taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fraktal


Salı günü Trt'nin müthiş maç seçimiyle Arsenal-Bayern'i izliyoruz. Son 15 dakikada Arsenal iyice çözüldü falan, gol sevinçlerinden birinde, yukarıda gördüğümüz manzara takıldı gözüme bir anda. Bilgisayardan linkle izlesen, hadi gene alırsın ekran görüntüsü de, televizyonda; geçti gitti bir anda. Sonradan İbo sağolsun, yolladı. Olay şu: Pankartta "Old Trafford '02" yazıyor. Sarı zemin üstüne mavi/lacivert yazı ile. Arsenal, sezon bitimine birkaç hafta kala Old Trafford'da United ile oynayıp, orada kazanıp şampiyonluğu ilan ediyor. O maçta da Arsenal (haliyle) deplasman formasını giyiyor ve bu forma da altın-lacivert. Bu maça hoş ve kalıcı bir gönderme yani. Böyle şeyler çok güzel. Tabii renk tonunda biraz "sapma" olmuş ama, kulübün geleneksel dış saha renkleri sarı-mavi olduğundan, çok bir sorun teşkil etmiyor. Mesela TT Arena'ya bir tane "Saraçoğlu '12" yapılsa...


Touch


Bu Thunder taraftarının iki renkte tişört giyerek oturması güzel. En azından Miami'ninkinden iyi her türlü, o kesin. Fakat rakip mavi giyince, ki oradaki ilk iki maçta Clippers öyle yaptı, sanki deplasman taraftarıyla kardeş kardeş oturuluyor gibi bir atmosfer ortaya çıkıyor. Ya da hayır amaçlı maç ayarlanmış gibi, "Zidane'ın takımı vs Figo'nun takımı" falan.


Korsan


Benim NCAA'de en beğendiğim taraftar/öğrenci grubu Pittsburgh'unki. Duke, Michigan State, Maryland, Syracuse, Kentucky, New Mexico, Kansas gibi kolej basketbolunun en ateşli atmosferlerinin hepsinin üstüne koyuyorum Petersen Events Center'daki bu asla anlaşılamayacak kaosu, karmaşayı. Salonda öğrencilerin istediği yaramazlığı yapacağı bir bölüm var Oakland Zoo dedikleri. Alttaki resim her şeyi açıklıyor aslında. 


The Pete'in çitlerinde gerçekten bunlar asılı ve öğrenciler gerçekten kampüsteki her maça üzerlerinde "ZOO" veya "Oakland Zoo" yazılı altın renkli tişörtlerle geliyorlar. Pittsburgh Panthers, bu öğrenciler önünde yenilmesi en zor takımlardan biri (belki de en zoru) olarak biliniyor tüm Amerika'da. 2008-2010 arasında 31 maç üstüste kazanmışlar bu salonda. Syracuse maçına kadar da Top 5 takımlara karşı 9-0'mış Pitt'in galibiyet-mağlubiyet derecesi.


Doris Burke de gözümüzün önünde yaşlandı be. (Resimlere tıklayıp büyütün)

Salyangoz


                
Dün akşam biraz kardeşimin gazı biraz da Ergin hocamın “taraftar gelsin” sözü sayesinde biletleri alıp maça gitme kararı aldık. Aslında kararımı etkileyen faktörlerden biri de Eskişehirspor taraftarının üstlerinde formalarla Efes’i desteklemeleriydi, o ortamı bir kez de kendi gözlerimle görmek istedim.

                Maçla ilgili teknik taktik konulardan en sonda bahsetmek istiyorum, zira gerek twitter’da gerekse de başka bloglarda benden daha iyi gözlemci olan arkadaşlarımız pek çok güzel değerlendirmelerde bulundular. Benim değinmek istediğim konu Eskişehirspor ve Anadolu takımlarının taraftarlık olgusu.
                
Ben geçmişte de bu konu hakkında blog yazısı yazdım, “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız!!!” taraftarlığından nefret ettiğimi belirttim ama yine yazmasam olmayacak zira bu sefer konu bambaşka. Eskişehirspor taraftarı özelinde konuşuyorum cidden aidiyat olarak olsun, tribün baskısı olarak olsun güzel taraftarlardır. Şehrin yarısı da –bilenler bilir- şehrin takımını tutar ama sıkıntılı konu İstanbul takımlarına kafayı o derece takmışlardır ki yolda forma-atkı taktığın anda kim olduğuna ne olduğuna bakmadan sana karışma hatta daha da ileri gitme konusunda kendilerini haklı görürler.
               
  Şöyle bir anım var hatta 2008 senesiyle ilgili. Son Gençlerbirliği Oftaş maçını arkadaşlarımla dışarıda bir kafede izlemiştik ve maçın bitimiyle kafenin içinde Galatasaray marşları çalmaya başladı. Kafe de öyle dışarıda sandalyeler olan dışarıya ses giden bir ortam da değil, tamamen kapalı dışarı ses gitmesi imkansız özellikle kulak verip dinlemediğin sürece. Tam o anda ne olduğu belli olmayan insanlar kafeyi basarak müzik sesini durdurdular ve taşlamakla tehdit ettiler bizleri, garsonlar daha önce de bu tip olaylar yaşandığı için mika korumalıklarla kapladılar camın dışını. Dışarı zor attık kendimizi kısacası, yolda yürürken de korna çalan birkaç arabaya kaldırımdan arabalara uçarak tekme atmak suretiyle saldırdılar. Bu da böyle bir bağlılık işte.
            
    Tüm bu bağlılığa, kendi şehirlerinde başka takım tutturmamaya yemin etmiş bu insanlar önce iki gün önce, sonra da dün üstlerinde kırmızı siyah formalar ellerinde Banvit bayraklarıyla Banvit adına 40 dakika aralıksız destek verdiler. Şunu anlamıyorum, ben sarı kırmızı formayı giymişim dolaşıyorum; sen gelip formayı istiyorsun çıkarttırıyorsun ama kendin gidip banvit forması giyerek 40 dakika susmuyorsun. Nasıl bir egodur, nasıl bir İstanbul düşmanlığıdır anlamıyorum. Sivas’ı hatırlıyorum televizyondan görüldüğü kadarıyla 2008’de o 5-3 lük maç öncesi –Sivas’ın da şampiyonluk şansı vardı o hafta- iki takım taraftarları beraber yürüyor vs. Yani illa öyle olsun demiyoruz da bir tutarlılık olsun, sen eğer bize forma giydirmezsen kendin de efendi gibi oturur basketbol maçını izlersin. Elinde Eskişehirspor atkısı, üstünde Banvit forması ile sesin kısılana kadar bağırmazsın. O düşmanı olduğunuz takımları yenmenin, onların üstüne geçmenizin yolu kesinlikle kaba kuvvet ya da aşırı bağnazlıkla karşılarındaki takımı tutmak değildir. 
            
    Maça geçecek olursak da bu sene bence Galatasaray olarak özellikle Hawkins olayı- Domercant sakatlığından sonra savunmamızı birazcık yukarda tutmamız gerekiyor. Jamont ve Arroyo bugün takımı birebir oyunlarıyla sürükleseler de hala hücumda düzgün bir set hücumu yapamıyoruz, kişisel refleks sayıları ve hücum ribauntlarına kalıyoruz. Savunmayı üst düzey tuttuğumuz 3. çeyrekte gelen fark da bunu gösteriyor. Hocam da su kaynattı o rezalet son çeyrekte, fark erirken mola almadı ve maçın 3 adamından biri olan Furkan’ı da kenarda unuttu. Elimde veri yok ama Furkan’ın oyunda olduğu- olmadığı dakikalardaki +/- durumunu merak ediyorum. Sonuç olarak bu maçtaki ribaunt performansımız ve finaldeki rakip Fenerbahçe’nin bu konudaki defoları düşünülünce asıl darbeyi oradan vurmamız gerekiyor. Ha bir de N’Dong o bacaklarla nasıl spor yapıyor o.O

Aklını Beynini...

Facebook'ta önümüzdeki hafta oynanacak olan GS-FB basket maçıyla alakalı bir event var.
Wall'dan direk alıyorum.
"yine gidelim abdi ipekçiye yine koyalım fenere yine küfür edelim şerefsizlere yine polis atsın bizi salon dışına yine isyan edip kıralım koltukları fırlatalım fbli piçlerine :)"
Ulan yavşak,
Sen biliyor musun o koltuklar için orada kaç tane adam alın teri döküyor, şampiyonaya yetiştirelim diye gecesini gündüzüne katıyor?
Biliyor musun kaç tane gönüllü orada o koltuk düzenlerini gözleri patlayıncaya kadar sisteme aktarıyor?
Biliyor musun 2010 Dünya Şampiyonası'nın Türkiye'de düzenleneceğini?
Ulan yavşak, o koltukların parası kulübünün kasasından çıkıyor, bilmiyorsun değil mi?
Sen o staddan atılınca hiç suçu olmayan adamlar dayak yiyor dışarıda senin gibi bir orospu çocuğu yüzünden, bu senin aklına gelmiyor hiç değil mi?
Yavşak.
Bütün taraftar profili bu değil tabii, bu sadece bir yavşak.

Hadi Bakalım Amınıza Koyalım

Vermante's de gördüm biraz önce.
Siz de bir bakın, aşağıda devam edelim sallamaya.

http://vermante.blogspot.com/2009/10/kisiliksiz-serefsizsiniz.html

Mikro Taraftar


Geçenlerde evde oturuyoruz, bir arkadaş birileriyle Msn'de konuşuyor. Bjk-Gs maçının ertesi saatlerdi sanırım. Dedi ki, "abi bu ne ya, bütün sene maç izlemeyen kızlar gelmiş şampiyonluğa seviniyor." "Yeni mi anladın" dedim ben de...

Maalesef bu türden çok var, önünü almak da mümkün değil. Milletin tavrını-hareketlerini de kontrol altında tutamıyoruz ne yazık ki, ne kadar saçma olursa olsun.
Şunlar var:
1. Arkadaşlık ve, diğer yakın insanlarla ilişkilerimiz, genelde onlarla dalga geçmek üstüne kurulu olur. Yani her halükarda bir punduna getirip, o kişilerle maytap geçmeyi kollarız hep. Tabii bunu yaparken karşı tarafı kıranı da oluyor. O şampiyonluk ve/veya galibiyetten sonra hemen o kişiler aranır, veya ertesi gün işte hemen ilk fırsatta dalga geçilir. Bu aslında, o ilişkilerin ne kadar zayıf olduğunu gösterir. Ben bir arkadaşımla eğlenmek için sadece ne kadar zamanda geleceği belli olmayan bir şampiyonluğu bekliyorsam, sikeyim karakterimi. Bu kadar mı yani.

2. Doğal olarak, insan "kazanan taraf"ta olmak ister. Bu aslında biraz da yukarda söylediklerimle alakalı. Bu sebepten bütün sezon maç sonucuna bile bakmayan ademoğlu, şampiyon olabileceklerini haber alınca, hemen teyakkuza geçiyor. Fırsat doğdu çünkü, sen bir süre "üstünlüğünü" kullanabileceksin karşı cephelere. Bu şey "bir süre" olsa bile, bünyeye iyi gelebiliyor. Yeter de artar. Kaç kere fırsatı oluyor ki?

3. Bunu hep söylüyorum, daha önce bir yazıda da ufakça değinmiştim:Türkiye'de futbolla ilgilenen çoğu insan, yeteri derecede samimi değil. Çoğu, işte yukarıda da az-çok söylediğim gibi, kazanınca ortaya çıkıyor. Onun haricinde, ne maçı izliyor, ne doğru-düzgün takip ediyor. Hiçbir çaba yok. Sonra da gel şampiyon olunca sevin. Hadi siktir ordan.
Dahası, maçlara gidip, bir pas hatasında adamın sülalesini aşağıdan yukarı elden geçirip, yine kendinde sevinme hakkını bulan şerefsiz de var. Bunların bir kısmı da tribünde oluyor, en hazini o.
Bu tip karakterlerin çoğu aynı zamanda, dışarı kaynaklı itki sebebiyle futbolla ilgileniyor. İlgilenme ulan. Efendi gibi iş yapmayacaksan bulaşma. Ne bileyim, ortamdaki kişilerin hepsi futbolseverdir, o sadece eksiktir. Veya, aidiyet hissi ortaya çıkıyordur falan filan. Aslında psikolog filan olup da, bunların ağzına sıçmak lazım ya neyse.

Bu tip insanların hiçbiri ne yaptığının farkında değil, sorgulama ihtiyacı sıfır. Lan ben önce nasıl davranıyordum, şimdi ne bu hırs, ne bu gaz, ne bu lay lay lay lay lay lay lay lay laaaay ooo beşiktaaaş. O sebepten bok havuzlarındalar ya zaten.