Kaun


Eğer yabancı dizileri izlemeye girişirseniz, ilk planda önünüze çıkacak isimler belli. Saymaya gerek yok. Ve bunların dışına çıkmak da zor. Ben yabancı dizi izlemeye geç başladım. Bir arkadaşım vesile oldu buna da. İyi ki olmuş. Ama olabildiğince seçici olmaya çalıştım o zamandan beri. Çünkü gördüğüm manzara pek hoş değildi. Herkes, önüne gelen bütün yabancı dizileri izliyordu. Hiçbir şekilde sorgulamadan. İzliyorlardı, çünkü "başka insanlar da bu dizileri izliyordu." Hatta bir gün Ekşisözlük'te "izleyecek bir şey kalmadı, animelere sardım. O da bitti naabıcam" şeklinde bir cümle okudum. Donakaldım. İnsanlar çok ilginç.



Luther'a öncelikle bir abimizin yazdığı bir tumblr postunda denk geldim. Takip eden günlerde de internette bazı yerlerde hakkında olumlu şeyler okudum. Merak ettim. Gittim indirdim. Ben ilk sezonu izlerken, meğer o sırada 2. sezon bitmekteymiş. Az gecikmeyle onu da indirip izledim.

Çok geç kalmadım ama, o kaybettiğim zaman için bile pişman oldum. Bir avantajı oldu, iki sezonu hemen hemen arka arkaya izleme fırsatım oldu.



Blogda bahsedecek kadar var işte benim için, bi' daha "tavsiye ederim hafız, kesin izle" dememe gerek varsa, demiş olayım. Tek sıkıntı var. Gavat İngilizler ilk sezonu 6, ikinci sezonu ise 4 bölümden çekmişler. Yani çok iyi iş ama, topu topu 10 bölüm. "Noluyoruz" demeye kalmadan bitiriyorsun.

Luther için ilk seferde "polisiye" denebilir, ama Wiki'de de yazdığı gibi "psychological crime drama" en doğrusu. Salt polisiye değil.


Biraz da spoiler yumurtlamadan içeriden bahsetsem iyi olabilir. Luther, bazı açılardan Behzat Ç.'ye çok benziyor mesela. Çok basitten gidersen "İngiliz Behzat Ç." dersin yani. Ama olmasa daha iyi. O da amirim gibi gönül işlerinden yana sıkıntılı, o da amirim gibi kendine has bir adalet anlayışına sahip, o da kimi zaman açığa çıkacak şekilde "deli siniri"ne sahip, o da işleri kişiselleştirebilen bir adam.

Başka ne var, mesela Imdb'yi önemseyenler için, gayet iyi bir ortalamaya sahip. 2. sezonu bitirdikten sonra "bu mudur, Luther başkanla mesaimiz bu kadar mı olacak?" derken, şunu okuyarak rahatladım. Hem de ne rahatlama. Şöyle ilginç bir şey var ayrıca kendi adıma. Ne bileyim, Ekşi'de hakkında olumsuz yoruma rastlamak zor. Ayrıca popüler işlere önyargıyla bakanlar için de, orada sadece 7 sayfa entariye sahip olduğunu ekleyelim. Cidden az biliniyor yani. Boku çıkmayacak kadar bilinirse sevinirim şahsen. Başroldeki Idris Elba, daha önce kült dizi The Wire'da oynamış ve orada tanınmış bir abimiz. Müzik işlerinde falan da eli var.

Edit: Yav, o arada en önemli şeyi unuttum. Luther bir İngiliz yapımı. Bbc ürünü. Ve dizi bir İngiliz atmosferinde geçiyor. Hani kasvet, bulutlar vs. Tabii Engliş İngilizcesi'ni duyarak böyle bir diziyi izlemek, bambaşka bir tat veriyor.

Retro 140

Kreuzberg


Pınar Karşıyaka 2011-2012 formaları. Sponsor Anta. Da... Abi neden 4 tane? Çok fazla değil mi?

Edit: Geçen sezon ise tam altı formaları varmış. Düşüş var yani, iyi bile. N. Burak'a teşekkürler.

Akbaba


Henüz okumadım ama, yine de bu kitaptan bahsetmek istedim blogda. Zaten kafamdaydı ama, şu röportajı okumak, tetikledi diyebilirim. Ben haberci görevimi yerine getireyim. Umarım en kısa zamanda da edinir, okurum. Kitabın yazarı olan hanfendi de, ileride sıkça karşımıza çıkacak gibi.


Bir de şu var: kitapla ilgili görsel ararken, iki farklı renkte kapak olduğunu farkettim. İletişim'in sitesinde bordo kapak var. Idefix'te ise açık mavi. Basım safhasında hata yapmış olamazlar herhalde. Sanırım iki farklı kapakla çıkardılar kitabı, ki bu çok güzel. Bilgisi olan varsa bi' zahmet...

Edit: Serkan Akkoyun sağolsun, konuyla ilgili bilgi verdi. Açık mavi olan kapak, kitap çıkmadan evvel, Idefix tarafından konmuş, tanıtım amaçlı. Yani aslında tek kapak var, piyasadakilerin hepsi bordo kapak.

Retro 139

Güzel Formalar 67


Bu seriyi sadece çok acayip, deli sevdiğim, baba sevdiğim bir forma oldukça, öyle formalara 'denk geldikçe' sürdürmek istiyorum, ve işte onlardan bi' tanesi. İnanılmaz abi. Müthiş.

Sezon başında gözden kaçıp, sonra farkedince daha da lezzetli oluyo' sanki. Sarı-siyah zaten önceki yıllarda da evey formalarda sık kullandıkları bir renk. Bu kez çubuklu ve bu kalıpla harika olmuş.



Bu sezonki set de bu. Seversin sevmezsin o başka iş, şu 3 formaya da bakın abi. Üçü de farklı kalıp. Bize dayıyorlar amınakoyim, koca sezon tek kalıpla 3 ya da 4 forma giyiyorsun. Kimse de önemsemiyor nasılsa. Peh.

Edgü


Şu bizim kadın basketbol takımında ciciş bi kız var hani, Gülşah Gümüşay. Jaka Lakovic'in dişi versiyonu yani. Bu böyle tivitır'ından fotolar paylaşıyo. İşte kamptan, soyunma odasından, evde takım arkadaşlarıyla "takılırken" falan. Geçen, birkaç gün önce de bunu paylaştı. Işıl'ın çoraplarını giymiş, makara yapılıyor. Ama fotoğrafa dikkat ederseniz, arka planda da Taurasi ve iki yanında da biri sadece sol kolu görünen bir siyahi abla, diğeri de sanırım Tina Charles, ama emin olamadım.

Şunu diyeceğim: orada Taurasi varken, yani an itibariyle gezegenin en iyi kadın basketbol oyuncusu karşında idmana hazırlanıyorken, bu biraz fazla cıvıklık olmuyor mu? Hani biraz daha ciddi olmak gerekmez mi? Yoksa yanılıyor muyum? Abartıyor muyum?

Modric


Hatırlıyorum, yazın Karşıyakalı arkadaşıma sormuştum, "abi bu sene sizin 100. yıl, olacak mı şöyle efendi gibi bi' 100. yıl forması" diye. O da "abi bi'şeyler söylüyorlardı ama, emin değilim" demişti. Ve birkaç gün önce şu resim görüldü. Gerçekten çok iyi.

Formanın üstünde Karşıyaka'nın ilk arması ve şu meşhur "K. Atatürk" imzası var. Bir de şu var, 100. yıl forması bu ise, o zaman Karşıyaka'nın "asıl" formasının çubuklu olduğunu gösterir. Peki öyleyse, neden Karşıyaka sürekli tek renk, parçalı, enine çizgili, ve bir ton başka forma giyiyor? Bu konuda kesin bilgisi olan varsa, yardımcı olursa sevinirim. Hani Karşıyakalılar kendi kulüplerini cidden önemser ve üstün görür, böyle bir camia forma işlerine de azıcık daha önem verirse, daha şık olur.

Bir de, bu formanın resmi daha yayılmadan, çoğu insan bilmiyorken, şu 'anti-dilo'ların "Fluminense giyse dilenirsin, Karşıyaka giyse sikine bile takmazsın" şeklindeki saçmalamaları....................



Yeri gelmişken, bu sezonun Karşıyaka formaları. Geçen sezonkilere göre düşüş var.

Retro 138

Hüsnü Çoban



Kimi yerlerde 12-13, kimi yerlerde de 12-14 İspanya iç saha forması olarak geçen yeni mal işte bu. Ben 12-14 olacağını sanmıyorum. Çünkü çok büyük ihtimalle Dünya Kupası elemelerinde yine bir tane çıkartırlar. Şu postta da yazmıştık, artık tam olarak hangi sebeplerdense, 6 ayda bir yeni İspanya forması görür olduk.

Ufak bir değişim var. Son 2 iç saha formasının ardından, kullanılan mavide daha koyuya gidiş var. Şortla daha net belli oluyor.

Spurs


Geçen gün Beşiktaş - Sivas maçını izlerken Sivas'ın yeni transferi Morten Rasmussen'in forması dikkatimi çekti. Herifin formasında ismi yerine ''Duncan'' yazıyordu. İlgimi cezbetti, araştırdım herhangi bir sonuca ulaşamadım. Wiki'den edindiğim bilgiye göre Brondby'de oynadığı dönemde onla aynı ismi taşıyan Morten ''Molle'' Rasmussen ile isim karışıklığı olmasın diye Duncan yazdırmaya başlamış formasına. Brondby'den transfer olduğu Celtic'te ise vazcaymış formasına ''Duncan'' yazdırmaktan (Ek beyin sıçıntısı : Celtic taraftarının baskısından dolayı mı bu kararı almış bilemiyorum, çünkü araştırma yaparken Celtic'in taraftar forumlarında -eski Rangers efsanesi Duncan Ferguson ile olan isim benzerliğinden mütevellit- oyuncuya yeni lakap aranıyordu). Ya bu lavuk Tim Duncan hastası, ya da Duncan'ın başka bi' anlamı var bunun için. Neyse ne, bilen falan varsa paylaşsın. Merak ettim yahu...

Dizdar


"Avrupa’da Türk futboluna ilgi duyan kimse yok. Türk futbolcularını kimse tanımıyor. Türk milli takımı birkaç yıl önce parladı ama pek merak yarattığını söyleyemem. Bana kimse Türk oyuncuları veya takımlarıyla ilgili bir şey sormuyor. Bu yüzden Türk futbolu hakkında yazmayı düşünmüyorum. 2002 Dünya Kupası’ndan beri kimse Türk futboluna ilgi göstermedi. İngiltere’de Arda Turan kim diye sorsanız, çok az kişi tanır."

"Kaka, Michael Owen gibi bazı futbolcularla buluştuğumda gerçekten sıcak davrandılar. Ama işlerinin bir kısmının konuşmamak olduğunu biliyorlardı. Çünkü doğrulardan ve ilginç gerçeklerden bahsettiklerinde kulüplerinden ceza alabilirler. Örneğin “Maçı kaybettik çünkü savunmacılarımız kötüydü” diyemezler. Yani zor konularda açıkça konuşmazlar. Bu yüzden futbolcularla yapılan söyleşilerde aldığınız cevapların çoğu “İyi oynadık. Şimdi artık önümüzdeki maçı düşünüyoruz” gibidir. Ayrıca futbolcularla röportaj yapmak çok zor. Ben bugün bile örneğin Wayne Rooney ile röportaj yapmak istesem muhtemelen binlerce defa telefon konuşması yapmam gerekecek ama röportaj sadece 5 dakika sürecek. Buna değmez."

Egoist Okur aracılığıyla, Habertürk'teki Simon Kuper röportajı, buyrun.

Nerden Nereye 66

Retro 137

Dispossessed


Abi gerçektir ya da değildir bilmiyorum ama, bi' durun amınakoyim ya, sezon daha yeni başladı, bu kadar çabuk sızmasın bari, bu neymiş böyle.

Eneramo


Kiuyedi'nin bu forma içine giydiği uzun tişörtler cidden çok ilginç. Hani kaba eti falan geçen bir uzunluk. Bir nigga edası. Daha önce de dikkatimi çekmişti normal olarak, ama dünkü maçta aklıma başka bi'şey getirdi: Acaba NBA'de hani birkaç sene önce şortlara diz sınırı getirdiler ya, ona benzer şekilde, Quaresma'nın tişörtten yola çıkarak yasak filan getirmesinler bu ipneler?


Hadi formalar artık şort içine konmuyor tamam, ama bu tişört hadisesi birilerinin gözüne batabilir yakında. Kariyerinin Beşiktaş öncesi bölümünde de yok, nerden estiyse. Güzel ama, böyle çıkıntılıklar iyidir. Yeter ki biri çıkıp saçmalamasın "sok onu içine" diye.


Retro 136

Paradise


Her şey bu fotoğrafla başla- yok la. Ama kısmen öyle. Melo'yla ilgili foto bakınırken, şu ilk fotoğraf dikkatimi çekti. Tıkladım. Lan baktım bi' NBA logosu falan, bi'şeyler dönüyor. Hemen araştırmayı farklı yöne çektim hacı.



Meğer bizim hırçın oğlanın böyle bir alışkanlığı varmış. Belki de totem. Netteki resimlerinin çok azında kolunda bileklik olmadığı görülüyor. Taktığı kol ve bölge de sabit hep (ilk resimde azıcık kaymış, çaktırmayın).


Ne kadar kişi farketmiştir bilemem, ben farkettim, şuraya da kayıt düşelim. Gerisini bilemem.

İlk fotoda görüldüğü gibi, herhalde bizimki futbola uygun bileklik bulamadı, ya da renk sebebiyle (oOo) , tuttu NBA logolu yeşil bilekliği koluna geçirdi. 2. fotoda, renk açısından daha uygun bir tanesini görüyoruz.

Bir tane de, (2. foto) üstünde ismi ve Brezilya bayrağının bulunduğu, siyah-beyaz bileklik var.


Tabii ben böyle diyorum fakat, bu bilekliği Fiorentina zamanında da kullandığını görüyoruz. Belki bi' basketçi bi "kanki"sinden falan almıştır. Almeria zamanından da, yeşil-sarı ince çizgili bir bileklik var. Üstündeki sembolü tanıyamadım.



Bizde ise şimdiye kadar kırmızı, üstünde Nike logosu (Swoosh dedikleri) olan bir bileklik takıyor. Kulüpten birileri bunu farkedip, diğer renklerde, ya da diğer formalara uygun bileklikler yaptırıp hediye etse, zarif bir hediye olabilir. Kırmızı kırmızı, nereye kadar?



Mesela siyah formaya kırmızı, tamam takarsın olur da, siyah bi' tane olsa, daha bir uyum falan. "Buradan yetkililere" seslenmiyorum tabii de, biri farkedip şu işe el atsa güzel olur hacoti.



Son iki fotoğraf da, Milli takımdaki örneklerden.

Retro 135

Bud Light


Ben dedim amınakoyim, o kadar koca götlü karıyla evlenilmez diye...

Nets koçu Avery Johnson

Retro 134



Ne alaka mı? Şuradan gelin...

Pembo

Bağlantı
Blog geçmişinde en az 4-5 tane "Kırmızı Beşiktaş forması" temalı post vardır. Belki de anlamsız şekilde, bu formaları çok seviyorum. Bu sene de setlerinde yer aldığını öğrenince sevindirik oldum. Benim sempati duymamdan öte, hadi kırmızı olmasın, herhangi bir rengi, Beşiktaş'ın geleneksel 3. renk yapması lazım. Yani son 7-8 senelik "forma performansları" cidden çok kötü. Bu işlerden anlayan, ya da anlamasa bile az çok uyanık olan Beşiktaş taraftarları eminim şikayetçidir bu durumdan.

Henüz kırmızı hiç giyilmedi. Belki de geçen sezonki gri gibi (gümüş?) 2. devre çıkar, detay bilmiyorum. Ama şunu bi' oturtsalar, benimseseler, belli bir 3. renkleri olsa. Gerekince giyseler... İki rengin içinde boğulup kalmasalar. Bir de, kırmızıyı benimsemeyen, istemeyen Beşiktaşlılar olduğunu biliyorum. Az ya da çok. Fakat kırmızı olmazsa, diğer renkler hiç olmaz. Çünkü hani, kökeni var, kulüp armasında yer alıyor vs. Alakalı.

Bu görselde işte 4 kombinasyon var, aha katalog da bu, burada da beyaz şort ve kırmızı çorapla yer alıyor. Kırmızı şortun olmaması önemli. Çünkü bizde bu tip "başka renkli" formalar genelde tek renk olur. Bunu kırmak lazım. Mesela gri de kullanılabilirmiş, şort için.

Grundig



Geliyor...

Nerden Nereye 65




Prösor


Bu akşam oynanan maçlardan önce Ntvspor.Net'te maç önü haberine konan görsel bu. Hiçbir ek bilgi ya da yorum yapmıyorum.

Reload


DoğanKitap daha önce bu serinin diğer kitaplarını yayınlamıştı, elbet görmüşsünüzdür. Derin kaynaklardan aldığım bilgiye göre, sırada bu var. Ama kapağında sirke şişesi olacakmış. Nedenini sordum, söylemediler...

Shuffle


Geçen bizim maç sırasında fazlasıyla dikkatimi çekmişti. Bulabildiğim resimler de bu ikisi. Üstteki değil ama, alttakinde daha belirgin. Sık sık Antalyaspor maçı da izlemediğimden, en azından ben ilk kez gördüm. Ömer Çatkıç'ın şortu feci kısa. Hani kısa derken, şu döneme göre diyelim. Çünkü bu son birkaç yılın şort standartı neredeyse dizde. Kalıplar ona göre. Bazı "eskiler" tabii o kadar uzun giymiyor, mesela Abidal'de çok barizdir o. Ömer de belki "sikerim lan ne bu 2-3 senedir rapçi gibi" demiş olabilir.



Diğer resimlerine bakınca böyle bir manzara göze çarpmıyor. Yeni bir karar sanırım. Bir de işin diğer tarafı var: Julio Cesar. Bir de uzun kollu forma giyince, kafası hariç... pardon kafası dışında vücudunun hiçbir bölgesi görünmüyor. Öyle bi' şort. Demek ki dayıya hareket konusunda sorun çıkartmıyor. Rahat rahat böyle, ooh.



Edit:Bu post üstüne konuşurken, Franchi'nin uyarısıyla farkettim. En aşağıdaki fotoğrafta Toni'nin şortunun en aşağısında kesikler var. O da herhalde uzunluktan şikayet etmiş ki, sonra almış eline makası.