playoffs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
playoffs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Oubre


Geçen sezon Cavaliers'ın son iki deplasmanda 5. formayla oynayıp kazanmasının ardından, bu sezon da Wizards'tan değişik tercihler görüyoruz. Şimdiye kadar (şu anda oynanan 3. maç dahil) 9 maç oynadılar. Bu dokuz maçta, içerde sadece alternatif beyazı, dışarda ise sadece üçüncü forma olan laciverti giydiler. Yani kısaca, ana iki formalarını (beyaz ve kırmızı) hiç giymeden 2017 Playoffları'nı geçirmekteler. Muhtemelen NBA tarihinde görülmedik bir vaka.

Hadi alternatif beyazla ilgili bir açıklama yapmışlardı, yani önceden bilinen bir şeydi, ona tamam. Fakat kırmızıya hiç uğramamaları ilginç. Aslında arada bir maç da şunu giyseler keşke, ama zor tabii Playoff'ta.


Çevir-2: 2002 Batı Finali'nin Sözlü Tarihi - "All the Kings' Men" 3/3

Nihayet, o meşhur son bölüm. Yeni gelenler için ilk ve ikinci bölüm. Süper Kupa ve derbi gündemine uygun bir yazıyla devam edeceğiz.

V. Momentum mu? Ne Momentumu?

Beşinci Maç, 28 Mayıs 2002

Bu serideki hakem kararları tartışılırken, beşinci maç ne kadar konuşulsa yetmez. Christie'nin şimdi dediği gibi, bu maç "mercek altına alındı." Webber 29 sayı 13 ribaundla harika bir çıkardı, Mike Bibby 23 sayıyla yıldızlaştı. Shaq bütün maç faul sorunu yaşaması yüzünden sadece 32 dakika oynayabildi, sonunda altı faulle çıktı. İlginçtir, O'neal o maç sadece bir kez serbest atış kullandı. Bibby tartışmalı pozisyonlar arasında, 8.2 saniye kala maç kazandıran şutu attı. Önce Webber'dan top dışarı çıktı ama hakemler Robert Horry'den sektiğine karar verdi. Sonra, yine Webber topu Bibby'ye bırakırken Derek Fisher'ın üstünden geçip Bibby'yi savunmacısından kurtardı. Maçın son topunda Bobby Jackson, Kobe galibiyet şutunu denerken faul yaptı ancak hakemler yine bir şey çalmadı. Böylece, Sacramento maçtan  92-91'lik galibiyetle çıkmayı başardı. Divac galibiyet sonrası seyircilere öpücükler attı. Takım hissedarı Gavin Maloof skor tabelasının tepesine çıkıp "koyduk mu" çekti.

Samaki Walker maçtan sonra şaşkınlıkla "Vlade Divac bütün maç Shaquille O'neal'ı savundu ve son çeyrek başlarken iki faulü vardı. Vay be!" diyecekti.

Turner: Vlade nasıl oynanacağını bilirdi. Çok kurnaz ve numaracıydı. Shaq'ı ne zaman karşılayacağını, tutacağını ya da bırakacağını, oyunu nasıl oynayacağını çok iyi bilirdi. Yaptıkları çoğunlukla işe yaradı. Vlade büyük, kuvvetli bir adam değildi ama çok uzun zamandır oynuyordu ve çok zekiydi.

O'neal: Agresif olmaya, sert oynamaya çalışıyordum. Bu yüzden birkaç aptalca faul yaptım.

Beck: Hiç kimse hakemlerin sorun olduğu diğer maçları hatırlamıyor. Webber topu dışarı tokatladı ama Horry'den çıktı dediler. Topun Kings'e geri döndüğü an çok önemliydi.

Phil Jackson: Bize göre o top bizimdi. Bizden çıkmamıştı. Onlardan çıkmıştı. Jack Nies topu onlara verdi ve biz de tam oradaydık, bütün koçlar kenardaydı. Hepimiz kötü bir karar olduğunu düşündük. Herkes çok üzüldü.

Howard-Cooper: Kings'in büyük şanslar bulduğu anlar da kesinlikle vardı. Sacramento'dan kimse hakemleri konuşurken bundan söz etmez. İki taraf için de tartışmalı kararlar verildi. Her maç sadece Lakers'a fırsatlar ikram edilmiyordu.

Phil Jackson: İşler karışmıştı. Birbirimizi sakinleştirmeye çalışıyorduk. "Tamam, sakin" "Hala öndeyiz" falan diyorduk.

Reynolds: Bibby büyük şutları atmayı seviyordu. Bunlarda gittikçe daha iyi oldu.

Pollard: Üniversitede son yılımdaydım. Mike, Arizona Wildcats'deydi. Ben de Kansas Jayhawks'da lider oyuncuydum. Fazlasıyla güçlüydük ve herkesin üstünde hakimiyet kurmuştuk. Arizona'yla oynuyorduk ve bu çocuk bizi resmen paramparça etti. Onunla aynı takıma geldiğimde aklımda bu vardı. O her zaman büyük şutları sokardı.

Christie: Adelman fazlasıyla zeki biriydi. Webb topu aldığında herkesin şutu onun atmasını bekleyeceğini biliyordu. Bibs topu içeri indirirse savunmacısının biraz gevşeyeceği kesindi. Gevşedi de zaten.

Bibby: Webb'e şutu sen atmayacaksan ben atmak istiyorum demiştim. Bana boş şut hazırlayacak kadar iyi bir takım oyuncusuydu. Herkes şutu onun atacağını düşünmüştür. Harika bir perdeyle bana bomboş bir şut hazırladı.



Christie: Oyunlarımız tek oyuncu merkezli değildi. Biz savunma okuma odaklı bir takımdık. Savunmanın verdiği boşluğu değerlendirdik.

Reynolds: Kings'in Bibby'ye şut hazırlamak için kullandığı hareketli perdeyi hakemler çalmadı. Webber içeriye doğru bir adım alıp diğerlerinden kurtuldu. Tabii, bu pek çalınmazdı.

Adande: Beşinci maçtan sonra kötü hakemler hakkında bir şeyler yazmıştım. Oradan sonra her şey daha da kötüye gitti.

Christie: Bib, Sacramento Kings tarihindeki en büyük şutlardan birini soktu ve bizi bir adım ileriye taşıdı.

Bibby: O şutu salonda saatlerce, saatlerce çalışmıştım. Atarken çok rahattım.

Breen: Mike Bibby'nin yükseliş günüydü. Muhteşem oynadı. Top eli yaktığında Sacramento'da şutu atmak isteyen tek oyuncuydu.

Reynolds: Mike büyük şutların oyuncusuydu. O tür  fırsatlara bayılırdı. Chris de bu konuda iyiydi ama bence Mike'a çok daha fazla güveniyordu.

Cleamons: Bibby'ye çok iyi bir kontrat verdik. Bize teşekkür etmeli. Bu  maçlarda isim yaptı.

Adande: Bibby Kings'i öne geçiren şutu attı. Kobe karşı potada şansını denedi. Pozisyonun başında forması şortunun içindeydi, bittiğindeyse dışına çıkmıştı. Bobby Jackson'ın elleri bu kadar çok çalışmıştı yani.  Kobe kaçırdı. Faul çalınmadı. Beşinci maç Kings'in oldu.

Bobby Jackson: Ona faul yaptığımdan gayet eminim. Sonuçta iyi savunma da yaptım. Maçı kazandıracak şutu zorlaştırdım. Bence harika iş çıkardım.

Bryant: Tamamen sağlıklı olsaydım belki bu şutu sokabilirdim, kim bilir? Bana faul yapıldı mı? Olayı tekrar tekrar izlediniz, bu pek önemli değil. Shaq altı faulle oyun dışındaydı. Bir şey üretmek bana düşüyordu, ya sayı atmalıydım ya da faul çizgisine gitmeliydim.

Phil Jackson: Bibby önemli şutları sokan bir oyuncu. Büyük bir şutu soktu ve onları kurtardı. O maçı kazanmak zorundaydılar. Yenilgi canımızı acıttı ama oyuncularımız iyiydi. Hala oynayacakları oyuna son derece güveniyorlardı.

Bibby: Oynadığımız oyunu, serinin gidişatını düşününce  işi bitirdik dedim. Altıncı maça girerken yenilmez hissediyorduk.


VI. Düdükler Taraf Değiştirince...

Altıncı Maç, 31 Mayıs 2002

Serinin altıncı maçı NBA tarihindeki en tartışmalı maçlardan biri olarak tarihe geçti. Sacranento'da rezalet olarak tanımlandı. Lakers agresif taraftı, topu sürekli Shaq'a indiriyorlardı. O'neal 41 sayı, 17 ribaund yaptı. Pollard ve Divac'ı altı faulle oyun dışında bıraktı, Kings nadiren kullandığı Lawrence Funderburke'ü son çeyrekte Shaq karşısında oyuna aldı. Lakers maç boyu 40, sadece dördünce çeyrekte 27 faul atışı kullandı (O'neal tek başına 13/17 attı).  Çeyreğin yarısında saha içi isabet bulamamalarına rağmen, son 6:21'de buldukları 18 serbest atış sayısıyla maçı 106-102 kazandılar. Sırada yedinci maç vardı. Kings altıncı maç yüzünden çok öfkeliydi. Özellikle Divac'ın altıncı faulu, Shaq'ın Funderburke'ü denize dökmesi, Kobe Bryant'ın Mike Bibby'ye savurduğu dirsek savunulması imkansız kararlardı. Tartışmalar, Shaq'ın beklenmedi bir yoldan gösterdiği tarihi performansa gölge düşürdü.

O'neal: Uyuyordum, küçük kızım da üzerimde uykuya dalmıştı. Ağzından salyalar akıyordu. Bende de durum aynıydı. Saat 2:30'da telefon çaldı, arayan Kobe'ydi. Şöyle dedi: Büyük adam, yarın sana ihtiyacım var. Beraber tarih yazalım.

Phil Jackson: Kobe'nin tarzı buydu. Böyle şeyler yapardı. Çok uyumaz zaten. Bu tip çok oyuncum oldu. Playoff sırasında çok uyumayan başka bir oyuncu da Michael Jordan'dı. Gerilim öyle büyüktür ki zihniniz fazla mesai yapar. Kobe bunu takım arkadaşlarına geçirmekte çok başarılıydı. Shaq'la kanka ilişkisi yoktu. Aralarında düzgün ve profesyonel bir ilişki vardı.

Jones: Sacramento'da daha iyi takıma sahip olduklarını, kazanacaklarını düşünmeyen kimse yoktu. Bütün bölge şampiyonluk şansının geldiğini hissediyordu.

Bob Delaney (NBA hakemi, Altıncı Maç): Bir hakem soyunma odasına girdiğinde mükemmel bir maç geçirmeyi umar. Parkeye çıktığınızda bir yandan bunu istersiniz ama çıktığım 1800 maçtan öğrendiğim bir gerçek şu: Sahaya girersiniz ve ne beklerseniz bekleyin, keşke çalsaydım veya keşke çalmasaydım dediğiniz bazı düdükler mutlaka olur.

Heisler: Vlade flop'larıyla Shaq'ın başını çok ağrıttı. Dört maç boyunca durum böyleydi, ondan sonra Shaq bunu çözdü. Oyununu tamamen temizledi. Kendini atamaması için Vlade'yle temas kurmayı tamamen kesti.

O'neal: Kendinizi yere bıraktığınızda benden korkuyorsunuz demektir. Kanın kokusunu alıp saldırmamı bekliyorlardı. Beni faul sorununa sokmaya çalışıyorlardı.

Divac: Pollard onunla güreşmeye çalışıyordu, ben sahada onu ileri geri koşturup yormaya uğraşıyordum. Bu sayede hücumdayken biraz yorgun olur, her seferinde sayı atamazdı.

Pollard: Arada bir Shaq'ın yoluna çıkmaya çalışırdım ama her seferinde beni yeri serer, yine smacını yapardı. Benim için durum kötüydü. Doğru anı bekleyip cezayı kesmek ya da onu geri püskürtmek daha akıllıcaydı.

Richmond: Shaq bir noktada "Hey, topu bana verin. Beni tek bırakın, her şey benim üzerimden dönsün" dedi. Biz de öyle yaptık. Topu çevirip Shaq'a indiriyorduk.

O'neal: Bunu sürekli... Sürekli tekrarlardım.

Divac: Aslında  onu gerçekten savunmanız mümkün değil. Ne zaman isterse sayı atabilir. Shaq'a karşı fiziksel oynamak intihar. Sahada bir oraya bir buraya koştum, hücum fauller kovalayıp faul sorunu baskısını artırmaya uğraştım. Bundan dolayı bazen hakemlere zorlama düdükler çaldırdım. Sonra buna flop demeye başladılar. Koca adamı savunmanın başka bir yolu yoktu ki.

Delaney: Hepimiz Divac'ın kendini bıraktığını biliyorduk. Bunu o kadar çok izledik ki uzmanı olduk. Bu iş lige ilk geldiğinde, bizi çok kandırmıştı. Zaman geçtikçe "hakemi kandırmalık" hareketleri gerçek faulden ayırmayı başardık. Gecikmiş reaksiyonla tam bir çarpışmayı ayırmak mümkün.

Pollard: Devre arası, soyunma odasında tüm seri boyunca söylediklerimizi tekrarladık: "Beyler bize bir şey ikram etmeyecekler. Kazanmak zorundayız. Karşımızdaki beş kişiyi  yenmek zorundayız ve bize karşı gibi görünen üniformalı diğer üç kişiyi, hakemleri de yenmek zorundayız. Bunları düşünmeyin, sadece yapın."

Richmond: Onları faul problemine sokmaya, hakemlere faul çaldırıp tempoyu düşürmeye çalışıyorduk. Bizden daha hızlı oynamak istiyorlardı.

Voisin: Altıncı maç 1981'de başlayan yayın hayatım boyunca çalıştığım en kötü yönetilmiş maçtı. Hakemlerin sadece kötü bir maç çıkardığını düşündüm. Pollard ve Divac son çeyrekte kolay faullerle oyun dışında kalmıştı.



Divac: Kötü hissettim ama ne yapabilirsin ki? Ben ve Scot erken fauller yüzünden atıldık ama yapabileceğimiz bir şey yoktu.

Delaney: Shaq diğer oyunculardan çok daha fazla çizgiye gitmeliydi. Çünkü çok darbe alıyordu. Diğer oyuncuların topu elinden kaçırdığı ya da devam edemediği pozisyonlarda, o devam ederdi. Devam etmesi yüzünden darbe almadı zannederdik. Gerçeğiyse maçtan sonra kaseti izlerken görürdük. Çok sert darbeler olurdu. Şikayet ettiği şeylerde haklıydı.

Ted Bernhardt (NBA Hakemi, Altıncı Maç): O'neal pota altında dönüp pivot hareketleri yaptığında rakipler sarsılırdı. Çoğu zaman hücum faul mu oldu, savunma mı faul yaptı ya da bir şey çalmak gerekmiyor mu anlamak zordu. Her döndüğünde olabilecek öyle çok şey vardı ki.

Delaney: Divac oyundan atıldığı anda bunun büyük olay olacağını biliyordum. Ama maçın kasedini izlerken faulü daha önce Horry'nin üstündeki Webber'in ilk hareketine çalmamız gerektiğini gördüm. Webber bileğinden tutunca topu elinden kaçırmıştı. O faulü kaçırmıştım, kusursuzluk mümkün olsa bunu çalardım ve Webber'ın altıncı faulü olurdu.

O an Divac'ın altıncı faulü olacak mı diye düşünmüyorsunuz. Robert topu alıyor, Vlade ona çarpınca top yine elinden kaçıyor. Birinci, altıncı fark etmez. Bence bu bir faul. Fiziksel temas yüzünden birisi top kaybediyorsa bu fauldür.

Pollard: Shaq'a karşı bizim faullerimizi, sonra da onun yaptığı faulleri sayınca "Tamam. Dur bir dakika. Bir şeyler ters gidiyor" diyorsun. Tabii ki üç kişi Shaq'dan daha çok faul yapacak ama istikrarlı olarak onu savunan üç dört kişi oyun dışında kalıyordu. Bizim adamlarımızsa sayı atamıyordu ama o hiç oyun dışında kalmıyordu. Samaki Walker da hiç atılmamıştı.

Bernhardt: Maç sonundaki en zor pozisyonlardan biri (12 saniye kala Mike Bibby'yle beraber) Kobe'nin topun peşinden koştuğu andı. Ben dahil üç hakem de düdük çalmakla çalmamak arasında kaldı.

Gerould: Gözümüzün önünde Mike Bibby'nin üstünden geçti. Bob Delaney'e bakıyordum. Hiçbir şey çalmadı. Aman Tanrım. Faul almak için ne yapmak gerek acaba demiştim.

Delaney: Mike Bibby, Kobe'yi savunuyordu. Kolu beline dolanmıştı, benim için bu tutmadır. Faulü çalmayı düşünürken, ki çalarsam topsuz pozisyonda yapılmış bir faul olacak. Çünkü top pozisyonda  yok. Top oyuna sokulurken faul yaparsanız topsuz pozisyon faulü olur, bu da bir atış ve hücum hakkı demektir. Lakers'ın seçtiği bir oyuncu faul atabilir, sonra da kenardan oyuna başlarlar.

Bernhardt: Surata dirsek atılmasından önce bir engelleme faulü çalınabilirdi.

Delaney: Ben bunu düşünürken Kobe kurtulmaya çalışıyor, kurtuluyor da, top oyuna sokuluyor ve bir faul çalınıyor. O sırada Mike'ın yüzüne darbe aldığını fark ediyorum. Kobe kollarını kurtarırken vurmuş, belli. Hepsi mikrosaniyeler içinde oluyor.

Bernhardt: Durum, Kobe'nin tepesine çıkmış savunmadan kurtulma çabasından ibaret. Sert bir müdahale. Bu kadar. Bir taraftan bakınca başka, öbür taraftan bakınca başka bir fikriniz olacaktır.

Delaney: Kasıtlı atılmış dirsekler gördüm, bana göre bu öyle değildi. Ama mükemmel bir maç çıkarsam,oturup düşünme fırsatı bulup o mükemmel maçı yönetsem topsuz alan faulü çalardım. Bu da Lakers'a bir faul atışı ve hücum hakkı demek. Ardından da Kobe'ye teknik faul çalardım. Sacramento bir faul atar, Lakers da bir tane... Sonra Lakers topu aynı yerden oyuna sokar.

Bibby: Sinirlendim çünkü ayağa kalktığımda ona faul çaldıklarını sanmıştım. Ne olduğunu bilmiyordum. "Bana mı faul çaldınız?" diye şaşırdığımı hatırlıyorum. Burnum kanıyordu, göstermek için kanın bir kısmını parkeye sümkürdüm.



Pollard: Tek yapabildiğimiz gülmek. Shaq serbest atış çizgisini geçiyor, itiraz ediyorsunuz, hiçbir şey yapmıyorlar. Vlade, Shaq'ı tüm yıl nasıl savunuyorsa öyle savunuyor, faul çalıyorlar. Serbest atışlar sırasında Shaq beni itiyor, ribaunda çıkarken  çeneme dirseği vuruyor, bana faul çalıyorlar. Sonra da Shaq'dan 50 kilo zayıf Lawrence Funderburke'ün çırpınışlarına ve Chris Webber'a kalıyoruz. Kobe, Mike Bibby'nin suratını dağıtıyor, nasıl oluyorsa Bibby'ye faul çalıyorlar. Siz de sadece oturuyorsunuz, gülüp geçiyorsunuz.

Adelman: Söyleyeceğim iki pozisyon var: Kobe'nin Mike'ın ağzına dirseği ve Shaq'ın Lawrence Funderburke'ü indirmesi. Bu iki pozisyon normal sezonda sportmenlik dışı faul olurdu.

Chris Webber (forvet, Kings): Bu maç tam bir komediydi ama komik değildi.

Rambis: Hakemler, bir serinin her maçını veya play-off'larla normal sezon maçlarını aynı biçimde yönetiyoruz deseler de böyle olduğunu düşünmüyorum. Bence maçlar giderek fizikselleşiyor ve hakemler daha fazla şeyin olmasına izin veriyor.

Phil Jackson: 2006'da Dwayne Wade'in Dallas'a karşısında maç başına 20 küsür faul atışı kullandığı final serisi kadar saçma şeyler olmadı bence.

Michael Wilbon (köşe yazarı, Washington Post): Bence hakemler sporda en haksızca eleştirilen kesim hakemler. Bana kalırsa gizli bir ajandaları yok, bunu söylerken tanıdığım NBA hakemlerini kastediyorum. Bu spordaki açık ara en tarafsız grup onlar ve bir ajandaları yok. Bence scoutlar ve hakemler spordaki en dürüst insanlar, düşüncem böyle. Ama o maç tam bir rezillikti.

Brown: O maçta hakkımız yendi. Benim düşünceme göre o kadar faul yapmış olmamız mümkün değil. Biz çok kurnaz bir takımdık.

O'neal: Herkes "Shaq'ı çizgiye göndereceğiz, Shaq'a faul yapacağız" diyor. Hack-a-Shaq yapacaklar. Bu faul işinin bir kısmı onların stratejisiydi. Bunu onlar yaptılar. Belki bir iki tane kolay düdük olmuştur ama her maç, her yıl böyleydi. Stratejileri her zaman bana faul yapmak oldu.

Brown: Hakemler bazı düdükleri kaçırabilir, bir içeride dışarıda kararı gibi, böyle şeyler olur. Ama faullerde böyle şeyler olunca, bu biraz farklı.

Wilbon: David Stern'ün ya da çalıştığım kanaldaki kimsenin birilerini aradığını düşünmüyorum. Bunların hiçbirine inanmıyorum, doğru olsa mutlaka ortaya çıkardı. Kimse çenesini kapamasını bilmiyor. Bence hakemler için  kötü bir geceydi sadece.

Bernhardt: Ed Rush, o zamanki patronum, arayıp maçla ilgili ne düşündüğümü sordu. "Söylemesem daha iyi" dedim. "Söyle Ted" dedi. Ben de "Beni tanırsın Ed, söylemesem daha iyi" dedim. Israr etti. "Şey, partnerlerimin sıçıp batırdığını düşünüyorum" dedim. O da "Tamam, teşekkürler. Ben de böyle diyeceğini düşünmüştüm" dedi. Kapattı. Bu yüzden bu konuda konuşmaktan nefret ediyorum. Çünkü Delaney ve Bavetta'yı gerçekten önemsiyorum.

Reynolds: Özellikle son çeyrek çok ilginçti. Her zaman lehinize ya da aleyhinize bir gidişat olabilir. Yıllarca böyle şeyler gördüm. Ama o çeyrek aklımdan çıkmıyor. İşlerin bu kadar üst üste bir takım aleyhine gittiğini görmemiştim.

Christie: Shaq sert oynadı. Onun üstündeydik. Ona düdükler çalındı mı? Evet, çalındı. Ama öyle rakamlar için yapan birini düşününce... İnanılmaz rakamlar abi ya... 40 ve 20'ydi sanırım, resmen delilik. Biz Hey, koca adam, bütün gece tepene ineceğiz. Elinden geleni ardına koyma dedik..Bütün gücümüzle onu durdurmaya uğraştık. Sağlam bir maç çıkardık ve onu durdurmayı başaramadık.


Heisler: Bir tane bile skandal karar yoktu. Topu potaya götüren Lakers'dı ve bunu tekrar tekrar yaptılar. Shaq doğal olarak bir sürü serbest atış kullandı.

Bobby Jackson: Yapmayın abi ya. Bir çeyrekte 27 serbest atış atmak mı? Bunu kim yapabilir ki? NBA tarihinde yoktur bu. Maç bittiğinde kazıklanmış gibi hissediyorduk.

Wallace: Finalden bir hakem uzaklığındaydık.

Pollard: Gerçekten üzgündük. O kadar mücadele ettik, büyük bir farkı kapattık ve yarı biterken o şutu soktuk, bu tip bir sürü şey... Hala o maçı kazanmışız gibi geliyor. Aslında maçı kazandık ama vakit kalmadı.


VII. 15'nci Round

Yedinci Maç, 2 Haziran 2002

Doğal olarak, tarihin en unutulmaz yedinci maçlarından birine doğru gidiyorduk. 1993'ten beri ikinci kez bir "Maç 7" uzatmalara gidecekti. Tırnakları yediren maçta skor 16 kere eşitlendi, üstünlük 19 kere el değiştirdi ve Arco Arena'daki kalabalık kulakları sağır eden bir gürültüyle kulak zarlarımızı tehdit etti. Lakers 1982'te Celtics'i Boston Garden'da eleyen Sixers'dan sonra yedinci maç deplasmanında seri kazanan ilk takım olmak istiyordu.

Howard-Cooper: Sacramento'ya döndüklerinde karamsarlık başlamıştı. Evde ilk maçı kaybetmek ya da Horry'nin son saniyede sapladığı hançer bile bu kadar koymamıştı. Altıncı maçı kaybedildi, eve dönüldü ve o his her yerdeydi. İnsanlar yıllar sonra hala bundan bahsederler: Ah be abi, final avuçlarımızdan kaydı.

Voisin: Maçtan 40 dakika önce soyunma odasındaydım. Oyuncuların hala altıncı maçı konuşuyordu. Rick Adelman'dan Geoff Petrie'ye herkes nasıl kazıklandıklarından yakınıyordu. Altıncı maç hepsini bitirmişti.

George: Maçın başlamasına kırk dakika kala, salondaki tüm koltuklar doluydu. Herkeste beyaz tişörtler giymiş, beyaz havlular sallıyor, bağırıyor. Isınma sırasında ortam böyleydi. Maç başlamamıştı bile. James Brown'dan The Payback şarkısı tekrar tekrar çaldı. Şehir zamanın geldiğine inanıyordu.

Napear: Bu topluluğun, bu şehrin, bu takımın asla başaramayacağı düşünülen bir şeyi başarma şansı vardı: NBA Finali fırsatı önlerindeydi.

Brown: Bir şey asla aklımdan çıkmaz: Bütün yıl serbest atış çalışmıştık, bir sürü atış yapmıştık. O maçtan önce kimse o çizgiden şut atma zahmetine katlanmadı.

Pollard: İnsanlar bana basketbolu özleyip özlemediğimi soruyor. Beş yıldır emekliyim.  "Yok canım" diyorum. Bana "Özlemiyor musun" diyorlar. Doğrusu aldığım maaşı özlüyorum ama maaşımı almak için yapmam gerekenleri özlemiyorum. Özlediğim tek şey o adrenalin. Parkeye çıktığımda 20000 kişinin çığlık çığlığa olmasını özlüyorum. Rock yıldızları bu sebepten 70'ine kadar çalışır. Oyuncular en iyi dönemleri bitmesine rağmen oynamayı sürdürür.

Fox: İki takımdan daha tecrübeli olan bizdik. Buna odaklanmaya çalıştım. Biz birkaç yıl önce Portland'a karşı yedinci maç oynamıştık. Bu çok önemliydi.

Christie: Hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Duygusaldım. Neler olduğunu anlamıyordum. Daha önce böyle bir tecrüben olunca seni neyin beklediğini biliyorsun. Sahanın diğer tarafındakilerin çok sakin olduğuna emindim.

O'Neal: Ulusal marş okunurken çevremdekilerin gözünün içine bakarım. Şarkının çoğunda kafamı eğerim sonra yükseldiği kısımda kafamı  kaldırır ve etraftakilere bakarım. Göz temasını kurup kafalarını indirirler, demektir ki avucumun içindeler.

Fox: Biz bir yedinci maçın fiziksel ve ruhsal olarak ne kadar yorucu olabileceğini biliyoruz. Maç sırasında her hücum büyük baskı ve coşku içinde oynanır. Ben bunun nasıl bir his olduğunu biliyordum. Ve Kings'in bu hissi bilmediğini de biliyordum.

Christie: İçimden Vay be, yedinci maça çıkıyoruz. Hem de Lakers'la diyordum. Bence işi burada bitirecektik. Bu adamları yenersek New Jersey Nets'i paramparça ederiz. Pek çok farklı açıdan güçlü bir andı. Tüm hayatım boyunca bu an için çalışmıştım.

Brown: Kimse fazla gergin diye gözüme batmadı. Webb ve tüm takımın kazanmak istediğini biliyordum. Doug gözüme korkmuş görünmedi. Böyle bir şey görmedim. Bobby Jackson'ın yedinci maçta öne çıkacağını biliyordum.

Rambis: Phil'e "Şut atmaya korkuyorlar" dediğimi hatırlıyorum. Boş şutlar buluyorlardı ama Bibby dışında hiçbiri agresif değildi.

Heisler: Maç sonunda, top Webber'ın eline geldiğinde el bombası yakalamış gibi titriyordu. Topu Bibby'ye vermek dışında ne kadar saçmalık varsa yaptı.

Richmond: Kings karşısında yenilmenin sıkıntısı her yerimi sarmıştı. Yedi yıllık talihleri döndü ve Kings şimdi şampiyonluğa yürüyorlar diye düşünüyordum. Kafamdan bir sürü şey geçiyordu. Kenardaydım, daha parkeye çıkmamıştım ama eşofmanlarımın içinde terliyordum.

Christie: Normal sürenin bitimine doğru çatı üzerimize çöküyor sandım. Sallanıyordu. İnek çanları sallıyorlardı ama onu bile duyamıyorduk. İnsanlar kafayı yemişti. Yer sallanıyordu. O sırada hakemlerden birine gidip İnanılmaz şeyler olmuyor mu? dedim.

Howard-Cooper: Büyük bir ses, coşku ve stres duvarı gibiydi.



Wallace: Kenarda kulak tıkacıyla oturuyorduk.

Son saniyelerde skor eşitken Stojakovic'in Kings'i finale götürebilecek üçlüğü potaya bile değmedi. Christie uzatmalarda önemli bir üçlüğü büyük farkla kaçırdı. Bu iki şut maçın en unutulmaz iki şutu oldu. Bibby ve Jackson dışındaki bütün Kings oyuncuları maçın heyecanı yüzünden kırılgan gözüktü. Sacramento 30 serbest atıştan 14'ünü, 20 üçlükten 18'ini kaçırmıştı. Bu sırada Derek Fisher, Shaquille O'Neal ve Kobe Bryant uzatmalarda yüzde 100'le serbest atış kullandı. Lakers 112-106 kazandı.

Voisin: Bobby Jackson hariç takımın çoğu gergindi. Nedense o da kenardaydı. Rick ilk beşe döndü. Peja'nın ayak bileği kötüydü, Doug Christie sahaya döndü.

Pollard: Dördüncü çeyrek geldiğinde kimse şut sokamıyordu. Bu benim için her şeyi mahvetti. Çünkü play-off kariyerimin belki de en iyi maçlarından birini oynuyordum. Dördüncü çeyrekte sahaya bile çıkmadım. O maçtan sonra çok sinirliydim.Çünkü katkı yaptığımı, diğerlerinin boşa çıkmasını sağladığımı düşünüyordum.

Christie: Normalde ligdeki en iyi serbest atış kullanan ekiplerdendik. Peja air-ball attı, Peja asla air-ball atmazdı. Öylesine takılırken bile...

Napear: Bobby o son şutu sokabilir miydi bilmiyorum ama en azından topu potaya atabileceğinden eminim. Soğuk kanlı bir oyuncuydu. Bobby'yi böyle bir durumda kullansanız bile baskıyı hissetmezdi.

Bobby Jackson: Koç ne diyorsa onu yaparsınız. Dediklerine saygı duyup oyununuzu oynarsınız. Kariyerimin başında buna üzülüp öfkelenirdim ama müthiş bir takım kimyamız vardı. Birbirimize yaslanmıştık ve Koç'un setler ve süreler konusundaki kararlarına saygı duyuyorduk. Onu sorgulamazdık.

Fox: Tüm seri boyunca boş bırakmadığım tek oyuncu, bir saniyeliğine boş kaldı. Penetreyi kesmek için yardıma gitmiştim, topu dışarıdaki Peja'ya çıkardılar ve her zaman soktuğu o şutu yine soksa, bambaşka bir seri olacaktı.

Divac: Peja sakattı, bacağında bir sorun vardı. Ama birisi size Final'den bir şut uzakta olduğunuzu ve Final'e gidenin kolayca kazanacağını söylüyorsa...

Stojakovic: Bazen kendimi suçluyorum. Bence birçoğumuz o seriyi düşünüp neleri daha iyi yapabileceğini değerlendiriyordur. Ben hala o kaçırdığım şutu düşünüyorum. O şut bir fark yaratabilirdi. Hala kafamın içinde.

Fox: Tam manasıyla bir air-ball attı. Büyük olasılıkla o kadar boş olmasına şaşırmıştı.

Stojakovic: Şimdi düşününce o şutu tekrar görebiliyorum ve hala bir terslik var. Hido topu köşeye, bana indirdi ve belki de acele ettim. Elimden doğru çıktı ama iyi gitmedi. Hiç iyi gitmedi.

Hidayet: Sakatlığı çok kötüydü. Takım için sahaya çıkıp her şeyini vermek istedi. Sakat olmasaydı o şutu sokacağına tüm paramla bahse varım.

Christie: Ben de uzatmalarda bir air-ball attım. İyi gitmişti aslında. Şimdi bakınca, Bib bana pası attığında birkaç saniye daha süre vardı. Potaya gidebilirdim. Hepimiz için garip bir maçtı.

Wilbon: Doug'un şutu havaya atılmış bir bumerang gibi kavis çizdi.

Pollard: Bence Doug düşüncelerle boğuşuyordu. O seride zorlandı . İyi şut atamadı, özellikle de yedinci maçta ama o gün kimse iyi şut atmadı. Tam bir hayal kırıklığıydık.

Fox: Bazılarının çözüleceğini biliyordum ama kimler onu bilmiyordum. 12'si birden altıncı maça kadar oldukları gibi özgür ve akıcı olamazlardı.

George: Kenarda otururken arkadan bir seyircinin uzanıp birimizin omzuna vurması işten bile değildi. Dibimizdelerdi ve çok gürültü yapıyorlardı. Çan çalıyorlardı ama biz öne geçince sesler kesildi. Koç bench'in arkasındaki adama dönüp "Eee hadi, o çanı durmadan çalmanı bekliyordum. Şimdi duyamıyorum" dedi. Adam da büyük çanı çalmaya başladı. Kulaklarımızı perişan etti.

Adande: Yedinci maç öyle gergindi ki sonrasında başım ağrımıştı. Kulaklarım çınlıyordu. Midem taş gibi ağırdı.

Adelman: Onların daha iyi taraf olduğunu söyleyeceksen, sen söyle. Ben böyle bir şey demem.

Christie: Gözlerinin içine bakıp onlarla rekabet ettik. Bizle oynarken şampiyonluk için oynadıklarını biliyordu bana kalırsa. Bizi yendiklerinde iş bitmişti.

O'Neal: Arena inanılmaz gürültülüydü. Buradan çıktıysak Doğu Konferası'ndaki her salondan çıkardık. Orada oynaması çok eğlenceliydi. Sana düşman bir salona geliyorsun, kazanmayı bekliyorlar ama sen kazanıp hareketini yapıyorsun. Özellikle bunu bir yedinci maçta yapmayı seviyorum.

Pollard: Altıncı maçtaki yenilgiler için hakemleri suçlamak yanlış olmaz. Ama mesele şu, yedinci maçı da oynadık ve tökezleyip kazanamadık. O takım bir yüzük almalıydı. O takımda bir yüzük kazanmalıydım.

Adande: Yedinci maçtan önce ilk beş oyun kurucun korkuyorsa ne demektir, biliyor musun? Hazır değilsin ve ne o maçı ne de o seriyi kazanmayı hak etmemişsin demektir. Lakers deplasmanda bir yedinci maç kazandı. Bunun ne kadar ender olduğunun farkında mısınız? Deplasmanda uzatmalara giden bir yedinci maçta?  Kings hazır değildi. İlk ve son maçı evlerinde kaybettiler. Bunlar olmaması gereken şeyler.

Gerould: Lakers'ın büyük maç oynamadaki tecrübesi öne çıktı. Kings yedinci maç uzatmaya gitmişken elindeki fırsatın öyle farkındaydı ki... Bence o durumdaki baskıyı kaldıramadılar.

Phil Jackson: Daha iyi bir yedinci maç oynayamazdık.



Adelman: Takımım adına büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Parkeye yüreklerini koyarak oynadılar ama şimdi o yürekler paramparça. Yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Bu seriyi nasıl kazanamadığımızı anlayamıyorum.

Webber: Bu seride o kadar çok şey farklı olabilirdi ki... Bunları düşünmeye zaman ayırmanın anlamı yok. Zaman kaybı.

Pollard: O yıl şampiyon olsak kariyerimin başka bir yöne gideceğini düşünüyorum ama yapacak bir şey yok.

Divac: Serbest atışlar yüzünden maçı kaybettik. Bu kadar basit.

Howard Cooper: Kings serbest atışları sokamadı. En temelde bu var. Bunu toparlamanız imkansız.

Lakers, Shaq'ın 15'te 11'le oynadığı çizgide 33'te 27 isabet sağlamıştı. Kings yedinci maçta Shaq'ın dört maçta kaçırdığından daha fazla serbest atış kaçırdı.

Phil Jackson: Farkı yarattığımız yer serbest atış çizgisi oldu. Bunun kaynağı da sakin olmamızdı. İnsanlar çoğu zaman serbest atışları atamayanlara anlam veremez, koca adamların nasıl bunları sokamadığını merak eder. Antrenmanda yüzde 80, maçta yüzde 50 atarlar. Profesyonellerin nasıl yapamadığını  anlayamazlar. Ama buna sebep olan baskıdır. Bu tip maçlarda önemli olan bu tip şeylerdir ve bizim yedinci maç tecrübemiz vardı. Bu takım kaldırması zor başarısızlıklar yaşayıp buralara gelmişti. Ben gelmeden önce 1999 ve 2000'de iki kere süpürülmüşlerdi. Neyle karşılaşacaklarını iyi biliyorlardı.

Bobby Jackson: Kendimize yenildik. Maçı izleyin, yaptığımız hatalara, kaçırdığımız serbest atışlara bakın. Biz çizgide iyi bir takımdık. Kendi ayağımıza sıktık.



Brown: Takım biraz üzgündü ama daha genç bir ekiptik. İçinden Olsun, şimdi yenilgiyi tattık. Yürümeden önce emeklemek lazım diyorsun.

Phil Jackson: Shaq biz otoparktan çıkarken insanlara kıçını gösterince çıkan kargaşayı hatırlıyorum. Onlar da biz girerken kıçlarını göstermişti.

Adande: Kobe arenadan çıkarken benimleydi, ona bu rekabet işini sordum. Bana Yapma, J. Önce onların bizi yenmesi lazım. Bu işin kurallarını biliyorsun dedi.

Devin Blankenship (web içeriği koordinatörü, Kings): Yedinci maçı kaybettikten sonra gece geç saatlerde hala antrenman tesislerindeydik. Basın toplantılarını giriyorduk. Medya ilişkilerinin olduğu yerde küçük bir açık alan vardı. O zamanki patronum medya ilişkileri direktörü Troy Hanson'dı. Bölümdeki herkes yani biz takımın büyük bir şey kazanmadan önce birkaç sert mağlubiyet alması gerektiğini duyuyorduk. Kafamızdaki düşünce Ne olmuş, bu sadece başlangıç. Bizim dönemimiz asıl şimdi başlıyordu. Troy bizi konuşurken duymuş, gelip şöyle dedi: "Ya hepsi buysa? Ya tek şansımızı kaçırdıysak?"


Kapanış: "Rövanş Falan Olmayacak"

Lakers, New Jersey'i süpüreceği fazlasıyla sıkıcı bir 2002 Finali'ne doğru yola çıktı. Sonra da tüm yaz Kings'e sataşmayı sürdürdü. Televizyondaki canlı bir şov sırasında komedyen Guy Torry'nin Kings'le dalga geçtiği esprilere Shaq kahkahalarla gülerken takım sahibi Malooflar beş karış bir suratla esprileri dinledi. 2002 sezonu öncesinde Rick Fox'la Doug Christie, Staples Center tünelinde birbirine girdi. Christie'nin kocasını sakınmasıyla ünlü karısı bile kavgaya dahil olmuştu. Shaq, Lakers'ın hislerini özetledi: "Sacramento Kraliçeleri'ni kafaya takmıyoruz. Hem de hiç. Bütün yıl onlarla uğraşıp duramam. Geçen yıl kazanmamızı kimse umursamıyor artık. Bu yıla odaklanacağız. Onları hiç kafaya takmıyorum. Bir yere yazın. Fotoğrafını çekin. Onlara gönderin. Umurumda değil

Kimse takımların ve rekabetin zirveyi gördüğünü düşünmüyordu. Spurs, 2003 Playoff'unun ikinci turunda Lakers'ı tahtından indirdi. Dallas da Sacramento'yu aynı aşamada eve gönderdi. Webber aynı seride sol dizinde parçalanmış bir kıkırdakla oynadı. Bu sakatlık kariyerini darmadağın etti. Kings de onunla beraber dağıldı. Çünkü aynı yaz oyuncuyla 122 milyon dolarlık bir kontrat imzalamışlardı.  Kings Webber'ın ağır sözleşmesini Philadelphia'dan üç felaket kontratla (Brian Skinner, Kenny Thomas, Corliss Williamson) takas edip bir yıl sonra NBA tarihindeki en büyük kavgaya neden olmuş Ron Artest karşılığında Stojakovic'i verince işler iyice karıştı. 2006 yılında Adelman'ı kovdular ve o yıldan bu yana play-off görmediler. Bu sırada 2008'deki ekonomik kriz Malooflar'ın işini çok kötü etkiledi ve onları dar maaşlı bütçeli bir küçük pazar takımı haline getirdi. Malooflar'ın Sacramento'ya bağlı kalmak yerine daha büyük bir pazara geçmek istediği söylentileri uçuşmaya başladı.  Şehir onlara düşman olunca sürgün edilen aile takımı Anaheim ve Seattle'a taşımaya çalıştı ama lig tarafından engellendi. Nihayet geçen sezon  franchise'ı milyarder Vivek Ranadive liderlik ettiği bir hissedar grubuna sattılar. Hayat garip, Shaquille O'Neal küçük miktarda hisse satın aldı. Şehrin adı Shaqramento'ya çıktı. Sonunda, 2002'deki olaylardan ve Maloof ailesiyle yaşananlardan sıyrılma fırsatı doğdu.

Elbette 2002 efsanesi hala devam ediyor. Playoff'tan sonra siyasi aktivist Ralph Nader altıncı maçın hakem kararıyla ilgili bir soruşturma başlattı. 2008'de gözden düşmüş hakem Tim Donaghy çok tartışılan altıncı maçta lig tarafından şike yapıldığını iddia ederek yaralara tuz ekti. Ama Donaghy'nin iddiasını çok ciddiye alan olmadı. Lig yöneticisi David Stern habercilere "Araştırmalarla bir sorunumuz yok. Böyle konuların araştırılması gerekli" dedi.

Ralph Nader (siyasi aktivist): Böyle bir şey hayatımda görmedim. Hakemler maçtan önce Lakers hapları yutmuş gibiydi. Daha çok para için yedinci maç olmasını istedikleri her yerde konuşuluyordu. Bunun üzerine Stern'ü aradım ve ona bir mektup yazdım.

Delaney: Hakemler doğru düdükler ister, taraftarlar ve elbette oyuncularla koçlar da. Herkesin bir sınırı var ve her şeyin o seviyede mükemmel olmasını ister. Bir noktaya kadar insan faktörü dolayısıyla hoşgörü vardır ama Ralph Nader gibi bir adam konuya dahil olunca işler çığırından çıkıyor. Çoğu NBA oyuncusu bir maçı onun yerine benim yönetmemi tercih eder, orası kesin.

Nader: Seyirci hakemlere saygısını kaybetti mi, oyun da zayıflar. Maçların ayarlandığını ya da bir yetersizlik, kar amaçlı bir niyet olduğunu sezebilir. Çünkü bu tip sporları seven insanların normalde yaptıkları işin yanında sevdikleri sporda da bir çeşit uzmanlığı vardır. Bu oyun hakkında bildikleriyle Meclis üyeleri, eyalet yasaları ya da şirket suçları gibi hayati şeyler hakkında bildiklerini karşılaştıramazsınız bile. Onları aptal yerine koyamazsınız. Sezgileri keskindir ve çoğu zaman haklı çıkarlar.

Madsen: Ralph  Nader'ın ismini görünce düşündüğüm ilk şey Ralph Sacramento'yu mu tutuyordu ya? oldu.

Nader: Stern'e bu konunun incelenmesini gerektiğini söyledim. Zaten Lakers'ın iyi oyuncular almak için Kings'den çok parası vardı. Bir de sistem onlar için mi çalışacaktı yani? Dediklerime çok bozuldu.

Howard Cooper: İnsanlar Donaghy'nin mektubunu altıncı maçın şaibesinin tescillenmesi olarak gördü. Tim Donaghy her türlü çılgın teoriye inanmak için mantıklı bir neden haline geldi. Buna ancak gülünür.

Köyün delisi Tim Donaghy

Delaney: Geçmişim belgelerle ortada ve uzun zaman suçlularla uğraştım. O tip adamlar kendilerini kurtarmak için herkese, her türlü şeyi yaparlar. Bu hiçbir zaman beni şaşırtmadı ya da dürüst olayım endişelendirmedi. Çünkü kendimi iyi tanıyorum, karakterimi biliyorum. Özgeçmişim Tim Donaghy'ninkinden biraz daha iyi sayılır.

Delaney hakemlik yapmadan önce New Jersey'deki suç örgütlerinin çökertilmesine yönelik bir operasyonda çetenin arasına sızmıştı.

O'Neal: Bu Donaghy meselesi hakkında asla konuşmayacağım. Çünkü her takım her maçtan önce "Hack-a-Shaq yapacağız, onu sürekli çizgiye göndereceğiz" deyip duruyordu.

Bernhardt: Neden bu kadar sorun edildiğini çözemiyorum. Ben Indiana'lıyım. Dünyada bundan çok daha önemli sorunlar var. Bu bir basketbol maçı. Eğlence endüstrisi. Neden bu kadar abartılıyor ki?

Delaney: Taraftarlardan bazılarıyla parkeye çıkıp bir iki çeyrek hakemlik yapmak isterdim. Nasıl bir şey olduğunu görsünler. Çünkü sanırım bizi biraz gözlerinde büyütüyorlar. Bir faul oldu mu kimin yaptığını anlamak bile gerçekten zor iştir. Bir yandan bunu bulup diğer yandan başka bir karar veremezsin. En iyi şöyle açıklayabilirim, bir NBA maçı 10 adamın bir blender'da çok büyük bir hızla dönüp durduğu bir olaydır. Benim sadece oyunu okuyup hangi oyuncunun ne yaptığını görmekle kalmayıp, bir de Michael Jordan başka bir oyuncuya karşıyken özel bir karar verdiğimi söylemek... Bence beynimi bilime bağışlamalıyım. Herhalde dahiyimdir.

Madsen: Los Angeles'dan biri Vlade ve flop'larıyla ilgili bir rap şarkısı yaptı. Harikaydı. Lakers'ın ve Los Angeles'ın parçası olmak o zamanlar çok heyecanlıydı.

Adande: Shaq büyük bir yemek verdi. O yıllarda da ayak parmakları sorunluydu. Yemek sırasında dedi ki "Ayağım şimdi daha iyi. Doug Christie'nin karısı masaj yapınca iyi geldi."



Christie: Rick Fox'la ettiğimiz kavga aklımdan hiç çıkmıyor. Mesele sadece o ve benle ilgili değildi. Bizi art arda yeniyorlardı ve bir şekilde sesimizi çıkarmak zorundaydık.

Fox: O sezon için bir gözdağı vermek istiyorlardı. Yazısız bir sezon öncesi kuralı gibiydi. Sezon öncesi son maçta veteranlar birkaç dakika oynar ve maçın kalanında oturup keyfine bakardı. Onlar ise serinin sekizinci maçına gelmiş gibiydi.

Adande: Sezon öncesi maçında kim kavga eder ki? İşte o seri bu kadar ki sertti ve birçok kötü düşünce birikmişti. O günden bu yana, iki takımı Staples Center'da perdeler ayırır, arka koridorun iki farklı kısmındadılar. Hepsi bu kavga yüzünden.

Fox: Rick Fox Kuralı.

Beck: Lakers'ı ve o büyük hanedanını düşününce, üst üste üç kere şampiyon oldukları için ilk ve  üçüncü yıl şampiyonluğu kaybetmeye ne kadar yakın olduklarını hatırlamıyor. 2001 yılı hariç dominant bir takım değildiler. Özellikle Kings serisi o hanedan etiketini kaybetmeye, finallere tekrar gitme fırsatını kaybetmeye ne kadar yakın olduklarının bir göstergesiydi.

Derek Fisher (guard, Lakers): Koca bir sezon bitirip şampiyonluk kazanmak çok yorucu. Finallere birkaç kez gidip birden fazla yüzük almak için çok şanslı olmalısınız. Yıldızlarınız sakatlanmamalı. Birçok şey lehinize gelişmeli, kolay iş değil. Çok az takım bunu başarmanın bir yolunu bulabildi ve o takımlar NBA tarihine geçtiler.

Madsen: Kimse Shaq'ı, Kobe'yi durduramazdı. Kimse o ikiliyi durduramazdı. Horry, Fox, Fisher gibi oyuncuları da ekleyince, bu takımla her gün antrenman yapmak, beraber maçlar kazanmak inanılmaz bir şanstı.

Beck: İkilinin ayrılması bir açıdan yıllardır beklenen bir şeydi. 2004 sırasında da farklı sebeplerin etkisiyle patlama noktasına geldi. Daha önce de ayrılık kararı almışlardı. Düşmanlık oyununu çok oynamışlar, sonra işi tatlıya bağlayıp anlaşmışlar, iyi oynayıp şampiyon olmuşlardı. Birkaç yıldır bu döngü devam ediyordu. Ama sanırım 2004'te dönüşü olmayan bir noktaya geldiler. Shaq'ın organizasyonla olan ilişkisi de yeni kontrat kopunca  o döngü kırıldı.

Wilbon: Chris'in dizi kırılmasa Sacramento'nun sonraki sezon bir şansı olabilirdi.

Adande: Son maçı kaybetmemeliydik, kabul. Ama Webber'ın sakatlanması büyük şanssızlıktı. Bitmişlerdi.

Peja: 2004'ün ardından bizim dönemimiz kapanmaya başladı.  Sanırım potansiyelimiz bu kadardı.

Phil Jackson:  Rick'in o seride yaşadığı sıkıntıyı anlıyor ve paylaşıyorum. Çünkü böyle bir şeyin ne kadar zor ve yıkıcı olduğunu biliyorum. Portland'a karşı '92'de oynadığımız seride de rakip olmuştuk. Rekabetimiz eskiye dayanıyor. Onun koçluğuna gerçekten saygı duyuyorum.

Joe Maloof (hissedar, Kings): Robert Horry o şutu soktuğu andan itibaren, sanırım günde en az 10 kez o şutu atışını kafamda canlandırdım. Lakers'a o seriyi kaybetmenin verdiği hissi anlatacak kelime yok. Bu kadar kötüydü. Maçtan sonra Koç Jerry Tarkanian beni aradı. Ona sordum: "Kardeşim Gavin ve ben bunu unutabilecek miyiz?" Bana "Hayır. Emin ol, unutmayacaksınız. Alışın" dedi.

Brian Shaw (guard, Lakers): Chris Webber'le çok iyi arkadaşız. Hep bana sizi yenmeliydik der durur.

Napear: Kings, Lakers'ı bir playoff serisinde yenene kadar unutulmayacak. Bu franchise Lakers'a karşı anlamlı bir seri kazanana dek bunu hatırlayacak.

Wilbon: O seriyi kazansalar Chris Webber'ın kariyeri bambaşka bir şekilde hatırlanacaktı. Nets'i kesin yenerlerdi. Herkes Batı'yı kazananın şampiyon olacağını biliyordu. Webber'ın tüm kariyeri değişecekti. Vlade'nin tüm kariyeri değişecekti. Bir şampiyonluk yeterliydi.

Cohn: Bir şampiyonluk, o şehirde 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük şey olurdu.

Bibby: Her zaman müthiş bir basketbol şehri olacaklar. O yüzden takımı taşıma çabasına çok şaşırdım. Bütün Sacramento'lular takımını sever.

Richmond: Kings ve şehir kazanmayı hak etti ama bunun ben Lakers'dayken bana karşı olmasını istemedim. Kings kazansa çok üzülürdüm.

Kevin Johnson (Eski NBA  All-Star oyuncusu, Sacramento'nun şu anki valisi): NBA Finali'ne bu kadar yakınken kaybetmek her zaman can yakar. Taraftarlar hep o seriyi düşünüp "Ya kazansaydık" diyecek.

Christie: Sacramento'ya gittiğimde takımı hala sevdiklerini gördüm. O takımın temsil ettiği şeyi seviyorlar. Bir şampiyonluk kazanınca o his kaybolacaktır. Ama bu kadar yaklaşıp, hak ettiğini görüp, bir tek takımı yenemediğin için bunu kaçırmak... Bunu hazmetmesi çok zor.

Johnson: O seride olanlar bence organizasyonun kaderini etkilemedi. Yıllardır yeni bir arena yapamamıştık. Şimdi hepsi geride kaldı.  Umarım Sacramento 2016'da yeni salonunu açarken şampiyonluk bayrağını da çekecek.

Cohn: Şampiyon olsak yeni arenanın yapımı için düzenlenen oylama daha coşkulu geçerdi ama Maloof ailesinin böyle bir şey için yeterli bir parayı toparlayabileceğini sanmıyorum. Öyle ya da böyle, sorunlar çıkacaktı.

Johnson: 28 yıldır bu topluluk Kings'e aşık. Kings birçok sezon seyirci sayısında lig lideriydi ve bunların çoğunda kaybeden takımdı, playoff'a bile gidemedi. Bu sebepten taraftar kitlesinin takımı şehirde tutmak için direnmesine hiç şaşırmadım.

Cohn: Uzun vadede kazanamamanın tek iyi tarafı bu oldu. Geçen yıllarda yeni bir takım sahibi bulana dek felaket bir dönem geçirdik ama şimdi daha sağlıklı bir gelecek önümüzde. Maloof ailesi varken bunun olabileceğini sanmıyorum.

Pollard: Kings o şampiyonluğu kazansa Maloof ailesi takımı taşımaya çalışmaz, belki de yeni bir arena kurarlardı. Pek çok şey için pek çok farklı ihtimal söz konusu olurdu. Kaç oyuncunun kariyeri tamamen değişecekti?



O'Neal: Kings hissedarı olmam biraz garip, evet. Ne zaman oraya gitsem bu soruyu cevaplamak zorunda kalıyorum. Ama insanlar beni toplum içinde gördükçe, tanıdıkça o zamanlar oyunumu oynadığımı anlıyorlar.

Cohn: Shaq'a öfkeli kalmak zor. Çok sempatik.

Vivek Ranadive (Kings'in sahibi olan hissedar grubunun lideri): Shaq'ı çok seviyoruz, buralarda çok popüler. Tüm dünyada tanınan bir figür. Çok, çok zeki ve çok karizmatik. Gittiği her yerde çok iyi karşılanıyor. Eyalet Meclisi'nden taraftarlara kadar herkes onu çok seviyor.

Fox: Evet, biraz garip ama işin içinde Shaq olduğu için insan şaşırmıyor. Shaq kendini kitlelere sevdirmesini bilir. Ne kadar sempatik olduğu ortada.

Voisin: Bence onun çevresinde toplandılar. Zaman her şeyin ilacı ve o kadar farklı faktörler araya giriyor ki. Takım şehirde kaldı. İnsanlar buna çok sevindi, adeta şükretti. Burada oynadığı zamanki kadar büyük bir yıldız. Sacramento ve Kings'e iyi gelen bir figür.

Renadive: Bize göre doğru yoldayız. İlk sezonumuzda sonuçlara göre değil bir kültürümüz, sistemimiz, iyi bir savunmamız var mı, buna göre değerlendirilmek istiyoruz. Bu işe bir caz grubu kurmak gibi bakıyorum. Ama 20'nci yüzyıl bando tipi herkesin aynı ritimde gittiği, robotik bir bando değil. Yaratıcı, herkesin kendi ritminde çaldığı, kendini yansıttığı ve doğaçladığı yine de güzel müzik yapan bir caz grubu olsun istiyorum. O grubu kuruyoruz.

Shaw: Sacramento, Kobe, Phil ve Shaq aynı takımda olmasa çok başka bir hikaye yazabilirdi. Yanlış zamanda bir araya gelmiş doğru bir takımdılar. Öykü kitaplarında Kings'in yeri boşsa, bunun sebebi Lakers'dır.

*

Tam


O kadar "feat", her yerden çıkması yetmedi, şimdi de bunlar. Allah var, Cnn Törk ilk birkaç günden sonra bunun olduğu jenerikleri vermedi hiç. Oradan yırttık biraz. Ama o ilk görüşte akıldan geçenler bile yani...


Taş

Playoff'lar başlıyor. Hepimize hayırlı olsun öncelikle. Blog kadrosu(nun bir kısmı) artı değerli yorumcu Fritz Fassbender olarak, tahminlerimizi sunalım dedik. Tutturana bir şeyler ayarlarız. "Oklahoma şampiyon olur" diyenleri şimdiden kovdum zaten. İsimler grafiklerin orta-alt kısmında yazıyor, büyütelim lütfen.







(Göktuğ Bey'e görseller için teşekkürler.)

5


Final serisi bu gece başlıyor. Hayırlı uğurlu olsun hepimize.

Mole






Ahududu

(Merhaba, ben Lap. Bir süre önce Yücel güzel bir öneriyle geldi. Bu işlerin klasiği olduğu üzere biraz saldık falan ama, yetiştirdik sayılır. Bakarsınız geleneksel hale getiririz. O arada ana akım medyaya geçiş yapmazsak tabii. Ben kendimi dışarda tuttum. Çünkü bu işlerden fazlasıyla anlayan adamlar görüşlerini belirtmişken lakırdı etmek haddim değil. 4 kişi blogdan, 4 kişi ise tivitre ve bloglardan aşina olduğunuz arkadaş ve abilerimiz. Güzel oldu gibi. Yücel'in emeğine sağlık. İyi okumalar.)


1. MVP?

@BayKerahet: Lebron James. Durant, O İstanbul'daki Durant'ten çok daha farklı, komple bir adam ortaya çıkıyor gün geçtikçe. Uzun kollarını yüksekten şut atmaktan çok daha verimli işlere kullanıyor. Kobe tek başına takım sırtlayıp play-off savaşı verdi, hatta Nash gibi bir adamın geldiği sezon kariyerinin en yüksek asist ortalamasını yaptı. Cidden sevmediğim bir oyuncu olsa da üzülüyorum adama artık. Bitsin sezon rahatlasın. Melo, sezonun son ayında üst üste harika performanslar gösterdi ve NYK adına mükemmel bir galibiyet serisi yarattı, çoğu maçta tek başına. Ancak Melo'nun bariz eksiklikleri ortada. Hatta abartıp, Lebron - Kobe - Durant seviyesinin bir parça altında derim. Lebron, sezon genelinde mükemmel ortalamalar yakaladı. Asist ve Ribaund dalında kendi kariyer rekorlarını kırdı, açık ara kariyerinin en yüksek saha içi isabet yüzdesini yakaladı. Takımı, NBA tarihin en iyi ikinci galibiyet serisini yakalarken hep sahadaydı, geri dönüşlerde başrolde o vardı. Bütün rolleri üstlendi. Asist yaptı, içeriyi zorladı, savundu, üst üste üçlüklerle rakibinin direncini kırdı. Örneğin bir Boston maçında Green'e karşı üst üste iki başarısız hücumu oldu, sinmedi; inat etti üçüncüsünü yaptı ve maçı tuttu. 4th time NBA Most Valuable Player, Greatest Athlete of All Time. eheh.

@FritzFasbender: Lebron James. Temel kategorilerde rakamsal olarak en parlak yılı olmayabilir ama açık ara en verimli sezonunu geçirdi. Oynadığı her maç sahadaki en iyi basketbolcu olduğunu hissettirdi. Ben bir oyuncunun bu kadar “zekice” bir oyun oynadığı az sezon hatırlıyorum.

@goktugerce: Lebron James. Son 20 yılda gelmiş en iyi oyuncu henüz hala 28 yaşında ve oyunu inanılması güç bir şekilde domine etmeye devam ediyor. Geçen sezon üçlüklerini kıstıktan sonra yükselttiği şut yüzdesini bu sezon üçlük de atmaya başlayarak %56'ya çıkardı. 26.9 sayı, 8.1 ribaunt, 7.2 asist, 1.7 top çalma, 0.9 blok, %56 şut, %40 üçlük, 27 maçlık galibiyet serisi, ligin en iyi derecesi. Çok fazla konuşmaya gerek yok, son 5 senedeki 4. MVP geliyor. (2. Kevin Durant, 3. Tony Parker)

@metebudak: LeBron James. Kuşkusuz normal sezonun en özel adamıydı kendisi. İstatistikleri bir tarafa koymak gerekirse, saha yönetimi ve neredeyse her pozisyonu verimli şekilde oynayabilecek kadar oyununa konsantre olması bu sezonu takımıyla çok farklı yerde noktalamasıyla tamamlandı. 27 maçlık seri ile birlikte de MVP tartışmalarına nokta koyulmuş oldu.

@dombili: LeBron James. Sanırım bu kategori hakkında yorum yapmaya pek gerek yok. (Runner ups: Kevin Durant, Chris Paul)

@beercholic: Lebron James. Nisan ayında kırmızı kar yağmadığı müddetçe (çünkü kar yağdı) bu ödül hakkında bir şeyler yazmak bile çok yersiz. Şüphesiz Lebron James. Geçen seneye göre sayı ortalaması düşse de Miami’deki en yüksek ortalamaları 8.0 ribaunt ve 7.3 asist, ve kariyer zirvesi %56.5 fg, %40.6 üçlük yüzdeleri. 27 maçlık seri, 82 maçta 66 galibiyet, bu galibiyetlerin neredeyse tamamında büyük payın ona ait olması… Tüm bunlar yine de onu tanımlamaya yeterli değil. 2003 sonrasının görüp görebileceği en büyük dominasyonu sergiliyor ve bunu öyle rahat gerçekleştiriyor ki onu izlerken kafanızda hep “bu adam daha iyisini de yapabilir” diyorsunuz. İşte en korkutucu olanı da bu. Geçen sene kazandığı şampiyonluk onu daha da rahatlattı ve olumsuz düşünceleri kafasından tamamen silip yeteneklerine daha çok konsantre olmaya başladı. Hater’ları için üzücü bir gerçek: bu sene kazanacağı şampiyonlukla seneye daha da acayip bir adam izleyebiliriz. Durant 50-40-90 sınıfına girerek çok muazzam bir iş başarmış olsa da bu sene Miami’nin OKC’ye karşı 2-0 olması da James’in adını düşünmeden seçmek için bir başka etken.

@obsidyen_: LeBron James. LeBron'un bu sezonki performansını tanımlamak için veya övmek için pek laf sarf etmeye sebep yok. Çünkü hepsi havada kalacaktır. Kevin Durant, Carmelo Anthony veya Kobe Bryant(playoff?) da şu noktada olabilirdi belki onun yerinde. Hepsi de MVP'yi hak etti kanımca ama LeBron bu sezon başka bir boyut, başka bir galaksiden gelmiş gibi oynadı. Boş lafa gerek yok. Eminem'in Till I Collapse'ını dinleyin sadece. Resmen o anlatılıyor o şarkıda.

@filelisepet: Lebron James. Şut seçimleriyle ilgili güzel bir makale yayımlanmıştı geçenlerde. [link: http://www.grantland.com/story/_/id/9109245/how-lebron-james-transformed-game-become-highly-efficient-scoring-machine] Hemen her alanda yüzdelerini yükselttiğini, orta mesafeli şutları azalttığını, post oyununu geliştirdiğini, 3'lük için doğru şut tercihleri yaptığını istatistiklerden de görebiliyoruz. Tabii maçları izlerken, tüm rakamların ötesinde bir kudretle basketbola hükmettiğine şahit oluyoruz. Neyi ne zaman yapması gerektiğini, hangi anlarda oyuna ağırlığını koyması gerektiğini mükemmel bir istikrarla tespit edip uyguluyor. LeBron bu sezon diğer tüm adayları ezip geçmekle kalmadı, son 20 senenin en fantastik all-around performansını sergilemiş oldu. MVP ödülü için Hulk, Ktulhu veya Allah'la yarışıyor olsa bile muhtemelen sonuç değişmeyecekti.

     

2. COY?

@BayKerahet:
George Karl. Spoelstra dahi olabilir. Galibiyet serisi, Galibiyet yüzdesi, Deplasmanda kazanma oranı, Ligdeki bütün takımlara karşı galibiyet alması... Ancak bu adam almazsa "E adamın MVP'si var, Wade'i var, Bosh'u var" gibi savunmalar mümkün. Aynı şekilde Popovich. Adam saha kenarında olduğu her gün "Coach of the Year" adayı. Spurs hakkında sezon boyunca konuşuluyor. Bir takım bu kadar güzel olmamalı. Yoksa Doc Rivers da aday olabilir mesela, iyi tutundurdu Boston'ı. Sakatlıklara, eksikliklere rağmen hala çekinilecek takım TD Garden'da. Ancak geçmişten getirdiği şeyler var. O yüzden bu iki adamı "Son 10 yılın en iyi koçu" dalında yarıştırmak daha makul olabilir. Mark Jackson sanırım bu ödüle olası aday isimler arasında en "yeni" koç, sadece 2 yıldır orada. Golden State'in durumu da ortada. Hatta sakatlık riski çok yüksek iki tane 5 oyuncusuyla başladı, öyle ya da böyle iyi götürdü. Ancak -Allah korusun, amin- uzun bir Steph Curry sakatlığı takımı ne hale getirir şüpheli.

Denver, süphesiz ligin en heyecan verici takımlarından biri. Batı'nın play-off takımlarının çoğuna karşı sezon maçlarını önde götürdüler, avantajı sağladılar.Gerçek anlamda "önplanda" bir süperstar performansı çıkartamazsınız takımdan. Herkes işini yapıyor; bazen ekstra katkı sağlıyor, bazen görevini yerine getiriyor. Mart ayında sadece 2 maç kaybettiler, ikisi de deplasmanda. Pepsi Center'da mükemmel maç sonu performansları izledik. Hepsinden galip ayrıldılar. Andre Miller dışında 30 yaşının üstünde oyuncuları yok, ondan sonra en yaşlı oyuncular 27'lik Corey Brewer. Ligin en genç dördüncü takımı. Hiçbir oyuncuları şu an herhangi bir istatistik dalında ilk 5'te değil, ancak takım neredeyse en iyi 5 takımdan biri. Bu durum, diğerlerinden daha iyi bir takım yaratmanın göstergesidir bence. O yüzden oylar Carl'a.

@FritzFasbender: Erik Spoelstra. Geç oldu ama sonunda Miami iki yaz öncesinin beklentilerini karşılayan oyunu oynamaya başladı. Elinde Lebron varken herşey daha kolay oluyor ama Lebron’un yeteneklerini maksimize edecek planı geliştirdiği için de Spoelstra’ya saygı duymak lazım. Ayrıca elindeki malzemeye göre oynattıkları oyunla Mike Woodson ve Mark Jackson’ın da hakkını vermek gerek.

@goktugerce: George Karl. Sezona berbat fikstürün etkisiyle kötü başlamış olsalar da her zaman muhabbeti yapılan "superstarsız takım" Denver'ı (büyük ihtimalle) Batı üçüncüsü yapmak ve bunu yaparken herkese zevk vermek kolay bir iş değil. İçeride 38-3'ler. George Karl'ın Yılın Koçu ödülünü Spoelstra'ya kaptıracağını düşünüyorum ama 57-25'lik dereceleri muhteşem. (2. Erik Spoelstra, 3. Tom Thibodeau)

@metebudak: George Karl. Kaç sezondur "ha geldi, ha gelecek, Denver batıda kafayı gösterecek" derken Karl sonunda birçoğuna göre "süperyıldızı olmadan" Denver'ı iç sahada yenilmez bir takım haline getirdi. Geçen sezon fazlasıyla dalga malzemesi yapılan ve Nene-Mcgee'yi de içinde bulunduran takastan Mcgee'nin (Hakeem'e selam), genç potansiyellerden Faried ve Lawson'ın gelişiminde de büyük rol oynayarak Denver'ı elit takımlar arasına soktu.

@dombili: George Karl. Sezon başında takımını o denli zorlu bir takvimden çıkarması, rotasyonları sorunsuzca halletmesi (özellikle guard pozisyonunda), ben her ne kadar "yıldızı olmayan takım" sözünden pek hoşlanmasam da, yıldızı olmayan bir takımı bu seneki Batı Konferansı'nda 3. sıraya oturtması, evlerindeki 36-3'lük dereceleri vs. gibi bir çok şey sıralanabilir kendisinin bu ödülü niye hakettiğini göstermek için. (Runner ups: Erik Spoelstra, Frank Vogel) 

@beercholic: George Karl. Bir bakalım, Karl Nuggets’ın başına 2004-2005 sezonunda geldi. Takip eden dört sene boyunca takımı Playoff’a kalmayı başardı ama ilk turda elendi. 2008-2009’da kurulan kadroları birbiriyle çok uyumlu ve izlemesi çok keyifliydi ama Batı Finali’nde o sene şampiyon olacak Lakers’la kafa kafaya oynamalarına rağmen elendiler. Hemen sonraki seneye daha iyi başladılar, Karl da kariyer senelerinden birini geçiriyordu ve 2010 All-Star maçında Batı’nın koçluğunu yaptı. Ondan kısa bir süre sonra kanser meselesi patlak verdi ve sene sonuna kadar takımının başından ayrılmak zorunda kaldı. Playoff’a saha avantajıyla kalan Nuggets yine ilk turda, bu sefer Utah’a elendi . Bir sonraki sene takımının başındaki yerini yeniden almıştı ama bu sefer de sezon ortasında süperstarı Carmelo Anthony’nin Knicks’e gidişi gerçekleşti. 2010-2011 ve 2011-2012 onun ve takımı Nuggets için geçiş sezonu oldu ve tabii ki yine Playoff ilk turunda elendiler.

2012-2013’se George Karl’ın Nuggets’a geldiğinden beri kafasında oluşturmayı planladığı takım. İlk iki ay fikstürleri NBA’in en zorlu (belki de gelmiş geçmiş?) fikstürüydü. Yoğun ve deplasman ağırlıklı. O fikstürden epey yara alarak çıksalar da takip eden dört ay boyunca, özellikle Pepsi Center’da harika oynayarak (koşarak?) Batı’yı 3. sırada bitirdiler. 8 senede 7 kez ilk turda elendikten sonra 2. kez ilk turu aşma fırsatları var önlerinde çünkü Golden State Warriors’a karşı saha avantajı onlarda ve sezon içindeki 38-3’lük iç saha derecelerine bakılırsa bu turu geçmeleri zor olmayacak. Yani üzgünüm Gregg Popovich, Mark Jackson, Frank Vogel ve tabii ki Erik Spoelstra.

@obsidyen_: Mark Jackson. Yıllarca NBA'in en çapsız takımı olarak ligde takılan Golden State Warriors bu sezon nihayet o saçma hüviyetten kurtuldu. Artık ligin elit ve tehlikeli takımlarından birisine dönüştüler ve bu dönüşümün de kuşkusuz en önemli sebebi coach Mark Jackson. Her şeyden önce Golden State savunma yapmaya başladı onun yönetiminde, ki yaklaşık 7-8 senedir yapmadıkları bir şeydi kulüp olarak. Herkesin bildiği üzere şuursuz hücum etme Golden State'in düsturlarından birisidir. Bu da değişti ve daha organize daha kompakt bir takıma dönüştüler. Mark Jackson sadece bunları sağlamadı. Steph' Curry ve Klay Thompson gibi oyuncuların gelişiminde de büyük rol oynadı. Hatta artık ligin veteranlarından sayılabilecek Jarret Jack ve David Lee'nin bile oyunlarının olgunlaşması konusunda ciddi katkısı oldu. Tüm bunların yanında takımı bir de playofflara soktu. Daha ne olsun?

@filelisepet: Gregg Popovich. Spurs geçtiğimiz sene ligin en verimli hücum eden takımıydı. Fakat Popovich tarihin en güçlü müdafaa takımlarından birini tarihin en akıl almaz hücum takımlarından birine dönüştürürken, savunma verimliliği istatistiklerinde takımının gerilemesine mani olamamıştı (Geçen sene 10. sıraya inmişlerdi.). Bu sezon hem yeni ayalamalarla (Splitter'ın esas 5'e yerleşmesi) savunmasını daha iyi hale getirdi, hem de hücum verimliliğinin düşmemesi için -Anayasa kalınlığındaki playbook'a- küçük şablonlar eklemeyi ihmal etmedi.

Spurs'un efsanevî kadrosu son senelerini yaşıyor; sakatlıklar kadroyu sardı, Ginobili gibi oyunu tamamen değiştirebilen bir oyuncu artık eski kuvvetinde değil, pek çok ana parça yaşlanmak bir yana torun torba sahibi oldu... Pop, sezon boyunca dakikaları hayal edilebilecek en ideal şekilde paylaştırdı. Kadroyu mükemmel idare ederken oyunun teknik kısmını geliştirmeyi de başardı. Spoelstra ve Karl'ın takımları için en iyi stratejiyi oluşturduklarını biliyoruz. Fakat darağacında olsak bile son sözümüz Popovich.



3. ROY?

@BayKerahet: 
Ligin en çok maç yapan, maç başına en çok süre alan, sayı ve asist ortalaması en yüksek olan, en fazla top kullanan çaylağı. Bunların dışında sadece çaylaklar değil, lig genelinde de bu alanlarda ilk 25'de hep. Pek tartışmaya açık değil bence. Kim alacak zaten? Waiters ve Beal iyi performanslar sergiledi ancak Damian'a "o kadar da" yakın değiller. Davis, "uzunların gelişimizi daha çok zaman alır"dan ekmek yiyor. Böyle diyince "haketmedi 1. sırayı" der gibi oluyor ama değil. Gerçekten bir uzuna daha fazla zaman tanımak gerekir. Son 20 yılda sadece 5 kez bir uzun almış o ödülü. Son 10 yılda sadece Okafor "yılın çaylağı" ödülünü alabilmiş uzun kontenjanından NBA'e gelen oyuncular içerisinde. Aynı sezon Howard var bir de. İyi uzun yapmış o sıra. Neyse. Davis'in az daha zamanı var. Tam potansiyelini göstermedi diye düşünüyorum. Lillard alır, almalı. Aksi bir durum bayağı bir şaşırtıcı olur.

@FritzFasbender: Damian Lillard. Büyük beklentilerin olduğu bir draft sınıfının karizmasını tek başına kurtardı. Kolej basketbol sisteminin çarpık ve çirkin taraflarına rağmen çok ekstra yeteneklere sahip olmayan topçular için orada geçirilecek ekstra yılların ne kadar değerli olabileceği konusunda bir örnek oluşturabilir. 

@goktugerce: Damian Lillard. Kolejde 4 yıl geçirdiği ve 22 yaşında olduğu için benim çaylak tanımıma çok fazla uymuyor ama belki de ödülü en garanti olan oyuncu o. 19.1 sayı ve 6.5 asist ortalamaları çaylak bir oyuncu için fazla iyi, üstelik ilk sezonunda en çok üçlük atan oyuncu oldu. Anthony Davis de beklentileri karşıladı ama hem Davis'in sakatlıkları, hem de Lillard'ın etkileyici son çeyrek performansları ödülü Lillard'a götürecek. (2. Anthony Davis, 3. Bradley Beal)

@metebudak: Damian Lillard. İçimden her ne kadar kendisini "çaylak" olarak anmak gelmese de pratikte öyle olan ve kuşkusuz bu sezona damga vuran çaylaktı Lillard. Hızının yanında oyun görüşü, zekası ve uzatmadan; bir guard'dan beklediğiniz çoğu şeyi yapabilmesi, dengeli oyun profili onu 2012 girişli oyuncular arasında çabuk ortaya çıkarttı.

@dombili: Damian Lillard. Bu kategori de MVP kategorisi gibi tartışmaya açık değil. Sezon boyunca belli dönemlerde parlayan çaylaklar oldu (Beal, Drummond, Fab M-) ama Lillard tüm sezon boyunca istikrarlı bir oyun ortaya koyduğu için ödülün açık ara sahibi. Davis sezon başından bu yana sakatlıklarla boğuşmasaydı, iki isim arasında sıkı bir yarış olabilirdi ama şu haliyle ROY ödülünü hak eden isim Lillard. (Runner ups: Anthony Davis, Andre Drummond)

@beercholic: Damian Lillard. James’in MVP ödülü kadar olmasa da 2012-2013 normal sezon ödüllerinin ikinci “kırmızı kar yağmadığı takdirde şüphe yok” ödülü. Her şeyden önce Lillard’ın gerçekten de bir rakibi yok, eğer 82 maçın tamamında oynayıp 3167 dakika parke üzerinde kalan Lillard’ın karşısında 18 maç kaçıran ve 1846 dakika süre alan Anthony Davis’i bu ödülün runner-up’ı olarak görmezseniz. Kolejde görece göz önünde olmayan takımlarda iyi işler başarıp NBA’e gelince şüpheyle yaklaşılan ama rakiplerini alt etmeyi başaran (George Hill – IUPUI, Stephen Curry – Davidson, Paul George – Fresno State) böyle adamlara bitiyorum. Lillard Weber State’ten gelip draft’te 7. Sırada seçildi ve tam anlamıyla son birkaç senede iyi miydi kötü müydü asla anlayamadığımız Blazers’a yepyeni bir heyecan kattı. Sezonu 13 maçlık mağlubiyet serisiyle kapatsalar da dört ay boyunca playoff tablosunda tutunabilmeleri ve tabii ki 19 sayı, 6.5 asist ortalamaları Lillard’ı birkaç adımdan daha fazla öne çıkarıyor. Yine de Davis daha büyük oyuncu olacaktır, injury prone olmadığı takdirde.

@obsidyen_: Damian Lillard. Sanırsam herkesin üzerinde mutabık kaldığı isim Damian Lillard'dır bu ödül için. 1. sıra seçimleri daima bu ödül için en büyük adaydır tıpkı sene başında Anthony Davis'in olduğu gibi ama Davis'in geçirdiği vasat sezon bu ödülü almasına yetmeyecek maalesef. Lillard'a gelirsek, draft zamanı geleceğine şüpheli bakılan isimlerden birisiydi okuduğu okul yüzünden. Çoğu kişi kaydettiği istatistiklerin şişirme olduğunu düşünüyordu fakat ona inanan kişiler de vardı. Velhasıl Portland olumsuz yorumlara kulak asmayarak bir kumar oynadı ve bu kumar da tuttu açıkçası. 19,6 sayı ve 6,5 asist gibi kalburüstü ortalamalarla şimdiden ligin önemli oyun kurucuları arasına girdi. İlerleyen yıllarda oyununu geliştirip daha üst seviyelere çıkacağından eminim. Tabii Portland'ın cenabetliği onun üzerine de bulaşmazsa.

@filelisepet: Damian Lillard. Lillard'ın çok verimli olmadığını, önümüzdeki senelerde kendi draft sınıfındaki birkaç ismin daha iyi oyuncuya dönüşebileceğini iddia etmek mümkün. Fakat ortaya koyduğu karakterle, sezon boyunca takımını sırtlamasıyla hem ödülü kaptı, hem de istatistikî verilerle algılayamayacığımız bir karaktere sahip olduğunu gösterdi. Lillard özel bir oyuncu.


4. DPOY?

@BayKerahet: Joakim Noah. Şu dala kazanan seçmek benim açımdan en zor olan herhalde. Her ne kadar istatistikler önemli veriler sağlasa da, çok fazla maç - oyuncu izlemeden buraya aday yazmak çok zor. Defansı kuvvetli takımlardan aday belirlemek en makulu tabii. Noah, geçen sezonun en iyi savunmacısı (chandler fazla rahat savunma yapıyor, kabullenemiyorum) ve bir yandan da gönlümde Tim Duncan var, kişisel favorim Larry Sanders var. Sayı + Ribaund + Blok triple double'ı, bir uzunun gelebileceği en güzel yerlerden biri. Bu sezon üç oyuncu yaptı bunu yanlış bilmiyorsam. Sanders, Hibbert ve Noah. Sanders'ın biraz daha yolu var gibi. Yine de Hibbert ve Noah'ın yanına koyduğumuzda daha etkileyici durduğu kesin. Neyse, Hibbert'ın performansını Noah kadar genele yayılmadığı malum. Ayrıca Hibbert'ın 8.3 ribaund ortalaması hiç kabul edilir değil. Noah'ın triple'ı 23-21-11 bu arada. Bu performans (20-20-10 triple'ı), NBA tarihinde sadece 6 oyuncu tarafından gerçekleştirildi. Bu dalda çok emin olmasam da, takım + performans + diğer olası adaylara kıyasla Noah'ı bir adım öne yazarım.

@FritzFasbender: Joakim Noah. Potayı koruyan uzundan çok daha fazlası olduğunu kanıtlaması için hücumun da merkezi olup dikkat çekmek gibi ironik bir tarafı da olsa ağır yaralı takımını uzun süre savunma liderliğiyle taşıdı. Marc Gasol’e de selam edelim ayrıca.

@goktugerce: Joakim Noah. Biraz taraflı bir seçim olacak belki ama Bulls bu kadar fazla sakatlığa rağmen hala doğu 5. siyse en büyük pay kariyer sezonu geçiren Noah'nın. Hem boyalı alan savunması, hem de Bulls'un savunma anlayışı nedeniyle sık sık karşı karşıya kaldığı perimetre oyuncularına karşı yaptığı savunma muhteşem. (2. Marc Gasol, 3. Roy Hibbert)

@metebudak: Serge Ibaka. Savunma bilinci, daha doğrusu savunmada neler olup bittiğinin ve rakibin hücum silahlarının farkında olmak blok istatistiklerinden daha değerli. Blok bu işin bir parçası evet, ama daha fazla şeyi kapsıyor ilk cümle. Ibaka, blok istatistiklerinin yanında bence Thunder'a savunmadaki sertliğini kazandıran en önemli parçaydı ve tüm sezon boyunca bu oyunda savunmanın nasıl olması gerektiğinin kısa bir özetiydi.

@dombili: Marc Gasol. Basketbolu seviyorsanız Marc Gasol'u sevmekten kolay bir şey yok. Elbow bölgesinden hücumu ara ara bir guard gibi yönetmesi, saha görüşü, pas yeteneği, arada attığı baby hook'lar, estetik oyunu vs. birçok şey söylenebilir. Ancak bu sene savunmada olağanüstü işler yaptı. Kendi başına çok iyi bir savunmacı olduğu yetmiyormuş gibi, takım arkadaşlarının savunmadaki açıklarını da çok iyi kapatıyor. Conley bu sene ligin en iyi savunma yapan PG'ıysa bunda Gasol'un etkisi büyük. Memphis, Gay takasından sonra daha iyi savunmacılara sahip bir takım olduğu için Gasol'un yükü biraz daha azaldı belki ama onun Memphis'in savunmasındaki önemi yadsınamaz. (Runner ups: Joakim Noah, Kevin Garnett/Tim Duncan) 

@beercholic: Marc Gasol. Bana göre sezonun en çekişmeli rekabeti bu ödülde yaşandı. Tabii ki diğer isim Joakim Noah. Gasol’ü seçmemin birkaç nedeni var. Noah bu sene 16 maç kaçırdı, Marc Gasol sadece 2. Bu belki ana neden olamaz ama Memphis sezonu maç başına 89.3 sayı yiyerek (bu alanda NBA 1.si) kapatırken Gasol’ün olmadığı 2 maçta sırasıyla Boston’dan 106, Washington’dan 107 yemeleri, Gasol saha içindeyken Grizzlies’in 100 pozisyon başına 95.4 yerken (99.8 yiyen lig lideri Pacers’tan 4.4 daha az), Gasol kenara geldiğinde 102.8 yemeleri ana neden olabilir. Ribaunt ve blok rakamları her şey değil. Gasol’ün herhangi bir maçını izleyince nasıl bir savunma IQ’su olduğunu ve Tony Allen’ın, Mike Conley’nin, Tayshaun Prince’in, Zach Randolph’un bulunduğu Grizz’de nasıl savunmanın lideri olduğunu görebilirsiniz. Ya da şunu izleyin yeter.

@obsidyen_: Joakim Noah. NBA'in en iyi çember savunucusu Joakim Noah bu sezon Ömer'in de ayrılışıyla beraber pota altında savunma konusunda tek başına kaldı(Boozer selam). Buna bağlı olarak da dakikaları ve istatistikleri katlandı. Maç başına 11.4 ribaunt, 2.2 blok ve 1.2 top çalma istatistikleriyle kariyerinin her alanda zirvesine çıktığı şu sezonda en iyi savunmacı ödülünü alamazsa ayıp olur. 

@filelisepet: Marc Gasol. Savunmayı istatistiklerle ölçmek pek mümkün değil. Mesela Gasol'un potaya yüklenen uzunları durdurduğundan bahsederken her post-up başına yalnızca 0,67 sayıya izin verdiğini söyleyebiliriz. Fakat son 10 senede değişen NBA kuralları basketbolun da tamamen değişmesine sebep oldu; artık savunmalar hemen herkesin hareket halinde olduğu, sonu gelmeyen yardımlarla inşa edilmiş girift yapılara benziyor. Takımın Gasol sahada olduğunda/olmadığında kaç sayı yediğine bakmak ilk anda daha tutarlıymış gibi görünebilir (Grizz, Gasol sahadayken 100 pozisyon başına yalnızca 95,4 sayı yiyor. Sahada olmadığındaysa 102,2) ama Gasol'un dahiyane savunmasına vakıf olabilmek için üşenmeyip maçları izlemek lazım. Tüm boşlukları devasa cüssesiyle dolduran, tüm pas ve cut alanlarını kapayan, rakibin her hamlesini sezip en doğru hareketi tercih eden, defansın çapası olduğu için harket ettikçe Tony Allen ve Conley gibi olağanüstü savunmacıları da sanki bizzat kendi uzuvlarıymışçasına hareket ettiren Gasol, kendi takımının savunma pratikleri çerçevesinde hayal edilebilecek en ihtişamlı performansı gösterdi ve HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ benim oyumu kazanmış oldu.


5. MIP? 

@BayKerahet: Greivis Vasquez. Ömer, Sanders, Jrue, Paul George, Greivis. Ciddi anlamda şu adamların arasında tercih yapmakta zorlandım. Vucevicler falan var bir yandan. Kim alırsa alsın, memnun olmayan NBA takipçi sayısının en fazla olacağı alan. Ben de kim alırsa "ya diğerlerinden biri de olabilirdi hani" diye düşünecem. 3'e falan bölseler en adaletlisi olacak. Neyse. Şuna karar vermenin en kolay yolu sahaya bakmak gibi. Her gece, her maçı izlemek imkansız, kendi izlediklerimizden gönlümüzü kaptırdığımıza bakacaz. 2013 NBA Most Improved Player: Greivis Vasquez. Ligin en çok double double yapan guardı, 20+ sayı, 10+ asist, 5+ rib performans maçları. Dibine kadar hakediyor.

@FritzFasbender: Greivis Vasquez. Bu ödülde kötü takımların oyuncularına çoğu zaman haklı olarak şüpheyle bakılır ama Vasquez en iyi iki oyuncusu bütün sezon sakatlıkla boğuşan takımın en istikrarlı ismiydi. Sezon başı “belki ortalama bi takımda yedek oyun kurucu olur” olarak görülürken şimdi herkesçe saygı görüyor. Kawhi Leonard ve Jimmy Butler’ı da analım.

@goktugerce: Chandler Parsons. Karar vermesi en zor kategori herhalde, çünkü en çok aday burada var. Ben PER 36'ları çok değişmeyen ama süresi 2 katına çıkan oyuncuların yanıltıcı olduğunu düşünüyorum (Ömer, Vucevic) gibi. Kalan adaylar Parsons, Vasquez, Jrue, Sanders, George. Ben burun farkıyla Parsons'ı önde görüyorum. (2. Larry Sanders, 3. Greivis Vasquez)

@metebudak: Greivis Vasquez. Yeniden yapılanma içinde olan Hornets'ın Davis'ten sonraki en büyük kazanımlarından, zaten iyi olan oyunu okuma ve saha görüşü özelliklerini parkeye yansıtmayı başardı. Asist-top kaybı oranında ligin en iyilerinden, şutunu ise üst basamağa taşıdığı kesin.

@dombili: Jrue Holiday. Bu kategori o kadar karışık ki, yaklaşık 10 isimden herhangi biri seçilse kimse itiraz etmez sanırım. Holiday, Hickson, Sanders, Blatche, Vasquez, Harden*, Aşık, Parsons, Durant (evet, Kevin Durant) gibi isimler şu an aklıma gelenler. Ancak illa ki bu ödül birine gidecekse, benim adayım Jrue Holiday. Esasında Jrue Holiday'in gelişimi de Harden'ın gelişimine biraz benzer. Dakikaları ve sorumluluğu geçen seneye göre arttığı için haliyle istatistikleri de gelişti. Ancak Holiday'in istatistiklere yansımayan (aslında yansıyan ama Synergy Sports kullanmayanların göremediği) ama geçen seneye oranla kendini geliştirdiği birçok alan var. Top hakimiyeti, oyunu okuma yeteneği ve oyun kurabilme yeteneği geçen seneye oranla büyük derecede gelişti. Bunun sebepleri hakkında konuşulabilir (Iguodala'nın yokluğu en büyük sebeplerden biri) ancak Holiday'in bu sene geçen seneye oranla daha komple bir point guard olduğu gerçeği yadsınamaz. Yine de dediğim gibi, yaklaşık 10 isimden kimi söyleseniz, itiraz eden pek çıkmaz sanırım. Ben ödülü Vasquez'in alacağını düşünüyorum ki o da yanlış bir seçim olmaz, ama benim oy kullanma hakkım olsa oyum Jrue Holiday'e giderdi.

*Harden her istatistiksel kategoride gelişme göstermiş olsa da, onun gelişimi aldığı süreyle paralel. Elbette geçen seneye oranla daha da gelişti, ancak rakamlarının yükselmesindeki en büyük pay aldığı süre.

@beercholic: Greivis Vasquez. Bu ismi duyduğum zaman 2008-2009 sezonu NTVSPOR’un yayınladığı İsmail Şenol ve İhsan Bayülken’in anlattığı ACC konferansı kolej maçları geliyor aklıma. Duke taraftarıyla ilk tanıştığım gün, Ty Lawson-Danny Green-Wayne Ellington-Deon Thompson-Tyler Hansbrough’lu kadrosuyla sezonu domine eden North Carolina, Jack McClinton’ın Duke’e karşı bugün bile konuşulan 5/6 üçlüklü 34 sayılık performansı, Wayne Ellington’ın Maryland’e karşı 7/9 üç sayılık performansı, Dante Cunningham’in Villanova’sının biricik UCLA’imizi NCAA Turnuvası’nda perişan edişi ve Final Four yolculuğu, Durrell Summers’ın Robinson üzerinden vurduğu smaç, smaç demişken Blake Griffin, bir de nedense Hasheem Thabeet…

Ne diyorduk? Wayne Ellington’ın Maryland’e karşı 7/9 üç sayılık performansı. Farkında olmadan Greivis Vasquez’i de ilk o gün izlemişim. O gün iyi şut atmayıp 2 asist, 4 top kaybıyla oynasa da 18 gün sonra aynı North Carolina’ya karşı 35 sayı, 11 ribaunt, 10 asistle oynayıp maçı da takımına uzatmada 88-85 kazandırıp Maryland’i, North Carolina’yı o sene yenen dört takımdan biri yapmayı başarmıştı. Neyse anılar anılar… 

2010-11, 12:18 MIN, 3.6 PPG, 2.2 AST, 1.0 REB, %40.8 FG, %29.1 3PT, %77.3 FT
2011-12, 25:48 MIN, 8.9 PPG, 5.4 AST, 2.6 REB, %43.0 FG, %31.9 3PT, %82.1 FT
2012-13, 34:23 MIN, 13.9 PPG, 9.0 AST, 4.3 REB, %43.3 FG, %34.2 3PT, %80.5 FT

Chris Paul sonrası dönem Hornets’in (Ehem Pelicans’ın) oyun kurucu eksikliğini tamamen gidermiş olduğu kesin. Daha iyi bir takımda yedek pg olmasının onun için daha iyi olabileceğini düşünenler vardı ama kendi takımında esas adam olabileceğini bu seneki performansıyla gösterdi. 9.0 asist ortalamasıyla ligi üçüncü sırada kapadı ama 704 toplam asistiyle bu alanda ligin ilk sırasında. Bunu rahatlıkla diyebiliyoruz ki bu Venezuela’lı çocuk ve takım arkadaşları sayesinde gelecek Hornets’in. (Ehem Pelicans’ın)

@obsidyen_: Greivis Vasquez. Caracas’ın bağrından kopup gelmiş gözükara, bıçkın bir delikanlı Vasquez. Benim için Venezuela: Hugo Chavez(Allah rahmet eylesin. Kabri Kur’an nuruyla dolsun) , Juan Arango ve güzellik yarışmalarından ibaretti. Greivis Vasquez'in de gelişiyle liste biraz genişledi. Caracas’ına karagözüne bakarak MIP olmasını istemiyorum adamın(lap sırf bana benzediği için almasını istiyor, çözemedim) müthiş istatistik kastı asıl mevkiisi 1 numara olmayan bir adam için. Ödülü o alamazsa cümle NBA ahalisinin amınakoyarım.

@filelisepet: James Harden. MIP ödülünün net bir tanımı yok. Oyuncuların daha iyi performans göstermesinin pek çok sebebi olabiliyor; dakikaların artması, üstlenilen rolün değişmesi, çaylak sezon sonrası doğal gelişim... Harden'ın ulaştığı seviye, onu diğer adaylardan farklı kılıyor. Thunder'ın üçüncü adamı rolünden sıyrılıp, pick&roll devrinde NBA'in kaderini belirleyen oyuncular arasına girdi. Bu fikrî devrimi, Rockets'la çıktığı ilk maçtan itibaren gösterdi üstelik. Hem pick&roll esnasında, hem de penetreyi takiben 3'lükçüleri bulabilen, potaya giden, şut atan, faul alan, tüm Rockets hücumunu yöneten Harden, artık MVP tartışmasına terfi etmiş durumda.


6. 6th?

@BayKerahet: Jarrett Jack. Sezon başından beri en çok takip ettiğim 3 takımdan biri Golden State. İstatistikler JR smith, Crawford, Kevin Martin, Jeff Green hatta Gordon Hayward gösterebilir. Ciddi iş yaptılar bu sezon. Sağlam clutch performansı bile izletti bazıları sağ olsun. Ancak sezonun genel yayılımına ve sayıdan ziyade sahadaki komple katkısına bakarsak "Yılın Altıncı Adamı" ödülü Jack'e daha çok yakışıyor gibi. Golden State'in yapısı itibarıyla sahada her zaman yer bulabildi kendine. Thompson'ın istikrarsız geceleri ve Curry'nin çılgın şutör maçlarında sahayı daha bir sakinlikle kontrol eden adam rolünde durdu. Asist katkısı da yaptı bol bol, Double-double performanslarını izledik. Diğer adaylardan farkı, sezon boyunca daha az "etkisiz" performans göstermesi olabilir. Örneğin olası aday diğer oyuncuların, "2/11, 1/7, 3/14" gibi dehşet şut performanslarına çok şahit olduk. Jack, şutundan kaçırırsa asistinden ekliyor, sahada doğru işleri yapıyor. Diğer adaylar bir yerden batarsa, sahada zarar oluyor; ancak Jack hepsinden daha olgun bir oyun sergiledi, daha az hata yaptı. O yüzden altıncı adam adayım o. Herkesin "kötü şut attığı" bir gece olabilir, ancak sahada sadece kötü şut atmak benim gözümde kabul edilebilir değil. Şutun olmadıysa, yanındakine oynarsın, topu doğru yere ulaştırırsın, iyi savunma yaparsın vs. Jack, bu rolü hakkıyla oynadı. Altıncı adamım o. JR Smith alırsa da her türlü kabulum. Kişisel oyuncu tercihimden Jack önde.

@FritzFasbender: J.R. Smith. Oyuna girip maçın ritmini değiştirdi, giden maçı getirdi, son toplarda sorumluluk aldı, maç kazandırdı. Bütün bunları yaparken de normalde “astarı yüzünden pahalıya” gelen bi topçuyken takımına zarar vermeden oynamayı da başardı.

@goktugerce: JR Smith. Yine sahibi en garanti olan ödüllerden biri. 33.5 dakikada 17.8 sayı, 5.2 ribaund ve son çeyreklerde kazandırdığı bir sürü maç. Jamal Crawford sene başındaki formunu sürdürebilseydi aynı şeyleri onun için yazıyor olacaktım ama Jarrett Jack'le birlikte daha arkada kaldı. (2. Jamal Crawford, 3. Jarrett Jack)

@metebudak: JR Smith. Şut seçimlerini gelmiş geçmiş en kötü yapan oyunculardan birinin sayıya gidebilmenin tek yolunun aldığını atmak olmadığını keşfetmesinin en güzel örneği oldu Smith bu sezon. Şut seçimleri hala sorgulanabilir ki bu konuda da daha iyi ama yeteneklerini daha kararlı bir tavır içinde göstermeye çalışması Knicks'in uzun zaman sonra kazandığı normal sezon sıralamasında büyük pay sahibiydi.

@dombili: JR Smith. Bu soruyu şu an değil de 1 ay önce cevaplasaydım cevabım Jarrett Jack olurdu ancak Smith son 1 aydır çok iyi oynuyor. All Star arasından önce bu ödülü Jamal Crawford'ın alacağı kesin gibiydi (ben Crawford'ın o zaman da en iyi 6. adam olduğunu düşünmüyordum), ancak Jamal Crawford'la alakalı şöyle bir sorun var; kendisi savunma yapmıyor. Niye böyle bilmiyorum ancak basketbolu takip eden büyük bir çoğunluk genelde defansın oyunun diğer yarısı olduğu gerçeğini göz ardı ediyor. Jamal Crawford her ne kadar hücum anlamında efektif bir sezon geçiriyor olsa da, savunmada herhangi bir varlık göstermiyor (kendisinden böyle bir şey beklenmiyor da zaten). Jarrett Jack ise hem skor üretmesini biliyor, hem de savunmada bir varlık gösterebiliyor. Jack elit bir savunmacı değil, ancak savunmada ayak bağı olmadığı da kesin. Özetle, kendisi Crawford'a oranla daha komple bir oyuncu. JR Smith için de aynı şey geçerli. Smith, Jack'den daha iyi bir savunmacı değil ancak Smith savunmada genelde ayak bağı olmadığı gibi hücumda da daha verimli. Smith ve Jack bu kategoride benim için başabaş giden oyunculardı, ancak Smith burun farkıyla önde bitirecek sezonu son -yaklaşık- 10 maçta oynadığı oyun yüzünden.

Ryan Anderson için de yukarıda söylediklerimin aynısı geçerli. Onun Vasquez'e çok bağlı oynaması bir eksi olarak gösterilebilir (genelde 6. adamlardan kendi şutlarını yaratmaları beklenir çünkü) ama bu sezon gözlerden uzak bir şekilde gayet iyi oynadı. (Runner ups: Jarrett Jack, Ryan Anderson)

@beercholic: Jr. Smith. %42.2 ile şut atarak Jarrett Jack’in üzerinde bu ödülü alabilmek için çok ekstra şeyler yapmanız gerekiyor. Neyse ki ekstra şeyler yapmak Jr. Smith’in göbek adı. Carmelo’nun 15, Amare’nin 53, Felton’un 14, Chandler’ın 16, Rasheed’in 61, Shumpert’ın 37 maç kaçırdığı Knicks’te Novak’ın (81) ardından 80 maçla en çok oynayan adam. Sakatlıkların üst üste geldiği bölümde takımın başında hep Jr. vardı ve 18.1 sayı, 5.3 ribaunt, 2.7 asist ile kariyer rakamlarına ulaştı ligdeki 9. senesinde. Daha iyi mi şut seçiyor? Hayır. Daha mı isabetli? Tabii ki hayır. Ama çok daha olgun ve çok daha istikrarlı. Her gece çıkıp Melo’nun takımında önemli bir yardımcı liderlik üstlenmek, üç maç üst üste kenardan gelip 30 sayı göndermek ve bir altıncı adam olarak sezon içinde biri Bobcats deplasmanında, biri Suns deplasmanında iki buzzer-beater gönderip takımına maç kazandırmak kolay değil. İşte bunlar ekstra şeyler oluyor. 

@obsidyen_: JR Smith. Ligin kadrolu ''6th man of the year'' adaylarından JR Smith sonunda ödülü alacak gibi. Geçtiğimiz sezonun başını Çin'de, vücudunu nasıl o kadar dövme ile doldurduysa istatistik kağıdının sayı kısmını da o derece doldurmuştu. O sezonun sonlarında lige dönüp New York'ta 6.adam rolünü üstlenmiş, NBA kariyerine kaldığı yerden yani ikinci beşin skor yükünü çekme işine devam etmişti. Bu sezon başı Mike Woodson'un ikinci beşinde isolation manyağı olarak en iyi bildiği işi yapmaya devam etti ve bence bu ödülü hak etti.

@filelisepet: Jarrett Jack. Crawford bu sezon asist üstünden bol bol sayı atıyor. Yalnızca izolasyon oynamak yerine hücumun bir elementi olarak katkı vermesi çok önemli. Keza JR Smith de iq seviyesini yükseltmişe benziyor. Fakat Warriors'un yapısını değiştiren Jarrett Jack, benim için bir adım önde. Jack sahadayken Curry ve Thompson mükemmel bir skorer ikilisi oluşuturuyor. Jack'in maç sonlarında oyunu dikte ettirmesi de başka bir önemli etken.


7. Executive?

@BayKerahet: Daryl Morey. Bu soruya çok detaylı bir cevap veremeyeceğim, ancak takımların durumuna ve bu sezon başındaki hamlelerine bakarak Houston Rockets'in çalışmalarını ödüllendirmek gerekli derim. Geçen senenin en büyük çıkış yapan oyuncularından Lin, OKC'nin son dakikada elinden çıkardığı James Harden ve bu seneki performansıyla NBA'in en iyi pivotlarından biri olduğunu söyleyebileceğimiz Ömer Aşık. Bu üç hamle üzerine kurulan takım, yanlarına bir de D-Mo ve Delfino. Takımdaki oyuncuların NBA tecrübesi ortalama 1.9 yıl, yaş ortalaması 24.4. Bu sayılar en genç ve en tecrübesiz takımı olduklarını gösteriyor. Buna rağmen sezonu iyi bir noktada bitirdiler ve gelecekleri oldukça açık. Daryl Morey, en kuvvetli aday. 

@FritzFasbender: Daryl Morey. Aslında herşeye rağmen bu ödülü Mitch Kupchak’in hak ettiğini düşünsem de sonuçlar yüzünden adı bile geçmeyecektir. Harden takası öncesi Morey’nin yaz hamlelerini (Scola’yı amnesty etmek, Lowry – Dragiç ikilisini gönderip daha büyük paraya Lin’i getirmek, takımı çaylak forvetlerle doldurmak) çok kötü buluyordum ama tek bir hamle kışı yaza çevirdi. Riskliydi ama şimdi yeniden play-off heyecanına dönen, herkese zevk veren bi basketbol oynayan ve Morey’nin hep kovaladığı büyük isimleri de cezbedecek bi potansiyel taşıyan bir takım var ortada. Ve bütün bunları sadece sözleşmesi biten Kevin Martin ve Jeremy Lamb’i kaybederek başardı.

@goktugerce: Bob Myers. Yücel bu ne gereksiz soru ya :( Bob Myers ödülü hak ediyor sanırım, Jarrett Jack'i ve Carl Landry'yi getirmesi, Barnes seçimi, en önemlisi -sağlıklı kalırsa- Stephen Curry'nin harika kontratı ve yıllar sonra gelen playoff. (2. Gary Sacks -Clippers-, 3. Rob Hennigan -Magic-)

@metebudak: Daryl Morey. Houston'ın playoff potasından gittikçe uzaklaşan profilini Harden-Ömer-Lin üçlüsüyle bambaşka bir noktaya taşıdı. Delfino bonusu. Takımın şimdisi ve geleceği, bu iki alan için de yapılabilecek tüm doğru hamleleri yaptığına inanıyorum.

@dombili: Daryl Morey. Harden trade'i, CBA'i efektif bir şekilde kullanarak (Arenas provizyonu sayesinde) başta birçok kişinin tepkisini çekmesine rağmen şu an NBA'in en iyi kontratlarından biri olarak görülebilecek Ömer Aşık ve Jeremy Lin'le imzalaması ve son draft'ta 5. sıradan seçilen Thomas Robinson'ı rotasyon oyuncuları karşılığında alması vs. gibi bir çok sebep var onun bu ödülü niye hakettiğinin kanıtı olarak gösterilebilecek. Tüm bunların yanında, böyle bir kadro kurmuş olmasına rağmen Rockets'ın geleceğe yönelik cap esnekliğini (hem de ne esneklik) de kaybetmemiş olması bu günün NBA'inde çok ama çok büyük bir artı. Rockets şu an bir oyuncuya daha max kontrat verebilecek lükse sahip ve Morey'in yapacağı bu hamleyi iple şekiyorum.

Kendisi elimizde de büyüdüğü için hafif sempatimiz var tabii. (Runner ups: Pat Riley, Mitch Kupchak)

@beercholic: Mitch Kupchak. Sezon başında hepimiz Howard’ın gelmesi için Bynum’la Pau’dan aynı anda vazgeçmenin doğru olup olmayacağını düşünürken bunu Pau’yu da elde tutup başarmak. Bundan önce Fisher ve Sessions’ın ilk beş çıktığı pozisyonu Nash’le upgrade etmek. Zayıf bench’e tecrübeli Jamison ve sisteme uyabilecek boş üçlükleri atacak Meeks eklemeleri. Takımın sezon içinde yaşattığı hayal kırıklıkları, üst üste gelen sakatlıklar, şampiyon olacağına kesin gözüyle bakılan kadronun playoff’a girmeyi normal sezonun son gününde garantilemesi… Bunların hiçbiri Kupchak’in off-season hamlelerinin başarısız olduğunu göstermiyor. Nash-Kobe-MWP-Gasol-Howard beşini bu ligde bir araya getirmek kolay bir iş değil ve hayır, bunun şehrin Los Angeles olmasıyla alakası yok. (Eeeh, biraz var aslında)

@obsidyen_: Mitch Kupchak. HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH. 

@filelisepet: Daryl Morey. Kadro inşa etmek uzun senelere yayılan meşakkatli bir süreç. Haliyle kadro mühendisliğini kısa vadeli başarılarla değerlendirmek gerzekçe. Yani bu ödül benim için bir nevi gerizekalılık abidesine benziyor. Fakat lappappa okurları için bu dandik konuya bile kafa patlatacağım. En büyük favori muhtemelen Morey. Onun basketbol fikirleri takımın her istatistiğinde yansıyor. Rockets'ın şut tercihleri, Jared Dubin'in tabiriyle "efficiency nerd's wet dream"e benziyor. Sonsuz sayıda 3'lük ve çember altı şut atıyorlar. Oynadıkları basketbola (4 şutör, hızlı tempo, zilyonlarca pick&roll...) uygun bir kadroları var. Morey'in yaptığı hemen her hamle işlerine yaradı. Mesela Lin driplingle içeri girip yay etrafındaki şutörleri bulma konusunda usta (Lin'in bazı defoları olduğunu iddia etmek mümkün ama kontratı orta vadede sona erecek zaten.). Ömer sahayı sürekli koşan savunmacı uzun rolünde en çok parlayan isimlerden biri oldu. Harden zaten NBA'in pick&roll devrinde ideal süper yıldız yeteneklerine sahip. Birkaç sene sonra büyümesi beklenen kadronun sezon sonunda playoff yapmış olması da Morey'nin şansını yükseltiyor.


8. Sezonun en unutamadığınız maçı?

@BayKerahet: Bu son 3 soru, objektiflikten ziyade kişisel olması adına güzel. Ancak bu soruya cevap veremeyecem sanırım. Mesela yıllardır Beşiktaşlıydım, sorsan "unutamadığım beşiktaş maçı" bile söyleyemem. Geçen seneki play-off serisinde GS maçları işte. Bir de Efes'i yenip şampiyon olduğumuz maç. Şimdi o kadar maç içerisinden bir tane maç çıkarıp "Abi ben bunu unutamam" demem imkansız çünkü gerçekten bayağı maç izledim bu sene. Komple sezon genel olarak "unutamadığım" sezon olacak. Yıllar sonra basketbolla tekrar bu kadar içli dışlıyım iki senedir. Eskiden, Iverson Philadelphia'dayken böylesine takip ederdim oradan hesap etmek gerek. Bu sene uzayan okul, işi bırakıp "e mezun olalım" derken boşta kaldım. Sabahlara kadar maç izledim. Muhtemelen hayatımın NBA ile bu kadar içli dışlı olma konusunda son senesiydi. Önümüzdeki sezonla birlikte özetlerden takibe döneceğiz gibi. Ben sezonu "personal best" geçeyim. İlla bir maç yazacaksam, 27 Şubat 2013, Steph'in 54 sayılık MSG deplasmanını yazayım. O performansın galibiyetle taçlandırılamaması büyük dram. O sayıların galibiyeti getirememesi performanstan çok maçı unutulmaz kılacak benim adıma.

@FritzFasbender: Chicago Bulls – Miami Heat 27 Mart. “we said, we said, we said / this time was gonna be different” http://www.youtube.com/watch?v=QqSN9vhx0lE

@goktugerce: Heat-Bulls. Bill Simmons'ın yazısına göre tarihin en muhteşem normal sezon maçı. NBA tarihinin en uzun ikinci galibiyet serisi, NBA'in en önemli salonlarından birinde, 2011 yılındaki Doğu Finalleri'nden sonra Rose'un sakatlığı olmasa uzun yıllar boyu sürecek olan bir rivalry'nin iki tarafını karşı karşıya getiren maçta Bulls Rose'suz, Noah'sız ve Belinelli'siz 101-97 kazandı. Gerektiğinde rakibinin sinirlerini bozacak kadar ileri giderek. Bu maç Hinrich'in Lebron'a tackleı, Taj'ın yaptığı sert fauller, sonrasında da Lebron'un Boozer'a dirseği, ve Lebron'un son anlarında yenileceğini anlayınca maçı bırakmasıyla hatırlanacak. (2. Warriors-Knicks -54-, 3. Warriors-Lakers -Curry 47, Kobe aşil-) 

@metebudak: Celtics vs. Heat. Açıkçası hem izlediğim maçların içinden seçmemin gerekmesi hem de öznellik faktörüyle Rajon Rondo'nun sezonu kapattıran sakatlığının oyuncular tarafından henüz bilinmediği ve Celtics'in kazandığı bu maç sezonda aklıma gelen ilk maç. Celticsli oyuncuların sakatlığı maç sonunda öğrenmesi ve Pierce'ın surat ifadesi hala aklımda.

@dombili: Curry'nin 27 Şubat'ta Knicks'e karşı 54 sayı attığı maç. Maçı oynandığı anda izleyebildiğim için şanslı sayıyorum kendimi, çok özel bi performanstı. (Objektifliğimi bırakırsam, Rondo'nun sakatlandığı haberinin geldiği Miami maçı ve Garden'daki Lakers maçı benim asıl unutamadığım maçlar)

@beercholic: Los Angeles Lakers 99-93 Indiana Pacers. Bu soruyu tamamen kişisel değerlendirmesem cevabım 27 maçlık seri bitiren Heat-Bulls, Nuggets’ın Thunder deplasmanındaki galibiyeti ya da Steph’in 54 sayılık performansı olabilirdi. Bu soruyu tamamen kişisel değerlendirmeme rağmen cevabım eğer canlı izlemiş olsaydım Lakers’ın dışarıdaki Warriors galibiyeti, içerideki son Warriors galibiyeti, son Houston galibiyeti de olabilirdi. Ya da Clippers’ı 4 maçın 1’inde yenebilseydik o olabilirdi. Ancak hiçbiri değil, Indiana deplasmanı. Kobe’nin bilek sakatlığından dolayı sadece 12 dakika sahada kalabildiği (ilk çeyreğin tamamı), Howard’ın savunması ve Steve Blake’le Antawn Jamison’ın üçlük performansıyla yürek koyduğu, bugünlerin sinyalini veren Indiana Pacers deplasmanı.

@obsidyen_: Miami Heat-Chicago Bulls. Chicago'daki boğaları bilen bilir hepsi gül suyu ile kutsanır. İşte o kutsananlardan bi' tanesi. Öhöm. Sezonun en unutulmaz maçı çoğu kişi için Miami-Chicago'dur herhalde. Hatırlanacağı üzere Chicago, Miami'nin 27 maçlık galibiyet serisini bitirmişti bu maçta. Üstelik Joakim Noah olmadan. Gerçi önemli olan öbür dünya'daki(playofflar) seri de... Neyse.

@filelisepet: Simmons, Heat'in serisini bitiren Bulls maçı için "tarihteki en iyi normal sezon maçı" demişti; "Daha önce normal sezonda hiçbir maçın playoff serisi 7. maçı gibi oynandığını hatırlamıyorum. 80'lerde Celtics'le Sixers'ın veya Celts'le Lakers'ın playoff seviyesinde maçlar oynadığını biliyorum ama hiçbiri serinin 7. maçına benzemiyordu." Tüm maçları hatırlamaya üşendiğim için Simmons'a katılıyor ve Bulls vs Heat'i bu sezonun en unutulmaz maçı olarak gösteriyorum.


9. Sezonun en unutulmaz performansı?

@BayKerahet: Şu dünyada en çok sevdiğim iki basketbolcu: 1- Serhat Çetin, 2- Deron Williams. (ciddiyim) Sorunun cevabı da gelmiş oldu zaten. Deron vs Washington. Toplam üçlük adedinde Nets franchise rekoru, NBA tarihinde bir devrede en fazla isabetli üçlük. Washington "adımızı tarihe böyle yazmayak" demese, bir de Deron da biraz inat etse maç boyu isabet ettirilen üçlük rekoru da gelecekti ya neyse. Kötü başlayan, All-Star arasından sonra "iyileşip" eski günlerine dönen Deron'a iyi geldi bu. Bu "sakatlığa rağmen oynama" mevzusu yanlış mı doğru mu tartışmak gerek bir yerde. Kendi kariyerleri açısından sıkıntı, takıma da zarar verme ihtimali var. Ancak bir fedakarlık durumu da var. Deron sızlanmadan bir şekilde götürdü ilk yarısını sezonun. Bilmiyorum, kariyer korkusundan daha takdir edilesi bir durum bence.

@FritzFasbender: Stephen Curry, New York karşısında 54 sayı.

@goktugerce: Stephen Curry, 54 sayı. Bu soruya Lebron'un herhalde 10 maçını falan koyabilirdim ama hem onunkileri yazmayacağım hem de Curry'nin 54 sayısı çok tuhaf ve unutulmazdı. (2. Melo -Heat'e 50 sayı, 18/26 FG-, 3. Noah -Pistons'a 30 sayı, 23 ribaunt, 6 asist, 2 blok, 2 top çalma-)

@metebudak: Stephen Curry vs. Knicks. Maçı şans eseri canlı olarak izlemem mi beni çok etkiledi bilmiyorum fakat o gece MSG bir kez daha rakip takım oyuncusunun "büyük" çaplı şovuna ev sahipliği yaptı. Zaten sezonun en yüksek skoruna ulaşırken Curry, takımı hücumda muazzam yönetmişti. Kaybetmeleri ise o geceye dair tek kötü şeydi.

@dombili: Bu soru bir önceki sorudan pek da bağımsız değil. Curry'nin Knicks karşısındaki oyunu bu sezonun en etkileyici performansıydı. Ama bir farklılık olsun diye LeBron'ın Kings'e karşı oynadığı maç (http://www.basketball-reference.com/boxscores/201302260MIA.html) da aday gösterilebilir (14 Şubat'ta OKC'le oynadıkları maçtaki performansı [http://www.basketball-reference.com/boxscores/201302140OKC.html] da etkileyiciydi).

@beercholic: Stephen Curry’nin 54 sayılık MSG maçı. “Büyük oyuncular en büyük performanslarını Madison Square Garden’da sergiler.” 27 Şubat 2013 gecesi Stephen Curry tüm dünyaya ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu gösterdi. İlk periyotta sadece 4 sayı attıktan sonra kalan üç periyotta Knicks potasına tam 50 sayı bıraktı. Takımın ikinci yıldızı David Lee’nin cezalı olduğundan dolayı oynayamadığı maçta 48 dakika sahada kaldı ve toplam 13 denemede gelen 11 üçlükle 54 sayısının yanına koyduğu 7 asist, 6 ribauntlık performans. Takımının kazanmasına engel olamadı ama kesinlikle ve kesinlikle Kobe’nin 61’inden de Lebron’un 52-13-9’undan da daha büyüleyici bir MSG performansıydı.

@obsidyen_: Derrick Rose'un #thereturn zımbırtısındaki performansı. Şöyle alalım: tık! 

@filelisepet: Heat'in 27 maçlık serisi. Spoelstra kendi kadrosu için en ideal stratejiyi inşa etti. 4,5 kısanın yay etrafına dağıldığı, oyuncuları sürekli paslaştığı, topsuz hareket ve pick&roll'un içiçe geçtiği bu oyun, Heat'in kadrosu için biçilmiş kaftan. Savunmada agresif yardımlar getirerek, PnR'da rakip ball-handler'ı tuzağa düşürerek topu ele geçiriyor (rakibi top kaybına zorlama reytinginde 4. sıradalar, rakibin top kaybı sonrası sayıya ulaşma istatistiğindeyse 3. sıradalar) rakiplerini terörize ediyorlar. Heat, 2000 Lakers'tan beri en ihtişamlı normal sezon performansı gösteren takım. Ve 27 maçlık seri bu unutulmaz performansın simgesi oldu.


10. Sezonun hayal kırıklığı?

@BayKerahet: Wallace, Humphries, Johnson. Sezon başı ideal 5'ler yazılırken bu üç adam Brooklyn'in Deron Williams - Brook Lopez arası üçlüsüydü. Hayalkırıklığı sıralamasını Humphries, Wallace, Johnson şeklinde yapabiliriz. Geçen sezon 14 sayı, 11 rib, 1.2 blok ortalaması vardı bu Humphries'in. Ondan önceki sene de yine double double ortalamasıyla bitirmişti sezonu New Jersey'de. Bu sezon bir türlü olmadı, 5.5 sayı, 5.5 ribaund. Avery Johnson ile de, PJ ile de aynı dönemden geçti. "5 başlayacak, rotasyon dışına atılacak, biraz süre alacak". Ölü sezon. Çaptan düşüşü çok hızlı oldu. Bugün adını google'a yazınca basketboldan önce Kim Kardashian haberleri çıkıyor. Gerald Wallace, kariyeri 10 sene geriye gitti. Sayı, Ribaund ortalamaları ilk kez tek haneye indi. Tamam, yaşlanmak atletik özelliklerinizden götürür ki Wallace tarzında oyuncu için esktra sıkıntılı bir durum bu. Ancak isabet yüzdelerinin düşüklüğü fena. Serbest atış yüzdesi bile 10 seneyi çöpe atacak kadar düştü. Humphries kadar olmasa da, ciddi sorun var. Geçen bir yazar "NBA menopozu" dedi onun için, en güzel açıklama o. Joe, yine bir "yaş" muhabbeti. O da Wallace ile beraber 10 sene geriye gitti. Çok büyük "hayalkırıklığı" olmasa da, sezon boyu istikrarsızlığı çile gibiydi. Son bir sakatlık dönemi atlattı, umarım play-off'larda toparlanma olur. Yoksa Mr.Clutch olarak güzel şeyler izletti. Paul Pierce'ı yere yatırdığı hareket yılın en iyi 10 cross'undan biri NBA'de.

@FritzFasbender: Lakers – Celtics el ele hep beraber tribüne.

@goktugerce: Lakers. Çok fazla yazmaya gerek yok aslında. Yazın -saçma bir şekilde- hakkında 72-10'luk rekoru kırar mı diye sorular sorulan takım playofflara son gün kaldı. (2. Rose'un normal sezonda hiçbir maçta oynamaması, 3. Sezon boyunca yaşanan çok sayıda uzun süreli sakatlık)

@metebudak: Lakers. Bunu çok fazla açmaya ihtiyacımız yok sanırım, sezon başında bambaşka bir yerde olması beklenen Lakers'ın playoff'ları son maçta yakalaması kimsenin kolay kolay tahmin edebileceği bir şey değildi. Her ne kadar kendi adıma "şampiyonluk adayı" yorumlarına katılmasam da ben de özellikle savunma tarafında bu kadar umarsız bir takım görmeyi beklemiyordum, dolayısıyla bu noktayı.

@dombili: Bir Celtics taraftarı olarak sezonun en büyük hayal kırıklığı elbette Rondo'nun sakatlanmasıydı, ancak meseleye genel bir pencereden bakarsam cevabım yine sezon boyunca takımların yaşadığı sakatlıklar olur herhalde. Rondo, Kobe, Love, Granger, Gallinari gibi isimlerin sezonu kapatmasının yanında, bu listeye Nowitzki'nin sezonun neredeyse yarısını kaçırmış olmasını, Rose'un ve Bynum'ın sakatlıklarından bir türlü kurtulamamasını da eklersek bu senenin sakatlıklar konusunda ne kadar illet bir yıl olduğu daha net bir şekilde görülebilir.

Bu soru için verilebilecek bir diğer cevap da Lakers olabilir ancak onların bu denli kötü durumda olmaları niye hayal kırıklığı olsun anlam veremiyorum. İzlerken gayet eğleniyoruz biz. SI kendilerini zamanında boşuna kapağa koymadı: http://i.imgur.com/omJDt1R.jpg

@beercholic: Los Angeles Lakers. Şu andan itibaren klavyeye dokunduğum her tuşta yüreğimin bir parçasını yerinden çıkarıp üzerine basıyormuşum gibi hissedeceğimden dolayı pek uzun tutmayacağım ama Lakers işte. Yalnız kabul edin çok şanssızdık ya. Howard’ın bir türlü sakatlığını atlatamaması, Gasol’ün dizleri, Nash ve Blake’in uzun süreli yoklukları, Hill’in sezonu kapaması, MWP’nin sakatlığı ve son olarak Kobe’nin aşil sakatlığıyla 9 ay parkeden uzak kalacak olması. Yine de Lakers…

@obsidyen_: Sam Presti. Perkins'i amnesty etmeyip Harden'ı takas et, Scott Brooks'un ''başarılı''(?) olduğunu söyleyip gönderme, bundan sonra anca eski dostlar şarkısında hatırlanacak olan Derek Fisher'a kontrat ver... Sezonun kesinlikle en büyük hayal kırıklığı Sam Presti.

@filelisepet: Sanırım Yücel bu maddeyi Lakers'tan bahsetmek için eklemiş.