Tam bu ara aklımdan geçiriyordum: Son 5 sezonda hep birer sezon arayla (13, 15, 17) kırmızıyı kullandılar (bordoyu da kırmızıdan sayıyorum tabii). Bu sezon olmaz herhalde, diyordum. Posta başlamadan şu tiviti gördüm. Sırayı bozmayacaklar herhalde. Ama Şampiyonlar Ligi'nde birileriyle çakışırlarsa, o zaman kırmızı paşa paşa gelir işte.
Blogda birkaç postta da bu Cavs'in siyah renkle samimileşme sürecinden söz etmiştim. Geçen yılki final serisinde giyilmesi, sonra parkedeki renk değişimi vs. İş öyle bir hale geldi ki, yan logolardan birini de siyahlı yaptılar.
Tabii belirtmek gerek ki, siyah totemi bu sezon işe yaramadı. Yanılmıyorsam iki deplasman maçında giydiler ve ikisini de kaybettiler.
Beşiktaş Sompo Japan'ın bu sezonki formalarını ilk gördüğümde burun kıvırmıştım açıkçası. "Ne alaka" falan derken, Panathinaikos'un geçen sezonki tasarımıyla aynı olduğunu hatırladım.Yine de ana rengin hangisi olduğu anlaşılmayacak bir tasarım tercihi olduğu kesin. Panathinaikos'unkini bilmiyorum ama, Beşiktaş'ın bu sezon neden bu formayı giydiğini tesadüfen anladım:
Bu fotoğraf şu hesaptan -- basketbol nostaljisi seviyorsanız, ya da yaşınız biraz geçkinse, tam sizlik. Futbolda yine görüyoruz arada, ama basketbolda böyle 30 sezon öncesinin formasının yeni versiyonunu görmek, müthiş bir şey.
PSG evvelki sezon (15-16) siyah forma giymişti. Açık renk deplasman forması olarak klasik beyaz vardı. Bu sezon 2. ve 3. formalarda tamamen ana renkleri haricine çıkacaklar. Bence güzel. Yani "deneme" açısından iyi. Arada bir yapılabilecek bir şey. Lyon da iki senedir siyah forma giyiyor mesela. Çünkü beyaz-mavi-kırmızı bir yerde bayar artık. PSG için de aynısı geçerli. Ya da diğer aynı durumdaki takımlar. İlla satış/pazarlama ile alakası yok yani.
İstanbul'un camilerinin, şehrin önde gelen simgelerinden olduğu hepimizin malumu. Peki kıta basketbolunun en büyük organizasyonu için hazırlanan logoda Boğaz Köprüsü, Galata ve Kız kuleleri varken, hükümetle de arası nasıl olduğu bilinen THY'nin ana sponsoru olan lig, neden bir cami silueti koy(dur)mamış? Tuhaf değil mi?
Yeni Barcelona formasıyla ilgili şahsen ilk söyleyeceğim, kulübün bir sempatizanı olarak, formaları "çubuklu" yapmalarının bana yeteceği. Yani enine şeritli formanın ardından, ben beklentimi buraya kadar düşürdüm. Bu ve 11-12'deki gibi denemeler, farklı çubuklular hiç sorun değil benim için. Üç şey var bu yeni formayla ilgili söyleyeceğim:
1. Formayı bu haliyle (çünkü ilk sızdığında tasarım az daha farklıydı) ilk gördüğümden beri aklıma gelen, sanki 11-12 ve 12-13 iç saha formalarının bir sentezini yaptıkları. Böyle bir şey akıllarına bile gelmedi muhtemelen, ama bariz bunu çağrıştırıyor.
2. PSG'nin 90'ların ortasında giydiği şu formaya çok benzemiş. Ki bu da 90'lar için cesur deneme.
3. Footy Headlines'da "Bir sezonluk klasik görünüme dönüşten sonra tekrar normalden koyu renkler olacak" diyor. Demek ki fotoğrafta gördüğümüzden daha koyu bir mavi hakim olacak formaya -- yani 2012-2016 arası gibi, laciverte yakın bir mavi. Ki deplasman formasının açık mavi olması da zaten bunu gösteriyor. Bu koyu mavi benim pek hoşuma gitmiyor ama, Nike'ın bok yemesi herhalde.
Dahası, maçın ardından Lig Tv'ye konuşurken, "Tabii ki beraberliğe sevinen bir takım değiliz" gibi bir şeyler söyledi. Demek ki kendisi de o sözleri hatırlamış ki...
2-3 gün önce "Meyvedır NBA takımı almaya niyetli" gibi bir haber vardı. Haberi koyan yerlerden biri, Meyvedır'ın Magic ile fotosunun olduğu tiviti de paylaşmış. Dikkatimi Magic'in üstündeki tişört çekti. Lakers logosu var, ve Nike... Büyük ihtimalle biliyorsunuz, önümüzdeki sezondan itibaren NBA'in resmi ekipman tedarikçisi Nike olacak.
Muhtemelen resmi olmayan bir durum var. Çünkü Adidas ile olan kontrat bitmeden kulübün herhangi bir ürününü başka bir marka altında görmek sorun çıkartabilir. Herhalde önden şöyle bir yolladılar, yetkililere falan. O arada da Magic unutuverdi, fotoğrafı saldı.
Düz, sade bir tişört. Bir numarası yok. Ama Lakers logosuyla Nike'ı yıllar sonra bir arada görmek adına bile ilginç. Önümüzdeki sonbahardan itibaren göreceğimiz manzaralara alışmak adına da güzel.
Nike demişken, bir de şu var. Hem markanın azılı bir hayranı olarak, hem de bir takımın forma açısından istisnai bir konumda bulunmasının hoşluğu açısından (Lakers'ın içerde sarı giymesi gibi) çok sevindiğim bir haber oldu.
Geçen sezon Cavaliers'ın son iki deplasmanda 5. formayla oynayıp kazanmasının ardından, bu sezon da Wizards'tan değişik tercihler görüyoruz. Şimdiye kadar (şu anda oynanan 3. maç dahil) 9 maç oynadılar. Bu dokuz maçta, içerde sadece alternatif beyazı, dışarda ise sadece üçüncü forma olan laciverti giydiler. Yani kısaca, ana iki formalarını (beyaz ve kırmızı) hiç giymeden 2017 Playoffları'nı geçirmekteler. Muhtemelen NBA tarihinde görülmedik bir vaka.
Hadi alternatif beyazla ilgili bir açıklama yapmışlardı, yani önceden bilinen bir şeydi, ona tamam. Fakat kırmızıya hiç uğramamaları ilginç. Aslında arada bir maç da şunu giyseler keşke, ama zor tabii Playoff'ta.
Geçenlerde Orellana'nın devre arasında saçma-sapan bir şekilde Valencia'ya kiralanması hakkında düşünürken, girdim bi' Viki'sine baktım. Manzara ilginç. Son iki kiralandığı kulübe de sonradan temelli gelmiş. Valencia da öyle olur mu? Muhtemel. Durumları bilmek lazım tabii. Neden kiraladıkları falan da dahil.
Lyon'un bu sezonki iç saha formasının çorapla uyumlu hali. Yanlardaki üç şeritler bozsa da, gayet güzel. Oraya neden bulaşmıyorlar bilmiyorum. Galatasaray'ın parçalılarda da simetri sıkıntısı var iki sezondur mesela. Adidas olmadan bir de. Fena başarı değil.
Basketbol mecralarımızdan güzel bir "esinlenme" daha. Hatay Büyükşehir Belediye. Formayı hangi markanın ürettiğini çözemedim, ama Avrupa kupalarında falan oynayan bir takımın bu şekilde sahaya çıkması müthiş.
Cavaliers şu lacivert formayı 14-15 sezonunda giymeye başladı, bayağı da giydi. Ardından geçen sezonun medya gününde de o formayla göründüler. Yine 14-15 sezonunun başında zemini de o renklerle ağırlıklı olarak yenilediler -- belki de Lebron'un isteği falandır.
Geçen sezonki finallerin deplasmandaki kritik 5. maçında siyahı giyip, seriyi kurtarma adına umut dolunca, evde 6. maçı alıp gelinen son maçta da (bordo, sarı, ve laciverti es geçip) siyah formayı giydiler. O formayla maçı kazanarak yüzüğe ulaşıp, kulüp tarihi için önemi sarsılmaz bir konuma gelince de, zemini bu kez siyah ağırlıklı yapma yoluna gittiler. Hatta öyle ki, öncesinde yüzüklerin takdim edildiği sezonun ilk maçında, üstünde şampiyonluk kupası olan forma tercihi, siyahtan yana kullanıldı. 5. forma renginin kulübün en sembolik rengi olması, spor tarihinde belki de bir ilk.
Yeni bir şey demiyorum, ya da bir tespit sunma durumum yok: Yalnızca, son birkaç yıldaki çok yaygın durumdaki sakal trendinin bir yansıması. Örnekleri de boldur tabii. Sadece, böyle bir tane fark etmişken, kayıt düşmek maksat.
3 kirli sakala 8 direkt sakallı gibi bir manzara. Sinek kaydı yok.
29 Kasım tarihinde, 57 yaşındaki efsanevi rap ikonu Kurtis Blow'un kalbi durmuş, ve beş dakika kadar nefessiz kalmıştı. Sonrasında yeniden hayata döndü, turnesine ve her zamanki gibi ortalığı sallamaya devam etti. Buna rağmen --belki de özellikle bu yüzden-- çığır açıcı, 80'lerin yol gösterici rap ikonu hâlâ aramızda, ve ona sadece müziğe değil, basketbola da yaptığı katkılar için minnettarız. Kurtis Blow olmadan, hip-hop'ın bizim bildiğimiz şekliyle varolmayacağı kesin; ama aynı şeyi basketbol için de söyleyebiliriz.
1984 yılında Blow, "Basketball"u yayınladı. Bu, Magic ve Bird'den Willis Reed, Earl Monroe ve "33 Numara, adamım Kareem ilk 5 başlıyor"a dek herkesi anarak, oyunun geçmişinin ve bugünün kutlamasıydı. Şöyle diyordu: "Orada idiysen bana söyle, Wilt'in 100 attığı gece."
"Basketball"un çıktığı yıl, lig Magic ve Bird'ün ilk kez karşılaştığı final serisiyle birlikte o can çekişen vaziyetinden kurtulup, hızlı yükselişine yeni başlamıştı. Bunun basketbol tarihinde nasıl bir tarihi dönüm noktası olduğuna dair bir fikir vermek için, henüz umut vaad eden çaylak Jordan'dan kimsenin söz etmediğini söylemek gerek. Ama Jordan'ın pazarlama sihri olmadan bile, Kurtis Blow'un şarkısı, dönüm noktası olarak görülebilecek --ve o tür şarkıların az görüldüğü bir dönemde çıkmış-- bir rap hitiydi. Şarkı, Blow'un memleketi Harlem'in ötesinde geniş bir kitleye ulaşmakla kalmadı; sadece birkaç mil uzakta yaşayan, ama bambaşka bir dünyaya mensup olan kişiler tarafından da benimsendi: Mesela yeni NBA komisyoneri David Stern. "Basketball", NBA ve hip-hop arasındaki son derece kârlı ve bazen çok huzursuz bir işbirliğinin başlangıcı oldu. Stern "Basketball"u tanıtım videolarında kullandı ve lig için önemli bir konumda kaldı; şarkı, daha sonra 2K12 isimli basketbol oyununun soundtrack'inde yer bulunca, yeni nesil tarafından da duyulmuş oldu.
Ancak NBA'in "Basketball"u kabul ve tanıtımının, bir pazarlama birleşiminden daha büyük sonuçları oldu. Birçok çocuğun --buna ben de dahil-- hip-hop'ı keşfine sebep oldu. 10. yaş günümde, sadece "Basketball"u dinlemek için Ego Trip albümünü almıştım; sonra geri sarıp tekrar dinledim. Bu süreçte, nakaratlarıyla beraber, klasik "Aj Scratch" ve Reagan dönemindeki siyah şehir yaşamı ile iletişim kuran ilk şarkılardan biri olan "8 Milyon Öyküleri"nin de içinde bulunduğu diğer şarkılara abayı yakmıştım: "Çıplak şehirde 8 milyon hikaye, bazısı buz gibi soğuktu ve acımasızca anlatıldı." Bu şarkıya, kariyerine "Kurtis Blow'un oğlu" olarak başlayan Run-DMC'nin Dj Run'ı eşlik ediyordu. Ve Run-DMC'yi öğrendiğimde olaya dahil olmuştum; kendimi yalnız hissetmiyordum.
Kurtis Blow'un sentezi ve NBA'in popülaritesini patlatması, farkında olmadan bir genç jenerasyonu hip-hop'a yönlendirmişti. Kurtis Blow'un Harlem'i küreselleşiyordu ve buna aracı olan da David Stern'ün oyunuydu. Ama "Basketbol" yalnızca oyuna bakışımızı değiştirmedi. Oyunun kendine bakışını da değiştirdi. David Stern'ün pazarlama gurularından aynı yılın sonraki aylarında Air Jordan'ı tasarlayan mühendislere, bu ligin --1979'da final serisi televizyonda banttan verilen lig-- 80'ler ve ötesinde "cool"un tanımını yapacağını görmüşlerdi.
Bugün hepsi çok açık görünüyor. Ancak, basketbol ve spor ayakkabı endüstrisinin yalnızca birkaç yıl önce Güney Bronx'ta ortaya çıkmış olan bir siyah müzik tarzını küresel dominasyon için kullanacağı fikri, o zamanlar için gülünecek bir şeydi. Böyle bir vizyon için göt ister. Aynı zamanda, siyah müziği ve büyük şirketler bir araya geldiğinde bu çok sık görüldü: Sanat formunu zenginleştiren insanlar haricinde, herkese sömürü. Ya da başka bir deyişle, NBA/hip-hop imparatorluğu, Kurtis Blow'un yetenekleri olmadan, vücut bulamazdı -- ya da bildiğimiz şekilde olmazdı. Eğer basketbol ve hip-hop'ın kesişiminden zengin olan herkes, Kurtis Blow'a kazançlarının yüzde 1'ini verse, Blow, günlerini altından bir sarayda geçirebilir. Ki eğer öyle olsaydı bile bir sahne bulur, amfiyi patlatır, fişleri söker, ve oradan hızla uzaklaşırdı.