Foobar

1993 NBA Playoffları Batı Konferansı 2. Turu, Seattle Supersonics - Houston Rockets, 7. maç, uzatmalar, son hücum.

Olajuwon topu 9 saniye kala boyalı alanda alıyor, pas verecek bir takım arkadaşını arıyor, pası veriyor, o adam son şutu kaçırıyor. Mesele o değil tabi. Asıl önemli olan benchte dururken bir anda sahaya giren 22 numaralı Houston Rockets oyuncusu Winston Garland. Ne salondaki 20bin kişi, ne hakemler, ne de oyuncular fark edebiliyor herifin sahaya girdiğini. İşin ilginci, eğer Garland 3lük atsa Houston 2 sayı öne geçecek ve kurallara göre atacağı sayılar silinemiyor, sadece rakip bir serbest atış kulanabiliyor. Yani orda ona göre set çizseler...

Olay 16:16'da başlıyor.


Cock

Bu mal, şebeklik yapmaya bayılıyor. Basın da huyunu bildiğinden, suyuna gidip ortamı hazırlıyor. Diğeri zaten makara-kukara seven adam, "e yeni ortama geldik, koca camia vs" deyip o da manzaraya ayak uyduruyor. Sonra da böyle pozlar gırla. Sikerim şampiyon falan olmayın amına koyim siz.

Retro 236

Pizzi

Siklemiyoruz.swf


Geçtiğimiz iki günün HaberTurk "spor gazetesi" ilk sayfaları. Totalde 3 Euroleague galibiyetinin toplam kapladığı alan: 10 santimetrekare.

BJK Euroleague galibiyeti sonrası tam sayfa "Troll Q7" haberi. Altta parmak kadar "Beşiktaş panzer gibi" haberi. Efes ve FB'nin galibiyetleri sonrası da benzer boyutta haberler. Sayfa boydan boya GS'nin deplasmanda puan kaybı.

Arada bir Sato krizi -ki sırf milli refleks haberi- yine güzel yer bulmuş. Diğerleri ufak daireler. Başarı değil, kaos tiraj sağlıyorsa demek ki.

Once upon a time, a wise man told me: Beş kupona göt veren basın, bunu da basın.

El-Kol 1


Ya yeni ve kısa bir serimiz olacak, ama isim konusunda çok zorlandım -hatta bunları yazarken hala karar vermiş değilim. Yani aslında ne koysan olur, öyle bir saçmalık. Futbolcu milleti işte. Şu objektifler sana yönelince bir el-kol hareketi yapma zorunluluğu hissetmek ise bambaşka. Modern çağ gariplikleri. İlki buralardan olsun. En azından eldekiler dahilinde saçmalık "dozu" gittikçe artacak. O arada birkaç tane daha bulursam, seri uzar.

Tyrannosaurus


Fotoğraf birkaç gün öncesinden, Fenerbahçe resmi sitesinden. Basket takımı Siirt'e gitmiş sosyal sorumluluk projesi kapsamında. Amaç Anadolu'ya basketi sevdirmekmiş. En az NBA Cares projesi kadar samimi geldi bu bana ya neyse, he deyip geçelim. Bu fotoğrafta Batiste-Andersen ile Bo'nun üzerindeki ürünler neden farklı onu anlamadım ben. Siirt Üniversitesi'ndeki panele (panel deyince İsmet Badem'i anmadan olmaz) gidenler farklı eşofman giymiş diyeceğim de panele oyunculardan Batiste ve Ömer gitmiş, koç Pianigiani ile birlikte. Artık Andersen mi ortama uymuş, Bo'ya aynı stil ürün mü kalmamış bilemiyorum. Onu formalarla, ürünlerle daha içli dışlı olan teğmenim düşünsün ben sol alttaki perde pilavına takıldım çok pis. Olsa da yesek.

Nerden Nereye 96

Emmanuelle


Futbolun amatör ruhu, tıpkı eskilerdeki gibi. Çok hoşuma gittiği için burada paylaşmak istedim. Gereksiz gereksiz kurallar ile belli bir kaba sokuşturulmuş, her şeyin standart olduğu sik bir futbol dünyasında görünce gözümü gönlümü açmış bir olay. Gerçi maçı seyretmedim, fotoğraflardan sonra özetlere baktım, hakikaten olmuş.

Neymar Henüz 19-20 yaşlarında ancak Santos ile 200. maçına çıkmış bile geçen gün. 200. maça özel Santos, sırtında 200 yazılı forma giydirmiş Neymar'a. Neymar o forma ile, yani 200 numaralı forma ile sahaya çıkmış, maçı o şekilde oynamış. İzin verilmiş yani. Futbolun mevcut kuralları ve standarta aykırı diye reddedilmemiş. Adam o numarayla oynamış.

En son United-City maçında bir kaç sene evvel Munih faciası anısına United'lı oyuncular o dönemin formalarının birebirini giymişlerdi ve yine o döneme uygun 1'den 11'e sıralı formalar ile çıkmışlardı sahaya. O gün, normalde 35 giyen 8 giymişti atıyorum. İsim de yazmıyordu sırtlarında. Eski günlerde olan güzel şeyler gibi. Metin'in son maçında ikinci yarının, küçük bir bölümünü de olsa, Can Bartu'nun Fenerbahçe formasıyla oynaması gibi.

Bunlar güzel olaylar, futbolun kurallarının içinde keyifli anlar. UEFA ise yok arkası düz olacak, yok şortu-çorabı böyle olacak diye sikedursun futbol-forma sevgimizi.

İskele


Fenerbahçe yine 3 ana branşının formaları arasında bütünlüğü sağlamaya devam ediyor.


Bunu Fenerium sayesinde yapması, kalite konusunda bazı soru işaretleri yaratsa da (Fenerbahçe Ülker Euroleague'nin favorilerinden biri, şu formalarla kupa kaldırdıklarını düşünmek çok ilginç kaçıyor) çok şık hareket. Mesela Galatasaray'da henüz böyle bir şey göremedik. Zorundalar mı? Hayır. Ama ne kadar hoş durduğu ortada. Fenerbahçe basketbol-futbol formaları benzerliğini en az 5 sezondur yapıyor, voleybolu bilmiyorum da, o da bir 2-3 sezon var. Tabii ben bunları dilerken, oralarda neler oluyor, onu hiç açmayalım.

Retro 235

Sin


Lakers zemin görünümünü değiştirmiş, ve çok klas bir görüntü ortaya çıkmış. Bu postu bazı yazarlarımız arasında ihtilaf çıkma pahasına yazıyorum. Gerçi sorun çıkarsa hepsini kovarım, olur biter abi. Dert ettiğim şeye bak benim de ya sabah sabah.

Jenerik 9

Up




Iker: Ulan benim de bir gün böyle çocuğum olacak mı acaba...

Hierro: Heyt, babasının aslanı be, bütün Barnebau daşşağını yesin senin.

Conceiçao: Ya yeter arkadaş, sabahtan beri ınga ınga, gidiyorum ben...

Salgado: N'oluyo lan orda?


Retro 234

Şadırvan


Nerden Nereye 95


Serinin bu ayağı toptan Sayın Eryılmaz'dan. Kendisine teşekkür ediyor ve Niksar'a selamlarımızı yolluyoruz.

Obstage #1


Posta başlamadan önce ufak bir girizgah yapayım yazının başlığıyla alakalı. Sonra ''vay efenim bu ne'' denilmesin kemikleşmiş okur tayfamız tarafımızdan. Sonuçta bugüne bugün anlı şanlı (tuncay sana hindi girsin ak aklıma geldi bak yine) lappappa blog'uz. KAP'a açıklama göndermemiz gerekseydi, üşenip yazamazdım gene ama yine de belli bir şey söylemek gerek bu yeni seriyle alakalı olarak. Bundan sonra artık şu üstte gördüğünüz ''obstage'' başlığının altında benim günlük/haftalık/aylık saçmalamalarım olacak. Ne diye bu kadar gereksiz açıklama şeysine girdiysem artık, anlayamadım. Kendimi bile anlayamıyorum, düşünün artık şu anki halet-i ruhiyemi. Öeh bağlayamadım zaten.

Son derece vasat altı bir giriş paragrafının ardından geldik gelişme bölümümüze. ''Kompozisyon dersi mi bu dangalak'' diyenler anfarov. Öhöm, konu neydi? Hee doğru, konuya giriş yapmamıştık daha. Hoş zaten belli bir konu yok bu köşede, dağınık takılacağız Allah'ın izniyle inşeaallah. Birkaç post öncesinde Yücel, Boston Celtics-Fenerbahçe Ülker maçıyla alakalı bir şeyler çiziktirmişti. Okumayan varsa okusun hele bi' onu. Aslında hiç şimdi okumaya zahmet etmeyin. Önce bana verin dikkatinizi, benim yazacaklarım maç öncesi olduğu için sonra geçersiniz ona...


Geçen günlerde işte, her şey rutin giderken hayatın akışı son derece iğrençken ''acil'' koduyla bir posta aldım. Trump Towers'ın 82. katındaki odama getirilen postada ''Boston Celtics antrenmanı'' davetiyesi vardı. Hiç bozuntuya vermedim. Önce ''Boston Celtics ne lan, huzurevinden basketbol takımı mı olur?'' diye bir iç muhasebe yaptım. Sonra bir baktım eldeki whisky bardağı boşalmış, onu doldurup devam ettim içsel snopluğuma. Tüm dangalaklığımla seçenekleri gözden geçirdim ve antrenmana gitmeye karar verdim. Yılların emektarı Mustang'ime atladığım gibi Ayhan Şahenk'in yolunu aşındırdım... ''Kafamda deli sorular'' anlayamıyorum edemiyorum. Önce Garnett'i sonra Rondo'yu düşündüm. Kahvaltıda yediğim havyar ağzıma geliyor, çıkaramıyorum. Sonuç olarak içeri girdim heyecanlı heyacanlı. Akredite oldum yazdığım kurum TrendBasket sayesinde. Her ne haltsa bir baktım içeriye bizim Kaan(kural) ile Orkun(co) aynı masada muhabbet ediyorlar. Beni görür görmez Orkun kalktı ayağa ''gel abi otur şöyle, bir goralımı ye'' diye ısrar etti. Küçüklüğünü bilirim Orkun'un, eline 5 lira verdim dedim ''al bu parayı kendine gofret alırsın''. Sevindi kerata. Eee ona verince mecburen Kaan'a da vermem gerekti, tabii tahmin edersiniz ki ona verdiğim miktar biraz daha sıfırlı bir miktardı...

Kaan ile Orkun sek sek oynarken Amerikalı bir denyonun uyarmasıyla içeri girdik. İçeri girmemle şaşırmam bir oldu. ''Hepsini gözümüzde boşa büyütmüşüz bunca sene, ciddi anlamda hiçbirinin boy olarak bizden o kadar büyük farkları yok'' demeyi çok isterdim ama yok öyle bir dünya... Aslında var lan, kısalar çok kısaydı mehehe. Şaka bir yana cidden kısaydılar ya, ben daha uzun bekliyordum arkadaşları. ''Hocam enbiay'da hep ayakkabıyla ölçüm yapıyorlar, ondan oluyor bu hep'' diyen arkadaşı dışarı alalım güvenlikçi çocuklar. Bak hala konuşuyor, indir lan o eli it herif. Biz bilmiyoruz sanki ayakkabıyla ölçüm yapıldığını. Antrenman kısa sürdü desem yeridir ya da bana öyle geldi, bilemiyorum şimdi tam. Oyuncular serbest takılırken çoğuyla konuşma/röportaj yapma şansım oldu. Bunlara ulaşmak isteyenler şuraya tıklayabilirler. Her neyse izlenimler biraz flu aslında... Flu demeyelim de karmaşık. Çünkü o kadar sene beğeniyle izlediğin Garnett seni siklemeyince hafıza biraz bunalıma giriyor, silmeye çalışıyor o anları. Pierce, Green, Garnett ve Rondo. Hepinizi Şahan Gökbakar istismar eder inşallah, kenardan onun trash talkuna kurban gidesiniz e mi. Brendan Bass, Chris Wilcox, Darko Milicic, Jason Terry, Tyron Lue, Brian Scalabrine ve Doc Rivers'ın taşaklarına kurban olun siz. UTANMADINIZ MI LAN BUNLARI YAPARKEN? HELE HELE!

Her neyse Europe Live'ın benim açımdan ''olayı'' buydu. Gittik, gördük, eğlendik. Serbest kürsü'ye devam ediyorum... Bu köşenin veya serinin -artık ne haltsa- interaktif bir şekilde ilerlemesini çok isterim aslında. Ne bileyim yorum gelsin ''usta bugün şu kitaptan konuşalım'' veya ''usta bugün şu seks pozisyonunu irdeleyelim''. Bunlar mutlu eder beni, haa baktım pek siklenmiyorum ben de kendi yolumu çizerim arkadaş. Zaten zor şartlar altında çalışıyoruz. Ne mayış var ne ssk ne akbil, BLOG SENDİKASI NİYE YOK AK YA?!?!


Bu serideki kitap önerime geçeyim. Bu serilik önerim: Beyaz Zenciler olsun. Ingvar Ambjörnsen'e ait bir yeraltı romanı. İsminden de anlaşılacağı üzere örselenmiş, kenara atılmış tiplerin yaşam mücadelesini anlatan bir kitap. Yeraltı edebiyatı'na az da olsa merakı olan birinin mutlaka göz atması gereken türde bir eser. Şahsen sıkılmadan okudum ben, hoşuma da gitti. İnsanın okuma açlığını dindiren türden bir şey, size de gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Artık ne zaman bu seriyi yazsam ''seriye özel'' bir porno yıldızı seçicem. Bunla problemi olan arkadaşlar direk ctrl+w yapsınlar... Ne oldu lan yemedi mi? Köftehorlar merak ettiniz tabii. Bacılarınızı ve analarınızı ekran başından uzaklaştırdıysanız o ismi açıklıyorum. O isim: Ashlyn Rae. Altta resmini paylaştığım hatun yani. İsteyen açsın videolarını falan izlesin, onun için de link vermemi beklemeyin artık yani. Benden ancak bu kadar amme hizmeti işler size. Hadi yine iyisiniz günü kurtardım sizin adınıza eheh


Gelelim bu serinin abur cuburuna. Fazla dallandırılıp budaklandırılacak bir konu değil bu. O yüzden kısa kesicem zaten. Twitter'da beni takip edenlerin malumudur, tam bir kinder süt dilimi hastasıyım. Bundan mütevellit bu serinin abur cuburu: kinder süt dilimi. NOT: Bu paragrafta sanal reklam uygulamasını uygulamak isterdik ama ne yazık ki bir sirkespor değiliz :(

Başka bir şey kaldı mı diye düşünüyorum... Sanırsam kalmadı ya. Benden bu seferlik bu kadar, zaten sıkıldım. Hadi iyi Ashlynler size!

Retro 233

Kendisini tanımıyor musunuz yoksa? O zaman şuradan ve şuradan buyrun. Fileli Sepet de artık faaliyete geçse iyi olur. Hacım duy sesimizi ya, hadi artık.

Mini Cooper

Aşağıda resmini gördüğünüz yatak ve fiş Al Jefferson (2.05 m)'a ait. Zenci işini biliyor, 3'e 3.65 yatak almış. Yataktaki de Mo Williams, kısa bir adam değil yani. 23 bin dolara mal olmuş ama değer sanki. Yatağa 2 tane boz ayı ve Mini Cooper sığabiliyormuş.