Yeni Madridista


Madridista koyu Real Madrid taraftarlarına verilen addır. Ya da bilinenin aksine her sempatizan Madridista değildir. Biraz daha özeldir kısacası.

Mourinho gittiği her takımın koyu taraftarı oldu. Rakiplerine de bu sebeple sallamayı hep sevdi. Daha gelmeden Barcelona'ya da sallamıştı zaten. Bugün saat 14'te resmi imzalar atıldı, ancak imzayı attığı için değil, Barcelona'ya karşı durması sebebiyle, o en yeni Madridista.

Formanın üzerindeki 1; "Special One" anlamına geliyor olsa gerek.

200

Ülkesinde yüzbinlerce aç insan varken, Filistin'e tırlarca/gemilerce yardım gönderen insan gerizekalıdır. Eğer bunu dini için yapıyorsa, onun dinini sikeyim. Ülkesindeki ihtiyaç sahibini göremeyip, burdan bin küsür kilometre ötedeki "din kardeşinin" yardımına koşan adam ahmaktır.

Kendi ülkesindeki fakir adamı, 2 sokak ötedeki yardıma muhtaç komşusunu doyurmayıp, seneden seneye Beyaz Şov'da Türkiyeananınamıgönüllülerivakfı'na telefondan mesajla bağış yapan kişi, salaktır, maldır. Beynini siktiğimdir.

Yoldan jipiyle geçerken gördüğü fakire burun kıvırıp, şov programında sükse yapmak için bir eğitim vakfına 200 milyar bağış yapan işadamı siksalağıdır.

O forma



Milan bu formasını 100. yılında çıkartmıştı ve geleneksel olarak her sezon düzenlenen çeşitli yardım maçlarında veteranlarına bu formayı giydiriyor. Bugün de oynanan bir yardım maçında bu formayı giyip çıktılar. Esas Milan forması böyledir işte, ancak 100. yıl formasının dışında artık pek fazla ince çubuk denemiyorlar, deneseler de kollar siyah oluyor vs... (gerçi o da gelenek oldu artık) Bu forma her zaman favorimizdir, ligde de benzer formalar yapmalarını rica ederiz. Hele gelecek sezon formaları eğer sızan gibiyse sıçtık. Ne alakası var Milanla ? (!)

Atletico


Küçük Madrid'in formaları tanıtıldı. Bu adamları ne kadar sevmesem de formalarının her zaman Allahı var yani. Home formaları zaten her zaman aşağı yukarı aynıdır ve güzeldir. Esas fark yaratan güzellik away formalarıdır. Geçen seneki simsiyah formanın hastasıydım, ama şu lacivert formayı ondan daha çok sevdim sanki. Şort seçimi de muhteşem. Almam ama bakarım uzaktan...

2020


Daha en başından pişmiş kelle gibi sırıtan Platini hayvanına bakınca adil olmayan bir oylama yapılacağını ve "kıl payı görüntüsü" verilerek ,Fransa'nın "sözde" az farkla kazanacağını anlamıştım. O sebeple pis herifin suratını gördüğüm zaman kapatıp TV'yi dışarı çıktım, hava mis. Ancak sunumları falan izledim tabi. Şimdi sunum ve proje olarak hakikaten kıyas kabul etmeyecek kadar üstündük. Açıkçası ben Kongolu olarak tarafsız katılsam, "helal be" deyip turnuvayı Türkiye'ye verirdim, sadece logomuz ve manası bile fark atar. Ancak şunu da unutmayalım. Diğer 2 ülke -sunumlarında da zaten sırf bu özelliklerine vurgu yaptılar- hazırlar. Yani deseler ki heriflere, yarın yapacağız 2016'yı. Eyvallah baba deyip, kafayı yastığa vurup uyurlar. Diyeceksiniz ki, hazır olan ülkeye mi verecekler hep. Tabi ki hayır. Yoksa zaten kalkıp 6 sene öncesinden karar vermezler. Ancak şunu da biliyoruz ki, bu kadar kapsamlı bir işe girişirken hazır olmak veya çat diye hazır olabileceğini daha önceden ispat etmiş olmak, büyük etken. Yine de Platini köpeği olmasaydı bu turnuva bizimdi. Benim demek istediğim aslında şu;

Bilmem kaç şehirde bilmem kaç tane stadın yapılacağını biliyoruz. Ayrıca yedek 3 şehir ve yedek 3 stad daha var projelerde. Olimpiyat stadı, TT Arena ve yedek şehirlerden Gap Arena dışında yapılmış hiçbir stadımız yok. Benim merak ettiğim, şimdi ne olacak ? Bu stadlar kağıt üzerinde çizim olarak kalacak mı ? Ne de olsa kazanamadık, 2020 yılına daha janjanlı tasarımlar yapıp, daha güzel bir sunum hazırlayıp, insanların önüne bir daha koyarız mı diyecekler ? Yoksa adam gibi 2016 için yapılması gereken stadları yapacaklar mı ? He tabi bu söylediğim sadece stad için değil. Aynı soruları; ulaşım, konaklama alt yapı vs... çalışmaları için de soruyorum. Yakın zamanda biri çıkıp bunu sorar ve cevabı alınır zaten. Umarım bu projeler kazanamadık diye rafa kaldırılmaz. Aksi halde hiç bir zaman hazır olmayan bir ülke olarak aday olacağız her turnuvaya. Senin, adamlara her 4 senede bir, başka tasarımlar ile stadları çizip göstermen mi önemli ? Yoksa bakın biz bu stadları yaptık, yarın turnuva var deseneniz yapabiliriz demen mi önemli ? Fransa ve İtalya kaç stad yapacaklardı yeni ? Adamlar bütün gün ekonomik krizden bahsettiler. Böyle bir Dünya'da "bizdeki projeler 1500" demek mi önemli ? Hazır olduğunu somut olarak gösterebilmek mi önemli ? Bu sebeple adam gibi biz bu 2016 stadlarını yapalım ve 4 sene sonra, bakın bizim stadların hepsi modern, yeni yaptık. Alt yapımız da tamam. Hazırız diyelim. Önlerine başka janjanlı projeler koymaktan çok daha etkili olur eminim. Ama gelin görün ki hiç zannetmiyorum.

Yu-Ma-Tu


İçelim. İçirelim. Pişman olmayacaksınız. Biz olmadık. Geç bile kalmışız. Yanına da al Şıveps mandalin'i. Ooh.

cCc



Ve İnci sonunda bunu da yaptı...

Çubuklu



Daha önce Parçalı Milli Takım formamızı öteki blogda tanıtmıştık. Bugün bir anda şöyle bir formaya rastladım. Orijinal olduğu aşikar. 1982-1983 sezonunda giyildiği yazıyor (Edit: 82-83 sezonu içindeki bütün milli maçlara baktım. Belli ki başka sezonun, ya da dolapta kalmış bir forma) . Ancak ben hiç böyle bir forma hatırlamıyorum. Zaten yaşımdan ötürü hatırlayamam da, bunca senelik araştırmalarımda hiç mi rastlamamışım, ya da duymamışım. Hikayesini merak ettim şimdi. Bilen aydınlatabilir, hangi maçta giyilmiş vs... Ancak tıpkı Parçalı forma gibi, bu da teknik direktörümüzün macera araması veya mecburiyet olabilir. He bu arada bu forma satışta, ilgilenenler 250 pound vererek sahip olabilirler. S.kindirik bir 95-96 GS formasının 300 pounda gittiğini düşünürsek, güzel fiyat.


Aha bu da Parçalı. 14 Kasım 1984, rakip İngiltere. Sonuç 8-0.

Rajon Rondo



Daha önce ufaktan yazmışımdır belki, Ahmet Ümit Everest'e transfer olmuş. Şimdi tabii biz işin parasında değiliz. Ahmet Ümit bu memlekette yazarak kazanan nadir adamlardan. Keşke daha çok olsa böyle. Ben işin görsel ve hafızasal (ne demekse) kısmındayım.
Ahmet Ümit sanırım 10 yıldan fazla süredir Doğan Kitap'ta. Ona özel bir şablon var, buna uygun olarak tasarlıyorlar her kitabının kapak ve genel tasarımını. Renkler bile belli-turuncu, mavi filan genelde. Ben bu şekilde 31 kilometreden görsem tanırım Ahmet Ümit kitaplarını. Ama transfer mevzuu gerçekleşince bu iş yalan oluyor. Şimdi alakasız bir sürü kapak. Yakında eski kitapların yeni basımları da çıkar ortaya. Kirlilik, başka bi'şey değil. Param olsa diyeceğim ki, "abi gel sen bırak transferi, aynı parayı ben vereyim, kitaplar aynı şekil kalsın amına koyym". Hele bazıları 3-4 yayınevi değiştiriyor, delir iyice. Bununla ilgili bir kanun, bi' bi'şey olmalı.

Kitap bu. Idefix'ten alırsan da, sayfa/fiyat oranı açısından gayet karlı olabilirsin. Normalde yerli kitaplar her türlü daha pahalıya gelir, malum.
Ayşe Kulin filan da orda. Everest törkiş bestseller'ları topluyor. Da ben niyeyse hiç ısınamamışımdır bu yayınevine. Mesela Alev Alatlı'nın orda olması hep garip gelir.

Bu kitapla birlikte Grange başgan'ın yeni kitabı da piyasaya çıkmış-ya da yakında çıkacak. Etkileyici bir kapak. Da o fiyat nedir abi ya. Pöff.

Alt Olur


Sanırım altyapımızın aslında "o kadar da "olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Zaten Arda'nın o "4-4-2'yi milli takımda öğrendim" açıklaması sözün bittiği yerdir. Fena fetiş olmuş bu altyapı meselesi. Demin peder bey bile burun kıvırdı Çağlar transferinde gençlerin yollanmasına. "E baba kirala kirala nereye kadar" diyecek oldum, o anda "olsun, kalmalılardı bla bla" manasına gelen bir mimik gördüm, zaten işe yaramayacağını bildiğimden itirazlarımın, sustum. Her ortalama Gs'lı böyle düşünüyorsa, sıçtık demektir.

Evet rakiplerinkinden daha iyi altyapımız, ama sandığımız düzeyde değil. Önce bir şunu okuyun, sonra da mümkünse Twitter'dan Ich ve Chao'nun tartışmasına bakın.

Edit:Hem yazış şeklimden, hem de yorum kısmındaki bi' yanlış anlamadan, benim toptan altyapı olayına karşı olduğum filan anlaşılmış niyeyse. Şimdi ben yazıda ne demek istediğimi bir cümleyle anlatayım mı yani, bu mudur? Zaten mna koduum blogunda hep bi gerginlik. Yakında sırf bu yüzden "futbol sikten bir oyundur" yazarsam kimse şaşırmasın.

Türkiye'nin Barcelona'sı


Türkiye'nin Barcelona'sı bugün 4 tane gencecik adamını 2. Lig takımına yolladı ve aynı 2. lig takımından bir sol bek aldı. Hayır öyle yanlış anlaşılma olmasın. Kiralamadı, verdi... Ama yok, Türkiye'nin Barcelona'sı Galatasaray... Bense O.Ç bir takımın lanet taraftarıyım.

De Rossi


Mourinho'nun Real Madrid'e imza atması an meselesi. Herkesin konuştuğu şey, Mourinho'nun Maicon'u kapıp geleceği. O transfere herkes kesin gözüyle bakıyor. Pepe'nin sakat olduğu dönemde Ramos defansın göbeğinde de oynadı, Arbeloa ile değişimli sol bekte de... Maicon gelince Ramos muhtemelen Pepe ile göbeği paylaşacak.

Neyse, Mourinho'nun İtalya'dan gelirken Maicon'un yanında De Rossi'yi de kapıp getireceği konuşuluyor. Aslında Real Taraftarlarının hayali Gerrard ve Alonso ikilisini tekrar yanyana Real'de görmek. Fakat De Rossi de benim Gerrard olmazsa olsun diyeceğim ilk adamdı. Maicon'dan çok daha gerekli bir transfer olduğunu düşünüyorum, Alonso ile yanyana ortasahanın göbeğini "Çanakkale geçilmez" e çevirirler. Ayrıca uzaktan da bombaları yollayıp, skora da büyük katkıları dokunur. Kısacası böyle bir ortasaha göbeği hayalimdi, umarım konuşulanlar doğrudur. Geçen sene Liverpool, Alonso gitti diye De Rossi'yi almaya çalışmıştı, başaramamıştı. Ancak Real kancayı taktıysa affetmez ve Liverpool'un, yerine istediği adamın, yanına yerleştirir.


Bir transfer haberi daha var. Dün Arjantin'in muhteşem 3. golünü atan Benficalı Angel Di Maria'nın da Real Madrid ile anlaştığı söyleniyor. Sol hücumcu olan bu adamın da faydası çok olur. Hatta isme bakmayacak olursak en bomba transfer bence bu olur. Marcelo da artık rotasyonda yerini alır. Son olarak hala en büyük problemimiz sol bek, Arbeloa o mevkide elinden geleni yapıyor, fakat esas mevkisi sol bek olan bir adam bulunsa tabi ki daha yararlı olur, mesela Arsenalli Clichy. Olmazsa da Arbeloa ve Ramos yetmeye çalışacaklar.

Güzel İkili 13


Güzel İkili'nin Allahı.

Forma Ayarı


Öncelikle Nani için kusura bakmayın. Portekiz Milli Takım away forması ilk tanıtıldığında yukarıdaki resimdeki gibiydi. Dünya Kupası maçlarında da o şekilde kullanılacak. Çünkü o boş yere numara gelecek. Fakat bu formayı tasarlayanlar numara yazdırmak istemeyenleri de düşünmüş olacaklar ki, bu aşağıdaki versiyonu da satışa çıkartmışlar. Hatta Nike'ın sitesinde bir tek o versiyonu gözüküyor. Şimdi merak ettim ama ben; Acaba bu yukarıda ilk tanıtıldığı versiyonu da hala satılacak mı ? Satılmayacaksa numara nereye yazılacak ?

Hadise


Milli Takım formamız hakkında ne düşündüğümü biliyorsunuzdur. Bana göre tarihimiz boyunca giydiğimiz ve hatta giyeceğimiz en güzel ve en başarılı forma budur. Çokça bahsettik zaten burada, görüşlerimizi yazdık. Ancak şu resimden de görüldüğü üzere, bu formanın fontunda bir problem var. Rengi uzaktan bakıldığında kırmızımızdan daha açık duruyor. Belki hakikaten daha açık, belki de delikli yapısı yüzünden renk açılıyor. Ancak olmuyor böyle. Ben bu fontu severim fakat delikleri çıkartsınlar, ya da başka bir fonta geçiş yapsınlar. Ayrıca sanki Nike'ın da rengi açık. Ya bana her şey açık gözüküyor, ya da pek dikkat edilmemiş bunlara. Gidip formayı incelemediğim için uzaktan atıp tutuyor gibi olmayayım, ancak böyle detaylara önem verilsin. Tarihimizde giyilen en güzel formayı ufak detaylarla bozmayalım. Hadise aplamıza da selamlarımızı gönderiyoruz. Arkadaki 11, alttaki fotoğrafta görüldüğü üzere (onların bakış açısına göre) gerekli dopingi maç öncesi almış. Brezilya olsaydı vız gelirdi zaten.


Unutmadan; Şu forma bizim esas Home formamızdır. Kırmızı forma ise awaydir. Değiştirmeyelim bu durumu, rica ediyorum.

Nerden Nereye Ş.Ligi Sıpeşıl 2



Nerden Nereye Ş.Ligi Sıpeşıl


Socceroo


Bugün Dünya Kupası çıkartmalarından aldım abi. Çoklu paketlerden hani, bilirsiniz. Açıyorum paketleri. 2 tanıdık çıktı. Biri Keita. Diğeri ise... Normalde sevinirdim onun çıkmasına ama, bugün olmadı. Dünya Gupası'nda gol atar inşallah, seviniriz. Hatta şöyle köşeye filan taksın, daha bi' seviniriz. Falan.

Ekmek Arası Köfte


Çok direndim fakat, artık bunu yapmak zorundayım. Artık belli bir ünümüz var. Tanınan bir bloguz. Eminim bizi Tnt, Espn ve Abc gibi büyük kanalların yöneticileri takip ediyordur. Buradan onlara sesleniyorum. Gecenin bir vakti veya sabahın erken saatlerinde yayınlanan NBA müsabakalarında, daha doğrusu Los Angeles Lakers denen takımın maçlarında, Kim Kardashian denen bu kadını ekrana getirmeyin. Ülke çapında kimse tehlikenin farkında olmadığından, bu duruma ben el atmak zorunda kaldım. Sevgili üst düzey yöneticiler, bu kadını ekrana her getirdiğinizde, ertesi gün bu kişinin bazı uzuvları aklından çıkmayan gençlerimiz kendilerini ne işe, ne okulda derslere, ne oynadığı oyuna verebiliyor, ne de bakkaldan alacak olduğu abur-cubura odaklanabiliyor. Kan sadece tek yere gidiyor.

Ülke çapında bir kısırdöngüye neden olan bu kadını, olabildiğince ekranlardan uzak tutmanızı diliyoruz bu ülkenin akil blogcuları olarak. Ve tabii ki, bu hususta bir çözüm önerimiz de var. O da şu:Bildiğiniz gibi mevzubahis iki ülke arasında cinsel özgürlükler anlamında büyük fark bulunmakta. Sizin gençleriniz am üstünde göt sikerken, bizimkiler ancak ve ancak sıvazda kalıyor, daha ileri gidemiyor. İsteğimiz, şu meşhur öğrenci değişim programları gibi bir organizasyona imza atıp, hem kültürel etkileşimi sağlamak, hem de bu ülke gençlerinin kafaca rahatlamasını sağlamak. Ne de olsa stratejik ortağız. Aramızda yılların getirdiği bir bağ var. Gelin, şu işi çözelim.

+4


Kulüpler birliğinde dün konuşulan başlıca konulardan biri 6+4'ün getirilmesiymiş. Şimdi bana 6+2'de oldukça saçma gelen bir kuralken, yedek bekleyecek yabancı oyuncu sayısını 2 arttırmanın mantığı nedir anlamıyorum. Büyük takımların yine çuvalla para harcayıp kulübede zaman geçirttiği yabancı sistemini daha da bir geliştirmeyi düşünüyorlar anlaşılan. Gençlerbirliği, Kayseri vs... gibi takımların aldığı yabancıların sezonda 3-4'ü epey sağlam topçular çıkabiliyor, fakat diğerleri rotasyon adamı olup kalıyor bütün sezon. Bu +4 meselesi onların işine gelebilecek bir uygulama. Ancak 3 büyüklerin alacağı yabancılar yedekte, rotasyonda beklemek için fazla lüks kaçacaklardır. Saçma sapan bir kural.

Dün basın toplantısında bu konunun konuşulduğu söylenince +2'nin kaldırılıp direkt 8'e çıkması gündeme gelmiştir diye düşünmüştüm. O sistemin, yani ilk 11'de direkt 8 yabancı oynatabilme hakkının, Türk futbolcuları sıkıntıya, doğal olarak Türk futbolunu sıkıntıya sokacağı söylenir hep. Kısmen katılsam da, Türk futbolcularının saçma sapan yurtiçi transfer değerlerinin bir anda normal seviyelere düşeceğini bildiğim bir uygulama olacak bana göre. Bu sebeple Zimbabwe'den 6 garip yabancı getireceğine, düzgün kaliteli Türk futbolcusunu da transfer edebilecek bütçesi kısıtlı takımlar ve çoğu takımın 8 yabancısı bile olmayacak bana göre. Bu sebeple +4 olayının bizi daha bir sıkıntıya sokacağını düşünüyorum ve oldukça gereksiz buluyorum.

90


Geçen away'i Selo yazmıştı, bu da banaymış demek ki. Büyük fiyasko olmakla beraber, buram buram 90'lar kokmakta. Çok ilginç. Daha büyük logo filan. 2 sene üstüste Inter gibi bir takımın vasat formalar giymesi kötü.
"Bence güzel yeaa" yorumlarını da bekliyorum. Baş tacı onlar.

Güzel İkili 12

Ejder


İnter'in gelecek sezon giyeceği away forması bu olacakmış. 2010lu yıllar için ekstra nostaljik bir havası var. Ejderha figürü falan.,, Bunlar eskilerde yapılan denemeler. O zamanlar pek tutmamıştı, ama bu formanın tutacağından eminim. Çünkü forma kültürü çok gelişti 90'lardan bu yana, bu tarz marjinal formalar ilgi görmeye başladı. Ben formayı sevmesine sevdim, güzel bir forma da, fazla nostaljik olmuş. Barcelona'yı elemenin, çifte kupa kazanmanın gazına gelen Jose mi tasarladı bunu diyeceğim, ama bu forma çok önceden hazırlanmıştır.

Oki








Ekstra enteresan ve imaj sever bir abimizdir. Son resim favorim.

Cici Baba


Kaan Kural abimiz "ultra kolpa" diyor. Blog ekibinden Haketo Zaman, abi herhalde doğru diyor. Eğer doğru ise, çok acayip. Komplo teorisi gibi abi. Takım arkadaşınla annen filan... Kaynağın linkini de verelim de, merak eden olur filan.

3 Güzel


Bir alt başlıkla ilgili yazmayacağım :) Şu sıralarda devam eden Portsmouth-Chelsea maçını, daha doğrusu o maçta olanlar hakkında yazacağım. Bizim ülkemizin futbolu ve futbol kültürünü gördükçe, hakikaten İngilizler bana tanrı gibi geliyor. Şeytan diyor ki, bırak bu ülkede futbol izlemeyi, git Portsmouth'tan al kombineni, Championship'te izle maçları. Biri Premier Lig'in sonuncusu ve ilk küme düşen takımı, haftalar öncesinden belliydi küme düştükleri. Puanları 19. Diğeri Premier Lig'in en tepesindeki Chelsea, şampiyon oldular. Puanları 86. Neredeyse 70 puan fark var bu 2 takımın arasında.

Bu 2 takım şu saniyelerde FA cup, yani İngiltere'nin en prestijli kupasında final oynuyorlar. 2 takımda tepeden gelmedi bu finale. Portsmouth ligden düşmesine rağmen bu kupaya asıldı ve aslında fena takım olmadığını gösterdi. Karşısındaki takım zaten bu senenin en iyisi. Bu İngiltere'de ilk defa olmuyor. Her sezon mutlaka bir kupada, bir sürpriz takım en az çeyrek finale kadar geliyor. Çokça da yarı finale kalıyor. Bu da İngiltere'nin aslında ne kadar güçlü liglere sahip olduğunun göstergesi. Bana göre Championship'teki çoğu takım, hatta 2. ligdeki pek çok takım şuan bizim Süper Lig'de mücadele eden takımlara kök söktürür. Ayrıca herifler futbol güzelleşsin ve bütün takımlara eşit şanslar verilsin diye kasıp duruyorlar. Yani bu sürpriz dediğimiz finaller, aslında sürpriz değil. Bir de bizim kupa karşılaşmalarına bakıyorum, hatta lig mücadelelerine. O kadar çirkin ve pislik bulaşmışki. Son kupa düzenlemesi zaten başlı başına küçük takımları eleme amaçlı hazırlanmış. Çok iğrenç bir futbola sahibiz. Bir Portsmouth'un mücadelesine ve buraya gelme rotasına bakıyorum, herifler küme düşüyor. Bir de bizde şampiyonluk mücadelesi veren takımların futboluna ve bulaştığı pisliklere bakıyorum. Yazık...

Bu maçın bir diğer güzelliği ise formaları. Her 2 takım da gelecek sezon giyecekleri formalar ile çıktılar maça. Portsmouth küme düşmesine rağmen yaptı bunu. Bizler gibi şampiyonluğu beklemiyorlar yani. Hatta Portsmouth'un forma markası değişmesine rağmen yaptı bunu. Chelsea de, her 2 turnuvada final oynama şerefine çekti yeni formasını. Biz de özeniyoruz işte uzaktan uzaktan.


3. güzellik, şu resme bakar mısınız. Kareye girmiş ilk 4 insanda da, gelecek sezon forması. Haftalar öncesinden zaten satışa başlanmıştı. Yani bu adamlar yaz için şimdiden ekstra forma gelirlerini cebe atıyorlar. Biz Temmuz'da tanıtırsak yine hiç şaşırmayacağım. Tabi takımın satışa çıkartmasından çok, taraftarların yeni formaları çat diye hemen edinmeleri de ayrı bir güzellik. Bizde her sene bambaşka üretilen parçalıya "her sene parçalı mı alacağım yeaa" diyenler varken, herifler dümdüz masmavi formayı her sene, hem de daha sezon başlamadan alıyorlar.

Bu maçın skoru hiç umrumda değil, skora gelene kadar o kadar şey varki. Bu arada 45 dakikada Chelsea'nin 5 topu direkten döndü. Bakalım maç sonunda bu sayı kaç olacak ?

Celebrity Inc


Nerden Nereye 20


Türk

Greatness?


Gece maçı izliyorum, Lebron ağır sıçmakta. O anda Durant'ın tweet'i:
"Lebron is so great, y'all expect him to great every game ??! Guess that's the price of greatness."

Ulan mal, sezonun en önemli maçı bu. Bunu aldır, git sonra hemen Boston'da kazanıp bitir, ya da olmadı 7.de hallet içerde. Kalan 3 maçın ikisi evinde, sen 5. maçta 30 sayı fark yiyorsun. Sahada ruh gibi dolandı abi adam. 3/14'den daha vahim olanlar ha. "Her maç Lebron'un iyi oynamasını mı bekliyormuşuz." Her maç iyi oynamasın da, şampiyonluğa giden belki de en möhüm maçta sahadan kaybolmasın lan. Sonra dirseğim beni rahatsız etmiyor filan. Tabii.
Bu laflar, Durant'ın düşünce yapısı hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor. Ki kendisi de Lakers serisinde az sıçmadı. Başlarım böyle sayı kralına.

Son olarak;allaha şükür, bir haber duyulduğu zaman, aynı başlıkla bunu dakikasında yazan binlerce blog arasında değiliz.

Bojan


Bu oğlan ilk çıktığında "Yeni Messi" dediler. Tabii bu da ayrı saçmalık, Messi henüz maksimuma varmamışken ve 20 yaşındayken birine "Yeni Messi" demek nasıl bir kafa abi. Oyununun Messi'yle pek alakası yok. Bojan tam bir "striker". Sağda solda bu çocuğun (bu hakkı kendimde görüyorum, çünkü kendisi benden 3 yaş küçük ulan! 3!) Barcelona ayarında olmadığı, işte transferlerde takas malzemesi olarak kullanması gerektiğini okuyorum. Ya da işte, yedek kalıyormuş şans bulamıyormuş. Lan adamın herhalde 40 dk/1 gol ortalaması vardır amına koyym.

Geçenlerde Barcelona ile ilgili bir sitede Bojan'ın hiçbir şekilde takımdan gönderilmeyeceği şeklinde bir şeyler okudum. Umarım doğrudur, ki kendi çocuklarına bu kadar sahip çıkan ve kıymetlerini bilen bir camia, pat diye harcamaz böyle bir cevheri. Sırf son birkaç ay, kaç tane dedikodu okudum;Villa'ya karşılık 50 artı Bojan filan.

Bak mesela, bu adamın gitmesi gerektiğini söyleyenler var. Ben de diyorum ki, bu çocuk, (adamdı çocuk oldu bak 5 kelimede) benim gördüğüm en iyi 5 son vuruşçudan biri. Affetmiyor dayıoğlu. Mesela Pedro'da gol şansı var. Bu öyle değil. Verdin mi araya, tık.
Pedro demişken... Şimdi malum, Pedro bu sezonki çıkışıyla Bojan'ı geride bırakmış gibi. Popülarite filan açısından. Ama şöyle de bir sorun var:Pedro, Bojan kadar sisteme uyum sağlamış değil. Dikkatle izlerseniz fark edeceksiniz. Yer alma, pas hatları, dripling kanalları vs. Ve de en önemlisi, ters kanat oynama kabiliyeti. Sırf Pedro solda oynayamadığı için, son maçların çoğunda Barcelona 4-3-1-2 gibi bi'şey oynamak zorunda kaldı. Bu Barça'nın genelde de denediği bir yol ama, Pedro oynayınca, daha bir mecbur kalıyorlar. Barcelona düzeninde ön üçlünün sağ ve solundaki adamların tersten gelmesinin ne kadar önemli olduğunun farkındaysanız, Pedro'nun böyle oynayamamasının ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu görebilirsiniz. Ama Bojan, temelde bir striker olmasına rağmen, iki kenar pozisyonunda da oynama kabiliyetine sahip. Ki Barcelona'da yetişen ve hatta oynayan her forvet için bu özellikler aranır. Bu yüzden, bu kriterler üzerinden bakınca, Bojan Pedro'dan daha değerli bir oyuncudur Barcelona için.

Son noktaya da değinip, yazıyı bitireyim. Pedro'nun bu çıkışla Dünya Kupası için aday kadroya seçilmesi normal. İlk kadro demiyorum dikkat ederseniz. Direkt 23 kişi içinde olmasını bekliyorum. Da, bu 30 kişilik kadroda Llorente ve Negredo'nun olup, Bojan'ın olmaması nasıl bir iştir? Çocuk normalde yedek diye mi bu ezmeler ulan? Büyük saçmalık.

Dül


Sabah kalktım halama gittim abi. "Güzel bir güne uyandım" diyemeyeceğim, çünkü uyumamıştım. Kahvaltıyı beklerken, gazetelere dadandım. Eve net girdiğinden beri nadiren gazete giriyor. Ben zaten hallediyorum buralardan. Onun haricinde ya berberde ya da halamda gazete okuyabiliyorum. İyi oluyor. Değerini anlıyorsun. Sabah'a baktım önce, Aceto Trabzon'un maç yazısını yazmış filan. Sonra bu aşağıdaki yazıya denk geldim. Gazetelere net üstünden baktığıma dua ettim. Çünkü bu şekilde seçme şansınız var, kimi okuyacaksan tıklıyorsun abi. Sağa sola gözün kaymıyor, sayfada ne varsa o. Ama gazete, öyle değil abi.
Çok küfredesim var. O kadar var ki, eğer etsem, yazıdan fırlar bu adamın kulağına gider. Sakin kalmalıyım. Sakin. Sakin. Sakin.

xxx

Başarısız bir sezon geçiren Galatasaray, Ali Sami Yen'de Antalya yenilgisiyle lig üçüncülüğünü de riske etti. Bir ay önceki köşe yazımda Rijkaard'ı eleştirdim. Bana göre; iyi bir teknik direktör, elindeki malzemeye göre bir düzen oturtan teknik direktördür. Barcelona senelerdir dünyanın en iyi pas trafiğine sahip, dişlileri makine gibi işleyen bir takım. Messi ve Xavi gibi iki yıldıza sahipler. Bu takımda teknik adamlık yapmak kolay.
Guardiola, Barcelona'da geçen sezon başında göreve geldi. Bütün kupaları topladılar. Tabii ki büyük başarı. Ama Guardiola'dan benim beklediğim; çok önemli bir maçta, bir rakip Barcelona'nın alışılmış ezberini bozduğunda ne formül üretecek?
Geçen sezon Chelsea bu ezberi bozdu. Guus Hiddink, Nou Camp'ta aldığı tedbirlerle sadece iki pozisyon vererek maçı gol yemeden bitirdi. Londra'da yine savunmayı ön plana alıp, hem Barcelona'yı kilitledi hem de kontrataklarla pozisyonlar bulup skor avantajı yakaladı. Guardiola kenardan hiçbir çözüm üretemedi. Pozisyon bulamayan Barcelona, Iniesta'nın uzatmanın son dakikasındaki ekstra vuruşuyla golü bulup, finale kalmayı başardı.

SİSTEME DAYALI KALIRSAN...
Aynı senaryoyu bu sene İnter sergiledi. Barcelona müthiş takım oyunuyla zaten her maçı bana göre 12'ye 11 oynuyor. Motta kırmızı kart görünce maç 65 dakika 12'ye 10 oynandı. Topa sahip olma yüzdesi yüzde 78 ile rekor seviyede. Ama pozisyon yok.
Guardiola yine çözüm üretemedi. Çünkü sisteme dayalı bir hoca. B planı yok. Ancak son 10 dakikada radikal bir kararla Pique'yi santrfora çekti, o da final için yeterli olmayan tek golü attı.
Rijkaard da Barcelona'nın oturmuş sisteminde kariyer yaptı. Galatasaray'da sistemin oturması, bu kadro yapısıyla zor. Sistem işlemediği zaman Rijkaard'ın teknik adamlığının zayıf olduğu sezon sonunda açıkça ortaya çıktı. 'Seneye ne olur?' diye sorarsanız, 'Çok bilinmeyenli denklem' derim.