forma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
forma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çeviri: Raptors'ın 'Dinozorlu' Formasının Sözlü Tarihi


(Orijinali için buradan.)

1993 yılında NBA, Toronto şehrini ilk NBA takımı ile ödüllendirdi. Vancouver ile birlikte bu yeni iki takım, lige 1995'te katılacaktı. Toronto'daki kurulacak olan bu basketbol kulübünün orijinal sahipleri olacak yatırımcılara önderlik eden Kanadalı işadamı John Bitove Jr., daha sonra takımın isim ve logo sorumluluğunu da üstlenmişti.

Aylar süren araştırma, birazcık Jurassic Park'tan alınan ilham, Happy Meal kutusu gibi forma yapma isteği ve uluslararası bir marka yaratma isteğinin ardından, Toronto Raptors dünyaya geldi. Bu okuyacaklarınız, başlangıçtan o dönemki oyuncular ve taraftarların tepkilerine, ve son olarak kültürel etkilerine kadar Raptors'ın meşhur dinozor logosu ve ona eşlik eden formasının sözlü tarihi.


BÖLÜM 1
-- Köken

Tom O'Grady (Yaratıcı Yönetmen, NBA): Ben NBA'in ilk yaratıcı yönetmeniydim. Lig binasına geldiğimde, fotoşoptan haberi olan kimse yoktu; ben geldim ve o bölümü kurdum. İlk başta sıfatım 'Sanat Yönetmeni'ydi. Bir tane çizim masam vardı ve biraz da kağıt. Heyecan vericiydi.

John Bitove Jr (dönemin Toronto Raptors sahibi): NBA bünyesinde çok yaratıcı birisi vardı; Tom O'Grady adında, beraber çalışmak için can atacağınız bir adam. 1994 FIBA Dünya Şampiyonası için birlikte çalışmıştık, yani ona aşinaydık.

O'Grady: Başlarda, 1946'daki takım yüzünden, herkes ismin 'Huskies' olacağını varsayıyordu.

Bitove Jr: Takıma 'Huskies' ismini verecektim. Ama Lig'den birileriyle konuştum ve bana "Zaten elimizde Minnesota Timberwolves var. Yeni bir şey deneyebilirsiniz" dediler. Haklıydılar.

O'Grady: John benden daha gençti, Kanadalı olmakla bir sorunu da yoktu ama bana şöyle dedi: "İstediğim son şey, bir akçaağaç yaprağı ile basketbol topunu bir arada görmek. Ortaya çıkacak şeyin uluslararası bir marka olmasını istiyordum."

Bitove Jr: Küresel ve Kanada haricinde de göze çarpabilecek bir şey istedik. Bu şekilde moru ana rengimiz olarak seçtik. O zaman Kanada'da hiçbir yerde kullanılmıyordu.

Himal Mathew (Danışman, Toronto Raptors): Çağdaş, dinç, enerjik ve o dönem hakim durumdaki geleneksel hokey kültüründen daha cazip bir şeyler arıyorduk.

Isiah Thomas (kısmi sahip ve başkan yardımcısı, Toronto Raptors): John ve ben gençliğe odaklanmıştık: Yeni jenerasyonu çekmek en mühim şeydi. Disney ve McDonald's'ta çok zaman harcadık. Mickey Mouse'u örnek alarak, zamana direnecek bir şeyler bulmak istedik.

O'Grady: McDonald's'ın 'Happy Meal' ile neye sahip olduğunu gördü. Çocuklar boktan bir hamburger ve elma suyu için etrafta koşuşturuyor, o Happy Meal kutusu sayesinde gözleri parıldıyor. John o kutularla aynı tasarıma sahip forma istemişti. Çocukları o şekilde bağlamak istiyordu. Bitove Jr.'ın benden, dinozor ismini seçen takımların akıbetini araştırmamı istemişti. Spor logoları hakkında çok şey biliyordum ama aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Bu konuda bir ihtimal var mı diye düşünmemi istedi, özellikle de Jurassic Park yüzünden.

Bitove Jr: Benim kişisel referansım T-Rex'ti. 'Toronto T-Rex' isminin güzel bir çağrışım yapacağını düşündüm. Ama insanlar T-Rex'in yavaş ve hantal olduğunu, ama Raptor'ın daha hızlı olduğunu, bir basketbol oyuncusunu daha çok çağrıştıracağını söylediler. Hokey, ülkedeki beyazların geleneksel sporuydu. Basketbolu geliştirmemizin tek yolu, gençlere, kadınlara ve ülkeye yeni gelenlere odaklanmaktı. Nihai olarak 10 isim üzerinde karar kıldık (Beavers, Bobcats, Dragons, Grizzlies, Hogs, Raptors, Scorpions, Tarantulas, T-Rex, Terriers) ve insanlar en çok 'Raptors' adı için heyecanlandı.

Mathew: Neredeyse her uzmanın kendi favori ismi vardı -- hepsi de hararetle savunuyordu. Benzer şekilde, insanların tutmadığı isimler vardı ve onlarla dalga geçildiği oldu. 'Raptors' adı beni şaşırtmış ve düşündürmüştü. Bunu yaratıcı, orijinal ve stratejik açıdan hedefi bulan bir isim olarak değerlendirmiştim.

O'Grady: Raptor'ın birkaç farklı versiyonunu tasarlamıştık, bunları John'a faksladım.

Bitove Jr: Müthişti. İstediğimiz her şeyi yakalıyordu. Küreseldi. Farklıydı. Hayvansıydı.

O'Grady: Orijinal formalar son derece basitti. Logonun üstünde Raptors yazıyordu, bir daire ve altında numara. John "Daha fazlasını istiyorum, bu kadarı yetmez" diyordu. İstenen, abartılı bir şeylerin yapılmasıydı. Çizgilerin üstüne pençe izi koyarak birini hallettik. Sonra "Bir şeye daha ihtiyacımız var" dedi.

Bitove Jr: Tom'a "Neden tüm logoyu formaya koymuyoruz?" dedim. Yapıp geri yolladı ve işte şimdi dikkat çekiyordu. "Güzel, işte istediğimiz bu."

O'Grady: Eve koşturdu. Delirmişti. Ailesi bayılmıştı. Herhangi bir sınırlama yoktu. Rahat durumdaydık. Gerçekten çok eğlenceliydi. Bir tasarımcı olarak orada olmak ve daha önce kimsenin görmediği bir şeyi yapmak büyük bir şanstı.

Bitove Jr: Açık yeşil versiyon da vardı. Gümüş yerine altın olan da. Farklı versiyonlar vardı elimizde.


O'Grady: Kırmızı, son zamanlara kadar işin içinde yoktu. John diğer bazı takım sahipleriyle konuştu; onlar, ortada Kanada'yı çağrıştıran hiçbir şey olmadığını söylemiş. Beni arayıp Raptor'ı yeşil yerine kırmızı yapmak istediğini söyledi.

Bitove Jr: Açık yeşil Raptor seçilmeye çok yakındı. Ama nihayetinde Kanada'da yaşadığımız için, biraz kırmızımız olması gerekiyordu, ben de "Tamam, Kanada kırmızısını ekleyelim ki, ortada biraz Kanadalılık olsun" dedim.

O'Grady: Moru da eklediğimizde, kırmızı, mor ve siyah, gerçekten çok iyi duruyordu. Sağlam bir görünüşü olmuştu.

Thomas: Mor benim favori rengimdi, ve renklerimiz çok popüler oldu. Şehir ve taraftarlar renkleri kucakladı.


BÖLÜM 2
-- Reaksiyon

Takımın logosu, resmî olarak 1994'te tanıtıldı. Resmî renkler, kırmızı, mor, siyah ve 1891'de basketbolu bulan James Naismith'in anısına 'Naismith gümüşü'ydü. Herkes logoya bayılmadıysa bile, şu konuda mutabıklardı: Farklıydı. 

Joshua Roter (In Vintage We Trust'ın sahibi): Raptors inanılmaz bir risk almıştı ve markalaşma açısından dev bir adım atmıştı. Daha önce profesyonel sporlarda görülmemiş bir şeydi. Belli bir dönemi temsil ediyordu.

O'Grady: Gelenekçiler nefret etti. Klasik değildi, bir Celtics ya da Lakers tarzında -- ah, hayır. Çocuklar bayıldı, çünkü çok farklı ve canlıydı; ayrıca geleneksel spor tasarımlarının zıttıydı.

Paul Lukas (gazeteci, Uni-Watch): Erken dönemde, spor logolarındaki hayvanlar, Bugs Bunny karakterleriydi. Eğlencevi seven, haylaz tiplerdi. Raptor ise gaddar ve korkutucuydu. Abartılı olmasına karşın, gülünç bir tarafı da vardı.

Roter: Grafik açısından, logoya bakınca, gerçekten iyi bir iş. Dişler, tırnakların yırtıp geçtiği ayakkabılar muazzamdı. Sevilesi birçok nokta vardı.

J. E. Skeets (televizyoncu, The Starters): Logo devasaydı -- bu başka bir neşeli tarafı, yalnızca top süren bir Raptor olması değil, o başka mesele. Bütün formayı kaplıyor. Sonra o ince, garip çizgiler ekleniyor. Birçok şey var.

Tracy Murray (Toronto Raptors oyuncusu, 1995-1996): Renklere bayılmıştım. Orijinal renklerdi. Mor, siyah ve beyaz. Bayılmıştım.



Skeets: Bir taraftan, hiç önemi yok, çünkü ben bir basketbol delisiyim -- kim umursar ki, Toronto'da bir basketbol takımı kuruluyor. Ama bir yandan da şu durum vardı: Onun adı ne? Bu da nesi? Bunun Toronto ve Kanada'da ne işi var?

Thomas: Jurassic Park çok popülerdi, Raptor da bizim istediğimiz şeye uyuyordu. Vahşilik ve zeka sahibi; Raptor zekasıyla biliniyor ve en zeki dinozorlardan birisi. Takıma yakıştırmak istediğimiz şeye uyuyordu.

Murray: Bir grup, hep birlikte hareket eden küçük etobur dinozora dayanıyordu. Bizim için uygun olduğunu düşünmüştüm. Çok sıkı oynadık ve bir olarak oynadık. 

Roter: Eğer sözlüğü açıp 1995 yılında bir spor logosunun neye benzediğine bakarsanız, bu logo orada olacak. Parıltılı bir dönemdi ve şimdikinden daha belirgin bir üslup hakimdi.

Damon Stoudamire (Toronto Raptors, 1995-1998): İlk bakışta onun Barney olduğunu düşünmüştüm.

Murray: Dişleri olan Barney gibiydi.

Bitove Jr: Tamamen tesadüftü. İnsanların bunu söyleyeceğini biliyorduk, ama mor renkten vazgeçmek istemedik. Mor rengi, logodan bile önce kararlaştırmıştık.

Jerome Williams (Toronto Raptors, 2001-2003): Bana Barney'yi hatırlatmamıştı, çünkü hep huysuz ve agresifti.

O'Grady: Daima yaptığımızın çok iyi ve farklı olduğunu düşünmüşümdür. Eğer Jurassic Park logosuna bakarsanız, orada soyu tükenmiş bir dinozor vardır. Kimsenin ona Barney demeyeceğini düşündüm. İnsanların mor renk yüzünden böyle demelerini anlıyorum, ama o mor bir dinozor değildi -- kırmızıydı ve bir karakteri vardı.

Murray: Bunun hakkında şakalar yapardık, ve bu şakalar her zaman rakip oyunculardan çıkardı.

Stoudamire: İnsanların bununla eğlendiğini biliyorum, ama kimse bana doğrudan bir şey demedi.

Murray: Şakalar yapabilirsiniz, ama bir dinozor sürüsü gibi üstünüze geliriz.

Stoudamire: Zamanla sevmeye başladım. Karakterimizle eş anlamlı hâle geldi.


BÖLÜM 3
-- Kültürel Etki

Bitove Jr.'ın tahmin ettiği gibi Raptors, ligdeki ilk yıllarında kötü bir takım oldu. Ama 1998'de Vince Carter takıma katıldığında her şey değişti. 

Zaman içerisinde, 2000 yılındaki Slam Dunk'ın da etkisiyle Carter, tüm dünyadaki basketbolseverlerin ilgisini çekmeyi başardı. Raptors o arada forma tasarımını değiştirmeye karar vermişti, ama mor renk yerini koruyordu. 

Geçtiğimiz yılki Slam Dunk'ta Donovan Mitchell, Vince Carter'a selamını çaktığında, üstündeki forma, Mitchell & Ness ürünü olan, sonradan üretim dinozorlu formaydı. 20 yılın ardından, orijinal Raptors logosu ve forması, geçmişte giyilen en eğlenceli ve en popüler formalardan birisi olarak, popüler kültürdeki etkisini korumayı sürdürüyor.


O'Grady: Bugün birçok insanın formayla güzel hatıraları var.

Roter: Kesinlikle moru özledim. Bir Raptors taraftarı olarak en güzel hatıralarım Vince Carter döneminden.

Lynn Bloom (Mitchell & Ness arşiv görevlisi): 2017 yılında, 98-99 sezonu Vince Carter forması, en çok satan beşinci '1. seviye' formamızdı. Yine '1. seviye' Raptors şortları da kendi alanında beşinci, ve  2. seviye şortlar da yedinciydi. Raptors ısınma ceketleri, günlük kullanım ürünleri arasında altıncıydı. Raptors kesinlikle en çok ürünü satılan takımlardan.

Skeets: Bence Vince Carter'ın smaç yarışmasında o renklerle katılması ve her akşam spor haberlerinde öyle görünmesi, bunun en büyük sebeplerinden. Vince Carter kesinlikle gördüğümüz en havalı basketbolculardan biri olarak kalacak.

Bloom: Bence bu tavır, logonun benzersizliği, tasarım ve renkler için gerçek bir minnettarlık. Ve de Vince Carter için.

Bitove Jr: Herkes Vince Carter'ın o yarışmada dinozorlu formayla yer aldığını hatırlıyor -- ama öyle değildi. Bu da o formanın gücünü kanıtlıyor.

Roter: Kapıda, mağazada dinozorlu ne varsa almak isteyen bir sıra oluyor. Şapka, forma, tişört, ceket: Ne olduğu fark etmez. Temmuz ayında neredeyse yere kadar uzanan, dinozorlu bir parka koyduk, ve birileri aldı. Kesinlikle mağazada en çok rağbet gören logo.

Stoudamire: Sonradan anlaşıldı ki, dinozor tasarımı, zamanının ötesindeydi.

Kaylem Mullings (Torontolu liseli basketbolcu, 16 yaşında): Tekrar parladığında popülaritesini fark etmiştim. Bence diğer retro formalarla kıyaslanınca güzel bir ekipman ve tasarım.

Kevin Ngure (Torontolu, liseli basketbolcu, 17 yaşında): Bence en güzel kısmı, orijinal logonun mor renkte olmasıydı. Harika duruyordu. Mor renk NBA takımları arasında pek tercih edilmezdi, böylece bu onu daha kendine has kılıyordu.

Lukas: Nostalji, spordaki en güçlü etkilerden birisi. İnsanlar hatıraları ve tarihi benimsiyor. Vaktiyle korkunç, gelmiş-geçmiş en kötü tasarım olarak görülen bir ürün, biraz zaman geçince, aniden cazip hâle geliyor.

Bitove Jr: Bir şey yaratmanın ve istediğimizi başarmanın gururu var.

O'Grady: İkinci kez revaçta olmasını görmek güzel. Logonun kutuplaştırıcı bir etkisi var. Ya seversiniz, ya tiksinirsiniz. O açıdan istisnai bir konumda denebilir.

(Ek yazı: Takımın kuruluş sürecinde logo ve renklerin hazırlanması vs.)

Alıntı: Brezilya Formasının Ortaya Çıkış Hikayesi



(Şu haberi görünce, aklıma ister-istemez Futebol'daki, meşhur Brezilya formasının tasarlanma hikayesi geldi. Bloga aktarmak iyi olur.)

Brezilya, 1950 Dünya Kupası'nda sahaya, mavi yakalı beyaz formayla çıktı. Mavi ve beyaz Brezilya'nın renkleri olmadığı için çok eleştirildiler. Rio gazetesi Correio de Manba yakadaki mavi rengin psikolojik ve ahlaki olarak Brezilya'yı temsil etmekten çok uzak olduğunu yazdı. Gazete, Brzilya Spor Konfederasyonu'nun desteğiyle herkese açık forma tasarım yarışması düzenledi. Ve yarışmada Brezilya bayrağı renklerinin yani mavi, beyaz, yeşil ve sarının kullanıldığı forma birinciliği kazandı. Milli takım, 1954'te İsviçre'de yapılan Dünya Kupası'nda sahaya bu formayla çıktı.



Ondokuz yaşındaki Aldyr Garcia Schlee, Pelotas'ta yerel bir gazetede illüstratör olarak çalışıyordu. Yarışmaya laf olsun diye katılmıştı. Gazeteninspor sayfalarında çizdiği için futbolcuları çizmeye alışıktı. Yarışma komitesinin, yarışmaya katılacak tasarımlarda Brezilya bayrağındaki dört rengin mutlaka kullanılmasını istediğini duyunca çok şaşırmış: "Üç renge kadar tamamdı. Ancak birbiriyle uyuşmayan dört rengi bir arada kullanmak hiç de kolay değildi. Sarıyı ve beyazı nasıl bir arada kullanabilirdim ki?"

(...)

1954'te milli takımın giydiği formanın tasarımını yaparken nasıl çalıştığını, aklından nelerin geçtiğini anlattı: "Beyaz ve mavi birbiriyle uyumlu iki renk. Bu iki rengi şortlarda kullanmayı düşündüm. Geriye kalan sarı ve yeşil ise Brezilya'yı temsil eden renkler. Saçlarımıza bağladığımız kurdeleler bile sarı ve yeşil renkte. Sonunda formanın üst kısmı için bu renkleri kullanmayı uygun buldum."

"Yüzden fazla çizim yaptım. Sonunda formaların sadece sarı renkte olmasına karar verdim. Yeşil ve sarı bir arada güzel durmuyordu. Çoraplar da beyaz olabilirdi."



Aldyr'in çizimini, kuzeni Adolfo, Rio'ya yollamış. Yarışmaya Brezilya'nın dört bir köşesinden üçyüz kişi katılmış. Aralarında pek çok profesyonel grafik sanatçısı da varmış. Aldyr yarışmayı, yakası ve kol ağızları yeşil olan sarı forma ve mavi üzerine beyaz dikey çizgili şorttan oluşan tasarımıyla kazanmış. Çoraplar ise beyazdı, ancak düz beyaz değil; üzerinde yeşil ve sarı renkte detaylar vardı. Tasarımı yarışmanın kurallarına tam uymuyordu. Kullandığı mavi, Brezilya bayrağındaki gök mavisi değildi; kobalt mavisiydi. Brezilya forması sonradan yeniden tasarlansa da, bu mavi bugüne dek hep korundu.

Yarışma jürisinde yer alan Brezilya Güzel Sanatlar Birliği'nden Alberto Lima, diğer yarışmacılarla kıyaslandığında, Aldyr'in renkleri en uyumlu kullanan yarışmacı olduğu görüşündeydi. Ona göre milli takımın 1950'de giydiği forma çok çirkindi. Bu forma ile Brezilya takımı, 'güzel oyun'un ruhunu katletmişti.

(...)

Brezilya milli takımı, yeni formasıyla sahaya ilk kez, 14 Mart 1954'te Maracana'da oynadığı maçta çıktı. Şili'ye karşı oynadıkları maçı 1-0 kazandılar. Brezilyalılar, sarılar içinde ilk Dünya Kupası şampiyonluğunu ancak sekiz yıl sonra kazanabildiler. 1958 Dünya Kupası finalinde İsveç'le karşı karşıya geldiler. İsveç milli takımının forması da sarıydı. Yanlarında yedek forma getirmedikleri için Brezilyalılar, sarı formalarından çıkardıkları Brezilya amblemlerini, Stockholm'de son anda aldıkları mavi tişörtlere dikerek hazırladıkları formalarla maça çıktılar.

Brezilya takımı artık Aldyr'in sarı formaları olmadan düşünülemiyor. Sarı renk, takımın başarısı ve sihriyle o kadar bütünleşti ki. Sarı renk öyle güçlü bir renk ki, göz kamaştırıcı Brezilya futbol stiliyle çok iyi uyum sağlıyor. Ayrıca altın sarısı, Brezilyalıların tanrı vergisi hünerine sıcaklık ve şaşaa katıyor. Takımın rengi o kadar akılda kalan ve efsanevi bir renk ki, bu renk, içindeki futbolcuları altından heykellere döndürüyor. Aldyr'e göre sarı renk Brezilya'ya, Afrika'ya özgü, egzotik bir hava veriyor. Oysa Brezilya, Avrupa için yeterince egzotik.

Sarı rengin gücü, ayrıca Brezilya'nın büyük futbol ülkeleri içinde bu rengi kullanan tek ülke olmasından da kaynaklanıyor. Altın sarısı denince akla sadece Brezilya geliyor. Aslında Brezilya'nın milli takımının forması, ülkeyi bayrağından daha çok simgeliyor.

Futebol, Alex Bellos, Literatür Yayınları 

Evkur


Formada dikine ya da çaprazlamasına şekilde bayrağı kullanmak, son yıllarda şahit olduğumuz bir tercih. Bu kupada da Sırpların dış saha formasında var. Tabii bayrağın bir tarafı beyaz olunca, bir manası olsun diye çerçeve koymak zorunda kalınıyor. Ama uzaktan yine biraz sorunlu. Bunun bir benzeri de 2012'de Rusya'da vardı.


Bunda çerçeve de yok, o yüzden hiç anlaşılmıyor bayrağı koydukları. Beyaz üzerine kırmızı-mavi şerit var sanki. Bayrağını değiştirecek hâli yok adamların tabii. Bu modellerin en temizi şuydu:


Beyaz şerit ortada olunca, sorun da yok.

Sakarya


Marsilya'nın Puma'ya geçişine alışmak zaman alacaktır tabii. O arada şu forma hoş olmadı. Yakın zamandan çok benzeyeni var.


Artı yine bu sene dirilen, şu klasik dönem Belçika tasarımını da andırmıyor değil.


Şen


Japonya'nın yeni iç saha formasında samuray kıyafetlerinden; Roma'nın da yeni sezon iç saha formasında Roma dönemi zırhlarından esinlenilmesi. Kendi adıma kupanın ve yeni sezonun en iyi işlerinden.


Sayan Kaya


Trabzonspor'un 2000-2001 sezonundan şöyle bir forması var. Siyah denemez, lacivert. Ama şahsen bu tonlarda koyu deplasman formasının Trabzonspor'a çok uyduğunu düşünürüm yıllardır. Ama o zamandan beri de --eğer yamulmuyorsam-- hiç o renklere uğramadılar. Arada turuncu filan türedi, gümüş yaptılar, su yeşili bile var, ama bu koyulukta renk yok. Fakat bir nevi mecburlar. Milan kadar olmasa da, 1. formaları çok koyu olduğundan, daha koyusuna (yani o da koyuca bir lacivert ya da siyah) mecburlar. Ama elbette alışıldık futbol kuralları bu memlekette geçmediğinden, bu mecburiyetin bir açıdan manası yok.

Bu sezon Trabzonspor, Macron ile anlaşarak, en azından bir büyük takımın orijinal bir şeyler giyeceğini bize müjdeledi. Tanıtım yakında yapılacakmış. Yine o linkte yazdığı üzere, formalar çubuklu, mavi ve daha sonra tanıtılacak olan siyah olacakmış. Eğer çubuklu, bordo ağırlıklı ise, güzel set. Gönül çubuklu-beyaz-siyah görmek isterdi ama, bu da güzel. Hiçbir şey olmasa, kendilerine has formalar giyecekler.

Kur


Barcelona'nın siyah şortlu formalarını her zaman çok sevmişimdir. O dönemlerde kulübe ufaktan sempati duymaya başlamamın da bunda payı olabilir. Yıllardır da yeniden böyle bir tasarım kullanmalarının yolunu gözlüyordum. Nihayet geldi.

Şahsen parçalı ve çubuklu formaların hepsinde, formadan farklı renk şort giyilmesi gerektiğini düşünürüm. Ki bir bütünlük yaratsın ve o deseni daha iyi yansıtsın/vurgulasın, ayrıca renk karmaşasına mahal vermesin. Tabii bunu yapabilecekler var, yapamayacaklar var, arada deneyebilecekler var. Galatasaray bile tam oturtmuş sayılmaz mesela, zaman gerek daha. Barcelona bunu Nike giydiği sürece arada yapabilir, geçmişi var. 

Ki bu tasarımın sebebi de, Barcelona-Nike ortaklığının 20 yıla ulaşmış olması. İlk ürün şuydu. Zaten çoraplar da birebir bu sene. Ben açıkçası yeni sezon "18-19" olduğu için, 1999 ve 2009'daki gibi bir parçalı bekliyordum, ama bunu önümüzdeki sezona ertelemiş olabilirler. Umarım öyledir, çünkü kulübün kullandığı ilk forma tasarımını 100. yılda giydikten sonra diğer 10 yılda bir giymeyi devam ettirmek hoş bir gelenek olabilir -- bu kez bir sene kaysa da.

Nike'la anlaştıktan sonra ilk olarak o linkteki çubukluyu, ardından da 100. yıl parçalısını giyiyorlar. 2002-2003'e dek, bütün bu iç saha formaları siyah şorta sahip. Bunu kim düşünmüş, kim uygulamaya koymuş bilmiyorum. Ama şahsen o kişi ya da kişilere teşekkür borçluyum. Bu sene olduğu gibi, ilerde de arada hortlatılabilecek, başvurulabilecek bir ara gelenek yaratmış oldular.

İnce çubuk, tabii kulüp forma geleneklerine ters. Bu kadar ince çubuk hiç yok tarihte. Ama malum, her sezon yeni tasarımın geldiği bir dönemde, elbet böyle bir şey giyilecekti. On bordo çubuk, Katalunya'nun on ilini mi temsil ediyomuş ne, öyle bir detay var. Her sezon bir yere sıkıştırılan Katalan bayrağı için bu kez özel bir yer aramaya gerek kalmamış. Bu sezonun Nike Elit Kategori tasarımlarında ensede dikine ufak bir parça var. Oraya kondurmuşlar bayrağı.

Geçenlerde gavur Barçalılar forma hakkında konuşurken, bir tanesi "fazla mavi ağırlıklı" demişti. Ki bunu geçen sezonun forması için daha da söyleyebiliriz, o deneysel haliyle. Haksız değil, ama Nike'ın son yıllarda seçtiği bu şablonlar, kolları da işin içine katmak için kullanışlı değil. Oluru yok yani. E eskisi gibi kulübe özel kalıp da yapılmıyor, öyle olunca o iş yalan.


İlaveten, bu forma, Iniesta'nın üzerine geçirdiği son Barcelona forması oldu. Hattâ, emin değilim ama, bir kere giymiş olduğu tek Barcelona forması da olabilir. Alıp asacak işte doğrudan.

3005


Hayırlı All-Star'lar olsun. Maç başladı. 1-2 atak sonra Team USA'in formasının, bu sene Lakers'ın 'Minneapolis' dönemine atfen giydiği retro formanın neredeyse aynısı olduğunu fark ettim. "Vay ne skandal" falan diye söylenirken, bir kontrol edeyim dedim, milletin günahını almayayım diye. Almışım, ama farklı şekilde. 

Devrede Ramona ablanın şu tivitini gördüm. Meğer... Nasıl ki ünlüler maçını Lakers-Clippers şeklinde kurdular, burası için de bunu düşünmüşler ve harika fikir. Şehrin ligdeki her iki takımına da (ilaveten tarihlerine) bir nevi saygı duruşu.

Bu arada, 'neredeyse aynısı' dedim de, adamlar yaka şeklini farklı yapmış ve yandaki şeritleri de kaldırmış, Lakers'takinin aksine. Beleşe konmamışlar, helal olsun. 


Oropa


Bursa devam ediyor. Koca Nike'ın tasarımını Puma'dan rica ediyor. Alıp giyiyor. Bu sezon ligimizdeki iki yeşil-beyaz çubuklu forma da, aleni bir şekilde çalıntı tasarıma sahip.


Zo


Nike'ın retro formalarda da standart kalıbını kullanması göze pek hoş gelmiyor. Madem 1950'lerin forması o, arkadaki değişik kesim ve şortun en altındaki yırtmacımsı boşluğu salla. Düz, klasik kalıpla sal gitsin.

Assault


Kiminiz fark etmiştir: Yeni NBA formalarının kesimleri farklı ve tek tip. Omuzlarda şerit taşıyan formaların arka kısmı da, yukarıda ve aşağıda gördüğünüz şekilde; diğerlerinde anlaşılmıyor çünkü tam olarak.


Farklılık getirmesi adına, hoş. Tekdüze, alıştığımız şekilde dümdüz ve kesintisiz devam etmiyor orası. Ama görünüşe bakılırsa, bunu yaparken aldıkları ilham, seleflerinden oldu.


Knicks'in 3-4 sezon önce yenilediği formada sınır şeritler, ön ve arkadan gelip koltuk altına doğru kesiliyor ve o aşırı sade formada, azıcık da olsa değişik bir manzara sunuyordu.


Bu ibneler de çok büyük ihtimalle buradan esinlendi.

Çeşme


Az önce şöyle bir şey gördüm, feci hoşuma gitti. Bir kere de Premier Lig takımlarından biri yapmıştı, Alican bahsetmişti hattâ burada. Timberwolves'un iç saha maç fikstürü, ama giyilecek formalara göre. Üçte ikisi 1 ve 2. formalara ayrılmış, onun da yarıdan biraz fazlası beyazda. 3 ve 4. formalar, adlarının hakkını verecek kadar giyiliyor. Abartı yok. Yeşil sızdı ama gri henüz bilinmiyor.

Keşke daha fazla takım böyle şeyler yapsa. Burada neyi görüyoruz peki; Nike döneminin başlamasıyla, forma adlandırmalarının da değişmesiyle birlikte, şu manzaraya da bakınca, artık o yıllarca süren "İç sahada beyaz giyilir" geleneğinin toptan kalkmasa bile, resmi bir darbe yediğini görüyoruz. Artık iç saha yok, "Association", "Icon" ve "Statement" formalar var. Bir de işte retrolar olacak, senesine göre. O arada kollulardan kurtulduk çok şükür. Ama nihayetinde "pazar" bu, kollu yerine başka bir garabet çıkabilir. Çıksın da, ama en azından basketbol geleneklerine uygun olsun az-çok.

Nerden Nereye 249


Önce 2014 yazında lig logosunu arkaya fırlattılar. Ki söylentiler ve bilmemkaç yılına girmiş olmamız bizi neyin beklediğini az da olsa belli ediyordu.


3 sezon boyunca, koca NBA takımları korsan forma giymiş gibi dolandı sahada. Ufak çaplı bir skandal. Hani artık Finaller'de logo da yer almıyor takımların formalarında, o teselli bile yoktu.


Ve şimdi, aynı yaz içerisinde, hem yeni anlaşma gereği üretici firma logosu geliyor formaya, hem de 10 civarı takım reklam aldı. Bir anda, o biraz göze batan sade görünüm, bir nevi kalabalığa dönüşüyor bu takımlarda.


Reklam olmayanlarda ise taraftar forması giymiş gibi. Neden, çünkü Nike gelmeden önce, sahada giyilen formalar harici diğer iki alt kategori formalarda (swingman ve replica) Adidas logosu bulunuyordu. Ha tabii Oklahoma formasına pozitif etkisi olmuş, normalde o kadar kötü ki. İlaveten, acaba sırf bu logonun formada (ve dahi şortta) yer alması ekstra kaç paraya patladı Nike'a.

Split


United'ın 84-86 arası giydiği formalar. Biliyorsunuz, Adidas'la anlaşıldıktan sonraki ilk sezon, yani 15-16'da, hemen aşırı klasik bir giriş yapıp, 82-84 arası giyilen iç sahanın aynısıyla taraftar karşısına çıktılar. O 12 yıllık dönemde hemen hep klasik tasarımlar giymişler -- ki o vakitler ne yapabilirlerdi derseniz, haksız çıkmazsınız gerçi. Bir istisnası var, o da bunlar. Alternatif logo/arma kullanımının hastası biri olarak, bu formalara da bayılıyorum.
Adidas logosu kollarda ve çift, o zaman henüz lig logosu yok. Armaya geniş bir yer kalıyor, ortada. Sade Sharp logosuyla birlikte çok uyumlu duruyor merkezi halde. Diğerlerinin hepsini yaparlar da, keşke bir sezon bunu diriltseler. Hazır son sezonlarda Adidas omuzlardan 3 çizgiyi atmışken hele...


Geri


Şahsen Puma'nın bu sezonki formalarında omuzda kullandığı desen hoşuma gitti. Adidas harici markaların böyle şeyler bulması güzel oluyor, çünkü karakteristik dokunuş yapmaları zor bir hadise -- kısa süreli de olsa. Fakat... buradaki benzer postlarda söylediğim gibi, "çok büyük ihtimalle" arak yoktur ama, geçtiğimiz sezonun United beyazının omzundaki gri kısımla neredeyse aynı bu desen. Biraz daha az darı.


Düğün


Geçenlerde nette rastladığım, ne alaka olduğuyla ilgili ne bir bilgimin olduğu, ne de bir fikir yürütebildiğim fotoğraf. Siyasi göndermeleri/mesajlarıyla bilinen bir grubun sırf orada konser verdi diye Belçika forması giymesi bana makul gelmiyor.

Ramil


Bizim Esvaphane'deki arkadaşlar, federasyonun siteden tek tek paylaştığı yeni formaları bir katalog haline getirmiş, iyi de etmiş. Ben de sezon başlamadan, bahsedecek şeylerden birkaç not bırakayım şuraya.

-- Antalya düz kırmızı ya da çubukludan birini çıkarsa, harika set. Seneye yapsalar.

-- Bursa fena sınıfta kalmış. Son dönemde her yıl birini gördüğümüz turuncu ya da mavi renk yok. 4 forma da yeşil ve beyaz renklerde.

-- Sivas sanırım en kötüsü. Mesela Galatasaray'la oynayacakken, katalogda görünen beyaz forma-siyah şort giyerlerse ancak kurtarır. Onu da kim akıl ettiyse, allahtan.

-- Göztepe'nin set çok şık. Çubuklu, siyah şortla tamamlanıyor. Mavi forma zaten başlı başına.

-- Kasımpaşa da Antalya benzeri. Mavi ya da çubukluyu çıkar, güzel set.

-- Başakşehir'in turuncu çok boğuk, ama diğerlerinde omuzla falan denge bulunmuş.

-- Osmanlı... Ne diyesin ki yani.

-- Trabzon 2000'lerin başındaki gibi siyah ya da laciverti kullansa yeniden ya.

Künk


Dün kör oldum maçı boyu, amına koyim. Genelde iç sahada falan laci şortla giyeceklerinden biraz azalır bu "doz" ama, Nike logosu bile beyaz. O ne abi, ne yapmaya çalıştınız. Hiç mi göz yok. Normalde bu kalıpta, enseden dolaşan şeridin ve yanlardaki kalın çizgilerin lacivert olması gerek. İkisi de yok. Biri bile yetermiş azıcık dengelemeye. Ama ne bileyim, kimin kulübü olduğu belli sonuçta. Diğer işlerden anlıyorlar da, bu işten mi anlayacaklar; laf benimkisi de.

Kuzu


Rayo Vallecano, bu sezonki 3 formasında, iç saha formasında günümüzdeki hali olmak üzere, kulübün farklı dönemlerindeki armaları kullanmış. 3. forma olan siyahta ilk armaları, deplasman forması olan kırmızıda 70'lerden 90'lara dek taşınan arma kullanılmış (bir yandan da 2 ve 3. formalarda, önceki 2 sezonda gördüğümüz gökkuşağı deseni, kol ve yakalara yedirilmiş). Harika. Buna benzer, Milan birkaç sene önce şunu yapmıştı. Belki 3 formasında da farklı arma kullanan ilk takım olmuştu. Vallecano'nunki de ilk olabilir. Umarız ilerde Galatasaray'da da, 3 forma için olmasa da, bu tip dokunuşlar görürüz. Hadi monokrom falan yapılamıyor, al beyaza şunu kondur mesela, zaten hep olduğu gibi koyuyorlar, bununla bir dış şeridi bir şeyi olur da, daha belirgin görünür anasını satayım.

Hasbelkader



Açık renk deplasman forması (2. ya da 3. demiyorum, çünkü o sunuşa göre değişebiliyor) gayet oturmuş olan iki kulübün, bu yıl "deneme haklarını" kullandıklarını görüyoruz. Biri Brezilya ile aralarındaki etkileşime atfen sarı; diğerinde de stadın karşısındaki Best-Law-Charlton üçlüsü formaya gömülmüş. En son ne zaman beyaz yerine başka bir açık renk kullandılar, ben hatırlayamıyorum mesela.