ncaa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ncaa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nerden Nereye 236



(via şurası)

Öfke


Şu dakikalarda gerçek anlamda başlayan March Madness öncesi duayen Fritz Fassbender ile bu sene draft'a girecek oyuncuları, Avrupa'ya gelme ihtimali olanları ve NBA'deki çaylakları konuştuk. Without further ado...

Abi s.a. şimdi öncelikle bu senenin çaylaklarına yorumunu merak ediyor halk. Oladipo mu yoksa MCW mu alacak çaylak ödülünü? Trey Burke ligde nerelere gelebilir? Onun dışında bust çıkan Anthony Bennett ve benim de çok ümitlendiğim Otto Porter niye tutmadı? Ben Mclemore'dan bir tık daha yukarısını bekliyor muydun, Dieng geçen ilk beş çıktığı ilk maçta beş blok yaptı ve ülkenin kalanı Gonzaga'yla "Gonzaga'dan adam çıkmaz" (bunu sileyim mi diye çok düşündüm) 
diye alay ederken Adam Morrison'ı çıkaran ve yine hayal kırıklığına uğrayan Gonzaga'nın onurunu kurtaran Kelly Olynyk hakkında "Olynyk beni yanılttı :(" itirafı yapacak mısın?


A.S. Yekten bu senenin çaylaklarıyla başlayalım. Bu sene ödülü kimin alacağını MCW ya da Oladipo bile merak etmiyordur muhtemelen ama bu bizim bu konuda ahkam kesmemize engel değil tabii. Michael Carter-Williams alacak gibi görünüyor. Hala akıllarda sezona yaptığı başlangıç var, sezon içinde de o ne kadar kötü olursa olsun onu geçecek bir performans izlemedik. Rakamları da Oladipo’nun önünde. Gerçi bunda Sixers’ın patara kütere tempolu oyununun payı da var ama kötünün iyisi sonuçta. Malum ben MCW’yi pek tutan bir insan değilim, Oladipo da tersine en ümitli olduğum gençlerden ama ikisinin de çok iyi başlayıp baş aşağı gittikleri bir sezonda MCW hak etti diyebiliriz. Gerçi gelişmiş istatistiklere bakarak Oladipo’nun daha iyi bir sezon geçirdiğini de söyleyenler var, Sixers’ın 21 maçlık kaybetme serisini de düşününce Oladipo’nun alması da sürpriz olmayabilir. Yine de bu iki oyuncudan bir yıldız çıkacaksa o Oladipo olacak bence.

İkimizin de ümitli olduğu Otto niye olmadı? İki temel sebep var ki ikisi de birbiriyle bağlantılı. Birincisi Washington’ın sezon planı. Acil şekilde play-off yapmak isteyen takımlardan biriydi Wizards. Gortat için birinci tur draft hakkından vazgeçecek kadar istiyorlardı bunu. Ve ikincisi de Trevor Ariza’nın beklenenin çok ötesinde formu. Ariza bu kadar iyi başlayınca planını mümkün olduğu kadar çok maç kazanmak üzerine kurmuş bir takımın genç oyuncusuna daha çok süre vermek yerine veteran oyuncusunu tercih etmesi anlaşılabilir bir durum. Mesela Otto yine play-off yapmak isteyen ama 3 numarada adamı olmayan Cleveland’a gitse çok daha anlamlı süreler alabilirdi. Veya play-off’la işi olmayan ama o pozisyonda çok adamı olan Orlando’ya gitse yine çok daha fazla oynayabilirdi. Ama talihsizliği bu iki durumla da çakışan takıma gitmesi oldu. Üstüne bir de Washington’ın 1 ve 2 numaralarnın zaten çok genç oyunculara emanet olduğunu düşününce şaşırtıcı değil bu sezonun böyle geçmesi. Ben yine de ümitliyim kendisi için, Ariza’nın gelgitli formu malum, seneye iyi bir Porter izleriz diye umuyorum.

McLemore’dan elbette daha fazlasını bekliyordum. Oladipo’yla beraber benim için bu sınıfın tek net yıldız adayı. Ama onu da takımdan bağımsız değerlendirmenin imkanı yok. Sacramento Batı konferansının Washington Wizards’ı. Hatta Wizards’ın üç sene önceki çiftlik hali. Takım sahibi değişti, yönetim değişti, vs. Bu yapının içinde bi çaylaktan çok şey beklememek lazım ama yine de aldığı süreyi daha iyi kullanmalıydı tabii. Herşeyi geçiyorum Oladipo’yla eşit üçlük yüzdesine sahip olmasının açıklaması yok. Her alanda takıma bağlı sorunlar yaşasa bile şutunda bi istikrar yakalamalıydı ki kendisini diğerlerinden ayıracak şey bu. Kings bu yıllık geçiş sürecini tamamlasın da seneye artık inşallah. Zira Kings’in draft hakkı bizde kullanabilmemiz için en azından en dipten 11. olmaları lazım. Bu yolda Ben kardeşimize çok ihtiyacımız var.

Bu arada şimdi Bennett kısmını atladığımı fark ettim. İyi de olmuş, geçen sene bu blogu takip eden 75 milyona anlatmıştık Bennett’in tutmayacağını. Gerçi MCW rotasyon topçusu bile olamaz da demiştik ama arada olur öyle :/ Neyse, Bennett’in o fizikle rotasyon oyuncusundan fazlası olmasının imkanı yok. Bazen bi oyuncunun formunu açıklamak için çok değişkene ihtiyaç duyuluyor ama Bennett’te buna gerek yok, her şey ortada. Elbet ligin ilk yarısındaki kadar kötü bir oyuncu değil ama bu kadar kötü bir draftta bile ilk 10 dışından seçilmesi gereken oyuncuyu 1. sıradan seçersen böyle tuhaflıklar olması da doğal.

Biliyorsun Dieng benim Chicago’ya en istediğim adamdı, hem Noah back-up’ı hem de Taj’ı paketlersek dakika alacak topçu olarak. Bu sezonuna koç yüzünden yazık olan oyunculardan bence. Her türlü iyi dakikalar alır bu ligde. Şimdi dönüp bakmaya üşeniyorum da Olynyk tam beklediğim gibi çıktı aslında, bundan bi bok olmaz demedim zaten hiç (demiş de olabilirim güvenemiyorum kendime). Sadece geçen sene turnuva dönemi Olynyk’in birinci sınıf bi uzun olduğu şeklinde gaz veriliyordu, bense maksimumu ikinci beş skoreri olur diyordum. Maalesef tipten kaybeden bi kardeşimiz. Bi vücuda top bu kadar mı yakışmaz ya. 

Trey Burke kısmını da atlamışım. Burke’e çoğunluk gibi D.J Augustin benzetmesi yapanlardandım. Döküldüğü Chicago öncesi dönemi değil de 2010-2011 performansına benzetiyordum tabii. D.J o iyi yıldan sonra sıçrama yapmak yerine geriye gitti. Burke için gelecek yıl çok mühim o açıdan. Daha eli yüzü düzgün bi Utah takımında 15 sayı 5 asist standartında bi ikinci yıl oynayıp, savunmada biraz daha sağlam durabilirse ligin geniş klas oyun kurucu havuzuna girer. Oyun kurucu bolluğundan all-star olması zor ama çoğu 1 numaradan ayrılan istikrarlı şut özelliğiyle ayrı bi yerde durabilir. Bu sene o konuda beklenti altındaydı ama seneye standartını bulur sağlıklı kalırsa. Bu vesileyle de adam gibi adam DJ Augustine’in adını geçirmiş oldu, burdan kendisine selam ediyorum.

Ariza'nın bu sene sonunda güzel ve uzun bir kontrat kapacağını düşünürsek önümüzdeki seneler adına Otto için neden olmasın diyebiliriz gerçekten... 

Son mock draft'larda Jabari yine öne fırladı. Bunu Embiid'in sakatlanmasına da yorabiliriz ama Jabari insan gibi oynamadı sezon sonunu. Sen bana sezon içinde "Wiggins'in şut problemi var, Jabari'nin de savunmada birkaç sıkıntısı" demiştin. Wiggins geçen 41 attı, Jabari de ülkenin pozisyonuna göre en iyi ribauntçılarından (8.8 ribaunt) biri. Bu problemleri yavaş yavaş törpülemeye başladılar mı?

Evet, daha enteresan bir istatistik olarak da Wiggins Jabari’den daha fazla üçlük kullandı sezon boyu. Tabii bunda takım yapılarının etkisi var, Duke’ta her oyuncunun bireyselliğine dayalı bir hücum planı varken Wiggins daha çok spot-up şut imkanı buldu. İkisinin de bahsettiğin sıkıntıları törpülediğini söylemek için henüz erken. Jabari’nin ribaunt sayısı maçların büyük bölümünde 4 ya da 5 numara oynamasıyla alakalı. Ayrıca dediğim gibi Duke’ta her oyuncu o kadar çok şut kullanıyor ki ribaund sayısı şişiyor. Aynı şekilde Jabari’nin savunması için iyi-kötü yönde yorum yapmak da zor, hep pozisyon dışı oynadı adam. Aaron Gordon gibi iyi savunmacılar karşısında birebir oynamak zorunda kaldığındaysa sıkıntı yaşadı.

Wiggins da şut konusunda Lebron’un liseden çıktığı hali gibi kötü durumda değildi zaten, Jabari’yle karşılaştırınca ondan gerideydi sadece. Yine de beklenenden daha verimli ve daha olgun bir oyun oynadı hücumda. Ben ilk beşin nerdeyse tamamını kaybetmiş, Releford’suz Withey’siz McLemore’suz Kansas’ın bu sene Wiggins ve Embiid’e rağmen çok dağınık olabileceğini düşünüyordum ama sakatlıklara kadar gayet iyi götürdüler.

Embiid’in sakatlık konusu korkutucu hakkaten. Lig henüz Greg Oden travmasından çıkamamışken birinci sıradan seçilme ihtimali pek kalmadı bana göre. Geçen sene Nerlens Noel’in banko 1’den gitmesi beklenirken nerelere düştüğünü gördük. İnşallah turnuvada bir şekilde döner, son haberlere bakamadım gerçi ne durumda.

Eleman Big 12 turnuvasını kaçırdı, NCAA turnuvasının da ilk haftasını kaçıracak diyorlardı. İlk iki turdan sonra belki bir maç daha riske etmeyebilir Kansas, belki de upset yaşarlar belli olmaz bu işler. Embiid'den devam edelim, yeni Olajuwon diyorlar hakkında sen neler diyorsun, ben çocuğu birkaç kez izledim de gerçekten muazzam bir potansiyeli var. Basketbol iq'su üst seviyede, hücumda ayak oyunları, savunmada acayip bir hakimiyet. Maşallah nazar değmesin dedik sakatlandı. Benim beğendiğim birkaç uzun daha var mesela Michigan State'li Adreian Payne, Florida'lı Patric Young, Kentucky'li Julius Randle tabii ki. Bu üç adamın ortak özelliği de çok kuvvetli olmaları. Bir de bu sene draft'a girmesi beklenmeyenlerden Brice Johnson, James Mcadoo, Rakeem Christmas.

Embiid Avrupa’da Yugoslavlar sayesinde sık yaşanan ama NBA’de pek tecrübe edemediğimiz “uzunu izleme” zevkini yaşatabilecek bi adam. Yeni Olajuwon filan lüzumsuz endüstriyel sıfatlar tabii ama sakatlık sorunu yaşamayıp düzenli oynadığı zaman hiçbir şey yapamasa bu keyfi getirecek olması bile önemli. Wiggins ve Jabari’ye göre artısı hiçbir alanda bariz bir defosu olmaması. Sen de saymışsın zaten, bütün bu özellikleri toplamış ve henüz 4-5 yıldır basketbol oynayan bir adamın potansiyeli korkutucu. Bir örnek vereyim, sezon başı ilk 3 Kansas maçının ikisini izledim. Sonra birkaç hafta izleyemedim. 15-20 gün sonra tekrar izlediğimde o başlangıçta izlediğim Embiid’den gözle görülür farklı bi Embiid vardı sahada. Yani bu adam iki hafta içinde bile kendini geliştirebilen bi adam. NBA’de fiziğine ve oyun aklına yapacağı eklemeleri düşününce İsmet Badem abi gibi gırtlaktan gelen bi sesle Maşallah Muratçım Maşallah dememek elde değil.

Kısa ve 3 numara rotasyonunun yanında uzun rotasyonu biraz zayıf bu sene ama dediğin gibi loto dışından seçilecek potansiyelli isimler de var. Saydığın isimlere Noah Vonleh’le Willie Cauley-Stein’ı ekleyebiliriz. Vonleh muhtemelen lotodan gidecektir. Cauley-Stein da biraz abartılsa da Chicago gibi savunmacı yedek uzun arayan takımların radarında. Julius Randle en merak uyandıran isim tabii bunların içinde. Embiid’in aksine sezona müthiş girip sonrasında hiç gelişim emaresi göstermedi maalesef. Yüzü dönük inanılmaz bir oyuncu, NBA seviyesinde bile karşısında durabilecek az isim var. Ayrıca özel ribaund sezgisi olan isimlerden. Ama oyununun geri kalanı epey soru işareti.

Ben oraya Cauley-Stein'ı da yazacaktım ama ligin ikinci bir Hasheem Thabeet'e ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Benim bu sene en beğendiğim takımlardan biri Michigan ve favori oyuncum da Nik Stauskas. Şurada arka bahçesinde yağmur yağarken 70/76 üçlük attığı bir video var beş dakikada. Comparison'larda Klay Thompson'la kıyaslanıyor. Geçen sene Tim Hardaway jr. ve Burke'ten pek dikkat edemedik veya spot-up shooter sanma gafletine düştük, belki de gerçekten öyleydi ama bu sene acayip geliştirdi kendini. Hala ülkenin en saf şutörlerinden ama Gordon Hayward-esque (bu esque'i kullanmak haaarika) bir oyunu da var bunun yanında, yani içeri drive edip boş adamı da buluyor, yardım savunmasını da yapıyor. Senin de söyleyeceklerin olduğunu biliyorum. McGary'nin sakatlığında takımı sırtladı adam.

Stauskas benim de en sevdiğim oyunculardan biri ama Klay Thompson kıyasına katılmam pek mümkün değil all-around bakınca. Şut olarak tartışılmaz elbet ama savunmada Klay’in yanına yaklaşmasının imkanı yok ki ortalama bi savunmacıya dönüşme potansiyeli olsaydı bugün Stauskas 15-30 arası mı gider diye değil de 5-10 arası kaçtan gider diye konuşulurdu. Geçen sene spot-up şutördü zaten. Rakip Burke’ü kitlediği an üstüste on pozisyon Stauskas’ın eline top değmediği olurdu. Topu alıp şutu bozulduğunda da tek hamlesi bi defa sektirip Burke’e dönmekti. Bu sene topu yere vurup dripling üzerinden şut yolluyor, koridor açıp potaya gidiyor, maç sonlarında oyun kuruyor. Gerçekten saygı duyulası bir gelişim. Yine de Hayward kıyaslaması da şimdilik fazla iddialı bence. Hala sıkıntıları var geliştirdiği alanlarda da. Mesela son Big Ten finalinde Michigan State karşısında iyi bi ilk yarı çıkardı ama ikinci yarı Spartans savunmayı sertleştirince silindi gitti. Ben hiçbir zaman topun eline teslim edilip bişeyler yapması beklenecek bir opsiyona dönüşeceğini zannetmiyorum o açıdan. Yine de çok değerli bir oyuncu olma potansiyeli var tabii. Ligin üçlük konusunda evrildiği noktada sadece spot-up şutör olarak bile rahatça mid-level kazanacak düzeyde şimdiden. Savunmada fiziğinin yetmeyip aklıyla kotardığı işlerde bi standarta ulaşırsa fazlasına da dönüşebilir.


Bu sene Fox Sports'ta çok Creighton maçına denk geldim ama hepsi gözüme sıkıcı gözüktüğü için 15-20 dakikadan fazla izleyemedim. Doug McDermott'a geleceğim tabii ki. Acayip bir McDermott bandwagon'u oluştu Amerika'da. Sen de bu vagona atlayanlardan mısın yoksa abartıldığı kadar olmadığını mı düşünüyorsun? Çünkü herif gerçekten abartılıyor gibi geldi bana Larry Bird'le kıyaslayanlar var ya ciddili. 

Hah, bu draftın en tartışmalı konusuna geldik. Sezon boyu dediğin gibi saha dışında da bol bol “Adamsın Dougie Adam” hikayeleri okuduk McDermott’u parlatmak için ama biz saha içine bakalım. Elimizde ne var? 2.02 boyunda 105 kilo müthiş şutör, çok yönlü skorer, oyun bilgisi geniş bir tweener. Yani projeksiyon yapması en zor türden fizik-yetenek sahibi oyunculardan. Geçen seneki yazıda Bennett tarzı oyuncular için sürekli kullandığım bi cümle vardı, “3 oynamak için yavaş, 4 oynamak için kısa” diye. McDermott bu tarife cuk oturan bi adam. Onu benzerlerinden ayıransa var olan yeteneklerinin (şut, skor, saha görüşü) çok üst düzey olması. Elbet Larry Bird karşılaştırması epey salakça ama doğru takımda direkt iyi katkı yapabilecek durumda. Ama aynı anda da bir tür Matt Bonner’a dönüşme ihtimalini de taşıyor çünkü fiziksel eksiklikleri ligin vasati beklentilerinin çok uzağında. Onun yeteneklerinden maksimum verimi alacak takım yapıları ve koçlar da var, bu yetenekleri köreltip Bennett örneğindeki gibi sadece zaaflarını gösterecek yapılar ve koçlar da. Bu noktadan sonra geleceğini tamamen gideceği takım belirleyecek yani. Bu her oyuncu için önemli ama fiziksel problemi olmayan iyi oyuncu er ya da geç potansiyeline ulaşıyor kafa kırık değilse. McDermott için bu geçerli değil, muhakkak doğru yapıya ve koçun eline düşmesi lazım. Eğer bu olursa ben 15-20 dakka verebilecek klasta bir adam olduğunu düşünüyorum. Artık ikinci beşin skor verimi ligte iyi takımları diğerlerinden ayıran mühim faktörlerden biri, McDermott böyle bi rolde çok iş yapabilir.

Ben koyu (?) bir UCLA taraftarıyım ama söz konusu UCLA olmadığı zaman hep Syracuse'u tutmuşumdur. Neden çünkü Jim Boeheim'ın 2-3 zone'unu izlemek bana acayip keyif veriyor. Wisconsin'in de 35 saniyeyi sonuna kadar kullandığı hücumlara bayılıyorum mesela ama konumuz o değil. Bu seneki Syrcause takımını da beğeniyorum. Son zamanlarda form grafikleri acayip düştü gerçi. Yine de Tyler Ennis'i pek tuttuğum söylenemez. Acaba Cuse'un sisteminden dolayı mı göremedim cevheri yoksa sen de benim gibi ikinci bir Austin Rivers olduğunu mu düşünüyorsun? Mesela 100 kişiye sorsak 99'u Ennis der ama ben Marcus Paige diyorum. Onun dışında Jerami Grant ve CJ Fair'i çok beğensem de oyunlarını NBA'e adapte etmelerinin zor olduğunu düşünüyorum o fizikleriyle.

Ben de tam tersi Syracuse maçı oldu mu kaçıyorum zira normal iyi savunmalara karşı bile bi fikri olmayan toy oyuncuların zone’a karşı çile çekmesini izlemek hoşuma gitmiyor :s Burdan yola çıkarak senin insanların acı çekmesini izlemekten zevk alan biri olduğun sonucuna varıyorum Yücel. Konuya dönersek benim objektif bakabileceğim bi alan değil, Paige epey sevdiğim bi topçu. Ennis bi kaç maçın finalinde epey efsane oynadı ama totalde Paige çok daha iyi gibi geliyor bana. Diğer Syracuse oyuncuları da Ennis gibi NBA’de ne beklenmesi gerektiğini bilemediklerimden. Fair için Southerland’a bakarak bir tahmin yapabiliriz belki. Southerland dış şutuyla Fair’den daha uygundu lige ama süre alamadı. Fair potaya yakın skorerliğiyle rotasyona girer mi bilemem. İkisi için de Avrupa en iyisi, özellikle Southerland boşa zaman kaybetti. Grant ikisinden de potansiyelli. Klasik kısıtlı yetenek ve becerilerinin nereye evrilebileceğini tahmin etmenin zor olduğu atletik wing’lerden. İlk birkaç yıl pek etki yapabileceğini sanmıyorum ama uzun vadede birşeyler çıkabilir.

Çoğu kişi bu tarz farklı konulardan metafor oluşturup benim sadist, mazoşist, sado-mazo ve hatta çeşitli sapkınlıklara sahip ultra sapık ruhlu biri olduğumu söyledi o açıdan ben kendimle ilgili gereğini yapacağım. Sen Avrupa'ya girdin devam edelim. Kimler draft'ta seçilemeyip Avrupa'ya gelirse etkili olur? Mesela Florida'dan Casey Prather beni inanılmaz cezbediyor o konuda. Ayakları yere bu kadar sağlam basan ender kolej oyuncularından gibi geldi.

Florida’yı komple o kategoriye alabiliriz. Yıllardır aynı bol veteranlı sistemle turnuva kovalıyor adamlar. Ayrıca geçen sene bu satırlarda Erik Murphy’e tam Avrupa oyuncusu demiştim ama bizimkiler gitti onu seçti, çocuğun kariyeriyle oynadılar : / Bu sene daha temkinli olayım. İlk aklıma gelen isim Sam Dower Gonzaga’dan. Nba için fazla ağır kalacaktır ama iyi bi Avrupa pivotu olabilecek meziyetlere sahip. Olynyk’in boşluğunu iyi doldurdu, içeriden dışarıdan oynayabilen akıllı bi uzun.

Bizim Paez’le en çok konuştuğumuz topçulardan Memphis’ten Joe Jackson da muhakkak Avrupa’ya gelmesi gereken bi kardeşimiz. Aslında ben ondan son senesinde bi sıçrama yapıp NBA radarına girmesini bekliyordum ama olmadı. Ligde o kadar çok kalite PG var ki artık şans bulması zor, hem de yetenekleri Avrupa’da çok daha fazla iş yapmasını sağlayabilir.

Louisville’den Russ Smith de muhtemelen ikinci turda seçilecek ama boşu boşuna NBA kamplarında zaman kaybetmemesi gereken bi isim. Önünde Siva örneği var işte kardeşim, zorlama gel Avrupa’ya, Milano gibi bi takım bulup kral ol. Aynı şekilde California’dan Justin Cobbs. Geçen sene takım arkadaşı Allen Crabbe’e de aynısını söyledik, boşuna bi yıl kaybetti. Gel buraya yatarak değil çalışarak kazan ekmeğini.

Kyrie Irving, Carlos Boozer, Elton Brand, Grant Hill, Bob Verga, Jeff Mullins, Corey Maggette, Christian Laettner, Luol Deng, Gerald Henderson, Mike Dunleavy, JJ Redick, Jay Williams :(, Kyle Singler, Shane Battier, Ryan Kelly :), Plumlee kardeşler, Austin Rivers falan filan. Duke'tan NBA'e adım atan 60 oyuncu var. Sence Jabari Parker bunlar arasında adından en çok söz ettiren adam olabilecek mi?

Grant Hill’i kenara alırsak alayını geçmesi lazım. Sahaya yansımasa da Hill’in etkisi çok başkaydı bi döneme. Ben bütün o hype ölmesine rağmen Jabari’den çok ümitliyim. Kötü birşeymiş gibi “anca Melo olur” diyenler var, ben ötesine de geçebileceğini düşünüyorum. Umarım Orlando gibi 4 numaradan da süre alabileceği iyi bir çekirdeği olan bir takıma gider. Bu arada sezon başı bi ara Chicago Bulls’umuz beşinde 3 Duke’lü vardı ve o arayı 3-12’yle geçmiştik, bu mühim bilgiyi de verelim.

Bizim takımda da Duke-North Carolina kavgası yaşanıyor içten içe. Geçen ismini vermek istemeyen oyunculardan biri Kendall Marshall'ın sırf Duke'lü diye Ryan Kelly'e boşken pas vermediğini falan söyledi. Geçen sene de Suns idmanlarında Morris kardeşlerle Beasley'in arasını bozmuş Kansas-Kansas State'ten girerek. Mühim bilgiyse mühim bilgi, gazetecilikse gazetecilik.

Neyse... Sen yine sezon içinde bana bu sene acayip 2 numaralar geliyor demiştin, NBA'de de en kısır pozisyon diyebiliriz an itibariyle. Biraz bu adamlardan bahsedebilir misin? Ben bu sene hiç Oklahoma State izlemediğim için Smart'la Brown'a giremedim. Bunlar da acayip yetenekler. Dikkat etmemiz gereken herhangi bir oyuncu var mı, Bu sleeper olabilir dediğin falan?

Acayipten ziyade ikinci üçüncü parça olabilecek kalitede çok oyuncu var. Draftlarda benim ilgimi esas çeken şey orta sıralardır, bi draftın değerini süperstar sayısından çok ne kadar kaliteli rotasyon oyuncusu çıkardığıyla ölçme taraftarıyım. 2008 ve 2011 draftlarını o açıdan çok severim (draft sevmek?). Mesela 2009 draftı da bu draftın 2 numara sınıfına benziyor. İlk 5’ten seçilen tek oyun kurucu Rubio ama bu drafttan çıkan diğer oyun kurucular şunlar; Brandon Jennings, Jrue Holiday, Ty Lawson, Jeff Teague, Eric Maynor, Darren Collison. Hiçbiri süper yıldız değil ama bi iki istisna dışında hepsi takımının en değerli parçalarından birine dönüşmüş durumda. Bu draftta da Zach LaVine harici lotodan gidebilecek bir şutör guard yok belki, Lavine’in bile durumu şüpheli hatta çok fazla seçenek var. Gary Harris, Andrew Harrison, Nik Stauskas, James Young, Wayne Selden, PJ Hairston, Markel Brown, hatta power forvet fiziğinde olmasına rağmen esasında bi combo-guard olan Kyle Anderson. Dolu dolu bir 2 numara sınıfı. Ligde Klay Thompson, Bradley Beal, Ben Mclemore, Oladipo gibi genç kardeşlerimizin yanına bu isimlerin katılımıyla pivot pozisyonundan bile rezil olan 2 numara rotasyonu düzelecektir muhtemelen.


Kim sleeper olur kime özel dikkat edilmeli şu an konuşmak zor. Bunun iki sebebi var, birincisi bu yıl ligde çok fazla üst düzey freshman vardı ve bunlardan hangileri drafta kesin girecek hala tam bilmiyoruz. Tek bir oyuncunun girmemesi bile sıralamayı çok değiştirir, çünkü biri çıkınca herkes bi sıra yukarı çıkmıyor, takımların stratejileri de değişiyor. O yüzden şimdiki mock’lara çok bakmamak lazım. Yine de bütün olağan şüpheliler drafta girecek şekilde kabul edersek sadece ilk 5 belli gibi. Jabari, Wiggins, Embiid, Exum ve Randle muhtemelen ilk seçilen isimler olacak. Bunların arkasından Smart, Gordon, Vonleh’nin gitmesi garanti gibi. Geriye kalan geniş bi skala var ve takımlar neye göre karar veriyor ben pek anlam veremiyorum. Mesela ilk 4’ten sonra bence bu draftın en yetenekli ve potansiyelli oyuncusu Zach Lavine ama hala gerektiği kadar bahsedilmiyor ondan. Lavine ilk 5-6 sıra dışında nereden seçilirse seçilsin büyük steal olur bence. Hele bir iki mock’ta olduğu gibi ilk 10’un altına düşerse büyük hırsızlık olur, tapeleri filan düşer o soygunun (gündeme dair göndermemizi de yaptık çok şükür). Aynı şekilde James Young ve Gary Harris ilk 14 altından seçilirse seçecek takıma hayırlı olsun, çok güzel iş. Gerçi Harris’in piyasası iyi, Young da yükselişe geçen Kentucky’le turnuvada iyi işler yapıp yukarılara çıkabilir.

Benim sleeper olma ihtimalini yüksek gördüğüm Kyle Anderson ve Rodney Hood. Özellikle Anderson’ın nereden seçileceği epey ihtilaflı zira onun da fiziksel zaafları üzerinden projeksiyon yapmak zor. Ama bu yılın açık ara en zeki iki oyuncusundan biri. McDermott gibi doğru takıma giderse çok iş yapabileceğini düşünüyorum. Hele 20’lerden sonra seçilirse tam sleeper olur. İnşallah UCLA basiretsiz koça rağmen turnuvada ses getirir de Anderson sonunda biraz saygı görür. Hood da Jabari’nin gölgesinde çok iyi sezon geçirdi. Bizim Tony Snell gibi biraz uçup kaçma ribaund kovalama problemi filan var ama çok iyi skorer, draftın ilk yarısında gitmesi lazım.

Korsan


Benim NCAA'de en beğendiğim taraftar/öğrenci grubu Pittsburgh'unki. Duke, Michigan State, Maryland, Syracuse, Kentucky, New Mexico, Kansas gibi kolej basketbolunun en ateşli atmosferlerinin hepsinin üstüne koyuyorum Petersen Events Center'daki bu asla anlaşılamayacak kaosu, karmaşayı. Salonda öğrencilerin istediği yaramazlığı yapacağı bir bölüm var Oakland Zoo dedikleri. Alttaki resim her şeyi açıklıyor aslında. 


The Pete'in çitlerinde gerçekten bunlar asılı ve öğrenciler gerçekten kampüsteki her maça üzerlerinde "ZOO" veya "Oakland Zoo" yazılı altın renkli tişörtlerle geliyorlar. Pittsburgh Panthers, bu öğrenciler önünde yenilmesi en zor takımlardan biri (belki de en zoru) olarak biliniyor tüm Amerika'da. 2008-2010 arasında 31 maç üstüste kazanmışlar bu salonda. Syracuse maçına kadar da Top 5 takımlara karşı 9-0'mış Pitt'in galibiyet-mağlubiyet derecesi.


Doris Burke de gözümüzün önünde yaşlandı be. (Resimlere tıklayıp büyütün)

Horus


Kampüste AT var. (Benden teğmenime ufak bir hediye)

2013 Draft Notları



Geçtiğimiz gece gerçekten çok ilginç ve sürprizlerle dolu bir draft izledik. Oyuncuları değerlendirmeden önce şunu söylemem lazım ki, 2013 draftı David Stern'ün son göreviydi. Herhalde salondaki dayılar aralarında anlaşmışlar ki, her fırsatta Stern'i yuhaladılar. Sanırım daha önce bu amcaya böylesine nefret gösterilmemişti. Hatta Stern bir kaç kere yuhalamalara karşılık "sizi duyamıyorum" ve "daha iyisini yapabilirsiniz" gibi iğneleyici laflar söyledi. Neyse sonunda biz de  kurtulduk, onlar da. Ben özleyeceğimi sanmıyorum, hatta ne yaparsa yapsın artık, bahçesine domates biber mi eker... Oyunculara geçecek olursak: Bu seneki draft NBA'in kaderini ne kadar değiştirir bilinmez ama 2013 draftının birçok büyük yeteneği lige kazandırdığını söyleyebiliriz. İlk turun ilk on seçimine şöyle bir bakalım:



#1 CAVALIERS: Anthony Bennett

D.T: 14.03.1993
Poz: PF
C: Freshman
Okul: UNLV
Boy: 2.01
Kilo: 108.5

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 15.8             2P%: 57.6
RPG: 8.0               3P%  38.3
BPG: 1.2               FT%  69.6
ToPG: 1.9             MinPG: 27.2

Artıları:
* Fiziksel temastan kaçınmaması
* Ofansif yetenekleri, orta mesafe şutu, yeri geldiğinde üç sayılık atışları
* Ofansif ribaund yetenekleri
* 2.08 cm kulaç uzunluğu

Eksileri:
* Savunma olarak cüssesine nazaran Pf pozisyonuna göre ağır kalması
* Yetersiz post oyunu
* Şut tercihlerindeki hatalar. Özellikle dış atışlara olan merakı
* Defansif gayretinin yeterli seviyede olmaması

Özetle:
Mike Brown'ın Bennett'i hangi pozisyonda oynatacağını merak ediyorum. Pf olarak tercih ederse Tristan Thompson'ı kesmesi gerekecek. Pivot pozisyonunda ise Zeller ve Varejao var tabi. Pivot olarak kısa olduğunu biliyoruz. Fakat günümüz uzun forvetleri oldukça hızlı ve patlayıcı güce sahipler. Anthony'nin takım içerisindeki oyuncularla uyumundan ziyade savunmasını NBA seviyesine nasıl çıkartabileceği bir soru işareti. Ofansif yetenekleri onu özel bir oyuncu yapıyor tabii ki. Fakat birinci sıra seçimi olacak kadar iyi mi, görecegiz.



#2 MAGIC: Victor Oladipo

D.T: 4.5.1992
Poz: SG/SF
C: Junior
Okul: Indiana
Boy: 1.95 cm
Kilo: 95.5 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 14.0             2P%: 65.5
RPG: 6.0               3P%  52.9
APG: 2.3               FT%  71.8
ToPG: 2.5             MinPG: 27.6

Artıları:
* Orta mesafe ve üçlükten yüksek yüzdeli atışları
* Pozisyonuna göre iyi bir ribaundçu oluşu
* Defansif gaytetleri ve mücadele azmi
* Rakiplerinin üzerilerine korkusuzca saldırması

Eksileri:
* Oyun kurma ve top dağıtımı konusundaki yanlış seçimleri
* Kendi hucumunu yaratmadaki problemler (hızlı hücumlarda top elindeyken 8.1%'lik bir top kaybı oranına sahip)
* Penetrelerinde kendi sağını çok kullanması
* Top sürme (özellikle sol eliyle) girişimlerindeki fazla top kaybı oranı

Özetle:
Bu seçim Orlando'nun istediği şey miydi bilemiyorum ama bu oğlan gerçekten büyük bir yetenek. Özellikle savunması ile takımı ateşleme ve momentumu değiştirme konusunda çok iyi işler yapacaktır. Ayrıca gayet iyi bir atlet. Savunmaları, şutu ve hızlı ilk adımı ile zorlayacak bir sürü silahı bulunuyor. En azından bu sene Magic maçlarını izlemem için büyük bir neden olacak kendisi.



#3 WIZARDS: Otto Porter

D.T: 3.6.1993
Poz: SF
C: Sophomore
Okul: Georgetown
Boy: 2.05 cm
Kilo: 91 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 16.2            2P%: 50.4
RPG: 7.5              3P%  42.2
APG: 2.7              FT%  77.7
ToPG: 1.5            MinPG: 35.4

Artıları:
* Yüksek basketbol I.Q'su ve az top kaybı yapması
* Bitmeyen enerjisi ve kondisyonu
* 2.06 cm kulaç uzunluğu ve pozisyonuna göre uzun ama hızlı oluşu
* Top çalma konusundaki inanılmaz sezgileri
* Özellikle "jump shot" savunmasındaki gözle görülür yetenkleri
* Post oyunu becerisi ve boyalı alandan post hareketleri sonucu %48.5 ile atması
* Bencil olmaması (özellikle hızlı hücumlarda) ve saha görüşü

Eksileri:
* Vasat bir top hakimiyeti var
* Kendi şutunu yaratmadaki sıkıntıları
* Yön değiştirmede ve hızını yavaşlatmada yaşadığı sorunlar
* Zayıf oluşu savunma ve hucumda yaşanan sertlik karşısında etkinliğini düşürebiliyor

Özetle:
Wizards'daki kısa forvet çılgınlığına bir yenisi daha eklendi. Fakat bu seferki doğru hamle olabilir. Özellikle oyun zekası ile daha olgun bir basketbol anlayışını yansıtacaktır. Günümüzde fabrikasyon gibi üreyen standart ince uzun atletik kısa forvetlerden biri olmadığını bize gösterecektir. Belki gelişim süreci süresince ona sabretmeli ve beklemeliyiz, çünkü şüphesiz bu draftın en değerli oyuncularından biri. Benim de favorim.



#4 BOBCATS: Cody Zeller

D.T: 5.10.1992
Poz: C/PF
C: Sophomore
Okul: Indiana
Boy: 2.13 cm
Kilo: 104 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 16.5            2P%: 56.5
RPG: 8.1              3P%  0
BPG: 1.3              FT%  75.7
ToPG: 2.3            MinPG: 29.5

Artıları:
* Atletizimi ve takım oyunu
* Ofansif gayretleri
* Rakamlarla ifade edilemeyen defansif katkıları
* Uzun bir oyuncu olmasına rağmen sahayı çok iyi koşması
* Pick&roll savunması

Eksileri:

* Pozisyonuna göre fazla güçlü bir oyuncu olmayışı
* Zayıf fiziği ve bunla bağlantılı olarak dayanıksız oluşu
* Double teamlerde ve trafikte bitirmekte sıkıntı yaşaması
* Savunmada box outlarda rahat itilebiliyor olması ve pozisyonunu sık kaybetmesi

Özetle:
Michael Jordan'ın başka bir sıçışı olabilir fakat ön yargılı olmamalıyız. Abisi Tyler'dan daha iyi bir oyuncu olacağına inanılıyor. Fakat Bobcats'in ihtiyacı olan şey savunma sertliği iken MJ Noel riskine girebilirdi bence. Gerçi bu konuda da başarısız olsaydı herhalde insan içine çıkamazdı... Yine de Zeller'ın Bobcats için doğru bir tercih olacağını düşünmüyorum, hele ki kısa vadede ciddi uyum sorunu yaşayabilir. Enerjisiyle yaşayan bir oyuncu, bunu takıma taşırsa saha içinde Cats lehine patlamalar yaratabilir.



#5 SUNS: Alex Len

D.T: 16.6.1992
Poz: C
C: Sophomore
Okul: Maryland
Boy: 2.16 cm
Kilo: 116 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 11.9            2P%: 54.4
RPG: 7.6              3P%  12.5
BPG: 2.1              FT%  68.6
ToPG: 1.6            MinPG: 24.4

Artıları:
* Ofansif fundamental yetenekleri
* Ortalamanın üzerinde bir çember savunucusu olması
* Enerjiye dayalı oyun anlayışı
* Uzun boyunun avantajlarını çok iyi kullanması
* Bir pivota göre hızlı ayak oyunları ve saha içerisindeki akıcılığı

Eksileri:
* Zayıf fiziği ve bunla bağlantılı olarak dayanıksız oluşu
* Diz sakatlığı (ameliyat) akıllarda soru işareti bırakmıştı
* Çember altından 38.1 gibi bir yüzde ile oynaması biraz standartların altında kalıyor
* Sol elini neredeyse hiç kullanmaması (yeteri kadar iyi olmamasından kaynaklı)
* Ona fiziksel üstünlük kuran oyuncular karşısında odağını çok çabuk kaybediyor olması

Özetle:
Suns'a acil bir uzun lazımdı, o yüzden bu seçimi fazla sorgulayamayız. Hatta iyi bir iş çıkardıklarını da söyleyebilirim. Gortat'ın yedeği Haddadi onunca, Len bu pozisyona iyi bir takviye oldu aslında. Umarım Suns ile kendini geliştirecek ve lige alışacak kadar süre alır. NCAA'den gelen uzun bir oyuncuya göre çok ham olmasa da, özellikle sertlik ve fiziksel güç anlamında uzun bir yol kat etmesi gerekecek.



#6 PELICANS: Nerlens Noel (76ers)

D.T: 10.4.1994
Poz: C
C: Freshman
Okul: Kentucky
Boy: 2.11 cm
Kilo: 93 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 10.6            2P%: 59.0
RPG: 9.6              3P%  0
BPG: 4.5              FT%  53.0
ToPG: 1.8            MinPG: 32.3

Artıları:
* İnanılmaz bir çember savunucusu
* Üst düzey blok sezgileri
* Ribaund yetenekleri (ofansif/defansif)
* Çember altında yüksek yüzde ile bitirme
* Uzun bir oyuncuya göre oldukça atlet

Eksileri:
* Uzun bir oyuncu olmasına rağmen çok zayıf ve çelimsiz
* Aşil tendonunda yaşadığı sorunlardan sonra şimdide diz sakatlığı ile uğraşmak zorunda
* Orta mesafe şutu olmayışı
* Hucumda sınırlı özellikleri
* Faul atışlarının çok düşük yüzdeli olması

Özetle:
Şüphesiz bu draftın en çok konuşulacak isimi Noel. Mock draft'da 1. sıradan seçilmesi beklenen bu genç, sakatlıklardan dolayı 6. sıraya kadar geriledi. Bu yetmezmiş gibi kontratında 5 milyon dolarlık bir mali kayıp yaşadı. Pelicans'da Davis ile iyi bir Kentucky ortaklığı oluşturacaklarken bir anda kendisini Philly'de buldu. Bakalım sakatlığını ve yaşadığı psikolojik sorunları atlatabilecek mi? En azından saçını kestiğini görmek sevindirici. Bir takıma iki tane garip saçlı adam fazla gelebilirdi.



#7 KINGS: Ben McLemore

D.T: 11.2.1993
Poz: SG
C: Freshman
Okul: Kansas
Boy: 1.96 cm
Kilo: 84 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 15.9            2P%: 55.3
RPG: 5.2              3P%  42.0
APG: 2.0              FT%  87.0
ToPG: 2.1            MinPG: 32.2

Artıları:
* Üst düzey bir atlet oluşu
* Şut yetenekleri
* Defansif potansiyeli ve pozisyon alma sezgileri
* Pas içgüdüleri
* Çember altında (turnike, smaç, hızlı hucum) %66.6 gibi bir yüzde ile bitirmesi

Eksileri: 
* Kendi şutunu yaratmadaki ciddi sorunları
* Topsuz oyundaki etkinsizliği
* Odaklanma sorunları
* Çok zayıf oluşu. Bununla beraber güçlü oyunculara karşı sorun yaşaması

Özetle: 
Tyreke Evans'da gözle görülür düşüş devam ederken belki de Kings yönetimi bu pozisyona biraz rekabet ve enerji getirmek istedi. Aslında Kings için oldukça iyi ve yerinde bir hamle. Hatta Evans 6.adam rolünde görev alırsa daha faydalı olabilir. Ben'in kendisini tamamen göstereceği bir takımda oynayacak olması oldukça heyecan verici, ben kendisini geliştireceğinden eminim. McLemore ile birlikte Sacramento'yu izlemem için bir neden daha çıktı. Seviyorum böyle dengesiz takımları. 



#8 PISTONS: Kentavious Caldwell-Pope

D.T: 18.2.1993
Poz: SG
C: Sophomore
Okul: Georgia
Boy: 1.98 cm
Kilo: 83 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 18.5            2P%: 50.5
RPG: 7.1              3P%  37.7
APG: 2.0              FT%  79.7
ToPG: 2.1            MinPG: 33.9

Artıları:
* Çılgın bir atlet
* Orta mesafe ve dirseklerden şutu
* Defansif gayretleri ve ribaund sezgileri
* Topsuz oyunundaki gözle görülür gelişim
* Ortalamanın üzerinde bir nokta şutörü oluşu

Eksileri:
* Özellikle oyun kurarken yaptığı hatalı tercihler
* Garip ve gereksiz şut seçimleri
* Top hakimiyetinde yaşadığı sorunlar

Özetle:
Draftın başka bir insan üstü atleti Caldwell-Pope. NBA'de giderek azalan kaliteli SG akımını canlandırması bekleniyor. Detroit de aynı sorunla boğuşurken bu genç adam takıma gerçekten büyük katkı verebilir. Pistons yönetimi ve Maurice Cheeks ona sonuna kadar güvendiklerini söylüyor. Kim bilir, belki Kentavious takımına seviye atlatacak kaliteye ulaşacaktır. Fakat Pistons'un aslıl ihtiyacı olan savunma sertliğini pozisyonuna taşıyacak mı?



#9 TIMBERWOLVES: Trey Burke  (Jazz)


D.T: 12.11.1992
Poz: PG
C: Sophomore
Okul: Michigan
Boy: 1.85 cm
Kilo: 86 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 18.6            2P%: 50.3
APG: 6.6              3P%  38.3
SPG: 1.6              FT%  80.5
ToPG: 2.1            MinPG: 35.4

Artıları:
* Ortalama üzeri oyun kurucu yetenekleri
* Çembere gitme ve bitirme konusundaki başarısı
* Hızlı ilk adımı ve ani yön değiştirme özellikleri
* İyi sayılabilecek dış şutu ve orta mesafe atışları

Eksileri:
* Standart bir NBA pg'sine göre boyu oldukça kısa
* Güçlü ve iri oyun kuruculara karşı çok zorlanması
* Sorgulamaya açık şut tercihleri
* Üçlük cizgisinin dışarısından boyalı alana yaptığı driplinglerde düşük etkinliği

Özetle:
Jazz Burke'ı adeta Wolves'dan çaldı. Gerçi Minnesota'nın başka bir oyun kurucuya ihtiyacı yoktu. Utah adına gerçekten sevindirici bir haber. Büyük olasılıkla ilk beş başlayacaktır. Topu ve karar verme yetkisini Trey'e bırakacaklardır. Zor bir dönem başlıyor aslında Burke için. NCAA finallerini kaybettikten sonra NBA'de bir organizasyonun beyni konumuna gelip kendisini nasıl geliştireceğini merakla bekliyorum.



#10 BLAZERS: C.J McCollum

D.T: 19.9.1992
Poz: SG
C: Senior
Okul: Lehigh
Boy: 1.91 cm
Kilo: 89 kg

12-13 sezonu istatistikleri:

PPG: 23.9            2P%: 49.5
RPG: 5.0              3P%  51.6
SPG: 2.9              FT%  84.9
ToPG: 2.7            MinPG: 31.0

Artıları:
* Skorer karakteri ve bitiriciliği
* Yüksek basketbol zekası
* Pozisyonuna göre iyi bir ribaundçu oluşu
* Topsuz alandaki üstün savunma yetenkleri
* Patlayıcı gücü
* Doğru dış şut tercihleri ve yüksek yüzdeli isabetleri
* Top çalma konusundaki hisleri
* Ortalamanın üzerinde top hakimiyeti

Eksileri:
* Sakatlığı onu belli bir süre daha tedirgin edecek gibi

Özetle:
Damian Lillard sakatlanmadığına göre belki de Blazers'ın kaderi toptan değişmiştir. Belki de McCollum'un ayağını kırmış olması bile bu momentumu etkileyemeyecektir. İlk 3 sırada seçilmesi beklenen C.J.'in 10. sıradan seçildiğini görüyoruz. Hem de tam olarak Blazers'ın istediği pozisyona gelen bir seçim. Belki büyük bir risk ama eğer çalışma azmini devam ettirirse ve şansı da yanında olursa neler yapabileceğini tahmin bile edemiyorum. 

Dime #18


-(İlk tur maçlarını saymazsak March Madness resmi olarak Palace of Auburn Hills'te Valparaiso-Michigan State maçıyla başladı. Valpo'da Luke Walton-Ashton Kutcher tipli bir çocuk dikkatleri üzerine çekerken MSU'da "Max" Payne'in and-one'ı maçı koparmış gözüküyor. Meraklıları isterse Fritz'in blogumuzu şereflendirdiği şu preview'a bakabilir, biz konumuza dönelim.) NBA daha önce sayısız normal sezonun altını üstüne getiren, uçanı kaçanı affetmeyen, kırılmadık rekor bırakmayan ama post-season'da yeteri kadar karakter koyamayıp beklentilerin altında ezilen ve bir daha asla hatırlanmayan takım gördü. 2012-2013 Denver Nuggets da bunlardan biri olabilir ama Chicago'da uzatma oynayıp Bulls'u devirdikten hemen sonra Oklahoma'ya uçmak — sabah 02.30 gibi uçaktan inmişler, ve 12 maçlık galibiyet serileriyle geldikleri Oklahoma'da da Thunder'ı devirmek? Sezon başında NBA'in en zorlu ve en yorucu deplasman ağırlıklı fikstürüne sahiplerdi. Sezon ilerledikçe evlerinde daha çok maç yapmaya başladılar ve şu an akıl almaz bir tempoda oynuyorlar, ligin boyalı alanda açık ara en fazla sayı bulan takımı onlar ve şu sıra koşmaya başladıklarında kimsenin onları engellemesi mümkün gözükmüyor. 13 maçlık galibiyet serileri epey göz dağı verdi vermesine ama söz konusu playoff olunca işler değişebiliyor. Belli bir liderleri yok (belki saha içinde Ty veya Iggy, saha dışında da Andre Miller ama yine de, ...eh) ve bunu normal sezonda lehinize çevirebilirsiniz ama playoff'da? Ek olarak ribaundu alan uzunun Ty veya Iggy'i bulduğu, o sırada da kanatların (Wilson Chandler, Corey Brewer vs.) karşı potaya koştuğu ve alley-oop ile bitirdiği çok belirgin ve kusurları pek göze batmamış olsa da bir hayli fazla olan bir oyun yapıları var ve sonuca baktığımızda işe yaramış olmasa bile Memphis'in bu takımı durdurabildiğini gördük. Yedi maçlık bir seride, Nuggets'ın eksikliklerinin üzerine iyi yoğunlaşabilecek ve iyi çalışacak takımlar Nuggets'ı eleyebilir. Yenilmez tabii ki değiller zaten ama -bence- ufukta NBA Finali potansiyeli göründüğü kadar, saha avantajını alamazlarsa olası bir ilk tur mağlubiyeti de şaşırtmamalı. Yine de şurada (harika röportaj) Sam Amick'e "I think we can. I hope we can. I really think we can. That's where I want to put this team. I want to put them in that place, the best chance possible to win a first round (series), and then see where our confidence goes from there." diyerek bunun kendine güvenle alakalı olduğunu iddia ediyor George Karl. Bir de Chandler'ın omuz sakatlığı çıktı Thunder maçında, bu takımın sisteminin işleyebilmesi açısından herhangi bir parçanın sakatlığı düşünülenden daha fazla yıpratabilir, hele de Wilson Chandler çok çok önemli bir parça. Sözü Brett Koremenos'a bırakıp bu konuya kilidi koyalım.

-Şimdi o kilit muhabbetini unutun çünkü bu paragraf da ucundan (ne ucu? bizzat) Denver'ı barındırıyor. Nuggets'ın serideki 12. galibiyeti United Center'da uzatmada Chicago Bulls'a karşı 119-118'di ama bu sıradışı maçın önüne geçen iki pozisyon vardı ve ikisi de uzatmada. Şuradaki videoda bahsettiğim iki pozisyonu da görebilirsiniz. İlk pozisyonda Ty Lawson iki Bulls oyuncusu arasından sıyrılıp turnikeyi bırakıyor ve girmeyen topunu Kosta Koufos silindir üzerinde tipliyor. Basket kararı çıkıyor ve skor 116-115 Denver lehine oluyor. Diğerinde ise son saniyeler, Belinelli dengesiz bir şut çıkarıyor, inişte olan topunu silindire çok yakın bir mesafeden yine Noah tipliyor ve game-winner! 120-119 Bulls öne geçiyor. Daha sonra hakemler bu pozisyonu izleyip bana göre (Chicago broadcast'inin taraflı ve kesin karar verdiği yorumlarını dikkate almayın) doğru kararı vererek basketi iptal ediyorlar ve Nuggets 119-118 kazanıyor. Ancak garip olan, hakemler Koufos'un pozisyonunu izlemiyorlar. Evet, Noah'ın tip basketinin sayılmaması doğru fakat Koufos'unki Noah pozisyonundan çok daha net bir geçersiz basket. Maçtan sonra koç Thibodeau; "I don't understand it. I don't understand it one bit. Koufos' play, I asked why it wasn't reviewed. … Clearly it was on the rim, and they told me that because they didn't make the call, they couldn't review it. If that is the rule, then that is the rule. I thought we had the video stuff to make sure we got it right. Then down on the other end, they are tough calls on bang-bang plays, but I don't understand why one is reviewable and the other one isn't. After watching the replay, and I watched it when it occurred, they never made the call on that either." diyor haklı olarak ve üstelik o basketten sonra bir de mola alınmış ve hakemlerin o molada pozisyonu inceleme imkanları varmış ama incelememişler.

-Dwight Howard, Carmelo Anthony, Chris Bosh, Raymond Felton. Bu dört oyuncunun ortak noktası geride bıraktığımız günlerde eski takımlarının sahasında maça çıkıp yuhalanmaları. Sırasıyla Orlando Magic, Denver Nuggets (post bir anda all-about-Denver-Nuggets'a döndü), Toronto Raptors, Portland Trail Blazers. Howard sezonun en sıkıcı maçında sezonun en iyi performansını ortaya koydu, 39 sayı (kendine ait NBA rekorunu egale eden 39 serbest atış denemesinde 25 isabet) ve 16 ribaunt, 3 blokla takımına galibiyeti getirdi. Carmelo Anthony maça dizinden sakat olarak çıktı ve adeta dağıldı, kayboldu, çaresiz duruma düştü ve üçüncü çeyreğin ilk iki dakikasından sonra bir daha dönmemek üzere oyundan çıkarken 3/12 ile (0/5 üçlük) 9 sayısı vardı. Chris Bosh 18 sayı, 2 ribauntla (Heat toplam 26 ribaunt aldı ve 12'si Lebron James) oynadı. Raymond Felton gerçekten, tekrar ediyorum, gerçekten yuhalandı.


-(Bucknell tatlı bir 5-0'lık seriyle Butler'a karşı maçta tutunmaya çalışıyor. Derrick Nix 19 sayı, 8'i hücum 12 ribaunduyla Valpo pota altını darmaduman etmiş durumda. West'te de Wichita State-Pittsburgh maçı başladı. Madness son hızıyla devam ediyor.) DeAndre Jordan'ın Brandon Knight'ın üzerinden vurduğu smacı izlemeyen kalmamıştır. Üzerine yorum yapmayan da. Bence en doğru şeyleri Adrian Wojnarowski söylemiş. Buradan okuyabilirsiniz. "Jordan made a spectacular play. No one will soon forget it. So congratulations and all. Jordan has a $43 million contract and yet still doesn't have one offensive move, an ability to score outside the paint." yazının en can alıcı bölümü. Bir de Perkins'in Griffin'in malum smacından sonraki "If I was in the same position, in the same rotation, I'm going to jump again and again and again. A lot of people are afraid of humiliation or don't know how to handle embarrassment or would even get embarrassed. I don't care." sözleri. Bize böyle adamlar lazım.

-Geçtiğimiz günlerde sinemalara inanılmaz bir korku filmi geldi. Fragmanına buradan bakabilirsiniz. Veeeeeeeeeeee dün gece süper-über-ilginç geçen (salonun tepesinden su sızması, sahaya bir taraftarın girmesi ve Heat'in devreyi 19 sayıyla yenik kapayıp maçı alması) Cleveland deplasmanından sonra seri 24 maça çıktı. Houston'ın 22 maçlık serisini geçip Lakers'ın 33 maçından sonra ikinci sıraya yerleştiler ve rekora 10 maç kaldı. Önlerinde bunu başarabilecekleri pek zor olmayan bir fikstür var. 28. maç Chicago deplasmanı, 30. maç San Antonio deplasmanı, ve ben gerçekten başka tehdit eden bir rakip göremiyorum. İsteseler sezonun bundan sonraki bölümünü kaybetmeden geçebilirler ve bu 39 maçlık galibiyet serisi anlamına gelir. Ancak görece daha güçsüz rakiplerle oynadıkları maçları pek sallamadıklarından — en azından ilk 3.5 çeyreği, bir yerde kaybedeceklerini düşünmek daha olası. Ancak bu, rekoru kırdıktan sonra mı olur, önce mi bilemeyiz. Charlotte Bobcats'in son iki yılda kazandığından daha fazla maçı bir buçuk ayda kazandılar. ABD'de rekoru kırmalarına açılan bahisler 6-1 imiş. Sezonu kayıpsız tamamlamaları da 10-1. Şampiyon olurlar bahsi daha ilginç: 11-10. Bu şu anlama geliyor, 100 dolar yatırıp 110 dolar alıyorsunuz. Heat'ten bahsedip James'e değinmemek olmaz. Boston deplasmanında acayip bir performans ortaya koydu ve şu game-winner ile serinin devam etmesini sağladı. Buna en çok 43 sayı (5/7 üçlük), 7 ribaunt, 3 blokluk performansıyla sezonun en iyi oyununu ortaya koyan Jeff Green ve tabii ki Jason Terry üzülmüştür.

-Atlanta Hawks deplasmanında son saniyelerde Kobe Bryant topla beraber sağ dibe gidiyor ve Dahntay Jones'un üzerinden şutunu atıyor. Skor 94-92 Hawks lehine. Top girmiyor ve ribaundu Hawks alıyor. Kobe yere düşerken Jones düştüğü yere ayağını koyuyor ve Kobe onun ayağına basarak bileğini burkuyor. Pozisyon burada. Kobe'nin maç sonu açıklaması son 13 yıldır en ciddi sakatlığı olduğu yönünde ve ekliyor; "Dirty and dangerous play. He Jalen Rosed me. I can't get my mind past the fact that I've got to wait a year to get revenge." Jalen Rose meselesine daha sonra değinelim, Dahntay Jones kendisini koruma amaçlı "isteyerek yapmadım" tweet'ini atıyor ama daha önce aralarında şu husumetin yaşandığını biliyoruz. Bir sonraki karşılaşmalarını Kobe gibi ben de iple çekiyorum. Jalen Rose da 2000 yılında Batı Finali 2. maçında Kobe'ye bunu yapmıştı. Şurada da o hareketin kasten olmuş olabileceğini itiraf ediyor. İşin ilginci Kobe bu bilekle bir sonraki Indiana deplasmanına (bu sezondan bahsediyorum) çıktı ve ilk periyodun tamamında sahada kaldı. Hiç sayı atamadı ve bir daha da oyuna dönmedi ve Lakers sezonun en büyük deplasman galibiyetini aldı. Sonraki Kings ve Suns maçlarında oynamadı. Bir galibiyet, bir utanç dolu mağlubiyet. Wizards maçıyla tekrar dönmesi bekleniyor.


-Brooklyn Nets an itibariyle Doğu'da 4. sırada ama yaklaşık iki hafta sonra 7. sıraya düştüklerini görürseniz şaşırmayın. Acayip zorlu ve yorucu bir fikstür var önlerinde. Detroit'le (yendiler) başlayan deplasman serisi altı maçlık Batı turnesiyle devam ediyor ve oynayacakları maçlar sırasıyla Dallas (yendiler), Clippers (kusura bakma Deron), Suns (Beasley'e şans verin), Blazers (mağlubiyet), Nuggets (yüzde yüz mağlubiyet), Jazz (mağlubiyet) ile. Sonra Doğu'ya geri dönüp Cleveland deplasmanına çıkıyorlar ve evlerine 4 Nisan'da b2b Chicago maçıyla dönüyorlar. Neyse ki Deron Williams All-Star arasından sonra çılgın atıyor. Ara öncesi ve sonrası shot-chart'ı için bakınız.

-Bu hafta çok güzel makaleler okudum. Bir çoğundan yukarıda ilgili konularda bahsettim zaten. Bahsetmediklerime gelince; Danny Chau, Brett Koremenos, John Converse Townsend, Jared Wade ve Brian Windhorst Heat'in galibiyet serisini beş soruda masaya yatırmışlar — evet belki 18. maçtan sonra ama farketmez. NBA'in gelmiş geçmiş en değerli skorerlerinden Adrian Dantley şimdilerde neden crossing guard olarak çalışıyor, Dave McKenna buraya yazmış. James Herbert, Gerald Henderson ile Michael Jordan ilişkisinden bahsederken Zach Lowe da John Wall ile güzel (Wall biraz daha az kaçamak cevaplar vermese daha güzel olabilirmiş) bir röportaj yapmış. En güzeli yine en sonda; Royce Young, Oklahoma City Thunder oyuncuları üzerinden Twitter'ın güzel, kötü ve iğrenç yanlarını karalamış.

-"This is our fifth game like this since the break. As a group we stunk. This is disheartening to watch." 119-82'lik Brooklyn Nets mağlubiyetinden sonra Detroit Pistons koçu Lawrence Frank. Detroit Pistons 9 maçtır kaybediyor. Son 10 maçlarında 100 pozisyona vurduğumuzda 98.9 sayı atıp, 115.7 sayı yediler. Attıkları 98.9 sayı şu an ligin en kötüsü Wizards'tan 0.8 daha az, yedikleri 115.7 sayı da yine ligin en kötüsü Bobcats'ten 4.0 daha fazla. Nets'e karşı alınan mağlubiyetten sonra da kendi koçları bile bu takımı izlerken zorlandığını belirtmek zorunda kalmış. Bak Bynum'dan da bahsedecektim ama kaynadı arada. Neyse paşamızın ameliyata girmesi gerekmiş. Böylece Sixers'ta bir saniye bile oynayamadan sezonu kapamış oldu ve sezon sonunda serbest kalacak. Bakalım Bynum riskini hangi takım ne kadarla alacak? (Michigan State ve Butler tur atladı. Dwayne Evans 24 -39 sayının 24'ü- sayısıyla New Mexico State önünde Saint Louis'i sürüklüyor ve Stephen Curry'nin okulu Davidson, Dwayne Wade'in okulu Marquette'e karşı sezonun ilk upset'ini gerçekleştirebilir, 12-5 öndeler. BASTIR CURRY!)

Dans

(Fritz Fassbender'i -eskiden- Tivitre'den, şuradan ya da şuradan hatırlıyorsunuzdur. Kendi bloglarında pek yazmıyor artık ama "March Madness" için uzunca bir yazı hazırladı. Yayınlaması da bize kısmet oldu. Buyrun.)

Yılın “o” dönemi geldi. Amerikalıların “bracket” geyiğiyle kafayı kırdığı, koleji geçtim basketbolla bile genel olarak ilgilenmeyenlerin bile girdikleri her Amerikan sitesinde NCAA turnuvasıyla ilgili haberlere, yorumlara denk geldiği, “march madness” ve “big dance” keyword’lerinden kaçmanın pek mümkün olmadığı dönem. Dün gece ve bugün oynanacak dıravdan birinci tur maçlarını saymazsak kolej basketbolunun düğün halayı (big dance’i “büyük dans” diye çevirecek değiliz) Perşembe günü oynanacak maçlarla başlıyor. Herkes halay başı kim olur, kim halayın ritmine dayanamadan beklenenden önce masasına döner, kim “ya yok ben bilmem oynamayı” derken “ya gel biz biliyoz da mı oynuyoz” denilip kaldırınca süpriz yapıp pistin tozunu attırır, kim Adnan Şenses tarzı ceket yıkama hareketiyle düğünün neşesi olur heyecanla tahminlerini yapıyor, bracket’larını hazırlıyor.

Ben de tam bir Amerikan uşağı ve mandacı olduğum için bi an için kütüğün Yozgat’ta olduğunu unutup bu geleneğe dahil oldum. Yazının sonunda kendi tahminlerimi içeren bracket var fakat önce “bu sene ben de turnuvayı izleyeyim diyorum ama bi dolu maç var, hangisini izleyecez, hangi takımlara dikkat edecez, hangi topçuları takip edip yarın öbür gün profesyonel olunca “hey yavrum ben bunun şu kadarki halini bilirim” diye ahkam kesecez” diye düşünen varsa onlar için kendimce bi preview hazırladım. Özel sempati duyduğum takım ve topçulara kıyak geçip sonunda haksız çıkma hakkımı gizli tutuyorum tabii. “İzlenecek maçlar” kısmında oynanması kesin olan ikinci tur maçlarını yazdım, esas eğlence sonraki turlarda başlıyor ama eşleşmeler belli olmadığı için olasılık üzerinden konuşmak istemedim. Onlar belli olunca da update yaparız duruma göre.



ORTABATI GRUBU

İlk bakışta en civcivli grup bu gibi görünüyor. Louisville ve Duke en güçlü Final Four adayları gibi görünse de Oklahoma State, Saint Louis, Oregon, Michigan State, Creighton, Cincinnati, Colorado ve Missiouri gibi takımlar da büyük rekabete neden olacak. Neredeyse hepsi iyi savunma yapan takımlar olduğu için çok çekişmeli maçlar çıkacaktır ortaya. Yine de Final Four’a gidecek takımı belirleyecek maç Louisville ve Duke arasında oynanıp bileti alan Louisville olacak diye tahmin ediyorum. Geri kalan takımlar arasında her tür sonuç çıkması mümkün, en çok upset potansiyelli maçlar bu bölgede oynanacak gibi görünüyor. Özellikle Oregon – Oklahoma State arasındaki ilk maç normal sezonun yıldızlarından Marcus Smart’ı üzebilir. Bölge sıralamasında 7. olan Creighton da dengeli kadrosu ve skorerleriyle turnuvanın büyük sürprizlerinden birini yapıp Elite 8’e kadar ilerleme potansiyeline sahip (muhtemelen son 32’de Duke’a elenecekler ama geçebilirlerse bi anda Louisville’in karşısında da bulabilirler kendilerini).

Hangi maçlar izlenir?

Oklahoma St. – Oregon; İkinci turun en sürprize açık eşleşmesi. OSU Marcus Smart gibi sezonun en çok konuşulan oyuncularından birine sahip olması ve sezon içinde kazandığı sürpriz maçlarla sene boyu hep radarda olan bi takımdı. Markel Brown, LeBrayn Nash gibi skorer desteçileri de var. Fakat tecrübesizler. Temel parçalardan en tecrübeli isim üçüncü yılını yaşayan Brown. Karşılarındaysa Singler ailesinden E.J’in tecrübesiyle sırtladığı Oregon var. Çok tecrübeli bi takım Oregon. Üstelik OSU’nun pota altı zayıflığından faydalanacak Arslan Kazemi gibi enerji deposu bi topçuları var. Ben yine yetenek farkıyla Smart’ın takımını daha şanslı görüyorum ama bu turdaki en zevkli maçlardan biri olacağı kesin. Oregon’un freshman oyun kurucusu Artis’le OSU’nun freshman yıldızı Smart eşleşmesi de ilgi çekici.

Colorado St. – Missouri; İki sert ve fizikli takımın maçı. Çok dengeli bi eşleşme var ortada ama Laurence Bowers gibi çok yönlü bi oyuncuya ve Alex Oriakhi gibi bi uzuna sahip Missouri’yi daha önde görüyorum. İki takım da çok iyi ribaundçılardan kurulu, Missouri hücum ribaundlarında denge sağlayamazsa Colorado öne geçebilir.


Bu çocuk okur.

Bin yıl geçse de kolejli topçulara yapmaktan sıkılmayacağım espriyi dikkat kesilmek gereken topçuları önereceğim başlıkta kullanmaktan kaçınmadım. Drafttan seçilme ihtimali yüksek olup, NBA topçusuna dönüşme potansiyeli olan isimleri değerlendirecem sadece burada. Seçilmesi düşük olan Avrupa yolcusu isimlereyse kısmetse yazının ikinci bölümünde değerlendirecem. Onun için kardeş blog Şanlı Spurs’e ara ara bakmakta fayda var (konuk olduğum blogda başka bi blogu kardeş ilan ediyorum evet).

Marcus Smart / Markel Brown (Oklahoma State): Smart olağan şüpheli. Sezon boyu herkes bir şekilde adını duymuştur. Müthiş bir fiziği var, 94’lü olmasına rağmen oyun zekası yüksek, istatistik kağıdının her yerini dolduruyor. Çok top kaybı yapması ve şut isabeti gibi eksik olduğu noktalar da var ama bu yaşta lider karakter göstermesiyle potansiyeli yüksek. Markel Brown’sa kenardan gelecek skorer arayan takımların radarında olabilecek bi isim. Çok çabuk ve potaya gidebilen bi isim. Her sene kendini geliştiriyor, uzun vadede iyi bir rotasyon oyuncusu olabilir. Kendisine pozisyon yaratıldığında çok iyi bi şutörken kendisi karar verici konumundayken etkisizleşiyor. Kısa boyu düşünülünce bu özelliğini geliştirip daha iyi bi pasöre dönüşmesi şart.

Gorgui Dieng / Russ Smith (Louisville): İsminden de anlaşılacığı gibi Dieng sınıfının en üst düzey savunmacı uzunlarından biri zira “Dieng” gibi bi soyisimle kötü savunma yapmak imkansız. Fakat elbette iyi savunmacı atletik uzun kavramının gereği hücumda henüz çok zayıf. Yine de her takım potayı savunan ve özel bi atletizme sahip uzun ister takımında, Dieng de uzun bi turnuva geçirmesi muhtemel takımıyla draft piyasasını artırıp 15-20 arası bi yerden seçilecektir.

Russ Smith aslında seçilmesine ufak ihtimal olarak bakılan bir isim ama Louisville’in en kötü Elite 8’e kadar gideceğini düşünürsek dikkat çekip radara gireceğine inanıyorum ben. Brown gibi o da kenardan gelip maçın akışını değiştirsin diye kullanılabilecek bi skorer. İnanılmaz çabuk, hırslı ve mücadeleci, dripling becerisi yüksek. Fakat sınıfındaki çoğu oyuncu gibi NBA için pozisyonsuz bi oyuncu. 1 numara oynamak için yeterli saha görüşüne ve pasör özelliğe sahip değil, 2 numara içinse çok kısa ve kalıpsız. Yine de skor bulma yetisiyle iyi bi turnuva geçirip kapağı bi takıma atabilir. Olmadı bi sene daha okulunda kalıp seneye Avrupa’ya yol alır.

Doug McDermott (Creighton):McDermott sınıfının en enteresan isimlerinden biri. Aslında fiziksel olarak klasik bi vaka; NBA’de 3 numara oynamak için çok ağır, 4 numara oynamak için çok kısa. Fakat onu özel kılan oyun bilgisi ve müthiş verimli skorerliği. Klas bi post oyunu var, üstüne müthiş bi catch and shoot üçlükçüsü. Çok da iyi bi ribaundçı. Soru işareti, NBA’de o boyuyla fark yaratan pota altı oyunlarını uygulayabilecek mi, hantal yapısıyla perdeden perdeye koşup boş üçlük şansı bulabilecek mi? Eğer bunları yapabilirse savunmada takımı onu bir yerlere bir şekilde saklama imkanı bulur. Yapamazsa yeteneklerine çok yazık olacak. Orta sıralardan eli yüzü düzgün bi takıma gidip iyi bi koçun eline düşer inşallah.



BATI GRUBU

Bu grubu hızla geçecem zira sezon boyu en az izlediğim takımlar bu bölgede toplanmış durumda ve daha da mühimi yazdıkça sıkılmaya başladım, küfredip yazmaktan vazgeçmeden hızla bitirmem lazım. Uzmanlar Gonzaga’yı bu bölgenin Final Four’a en yakın takımı olarak görüyor ben Ohio State’i daha şanslı buluyorum. Gonzaga pek dengeli bi takım değil, çok fazla uzunlara bağımlı bi yapıdalar. Tabii bunda Gonzaga’yı Ohio State’e göre az izlemiş olmamın ve güçsüz bi konferansta olmalarının da payı var.

Hangi maçlar izlenir?

Wisconsin – Ole Miss; Çok çekişmeli bi maç olur mu bilmem ama turnuvaya ilgi gösteren herkesin izlemesi gereken bi adam var bu maçta; Marshall Henderson. Sezonun en tartışmalı oyuncusuydu, muhtemelen bu turda elenecekleri için onu izlemek için tek şans bu. Wisconsin de Brust – Evans – Berggren üçlüsüyle sürpriz yapıp Sweet Sixteen’e kadar gidebilecekleri eşleşmelere sahip bi takım. Üçüncü tur öncesi durumlarını görmek güzel olur.

Bu çocuk okur.

DeShaun Thomas (Ohio St.): McDermott için yazdığım herşeyi ribaund hariç Thomas’a uyarlayabiliriz aslında. Kolej seviyesinde özel bi skorer fakat kısa ve hantal. Benim çok tuttuğum bir oyuncu değil ama Amerikalılar seviyor, bi takıma muhakkak kapak atacak turnuva sonrası. Tuttuğum bi oyuncu değil dedim ama bu seviyede ve bu bölge takımlarına karşı şov yapmasını bekliyorum, orası ayrı.

Kelly Olynyk (Gonzaga): Benim tutmadığım ama Amerikalıların prim verdiği bir başka adam. Çoğu kişiyi etkileyen şey oynamadan geçirdiği bi sezondan sonra gösterdiği gelişim. Hakkaten hücumda o kalıpta bir uzun için top hakimiyeti çok iyi, skor bulmada sıkıntı yaşamıyor fakat çok ağır ve iyi savunmacı değil. Blok tehdidi olmayan bi pivotlardan komple tiksiniyorum. Jeff Withey gibi bi yiğit alt sıralardan seçilecekken Olynyk lotodan gidecek gibi duruyor. Hayat zalım.



GÜNEY GRUBU

Jeff Withey demişken geldik bu sene en ümitli olduğum takımın bölgesine. Bu yılın Kansas takımına özel bi sevgim var, bu sene neredeyse Chicago Bulls’tan bile çok maçlarını izledim. O yüzden önyargılı olabilirim ama Indiana ve Louisville’le beraber en dengeli takım olduklarını düşünüyorum ve şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olarak görüyorum. Çoğu NCAA uzmanıysa hayal kırıklığı yaratacaklarını düşünüyor ama aynı fikirde değilim. Tabii önlerinde diğer şampiyonluk adaylarına göre çok zorlu bi yol var. Final Four’a kadar North Carolina, Michigan, UCLA, Georgetown gibi takımlarla oynamaları gerekecek. Bu açıdan Ortabatı’dan da zorlu maçlar oynanacak üçüncü turdan itibaren. En mühim yıldız adaylarının toplandığı bölge de burası.

Hangi maçlar izlenir?

North Carolina – Villanova: Sonraki turlarda müthiş eşleşmeler olacak bu bölgede ama bu turun en çekişmeli geçmesi beklenen eşleşmesi bu. Villanova sezon içinde çok mühim takımları yenip sürpriz yaptı, North Carolina da taraftar desteğiyle üçüncü tur kovalayacak.

Bu çocuk okur.

Ben McLemore / Jeff Withey (Kansas): Ben McLemore Shabazz Muhammed’in problemli sezon başlangıcı, Nerlens Noel’in sakatlığı derken Marcus Smart’la birlikte sezonun en dikkat çeken freshman’i oldu. İlk beşin diğer parçaları son sezonlarını yaşayan çok tecrübeli bi takımda olması da etken bunda. Bence sınıfının en potansiyelli ismi. Pek önem atfedilmeyen 2013 draftından ileride bir yıldız çıkacaksa bu yüksek ihtimalle Mclemore olacak. 2011’in Kyrie Irving’i gibi beklentilerin düşük olduğu bi senede gelmek avantajlı olabilir.

Withey de Cody Zeller’dan sonra bence Alex Len’le beraber en klas uzunu bu senenin. Ağırlığı yüzünden büyük bir NBA oyuncusuna dönüşmeyecek belki ama onun gibi ne yaptığını bilen uzunları izlemek büyük zevk.

Shabazz Muhammed (UCLA): Sezona başlarken bir numaralı liseli olarak geldi lige. Usülsüz şekilde UCLA’le anlaştığının ortaya çıkmasıyla sezona sıkıntılı başladı ama sonrasında gayet iyi performans sergiledi. McLemore kadar verimli bir skorer değil ve pasör olarak da onun gerisinde ama gücüyle arayı kapatabiliyor. UCLA’den yasal olmayan şekilde para aldığı için ceza almasına rağmen bilmemkaç bin dolarlık Gucci çantayla dolaşması karakterine dair soru işaretleri yaratsa da iyi gününde izlemek büyük zevk.

Otto Porter (Georgetown): Bir diğer büyük potansiyel. Ligin en yavaş takımlarından birinde oynamasına rağmen istatistik kağıdının her yerini etkileyici rakamlarla dolduran, uzun kollarıyla düşmana korku salan bi isim. İlk yılında eleştirildiği konuları ikinci yılında en aza indirmiş olması da iş ahlakı üzerine bi fikir veriyor. Her takımın aradığı “tutkal” tarzı bi topçuya dönüşebilir.

Trey Burke / Glenn Robinson III / Tim Hardaway Jr. (Michigan): Burke izlemesi en çok zevk veren oyun kurucularından biri ligin. Hızlı, ilk adımı çok çabuk, şutları iyi ve onun boyundaki oyuncuların aksine hiç de fena pasör değil. Orta sıralardan Utah, hatta Rondo’nun dönüşünü düşünürsek Boston gibi bi takıma giderse kısa sürede etki yapabilir. Kötü senaryoda da bench’ten gelip skor verecek kısaya dönüşür.

Michigan’ın “oğul” winglerinden Glenn Robinson patlayıcılığı ve oyun zekasıyla ön plana çıkan bi isim. Şimdilik yetersiz bi dış şutu var ama 18 yaşında olduğunu düşünürsek bu üçlünün en potansiyellisi. Hardaway’lerin Tim JR da onun aksine şutuyla yaşayan bi kardeşimiz. Pek güçlü değil, ben pek özel bi tarafını da göremiyorum ama soyadı kanunu sayesinde ilk turdan seçilecek gibi görünüyor.

James Michael McAdoo (North Carolina): Tam anlamıyla bir geleceğe yatırım. Potansiyeli mevcut fakat iki üç yıl “pişmesini” beklemek lazım. Kolej için bile bazen çok ham kalabiliyor ama yetenekleri ve fiziğiyle fark yaratıyor.


DOĞU GRUBU

Güney enteresan bi bölge olmuş. Final Four adayları içinde Miami en kolay eşleşmelere sahip gibi görünürken normal sezonun en şekilli takımı Indiana Sweet Sixteen’de olası bi Syracuse eşleşmesiyle zorlu bi yola sahip. Onun dışında Montana, Bucknell, Davidson gibi pek izleyemediğim takım sayısı fazla olduğu için fikrini önemsediğim yorumculara kulak veriyorum. Miami çok beğenilen bi takım olsa da ben Indiana’nın Final 4 yapacağını düşünüyorum. En dengeli takım onlar. Butler, Marquette, Temple gibi takımlar ilk maçlarda güzel maçlar vaadediyorlar varlıklarıyla. Yine California benim ikinci turda sürpriz yapmasını beklediğim bir takım. Ayrıca Syracuse en sevdiğim oyunculardan James Southerland’e sahip, CJ Fair’le yakaladıkları uyumla Syracuse maçlarını özel olarak tavsiye ederim.

Hangi maçlar izlenir?

UNLV – California: California’da sevdiğim iki adam, Allan Crabbe ve Justin Cobbs olduğu için bu maçta sürpriz bekliyorum dedim ama Las Vegas bariz şekilde ağır basıyor. Bennet gibi bi yıldız adayına sahipler ve hızlı oynayıp iyi top gezdiriyorlar. California’ysa Crabbe ve Cobbs haricinde vasat, dış şutu olmayan oyunculardan kurulu. Yine de tecrübeleriyle son ana kadar savaşacaklarını düşünüyorum.


Bu çocuk okur.

Anthony Bennett (UNLV): Pozisyonsuz forvetlerden bir diğeri ama daha potansiyellisi. Pota altında nefis bi bitirici, her şekilde sayı bulabiliyor. Fakat – tabii ki – 3 için hantal 4 için kısa.

Cody Zeller / Victor Olapido (Indiana): Cody, Zeller kardeşlerin en potansiyellisi. Ben Tyler’ı da beğenen bi insan olarak ondan da ümitliyim elbet. Çok temiz bi skorer, bir beyaz uzun için gayet iyi bir atlet. Biraz güçlendiği takdirde iyi bi NBA uzununa dönüşebilir.

Olapido’ysa bu sene gösterdiği gelişimle adını en çok duyuran topçulardandı. Nefis bir savunmacı, müthiş bi atlet. Henüz yeterli olmasa da bu sene geliştirdiği catch and shoot yetisiyle de büyük potansiyel sahibi olduğunu gösterdi. Şutunu geliştirip patlayıcılığının yanına oyun zekasını da eklerse bu draft sınıfının en büyük steal’i olabilir (ilk 5’den seçilmediği takdirde elbet).

Michael Carter-Williams (Syracuse): Geldik benim pek beğenmediğim bi loto seçimi adayına. Uzun boyu ve kollarının yanında top hakimiyetiyle göz kamaştırıyor fakat hem çok kötü bir şutör hem de potaya gidemeyecek kadar güçsüz. Üst düzey saha görüşüne sahip olduğundan bahsediliyor ama bence aksine kritik anlarda hep kötü kararlar verip top kaybı yapıyor. En azından güçlenmedikçe uzun bi NBA kariyeri olacağını sanmıyorum.

Derken geldik uzun ve çileli bi değerlendirmenin sonuna. Yazarken farkettim, “Bu çocuk okur” bölümünde Mason Plumlee’yi atlamışız ama olur o kadar, hiç dönesim yok şimdi oraya. Dilerim ki eğlenceli bi turnuva olur, tahminlerimizin en azından bi kısmı tutar. Nihayetinde 600 küsur topçudan çok çok küçük bi bölümü NBA’e, yine küçük bölümü Avrupa’ya gidecek, geri kalanlar takım elbiselerini çekip iş arayacak. Nereye bağlayacağımı bilemedim ama sosyal bi mesaj veresim geldi bi an. Neyse, saatlerdir beyaz word sayfasına girmekten başım ağrıdı, buraya kadar saçmalamadan getirmiş olmak bile başarıdır. Hadi selamet, turnuvayı takip edecek olanlara iyi eğlenceler.