tribün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tribün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fiyat


İki renkli olanını Thunder yapmıştı (mavi-beyaz), ama üçlüye kimse girişmemişti sanırım.

Bu arada şunu da hatırlatalım, hiç yoktan iyidir elbet.

Ereğli



Bu ara eski postlara atıflar çoğaldı. Normal belki de, 6 yıl dolacak. 2.5 sene önce şöyle bir post atmışız. Geçenlerde bu dileğin gerçekleştiğini gördük hep beraber. Bu tip ayrıntılar bayağı önemli. Darısı diğerlerine.



Salyangoz


                
Dün akşam biraz kardeşimin gazı biraz da Ergin hocamın “taraftar gelsin” sözü sayesinde biletleri alıp maça gitme kararı aldık. Aslında kararımı etkileyen faktörlerden biri de Eskişehirspor taraftarının üstlerinde formalarla Efes’i desteklemeleriydi, o ortamı bir kez de kendi gözlerimle görmek istedim.

                Maçla ilgili teknik taktik konulardan en sonda bahsetmek istiyorum, zira gerek twitter’da gerekse de başka bloglarda benden daha iyi gözlemci olan arkadaşlarımız pek çok güzel değerlendirmelerde bulundular. Benim değinmek istediğim konu Eskişehirspor ve Anadolu takımlarının taraftarlık olgusu.
                
Ben geçmişte de bu konu hakkında blog yazısı yazdım, “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız!!!” taraftarlığından nefret ettiğimi belirttim ama yine yazmasam olmayacak zira bu sefer konu bambaşka. Eskişehirspor taraftarı özelinde konuşuyorum cidden aidiyat olarak olsun, tribün baskısı olarak olsun güzel taraftarlardır. Şehrin yarısı da –bilenler bilir- şehrin takımını tutar ama sıkıntılı konu İstanbul takımlarına kafayı o derece takmışlardır ki yolda forma-atkı taktığın anda kim olduğuna ne olduğuna bakmadan sana karışma hatta daha da ileri gitme konusunda kendilerini haklı görürler.
               
  Şöyle bir anım var hatta 2008 senesiyle ilgili. Son Gençlerbirliği Oftaş maçını arkadaşlarımla dışarıda bir kafede izlemiştik ve maçın bitimiyle kafenin içinde Galatasaray marşları çalmaya başladı. Kafe de öyle dışarıda sandalyeler olan dışarıya ses giden bir ortam da değil, tamamen kapalı dışarı ses gitmesi imkansız özellikle kulak verip dinlemediğin sürece. Tam o anda ne olduğu belli olmayan insanlar kafeyi basarak müzik sesini durdurdular ve taşlamakla tehdit ettiler bizleri, garsonlar daha önce de bu tip olaylar yaşandığı için mika korumalıklarla kapladılar camın dışını. Dışarı zor attık kendimizi kısacası, yolda yürürken de korna çalan birkaç arabaya kaldırımdan arabalara uçarak tekme atmak suretiyle saldırdılar. Bu da böyle bir bağlılık işte.
            
    Tüm bu bağlılığa, kendi şehirlerinde başka takım tutturmamaya yemin etmiş bu insanlar önce iki gün önce, sonra da dün üstlerinde kırmızı siyah formalar ellerinde Banvit bayraklarıyla Banvit adına 40 dakika aralıksız destek verdiler. Şunu anlamıyorum, ben sarı kırmızı formayı giymişim dolaşıyorum; sen gelip formayı istiyorsun çıkarttırıyorsun ama kendin gidip banvit forması giyerek 40 dakika susmuyorsun. Nasıl bir egodur, nasıl bir İstanbul düşmanlığıdır anlamıyorum. Sivas’ı hatırlıyorum televizyondan görüldüğü kadarıyla 2008’de o 5-3 lük maç öncesi –Sivas’ın da şampiyonluk şansı vardı o hafta- iki takım taraftarları beraber yürüyor vs. Yani illa öyle olsun demiyoruz da bir tutarlılık olsun, sen eğer bize forma giydirmezsen kendin de efendi gibi oturur basketbol maçını izlersin. Elinde Eskişehirspor atkısı, üstünde Banvit forması ile sesin kısılana kadar bağırmazsın. O düşmanı olduğunuz takımları yenmenin, onların üstüne geçmenizin yolu kesinlikle kaba kuvvet ya da aşırı bağnazlıkla karşılarındaki takımı tutmak değildir. 
            
    Maça geçecek olursak da bu sene bence Galatasaray olarak özellikle Hawkins olayı- Domercant sakatlığından sonra savunmamızı birazcık yukarda tutmamız gerekiyor. Jamont ve Arroyo bugün takımı birebir oyunlarıyla sürükleseler de hala hücumda düzgün bir set hücumu yapamıyoruz, kişisel refleks sayıları ve hücum ribauntlarına kalıyoruz. Savunmayı üst düzey tuttuğumuz 3. çeyrekte gelen fark da bunu gösteriyor. Hocam da su kaynattı o rezalet son çeyrekte, fark erirken mola almadı ve maçın 3 adamından biri olan Furkan’ı da kenarda unuttu. Elimde veri yok ama Furkan’ın oyunda olduğu- olmadığı dakikalardaki +/- durumunu merak ediyorum. Sonuç olarak bu maçtaki ribaunt performansımız ve finaldeki rakip Fenerbahçe’nin bu konudaki defoları düşünülünce asıl darbeyi oradan vurmamız gerekiyor. Ha bir de N’Dong o bacaklarla nasıl spor yapıyor o.O

Kalıp



Ya bu seriyi "seri" yapamadık. İsim bile koyamadık. Neyse böyle dağınık gitsin bari. 3. postta da tribünlerimizin güzide melodilerinden birinin kökeni olan bu şarkı var. Aslında Harika Avcı'nın gereksiz ünlülüğü hakkında bi' şeyler yazmak lazım ya neyse.

Kaju


Son zamanlarda ırkçılık trendi aldı başını gitti. Kafayı nereye çevirsen, hangi gazeteyi eline alırsan her yer ırkçılık garabetiyle dolu. Emre'den, Beşiktaş taraftarlarına; Beşiktaş taraftarlarından, Tavşanlı Linyitli Serkan Özsoy'a kadar elde geniş bir ''dedikodu'' malzemesi mevcut. Emre meselesi zaten hepimizin malumu, ilk vukuatı değil; sonuncusu olacak gibi de durmuyor. Alt ligde yaşanan Serkan-Mbamba olayı ise şaşırtıcı. Gittiği her yerde sempatiyle bakılan Mbamba gibi topçuların şu muameleye maruz kalması üzücü. Emre'yi siktir edersek (ki yapılması gereken bu) gerçek anlamda bu tarz olayların alt ligde vuku bulması çok kafa karıştırıcı... ''Türkiye'de ırkçılık yoktur!'' demek büyük iyimserliktir. Zira deri renginden çok, bu ülkede insanlar etnik kimlikleri sebebiyle çoğu kez ırkçılığa maruz bırakıldı. Bu bir gerçek. Çok derine inmeden buradan pası HBBA'ya gönderiyorum, o gayet kısa ve net bir şekilde yazmış ülkedeki ırkçılık tatavasını.

Evet, ne diyorduk? Irkçılık. Üst paragrafta bahsetmediğim bir tek Beşiktaş taraftarlarının ırkçılığı (!) kaldı. Dün yaşananları çeşitli şekillerde tahayyül etmek mümkün ama herhalde en ''cuk oturanı'' öfke patlaması olur. Yıllardır Demirören yönetiminin vesayeti altında şirazesi kayan taraftar, hakem ve bazı Galatasaraylı oyuncuların tahrikiyle (bkz. sezonun ilk Beşiktaş - Galatasaray maçı. Melo ve Eboue) büyük bir patlama yaşadı. Bu öyle bir patlama ki, normalde sosyalist/anarşist tanımı yapılan Beşiktaş tribünleri tekbir sesleriyle inledi. Bir Beşiktaşlı olarak o an utandığımı itiraf etmeliyim. MHP'nin il kongresinde yapılsa şu şaşırmam ama Beşiktaş tribünlerinde olunca -hakikaten- benim de oradaki taraftarlar gibi şirazem kaydı. Gelelim ırkçılık goygoyuna. İlk maçta söylenen ''fuck you''yu büyütüp maymun yapan zihniyet, bu maçın öncesinde yine ortaya çıktı. Melo için yapılan köpek benzetmeli pankartı bazı şirin arkadaşlar büyütüp ''ohahöe ırkçı ibneler''e çevirdi. Klas kafa, bu kafa hakikaten. Zokora lehine pankart açan, Fernandes gibi teni kavruk bir oyuncuyu baş tacı eden, Ferdinand, Amokachi, Nouma, Amaral, Shorunmu, Youla vb. oyunculara hep sempatiyle yaklaşan bir güruha itham edilmesi bile abesle iştigal olan ''ırkçılık'' yakıştırmasını bir Beşiktaşlı olarak kabul etmiyorum. Tribünün hepsine kefil olacak değilim, arada bu tarz hareketleri yapan denyolar her tribünde var. Bizde bu tip elemanlar yok diyen hayatında hiç maça gitmemiştir. Net.

Hazır konu ırkçılık ve Beşiktaşlılık iken postu yazma sebebim olan anıma geçeyim. Irkçılık kavramıyla bir Beşiktaş - Gençlerbirliği maçında tanıştım ben ilk. Sezonu hatırlamıyorum, ya yüzüncü yıl ya da ertesi. Gençler'in fırtına gibi estiği dönemler işte. Mustafa Özkan, Youla falan. Kadro taş gibi. Maçı babamla izlemeye gitmiştim Dolmabahçe'ye. Deniz tarafındaki, kapalının hemen bitişiğindeki eski açıktı lokalizasyonumuz. Tabii forsüküar'ın olmadığı dönemler o zamanlar, check-in yapamıyoruz, zaten o dönem bebeyim. Olsa da bi' bok anlamazdım. Neyse, maç öncesi Gençlerbirliği bizim tarafta ısınıyor. Her maç öncesi olduğu gibi millet şuursuzca tepinip oyuncuları tribüne çağırarak ''oley'' çektiriyor. Beşiktaş'ın ısındığı bölümde olmadığımız için, bizim eşraf kendini bir bakıma piç gibi hissediyor. Ben de dahil. Baktılar olmuyor, Gençlerbirliği oyuncularını çağırmaya başladı bizimkiler. Mustafa Özkan, M'bayo, Youla derken az sonra ana bacı düz gidilecek tüm Gençlerbirliği takımı tribünle selamlaştı (Tribün nankördür hacılar, bunu o zamanlar anladım). Evvela, Youla ve M'bayo gelirken önlerden bir denyo maymun hareketleri yapıp çevresindeki lümpen yancıları ile gülüşüp ''yamyam lan bunlar'' minvalinde gerzoluklar yapıyordu. İlkinde ses çıkmadı kimseden, hatta çok net hatırlıyorum babama dönüp ''neden maymun diyorlar?'' diye bile sormuştum. Youla gelirken bu denyo tekrardan ırkçılığın dibini gördü ama bu sefer tribün sessiz kalmadı. Adamın birkaç basamak üstünden birisi içtiği suyu herifin kafasına attı. Daha sonra bir hengame başladı ama kısa sürdü. Zira suyu fırlatan abinin arkası sağlamdı. Denyo ve beraberindeki lümpenler bunu görünce bayağı bi' pustular/sindiler. Maç boyunca da seslerini çıkaramadı göt oğlanları. Irkçılığın ne kadar irrite edici bir şey olduğunu o gün anladım, o ergen halimle. Beşiktaş taraftarı öğretti bana ırkçılığın ne kadar kötü bir şey olduğunu, şimdi lütfen kalkıp kimse bana şu üstteki fotoğraftan sonra ''siz ırkçısınız'' demesin. Gereken yapılmıştır orada büyük ihtimalle.

Bu arada o kadar dalga geçtiğim Aydın Yılmaz dün Ashley Young golü attı. Lap'tan Aydın için özür diliyorum :( Hoş herifin golü de kaynadı dünkü olaylardan sonra ama naparsın...


Bruno Mars


Müthiş bir koreografi, yoruma, övmeye fazla gerek yok. Da, ben en çok (ya da "daha çok") hayaleti Barcelona'nın turkuaz/yeşilimsi formanın renginde yapmalarında kaldım. Onu düz mantıkla bordo-mavi yapabilirlerdi. Fakat adamların kafa çalışıyor. Burada oynanan grup maçında Barcelona o formayı giymişti, normal şartlarda yine o renklerle sahada olacaktı. Ama...

İçerden darbe yediler ve koreografinin yüzde yüz başarılı olmasına bir nevi mani olundu. Çünkü -öğrendiğim kadarıyla- Galliani, Milan'ın Kupa 1 finallerindeki beyaz forma geleneğine başvurarak, takımın bu maçta beyaz giymesini istemiş. Totem hesabı. İşe yaramadı ama, olan koreografiye oldu. Hani bilmeden büyük "fail"e imza attılar.

Latasaray



Blogumuzun büyük hizmeti devam ediyor. Serinin 2. postunda bu kez, özellikle bizim mal Galatasaray tribünlerinin nasıl olup da içselleştirip, bu kadar yaydığını anlamadığımız o malum melodinin hangi şarkıdan geldiğini sunacağız.

Bonus track için de buradan.

Neden?


Birçok kişinin kendisine veya başkalarına sorduğu sorudur bu, neden bu "taraftarlık" ya da "fanatizm"?
Cevabını şöyle vermişler:

"... eğer saplantılarıma yol açan koşullar incelenseydi, diğer fanatiklerin kaçında benzeri bir Freudyen dramın izine rastlanırdı merak ediyorum. Tamam, futbol iyi bir spor olmasına iyi bir spor. Ne ararsanız var. Ama bir sezondaki maçların yarısına giden, büyük maçları izleyip uyduruk olanlarından uzak duran, mutlu bir şekilde bununla yetinen taraftarla, kendini hepsine gitmek zorunda hissedenler arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? Sonucu daha başından belli olan bir maçı izlemek için, altın değerindeki tatil günlerini boşa harcayarak çarşamba günü kalkıp Londra'dan Plymouth'a gitmek niye? Eğer fanatikler hakkındaki bu Freudyen teori doğru ise, kamyonlarla safariye giden insanların bilinçaltında ne menem bir şey yatıyor acaba? Galiba en iyisi, cevabı hiç bilmemek."

Nick Hornby, Fever Pitch (Futbol Ateşi), Çeviri: Bağış Erten, Sel Yayıncılık, Eylül 2006.

Galatasaray Tribünleri 09-10

Efendim bildiğiniz üzere Galatasaray'ın tek taraftar oluşumu ultrAslan bu seneden itibaren bütün alt oluşumlarıyla beraber Eski Açık'ta yer alacağını açıklamıştı.
Tobol maçına gideli bayağı oldu ama bugüneymiş kısmet. Yeni Açık Üst'teydim kuzen ve bir arkadaşla beraber, numaralı tarafta. Bu vesileyle yeni yerleşim ve avantaj-dezavantajları hakkında gözlem yapma fırsatım oldu.
Bir kere Eski Açık'a geçme kararının yerinde olmadığını söylemek yanlış olur. Özellikle Amerika'da olduğum süreç içerisinde maçları digitürkwebtv'den izleyebildiğim için, Kapalı'nın kalbinden başlayan tezahüratlar o ses hızı farkından dolayı iki kere geliyordu televizyona. Ayrıca Kapalı Tribün biletleri fahişleştikçe kombine alanlar azalıyordu, bu da iyiye işaret değildi. Velhasılı uA Eski Açık'a geçiş yaptı. Öğrenci kombinesi 1+4 taksitten 475 ytl olunca bitti direk kombineler doğal olarak. Ya bundan sonra paraya kıyıp Kapalı kombinesi alanlar, ya da "Ben Kapalı'dan gitmem abi" gibi bir mentaliteye sahip olan 300-400 kadar taraftar yine Kapalı'nın göbeğinde yerini almıştı.
Biz Yeni Açık'taki dangalak amigolar tarafından ilk yirmi dakika "Saldır Galatasaray oooooooooleeeeeey" diye bağırtılırken ben sesimi "hocam Eski'ye uyalım" diye kaybettim. Ha uyduk, uyalım derken bir de kendi başına tezahürata başlayan Kapalı çıktı. Oranın müdavimleriymiş ağalar, ne uydular ne sustular.
Önümüzdeki sigara içen, laz, yüzünü ilk defa gördüğüm çapulcu amigosu da şunu yaptırdı bize. Anlatmak biraz zor. Şimdi iki yumruğunuzu kaldırarak şu tezahüratı yapıyorsunuz, Kapalı'ya dönerek: "Kapalı şaşırma Eski Açık'ı dinle!" Melodi de "yönetim uyuma taraftara sahip çık!" Ne kafiye var, ne ses uyumu. Aptal aptal hareketler. Susmadı tabii adamlar. İki bin yetele vermişler, susmazlar.
Gelişmeleri tabii geçeriz buraya da bu sene çok tribün kavgası görecek Galatasaray. Üç senelik tribün hasreti dolayısıyla siktiriboktan Yeni Açık'ı bağırtmaktan bir hafta sessiz modda gezdim ama şunu da belirteyim. Yeni Açık'tan başka bilet bulamazsam gitmem abi maça. Bu kadar yani, gitmem. Siz de gitmeyin, çekirdekçi değilseniz.

Kupa Taraftarı vs. Arma Taraftarı

"Belediye Gol Gol Gol.."
"Üç, üç, üç, üç..."
"Yönetim İstifa..."
(8 Şubat 2009)


"Bütün takım el ele, hep beraber tribüne..."
"Yenilsen de yensen de taraftarın senle; üzüntünde sevincinde seninle birlikte!"
"Zaten aşklar da hep yalan dolan, sonu hep acı hüsran; bize her sevdadan geriye kalan sadece Galatasaray!"
(7 Şubat 2009)

İki takım da şampiyonluk yolunda önemli puanlar kaybetmiştir. Taraftar tepkileri yukarıda. Anladınız siz onu.

Boixos Nois


Kardeş Grup.

Gs Taraftarı


Geçen bir arkadaş ile konuşuyoruz, kendisinin de bir blogu var, bilen bilir. O gün -ne o günü lan, dün- Gs-Fb basketbol maçına gitmişti kendisi. Ondan konuşuyoruz filan, konu Aslantepe'ye geldi. Eleman "orayı da doldururuz, amına koruz" gibisinden gürlüyordu. "Nah" dedim, "nah doldururuz".

Ne zamandır bizim taraftar hakkında kötü düşünüyordum ve bir şeyler karalamak istiyordum. Bu da bahane oldu, yeniden kafamda canlandı, alev aldı mesele. İyi oldu. Değinmeden olmaz bu konuya.


Geçen yaz İstanbul'daydım-bir şerefsizin yanında. Bir Galatasaray taraftarı olarak ilk defa takımımı yakından görme ve tribünden izleme/destekleme imkanına sahip oldum. Kendimi gerçek bir taraftar hissettim, bu işlerin uzaktan daha farklı olduğunu anladım. Yakın temasta bulununca daha esaslı destek olduğunu anlıyor insan. Öbür türlü daha farklı.
Ama her şey bunlar değilmiş. İşin iyi tarafı bir yere kadarmış. Önce idmanlarda Gs tribün profilinin nasıl olduğunu anlama şansımız oldu. Tabii ben herkesi tanımıyorum, Hüseyin'in destek bilgileriyle tamamlıyoruz her şeyi. Biraz tiksindik. Ama takımı yakından görme sevinci örtbas etti bu manzaraları ilk başta.
Az zaman sonra İstanbulspor ile yapılan hazırlık maçına gittik Hüseyin'le. Yolculuk kısmı zaten ayrı bir yolculuk, "Olimpiyat çilesi"nin ne olduğunu öğrendik. Kapalı'nın göbeğine konuşlandık bizimkiyle. Ben tabii ilk defa maça geliyorum, içine girmeden nerden bileyim ne kadar fark edeceğini nerde oturacağının? Çok fark ediyormuş. Bağırmazsan sopa kafana iniyormuş. Hem de hazırlık maçında, düşünsene bir de Avrupa maçı olduğunu...

Bir diğer nokta da, Gs tribünlerinin kalbi diyebileceğimiz yer, kültürel ve sosyo-ekonomik olarak çok feci seviyede insanların elinde. Görmesem inanmam zor olurdu ama, öyleymiş maalesef. Bu manzarayı görünce, aklıma Gs dergisi'nde gördüğümüz o "eli yüzü düzgün, kültürlü kapalı müdavimleri" nerede sorusu gelmedi değil. Elbet bi' yerdelerdir ama, insan görmek ister, biliyorsunuz.
Maç başlamadan önce rutin olarak İstiklal marşımız okunacak, başladı marş, arkamı şöyle bir döndüm, niye döndüm onu da bilmiyorum ya, herkesin eller havada, eller kurt şeklinde... Ben kalır kaskatı. Hüseyin'e döndüm, o da " ee böyle abi burda" der gibi baktı. Hah dedim, süper.

Anlayacağınız, ilk kez takımımı yakından görmek ve direkt destek verebilme olanağına kavuşmuş oldum ama, birçok olumsuz şeye de şahit olup geldim.
Hah, son olarak da, 06-07 sezonunun sonunda, ceza almamıza sebep olan o maçtaki (Fb maçı işte) olayların da neden gerçekleştiğini anlamış bulundum bu yakın temaslar sonucunda.

Gelelim yakın zamandaki sıkıntıma, bu konuda.
Bizim stad maksimum 25 bin kapasiteye sahip. Peki kaç milyon taraftarımız olduğu söyleniyor? En az 25 milyon. İstanbul'un nüfusu 20 milyon. Bunun da 5 milyonu Gs'lı diyelim. Bu amına kodumun şehrinde 25 bin insan dolduramıyor mu ASY'yi? Bu kadar mı acizler? Her boka para buluyorlar da, maça gelince mi yok? Kimse bu söylediklerime kendince "kriz var abi" cevabını vermesin, üstüne uçarım. Herkes biliyor neyin ne olduğunu.
Ee, ne diyeceğiz şimdi, Gs taraftarı aslında sadakatsiz mi, samimiyetsiz mi, hangisi sizce? Bu sadece bu sezonluk bir şey de değil. Ama şunu biliyorum ki, son dönemde benim gözüme çok sık çarpıyor ve yeni stadı düşündükçe de içimi sıkıntı basıyor. Eşşek kadar stadı dikip de, ardından Fb'nin stadında olduğu gibi yarısı boş mu izleyeceğiz maçları. Nerede o zaman milyonlarca taraftar, ha?

Benim gibi, normal şartlarda maça gitmeyen bir taraftar bunları düşünüyor. Bu sizce anormal mi yoksa normal mi? Orası beni ilgilendirmez, ben takımımı düşünürüm. Aynı şehirde yaşayıp da takımını desteklemeye gidemeyen salaklar utansın.
Lafa gelince bol;30 milyon taraftar. E ne sikime yarıyor bunlar o zaman? Ankette yer doldurmaya mı?

Şimdi artık yok ama, uzuuunca dönem, kahvelerde oturduğu yerden, sahadaki ter döken futbolcuya haksız şekilde küfreden orospu çocuklarıyla birlikte maç seyrettim. Biliyorum ne kadar çok yerinden keyfi kaçmadan sövmesini bilen ibne olduğunu. Bizim insanımız ters yöne geçmeyi çabuk becerir ve sever. Az önce sülalesini siktiği adam, 2 dk sonra gol atar ve o da kendinde sevinme hakkı görür. Bunlar zaten ziyan.
Ama bari stad dolsun anasını satıyım. O adamlar sahaya çıkınca görsün emeklerinin en azından orda boşa gitmediğini. Bir de bu takım, başarı olarak ne gelir bilmiyorum ama, tarihimizin en keyif veren takımlarından biri, belki de en iyisi. Böyle bir takım ortaya çıkmışken, nerede bu adamlar?

Ben ümitsizim Aslantepe konusunda. Dolmaz bu gidişle. Ha, yapılır, bitirilir sağ-salim. Güzel de olur. Ama dolmadıkça neye yarayacak orası. Stada anlam veren taraftardır. O da göt çıkarsa, stad ne yapsın.

Çökçökçü Abiler

Bizde yok diyene kafa atarım. Konya-Fener maçını izliyorum, numaralı tarafta bir abi var. Her Konya geldiğinde insanlar doğal olarak ayağa kalkıyor, oturması kabahat, arkadan bu dayı "çöööööööööööööööeek, çöööööööööööööööööööğğkk!" Ulan git evinden izle o zaman zaten senede üç kere televizyona çıkıyorsunuz al çekirdeğini eline ooooh...