ve ani geçişlerle İspanyolca ve Fransızca konuşarak bizimkileri susturması handikaplı Schalke galibiyetini getirdi.
- Trenden stada doğru yürürken sürekli bilet alışverişlerine şahit oldum haliyle. Fiyatlar 200 ile 300€ arası değişiyordu ama “abi 300€ ama 200’e bırakırız” şeklindeki “pazarlık” eğlendirdi.
- Stada ilk ulaşım VIP girişinin önündeki meydanımsı bir alandan. Burası tam olarak TT Arena – metro arasındaki “aslanlı yol”un olmasını istediğim şekilde düzenlenmiş. Küçük küçük 5-6 tane büfe, atkı-bere vs satılan küçük bir “store” ve ormanlardaki piknik alanlarında gördüğümüz tarzda tahta masa-tabureler. Ve bu büfeler bizdeki gibi soğuk köfte servis eden ama isimden dolayı kazıklayan cinsten değil, gayet kaliteli ve makul. Sosisli 1.5€, bira 2€, sıcak şarap 2.5€ gibi. Hissedilen sıcaklığın -12 civarı olduğu bir havada stadın hemen önünde sıcak şarap satılması büyük keyif. Birini orada bizim taraftarların meşale şovlarını izlerken içip birini de stadın öbür tarafındaki giriş kapısına yürürken yolluk yaptım.
- Stat çok güzel. TT Arena yapım sürecinde çok konuşulan, kıyaslanan statlardan biriydi malum. O gözle baktığımda benzerlikler oldukça fazla, ancak dış görünüş olarak Veltins Arena çok daha estetik bana göre. TT Arena’nın mimarı Mete Arat’ın “çıplak beton görüntüsü” ısrarının illa ki benim bilmediğim bir mimari isabeti vardır ama çepeçevre camla kaplı görüntü sıradan bir taraftar olarak daha sıcak, daha bir “ev gibi” geliyor bana. Başka bir avantajı da statın içine girince fark ediliyor. Bizim stadın üst katlarına gitmiş olanlar dışarıdan daha soğuk olduğunu ve baharda bile ciddi üşündüğünü bilirler, burada ise dışarıya göre çok daha sıcak bir hava var.
- İçeride önce televizyonlardan geldiğini sandığım, sonra ise stat hoparlörlerinden geldiğini fark ettiğim Harlem Shake ile karşılaştım. Harlem Schalke.
- Deplasman tribünü dışındaki “Truvacı” Galatasaraylı yüzdesi geçmiş Almanya maçlarına oranla oldukça düşüktü. Sanırsam uA Avrupa’nın protestosunun da payı var bunda. Tek başlarına bir kaç bin kişi gelebilirlerdi.
- Bulunduğum tribün Kapalı/Maraton/Doğu’ya denk gelen tribünün alt katıydı. Biletler bizimkilerden daha ucuz olsa da yaş ortalaması yüksek. Tribünde formayla oturan, gollerde bağırıp çağıran bir çok Galatasaraylı vardı ve ufak tefek sataşmalar ve küfürler dışında pek bir tepki görmediler. Küfür dediğim de –Almanca’da pek küfür olmadığından- kendince en ağır küfürleri olan “Wichser”, ki bizde genelde kahvehanelerde velet sevmek için kullanılan “osbirci” anlamına gelir. Onu da Servet yazan bir milli takım formalıya ettiler ki o forma sebebiyle benden bile yiyebilirdi küfrü. Bir de ikinci gol sonrası deplasman tribününden gelen “Türkiye” tezahüratına kızıp “Türkiye’ye dönün o zaman” diye bağıranlar oldu, o tatsızdı bir miktar.
- Maç öncesi seramonisinde bize benzer şekilde anonsçu ismi, tribünler soyadını bağırıyor. Yalnız bizden farklı olarak yedekler için de yapıyorlar aynısını. Altyapı oyuncularına sevgileri oldukça kuvvetli. Draxler’den sonra en çok alkış alan oyuncu yedekteki Max Meyer’di.
- Tribün performansı hayalimdeki Arena tribünü. Kale arkası 90 dakika ve oldukça tempolu şekilde bağırıyor. Diğer tribünlerde önemli anlarda ayakta ve yine tempolu bir şekilde dahil oluyor. Şu maçın tam tersi TT Arena’da oynansa tribünler en geç 85. dakikada havlu atardı, adamlar 93. dakikada bile bizdeki “Tam Zamanı Şimdi”ye denk gelen tezahüratlarına devam ettiler.
- Drogba’ya maç boyu sövdüler, kendini atıyor, yatıyor, sportmenlik dışı diye. En ağır küfürleri Arschloch’u bile kullandılar onun için. Hatta maç sonrası dönüş yolunda bile sövmeye devam ediyorlardı. Semih de sakatlandığı pozisyonda küfürlerden nasibini aldı ama utanıp alkışladılar sonrasında.
- Sonuçta gittik, gördük, yendik. Buradan teğmene bana kalbi kadar temiz bu sayfayı ayırdığı için teşek...öhm...Nice zaferlere efendim (Jose selamlar).
*Gelsenkirşen’den oğlum gelecek, evi boşaltın.
-Deplasman tarafından ekmek çıkmayacağı belli olunca (Ünal Başgan’a selamlar) Ebay Almanya aracılığıyla karaborsaya daldım ve gördüm ki Almanyadaki Türklerden bayağı kapmış bu işi Almanlar, onlarca ilan vardı. İhale heyecanı, makul rakama bulabilecek miyiz derken bir bileti aldım ve 2 gün içerisinde Almanya’da yaşayan arkadaşlara teslim edilmesiyle rahatladım. Gerçi bileti satan Schalke taraftarının bilete yapıştırdığı "Auf Schalke'de iyi eğlenceler, kıps" manasındaki notuyla bir gerilmedim değil (Carsten selamlar, şahane eğlendim).
- Bileti teslim almak ve arkadaşlarla görüşmek için gittiğim Aachen’da kar fırtınasıyla ve “Bileti aldık ama Gelsenkirchen’e varabilecek miyiz? Hadi vardık, bilet sahte mahte çıkar mı? ” şüphesiyle karşılaşınca alkole vurdum ben de kendimi tabii. Bira içmek kolay, Almanya’da garson tarafından “bu saatte kim bira içiyor ya?” sorusuna muhatap olmak olay.
- Düsseldorf’a kadar sakin geçen yolculuk Düsseldorf – Gelsenkirchen treninin Galatasaraylı nüfusundaki artışla TT Arena metrosuna dönüşmesiyle hareketlendi. Vagondaki 50 civarındaki Galatasaraylı’nın arasındaki 5-6 Schalke’li bayağı zor durumda kaldı. Gerginlik yoktu ama “koyalım Schalke’ye” gibi tezahüratlardaki tedirginlikleri ve “ne diyolar ya ” tepkilerini izlemek komikti. Zirvesi ise bizimkiler yarım saatlik kesintisiz tezahüratın ardından Nevizade söylerken gelen ilk “şşş”te “susacaklar galiba” diye umutlanıp sonra yaşadıkları hayal kırıklığı oldu.
- Gelsenkirchen garı ile stat arasındaki tramvayda ise intikamı aldı Almanlar. Sayıca yine az ve sessizdiler ama burada da özellike Türkiye’den gelen taraftarlar “ayyaş Alman delisi” gerçeğiyle tanıştılar. Tüm tezahüratlara durmadan “2-0, 2-0 leleylelöy 2-0” şeklinde karşılık veren Schalke’li delinin bir anda kesintisiz ve ani geçişlerle İspanyolca ve Fransızca konuşarak bizimkileri susturması handikaplı Schalke galibiyetini getirdi.
- Trenden stada doğru yürürken sürekli bilet alışverişlerine şahit oldum haliyle. Fiyatlar 200 ile 300€ arası değişiyordu ama “abi 300€ ama 200’e bırakırız” şeklindeki “pazarlık” eğlendirdi.
- Stada ilk ulaşım VIP girişinin önündeki meydanımsı bir alandan. Burası tam olarak TT Arena – metro arasındaki “aslanlı yol”un olmasını istediğim şekilde düzenlenmiş. Küçük küçük 5-6 tane büfe, atkı-bere vs satılan küçük bir “store” ve ormanlardaki piknik alanlarında gördüğümüz tarzda tahta masa-tabureler. Ve bu büfeler bizdeki gibi soğuk köfte servis eden ama isimden dolayı kazıklayan cinsten değil, gayet kaliteli ve makul. Sosisli 1.5€, bira 2€, sıcak şarap 2.5€ gibi. Hissedilen sıcaklığın -12 civarı olduğu bir havada stadın hemen önünde sıcak şarap satılması büyük keyif. Birini orada bizim taraftarların meşale şovlarını izlerken içip birini de stadın öbür tarafındaki giriş kapısına yürürken yolluk yaptım.
- Stat çok güzel. TT Arena yapım sürecinde çok konuşulan, kıyaslanan statlardan biriydi malum. O gözle baktığımda benzerlikler oldukça fazla, ancak dış görünüş olarak Veltins Arena çok daha estetik bana göre. TT Arena’nın mimarı Mete Arat’ın “çıplak beton görüntüsü” ısrarının illa ki benim bilmediğim bir mimari isabeti vardır ama çepeçevre camla kaplı görüntü sıradan bir taraftar olarak daha sıcak, daha bir “ev gibi” geliyor bana. Başka bir avantajı da statın içine girince fark ediliyor. Bizim stadın üst katlarına gitmiş olanlar dışarıdan daha soğuk olduğunu ve baharda bile ciddi üşündüğünü bilirler, burada ise dışarıya göre çok daha sıcak bir hava var.
- İçeride önce televizyonlardan geldiğini sandığım, sonra ise stat hoparlörlerinden geldiğini fark ettiğim Harlem Shake ile karşılaştım. Harlem Schalke.
- Deplasman tribünü dışındaki “Truvacı” Galatasaraylı yüzdesi geçmiş Almanya maçlarına oranla oldukça düşüktü. Sanırsam uA Avrupa’nın protestosunun da payı var bunda. Tek başlarına bir kaç bin kişi gelebilirlerdi.
- Bulunduğum tribün Kapalı/Maraton/Doğu’ya denk gelen tribünün alt katıydı. Biletler bizimkilerden daha ucuz olsa da yaş ortalaması yüksek. Tribünde formayla oturan, gollerde bağırıp çağıran bir çok Galatasaraylı vardı ve ufak tefek sataşmalar ve küfürler dışında pek bir tepki görmediler. Küfür dediğim de –Almanca’da pek küfür olmadığından- kendince en ağır küfürleri olan “Wichser”, ki bizde genelde kahvehanelerde velet sevmek için kullanılan “osbirci” anlamına gelir. Onu da Servet yazan bir milli takım formalıya ettiler ki o forma sebebiyle benden bile yiyebilirdi küfrü. Bir de ikinci gol sonrası deplasman tribününden gelen “Türkiye” tezahüratına kızıp “Türkiye’ye dönün o zaman” diye bağıranlar oldu, o tatsızdı bir miktar.
- Maç öncesi seramonisinde bize benzer şekilde anonsçu ismi, tribünler soyadını bağırıyor. Yalnız bizden farklı olarak yedekler için de yapıyorlar aynısını. Altyapı oyuncularına sevgileri oldukça kuvvetli. Draxler’den sonra en çok alkış alan oyuncu yedekteki Max Meyer’di.
- Tribün performansı hayalimdeki Arena tribünü. Kale arkası 90 dakika ve oldukça tempolu şekilde bağırıyor. Diğer tribünlerde önemli anlarda ayakta ve yine tempolu bir şekilde dahil oluyor. Şu maçın tam tersi TT Arena’da oynansa tribünler en geç 85. dakikada havlu atardı, adamlar 93. dakikada bile bizdeki “Tam Zamanı Şimdi”ye denk gelen tezahüratlarına devam ettiler.
- Drogba’ya maç boyu sövdüler, kendini atıyor, yatıyor, sportmenlik dışı diye. En ağır küfürleri Arschloch’u bile kullandılar onun için. Hatta maç sonrası dönüş yolunda bile sövmeye devam ediyorlardı. Semih de sakatlandığı pozisyonda küfürlerden nasibini aldı ama utanıp alkışladılar sonrasında.
- Sonuçta gittik, gördük, yendik. Buradan teğmene bana kalbi kadar temiz bu sayfayı ayırdığı için teşek...öhm...Nice zaferlere efendim (Jose selamlar).
*Gelsenkirşen’den oğlum gelecek, evi boşaltın.
NWF
Gönderen
L
on 13 Mart 2013 Çarşamba
Etiketler:
din,
futbol,
galatasaray,
şampiyonlar ligi
/
Comments: (0)
Ara
Arşiv
-
▼
2018
(41)
- ► 12/16 - 12/23 (1)
- ► 12/02 - 12/09 (3)
- ► 11/18 - 11/25 (1)
- ► 11/11 - 11/18 (1)
- ► 11/04 - 11/11 (1)
- ► 10/28 - 11/04 (1)
- ► 10/21 - 10/28 (1)
- ► 10/14 - 10/21 (2)
- ► 09/30 - 10/07 (1)
- ► 09/23 - 09/30 (1)
- ► 09/16 - 09/23 (1)
- ► 08/19 - 08/26 (2)
- ► 08/05 - 08/12 (1)
- ► 07/29 - 08/05 (1)
- ► 07/08 - 07/15 (1)
- ► 06/17 - 06/24 (1)
- ► 06/10 - 06/17 (1)
- ► 06/03 - 06/10 (2)
- ► 05/20 - 05/27 (1)
- ► 05/13 - 05/20 (1)
- ► 04/22 - 04/29 (3)
- ► 04/15 - 04/22 (2)
- ► 03/25 - 04/01 (1)
- ► 03/18 - 03/25 (1)
- ► 03/11 - 03/18 (1)
- ► 03/04 - 03/11 (1)
- ► 02/25 - 03/04 (1)
- ► 02/11 - 02/18 (1)
- ► 02/04 - 02/11 (1)
- ► 01/21 - 01/28 (1)
- ► 01/07 - 01/14 (1)
-
►
2017
(80)
- ► 12/31 - 01/07 (2)
- ► 12/24 - 12/31 (1)
- ► 12/17 - 12/24 (1)
- ► 12/03 - 12/10 (1)
- ► 11/26 - 12/03 (2)
- ► 11/19 - 11/26 (1)
- ► 11/12 - 11/19 (2)
- ► 10/29 - 11/05 (2)
- ► 10/22 - 10/29 (1)
- ► 10/15 - 10/22 (1)
- ► 10/08 - 10/15 (1)
- ► 10/01 - 10/08 (1)
- ► 09/24 - 10/01 (2)
- ► 09/03 - 09/10 (1)
- ► 08/27 - 09/03 (1)
- ► 08/20 - 08/27 (1)
- ► 08/13 - 08/20 (3)
- ► 08/06 - 08/13 (1)
- ► 07/30 - 08/06 (2)
- ► 07/23 - 07/30 (2)
- ► 07/16 - 07/23 (1)
- ► 07/09 - 07/16 (1)
- ► 07/02 - 07/09 (2)
- ► 06/25 - 07/02 (3)
- ► 06/18 - 06/25 (2)
- ► 06/11 - 06/18 (2)
- ► 06/04 - 06/11 (1)
- ► 05/28 - 06/04 (1)
- ► 05/21 - 05/28 (1)
- ► 05/14 - 05/21 (2)
- ► 05/07 - 05/14 (2)
- ► 04/30 - 05/07 (1)
- ► 04/16 - 04/23 (2)
- ► 04/09 - 04/16 (2)
- ► 04/02 - 04/09 (3)
- ► 03/26 - 04/02 (2)
- ► 03/19 - 03/26 (3)
- ► 03/12 - 03/19 (2)
- ► 03/05 - 03/12 (3)
- ► 02/26 - 03/05 (1)
- ► 02/19 - 02/26 (2)
- ► 02/12 - 02/19 (3)
- ► 02/05 - 02/12 (1)
- ► 01/29 - 02/05 (1)
- ► 01/22 - 01/29 (2)
- ► 01/15 - 01/22 (1)
- ► 01/08 - 01/15 (2)
- ► 01/01 - 01/08 (2)
-
►
2016
(127)
- ► 12/25 - 01/01 (1)
- ► 12/18 - 12/25 (1)
- ► 12/04 - 12/11 (1)
- ► 11/27 - 12/04 (2)
- ► 11/20 - 11/27 (2)
- ► 11/13 - 11/20 (2)
- ► 11/06 - 11/13 (3)
- ► 10/30 - 11/06 (2)
- ► 10/23 - 10/30 (1)
- ► 10/16 - 10/23 (5)
- ► 10/09 - 10/16 (2)
- ► 10/02 - 10/09 (1)
- ► 09/25 - 10/02 (3)
- ► 09/18 - 09/25 (3)
- ► 09/11 - 09/18 (2)
- ► 09/04 - 09/11 (2)
- ► 08/28 - 09/04 (2)
- ► 08/21 - 08/28 (2)
- ► 08/14 - 08/21 (2)
- ► 08/07 - 08/14 (2)
- ► 07/31 - 08/07 (3)
- ► 07/24 - 07/31 (4)
- ► 07/17 - 07/24 (2)
- ► 07/10 - 07/17 (2)
- ► 07/03 - 07/10 (2)
- ► 06/26 - 07/03 (4)
- ► 06/19 - 06/26 (3)
- ► 06/12 - 06/19 (3)
- ► 06/05 - 06/12 (3)
- ► 05/29 - 06/05 (2)
- ► 05/22 - 05/29 (4)
- ► 05/15 - 05/22 (4)
- ► 05/08 - 05/15 (2)
- ► 05/01 - 05/08 (2)
- ► 04/24 - 05/01 (3)
- ► 04/17 - 04/24 (2)
- ► 04/10 - 04/17 (6)
- ► 04/03 - 04/10 (2)
- ► 03/27 - 04/03 (2)
- ► 03/20 - 03/27 (3)
- ► 03/13 - 03/20 (2)
- ► 03/06 - 03/13 (4)
- ► 02/28 - 03/06 (3)
- ► 02/21 - 02/28 (2)
- ► 02/14 - 02/21 (3)
- ► 01/31 - 02/07 (2)
- ► 01/24 - 01/31 (3)
- ► 01/17 - 01/24 (4)
- ► 01/10 - 01/17 (2)
- ► 01/03 - 01/10 (3)
-
►
2015
(105)
- ► 12/27 - 01/03 (3)
- ► 12/20 - 12/27 (3)
- ► 12/13 - 12/20 (3)
- ► 12/06 - 12/13 (5)
- ► 11/29 - 12/06 (2)
- ► 11/22 - 11/29 (3)
- ► 11/15 - 11/22 (3)
- ► 11/08 - 11/15 (3)
- ► 11/01 - 11/08 (4)
- ► 10/25 - 11/01 (3)
- ► 10/18 - 10/25 (3)
- ► 10/11 - 10/18 (2)
- ► 10/04 - 10/11 (3)
- ► 09/27 - 10/04 (3)
- ► 09/20 - 09/27 (3)
- ► 09/13 - 09/20 (2)
- ► 09/06 - 09/13 (3)
- ► 08/30 - 09/06 (1)
- ► 08/23 - 08/30 (2)
- ► 07/05 - 07/12 (1)
- ► 06/28 - 07/05 (2)
- ► 06/21 - 06/28 (1)
- ► 06/14 - 06/21 (2)
- ► 06/07 - 06/14 (2)
- ► 05/31 - 06/07 (2)
- ► 05/24 - 05/31 (2)
- ► 05/17 - 05/24 (2)
- ► 05/10 - 05/17 (2)
- ► 05/03 - 05/10 (1)
- ► 04/26 - 05/03 (1)
- ► 04/19 - 04/26 (2)
- ► 04/12 - 04/19 (2)
- ► 04/05 - 04/12 (3)
- ► 03/29 - 04/05 (2)
- ► 03/22 - 03/29 (2)
- ► 03/15 - 03/22 (1)
- ► 03/08 - 03/15 (2)
- ► 03/01 - 03/08 (2)
- ► 02/22 - 03/01 (1)
- ► 02/15 - 02/22 (4)
- ► 02/08 - 02/15 (2)
- ► 02/01 - 02/08 (3)
- ► 01/25 - 02/01 (1)
- ► 01/18 - 01/25 (3)
- ► 01/11 - 01/18 (1)
- ► 01/04 - 01/11 (2)
-
►
2014
(151)
- ► 12/28 - 01/04 (1)
- ► 12/21 - 12/28 (3)
- ► 12/14 - 12/21 (1)
- ► 12/07 - 12/14 (2)
- ► 11/30 - 12/07 (2)
- ► 11/23 - 11/30 (2)
- ► 11/16 - 11/23 (2)
- ► 11/09 - 11/16 (2)
- ► 11/02 - 11/09 (3)
- ► 10/26 - 11/02 (3)
- ► 10/19 - 10/26 (2)
- ► 10/12 - 10/19 (4)
- ► 10/05 - 10/12 (3)
- ► 09/28 - 10/05 (2)
- ► 09/21 - 09/28 (4)
- ► 09/14 - 09/21 (2)
- ► 09/07 - 09/14 (3)
- ► 08/31 - 09/07 (2)
- ► 08/24 - 08/31 (1)
- ► 08/17 - 08/24 (2)
- ► 08/10 - 08/17 (2)
- ► 08/03 - 08/10 (2)
- ► 07/27 - 08/03 (1)
- ► 07/20 - 07/27 (3)
- ► 07/13 - 07/20 (2)
- ► 07/06 - 07/13 (4)
- ► 06/29 - 07/06 (4)
- ► 06/22 - 06/29 (4)
- ► 06/15 - 06/22 (4)
- ► 06/08 - 06/15 (3)
- ► 06/01 - 06/08 (4)
- ► 05/25 - 06/01 (4)
- ► 05/18 - 05/25 (2)
- ► 05/11 - 05/18 (2)
- ► 05/04 - 05/11 (3)
- ► 04/27 - 05/04 (3)
- ► 04/20 - 04/27 (3)
- ► 04/13 - 04/20 (4)
- ► 04/06 - 04/13 (3)
- ► 03/30 - 04/06 (2)
- ► 03/23 - 03/30 (2)
- ► 03/16 - 03/23 (5)
- ► 03/09 - 03/16 (2)
- ► 03/02 - 03/09 (4)
- ► 02/23 - 03/02 (4)
- ► 02/16 - 02/23 (5)
- ► 02/09 - 02/16 (4)
- ► 02/02 - 02/09 (6)
- ► 01/26 - 02/02 (3)
- ► 01/19 - 01/26 (3)
- ► 01/12 - 01/19 (3)
- ► 01/05 - 01/12 (5)
-
►
2013
(349)
- ► 12/29 - 01/05 (5)
- ► 12/22 - 12/29 (8)
- ► 12/15 - 12/22 (6)
- ► 12/08 - 12/15 (5)
- ► 12/01 - 12/08 (3)
- ► 11/24 - 12/01 (5)
- ► 11/17 - 11/24 (6)
- ► 11/10 - 11/17 (7)
- ► 11/03 - 11/10 (6)
- ► 10/27 - 11/03 (7)
- ► 10/20 - 10/27 (8)
- ► 10/13 - 10/20 (5)
- ► 10/06 - 10/13 (6)
- ► 09/29 - 10/06 (5)
- ► 09/22 - 09/29 (6)
- ► 09/15 - 09/22 (6)
- ► 09/08 - 09/15 (6)
- ► 09/01 - 09/08 (8)
- ► 08/25 - 09/01 (5)
- ► 08/18 - 08/25 (6)
- ► 08/11 - 08/18 (9)
- ► 08/04 - 08/11 (2)
- ► 07/28 - 08/04 (6)
- ► 07/21 - 07/28 (5)
- ► 07/14 - 07/21 (6)
- ► 07/07 - 07/14 (7)
- ► 06/30 - 07/07 (6)
- ► 06/23 - 06/30 (11)
- ► 06/16 - 06/23 (4)
- ► 06/09 - 06/16 (5)
- ► 06/02 - 06/09 (5)
- ► 05/26 - 06/02 (8)
- ► 05/19 - 05/26 (8)
- ► 05/12 - 05/19 (9)
- ► 05/05 - 05/12 (7)
- ► 04/28 - 05/05 (5)
- ► 04/21 - 04/28 (6)
- ► 04/14 - 04/21 (7)
- ► 04/07 - 04/14 (8)
- ► 03/31 - 04/07 (7)
- ► 03/24 - 03/31 (9)
- ► 03/17 - 03/24 (9)
- ► 03/10 - 03/17 (10)
- ► 03/03 - 03/10 (11)
- ► 02/24 - 03/03 (8)
- ► 02/17 - 02/24 (6)
- ► 02/10 - 02/17 (6)
- ► 02/03 - 02/10 (7)
- ► 01/27 - 02/03 (7)
- ► 01/20 - 01/27 (7)
- ► 01/13 - 01/20 (11)
- ► 01/06 - 01/13 (8)
-
►
2012
(496)
- ► 12/30 - 01/06 (8)
- ► 12/23 - 12/30 (6)
- ► 12/16 - 12/23 (10)
- ► 12/09 - 12/16 (9)
- ► 12/02 - 12/09 (12)
- ► 11/25 - 12/02 (10)
- ► 11/18 - 11/25 (13)
- ► 11/11 - 11/18 (11)
- ► 11/04 - 11/11 (15)
- ► 10/28 - 11/04 (9)
- ► 10/21 - 10/28 (8)
- ► 10/14 - 10/21 (10)
- ► 10/07 - 10/14 (10)
- ► 09/30 - 10/07 (11)
- ► 09/23 - 09/30 (7)
- ► 09/16 - 09/23 (11)
- ► 09/09 - 09/16 (7)
- ► 09/02 - 09/09 (6)
- ► 08/26 - 09/02 (9)
- ► 08/19 - 08/26 (10)
- ► 08/12 - 08/19 (6)
- ► 08/05 - 08/12 (7)
- ► 07/29 - 08/05 (9)
- ► 07/22 - 07/29 (8)
- ► 07/15 - 07/22 (6)
- ► 07/08 - 07/15 (8)
- ► 07/01 - 07/08 (9)
- ► 06/24 - 07/01 (9)
- ► 06/17 - 06/24 (13)
- ► 06/10 - 06/17 (14)
- ► 06/03 - 06/10 (6)
- ► 05/27 - 06/03 (9)
- ► 05/20 - 05/27 (9)
- ► 05/13 - 05/20 (12)
- ► 05/06 - 05/13 (12)
- ► 04/29 - 05/06 (5)
- ► 04/22 - 04/29 (8)
- ► 04/15 - 04/22 (6)
- ► 04/08 - 04/15 (6)
- ► 04/01 - 04/08 (9)
- ► 03/25 - 04/01 (12)
- ► 03/18 - 03/25 (8)
- ► 03/11 - 03/18 (12)
- ► 03/04 - 03/11 (6)
- ► 02/26 - 03/04 (10)
- ► 02/19 - 02/26 (10)
- ► 02/12 - 02/19 (10)
- ► 02/05 - 02/12 (10)
- ► 01/29 - 02/05 (11)
- ► 01/22 - 01/29 (12)
- ► 01/15 - 01/22 (9)
- ► 01/08 - 01/15 (11)
- ► 01/01 - 01/08 (12)
-
►
2011
(437)
- ► 12/25 - 01/01 (11)
- ► 12/18 - 12/25 (10)
- ► 12/11 - 12/18 (12)
- ► 12/04 - 12/11 (7)
- ► 11/27 - 12/04 (4)
- ► 11/20 - 11/27 (9)
- ► 11/13 - 11/20 (10)
- ► 11/06 - 11/13 (10)
- ► 10/30 - 11/06 (7)
- ► 10/23 - 10/30 (5)
- ► 10/16 - 10/23 (10)
- ► 10/09 - 10/16 (8)
- ► 10/02 - 10/09 (9)
- ► 09/25 - 10/02 (7)
- ► 09/18 - 09/25 (7)
- ► 09/11 - 09/18 (9)
- ► 09/04 - 09/11 (6)
- ► 08/28 - 09/04 (6)
- ► 08/21 - 08/28 (8)
- ► 08/14 - 08/21 (9)
- ► 08/07 - 08/14 (8)
- ► 07/31 - 08/07 (8)
- ► 07/24 - 07/31 (10)
- ► 07/17 - 07/24 (7)
- ► 07/10 - 07/17 (8)
- ► 07/03 - 07/10 (7)
- ► 06/26 - 07/03 (5)
- ► 06/19 - 06/26 (7)
- ► 06/12 - 06/19 (8)
- ► 06/05 - 06/12 (12)
- ► 05/29 - 06/05 (8)
- ► 05/22 - 05/29 (8)
- ► 05/15 - 05/22 (6)
- ► 05/08 - 05/15 (4)
- ► 05/01 - 05/08 (7)
- ► 04/24 - 05/01 (10)
- ► 04/17 - 04/24 (9)
- ► 04/10 - 04/17 (10)
- ► 04/03 - 04/10 (13)
- ► 03/27 - 04/03 (10)
- ► 03/20 - 03/27 (9)
- ► 03/13 - 03/20 (5)
- ► 03/06 - 03/13 (11)
- ► 02/27 - 03/06 (7)
- ► 02/20 - 02/27 (10)
- ► 02/13 - 02/20 (7)
- ► 02/06 - 02/13 (14)
- ► 01/30 - 02/06 (3)
- ► 01/23 - 01/30 (9)
- ► 01/16 - 01/23 (12)
- ► 01/09 - 01/16 (8)
- ► 01/02 - 01/09 (13)
-
►
2010
(653)
- ► 12/26 - 01/02 (13)
- ► 12/19 - 12/26 (12)
- ► 12/12 - 12/19 (10)
- ► 12/05 - 12/12 (10)
- ► 11/28 - 12/05 (7)
- ► 11/21 - 11/28 (5)
- ► 11/14 - 11/21 (6)
- ► 11/07 - 11/14 (9)
- ► 10/31 - 11/07 (7)
- ► 10/24 - 10/31 (7)
- ► 10/17 - 10/24 (7)
- ► 10/10 - 10/17 (7)
- ► 10/03 - 10/10 (11)
- ► 09/26 - 10/03 (8)
- ► 09/19 - 09/26 (9)
- ► 09/12 - 09/19 (8)
- ► 09/05 - 09/12 (10)
- ► 08/29 - 09/05 (5)
- ► 08/22 - 08/29 (10)
- ► 08/15 - 08/22 (7)
- ► 08/08 - 08/15 (5)
- ► 08/01 - 08/08 (7)
- ► 07/25 - 08/01 (8)
- ► 07/18 - 07/25 (7)
- ► 07/11 - 07/18 (10)
- ► 07/04 - 07/11 (16)
- ► 06/27 - 07/04 (17)
- ► 06/20 - 06/27 (12)
- ► 06/13 - 06/20 (17)
- ► 06/06 - 06/13 (13)
- ► 05/30 - 06/06 (19)
- ► 05/23 - 05/30 (12)
- ► 05/16 - 05/23 (8)
- ► 05/09 - 05/16 (11)
- ► 05/02 - 05/09 (13)
- ► 04/25 - 05/02 (13)
- ► 04/18 - 04/25 (16)
- ► 04/11 - 04/18 (26)
- ► 04/04 - 04/11 (14)
- ► 03/28 - 04/04 (19)
- ► 03/21 - 03/28 (18)
- ► 03/14 - 03/21 (22)
- ► 03/07 - 03/14 (21)
- ► 02/28 - 03/07 (19)
- ► 02/21 - 02/28 (17)
- ► 02/14 - 02/21 (10)
- ► 02/07 - 02/14 (21)
- ► 01/31 - 02/07 (8)
- ► 01/24 - 01/31 (19)
- ► 01/17 - 01/24 (16)
- ► 01/10 - 01/17 (26)
- ► 01/03 - 01/10 (25)
-
►
2009
(691)
- ► 12/27 - 01/03 (26)
- ► 12/20 - 12/27 (27)
- ► 12/13 - 12/20 (26)
- ► 12/06 - 12/13 (24)
- ► 11/29 - 12/06 (6)
- ► 11/22 - 11/29 (8)
- ► 11/15 - 11/22 (16)
- ► 11/08 - 11/15 (16)
- ► 11/01 - 11/08 (24)
- ► 10/25 - 11/01 (15)
- ► 10/18 - 10/25 (8)
- ► 10/11 - 10/18 (15)
- ► 10/04 - 10/11 (15)
- ► 09/27 - 10/04 (14)
- ► 09/20 - 09/27 (17)
- ► 09/13 - 09/20 (1)
- ► 09/06 - 09/13 (5)
- ► 08/30 - 09/06 (15)
- ► 08/23 - 08/30 (11)
- ► 08/16 - 08/23 (17)
- ► 08/09 - 08/16 (11)
- ► 08/02 - 08/09 (17)
- ► 07/26 - 08/02 (23)
- ► 07/19 - 07/26 (10)
- ► 07/12 - 07/19 (9)
- ► 07/05 - 07/12 (10)
- ► 06/28 - 07/05 (6)
- ► 06/21 - 06/28 (16)
- ► 06/14 - 06/21 (17)
- ► 06/07 - 06/14 (5)
- ► 05/31 - 06/07 (12)
- ► 05/24 - 05/31 (20)
- ► 05/17 - 05/24 (10)
- ► 05/10 - 05/17 (22)
- ► 05/03 - 05/10 (26)
- ► 04/26 - 05/03 (14)
- ► 04/19 - 04/26 (12)
- ► 04/12 - 04/19 (20)
- ► 04/05 - 04/12 (3)
- ► 03/29 - 04/05 (2)
- ► 03/22 - 03/29 (9)
- ► 03/15 - 03/22 (6)
- ► 03/08 - 03/15 (16)
- ► 03/01 - 03/08 (7)
- ► 02/22 - 03/01 (15)
- ► 02/15 - 02/22 (12)
- ► 02/08 - 02/15 (15)
- ► 02/01 - 02/08 (4)
- ► 01/25 - 02/01 (11)
- ► 01/18 - 01/25 (10)
- ► 01/11 - 01/18 (4)
- ► 01/04 - 01/11 (11)
-
►
2008
(884)
- ► 12/28 - 01/04 (6)
- ► 12/21 - 12/28 (13)
- ► 12/14 - 12/21 (7)
- ► 12/07 - 12/14 (8)
- ► 11/30 - 12/07 (8)
- ► 11/23 - 11/30 (12)
- ► 11/16 - 11/23 (14)
- ► 11/09 - 11/16 (20)
- ► 11/02 - 11/09 (23)
- ► 10/26 - 11/02 (14)
- ► 10/19 - 10/26 (9)
- ► 10/12 - 10/19 (12)
- ► 10/05 - 10/12 (7)
- ► 09/28 - 10/05 (15)
- ► 09/21 - 09/28 (14)
- ► 09/14 - 09/21 (21)
- ► 09/07 - 09/14 (25)
- ► 08/24 - 08/31 (1)
- ► 08/17 - 08/24 (4)
- ► 08/10 - 08/17 (20)
- ► 08/03 - 08/10 (6)
- ► 07/27 - 08/03 (5)
- ► 07/20 - 07/27 (9)
- ► 07/13 - 07/20 (9)
- ► 07/06 - 07/13 (12)
- ► 06/29 - 07/06 (16)
- ► 06/22 - 06/29 (7)
- ► 06/15 - 06/22 (7)
- ► 06/08 - 06/15 (19)
- ► 06/01 - 06/08 (15)
- ► 05/25 - 06/01 (17)
- ► 05/18 - 05/25 (21)
- ► 05/11 - 05/18 (29)
- ► 05/04 - 05/11 (22)
- ► 04/27 - 05/04 (32)
- ► 04/20 - 04/27 (14)
- ► 04/13 - 04/20 (15)
- ► 04/06 - 04/13 (43)
- ► 03/30 - 04/06 (46)
- ► 03/23 - 03/30 (46)
- ► 03/16 - 03/23 (23)
- ► 03/09 - 03/16 (17)
- ► 03/02 - 03/09 (40)
- ► 02/24 - 03/02 (39)
- ► 02/17 - 02/24 (24)
- ► 02/10 - 02/17 (32)
- ► 02/03 - 02/10 (22)
- ► 01/27 - 02/03 (10)
- ► 01/20 - 01/27 (20)
- ► 01/13 - 01/20 (14)






















