nfl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nfl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şer


Seattle Seahawks sahasında binlerce kişi önünde son saniyelere altı sayı farkla önde giriyor San Francisco 49ers karşısında. Artık maçın son oyunu oynanacak. Kaepernick buradan bir touchdown çıkartamazsa Super Bowl'a gidecek takım kendileri olamayacak. Bu NFL'de özellikle de son yıllarda tomurcuklanan önemli bir rekabet. Kaepernick topu fırlatıyor, Niners WR'si Crabtree ve Seahawks CB'si Sherman koşmaya başlıyorlar. Crabtree zıplıyor çünkü top ona doğru süzülüyor. Topu yakalamayı başarırsa takımını SB'ye çıkaracak. Bu inanılmaz bir olay. Nefesler tutuluyor. Aynı anda ondan bir adım önde olan Richard Sherman da zıplıyor. Topu engellemeyi başarırsa takımını SB'ye çıkaracak. Bu daha da inanılmaz bir olay olabilir.

Oluyor da. Sherman topu kesiyor. Süre doluyor. Seattle Seahawks Super Bowl'da. Maçı kazandıran harekete imzayı atan Richard Sherman'ın yanına muhabir Erin Andrews gidiyor ve olanlar oluyor.


Bunu sanıyorum izlemeyen kalmadı. Şu video da olayı daha detaylı anlamanız için size yardımcı olabilir. Ben de o son oyunu şu şekilde basite indirgeyeyim. Şampiyonlar ligi yarı final ikinci ayağı oynanıyor. İlk maçı deplasmanda 2-2 berabere bitirmiş Chelsea sahasında Real Madrid'i ağırlıyor. Durum 1-1 ve son dakika. Ronaldo karşı karşıya kalıyor, kaleciyi geçip topu boş kaleye yuvarlamak üzere ama o da ne, David Luiz kayarak topun kaleye girmesini engelliyor ve takımını finale çıkartıyor. Sonrası kaos, karmaşa.

Richard Sherman böyle bir adam ve bu tarz her hareketinden sonra eleştirilmesinden usandım. Cidden ne bekliyordu bunca kişi, Sherman'ın "Güzel bir maç oldu, bu sonucu aldığımız için çok mutluyuz. Şimdi Super Bowl'a odaklanıyoruz." demesini mi? Gerçekten bunları duymak sıkmadı mı artık? Sherman'ın dediklerine takımı ikinci plana atıyor ve galibiyette birincil payı kendine biçiyor deyip egoist damgası yapıştırmak mantıklı mı? Veya deli gibi bütün maç boyunca varını yoğunu ortaya koyduktan sonra o boşalmışlıkla yayına çıkan böylesine bir adamı bu kadar agresif bir tavır sergilediği için sorgulamak? Amaç ne?

Richard Sherman böyle bir adam. JR. Smith böyle bir adam. Mario Balotelli böyle bir adam. Bunlar böyle. Esas sıkıntı bu adamların her hareketinden sonra onları itin götüne sokmaya çalışan insanlarda çünkü onlar eğlenmeyi bilmeyen sıradan, sıkıcı ve heyecansız varlıklar.


Bu arada Erin Andrews de ne çekmiş be. Buraya ve şuraya da bakınız. Allah'tan o diğerlerine göre akıllı da bu açıklamaları yapabilmiş.

Super Bowl XLVIII
Seattle Seahawks-Denver Broncos
2 Şubat Pazartesi
TSİ 01.30
Fox Sports TV

Performans Geliştiricileri Sorgulama Cesareti

Birazdan okuyacağınız yazı, yaklaşık beş ay önce yazılmıştır. Aklınıza gelebilecek ilk soru neden bu kadar eskimiş gibi bir yazıyı çevirip buraya koyduğumuz olabilir... Maalesef, yazı pek eskimiş sayılmaz. Okumaya devam etmeniz halinde hakkında daha da etraflıca fikir sahibi olacağınız medyanın, izleyicinin ve sporcuların yakalanmış ya da yakalanmamış dopinge karşı gösterdiği tavırda, yaşanan önemli olaylara ve skandallara rağmen, belirgin bir değişiklik olduğu söylenemez. Doping skandalları, bisikletten futbola, atletizmden beysbola pek çok spor için zikredilmeye ve yaşanmaya başlamışken Bill Simmons'ın konu hakkındaki fikirlerinin ve Amerika'ya özgü sporlarda yaşanan olayların öne çıkarılması adına çevirinin konu hakkında yararlı olacağını düşündük. Keyifli okumalar!

Kendimle uzun süre önce bir anlaşma yapmıştım: Köşemde yazdıklarım, arkadaşlarımla tartıştığım şeylere yer verecekti. Geçen hafta, bunun artık pek böyle olmadığını fark ettim. Kişisel sohbetlerimle Grantland ya da ESPN için yazdığım şeyler arasında bir ayrım oluşmuştu. Temelde iki farklı kimliğe bölünmüştüm: Sporsever Ben ve ESPN Ben.

Sporsever Ben, dürüsttü ve içinde bulunduğu durumdan bıkmıştı. Herkese şüpheyle bakıyordu. Sporsever Ben, "sence doping yapıyor mudur," sorusu etrafında şekillenen tartışmalara giriyor, bu soruyla ilgili e-posta zincirleri içinde kalıyordu. Sporsever Ben, sporcuların yüz ve çene yapılarını Google'lıyor, vücut ölçülerini araştırıyor, sonra bulduğu öncesi/sonrası konulu fotoğrafları "ŞUNA BAKSANA" başlığı atarak arkadaşlarına gönderiyordu. Sporsever Ben, "içgüdüsel pislik detektörüne" güvenmeyi öğrenmişti. Bu sayede, insanüstü ya da sıra dışı gözüken her türlü başarıyı sorguluyordu. Sporsever Ben, böyle hissetmekten nefret ediyordu ama böyle hissediyordu ve bunun başka bir yolu yoktu.

ESPN Ben, kafasını kuma gömüp bu konuda hiçbir şey söylemiyordu.

ESPN Ben, kendisinin de inanmadığı hikâyelerin peşine düşüyordu.

ESPN Ben'in birazdan okuyacağınız iki e-postayı yayınlayacak cesareti yoktu. İkisi de posta kutumu kontrol ettiğim son dört seferde de gözüme çarpmıştı. Her seferinde, e-postaları (ve onlara verdiğim cevapları) köşeme koymaktan son dakikada vazgeçmiştim.

1 numaralı e-posta (Concord, North Carolina'lı David B.'den): Neden hiç kimse Ray Lewis'in triseps kasındaki sakatlıktan mucizevi bir şekilde iyileşmesini sorgulamıyor? 37 yaşında olmasına rağmen, en az 6 ayda dönülen bir sakatlığı 10 haftada atlatmakla kalmadı, iyileştiğinden beri sakatlık öncesinden daha iyi oynuyor. Spor 'gazetecileri' (daha yeni beysbol Hall of Fame oylaması meselesi olmuşken ve Lance steroid kullandığını açıklamışken) hatalarından ders çıkarmayı hâlâ öğrenemedi mi? Yoksa sporun kendisi gerçeğin kendisinden daha mı önemli?

2 numaralı e-posta (Forth Worth, Texas'lı Ben Miller'dan): Super Bowl devre arası şovunda, Beyonce yerine orta sahada, doping numunesi kabına işeyen Adrian Peterson olması gerekmiyor mu? Daha şimdi insanüstü beysbol yıldızlarının çok eski rekorları paramparça ederken, hepimizi aptal yerine koyduğunu yeni fark ettiğini söyledin. Peterson, spor içindeki fiziksel olarak en zorlayıcı pozisyonlardan birinde oynamasına karşın, ön ve orta bağları parçalandıktan 12 ay sonra, 28 yıllık bir rekoru kırmanın eşiğinden döndü. Adamın inanılmaz çalışma ahlakına saygı ve sevgi duyuyorum ama McGwire'ın rekorunu bir düşün. Şimdi, bir de onun göğüs kaslarından biri 12 ay önce parçalanmış bir oyuncu tarafından tekrar edildiğini düşün. Bu şekilde bile olmuş olsa gerçek dışı olduğunu düşünürdük. Belki de soğuk bir duş almalı ve bu konuda köşende bahsetmelisin.

Bu ufak hikayenin "çirkini," Ray Lewis.

Sporsever Ben, Kasım ve Aralık aylarının çoğunu Lewis/Peterson meselelerini arkadaşlarıyla ve meslektaşlarıyla tartışarak geçirdi. Doğal olarak, bu e-postaları yayınlamak istiyordu. ESPN Ben, bunları reddetti. Net bir kanıt olmadan bu konuda spekülasyon yapmanın adil olmayacağını düşünüyordu. Sürekli devam eden doping spekülasyonları, bilet veya çakma forma almak kadar sporseverlerin hayatının büyük bir parçası haline gelmiş olsa bile… İşte, bahsettiğim ayrım burada başlıyordu.

Miami New Times ve Sports Illustrated'ın, Amerikan futbolu ve beysbolundaki doping düzeni hakkında yaptıkları bomba haberlerden ve Anti Doping Ajansı'nın yasaklı maddeler listesine aldığı geyik boynuzu spreyiyle ilgili şakalar yapılmadan önce bile, Ray Lewis'in parçalanmış trisepsinin ilahi bir mucizeyle iyileşmediğine emindim. Ama bunun hakkında hiç yazmadım. İmalarda bulundum, etrafında dolaştım, şakalar yaptım, ama hiç açık bir şekilde yazmadım.  Peterson'la ilgili esprilerden uzak durmamın ise bir sebebi vardı: Efsanevi geri dönüşünü (ve tarihe geçen harika sezonunu) akla yatkın buluyordum. Peterson, doğası gereği biraz ilginç biriydi ve Dr. James Andrews'un söylediklerine bakılırsa, altı NFL sezonu geçirmiş bileğinin iç kısmı iyileşme sürecinde yeni doğmuş bir bebeğinki kadar sağlam hale gelmişti. Peterson'ın eski formunu kazanması, Peyton Manning'in dört boyun ameliyatından sonra, 36 yaşında eski günlerine dönmesi kadar "aydınlatıcıydı" aslında.

Yazarımızın kahramanı Adrian "All Day" Peterson'dan sinematik bir an...

Ama yine de, Adrian Peterson'ı seviyordum. Futbol topunu taşıması, benim için geçen yılki en heyecan verici şey sayılırdı. Kahramanın sakatlanıp bütün tahminleri boşa çıkartarak eskisinden daha iyi (ve beklenenden daha çabuk) döndüğü spor filmi temalı hayal dünyamda yaşamayı seviyordum. Birisinin oynadığı pozisyondaki diğer herkesten belirgin biçimde daha iyi olabileceği düşüncesine inanmak istiyordum. Bir gün, torunlarıma "evet, ben Adrian Peterson oynarken oradaydım" diyebileceğim düşüncesi hoşuma gidiyordu.

Bunun yerine, bir gün Peterson'ın etkileyici sezonuna bakıp "Tanrım, nasıl FARK EDEMEDİK? Ne kadar aptalmışız böyle" diyecek miyim? Bence, demeyeceğim.

Ama bundan da emin değilim. Ve asıl sorun bu. Artık şüphe altında olmayan bir zafer yok. En azından sporda yok. Çok fazla insan bundan çıkar sağladı. Geriye hiçbir zafer kalmadı.

*

Birkaç hafta önce,  Beysbol Hall of Fame oylama süreci geride kaldı ve bu seçkin kulübe yeni bir isim eklemeyi başaramadık. Seçebileceğimiz bir kişi bile bulamadık. Hatırlatayım, tarihin en iyi dış saha oyuncularından biri, tarihin en iyi baş atıcılardan biri,  tarihin en görkemli vurucularından ikisi,  tarihin en iyi ofansif birinci kale oyuncularından biri, tarihin gelmiş geçmiş en iyi ofansif tutucusu, 500 sayı vuruşu yapmış büyük oyunculardan biri ve kaleye tarihteki 17 oyuncu hariç herkesten daha çok ulaşmış bir oyuncu seçilebilir durumdaydı. Hiçbiri, Hall of Fame'in evi Cooperstown'a gidemedi. Bunlardan beş oyuncuya, geçmişte yaptıklarının bedelini ödetiyorduk – bizi aldatmışlardı, hayal kırıklığına uğratmışlardı, acı çektirmişlerdi. İkisi, dolaylı kanıt sebebiyle elenmişti – doping yaptıklarından neredeyse emindik, ve kendilerini inandırıcı bir şekilde savunamadıklarından dışarıda kalmışlardı. Kalan son adam da diğer yedisine olan öfkemizden ve birkaç düzine kendini beğenmiş beysbol yazarı, artık var olmayan bir hayal dünyasını inatla korumaya çalıştığından seçilememişti.


Yankees'in kahramanıyken dopingli çıkan Alex Rodriguez

Gerçekten de, o kendini beğenmişleri yönlendiren şey, beysbolda yaşanan steroid patlaması sırasında yapmadıklarımızdan doğan suçluluk duygusunun kalıntılarıydı. Oyuncuların şişmiş kafalarını ve kırışan bisepslerini görmezden gelmiştik. Sayı yapmalarındaki açıklanamaz(!) artış bile bizi uyandıramamıştı ya da 37 yaşındaki bir vurucunun birden bire 50'den fazla sayı atışı yapmaya başlaması bile kafamızı karıştırmamıştı. Görmemek için başka tarafa bakmakla kalmadık, kafamıza koca çuvallar geçirip göz kapaklarımızı koli bandıyla çevirdik. Ve biz, hiç ileri adım atmadığımızdan, bu açıkgöz sik kafalılar beysbolu kirletti ve en kutsal özelliklerinden birini mahvetti: Beysbol sekiz nesil oyuncunun istatistikler ve rekorlarla birbirine bağlandığı tek spordu. Buyurun, bakın.

Bu liste, artık öldü. Hiçbir anlamı yok. McGwire'ın nesli, sayıları basit bir oyun içeriğinde anlamlandırmayı sonsuza kadar imkânsız hale getirdi. Ve yol açtıkları zarar bundan ibaret de değil. Geçtiğimiz Noel arifesinde, oğlum ve kızım Noel Baba kurabiyeleri yaptılar, ona bir mektup yazdılar, ren geyikleri için dışarıya dört tane havuç bile bıraktılar. Onları yatırırken şöyle düşünüyordum: Keşke hep böyle kalabilseler. "Böyle" ile kastettiğim şuydu: Keşke bazı şeylerin gerçek olmadığına dair bariz kanıtlar varken, gerçek olduklarına körce inanabilseler. Her nedense, bu düşünce aklıma Lance Armstrong'u getirdi. Hiç fark var mıydı ki? Çocuklarımızın Noel Baba'sı vardı, bizim Lance'imiz, Barry'miz, A-Rod'umuz ve diğerleri vardı.

*

Lance, birkaç hafta önce Oprah'nın şovunda "En Kendini Beğenmiş ve Pişmanlık Duymayan Puşt" dalında Yılın Sporcusu ödülünü kazanırken, herkes onu parçalara ayırmakla meşguldü. Çünkü böylesine alışmıştık. "Aksi kanıtlanana kadar masumdur" ezberine programlı zihinlerimiz, canımız yanana kadar çalışıyordu. Peki, canımız yanınca? İşte o zaman, sadece o zaman, fikrimiz değişiyordu. Nixon, Watergate hakkında yalan söyledi, asla affetmedik. Clinton, Lewinsky hakkında yalan söyledi, yıllar boyu affetmedik. Sayısız beysbol yıldızı doping yapmalarıyla ilgili yalan söyledi, Hall of Fame'e girmelerini engelledik. Lance, mümkün olan her şey hakkında yalan söyledi, onu iyilikten başka bir şey bilmeyen bir kahramandan devrik bir firavuna dönüştürdük. Biz, yüzümüze karşı yalan söyleyen insanlardan nefret ediyoruz.

"Puşt." Ehm... Simmons'ın deyimiyle.

Peki ya, kafanı indirip doping yapmaya devam edersen? Bu birazcık daha karmaşık. Bu açıdan biz de kabahatliyiz. Müthiş maçlar ve müthiş anlar gelmeye devam ettiği sürece görmezden gelmeye yatkınlığımız var. Ve durum sadece performans yükselticilerle ilgili değil.

Kolej takımı koçlarının, oyuncuların eğitimi umurlarındaymış gibi konuşup sonra "olmuş" oyuncularla şampiyonluk kovalamasını görmezden geliyoruz. "Çocuklarla aralarındaki bağ" hakkında atıp tuttuktan sonra biraz daha para için o "çocukları" sepetlemelerini görmezden geliyoruz.

NCAA'in tıpkı yönettiği koçlar gibi yalancı ve kirli olduğuna dair inandırıcı delilleri görmezden geliyoruz.

FIFA'nın Dünya Kupası ev sahipliği için rüşvet kabul ettiği gerçeğini veya  NFL'in sarsıcı bir tazminat davası ufukta gözükmeden, oyuncuların güvenliğiyle gerçekten ilgilenmediğini görmezden geliyoruz.

Steroidlerin müthiş yardımı olmasa büyük olasılıkla play-off'a giremeyecek beysbol takımlarının World Series'i kazanmasını görmezden geliyoruz.

NFL oyuncularının dört maçlık doping cezalarından yırtması için her türlü bahaneyi üretmekte özgür olmasını ya da David Stern'ün, performans artırıcı ilaçların NBA oyuncularına nasıl bir yardımı olacağını anlayamadığını söyleyen açıklamasını görmezden geliyoruz (tabi canım, ne yardımı olacak ki?).

NBA'in kendine özgü Noel Baba serisini sürdürmesini görmezden geliyoruz: Dünyanın en iyi atletlerinin en yüksek seviyede rekabetine sahne olan atlamalı zıplamalı sporlar içerisinde, bir tek NBA, tek bir yıldızını bile performans yükseltici ilaçlar almaktan cezalandırmadı. Tabi canım, çünkü yüzlerce rekabet manyağı, dev egolu yıldızın yüz milyonlarca dolarlık pastadan pay almak için cirit attığı bu ligde, hiçbirinin kazanmak için hile yapmış olması mümkün değildi.

Doktorlar, "eğer düzenli sürelerde kan örnekleri alırsak sahtekârları yakalamamız 100 kat daha kolay olur," dese de MLB, NFL, NBA ve NHL oyuncu birliklerinin saygın sporlarında kan testi uygulanmasına izin vermemesini görmezden geliyoruz.

Yakın zamanlardaki en sevdiğim "görmezden gelme" örneği ise şu: Juan Manuel Marquez, Manny Pacquiao'yu üç maçta dövüştükleri 36 round'un ardından bir kere bile yere serememişti.  Son dövüşlerinden önce, 39 yaşındaki Marquez, adı kötüye çıkmış bir güç ve kondisyon koçu olan Angel Heredia'yla işbirliği yaptı (isminin yanına "PED" (performans yükselticiler) yazıp Google'layın, çok eğlenceli bir 10 dakika olacak).  Marquez, Vegas'a öyle formda geldi ki sıkletinin ağırlık sınırının iki kilo altında kaldı. Maçın başında attığı acımasız bir yumrukla Pacquaiıo'yu yere serdikten sonra, birkaç round ardından aniden yaptığı atakla görülmüş en müthiş galibiyet yumruklarından birini atarak rakibinin işini bitirdi. Biz ne yaptık? Bu dövüşü yuttuk, oturma odalarımızda toplandık. Şaşkınlıktan çığlıklar ve tweet'ler attık, birbirimize mevzunun YouTube kliplerini gönderdik. Marquez maç sonrasında yapılan doping testini geçtiğinde –ki, beyni dumanlanmaktan jöleye dönmüş bir Keith Richards bile o testi geçebilirdi- herkes olanı biteni unutmuştu.

Şuna emin olabilirsiniz: Tanıdığım her boks izleyicisi, Marquez'in şansını artırmak için performansını geliştirdiğinden emin. Ama sorun şu: kendi aramızda konuştuklarımızla herkesin içinde konuştuklarımız arasında hiçbir ortak nokta yok ve bu sadece sporla değil, her şeyle ilgili bir durum. Eğer bir halk figürü olarak kırıcı bir şey söylerseniz, size özür diletene kadar emdiğiniz sütü burnunuzdan getiririz. Yok, Youtube'da, Reddit'de, herhangi bir forumda isimsizliğin koruması altında konuşuyorsanız hiçbir sorun olmaz. Neyiz biz? Neredeyiz? Bu sorulara bir cevabımız var mı?  Chuck Klosterman'ın bu hafta Royce White hakkında Grantland'e yazdığı harika yazıda, sosyal medyayla ilgili etkileyici bir tespit bulunuyor:

Sosyal medyadaki insanların sadece bilgisayar başındaki birileri olduğunu düşünmek istiyoruz ama bu, yan komşumuz olabilecekleri gerçeğini değiştirmiyor. Bilgisayar ekranı karşısındaki bu insanlar okullardalar, hastanelerdeler, Washington'da çalışıyorlar. Bunlar gerçek insanlar. Rahatsız edici bir şeyler olduğunu itiraf etmemiz için daha kaç tane olay yaşanması gerekiyor? Bence bir tek kişinin bile "Siktir git, kendini öldür" diye tweet atması rahatsız edici. Peki bu tip tweet'in binlercesi, yüz binlercesi geliyorsa? Ben ciddi ruhsal bozuklukları olan ve bu konuda yardım almayan birçok insan olduğunu düşünüyorum. Çünkü Twitter sayfalarına giriyorum ve görüyorum ki o mesajlar sadece bana gönderilmiyor. Pek çok insana benzer şeyler yazıyorlar.

Ve buradan itibaren işler biraz karışıyor. Bir blog'unuz, köşeniz, podcast'iniz, radyo programınız ya da devamlı bir televizyon programınız varsa çoğunluğun iyiliğini dikkate almanız gerekiyor. İnsanların son zamanlarda ESPN'den şikâyet etme sebeplerinden bir kısmı abartılı ve maksatlı, bir kısmı bazı açılardan haklı, bir kısmıysa reddedilemeyecek biçimde haklı. Kanalın çalışanı Rob Parker'ın siyahi oyuncu Robert Griffin III hakkında Afro-Amerikan toplumunun bir bölümünü temsil ettiğini iddia ederek yaptığı yorumlar buna güzel bir örnek (Parker, Griffin'in siyah olmasına rağmen siyahi toplumun bir parçası olmadığını iddia etmiş ve onu bir "sahte kardeş" olarak nitelemişti). Yorumcu, düşüncelerini isabetli ya da duyarlı bir biçimde ifade edemediğinden, hak ettiği tepkiyi çok çabuk bir biçimde aldı. Önce programı First Take yayından alındı. Daha sonra işinden olması kimseyi şaşırtmadı. Peki ya aynı programda şöyle bir sohbet gerçekleşseydi?

Konuşan Kafa No. 1: "Son yirmi yılda o kadar çok sporcu bizi hayal kırıklığına uğrattı ki şu an Peterson'ın veya Lewis'in geri dönüşlerine bakıp kuralları deşip deşmediklerini merak etmemem mümkün değil."

Konuşan Kafa No. 2: "Yani, senin için doping testini geçmiş sayılmazlar?"

Konuşan Kafa No. 1: "Aynen öyle. Atletlerin kullandığı performans geliştiricilerin belli olup olmaması, bir sporu takip etmenin doğal bir parçası oldu. Ve artık bu programda da konuşulması normal karşılanmalı."

Konuşan Kafa No. 2 [aniden ürker]: "Ne demek istiyorsun?"

Konuşan Kafa No. 1: "Diyorum ki, nasıl bir oyuncunun takas edilmesi gerekip gerekmediği, iyi oynayıp oynamadığı gibi şeyleri tartışabiliyorsak, doping yapıp yapmadıklarını da tartışmalıyız. Daha demin yeşil odada Lewis'in doping yapıp yapmadığını tartışıyorduk, unuttun mu?"

Konuşan Kafa No. 2 [sıçmış durumdadır]: "O sırada kayıt dışındaydık ama…"

Konuşan Kafa No. 1: "Boş ver kaydı kuydu. Bunu konuşmamız gerekiyor. Peterson gibi bir sporcu hakkında bu konuyu konuşmamız doğru mu? Bence doğru. Bence, o bir profesyonel atlet olarak, düzinelerce meslektaşının doping yapıp ya yakalandığı ya da yakalanmadığı bir dünyada yaşıyor, doping testlerinin dikkatsizce yapıldığı bir spor yapıyor.  BU DURUM ARTIK SPORUN BİR PARÇASI HALİNE GELDİ! Öyle değilmiş gibi davranıyoruz ama öyle. Kimden saklanıyoruz? Kimi koruyoruz? Peterson'ın doping yapıp yapmadığını ya da Dickerson'ın rekorunu kırıp kıramayacağını merak etmenin farkı nedir ki? İki durumda da bir şekilde spekülasyon yapmıyor muyuz? Evet, yapıyoruz! Bu programın amacı bu! OLAYLAR HAKKINDA SPEKÜLASYON YAPMAK!!!!

Böyle bir sohbetin televizyonda yayınlandığında şahitlik etseniz nasıl hissederdiniz?
İlk düşünceniz, "işte televizyon diye ben buna derim" olurdu.

İkinci düşünceniz, "bu arkadaş kovulacak, hem de hemen" olurdu.

Üçüncü düşünceniz, "bu YouTube'da üç gün içinde 100 milyon kere izlenir" olurdu.

Ve yaklaşık 10 dakika sonra, dördüncü düşünceniz, "aslında adam bazı konularda haksız sayılmazdı" olurdu.


Rob Parker'ın "sahte kardeş" iddialarına Griffin'in muhtemel yanıtı
*

Performans geliştirici ayrımı.

Bu ifade hakkında bir kez daha düşünün. Artık spor takip etmenin temel parçalarından biri değil mi? Neden itiraf etmiyoruz? Eğer "kesin hile yaptı" ve "neredeyse kesin hile yaptı" diye düşündüğünüz atletleri alt alta yazarsanız, elinizde bir spora en çok etki etmiş sporcuların listesi kalacak. Kendi içlerinde bir Hall of Fame bile oluşturabilirsiniz. Bu yüzden verdikleri zararlar kolay geçmiyor. Bu yüzden performans geliştirici ayrımı ya da yukarıda bahsettiğim kopukluk gibi durumlar var.  Ne zaman bir sporcu herhangi bir sakatlığı beklenenden kısa sürede atlatsa, içten içe meraklanıyoruz. Ne zaman bir sporcu yaşlanma sürecini doğaüstü bir biçimde yenmeyi başarsa, içten içe şüphe ediyoruz. Ne zaman bir süper yıldız atletik olarak gerçek gözükmeyen seviyelere çıksa, içten içe bu seviyeye gelmek için hile yapmamış olmasını diliyoruz.

Peterson hakkında gelen e-postalara, performans geliştirici ayrımı çerçevesinde cevap vermeyi planlamıştım, Marquez ve A-Rod gibiler Peterson'ın gerçekten inanılmaz geri dönüşünü şüphe duymadan karşılamamızı imkânsız hale getirmişti. "Gerçekten inanılmaz" lafı geçmişte çok fazla canımızı yaktı. Şimdi ise bu durumdayız. Merak ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz. Kasım ve Aralık'ta Peterson'ın yaptıklarının "kurallara uygun" olup olmadığını sorgulayan 700'e yakın e-posta aldım. Bazıları komikti, bazıları endişeliydi, bazıları deliceydi. Hepsi beni düşündürdü.

Peterson'ın Oklahoma'daki kafa fotoğraflarıyla Minnesota'dakileri karşılaştırdım mı? Evet. Bunu yaparken de çok ezik hissettim. Bundan başka bir arkadaşıma bahsedene kadar…

"Aaa, evet, ben de yaptım," dedi. "Herkes bunu yaptı. Bunun için bir site olmalı. Sporcuların kafalarını öncesi/sonrası diye fotoğraflarla göstermeli. Hepsini tek bir yerde toplamalılar.

Ben de kendimi kafa sallarken buldum. Gerçekten bu site fikri harikaymış. Adam haklı.

Bu beni kötü bir insan mı yapar? Mahvolmuş durumda mıyım? Grantland ofisinde kendi aramızda sürdürdüğümüz bir şaka var: Adını "Kaba İşeyecekler Listesi" koydum. Bu liste hakkında hiç yazmadım çünkü ESPN Ben (bu kez akıllıca bir hareketle) Sporsever Ben'i engelledi. Listeye girmek için çok bir şey yapmanıza gerek yok. En sevdiğim bazı sebepler şöyle…

- En iyi formundayken anlamsız bir bahaneyle (çok daha sıkı doping testlerinin yapıldığı) Olimpiyatlar'a katılmazsan, listedesin.

- Bir önceki en iyi sezonundan dört beş yıl geçip 30'larının sonuna gelmişken yeni en iyi sezonunu geçiriyorsan, listedesin.

- Korkuluktan hallice cüssene mucizevi bir biçimde 20 kilo kas ekleyivermiş zayıf bir arkadaşsan, listedesin.

- Çok ciddi bir sakatlığı bundan bir yıl önce imkânsız gibi gözükebilecek bir sürede atlatmışsan, listedesin.

- Genç yaşlarında formda ve kaslı bir vücudun varken yaşlandıkça olması gerekenden çok daha hızlı formdan düşüyorsan, listedesin.

- Rakiplerine oranla insanüstü bir dayanıklılık seviyesindeysen, listedesin.

Bazı durumlarda bu listede olman, senin suçun olmayabilir bile. Aslında, bu listede olma sebebin yaşıt meslektaşlarının yaptığı hatalar, medyanın kendini görmezden gelmeye programlaması ya da "gerçekten inanılmaz" şeyler izlemenin bazı bedelleri olduğunu öğrenmemiz. Bu listede olma sebebin, oyuncu birliğinin görünüşte oyuncu haklarını korumak ama gerçekte yargılanmadan hile yapmak için anlamsız doping kontrol kuralları koydurması. Bu listede olma sebebin, Amerikan Başkanı'nın kendini büyük bir sporsever olarak tanıtıp sorumluluk almaması veya oy tabanını riske etmek yerine bu sporların mahvolmasını tercih etmesi. Bu listede olma sebebin, yaptığın sporda kan örneklerine doping testi yapılamaması, biyolojik pasaport tutulmaması ya da adil yarışıp yarışmadığını öğrenmemizi sağlayacak hiçbir uygulamanın söz konusu olmaması. Bu listede olma sebebin, 2013 yılına geldiğimiz halde kafamızı kumdan çıkarmamış olmamız.

*

Birazdan okuyacağınız anekdot tamamen gerçektir.

NBA oyuncuları sezon içinde dört kere doping testine girer. Dördüncü test, Ekim'le Haziran arasında herhangi bir zamanda yapılır ama sonuncu test olduğu kesindir. Yani eğer 71nci maçtan önce test yapılırsa, sezonun geri kalanında önün açıktır. NBA çevreleri içinde bu durumun "dokunulmazlık kartı" olmasıyla ilgili yaygın bir espri de vardır hatta: Dördüncü kaba işediğin gün, her şeyi yapmakta özgürsündür. Vücuduna her ne istiyorsan sokabilirsin. Ot içip dumanlanmak mı istiyorsun? Yak bir cigara. Play-off'ta dayanıklılığını artırmak için damarlarındaki kanı daha temiziyle değiştirmek mi istiyorsun? Bas şırıngayı. Sonraki 10 hafta içinde oynayacağın 25 sert play-off maçı için testosteron döngüsüne girmek mi istiyorsun? Seni durduran bir sebep yok. Bu adamların ne kadar çok kazanmak istediğini unutmayın. Avantaj sağlamak için ne yapabilirler? Ne kadarını göze alabilirler? Ve neden onlara bu şansı veriyoruz?

Birazdan okuyacağınız anekdot tamamen gerçektir.

Bütün sporcular yükseltilmiş testosteron için teste sokulmaz. Bunu yapan liglerde ya da sporlarda da doğuştan yüksek testosteron seviyesine sahip olanların hesaba katılması gerekir. Tabii, bu eşik sandığınızdan daha yüksek tutulur çünkü biyolojik olarak aykırı değerler temel alınır: Bazı atletler, ortalama bir insanın iki katı testosteron seviyesinde olabilirler. Pekâlâ, diyelim ki testosteron değeri, ortalama eşiğin üç katı çıksa bile dopingli kabul edilmeyen bir NHL oyuncususunuz. Bu da demektir ki seviyenizi yukarı çekmesi için makul miktarda büyüme hormonu kullanabilirsiniz, yeter ki ÇOK yukarı çıkmasın. Belki testosteron seviyenizi üç katın hemen aşağısına çekebilirsiniz de. Sonuçta, bu da suç kabul edilmiyor! Uzun süreli izler bırakmadan hormon seviyenizi küçük küçük artırabilen patch'ler söz konusu. NFL oyuncusu olmayan ünlü bir sporcu, değerlerini kendi "doğal eşiğine" yaklaştırmak için bir keresinde bunlardan birini kullandığı sırada uyuyakalmış. Doğal olarak, değerleri olması gerekenden çok daha yüksek çıktı ve yakalandı. Bu tip şeylerin daha sık olmaması sadece inanılmaz.

Birazdan okuyacağınız anekdot tamamen gerçektir.

Bertrand Berry ve Ty Warren'ın trisepsleri parçalandığında iyileşmeleri altı ay sürdü. Arizonalı savunmacı Levi Brown'un, Ağustos 2012'de aynı kası parçalandığında takımı Cardinals hemen sezonu kapattığını açıkladı. Ray Lewis'in Ekim ortasında trisepsi parçalandığında sezonun kalanında oynayamayacağını düşünüyorduk ama iki ay sonra sahalara döndü. "İyileşmesinin" üçüncü ayı sırasında, Denver'a karşı oynadıkları iki uzatmaya giden maçta 17 müdahale yaptı. Hava o gün -13 dereceydi. Lewis, 37 yaşındaydı.

Sonuç olarak, Lewis'in adının bu hafta ortaya çıkan doping skandalına karışmasına kimse şaşırmadı. Super Bowl haftasını onun hakkında konuşarak, hile yapıp yapmadığını merak ederek, yalan söylediğini gösteren delilleri reddetmesini izleyerek, "rengeyiği spreyini" Google'layıp sporun kendisinden başka her şeyi konuşarak heba ettik. O anlar her zamanki gibi geçip gitti. Hiçbir şey değişmedi. "Sahte kardeşlik sendromu" adını verdiğim; bazı spor medyası üyelerinin sorumsuzluğu, ulusal medyaya mensup herhangi bir gazetecinin söz konusu ortamı sorgulaması fırsatını heba etti. Böyle önemli bir konuyu ele almamız konusunda bize güvenmiyorsunuz, güvenmemelisiniz de. Bize olan güveninizi pek çok kez boşa çıkarttık zaten.

Sporcuların temiz kalmak ya da kirli olmayı seçmek gibi iki seçeneği olmamalı. Oyuncu birliğinin arkasına saklanmayı bırakmalılar ve oyuncu temsilcilerinin daha iyi doping kontrolüne karşı mücadele etmesine izin vermemeliler.  Hal böyleyken, Jalen Rose'la beraber doğaçlama şekilde yapacağımız "Bu Yıl "Çişini Kapta Görmek İstediklerim Takımınızda" Kimler Var?" podcast'inde isimlerinin geçmemesi mümkün değil. Tekrarlıyorum, artık gereken teknolojiye sahibiz. Temiz oyuncuların, kirli oyunculara karşı rekabet etmesini engelleyebiliriz. Neden bu teknolojiyi kullanmıyoruz? Henry Abbott'ın NBA ve performans geliştiricilerle ilgili yazısında dediği gibi, FIFA sahtekârları yakalamanın tek başına en iyi yöntemi olan biyolojik pasaportu 2014 Dünya Kupası için uygulamaya koymuşken, NBA yönetimi oyuncularını neden kan örnekleri üzerinde test yapmaya bile ikna edemiyor


Bill Simmons'ın Noel Baba Timi...

NBA oyuncuları, kanlarınızda bulabileceklerimizden bu kadar mı korkuyorsunuz? Böyle bir korkunuz yoksa neden temsilcilerinizin böyle ürkek bir imaj vermesine müsaade ediyorsunuz? Dünya çapında pek çok atletin doping yaptığı ortaya çıkıyorken, benden nasıl sahtekârlık yapıp yapmadığınızı, merak ETMEMEMİ bekleyebiliyorsunuz? Don MacLean, Matt Geiger, Soumaila Samake, Lindsey Hunter, Darius Miles, Rashard Lewis ve O.J. Mayo: All-Star'a katılma sayıları toplam iki olan yedi isim. NBA'de performans yükseltici ilaçlar kullanan oyuncu grubunun bu isimlerden ibaret olduğuna inanmamı mı bekliyorsunuz?

Herkesin vücudunda ne var ne yok görelim, olsun bitsin. Bence sizin için çok şaşırtıcı olurdu. Efsanelerinizin bir bölümünün abartılmış eski madde bağımlıları olup olmadığını merak ederdiniz. Beyin sarsıntıları gibi sakatlıklara bu kadar önem verirken büyüme hormonu, steroidler ve ağrı kesiciler konusunda nasıl böyle cahil kalabildiğimizi görünce kafanız karışırdı. NFL'de oyunculara Toradol verilirken imzalatılan feragat neden daha çok dikkat çekmedi? Toradol'le büyüme hormonu arasında ne fark var mesela? "Performans yükseltici" tam olarak ne anlama geliyor? 95 mil hızındaki bir topu yakalamak için ölü birinin bağ dokularını kendinize naklettirmenizde sorun yokken, aynı sonuçları almak için testosteron kullanmanız nasıl kural dışı olabiliyor? Daha hızlı iyileşmesini sağlamak için bileğinize kök hücre nakledilmesi amacıyla Almanya'ya gitmenizde sorun yokken, dayanıklılığınızı artırmak için kanınızı daha iyisiyle değiştirmeniz neden kural dışı sayılıyor?

Neyin doğru neyin yanlış olduğuna nasıl karar verdik? Birbiriyle alakası olmayan bir grup kural rastgele uydurup geçtik mi? En sevdiğimiz atletler neden sporlarının güvenilirliğini artırmak için çaba göstermiyor? Amaç basit olmalı: tam şeffaflık. Amerika'daki her profesyonel lig mümkün olan en iyi testlerle denetlenmeli. Nokta. Eğer sporcular bunun adil olmadığını düşünüyorsa, ben de onlardan bir bölümünün hile yapmasının adil olduğunu düşünmüyorum. Bu kadar.

Ben, Ray Lewis'in bir sahtekar olduğunu düşünüyorum. Dolaylı kanıtlara, oyuncunun yaşına, seviyesinin üstünde rekabet edebilmesine, yaşadığı sakatlığın geçmişine ve hızlı "iyileşme" sürecinin pislik detektörümü elektrikli testere gibi titretmesine dayanarak bu düşüncemin doğru olduğuna inanıyorum.

Sporcuların bizi getirdiği noktada bir önceki paragrafı yazmakta haklı olduğuma inanıyorum. Daha iyi doping testlerine ihtiyacımız var. Kan örneklerini test etmeye ihtiyacımız var. Biyolojik pasaportlara ihtiyacımız var. Bu şeylere şu an ihtiyacımız var. Üç yıl içinde değil. İki yıl içinde değil. Şimdi. Çünkü artık neyi izlediğimi bile bilmiyorum.

Özel sohbetlerimizle herkesin arasında konuştuklarımız arasındaki bu ayrımın yok olmasına ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Profesyonel sporlarda hile yapılması salgın hastalık gibi yayılıyor. Medya mensuplarının, çarpıcı biçimde yükselen bir performansın ya da dikkat çekici şekilde hızlanan bir iyileşme sürecinin ardındaki sebepleri merak etmesi doğal karşılanmalı. Bu konuları gündeme getirenler pislik muamelesi görmemeli.  Bunlar artık sporun bir parçası.

Eğer hayatımı kazanmak için spor yapsaydım, kaç milyon kazanacağımı, ne kadar ünlü olacağımı ya da kaç kere şampiyon olacağımı önemsemeden performans yükselticilerden uzak duracağıma inanıyorum. Buna inanmak hoşuma gidiyor. Gerçek şu ki gerçekte ne tercih yapacağımı bilmem mümkün değil. Sizin de bilmeniz mümkün değil.

Ben, Adrian Peterson'ın doğal bir şekilde iyileştiğine inanıyorum. Super Bowl'un devre arasında bir kaba işediğini görmeme gerek yok. Sporsever Ben ve ESPN Ben bir tek bu konuda anlaşabiliyor. Tabii, Beyonce'un konser vermesiyle Ray Lewis'in bir kaba işemesi arasında seçim yapmam gerekse kaba işemeyi görmeyi seçerim. 21nci yüzyılda spora hoş geldiniz.

Dime #6


-Kobe Bryant NBA tarihinde 30.000 sayıya ulaşan en genç ve beşinci oyuncu oldu. Videoda kariyerindeki milestone'lar gösterilmiş. Biraz ahlaksız. Aynı zamanda içeride Magic'e kaybettikleri maçtan sonra 
"I’ll kick everybody’s ass in this locker room if it doesn’t happen." diye açıklama yaptı. "Everybody" dese de kimden bahsettiği açık. Lakers o Magic maçından sonra oynadığı üç maçtan sadece birini kazanabildi. Şu anki durumları 9-11. Tesadüf?

-Madem ilk bölümü süper yıldızlara ayırdık: Lebron James. Ondan başka aynı sene içerisinde hem NBA MVP'si, hem finaller MVP'si, hem NBA şampiyonu, hem de Olimpiyat Altın Madalya sahibi tek bir oyuncu var: Michael Jordan. İşte süreç her ne kadar zorlu olursa olsun adınız Lebron James ise kaybedenden kazanana geçmek kolay oluyor. Hepsinden önemlisi ise Sports Illustrated tarafından Sportsman of the Year ödülünü kazanmak. “It’s very humbling. It was a long journey. Going through what I went through my first year here, making the transition from Cleveland and ultimately winning a championship, it makes it sweeter. It’s a challenge when everything you do or say can be used against you, the thing that’s helped me is that I’ve been watched and followed since I was 16 years old. They praise you and you make one mistake and they bring you down. They praise you again and then bring you down again so I’ve had a lot of hardships, but it all makes it sweeter in the end.” demiş ESPN'e. Saygım sonsuz ama bütün bu başarıları Cleveland'da kazansa, en azından orada çabalasa daha iyi olmaz mıydı? Konuyla alakalı bir yazı tabii ki Fritz başkandan.

-We Need to Talk About Kevin. Ne zamandır listemde olan bir film ama izlemek daha nasip olmadı. Alican Şengül kardeşimi de unutmadım, konuyla alakalı şu yazısı var. Benim bahsetmek istediğim Kevin ise Durant olan. Ligdeki 6. yılı ve şimdiden muazzam bir olgunluğa erişmiş durumda. Lige girdiğinde de çok potansiyelli bir süper yıldızdı ve inanılmaz bir skor gücü vardı ama sadece bu. Altıncı yılında ise bu ligde bir çok veteranın yaşamadığı kadar tecrübe yaşadı ve tam anlamıyla all-around bir süper star artık. %51.5 kariyerinin en iyi şut yüzdesi, %45.7 kariyerinin en iyi üçlük yüzdesi, %90.1 kariyerinin en iyi serbest atış yüzdesi. Yetmez. 8.6, 4.4, 1.5 ve 1.5 da sırasıyla ribaunt, asist, top çalma ve blok rakamları ve onlar da kariyerinin en yüksek rakamları. Bütün bunları maç başına 27.0 sayı atarak yapıyor ve Harden'ın gidişiyle kan kaybetmesi beklenen Oklahoma City Thunder'ı 16-4 ile Batı zirvesinde tutmayı başarıyor. "My game, I just want it to keep evolving. I've been more focused on being a better leader, and that's just getting everything I can out of everybody on the floor." ve her şeyin farkında.


-Pelikan deyince aklınıza kaç şey geliyor? Acayip gagalı bir kuş türü... Kırtasiye markası... Başka bulamadım. Gelecek seneden itibaren bu kelimenin çağrıştırdığı yegane şey New Orleans olacak. NFL takımı New Orleans Saints'in de sahibi olan Tom Benson, Hornets'i NBA yönetiminden satın aldığında bunu kendi kafasında kararlaştırmış bile ve geçtiğimiz hafta Benson'ın eşi durumu medyaya açıkladı. Gelecek sezondan itibaren New Orleans Pelicans olarak anılacaklar ve renkleri çok yüksek ihtimalle lacivert, kırmızı ve altın sarısı olacak. Tam New Orleans cümbüşüne yakışan renkler. Tabii Pelicans biraz alay konusu olacak bir isimmiş gibi geliyor başta ama ligdeki takımların isimlerini bir aklınıza getirsenize? Lakers, Bucks, Cavaliers, Nuggets, Pistons vs. Bunlara gülmememizin sebebi alışmış olmamız. Ama şöyle bir düşününce Jazz'den Pelicans'a uzanan nickname de halk için biraz hayal kırıklığı olsa gerek. Peki neden Pelicans? Şehrin bulunduğu Louisiana eyaletinin simgesi pelikan. Hatta Pelican State diye bahsediliyor eyaletten. Bu arada Charlotte taraftarları da heyecanla Hornets isminin boşa çıkmasını bekliyor. Onlar da önümüzdeki sezonlarda tekrar eski isimlerini alıp Charlotte Hornets olabilirler. Michael Jordan da buna sıcak baktığını belirtmiş.

-NFL demişken, bu sene ligin üzerinde resmen kara bulutlar var. Dallas Cowboys oyuncusu Josh Brent alkollü araba kullanırken kazaya karışmış ve bu kazada da yanında oturan takım arkadaşı Jerry Brown ölmüş. Bu yüzden de Brent tutuklanmış. Brent ve Brown Illinois'de beraber okumuşlar ve iyi bir arkadaşlarmış. Kazanın olduğu gece beraber bir partiye gitmişler ve parti sonrası olaylar gerçekleşmiş. Brent bu sene Cowboys'un bütün maçlarında oynarken hayatını kaybeden Brown ise antrenman kadrosunda bulunuyordu. Geçtiğimiz hafta ne olmuştu? Kansas City Chiefs oyuncusu Jovan Belcher, silahıyla önce kız arkadaşını öldürmüştü, sonra da kendi göğsüne ateş ederek intihar etmişti. Sıradışı.

-Lige dönelim. Geçtiğimiz perşembe TNT maçında sahasında Tim Duncan, Tony Parker, Manu Ginobili ve Danny Green'den yoksun Spurs'ü zar zor yenen Miami Heat bu hafta yine TNT maçında Carmelo'suz Knicks'e kaybetti ama ne kaybetmek. Büyük ihtimalle 44 üçlük denemesi bir NBA rekoru değildir ama kulağa çok freak geliyor. 91 şut denemesinin 44'ü üçlük dersem durum biraz daha extraordinary oluyor. 44 üçlüğün sadece 18'i isabetli ve böyle deyince rakamlar biraz normale dönmüş hissi uyandırıyor ama hayır bu .409 orana tekabül ediyor ve yine gayet yüksek bir yüzde. Sheed'in 0/6'sı olmasa bu yüzde yarının da üzerine çıkacak, korkutucu. Knicks, Heat'e bu sezon sahasındaki ilk mağlubiyeti tattırdı ama esas olay, bunun James-Wade-Bosh üçlüsünden bu yana Heat'in sahasında aldığı en ağır yenilgi olması. Geçen senenin 4 Nisan'ında Grizzlies'ten 15 yemişlerdi, bu sayı Knicks'le beraber 20'ye yükseldi: 112-92. Tekrarlıyorum, Carmelo Anthony yok. Tabii Anthony olmayınca hücumlar Felton'a ve iyi alan paylaşımına kaldı. Onlar da biraz iyi alan paylaştılar. Knicks ligin en çok üçlük deneyen ve isabet bulan takımı ama her zaman böyle gününde olmayacakları aşikar, ki hemen bir sonraki maçta Bulls karşısında 8/23'te kaldılar ve maçı da 93-85 kaybettiler.

-Bir de bu maçla alakalı bir istatistiğe daha değineceğim. Ligin en çok teknik faul yiyen takımı New York Knicks. Bu maçta da Jr. Smith teknik yedi ve sezon içinde yediği teknik faul rakamı üçe yükseldi. Jr.'ın bir de flagrant-1'i var. Knicks'te Melo 5 teknikle Cousins ile beraber ligin zirvesinde. Tabii ki Sheed 4 teknikle onları izliyor. Jr. 3 teknik, 1 flagrant-1 ve Tyson Chandler 1 teknik, 1 flagrant-1. Sheed ve teknik demişken, nasıl Kobe tüm zamanlar sayı sıralamasında basamakları birer birer geçiyorsa Sheed de aynı basamakları teknik faul sıralamasında aşıyor. 317 ile üçüncü sırada şu an. Önündeki isimler 329 ile Charles Barkley ve lider 332 ile Karl Malone. 16 teknik faul daha alırsa tüm zamanlarda ilk sıraya yerleşecek. Sheed'den bahsediyoruz. Alacaktır.


-76ers bir öyle bir böyle gidiyor ve istikrara kavuşmaları için Bynum'dan gelecek haber çok önemli. Bynum ise sezon başından beri kenardan maçları izliyor ve bu durumdan hoşnut gibi gözüküyor. Gelen son haberlere göre dizinden bir muayene daha olacakmış 20 Aralık'ta ancak geçenlerde şöyle bir yazı okudum ve nedense hiç garibime gitmedi. SLAM editörlerinden Tzvi Twersky, Bynum'ın eski bir takım arkadaşıyla iletişime geçmiş ve bu isimden Twersky'e gelen bir mesaj şöyle; "I do know that I’ve never met another player in the league who likes basketball less than Bynum.” ligin en iyi iki pivotundan biri, hatta bana göre sadece hücum baz alınırsa ilki ama basketbolu sevmiyor. Çok yazık. O eski takım arkadaşı da kesin Luke Walton'dır he.

-Kasım başlarında Grantland'de Hakeem Olajuwon ve Ralph Sampson'lı Houston Rockets'in hikayesi yayınlandı. Oyuncuların, rakip oyuncuların, koçların hatta hakemlerin ağzından. Efsanevi iki şampiyonluk öncesi dönem, Olajuwon'un ilk seneleri falan. İkiz kulelerin doğuşu, dağılışı, Celtics'e finalde kaybedilen sezon, uyuşturucu skandalıyla dağılan takım, Sampson'ın takası vesaire. Franchise'ın ne zorluklar yaşayıp da iki şampiyonluğa ulaştığını birinci ağızlardan okuyoruz. Belgesel tadında. Ben bir haftada falan anca bitirebildim sindire sindire ama şiddetle tavsiye: TIK!

-"Doesn't he look like Doc Brown from 'Back to the Future'?" Robert Sacre. Mitch Kupchak'ten bahsediyor... İyi haftalar efendim :(

Dime #5


-Bu haftaya aslında geçen hafta yapmam gereken bir şeyi yaparak başlıyorum. Rockets koçu Kevin McHale'in kızı Alexander 'Sasha' McHale 23 yaşında hayata gözlerini yumdu. Huzur içinde yatsın. McHale 10 Kasım'dan bu yana ailevi sebeplerden ötürü takımın başında maçlara çıkmıyordu. Yerini geçici bir süreliğine Kelvin Sampson almıştı. Ayın 25'inde de McHale'in kızının öldüğü haberi geldi. Her ölüm erkendir tabii ama 23 yaş ölüm için biraz fazla erken. Biz milyonlarca kilometre ötede, okyanus aşırı bir ülkede, hiç görmediğimiz bir adamın hiçbir fikre sahip olmadığımız kızı ölünce şok oluyoruz, McHale'in durumunu düşünemiyorum. 23 yaşında. 23. Rockets oyuncuları da Raptors maçından itibaren omuzlarında yeşil bir bantla (resmi büyütürseniz Harden'ın sağ el yüzük parmağındaki devasa tırnağını da görebilirsiniz ama görmeseniz daha iyi) oynamaya başladılar. Yeri gelmişken o maçın en akılda kalan pozisyon da Ömer Aşık'ın kendi potasına attığı basket.

-Biraz depresif bir başlangıç oldu, biraz daha depresifleştiriyorum ve NFL'e uzanıyorum. Bu hafta sonu Birleşik Devletler spor medyası inanılmaz bir olayla çalkalandı. NFL takımlarından Kansas City Chiefs'in linebacker'ı Jovan Belcher, önce 22 yaşındaki kız arkadaşı Kassandra Perkins'i silahıyla vurdu, sonra da takımının tesislerine gidip antrenörüne ve genel menajerine teşekkür ettikten sonra sabah 08.00 sularında göğsüne sıkarak intihar etti. Sebebi bilinmiyor. Kız arkadaşıyla son zamanlarda sık kavga ettikleri söyleniyor ve 3 aylık da bir bebekleri var. NFL yönetimi o hafta sonu Chiefs'in oynayacağı Carolina Panthers maçını iptal etmeyeceğini açıkladı. Chiefs de berbat giden sezonda Panthers'e karşı sezonun 11. haftasında 2. galibiyetini aldı.

-Geçen hafta NFL'de (hassiktir nba?) gündem konusunu doping oluşturuyordu ve bazı oyunculara Adderall kullandıkları için ceza verildi. Chicago Bears (Göktuğ selam) wide receiver'ı Brandon Marshall'a konu hakkında mikrofon uzatıldığında ise Marshall; "I don't know too much about Adderall, I know guys, it is such a competitive league, guys try anything just to get that edge. I'm fortunate enough to be blessed with size and some smarts to give me my edge. But some guys, they'll do whatever they can to get an edge. I've heard of some crazy stories. I've heard guys using like Viagra, seriously. Because the blood is supposedly thin, some crazy stuff. So, you know, it's kind of scary with some of these chemicals that are in some of these things so you have to be careful." dedi. Tabii burada kilit cümle "I've heard guys using like Viagra, seriously." maça çıkarken Viagra atan oyuncular, hmm. Peki Viagra insana ne yapıyor yeniden hatırlatalım, kaynağımız vikipedi: "Cinsel ilişkiden bir saat kadar önce alınması önerilen Viagra, yutularak alındıktan 30 dakika kadar sonra etkinliğini göstermeye başlar ve etkisi 4 saat kadar sürer. Viagra kullanan kişilerde vücudun diğer bölgelerinde de atardamarlarda genişlemeler olacaktır. Bu etki nedeniyle de baş ağrısı, baş dönmesi gibi şikayetler görülebilir. İlacın diğer yan etkileri şunlar olabilir: Görmede bulanıklaşma, midede yanma, yüzde kızarma, burun akıntısı, burun kanaması ışığa karşı hassasiyet." Oyuncular bunu kullanıyorken, tabii Marshall'ın dedikleri doğru olmayabilir de, ne düşünüyor bilmiyorum. Ama Viagra'nın psikolojik olarak bağımlılık yarattığı da bilindiğine göre biraz tehlikeli, hatta biraz ürpertici.


-Neyse biz kendi ligimize dönelim. Bugün sosyal medyaya yukarıdaki resim düştü. Duncan ile Parker'ın Halloween fotoğrafı. Fake de olabilir ama net bilinmiyor. Fotoğrafa bakınca fake değilmiş gibi ama biri sana "Abi Duncan'la Parker üzerlerine siyah çarşaf geçirmişler, ellerine de taramalı tüfek almışlar, aralarına da  üzerindeki hakem kostümünde (Joey) Crawford #17 yazan kel bi' abiyi koymuşlar. Silahlarını ona doğrultmuşlar, böyle bi' Halloween fotosu çekmişler." dese FAKEEE dersin. Duncan ile Crawford'un aralarındaki husumet biliniyor tabii, Parker da yancı olmuş burada. Ya kim olacaktı heh heh.

-Joey Crawford demişken... Tabii pozisyonun içinde Chris Duhon da olunca şöyle efsane bir video çıkmış ortaya. Sanırım son iki günde Howard'ın sene başından beri kaçırdığı faul sayısı (Begüm selam) kadar izledim.

-Bu hafta gündemi sarsan iki olay yaşandı, biri Popovich-Stern savaşı. Hakkında o kadar çok şey yazıldı çizildi ki, bana diyecek özgün kelime/cümle kalmadı neredeyse. Hatta olayın sıcaklığıyla dime'ı öne çekmeyi falan da düşünmedim değil ama iş, güç yoğun insanlarız öhöm. Neyse konuyu biliyorsunuz, madde madde gidelim.

1. Yorumum Pop'un %100 haklı, Stern'in %100 haksız olduğu yönünde. Yani %99 bile değil. Stern daha önce de Lakers organizasyonuna yıldızlarını oynatmadığı için ceza vermiş 1990'un son normal sezon maçında. Bu sefer de Spurs'e 250.000 dolar para cezası verdi. Son derece faşist ve despotça alınmış bir karar.

2. Her ne kadar NBA'in sıkça show business olduğu iddia edilse de ben buna karşıyım. Bu bir spor. Rekabet seviyesi oldukça yüksek bir spor hem de. Popovich de söz konusu rekabet olduğu zaman rakibini alt etmeyi bilen en iyi dehalardan biri. İster TNT yayını olsun, ister başka bir şey. Rakip ister Bobcats olsun, ister son şampiyon. Koçun takımı hakkında aldığı bir karara kimse direkt olarak karışamaz. NBA başkanı bile.

3. Miami Heat 12. günde 3. maçına çıkıyorken San Antonio Spurs 5. günde 4. maçına çıkıyordu. Üstelik bir sonraki maçı da Memphis Grizzlies ile. Üstelik Heat ligin en çok koşan, en dinamik takımlarından birisi ve Pop'un da yıldızlarını sürekli dinlendirerek kullanan, onları sene sonuna en uygun şekilde hazırlayan daha doğrusu buna mecbur olan koç olduğu biliniyor. Madem Stern o gece Pop'un aslarını oynatmasını istiyordu, bu fikstürü nasıl açıklayacak? Biraz tezatlık yok mu sizce de?

4. Belki görmeyenler vardır, şu efsane anı kaçırmasınlar.

5. Yalnız Danny Green de ne ekmek yedi be. Popovich aslarını eve yolladı: Tim Duncan, Tony Parker, Manu Ginobili, Danny Green.


-Gündemi sarsan diğer olay Wizards'ın galib- Hayır, ona sonra değineceğiz. Wizards kazandı kazanmasına ama kazanmak için yanlış günü seçtiler. Ertesi gün konuşulan tek konu Celtics-Nets kavgasıydı. İzleyelim. Çok büyük bir kavga olmayabilir ama bayağıdır kavga göremediğimiz NBA'de sevindiren bir gelişme. Evet, bu lig daha büyük seyirci kitlelerine ulaşmak istiyorsa Duncan'la, Parker'la, Ginobili'yle değil, Green'le hiç değil, bu kavgalarıyla ulaşacak. Teğmenimin deyimiyle epeydir kavga görmediğimizden şunu bile ağzımız açık izledik. Ya da böyle bir şeydi. Kavgayı ilginç kılan ise Rondo'nun henüz üç asisti varken kavgayı başlatması ve oyundan atılması. Böylece 10+ asist serisi 37 maçta kaldı ve Magic Johnson'a yetişemeden sona ermiş oldu. Ben 3-5 maç arası ceza alır dedim, sadece 2 maç ceza aldı. Ceza alan başka oyuncu da olmadı. Garnett ve Wallace teknik faul yediler, Wallace'ın yediği teknik faul ikinci teknik fauldü ve doğal olarak atıldı. Direkt atılan diğer isimse tabii ki Kris Humphries. Olayla alakalı gördüğüm en güzel tweet de, hayır bu değil, şu. Arada Joe Johnson'ın Paul Pierce'ın aktif basketbol hayatına son verdiği şu anlar da kaynamasın.

-Ne diyorduk? Wizards kazandı. Epey zor oldu ama kazandılar. Son periyotta 79-64 öne geçtiklerinde herkes artık bu iş bitti diyordu ama 2.27 kala skor 80-79 Blazers lehine dönmüştü. 16-0'lık Blazers serisi. İlginç bir şekilde maçın sonunu, en azından rakibe göre daha iyi oynayıp bu sefer şeytanın bacağını kırdılar. Çünkü bu maçı kazanamasalar büyük ihtimalle 09-10 sezonunda New Jersey Nets'in 0-18'lik başlangıç rekorunu kıracaklardı. Önlerindeki fikstür buna çok müsaitti. Konuyla alakalı Rafe Bartholomew'in şöyle bir yazısı var, tavsiye. Piyangonun kime patlayacağı da önemliydi, Portland Trail Blazers oldu. Batum "You don't want to be the first team, that's very embarrassing" diye özetlemiş.

-Kapıyoruz, hayırlı işler.

"Ball don't lie!" Rasheed Wallace. Dün oynanan Suns-Knicks maçında Sheed oyuna girdikten 85 saniye sonra Scola'ya baltayı indiriyor ve faul çalan hakeme aşırı tepki gösterince teknik faul yiyor. Teknik faulden doğan serbest atışı Dragic kaçırınca böyle bağırıyor ve bu da ona ikinci teknik faul olarak geri dönüyor. Sadece 85 saniye ve oyundan atılıyor. Same old Sheed. Biz de onu böyle seviyoruz :(

Beast


Uzun bir yazı olmayacak. Belki burada yine Lakers'tan bahsetmem gerekiyordu. Mike D'antoni'den, verebileceklerinden, veremeyeceklerinden. Phil Jackson'dan. Bana göreyse laptop'ı açmadan dersin başına oturmam gerekiyor. İkisini de yapmıyorum. Sınırları zorlayıp NFL hakkında bir şeyler karalıyorum. İşin detayına girmeyeceğim tabii ki çünkü sadece iki yıldır izlediğim bir spor ve onuncu yılı görsem de muhtemelen asla hakim olamayacağım. Yine de dün timeline'a üç tweet düştü ve ben bunlar üzerinden kısaca bir şeyler anlatacağım.

@hawkblogger: "Marshawn Lynch had his fourth straight 100+ yard game today, and 6th of the season. He had 6 all of last season."

Amerikan Futbolu'nda iki tip hücum oyunu vardır. Pas oyunu ve koşu oyunu. Quarterback'in topu receiver'larına pas atarak gönderdiği oyuna pas oyunu, arkasından gelen koşucuya elden topu vermesine ve koşucunun gidebildiği yere kadar gitmesine de koşu oyunu denir. Ben çok kabaca anlattım. En basit haliyle hücum oyunları bunlar. Hücum dediğimizde tabii ki üç önemli mevkii var. Quarterback, ki bu oyun kurucudur. Wide Receiver, bunlar pas tutar. Running Back, bunlar da koşar. İşte Marshawn Lynch dediğimiz doğaüstü adam bir running back ve oyunun gördüğü en iyi running back'lerden biri. Seattle Seahawks forması giyiyor ve şahsen benim de favori oyuncum.

Koşucuların bir maçta 100+ yard koşması kolay bir iş değildir. Bir sezonda (16 maç var), 1000+ yarda koşmaları da kolay bir iş değil. Marshawn Lynch'in üst üste 4. maçı 100+ yard koştuğu. Geçen sezon 1000+ yard koşmuştu, bu sene henüz 10 haftada yine 1000+ yardı geçti. Peki neden benim favori oyuncum? Çünkü bu anı televizyonda canlı izlemiştim:


Her şey çok karışık gelebilir. Bir daha izleyin. Sonra bir daha. Bir daha. 24 numaraya iyi bakın ve sonra bir kez daha izleyin. Sonra şunu izleyin: 


Bir de garip bir hikayesi var. Skittles isimli şeker markasıyla özdeşleşmiş bir adam Lynch. Annesi, lisedeyken oğlunu şekerle beslermiş zaman zaman. Gelenek bugüne kadar devam etmiş. Marshawn Lynch yaptığı her touchdown'dan sonra kenarda Skittles yiyor. Burada olduğu gibi. Feed the beast.

@InfostradaLive: "#NFL sees 1st tie since 16 Nov 08: PHI@CIN 13-13. 49ers 1st tie since 19 Oct 86: SF@ATL 10-10. Rams 1st tie since 19 Sep 76: LARam@MIN 10-10"

NFL'in normal sezonunda berabere kalabilmek için bayağı bir uğraşmanız gerekiyor. 15'er dakikalık dört çeyrekten oynanan maçın normal süresi berabere biterse 15 dakikalık bir uzatma periyodu oynanıyor ve o da berabere bittiği takdirde (ki touchdown oldu mu maç otomatik olarak sona eriyor uzatmada ve kazanan belirleniyor) maç berabere bitmiş sayılıyor. Kabaca touchdown'ın 7 sayı, field goal'ün 3 sayı olduğunu söylersek maçların berabere bitmesinin epey zor olduğunu anlayabilirsiniz. Dün de St.Louis Rams ile San Francisco 49'ers arasında oynanan maç 24-24 sona erdi. 2008'den bu yana ligdeki ilk beraberlik. 49'ers en son 1986'da berabere kalmış, Rams ise berabere kaldığında takım St. Louis'te bile değilmiş. Los Angeles Rams, 1976.

@ESPNStatsInfo: "Elias says: Cowboys are 1st team to score TDs on INT, punt return & fumble recovery in same quarter since the 1966 SF 49ers"

Bu da Amerikalılar'ın istatistik manyaklığına bir başka örnek. Tweet'te yazan INT, punt return ve fumble recovery'i kabaca anlatayım. Quarterback, takım arkadaşına pas atmak istediğinde rakip oyuncu araya girip topu yere düşmeden yakalarsa buna interception denir ve INT olarak belirtilir. Bir takım üç hakkında 10 yardlık mesafeyi geçemezse dördüncü haklarında punt (degaj) yaparak topu rakibe teslim eder. Rakibin punt returner olan oyuncusu havadan gelen bu topu yakalayıp gidebildiği yere kadar gitmeye çalışır. Genelde kendi touchdown çizgisi civarında yakaladığı bu topla rakibin touchdown çizgisine kadar giderse, ki bu çok nadir görülür oyunda, büyük iş başarmış olur ve buna punt return touchdown denir. Fumble denilen şey de topla hareket halinde olan bir oyuncunun kendi yere düşmeden elindeki topu düşürmesi. Recovery'sini o esnada savunmada olan takım yaparsa ve topu çaldıktan sonra touchdown çizgisine kadar gidebilirse buna da fumble recovery touchdown denir.

İşte Dallas Cowboys, Philadelphia Eagles karşısında dün akşam bir çeyrekte hem interception sonrası, hem punt return ile, hem de fumble recovery ile touchdown yapmış. Bunu maç içinde yapmak inanılmaz zorken çeyrek içinde başarmışlar. Son başaran takım ise 1966, San Francisco 49'ers.

Uzun olmayacak dedim yine uzun oldu amk.

Mike Holmgren


Amerikan Futbolu'nun Red Auerbach'i. Seattle Seahawks'ın head coach'u Mike Holmgren az önce Qwest Field'daki son maçına çıktı. 3-12 giden takım da maçtan önce bir araya gelmiş, ne olursa olsun bu maçı kazanıp koçu öyle uğurlayalım, demişler. Hava karlı Seattle'da bir haftadır. Hücum çizgisindeki ilk günkü maçta başlayan beş oyuncunun hepsi, ilk Quarterback'leri Matt Hasselback, defans çizgisinin solu ve ligin en çok fumble'a zorlayan oyuncusu Patrick "Big Pat" Kerney, Leroy Hill ve Rocky Bernard sakat, rakip kendi bölümünün birinciliğine oynayan, lig tarihindeki en iyi quarterbacklerden biri olan Brett Favre'ı kadrosunda bulunduran New York Jets. Jets ilk çeyrekte bir serbest atışla 3-0 öne geçti. İkinci çeyrekte Seahawks'ın wide receiver'dan bozma yedek quarterback'i Seneca Wallace'ın pasında çaylak tight end John Carlson'ın touchdown'ı Hawks'a 7-3'lük üstünlüğü getirdi. Üçüncü çeyrekte Olyndo Mare 42 metreden 3 sayıyı yazdı 10-3 yaptı. Dördüncü çeyrekte, 2:32 kala dördüncü haklarında topu dikmek yerine pası tercih edip, on metre ileri gitme durumunda kalan Jets'in pasını Seattle savunma güvenliği Dion Grant kesince top Seattle'a geçti ve Olyndo Mare bu sefer 36 metreden üç puanlık şutunu iki direğin arasına gönderdi, 13-3. Bundan sonra New York için geri gelmek mümkün olmadı ve Seahawks Holmgren'in içerideki son maçını kazanıp derecelerini 4-12'ye getirdi.

Holmgren on senedir Seahawks'ta. Takımı tarihinde ilk kez Superbowl'a götürdü ve belki de en çok tartışılan hakem kararıyla Pittsburgh Steelers'a kaybetti. Lise ve üniversitelerden sonra 49ers quarterback koçu olarak başlamıştı kariyeri, NFL'in en başarılı franchise'ı Green Bay Packers'da hücum koordinatörü ve head coach olarak devam etti. 1996'da Superbowl'u kazandı, ardından da Seahawks'a geldi.

Holmgren'in Amerikan Futbolu'na kattıkları ölçülemez ancak birkaç tanesinden bahsedelim. Hücum tarafında adeta bir ordinaryus profesör olan Holmgren'in setlerini tartışmaya gerek yok ancak yaptığı en büyük iş Brett Favre'ı bu günlere getirmek. Favre eğer bugün Favre'sa bunun babası Holmgren'dir.

Uzatmayayım fazla, Seattle şehrinde en çok sevilen spor figürü. Unutma burayı Holmgren, burası seni unutmaz.

NFL'e Genel Bakış


Şimdi bir iki gündür Türkiye'deki arkadaşlarımla da Amerikan Futbolu muhabbeti geçiyor. Onları baz alarak şöyle bir değerlendirme yapayım dedim. Şimdiden söyleyeyim, bana gelmeyin sonra, bu yazı aşırı derecede yabancı terim içerebilir. Öğrenmek isterseniz öğretiriz.

-Brett Favre'ın Jets'e gönderilmesinden sonra Packers'ın Quarterback pozisyonuna yerleşen Aaron Rodgers beklenenden beş gömlek yukarıda performans gösteriyor. İki haftada 500+ metre pas, 5 touchdown. Favre'dan daha yukarıda.

-İlk hafta ligin bence şu anki en iyi QB'i Tom Brady'i diz sakatlığına kurban veren New England Patriots bu hafta Jets'i yendi, 19-10. Gayet kısır bir maçtı diyebiliriz.

-Burada malumunuzdur (belki de değildir) Pazartesi akşamları futbol gecesi. Bütün maçlar pazarları değişik kanallarda aşağı yukarı aynı saatte başlıyor, pazartesi akşamı tek maç, herkes onu izliyor. ESPN'de. Donovan McNabb, Eagles QB'i beni şaşırtan bir oyun ortaya koyuyor şu ana kadar. Zira bu adam NBA'in Darko Miliçiç'i sadece zencisi.

-Seahawks iki haftadır kaybediyor. 0-2 başladık. Ancak Wide Receiver pozisyonun da 4 eksikle çıktık dünkü maça, 6 eksikle bitirdik. Uzatmada Field Goal. Olmamalıydı, oldu. Telafisi var, siktir et. Ayrıca, evet Onur abi, bizim maskotu her maçtan önce uçuruyoruz. :D

-Terell Owens ne kadar "zenci" filan olsa da bu ligin en iyi WR'ı. Tatupu da bu ligin en iyi defansif oyuncusu. MLB filan değil, direk defans 11'inde en iyi oyuncu. Bu kadar.

Dahası gelebilir. Fotodaki de Amber, "the lead cheerleader."

New England Bölgesi




Bu sene Amerika'nın en çok tutulan iki liginde Boston takımlarının rüzgarı esiyor. NFL'de New England Patriots bu pazar AFC Konferansı finalinde San Diego Chargers'la karşılaşacak. Patriots şu ana kadar 16-0'lık dereceyle rekorları altüst etti, 18-0 olup olabilecek en iyi derece zaten, bir takım maksimum 18 maç yapabiliyor ligde. Diğer bir deyişle Patriots NFL Şampiyonu olursa, sadece Green Bay Packers tarafından 1992'de yapılan dereceyi yapmış olacak, kendi konferansının ise rekorunu kıracak. NFL ile NBA karşılaştırmak gerekirse, NBA'de takımlar Doğu ve Batı diye iki konferansa ayrılıyor ve bu konferans takımları birbirleriyle de maç yapıyorlar sezon boyunca. NFL ise daha kısa soluklu bir lig. 3 ay sürüyor. İki konferans var, AFC (American Football Conferance) ve NFC (National Football Conferance). Bu konferanslar coğrafik koşullara göre falan belirlenmiyor, kurayla yapmışlar zamanında ve takımlar diğer konferansın takımıyla sadece Superbowl'da karşılaşabiliyorlar. O yüzden aslında NFL'i iki lig olarak değerlendirmek pek de yanlış olmaz. Boston Celtics ise son zamanlarda bocalamasına rağmen Doğu'nun en iyi takımı konumunda. Bu iki takımın konuşlandıkları yer ve başarıları haricinde bir ortak yönleri daha var. Başarıların gelme şekilleri. Boston Celtics, NBA'in en iyi 4 numaralarından Garnett'i kattı yazın kadrosuna, üstelik bir kadro vererek ancak o kadronun değerini Minnesota Timberwolves'un sonuçlarına bakarak anlayabilirsiniz. Patriots ise NFL'in en iyi wide receiver'ı (hani quarterback topu atınca depar atıp havada yakalayan adam) Randy Moss'u hiçbir şey vermeden kadrosuna kattı. Adam bu sene dağıttı ortalığı Tom Brady'le beraber. Patriots'un yüzde 70 en az şansı var şampiyonluk için. Boston mu? Doğu'dan şampiyon çıkmaz demek istiyorum ben. Gönül ister ki, neyse girmeyelim oralara...

Brett Favre


Bu arkadaşı tanıyanlarınız var mı bilmiyorum. Amerikan Futbolu için ekol olma yolunda ilerliyor arkadaş. Green Bay Packers'ın QuarterBack'i oyun kurucusu yani... 39.5 yaşında ve NFL'de pas yüzdesinde lider. Takımı NFC Konferans finalinde pazar günü New York Giants'la karşılaşacak ve bahisler Packers'a 1.10, Giants'a 8.25 veriyor. Brett Favre da Superbowl'a hazırlanıyor. Yeri gelmişken Packers sahasında oynayacak maçı, Wisconsin'de. Yerde 5 cm kar var, ve sahalarında bu sezon yenilmediler...