Totti


Yıl artık 1978 mi kaçsa...

Maskere


Tuna Kiremitçi abimiz bugünkü yazısında "Nefes'i izleyenler Ziyan'ı da okumalı" demiş. Doğru görünüyor. Fakat aslı bu değil. Doğrusu, "Ziyan'ı okuyanlar Nefes'i izlemeye gitmemeli" olmalı. Çünkü maazallah, çocuk kafayı kırar, "gitmiyorum lan askere maskere, sikerim böyle işi" çeker, sonra onca sıkıntı. Aman yavrucum.

GB-BS Notlar

-Hurşit çok acayip bir adam. Golü biraz dandikti ama haketmiyor diyemeyiz. Ayrıca daha önce hangi maçtı, Fb sanırım, bundan da daha iyiydi. Biraz duyulsa filan, hemen başlar büyük takım spekülasyonu.

- Şu bir Koreli vardı Bursa'da, neydi, Shin Young Rok. Adam aylarca görünmüyor, sonra bi' geliyor 2 gol, sonra bir daha yok. Sercan'ı filan da sayarsan aslında sağlam hücüm hattı ha. Oynasın o adam abi, bitiricilik 17 valla.

Edit:Kaçmış la eleman. Selocan24'e teşekkürler.

-Çoğu zaman büyüklerin maçlarında bile olmayan bir tempo vardı bugünkü maçta. Çok hoşuma gitti. Bunda atmosferin payı büyük tabii. Ankara'da böyle olmazdı, olamazdı.

-Rijkaard'ın Gs'de oluşu nasıl hala daha garip gelebiliyorsa bazen bünyeye, Thomas Doll'ün de Gençler'in başında oluşu bir o kadar garip geliyor bana. İnşallah sabrederler de, biz de bir süre daha efendi gibi, düzenli bir Gençlerbirliği izleriz. Bu malzemeyle bu iş, çok iyi.

-Mustafa Pektemek iyi oyuncu olacak. Yeter ki Fb'ye gitmesin.

-Sarı-kırmızı formanın altına mavi krampon giyenlerin olduğu memlekette, kollarına taktığı aksesuarlarla (bandaj, bileklik vs. ) harika bir siyah-beyaz kombinasyonu yaratan Burhan Eşer'i tebrik ediyorum. Bize böyle, zevki olan adamlar lazım.

Kış

Aceto Balsamico'nun büyük hizmeti Kış Söyleşileri'nden abes bir soru. Okay Karacan'a:

"Galatasaraylı spor müdürlerinin/sorumlularının bu kadar çok olduğu medya sektöründen rahatsız olur mu?"

Ya arkadaş dalga geçiyor, ya da biz yıllardır yanlış biliyoruz medyadaki tarafgirliği. Yanlış biliyorsak da, bilgililer bize bi' yardım ediversin.

Tor

Anlaşıldı;bu sezon bol bol Toronto maçı izleyeceğiz. Daha doğrusu, Bosh'un eline gelen her topla potaya yardırdığı, Bargnani'nin pivotluğu beceremediği, Calderon'un Hido'ya pas vermediği ve Hido'nun alıştığımızdan ve olması gerekenden çok farklı işler yaptığı maçlar. NBA Tv'si olmayan her NBAsevere sabır dileriz.

Aklını Beynini...

Facebook'ta önümüzdeki hafta oynanacak olan GS-FB basket maçıyla alakalı bir event var.
Wall'dan direk alıyorum.
"yine gidelim abdi ipekçiye yine koyalım fenere yine küfür edelim şerefsizlere yine polis atsın bizi salon dışına yine isyan edip kıralım koltukları fırlatalım fbli piçlerine :)"
Ulan yavşak,
Sen biliyor musun o koltuklar için orada kaç tane adam alın teri döküyor, şampiyonaya yetiştirelim diye gecesini gündüzüne katıyor?
Biliyor musun kaç tane gönüllü orada o koltuk düzenlerini gözleri patlayıncaya kadar sisteme aktarıyor?
Biliyor musun 2010 Dünya Şampiyonası'nın Türkiye'de düzenleneceğini?
Ulan yavşak, o koltukların parası kulübünün kasasından çıkıyor, bilmiyorsun değil mi?
Sen o staddan atılınca hiç suçu olmayan adamlar dayak yiyor dışarıda senin gibi bir orospu çocuğu yüzünden, bu senin aklına gelmiyor hiç değil mi?
Yavşak.
Bütün taraftar profili bu değil tabii, bu sadece bir yavşak.

Oy

Türklere bir şey yaptırmak istiyorsan, "oy ver" diyeceksin abi. Özellikle de internetten. Nasıl bir heves, nasıl bir örgütlenme, nasıl bir operasyonel kuvvet, nasıl bir çalışma. O hiçbir şeyi siklemeyen gençler nasıl azimle doluyor, aman allahım.
İşte bu halkımız gençlerinin harika özellikleri sayesinde iki sanatçı/grubumuz, iki yıldır Mtv'den "Avrupa'nın en iyi sanatçısı" dalında ödül almakta. Buna bakıp kendini kandıran da vardır, o ayrı mesele zaten.

Desen ki, "gençler memleket elden gidiyo, hadin oy kastırın", yüzde yüz verim alırsın. Sıçma ihtimali sıfır yani

Dışk

Çocuk Oyuncağı

Diyarbakırspor Galatasaray maçına çıkacağını açıklamış.
Çocuk oyuncağı mı bu abi? Önce çık, yok abi biz çıkmıyoruz bizi teröristlikle itham ediyorlar, sonra "biz vazgeçtik çıkıyoruz, Diyarbakır halkını temsil ediyoruz."
Yoktan yere gündem yaratmak yaptıkları başka bir şey değil.
Şimdi hakemler de "Aman ha!" diyerek daha dikkatli (!) olacak bunlara karşı.
Biz de eyyam istiyoruz, bunun Türkçesi.
Pis kokular geliyor.

29


Dirk'ün dünkü hayvanlığını görmüşsünüzdür. Son çeyrekte takımın 44'ünün 29'unu atmak, attığın 40 sayının 29'unu son çeyrekte atmak... Çok hayvani. Zaten rekorun 2 azıymış. Aslında rekor bu olmalı.Çünkü rekor şuymuş:Wilt Dayı'nın Knicks'e 100 attığı maçtaki 31. O zaten başlıbaşına bir insanlıktan çıkma durumu. Sayma onu. Yani böyle bakınca rekor Dirk'ün diyebiliriz bir yandan.

Bak bak bileğe bak, off çatırtıya gel.

La

Şimdi malum, bu futbol blogları spor dünyasının "yeni sesi" filan ya. Tarafsız, alternatif, dikkat çekici, doğru analizler bilmem ne. Yenilikçi yorumlar. Büyük oranda doğru, evet. Spor basınından 4-5 kişiyi çıkarırsanız, aklı başında futbolseverin tercih etmeyeceği yerler artık gazeteler-ve hatta Televizyon.
Ama bu bloglardan birinde "Rubin Kazan'ın çıkışına sempatiyle bakmak" gibi bir ibare okursam, bu duruma bakışım biraz değişir. Demek ki 11 kişi santranın gerisinde "geleni vurun la ileri" felsefesiyle oynayan bir takım, bu arkadaşların gözüne hoş görünebiliyor. Gerçekten harika.

Not Falan


Dün geceden bi'kaç not:

-Ertem Şener'den geliyor, Real-Milan maçı başlarken:"Erken finale hoşgeldiniz!!". Bir de kendisi bıyık bırakmış güzelce. Pek yakışmış...

-Bana birisi şu oyuncuların neden hala daha büyük takımlarda olmadığını söylesin:Mandanda, Akınfeev, Agüero, Adler, Srna ve Neuer. Hatta Gourcuff.

-Mesela bakın, şimdi sadece skor bazlı takip eden insan olalım. Böyle bakarsak, Zürih'in San Siro'da Milan'ı 1-0 yenip, Velodrome'da Marsilya'dan 6 yemesi anormal gelir, değil mi? Ama maçları izlerseniz, ya da o da olmasın, özetleri izlerseniz bile niye böyle olduğunu anlarsınız. Milan o maçta 45 tane gol kaçırdı, 32 tane direği vardı, bin tane gol kaçtı. "Olmazsa olmuyor" tipi maçtı yani. Futbol böyle. Yüzeysel bakarsan bi' sikim anlamazsın. O yüzden sadece skorla takip etmek filan sakat işler. Yetmiyor.

-Gerçekçi insan sevilesidir abi. Çaktırmayacaksın böyle, o andaki düşünceni, tepkini sergileyeceksin. Casillas bu konuda harika bir adam. En güzel örneğini de dün gördük belki. Ronaldinho'nun penaltısından önce. Sağ çapraza doğru dönüp, kafasını 2 yana salladı. Bunu yapıyor, çünkü hem karşıdakinin kim olduğunu biliyor, hem de o adam belki de kariyerinde en çok canını yakmış kişi. Bazıları gibi "Ronaldinyo bitti abi yeaa" yapmıyor yani, biliyor mevzuyu.

GZ


Bu akşam bir Rus olmadığıma dua ediyorum. Eğer öyle olsam, şu anda havaalanı yolunda, bu adamın ağzını burnunu yırtmak (kırmak değil) için yol tepiyor olurdum. Onu bırak, Akınfeev uçakta işi bitirmiş de olabilir. Neler var yarabbim.

Demirören'i Anlamak


Eğer taraftarınızın "Kartal gol gol gol" "Birkiüç beşiktaş"tan başka bir gaz yöntemi bilmediğini,
Takım gol yese de "Yıldırım Demirören yeeeeeteeeeeer" diye bağırsak diye fırsat kolladığını,
Takımınız şampiyonluktan sonra biraz sıkıntı çekince kelleniz istendiğini,
Tribündeki çıkarlar uğruna ananıza küfür edildiğini,
Ve bunları yapanların başkanı olduğunuz takıma aşık olduklarını savunduğunu düşünün...
Ne yapardınız?
Lütfen...
Beşiktaş taraftarı, yeter.


p.s. Bir de sahadaki futbolcunun psikolojisine bakın. Gol yersek kelle isteyecek golgolgolcüler var 2 metre ötenizde. Elin ayağın titrer amınakoyym.

30

Şimdi öncelikle şuraya tıklayın. Ben de biliyorum, "yea abi yalandır ne bakıyosun yaav" kısmı da var. Büyük ihtimalle de öyledir zaten. Hepsini bırak.
Chygrynskiy gibi bir adamı (nasıl bir adam? Bilen bilir) Shakhtar'a 30 milyon gayme sayarak alan Guardiola, aynı hevesle Servet'i istiyorsa, ben o adamın aklını sikeyim zaten. "Çok güçlü fiziğiyle ilgisini çektiği..." Tabii amına koyym. Ben burda defanstan top çıkaramıyor, atakların anasını sikiyor diye kafayı yiyeyim maçlarda, o adamı Barcelona alıp defansa koymak istesin. Tabii.

Zachy Zach

İki gün önceki 30 sayısında artislik yapanlar bir de şimdi baksınlar.
"Zach'ten adam olmaz yaa..."

Cas


Ben bir şey demek istemiyorum, bloga giren ahaliye sormak istiyorum:Şu suratı görünce, aklınıza ilk ne yapmak geliyor?

Tecavüz- İbret-Müstehak

Kaç yaşındasın ve İstanbul'da nerede oturuyorsun?
23 yaşındayım. Fulya'da oturuyorum.

Yalnız başına mı kalıyorsun?
Hayır, arkadaşlarımla yaşıyorum.

Ne iş yapıyorsun?
Şu anda çalışmıyorum, iş arıyorum.

Sosyetik arkadaşların var mı?
Evet var. Hem de çok.

Sana tecavüz eden kişi ile ne zaman, nasıl tanıştın?
Bir iki haftadır çeşitli kulüplerde karşılaşıyorduk. Ama hiç konuşmamıştık. O iğrenç gece Nişantaşı'ndaki bir kulübe gitmiştim. Yan masada oturuyordu.

Peki o gece her şey nasıl başladı?
Ben arkadaşlarımla eğleniyordum. Nasıl olduğunu anlamadan bir anda onunla konuşmaya başladık. Derken sarhoş oldum. Çok kötüydüm. Daha sonra kulüpten kol kola çıktık. Herkes bizi gördü. Yanımızda korumaları vardı.

Seni otele gitmeye nasıl ikna etti?
Hatırlamıyorum ama belki ciddi bir ilişki yaşarız diye düşündüm.

O da alkollü müydü?
Evet. İkimiz de içmiştik. Ben bir ağlıyor, bir gülüyordum. İçkime bir şey attı mı hiç bilmiyorum.

Hiç şüphelenmedin mi?
Hayır. Otel odasına nasıl çıktığımızı hatırlamıyorum. Bana zorla sahip olmaya çalıştı. Ağzımı eliyle kapattı. Bağırmamam için ensemdem sıkı sıkı tuttu! Kaçmamı engelledi. Sutyenimi ve iç çamaşırımı yırttı. Sabaha doğru otelden perişan bir şekilde ayrıldım.

Sana ilk ne zaman dokundu?
Hatırlamıyorum, kendimde değildim

Niyetini anlayamadın mı?
Niyetini anlayacak halde değildim ki.

Yanında seni kollayan, uyaran biri yok muydu?
Hayır kimse yoktu. Kız arkadaşım ile dışarı çıkmıştık. Ama o sonra eve dönmüştü.

Peki daha sonra susman için para teklif etti mi?
Hayır böyle bir şey olmadı. Zaten ben para için kendimi satmam. O adam babasının parasıyla beni satın alamaz.

Otelden çıkınca ne yaptın?
Hemen ailemin yanına gittim. Ama onların yüzüne bakamadım. Yeniden İstanbul'a döndüm. Onunla da bir daha görüşmedik.

Şikayet etmeyi düşünmüyor musun?
Şimdilik hayır. Çünkü bir ailem var. Onların duymasını istemiyorum. Üzüntüden kahrolur ve ölürler. İğrenç olayı çok yakın bir arkadaşım biliyor. Üzüntüden günlerdir uyuyamıyorum.

Sana destek olacak biri yok mu?
Kime, nasıl söylerim bilmiyorum. Çok utanıyor ve korkuyorum.

Cep telefonu ile o anı görüntülemiş olabilir mi?
Hayır sanmıyorum.

Sana şiddet uyguladı mı?
Yok hayır. Sadece üzerime saldırdı.

Hayatında biri var mı?
Sevgilim yok ama kaybetmekten korktuğum birisi var. Psikolojik yardım almaya başlayacağım. Sürekli ağlıyor ve uyuyamıyorum.

Ölenler Ölmeyenler Ve Bakkal Hilmi

Şu sıra ölmüş olmalarından korktuğum 3 kişi var-dı. Biri normalde haftada 1 kitap çıkarırken, görünmeyeli nerdeyse sene olan Orkun Uçar, ikincisi mühim araştırmacı Cengiz Özakıncı, üçüncüsü de bizim bakkal Hilmi. Bakkalı karıştırmayın da, diğerlerinden bahsedelim.

Geçen İdefiks'te yeni çıkan nanelere bakarken "Metal Fırtına 5"i gördüm, aha dedim tamam, ölmemiş. Meğerse o da Burak Turna'nın serinin 5. kitabıymış. Merağa devam yani. Adam o kadar derin işlerle ilgili yazdıktan sonra "aldılar" mı ne yaptılar artık.

Cengiz Özakıncı'yı ise şu Ankara'da bir üniversitenin (Başkent miydi? Ne fark eder) yayın organı olan Bütün Dünya'da gördüm. Ekim sayısında bir yazısı vardı. Onun da son kitabı çıkalı oldu bayağı. Çıkan kitapları genişletip duruyor. Daha önce alanlar da mal gibi kalıyor...

Yar


Çok amaçlı oyuncu işte bak. Sayı da atar, asist de yapar, oyun da kurar, yarasa da avlar...

Daddy Cool

Bir adama her şey mi yakışır.

Fawer

İzleyen izlemiştir, Adam Fawer vardı az önce Medya Kralı'nda. Programda "en çok okunduğum ve en çok ilgi gördüğüm ülke Türkiye" dedi. Ki Empati'nin de ilk olarak Türkiye'de yayımması bunun bir kanıtı.
Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani Fawer'ın kitaplarının niteliği açısından. Evet çok az kişi okuyor memlekette, okuyanların da büyük kısmı efendi gibi şeyler okumuyor, temelde çok gerizekalı bir ülkeyiz ama, bu söylenen şeyi mühim buluyorum ben.

Orl-Tor Notlar


-Daha sadece benim izlediğim ilk maçları, onlar için de sezonun 3. maçı ama, sanki burada olmayacak. Hido için yani. Veya olsa bile, Magic'teki gibi olmayacak. Calderon filan...

-Bargnani gitsin Benetton'da filan oynasın. Bir de çocuğu 5 oynatmıyorlar mı.

-Şöyle bir bakınca olmaz gibi ama, ben Toronto'nun yedek kısalarının yeterli olduğunu düşünüyorum.

-Kaan abi aracılığıyla Bill Simmons'dan:"Bir oyuncunun boynunda dövme varsa, onun akıl sağlığından şüphe edilebilir". Katılıyorum. Örneklere de bakılabilir bu hususta.

-Ulan Matt Barnes kadar çok oyun profiline uygun takımda şans bulan adam var mıdır acep. Suns, Warriors, şimdiki Magic... At anasını satıyım, başka iş yok. Bulduğunu at.

-VC, Lewis ve Pietrus'suz Magic böyleyse, onlar gelince ne olur bilmiyorum. Mesele karşıdaki takımın Toronto olması değil-daha güçlüsü de olur. Ryan Anderson ve Matt Barnes gibi 2 sisteme cuk oturan 2 adamın alınması çok mühim iş. Daha J-Will'ide var da, neyse.

-Magic bir ara Nelson-Pietrus-Carter-Barnes-Lewis gibi bir beşle çıksa ne güzel olur lan.

-Dwight Howard süperstarsa, ben de...

-Bizim sunucu dayılar Hido'yu kollayıp övmeye çalışıyorlar, tamam ama, bazen aşırıya kaçabiliyor. Bugün de yaptılar.

-Hido'nun Kanada ellerine gelmesindeki en güzel yan, Raptor gibi gırgır bir maskotu sıkça görecek olmamız. Sempati toplayan Nba takımı olmanın yolları 1:Komik ve hınzır maskotun olsun hacı.

-Bir ara Jason-Johnson-Redick-Bass-Gortat beşi vardı. Çok ilginç. O değil de Bass de çok iş yapacak la(n).

-Belki ortada basketbol filan olmuyor, kaos vs. ama, 3. periyodun sonunda bana 3 haneli skoru gösteren takımın/maçın gadasını alırım arkadaş.

-Kağıt üstünde bakınca Nelson-Redick-Barnes-Anderson-Howard çok matah bir 5 gibi görünmüyor ama, sistem çok şeyi değiştirebiliyor işte. Çok garip.

1 Kasım- Benchten Gelen Uzunlar

Andray Blatche (WAS)- 15/18FG, 30PTS, 6REB

Al Harrington (NYK)- 16/23FG, 42PTS, 6REB

Spencer Hawes (SAC)- 8/15FG, 22PTS, 10REB


Hey gidi Al Harr...

Karışık İşler



İki resim arasındaki 100 farkı bulunuz. Maçı izlemesek neyse...

Güzel Formalar 43


Takım renklerini içeren away formaların en güzel örneklerinden biri. Çok şık.

F


Fransa'nın 2010 Wörldkap forması. Ayrıca daha da ilginci, Fransa bu kupadan sonra Nike ile çalışacak. Forma-kulüp ilişkilerinde aklıma en son gelecek birlikteliklerden biriydi ama oldu.
Bir de dikkat ederseniz, meşhur '84 formasının aşırı modernize edilmiş hali bu forma. O açıdan takdir ediyoruz. Bir bizimkiler yapamadı özüne dönük home forma. Şerit koyuyor, onu da kırmızıya...

Hadi Bakalım Amınıza Koyalım

Vermante's de gördüm biraz önce.
Siz de bir bakın, aşağıda devam edelim sallamaya.

http://vermante.blogspot.com/2009/10/kisiliksiz-serefsizsiniz.html

Zach

NBA'i çok bilenler Memphis'in Randolph hamlesini sorgulayadursun, Memphis, Toronto'yu 115-107 mağlup etti. 13/21 isabetle 30 sayı Zach'ten.
Yeri gelmişken söyleyeyim, rebuilding oniki tane genç oyuncuyu bir araya koymakla olmuyor, aklınızda bulunsun.

Ron

Şu anda Nba Stüdyo'nun tekrarını izliyorum. Kaan abi'nin anlattığına göre Ron Artest delisi, Sports Illustrated'ın fotoğraf çekimine zart diye bir manken kızla gelmiş. Ve bu kız Türkmüş. Çok garip işler.

Bismil...


Sezonu 3 gün gecikmeli olarak açıyorum. Hem de güzel maçla. "Bir tarafta" gencolar, "diğer tarafta" Mr Sheed destekli dayılar. Onu da bırak, geçen seneden kalan kan davası. Güzel maç olacağını umuyorum. İlk Spurs maçını ne zaman izlerim, bilinmez. Bi' de Warriors maçı lazım, yine deli beşler yapmaya başlamış Don dayı.

HG


Kariyerinin (muhtemelen) ilk yazısında "bu kafayla giderse" tarzı bir Turgay Şeren kalıbı kullanan Sine Büyüka'yı tebrik eder ve, kendisini daha fazla ekranlarda görmek istediğimizi belirtiriz. Spor Cafe'yi o sunsa misal. Burcu abla da haber sunsun, daha az sansasyonel olur hem.

Kafka


Bu dayıyı çok merak ediyordum. Şöyle bir yazdıkları hakkındaki şeylere bakınca da en çok merak ettiğim kitabı bu oldu. Ben herhangi bir kitabını alana kadar da bu çevrildi. Şans sanırım.
Kapak çok hoşuma gitti. Artı direkt Japoncadan çevrilmiş, o da diğer bir olumlu yan. Kısa sürede alabilsek bari. Tuzlu biraz da ama, ne yapalım artık.
Neden bilmiyorum, seveceğimi umuyorum.

Yakın

(...) Wenger kendi felsefesinin Johan Cruyff'un felsefesine çok yakın olduğunu itiraf etti: "Johan Cruyff gerçek bir antrenörün nasıl olması gerektiğini bize gösterdi. O antrenörlüğü bırakmış olabilir ancak onun oyun kültürü halen yaşıyor" dedi.

Güzel.

Müstehak

Bülent Uygunsuz Bursa Nilüferspor'da.

http://www.sporx.com/futbol/genel/172206/?ref=AOBTSLM

Terk-i Blog

Bu futbol blogları yaygınlaştığından beri sürekli bi' vedalar, geri dönüşler. Bunun başlıca sebeplerini de irdelemek gerek aslında ya, kısaca memleketteki ortalama futbolsever profilinin netteki yansıması diyebiliriz genel olarak. Sevmediği her şeye küfrü basıyor dayı, oh ne ala. Sonra da zaten az sayıda olan iyi yazan abiler/arkadaşlar kapatıp gidiyor dükkanı.
Önce Aceto'da yaşadık böyle bi vaka, neyse ki döndü üstad. Ardından Borges kapatmıştı, önce F.Dutchman'de ufaktan dönüş belirtileri gösterdi, sonrasından da mekana döndü. O dönerken PcLion Fc kepenk kapatmış. Tabii gençseniz bu tip şeylere daha fazla reaksiyon gösterebiliyorsunuz. Umarız geri dönecektir o da.

Biz bile burda tek-tük saçmalıklara kızabiliyorsak, rağbet gören bloglar nasıldır, varın siz düşünün. Gerizekalı mı yok. O yorumlarda millete sallayan salakların bir benzeri de, gaza gelip futbol bloğu açıp 2-3 fanatiklik yapıp, 3 gün sonra kapatan adamlar. Yani o kahvede maç izlerken yanınızda saçmalayan genco da, eğer bir külüstür makinası ve net bağlantısı varsa, blog açıp o salaklıklarını sanala da aktarabiliyor. Nedir ki yani.

Belki de en iyisi, yorumdan/tepkiden öte, herhangi bir şekilde "yazma kaygısı"nın olması. Veya sabredeceksin, ne bileyim.

.

"Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.
Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.
Değiştiriyorum son kelimelerimi.
Değiştiriyorum sonumu."

Kinyas ve Kayra, Hakan Günday, 2000.

The Griffins


Çok umutluydum ben Blake'den, bilenler bilir. Hala da öyleyim. Ancak insanın gözünün önüne kötü şeyler geliyor gelecekle ilgili. Yine bir draft birinci seçimi ilk maçta başlayamıyor. Oden'ı görüyoruz, zor toparladı.
Blake Griffin sezonun son hazırlık maçında bir smacın ardından yere inerken dizinde stres kırığı oluştu ve muhtemelen 6 hafta yok.
Bir de Eddie Griffin vardı, kaderleri benzemesin.

Başlıyoruz

2009-2010 NBA sezonu bu gece başlıyor.
Serde işsizlik, evde NTV, NTVSpor, NBA TV ve internet olunca bu sene izlenen maç sayısını maksimum seviyeye taşımak amaç.
Bu gece 4'te Blazers-Rockets NBA TV'de. Roy'a dikkat.
"Nasıl hayat tersine döndürülür?" Sadece 5 lira!

ATL


ATL uzak ara en sevdiğim şehir kısaltmasıdır.
Kısaltmaların NBA formalarında kullanılması da göze hoş geleceği de düşündüğüm ancak hiçbir zaman yapılmayan onca şeyden birisi.
En az 10 sene aradan sonra içimde alma hissi uyandıran bir forma yaptığı için ATL yönetimini de kutlayayım.

Femerling Antalya BŞB'de


Küçüklüğümün kahramanlarından Patrick Femerling Antalya Büyükşehir'le anlaşmış. Bak sen...

Gezer

Mesele 9 yıl filan değil, bambaşka bir atmosfer bu. Hasan Şaş'ın dediklerini okumşsunuzduz, "orda her şey flulaşıyor böyle abi" diyor. Bunun sebebi bu kısa yazının konusu değil, ona sonra da değiniriz.
Zaten iş zor, belki de beraberliğe sevineceğiz-tabii bu futboldan bağımsız bir durum. Öyle bir hal ki.
Bu durumda gel sen Bünyamin Gezer denen "höt sever" adamı tayin et bu maça. Umarım 2002'de Kadıköy'de oynanan maça benzemez. Ben korkuyorum şimdiden bundan. Futbol filan sonraki iş. Bi' de bu adamın baban olduğunu filan düşün lan.

Genco

Türk genci:

-Fayt Kılab ve V For Vendetta'nın hastası olur, çakma devrimci/çakma anarşist kesilir. Ama bunların kitap ve ç. roman versiyonlarını, yani asıllarını, duymamıştır bile.

-Üniversiteye okumaya gider, ama okula msn'den çıkmaya vakit bulursa gider.

-Politzer'in Felsefe'nin Temel İlkeleri ve Niçe dayı'dan Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü alıp rafına koyarsa, "felsefeyle ilgileniyor" olur.

Radu


Eğer ben, Türkiye gibi bir futbol ülkesinde, takımının Uefa Kupası'nın alışını görüp, ardından o kupayı alan neslin futbolcularını, bir Petre, bir Radu Niculescu, bir Berkant Göktan, bir Marcio, bir Fleurquin, bir Perez, bir Hasan Kabze kadar sevemiyorsam, bunda suç kimde dersiniz?

Fio

Allah bizi, takımımızın aynı tasarımda 65 forma giydiği günlerden esirgesin. Amen.

Edmundo

Şimdi tamam, Rijkaard adam değil, B planı yok, giyinmesini zaten bilmiyor, hocalıktan çakmıyor, onda sorun yok. Hepimiz mutabıkız. Ama dedim yine de şöyle bi' geri dönüp baksak, bu adam ne yapmış eskiden. Zarar gelmez. O yüzden sözü, mahallemizin kalender abilerinden, Mato Hilmi'ye bırakıyorum, buyur abi.

Öncelikle Franklin Edmundo Rijkaard, "meşhur" Ajax altyapısından çıkma bir futbolcudur. Leo Beenhakker zamanında A takıma çıkmış ve burada 7 sezon oynamıştır. Birçok kupa kazanmıştır, bunların arasında Kupa Galipleri Kupası da vardır. Ajax'taki son 2 sezonunda Johann Cruyff ile çalışmıştır ve üzerinde Cruyff'ün büyük emeği vardır. Bunla alakalı sözleri Ajax Barcelona Cruyff isimli kitapta okuyabilirsiniz. Cruyff de sık sık Rijkaard'ın nasıl bir futbolcu olduğundan söz eder.

2. Kısa, bir senelik bir Sporting-Zaragoza arasından sonra Ac Milan'a transfer olmuştur. Burada "hemşehrileri" Van Basten ve Gullit ile birlikte dönemin en iyi takımına önderlik etmiş ve almadık kupa bırakmamışlardır. Arrigo Sacchi'nin başında olduğu bu Milan takımı, o dönem yaygın olduğunun tersine hücum futbolunu sahaya koymuş ve yararını fazlasıyla da görmüştür. Tabii böyle bir futbol anlayışını sergilerken de Hollanda kökenli olan takımın demirbaşlarının etkisi çok fazla olmuştur.

3. Kariyerinin son 2 sezonunu futbola başladığı takım olan Ajax'ta geçiren Rijkaard, burada da 2 lig şampiyonluğu kazanmış ve bir de Cl kazanarak, hem de eski takımı Milan'a karşı kazanarak, bu parlak kariyere noktayı koymuştur. Birkaç yıl içinde tüm Avrupa'ya dağılıp kıta futbolunda söz sahibi olmaya başlayacak olan o genç nesile abilik yapmıştır. O nesil içinde uzun süre sonra Gs'ye yolu düşecek olan Frank de Boer dahil, kimler yoktur ki.

4. Rijkaard Milan'da olduğu gibi Hollanda Milli Takımı'nda da Van Basten ve Gullit ile önderlik etmiş ve hem tarihin gördüğü en iyi milli takımlardan birini yaratmış ("coach of century" Rinus Michels teknik direktörlüğünde), hem de Hollanda'ya tarihlerinin ilk uluslararası kupasını kazandırmıştır.

Bölüm 2

5. Frank Rijkaard işin kulübe tarafına ilk önce Ronald Koeman ve Johan Neeskens ile Guus Hiddink'in yardımcılığını yaparak başlamıştır. Ardından da Euro 2000 için takımın başına getirilmiştir. Rijkaard güzel futbol oynayan bir ekip yaratmıştı. Ki zaten söz konusu Hollanda olunca başka türlüsü beklenti dahili olamaz; sonuçlar değişebilir, o ayrı.
Yarı finale bol gollü galibiyetlerle gelen Hollanda, yarı finalde İtalya'ya karşı muhteşem oynamış fakat, normal süre içinde 2, penaltılarda da 3 penaltı kaçırarak elenmiştir. Bu maçı canlı izleyebilmiş olmam şans mı şanssızlık mı bilemiyorum. Ama nerdeyse ağlayacaktım maç sonu. Hollanda sempatimi kesinleştiren noktadır bu maç. Hollanda abartısız harika oynamıştır. Ama İtalya, bir de sonradan 10 kişi kalmasına rağmen, ne var ne yok defans yapmıştır. Ve futbol tarihinde birçok kez olduğu gibi savunma kazanmıştır. Artık karma mı dersiniz ne derseniz deyin, finalde İtalya dramatik bir şekilde kaybetmiştir Fransa'ya.

Belki 74 ve 88'deki gibi kaliteli bir nesile sahip olan Hollanda, o turnuvadan eli boş dönmek zorunda kalmıştır. Ve her zaman oyun yerine de sonuca bakıldığı için, Rijkaard takımdan ayrılmıştır.

6. Barcelona 100. yıldaki şampiyonluğun ardından bir düşüş süreci yaşamaktadır. 2003 yılında takımın başkanlığına geçen Joan Laporta, Johann Cruyff'tan 5 kişilik bir t. direktör listesi ister. Beşi de Hollandalıdır. Bu 5 hocanın arasından Frank Rijkaard'da karar kılınır.
Rijkaard takımın başına gelir. Ronaldinho ve Quaresma dahil, birçok yeni transfer vardır;takım yeniden kurulmaktadır bir nevi, her şey sil baştan.
İlk sezonun ilk devresinde (yanlış hatırlamıyorsam) 14. sıraya kadar iner Barça. Ama sabredilir. Sezon sonunda 2. sıradadır Barcelona. İşler yoluna girmektedir. Takıma yeni ve çok yararlı transfeler yapılır, düzen kurulur. Şişkin egolar yontulur. Total Futbol'un modern versiyonu sahaya konur. 2 La Liga, bir Cl ve iki İspanya Süper Kupası gelir.

Bu dönemde Rijkaard'ın yaptığı en büyük işlerden biri de, futbolu bıraktığında muhtemelen tarihin en iyi birkaç oyuncusundan biri olarak nitelendirilecek olan Lionel Messi'yi futbol sahnesine sunmasıdır. 04-05 sezonunun başında Messi'yi ilk kez bir Espanyol maçında sahaya sürmüştür. Sonrasında zaten yavaş yavaş Messi takıma yerleşmiş ve yeteneklerini göstermeye başlamıştır. Sırf bu açıdan bile Rijkaard önümüzdeki geniş zaman diliminde farklı şekilde takdir edilecektir insanlar arasında. Messi'nin şu sözleri de Rijkaard'ın onun için ne ifade ettiğini açıkça gösterir:"Ona çok şey borçluyum. Bunu şöyle ifade edeyim. Onun için bir yerimi yaralasam, acıyı hissetmem."

Ayrıca yeteneği bilinen, ama bazı mental sorunlardan kendini bir türlü futbola veremeyen Ronaldinho'nun da Rijkaard ile birlikte kendine geldiğini hatırlatalım. Fransa'da oynarken, kulüplerden çıkıp idmana gelemeyen R10, Barça'da 2-3 yıl boyunca Dünya'nın en iyisiydi.

Olaya bu açıdan bakınca, bizim de elimizdeki genç yeteneklerin zamanla daha iyi olacağını öngörebiliriz. Arda'dan önce, Aydın'ın bu sezon bir nevi kendine gelmesi, bu konudaki en net veridir elimizde, bu sezon özelinde.

7. Rijkaard'ın gelişi, Galatasaray açısından, sadece "iyi bir hocanın takıma gelişi" olarak nitelendirilemeyecek kadar önemli. Rijkaard bir ekolün, bir futbol kültürünün sembolü. Michels ve Cruyff ile başlayan, şimdi Van Gaal, Guardiola, Rijkaard vb. hocalar tarafından yaşatmaya çalışılan bir futbol duruşunun en önemli temsilcilerinden. O yüzden, Gs taraftarının ve Türk futbolseverinin yapacağı (yapabilir mi) ilk iş, bu meselenin önemini anlamak. Farkına varmak, varabilmek.

Rijkaard belki de ülkeye gelen en parlak futbol figürü. Daha önce daha iyi hocalar gelmiş olabilir. Daha tecrübeli vs. Ama böyle bir kariyere, böyle bir "background" a sahip bir adam, Türk futboluna gelmedi. O yüzden farkındalık sahibi Gs taraftarının ilk dileği, şu kulübü yöneten işadamı denen kişilerin, azıcık sabır ve merhamet sahibi olmalarını ummak ve, bu futbol ummanının olabildiğince Gs bünyesinde kalmasını sağlamak. Mesele sadece onun gelmesi de değil. Onun öncü olabileceği bir yapıyı başlatmak. Bir geleneğe sahip olmak. Adam gibi oluşturulmamış yapıların, gelişigüzel işlerin kol gezdiği futbol dünyasında, işleri kontrol altına alabilecek, "futbol" izletebilecek, insanlara zevk verecek şeylerin sergilenmeye uğraşıldığı bir gelenek.

Bize düşen oturup dua etmek belki. Tuttuğunuz takımın efendi gibi bir hale bürünmesinin birkaç işadamının elinde olmasını bilmek ve buna bir şey yapamamak, pek iyi bir şey değil. Çünkü futbol, sanıldığı gibi değil. Yani bir yerden sonra. O bir yerden sonra "futbol" istiyorsunuz. Futbol değil. Mehmet Yıldız değil yani.

Fazla


''Rakibimizden daha çok gol attık. Bu, atağı iyi yaptığımızı gösterir. Eksiklerimizi gidereceğiz ama hep böyle olsun isteriz. Yediğimizden fazla attığımızda sorun olmaz''

Frank Rijkaard

Cam

Totem yaptım, uğur denedim, her neyse;tuttu. Fb maçının ardından, Gs maçına kadar uyuyacaktım. Gece hiç uyumamıştım, biraz yakıt ikmali olacaktı yani. Olcan'ın direk pozisyonundan sonra elemanlara kendimce "hadi koçlar, yeter ki atın, görmesem de olur" deyip, kafayı vurdum. Hatta anneme tembihledim, 5 gol atsalar da söyleme/dürtme diye.
Bir kalktım, kafamda yenildikleri verisi var, her nasılsa. Sanırım tam uyanmadan içerdeki muhabbetlerden girdi beyne. Salonda Fb'li bi' adam oturmasına rağmen, uyku mahmurluğu sağolsun, dalga geçemedim. O anda zaten İstiklal Marşı filan okunuyordu, bizim maça konsantre olma vaktiydi yani.

90+3'te gol iyidir de, bir de gör(s)eydik şöyle bağır(s)aydık, cam-çerçeve filan. Haftaya artık.

2010

Biliyorsunuz 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye'de düzenlenecek.
Hummalı bir çalışma gerektiren bir iş ve yetkililer en yüksek hızda çalışıyorlar.
Sizin ve bizim de yardımımıza ihtiyaçları var.
Gönüllü başvuruları www.tbf.org.tr'de hala açık.
Biz Lappappa olarak her türlü haberi buradan vermeye çalışacağız ve bu organizasyonu Türkiye'nin yüz akı yapmak için elimizden geleni ardımıza koymayacağız.
Turnuvanın resmi web sitesi;
http://www.turkey2010.fiba.com

Tuna

Ben önce o okusun diye, sonra da yaşasın diye romanlar yazmışım meğer.

Ama artık ikisinin de imkânsız olduğunu açık seçik görüyorum. Romanlarımın doğru anlaşılmasının (en azından ben yaşadığım sürece) imkânsız olduğunu da görüyorum.


Bak sonra demeyin, "bu ülkeden bi' James Joyce çıkmadı kardeşim!" diye. Çıkmış fakat biz anlayamıyormuşuz-normal olarak.

Yancı

Futbolda çok feci bir olay var. Gol atıyorsun abi. Takımdan başka bir eleman, golü atan elemandan daha fazla ve daha dikkat çeker seviniyor. Diğer tarafa filan koşuyor mesela, öyle olunca da kamera onu çekebiliyor ve herkes yanılıyor. Lan gitsene golü atana doğru, herife bak. İlla siktirticek bencilliğini.

Dün gece Arjantin maçı. Zaten gol karambolde oldu. Kimin attığını göremedik. Bir baktım Heinze önden yardırıyor, ardından Jonas üstüne atladı filan. Meğer Bolatti'ymiş.
Bok var böyle delibaş koyun gibi kendi kendine koşturuyor. Tamam anladık, gidiyorsunuz Finallere de, bir de efendi gibi sevinsen.

Çok uyuz bi' mevzu. Ben olsam o ayrı sevineni döverim lan.

Bogans


Abi ben harbiden anlamıyorum, hadi takip etmesek, bakınmasak tamam. Nasıl kaçıyor bunlar gözden, inanılmaz.
Bizimkiler Keith Bogans'ı kapmış. Sevindim. Ligdeki sevdiğim elemanlardandır. İyi şut sokar. İş yapar da bizde. İyi kadro yaptık valla. Bu sene ümitliyim hacı.

Yardım

WNBA finallerini izliyorum. Ablalar her oyun duraksamasında, sayıda, faulde, top dışarı çıkınca, hakem her öksürdüğünde bir araya gelip kısa da olsa bi' konuşup filan ayrılıyorlar. Bunu voleyboldan biliyoruz mesela, öyle değil mi.
Şu geliyor akla, yani demek ki dişi kısmısı bu birlik/beraberlik konularında daha bir gönüllü. Tabii bu geleneksel bi' şey olup, içten gelmeden yapan da vardır ama, erkeklerde hiç yok ulan. Daha ne olsun. Düşünsene Stephen Jackson, Corey Maggette filan toplaşıp "hacı böyle yapıcaz tamam mı, tamam" çekip dönüyor oyuna. Dünya'nın dengesi bozulur lan.

MK


Aslında NBA hiç başlamasa, bütün futbol maçlarını Murat abi sunsa, her maç her gelen de Real'e koysa...

X

Önce şurdan. Ben diyorum abi, burda da yazdım;bir gün başkan da gaza gelecek bu gerizekalılardan, basından vs., sonra kovacak bu adamı, ben de olayı duyduğum anda futbolla ilişkimi keseceğim. Direkt.
Çok aptal bi' ülkede yaşıyoruz be abi, sandığımızdan daha fazla.

Göt

2 Rijkaard'ın gelmesinin öneminin farkında olan ve takımlarını çok seven Galatasaraylı futbolseverin muhabbeti. Ben tanımıyorum. Bir arkadaşın arkadaşlarıymışlar.

-abi
-rijkaard...
-gelse götümü sikse
-"napıyon laaan" demem
-o derece
+ ben daha bi içime alırım lan sen ne diyon
+cruyff ün öğrencileri bunlar amına koyym

Vay vay gençlere bak sen. Ben de veririm gerçi o başka.

Güzel İkili


İnanılmaz bir resim. Ve her bu tip resimde olduğu gibi, tesadüfen bulundu tabii. Şuna bak ya.

İhtiraslı blogcunun editi:Bu resim yarın Spor Servisi'nde yayınlanmazsa çocuğumu keserim ulan.

90

Aydın-90-sever.

Sup

Türk genci;

-wassup'ı bilmez ama sorry der.

-"Lost izliyorum" der millete, ama izliyorum dediği aslında başlamaktır. Efendi gibi bitirmez de, sorsan 2. sezondayım der. Çünkü Türk genci sıkılgandır. Gelemez "öyle şeylere".

-hem milliyetçi olur, hem de Che hayranı olur.

Penny


Bu kadının Fenerbahçe'ye gelmesi Gs'nin son 2 yılda yaptığı bütün futbol transferlerinin bir yerde karşılığıdır. Olmaz birader. Bir şey yapıp bunu engellemeliyiz. Herifler her maç full oynamazsa ben de adam değilim.

Ar


Miami Heat camiası ve tüm Floridalılara sabır dileriz...

Kapalı

Şu yeni dizi Kapalıçarşı'da çok feci Malafa kokuları var. Bilmiyorum işin o yönlerine girerler mi çok ama, temelde var yani. Arda denen elemanda da Kozan esintileri.

Martin

Muhtemelen tarihi bir maça tanıklık ettik. İzlemeyenler çok şey kaçırdı. Ayakta kalanlar da harika bir şekilde ödüllendirildi. Palermo büyüktü, daha da büyük oldu. Daha önce Dani Alves'i görüp nasıl oluyor diyorduk, şimdi de sol bek-oyun kurucu gördük:Vargas.
Sonuç filan başka mesele ama, ben böyle bir havada oynanan maç görmedim, görmem de. Bir ara kamera sallanıyor ve oyuncular görünmüyordu. Kısa bir süre açıyı değiştirip pilot kamerayı sildiler ama, 5 saniye sürmedi, yine aynı. Şükür yıldırım düşmedi.
Higuain ilk maçında gol attı, tam zamanında atmış. Şimdi birkaç 10 maç atmayabilir.
Son saniyede bir sürü şüpheli pozisyon var da, üstünde konuşmak insanın işine gelmiyor valla. Palermo'nun golün santrasındaki vuruş gol olsaydı... oturup ağlayabilirdik herhalde-ki sanırım Vargas'tı.

Sun


Tartışmasız son dönemde gördüğüm en iyi away formalardan-Sunderland away 09-10. Bu tip şablon hemen hemen renk ayırt etmeksizin başarılı sonuç verebiliyor. Bir esas renk, iki kollarda veya gövdede daha az kullanılan renk, yaka ve kolun ucu gibi yerlere konulan parlak renk. Hele o üçüncü renk bütün havasını değiştirebiliyor ürünün.

Yaka


Sanırım bir açıdan bu sezonun en çok dikkat çeken 2 forması bunlardır. Öyle yakalar yapmışlar ki, oyuncu koştukça fili fili sallanıyor. O yüzden de Uğur Boral'ın yakayı kesip de formayı giymesine insan sinir olsa da, bir şey diyemiyor. Bir de Fb'ninkinin uçları sivri ya, of of.
90'larda kaldı böyle yakalar aslında ama, demek ki tasarımcılar arada yine uygulayabiliyor. Halbuki son dönemde yaka konsa bile, şu şekilde oluyor:

Yani böyle. Hem istediğiniz tasarımı uygulamış oluyorsunuz, hem de oyuncu rahatsız olmuyor çok. Kaba bir görüntü olmuyor.

Jşkdşalsk


Daha önce bi'yerde yazmıştım. Ya Gs Formaları ya da burda. Fb'nin bu seneki formasına uygulanan tasarımın hiçbir takımda olmadığına dair. Bir örnek bulduk. Real'in ligde giydiği away. Zor anlaşılıyor tabii, düz forma olduğu içün.
Ama iyi gene de, 3 formanın ikisinde görünmüyor en azından desen, bıkmıyorsun. Tek örneği var, o da Real'de.

Olmaz Hemşerim

Dün Ntv'de Günlerin Getirdiği'ne denk geldim. Mustafa Üstündağ vardı açtığımda. Muro diyeyim de millet tanısın. Sonra 2-3 kişiyle şu Hanımın Çiftliği'ndeki şiddet sahneleri üstüne ufak röportaj görüntüleri verildi. Ümit Besen, Erol Büyükburç, Yaşar filan. Fikirleri sorulmuş. Ortaya çıkan şey şu:

"Adana insanı böyle şey yapmaz"

"Değil Adana'da, ülkemizin hiçbir yerinde böyle bir abi, baba olduğuna inanmıyorum"

"Adana insanı çok şekerdir, asla böyle şeylere tanık olmadım"

Şimdi tamam. Doğrudur. Bunda sorun yok. Hatta Adanalıların başka bir alametifarikası küfür konusunda da sandığımız gibi olmadıklarına dair şeyler söylendi. Eyvallah. Öylelerdir. Tamam.

O zaman şimdi mahallemizin saygın kişiliklerinden Kazım abi'ye soruyorum:Kazım abi, Çemişgezekliler nasıl insanlardır abi?
"Sorulur mu Lappapım, hepsi kral adamlardır". Eyvallah abim.

Birkaç kişiye daha sordum ettim-Hilmi abi, Fikri Amca, Zurnacı Besim Abi filan. Artı kendi bilgilerimi de ortaya koydum. Sonuç mükemmel. Ülkem insanlarının hepsi dahası, yörelerin hepsi şükela yerler. Sorun yok yani...

O zaman soruyorum size, bütün bu olumsuzlukları yapan kim? Yani onlar Sibiryalı filan mı? Adanalı süperdir, Balıkesirli şahanedir, İstanbullu zaten "İstanbullu", Ankara başkent, İzmir modern, Bursa filan tekstil şehri, Trabzonlular yiğittir, öyle şey yapmaz, Karslılar filancadır. Ve ee?

Kızına çöken, komşusunun kafasını kesen, kız arkadaşına mangallık et muamelesi yapan, karşı köye gidip 44 kişiyi gözü kapalı öldüren, protesto davasına milletin ekmek kapısına sıçan, her önüne geleni dolandıran, gördüğü her dişiyi "sikilecek nefes alan madde" kategorisine sokan kimler? Uzaydan mı indirildiler yani? Ne kadar gamsızız lan. Bir sürü olan-biten iş var, hala hemşehricilik. Sikeyim hemşehrinizi de sizi de. Benim hemşerim bunu yapmaz, onunki de yapmaz, öbürününki hiç yapmaz! Ananızın amı.

Reklam

Az-çok ilgilenenler bilir. Edebiyat dünyası'nda reklam meselesi çok tartışmalıdır. Yapılsın-yapılmasın, gerek var mı-yok mu, ay benim sevdiğim yazar popülerleşmesin gibi sorular döner durur. Belli popülerlikte yazarlar veya amacı zaten popüler olan yazarlar için sorun yok da, ufaktan tanınmaya başlanan veya kalite olarak hakkı verilmeye başlanan yazarlar açısından sorun büyük.

Dün bu ayın Tempo'su girdi eve (bu arada Tempo'nun şu Dolce Vita serisi harika. Koleksiyonluk yani direkt). Bakıyorum ne var ne yok. Yine Umberto 5 dk.lık bi'şey yazıp göndermiş filan. Allah bilir kaç para alıyordur, helaldir ona gerçi o ayrı. Birden zıraank diye Ziyan'ın tam sayfa reklamı karşıma çıkmasın mı. E ama şimdi...

Kendisi öyle kabul etmese de veya belki tam olarak öyle sınıflandırılmasa da (Ayrıntı'dan çıksa, seriye dahil olurdu, o başka) Hakan abimizin yazdıkları "yeraltı" türünde. Tanıyanı da azdı fakat, bir şekilde çoğalıyor. Bu bir yandan iyi tabii ama, bizim memlekette pek de önem verilmeyen bir dinamik var insanlar arasında:özentilik. Görmek de yetiyor ama, bazı duyduklarımız var ki, of of. Demek istediğim şudur, önünü almak mümkün değil, ama elden çıksın:Bu adamı anlamaycak olan, okumasın kardeşim. Okumasın. Çünkü belli bir seviyenin altında olup da Günday okuyan adam, hemen tribe giriyor. "Abi ben de böyleyim ya, hayat çok boktan falan fişman". Siktir. Azil gibi lens takan da duyduk. Bir dönem bir üniversite sınıfının hepsinin K ve K okuduğunu da duyduk. Boklara bak hele. Önce bulduğunu sik, sonra da "kayıp genç" triplerine gir.

Çok koptuk. Toparlayalım. Gençlere söv söv bitmez nasılsa.

Reklam hem iyi, hem kötü. En azından Hakan Günday açısından bakınca. İyi;çünkü, onu tanımaya ve okursa sevip anlayacak olan adamın ona ulaşma şansı artar otomatik olarak. Kötü;o zaman da onu okumayacak olan kişinin de okuma ihtimali artacak.
Bir de işin eleştiri ve kabul edememe sorunu var işte. Ne bileyim, çıkar eleştirmenin biri der, "Hakan Günday çizgisini bozdu." Lan ne çizgisi, eminim o reklamın yayınlanmasında yazarın herhangi bir kararı bulunmuyordur.

Bir kısmı özenti kontenjanından olsa da, Hakan dayının okurunun arttığı, okuru bırak seveninin arttığı kesin. Sırf "Ekşi sözlük" teki ("ekşi" demek de suç oldu ya artık, tam yazalım) tepkiler yeter. O yüzden bize düşen, işin mali kısmına bakmak belki de. Son röportajlarından birinde, son dönem çalışmadığını ve kitaplardan gelen parayla idare ettiğini söylüyordu. Bu güzel tabii. Yani ülkede yazarak bir şeyler kazanmanın olasılığını düşünürsek hali hazırda, bu söyledikleri insanı sevindiriyor. O bir şekilde memnunsa da, gitsin best-seller olsun isterse, sanki her okuyan anlıyor onu da. Anca birkaç hafta tribe girer kendi kendine, sonra yine salak salak hayatını sürdürmeye devam eder. Farkındalık.

Sorun

Utah-Bullz maçı. İsmail Şenol sunuyor. KK, Derrick Rose'un soğukkanlılığından bahsediyor. Şenol araya giriyor:

"...biz buna NBA'de Tim Duncan sorunu diyoruz. Ehehe."

Biz de NBA maçlarını izlerken bir sorundan bahsediyoruz ama, neyse şimdi boşverin.

O


Ah be dayı, doğru aileyi tutturdun ama, yanlış kişiye odaklandın. 2 gün sonra yengeye çökmez inşallah.

"... Stern Başkaan"


Önce haberi okuyun. Buyrun.

Artık şu manzarayı görmek mümkün değil yani NBA'de. Hadi atak sırasında ayakta olmak, veya şu meşhur ilk sahaiçi isabeti bekleme ritüelini geçtim. Adam takımından biri gidip içine vurunca, veya rakip pivotu potaya sokunca nasıl ayağa kalkmayacak lan? Nasıl zenci tepkisi verecekler? Nasıl orda "wassup niggaz" çekecekler? Siktiniz lan NBA kültürünü. Olmadı zencileri de almayın. Beyaz-beyaz takılırsınız.

Takım elbise kural getir, ayağa kalkma. Yakında şortlar filan da diz üstüne çekilir. "Ne o lan, efendi gibi giyinin" deyu. Dövme de yasaklanır.

Sikim salakları. Gidip illa merkezi mi basalım? Getto'dan adam toplayıp "sahaya ineriz ananızı sikeriz" mi çekelim?

Sepp

"Ronaldo ve Messi'nin Dünya Kupası'nda yer almaması, Fifa açısından problem olmaz."

Bunu diyen Fifa başkanı Sepp Blatter. Yarrakkafaya bak. Biri Urziceni'yi filan Cl'ye sokar, diğeri halihazırda yeryüzünün en iyi 2 oyuncusunun Vörldkap'ta yer almamasını sorun olarak almaz. Heriflere bak la. Senin açından sorun yok da, futbolsever adam her maç Tunus-Kuveyt izlemek istemez-Dünya Kupası bu. Her kupa kendi yıldızını çıkarırmış. Bak sen.

Adfslkdfşskdfşsk


(İşbu post, dünkü maç ve sonucundan bağımsız yazılmaktadır)

Yazmayı ertelemiştim ama, şu entry beni dürtükledi:

"her topu aldığında/rakipten kazandığında sanki hayatında ilk defa top görmüş birisi ya da büyüklerin maçına adam eksikliğinden alınmış çocuk gibi panikleyip ellerini açarak "nereye atayım??" demesine ve asla ileriye oynayamamasına hastayım.

caps koyacaktım ama sahada izlemek yeteri kadar sinir bozuyor..."


Mustafa Sarp'a başlarda olumlu gözle bakmamıştım. Gelişine yani. Çünkü biliyordum "ne kadar" olduğunu. Sonra olanlar hepinizin malumu. Gelen goller. Samimiyeti. Hırsı. Attığı gollerdeki deli sevinci. Bu görülenler, Kewell'dakine benzer bir sempati yarattı Sarp'a karşı. Ve de insanlar böyle durumlarda sevdikleri oyuncuların olumsuzluklarını göremezler çoğunlukla.Futboldan anlayanlar tabii.
Mustafa Sarp, Galatasaray seviyesinde bir oyuncu değil. Bunu okuyanların bir kısmı "E Sabri de değil!" diyebilir içinden, ama o farklı bir örnek.

Olay şu:Sarp, orta sahada topu aldığı ve ufaktan ileri doğru salındığı periyotların çoğunda, topu aldıktan 2 saniye sonra filan, ellerini yana açarak "nereye atıyım yaa!" şeklinde bir tepki veriyor.
...
Çok kıroca veya bilmemnece olabilir ama, ben bir hoca olsam ve oyuncum sahada bunu yapsa, maçı, kariyeri, takımı kulübü bırakır, girer onu sahada döverim. Direkt söylüyorum bak.

1. Sahada senin takımın 11 kişidir muhtemelen o anda. Senin o "nereye atıyım abi yaa" çektiğin sahada hiç kimseyi bulamadıysan, dön kaleciye. Elini-kolunu da açma. Dön kaleciye bir daha başlasın oyun, sana da vermesinler kanattan gidelim. Hey yarabbi ya.

2. Bu hareket, sahadaki oyuncuları olumsuzluğa sevk eder. O yaptığını gören futbolcu doğal olarak "aha sıçtık" çekmez mi. Lan adam bildiğin "topu verecek kimse yok" diyor. "Ben kabiliyetsizim" olmuyor orda, "atcak kimse yok" oluyor. Yapma işte onu. Rahat dursun elin-ayağın. Eşşek kadar adamlar, Galatasaray'da oynayan adamlar, halı sahada "gelin de pas veriyim lan" felsefesine dahil göbekli dayılar gibi el-kol açıyor allahım ya, duvara kafa atıcam şimdi.
Hasan Şaş çok yapardı bunu sağolsun. Tek başına deli gibi depar atıp ilerde tek kalınca, sonra orta açacak veya pas atacak kimse kalmıyordu tabii, bu da iki elini yana açıp panik yapıyordu.

3. Bu takımın başına gelen adam Frank Rijkaard. Cruyff yetiştirmesi. Tarihin en büyük futbolcularından. Total Futbol dinine mensup. Az-çok onu aktarmaya çalışıyor bu takıma, değil mi? Bu Total Futbol denen nanede, başta gelen zorunluluklardan biri, oyuncuların birbirine ideal mesafede, veya topu aktarabilecek uygun mesafede olmalarıdır. Peki değiller mi diğer oyuncular uygun mesafede de bu böyle yapıyor? Hayır, genelde bu yakınlık -ideal olmasa da- oluyor. Ama dayı atamıyor. Öyle bir sorun var.

Abi, şu modern futbol denen şeyde, belki de en önemli mevkii defansın önü. Ön libero. Dmc. Her ne haltsa. Ordaki oyuncu, hele de Gs'de filansa, ve de belli bir düzey futbol oynamak hedefse, iyi top dağıtabilmelidir. Oyun görüşü olmalıdır. Linderoth bu konuda yeterli, ama o da maalesef sakat genellikle. Topal desen, bu kadar değil ama, onun da bu ara kafa bi' yerlerde.
Sikerim öyle işi, olmadı Ayhan geçsin oraya, biz de Allah ne verdiyse gidelim Çift santrfor da olsun , her bi' bok olsun. Rijkaard geldi şudur-budur diyoruz, uğraştığımız şeylere bak.

Bayram

Bülent Uygunsuz istifa etti.
Bütün Türkiye ve futbol aleminin bayramı kutlu olsun, ellerinizden öperim.

Teşekkürler

Yüzde altmışbilmemkaç topla oynamak, üst üste 500 pas yapmak, yedi tane hücum oyuncusuyla oynamak... Bunların hiçbir takıma hiçbir şeyi almak için yetmeyeceğini gösterdiğin, savunmanın da çok çok çok çok önemli olduğunu öğrettiğin, daha önemlisi bundan sonra olabilecek felaketlerin önizlemesini bize gösterip "arif olan anlar" dediğin için teşekkürler Ankaragücü.

Kendimizi kandırmayalım. Beklediğimiz, geldiğine sevindiğimiz Elano'nun bu olmadığı, hatta Arda'nın da momentumunu kaybetmesinde önemli rolü olduğu aşikar. Sakatlığında çok aradığımız Ayhan, onsuz günlerini aratıyor. Servet sağ stopere geçince verimi yüzde 40 azalıyor. Ve tabii ki çok gol kaçırıyoruz. Üç maçtır nazar boncuğu diyoruz, ama artık herkesin şapkayı önüne koyma vakti geldi sanırım.

Hön

Kafama takılan bi' mesele var. Daha doğrusu en başta milletin tepkisini almak istiyorum. Bizim blogun pek gireni-çıkanı yoktur ama, hep girenlerin tepkisini alsak bile yeter. Hüseyin filan.

Sizce, bir takımın oynanan maçı rahat alması mı sizi daha çok sevindirir son tahlilde, yoksa son anda, ucu ucuna mı? Bunu daha genel de sorabiliriz. Takımınızın başarıya rahat ulaşması mı bünyeyi daha çok sevince boğar, yoksa bizim '06 şampiyonluğu gibi maçını bitirip de 16 dakika bekledikten sonra ulaşması gibi zoraki olması mı?

Mesela şöyle söyleyeyim:96-00 arası, hele de 98-00 arasındaki dönemde, ben dahil çoğu Gs taraftarı maçları izlemiyordu bile. Neden? Çünkü biliyorduk takımın ne kadar iyi olduğunu. 0-2 geri düşsek yine rahattık. Çok değişik bir his o. Öyle olunca da şampiyonluk daha farklı karşılanıyor.
Veya Barça açısından. Geçen sene sik-daşak yayarak alındı lig. Hatta daha da erken olabilirdi. Diğerleri de malum. Peki bu sene Real zorlasa, -ki zorlayacak- her şey son hafta belli olsa. Averajlar vs. O zaman daha mı tatlı gelir acep. Tabii ki rekabetin çapı da önemli bu durumda.

(Oynanan oyun açısından bakmak da var mesela. Yani deli gibi oynayıp son dakikada gol yiyip berabere kalsan sövecek misin hemen? Bu mu her şey.)

Ama 06'da öyle miydi mesela. Her şey son anda belli oldu ve delirdik. Siz hangisini tercih ederdiniz?
Anket filan uğraşamayacağım, böyle daha iyi. Yazan yazsın yorum kısmına görüşünü. Ona göre bir şeylere ulaşalım işte.

Uzun


Hatırlarsınız belki, geçen sene bu ablanın haberleri sunarken giydiği etek yüzünden, medya birbirine girmişti. Yok etik miymiş, yok estetik miymiş. Olaya bakınca 2 ihtimal vardı. Ya kamera açısı kaynaklı bir görüntüyü bu, olağan. Ya da klasik, kanal veya yönetmenin dişiliği kullanıp reyting aşırma çabası. Kendisi de çıkıp "ne var, normal bir görüntüydü" filan demişti. Olayın nette filan (doğal olarak) abartılmasını da kınamıştı. Haklıydı kadın. Ama milletçe abazayız işte. Resim ararken seçenekler içinden "özge uzun etek" çıktı. Düşün. Adam ona muhtaç.
Şimdi abla Haberturk'e geçmiş. Yapacağı programın ismi "Özge Uzun ile Uzun Geceler"...

Fragmanda filan bir ses tonu var, of of. Yurdum delikanlısı ona bile "gider", o derece.
E sen önce diyorsun o ufak görüntüden nolucak, sonra miniyle çıkıp program tanıtımları filan. "Nası olucak" o iş. Ses tonu baygın. Sanki 18+ sunacak.
Sonra yok efendim konsept bu. Siktir. Bildiğin cinselliği satıyor herifler.

Sikeyim bu ülkenin medyasını da, hakim sınıfını da. Amına kodumun ülkesinde.

LAAAA


Bilmiyorum farkettiniz mi, son zamanlarda en sık söylenen tezahüratlardan biri, şu (bizdeki haliyle yazayım) "... saldır gaLAAAAtasaraaaaay". Hıncal sövmüştü hatta, 90 Dakika izleyenler hatırlar-haklıydı. İlk kimde çıktı bilmiyorum ama, artık herkes söylüyor. Ne kadar kolay işler. Onlar söylüyor, biz de söyleyelim.
Acaba ne kadar kişi bu melodinin hangi şarkıdan çıktığını merak edip de gidip şu ablanın albümünü almıştır. Veya abla farkında mıdır şarkısından esinlenip yapılan tezahüratın bu kadar söylendiğinin. İlginç işler. Albümü satmaz veya kendi parlamaz ama, şarkısından tezahürat yapılır, bir şekilde kitlelere ulaşırsın. Ama amacına ulaşamazsın.