Dell


Kendileri "Gelmiş geçmiş en ilginç formalar listesi"ne ilk 3'ten giriş yapıyor. MLS takımlarından Columbus Crew'in 2012 deplasman forması.

Retro 144

Zamanla Zamanla


Geçen gün Yurolig özetlerini izliyorum amınakoyim... Birden ekranın karşısında kitlenip kaldım. Hayır, İsmail Şenol belirmedi aniden, başka bir şey gördüm. Bambaşka. Böyle, pek görmediğimiz, hatta hiç görmediğimiz cinsten. PANATHINAIKOS BEYAZ FORMA GİYMİŞTİ. EVET. BEYAZ FORMA. "Ne alaka" falan derken, bunun rakibin Malaga olması sayesinde gerçekleştiğini farkettim. Bu sanırım 15 dakikayı filan buldu.


Daha önce Villarreal'in sarı dışındaki formalarını hemen hemen hiç giymediğinden söz etmiştim burada. Nasıl olduysa linkini bulamadım, o yüzden yeniden ulaşım sağlayamayacağım burada. Pao ve Maccabi'de de bu var. O kadar senedir bu takımları izleriz -ki, hadi beni siktir et, çoğu yuroligsevere sor- Panathinaikos'u beyaz formayla kaç kez görmüşlerdir acaba? Giymiyorlar abi. Giydirtmiyorlar.


Mesela, Avrupa basketbolunu efendi gibi takip eden bir gence, pat diye çıkıp "hacı söyle bakalım, Maccabi'nin 2. rengi ne?" desen, bunu doğru cevaplama ihtimali yüzde 6, siksen 7'dir. Bunun suçlusu ise Euroleague yönetimidir efendim. Yeni nesiller, bu iki "güzide" (blogda bu kelime kullanılır mı abi, rezilliğe bak ya) basketbol kulübünün 2. formasını göremeden mi büyüyecek? Yarın öbür gün... Neyse. Daha fazla dayanamıyorum, postu sonlandırmak zorundayım.

Nerden Nereye 68






Gururlu edit: İki oyuncu, bu postun yarattığı sinerjiyle tekrar bir araya geldi. Ya ne sanmıştınız?




Bir edit daha: Kesişmeye devam ediyorlar. Foto yok maalesef.


Kris


Lamar Odom Beşiktaş Milangaz'da......................................................................................................

Edit: Şimdi benim burada, son günlerin 'yükselen trendi' olan "ay ben şöyle yaptım diye böyle oldu" tarzı bi' cümle yazmam gerek. Ama hayır. Ben kendi elimle NBA'in başlamasını sağlasam bile bunu demem, birileri dak'ka başı kullanıyor. Ne tiksinme geldi be birader.

Ali Nazik


Evvelsi gün otobüste gelirken, (yolculuk nereye hemşerim) normalde kaçındığım yönteme başvurmayı seçtim bu kez: Koltukların arkasında bulunan mini ekranlardan film izlemek. Çoğunlukla bunu yapmıyorum, bunun yerine nedense diğer yolcuların izlediği filmlere salça olmak daha çok hoşuma gidiyor. Sessiz sessiz ve salak salak. Önce bir tane yerli film izledim, daha önce -sanırım tv'de- yarım yamalak izlemiştim. Sonra da yabancı filmlere bakınırken The Year Of The Yao diye bi'şey buldum. Nerdeyse ön koltuğa sarılıyordum. Hemen açtım. İzledim. 80 küsür dakika falan süresi var. Kendisi Yao Ming'in NBA'e draft edilişini, ABD'ye adapte olma sürecini, NBA düzenine alışmaya çalışmasını gayet iyi ve yakından anlatan bir belgesel imiş. Emekliliğini açıklamış olan Yao'nun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu da bir kez daha hatırlıyorsunuz bu belgesel sayesinde. Denk geldiğine sevindim, diğer türlü haberdar olmak ve izlemek zor olurdu. Böyle bir belgeseli kim, ne diye otobüs filmleri arasına sokar, cidden çok tuhaf Güntekin.

Ulan zaten NBAsizlik başa vurmuş, ümitler az. Bir de bunun gibi NBA'e direkt içerden bakan bir çalışmayı izleyince... Belgeselde Yao'nun ilk sezonunun aslında ne kadar sıkıntılı geçtiğine çok yakından şahit olunuyor. Ve ister istemez empati kurup, üzülüyorsunuz. Çünkü hiç kolay değil. Kültür farklılığı, yeni ve çok üst düzey bir basketbol ortamı, beklentiler, hissettiği baskı, başarılı olma zorunluluğu vb. Say say bitmez. Zamanla reklam çekimleri ve basının ilgisi de ekleniyor bunlara.

Belgeselde Yao ile birlikte aslında o dönemki tercüman ve hatta tam zamanlı asistanı Colin Pine da başrolde sayılır. Hayatı biraz karmaşık bir döneme girmişken, Yao'nun tercümanı olması ve zamanla onunla aralarında gelişen dostluk, bambaşka bir hayat edinmesini sağlıyor.

Önermesine önereceğim ama, bulması zor gibi. Torrenti var, fakat pek umut yok onda da.

Retro 143

Follow



Şu dönemde ancak bizim gibi adamların umrunda olacak ya neyse. Milli takım'ın yeni kırmızı forma sızmış. Kaynak da bizim forum. Acaba beyaz nasıl olur.

Justin Bieber



''NBA kariyerleri sebebiyle yarım bıraktıkları üniversitelerine lokavt affıyla(?) geri dönen Blake Griffin ve Rajon Rondo profesör oldu...''

Alem


Bugün öğle saatlerinde Tofaş-Gs maçını izlerken, saha kenarında Raptors maskotu 'Raptor'ı gördüm. Bildiğin Raptor. Tahmin edebileceğiniz gibi, ben de ilk başta 'NBAsizlik' sebebiyle halüsinasyon işine girdim sandım. Kendimi yalanlamak için de Twitter'da paylaştım bunu. Meğer kendisi, Tofaş'ın daha birkaç gün önce tanıttığı yeni maskotu Doblozorus imiş. İsim ne alaka filan, malum tabii.


Şurada da sözü edildiği gibi basketbol kültürünün oturması açısından güzel bir karar. (Hatta diğer kulüpler de el atsa keşke. Şu anda ligde başka maskot var mı? Ben hatırlayamadım. Bizimkiler hazır işler iyi gidiyorken şöyle iyi çizilmiş bir Aslan maskot yapsa...) Fakat bundan var? Bunun aynısından var be abi. Neden daha özgün bir maskot değil? Hani şehirden gidip, timsah desek, ona da benzemiyor bu amcaoğlu. Bildiğin 'arak'.



Aha işte, biliyorsunuz, aslı da bu. Lan o kadar attık salladık da, yoksa gerçek Raptor, hani şimdi NBA de yok, ekmek parası için... Lan........................

Retro 142


Bu sıra hep büyük reyizlerden gidiyoruz.

Hvit


Mesela biri aniden yolda çevirip bana "hafız, söyle bakam, Ronaldo, Cassano ve Reyes aynı zaman diliminde Real Madrid'de oynadı mı?" diye sorsa, ben "hayır" derim. Çok kesin bir biçimde hem de.

O dönem böyle bir acayip. Real'de kadro dönüşümü var zaten. Cassano gelip 1.5 sezon kalıyor, Ronaldo o sezonun ortasında Milan'a gidiyor. Reyes desen, 1 sezon durup şampiyonluğa katkı yapıp kaçıyor. Çoğu Real taraftarının zihninde, o günleri düşünürken bu üçlü bir araya gelmez hani. Hatta daha da ilerisi, bu üç oyuncu, belki yalnızca bu fotoğrafın çekildiği maçta bir arada oynamıştır. Çünkü sırf Cassano o sezon 7 maça çıkıyor, ve Ronaldo'nun da devre arasında "Abbas yolcu" çektiğini düşünürsek, ihtimaller azalıyor.

Ha, lafı feçmişken, Reyes falan gelmesin amınakoyim Galatasaray'a. Azıcık götü düzelttik, illa "isim" mi gelecek.

Nerden Nereye 67


Geyeo


Bakınırken şunu buldum, kayıt düşmek namına, ben de bloga koyayım dedim. Sonuncu halka da alttaki forma. Muhafazakar San Antonio ahalisini hoş tutmak adına bi' 6-7 sene de bu gider.


Retro 141

Kaun


Eğer yabancı dizileri izlemeye girişirseniz, ilk planda önünüze çıkacak isimler belli. Saymaya gerek yok. Ve bunların dışına çıkmak da zor. Ben yabancı dizi izlemeye geç başladım. Bir arkadaşım vesile oldu buna da. İyi ki olmuş. Ama olabildiğince seçici olmaya çalıştım o zamandan beri. Çünkü gördüğüm manzara pek hoş değildi. Herkes, önüne gelen bütün yabancı dizileri izliyordu. Hiçbir şekilde sorgulamadan. İzliyorlardı, çünkü "başka insanlar da bu dizileri izliyordu." Hatta bir gün Ekşisözlük'te "izleyecek bir şey kalmadı, animelere sardım. O da bitti naabıcam" şeklinde bir cümle okudum. Donakaldım. İnsanlar çok ilginç.



Luther'a öncelikle bir abimizin yazdığı bir tumblr postunda denk geldim. Takip eden günlerde de internette bazı yerlerde hakkında olumlu şeyler okudum. Merak ettim. Gittim indirdim. Ben ilk sezonu izlerken, meğer o sırada 2. sezon bitmekteymiş. Az gecikmeyle onu da indirip izledim.

Çok geç kalmadım ama, o kaybettiğim zaman için bile pişman oldum. Bir avantajı oldu, iki sezonu hemen hemen arka arkaya izleme fırsatım oldu.



Blogda bahsedecek kadar var işte benim için, bi' daha "tavsiye ederim hafız, kesin izle" dememe gerek varsa, demiş olayım. Tek sıkıntı var. Gavat İngilizler ilk sezonu 6, ikinci sezonu ise 4 bölümden çekmişler. Yani çok iyi iş ama, topu topu 10 bölüm. "Noluyoruz" demeye kalmadan bitiriyorsun.

Luther için ilk seferde "polisiye" denebilir, ama Wiki'de de yazdığı gibi "psychological crime drama" en doğrusu. Salt polisiye değil.


Biraz da spoiler yumurtlamadan içeriden bahsetsem iyi olabilir. Luther, bazı açılardan Behzat Ç.'ye çok benziyor mesela. Çok basitten gidersen "İngiliz Behzat Ç." dersin yani. Ama olmasa daha iyi. O da amirim gibi gönül işlerinden yana sıkıntılı, o da amirim gibi kendine has bir adalet anlayışına sahip, o da kimi zaman açığa çıkacak şekilde "deli siniri"ne sahip, o da işleri kişiselleştirebilen bir adam.

Başka ne var, mesela Imdb'yi önemseyenler için, gayet iyi bir ortalamaya sahip. 2. sezonu bitirdikten sonra "bu mudur, Luther başkanla mesaimiz bu kadar mı olacak?" derken, şunu okuyarak rahatladım. Hem de ne rahatlama. Şöyle ilginç bir şey var ayrıca kendi adıma. Ne bileyim, Ekşi'de hakkında olumsuz yoruma rastlamak zor. Ayrıca popüler işlere önyargıyla bakanlar için de, orada sadece 7 sayfa entariye sahip olduğunu ekleyelim. Cidden az biliniyor yani. Boku çıkmayacak kadar bilinirse sevinirim şahsen. Başroldeki Idris Elba, daha önce kült dizi The Wire'da oynamış ve orada tanınmış bir abimiz. Müzik işlerinde falan da eli var.

Edit: Yav, o arada en önemli şeyi unuttum. Luther bir İngiliz yapımı. Bbc ürünü. Ve dizi bir İngiliz atmosferinde geçiyor. Hani kasvet, bulutlar vs. Tabii Engliş İngilizcesi'ni duyarak böyle bir diziyi izlemek, bambaşka bir tat veriyor.

Retro 140

Kreuzberg


Pınar Karşıyaka 2011-2012 formaları. Sponsor Anta. Da... Abi neden 4 tane? Çok fazla değil mi?

Edit: Geçen sezon ise tam altı formaları varmış. Düşüş var yani, iyi bile. N. Burak'a teşekkürler.

Akbaba


Henüz okumadım ama, yine de bu kitaptan bahsetmek istedim blogda. Zaten kafamdaydı ama, şu röportajı okumak, tetikledi diyebilirim. Ben haberci görevimi yerine getireyim. Umarım en kısa zamanda da edinir, okurum. Kitabın yazarı olan hanfendi de, ileride sıkça karşımıza çıkacak gibi.


Bir de şu var: kitapla ilgili görsel ararken, iki farklı renkte kapak olduğunu farkettim. İletişim'in sitesinde bordo kapak var. Idefix'te ise açık mavi. Basım safhasında hata yapmış olamazlar herhalde. Sanırım iki farklı kapakla çıkardılar kitabı, ki bu çok güzel. Bilgisi olan varsa bi' zahmet...

Edit: Serkan Akkoyun sağolsun, konuyla ilgili bilgi verdi. Açık mavi olan kapak, kitap çıkmadan evvel, Idefix tarafından konmuş, tanıtım amaçlı. Yani aslında tek kapak var, piyasadakilerin hepsi bordo kapak.

Retro 139

Güzel Formalar 67


Bu seriyi sadece çok acayip, deli sevdiğim, baba sevdiğim bir forma oldukça, öyle formalara 'denk geldikçe' sürdürmek istiyorum, ve işte onlardan bi' tanesi. İnanılmaz abi. Müthiş.

Sezon başında gözden kaçıp, sonra farkedince daha da lezzetli oluyo' sanki. Sarı-siyah zaten önceki yıllarda da evey formalarda sık kullandıkları bir renk. Bu kez çubuklu ve bu kalıpla harika olmuş.



Bu sezonki set de bu. Seversin sevmezsin o başka iş, şu 3 formaya da bakın abi. Üçü de farklı kalıp. Bize dayıyorlar amınakoyim, koca sezon tek kalıpla 3 ya da 4 forma giyiyorsun. Kimse de önemsemiyor nasılsa. Peh.

Edgü


Şu bizim kadın basketbol takımında ciciş bi kız var hani, Gülşah Gümüşay. Jaka Lakovic'in dişi versiyonu yani. Bu böyle tivitır'ından fotolar paylaşıyo. İşte kamptan, soyunma odasından, evde takım arkadaşlarıyla "takılırken" falan. Geçen, birkaç gün önce de bunu paylaştı. Işıl'ın çoraplarını giymiş, makara yapılıyor. Ama fotoğrafa dikkat ederseniz, arka planda da Taurasi ve iki yanında da biri sadece sol kolu görünen bir siyahi abla, diğeri de sanırım Tina Charles, ama emin olamadım.

Şunu diyeceğim: orada Taurasi varken, yani an itibariyle gezegenin en iyi kadın basketbol oyuncusu karşında idmana hazırlanıyorken, bu biraz fazla cıvıklık olmuyor mu? Hani biraz daha ciddi olmak gerekmez mi? Yoksa yanılıyor muyum? Abartıyor muyum?

Modric


Hatırlıyorum, yazın Karşıyakalı arkadaşıma sormuştum, "abi bu sene sizin 100. yıl, olacak mı şöyle efendi gibi bi' 100. yıl forması" diye. O da "abi bi'şeyler söylüyorlardı ama, emin değilim" demişti. Ve birkaç gün önce şu resim görüldü. Gerçekten çok iyi.

Formanın üstünde Karşıyaka'nın ilk arması ve şu meşhur "K. Atatürk" imzası var. Bir de şu var, 100. yıl forması bu ise, o zaman Karşıyaka'nın "asıl" formasının çubuklu olduğunu gösterir. Peki öyleyse, neden Karşıyaka sürekli tek renk, parçalı, enine çizgili, ve bir ton başka forma giyiyor? Bu konuda kesin bilgisi olan varsa, yardımcı olursa sevinirim. Hani Karşıyakalılar kendi kulüplerini cidden önemser ve üstün görür, böyle bir camia forma işlerine de azıcık daha önem verirse, daha şık olur.

Bir de, bu formanın resmi daha yayılmadan, çoğu insan bilmiyorken, şu 'anti-dilo'ların "Fluminense giyse dilenirsin, Karşıyaka giyse sikine bile takmazsın" şeklindeki saçmalamaları....................



Yeri gelmişken, bu sezonun Karşıyaka formaları. Geçen sezonkilere göre düşüş var.

Retro 138

Hüsnü Çoban



Kimi yerlerde 12-13, kimi yerlerde de 12-14 İspanya iç saha forması olarak geçen yeni mal işte bu. Ben 12-14 olacağını sanmıyorum. Çünkü çok büyük ihtimalle Dünya Kupası elemelerinde yine bir tane çıkartırlar. Şu postta da yazmıştık, artık tam olarak hangi sebeplerdense, 6 ayda bir yeni İspanya forması görür olduk.

Ufak bir değişim var. Son 2 iç saha formasının ardından, kullanılan mavide daha koyuya gidiş var. Şortla daha net belli oluyor.

Spurs


Geçen gün Beşiktaş - Sivas maçını izlerken Sivas'ın yeni transferi Morten Rasmussen'in forması dikkatimi çekti. Herifin formasında ismi yerine ''Duncan'' yazıyordu. İlgimi cezbetti, araştırdım herhangi bir sonuca ulaşamadım. Wiki'den edindiğim bilgiye göre Brondby'de oynadığı dönemde onla aynı ismi taşıyan Morten ''Molle'' Rasmussen ile isim karışıklığı olmasın diye Duncan yazdırmaya başlamış formasına. Brondby'den transfer olduğu Celtic'te ise vazcaymış formasına ''Duncan'' yazdırmaktan (Ek beyin sıçıntısı : Celtic taraftarının baskısından dolayı mı bu kararı almış bilemiyorum, çünkü araştırma yaparken Celtic'in taraftar forumlarında -eski Rangers efsanesi Duncan Ferguson ile olan isim benzerliğinden mütevellit- oyuncuya yeni lakap aranıyordu). Ya bu lavuk Tim Duncan hastası, ya da Duncan'ın başka bi' anlamı var bunun için. Neyse ne, bilen falan varsa paylaşsın. Merak ettim yahu...

Dizdar


"Avrupa’da Türk futboluna ilgi duyan kimse yok. Türk futbolcularını kimse tanımıyor. Türk milli takımı birkaç yıl önce parladı ama pek merak yarattığını söyleyemem. Bana kimse Türk oyuncuları veya takımlarıyla ilgili bir şey sormuyor. Bu yüzden Türk futbolu hakkında yazmayı düşünmüyorum. 2002 Dünya Kupası’ndan beri kimse Türk futboluna ilgi göstermedi. İngiltere’de Arda Turan kim diye sorsanız, çok az kişi tanır."

"Kaka, Michael Owen gibi bazı futbolcularla buluştuğumda gerçekten sıcak davrandılar. Ama işlerinin bir kısmının konuşmamak olduğunu biliyorlardı. Çünkü doğrulardan ve ilginç gerçeklerden bahsettiklerinde kulüplerinden ceza alabilirler. Örneğin “Maçı kaybettik çünkü savunmacılarımız kötüydü” diyemezler. Yani zor konularda açıkça konuşmazlar. Bu yüzden futbolcularla yapılan söyleşilerde aldığınız cevapların çoğu “İyi oynadık. Şimdi artık önümüzdeki maçı düşünüyoruz” gibidir. Ayrıca futbolcularla röportaj yapmak çok zor. Ben bugün bile örneğin Wayne Rooney ile röportaj yapmak istesem muhtemelen binlerce defa telefon konuşması yapmam gerekecek ama röportaj sadece 5 dakika sürecek. Buna değmez."

Egoist Okur aracılığıyla, Habertürk'teki Simon Kuper röportajı, buyrun.

Nerden Nereye 66

Retro 137

Dispossessed


Abi gerçektir ya da değildir bilmiyorum ama, bi' durun amınakoyim ya, sezon daha yeni başladı, bu kadar çabuk sızmasın bari, bu neymiş böyle.