2016 Draft Notları


Bir sezonu daha geride bıraktık... Çok şükür kendi açımdan mutlu sonla bitti. Bir bandwagon oluşumunun daha sonunu getirmenin mutluluğu içerisinde çok fena gaza gelmiş durumdayım. Öncelikle 'N'oldu lan Curry ve türevleri? N'oldu lan koca götü Draymond Green!' diye anırmak istiyorum. Ardından modern basketbol denen şeye kana kana küfretmek istiyorum!.. Eğer Cavs, daha doğrusu LeBron şampiyon olmasaydı muhtemelen bu yazıyı yazmıyor olacaktım. Çünkü final serisinin son maçı hariç hiç bir maçı izlemedim. 6. maçın bi 10 dakikası hariç. Kendi çapımda böyle 'satılmış' bi' ligi boykot etmek istedim işte. GSW kazansaydı da çok ama çok büyük bir olasılıkla sisteme olan isyanım yüzünden NBA'i takip etmeyi bırakacaktım. Bu yüzden bu rezaletin oluşmasını engelleyen herkese ayrıca teşekkürler! Neyse fazla da konunun dışına çıkmayalım... Ehem... Her sene olduğu gibi bu sene de bi' Draft değerlendirmesi yapacağız. Yine bomba gibi oyuncular var demek istiyorum ama açıkçası beni fazla heyecanlandıran bir draft olmadı 2016 yılının draftı. Tabii ki üstün yetenekli, gelecek vadeden oyuncuların sayısı az değil ama NBA'in kaderini değiştirecek gençlerin oldukça azınlıkta olduğu bir Draft olduğunu düşünüyorum... Hemen gencolarımıza geçelim.



#1 76ERS: Ben Simmons

D.T: 20. 6. 1996
Pozisyon: Kısa forvet / Uzun forvet
Klas: Üniversitede ilk senesini doldurmuş oyuncu
Okul: LSU
Boy: 2.08
Kilo: 109 

15-16  sezonu istatistikleri (LSU Tigers):

Maç başına sayı: 19.1     
Maç başına ribaund: 11.7
Maç başına asist: 4.7
Maç başına blok: 0.8
Maç başına top çalma: 1.9
Serbest atış yüzdesi: .670

Artıları:

* Boyunun uzun olmasına rağmen topu iki eliyle de rahatça sürebiliyor
* Üst düzey paylayıcı bir güce sahip, NBA'in modern kısa/uzun forvetleri kadar atlet
* Pota altındaki kargaşadan savunma ribaundlarını çekebiliyor
* Özellike pota altında 'post' pozisyonunda eşleştiği oyuncuları iyi savunabiliyor
* 'Box' pozisyonunda kendinden uzun ve iri oyuncuları potadan uzak tutabiliyor
* Öncelikle potaya gitmeyi düşünüyor ve atletik özellikleriyle çabuk yön değiştirebiliyor
* Özellikle pentre ederken oyun görüşü oldukça yüksek. Boş adamı çabuk ve doğru pasla bulabiliyor

Eksileri:

* Bir forvet oyuncusu için blok sezgileri vasatın altında
* Şutuna fazla güvenmiyor ve istikrarlı atamıyor (özellikle maç sonu hücümlarda)
* Penetre üzerinden attığı şutlarda vücut dengesinin sağlayamıyor ve gereksiz zorlamalarda bulunuyor
* İyi top süren oyuncuları savunmakta zorlanıyor. Teke tek savunmasında ayakları yavaş kalabiliyor

Özetle:

NBA tarihinin en uzun 'rebuilding' süreçlerinden birinin tam ortasında bulunan 76ers genç kadrosuyla adeta bir NCAA takımını anımsatıyor bize. Okafor, Noel, Embid şimdi de Simmons... Bu takımı Simmons'ın üzerine kurmak ne kadar doğru bilmiyorum ama Brett Brown'ın Simmons'u uzun forvet pozisyonunda oynatmayacağını düşünüyorum. Okafor ve Noel pota altında kağıt üzerinde gerçekten heyecan verici gözüküyor. Simmons 3 numara oynarsa aynı anda tüm potansiyel sahada olacak... Tabii daha NBA'de tek bir maça daha çıkmadan kendisini ligin en iyi uzunu ilan eden Embid'den kurtulmaları kendileri için iyi olabilir. Bu takasla iyi bir oyun kurucu alırlarsa ve Stauskas'ın dış şut tehdidine güvenirlerse 76'ers bu sezon daha iyi bir derece yakalayabilir.



#2 LAKERS: Brandon Ingram

D.T:  2. 9. 1997
Pozisyon: Kısa forvet
Klas: Üniversitede ilk senesini doldurmuş oyuncu
Okul: Duke
Boy: 2.06
Kilo: 89

15-16  sezonu istatistikleri (Duke Blue Devils):

Maç başına sayı: 17.3       
Maç başına ribaund: 6.7
Maç başına asist: 1.9
Maç başına top çalma: 1.1
Serbest atış yüzdesi: .682
Üç sayılık isabet yüzdesi: 410
Artıları:

*  Ayakları yere sağlam basan dengeli bir penetre özelliği var
* Hızlı bir ilk adımı var ve iki ayak üzerinden sıçradığı zaman patlayıcı özelliği NBA standartlarında
* Top hakimiyeti üst düzey ve hızlı hücumları bitiriş yetenekleri
* Ortalamanın üzerinde bir dış şut tehdidi var
* Sağ elini kullanan bir oyuncuya göre kendi solundan dönerek pota altından rahatlıkla bitirebiliyor
* Özellikle hızlı hücumlarda topu potadan potaya götürebiliyor ve doğru pasları dağıtabiliyor

Eksileri:

* Pozisyonuna göre güçlü bir oyuncu değil. Özellikle bacakları NBA standarlarına göre zayıf
* Elit savunuculara karşı kendi şutunu yaratamaması ve kötü hücum tercihleri
* Güçsüz fiziğnden ötürü kendi pozisyonundaki güçlü oyuncuları iyi savunamaması
* Ribaund sezgilerinin zayıf olması ve 'box out' yapma konusundaki etkisizliği
* Trafik içerisinde bitirme konusunda vasatın altında bir skorer

Özetle:

Kendisi benim ikinci favori rookie'm. Geçen sene Lakers Okafor'u seçmediği için yönetime fazlasıyla kızmıştım çünkü asıl eksikleri iyi bir pota altı oyuncusu. Fakat bu sene Lakers bu genci seçmekle doğru olanı yaptı ama ona sabretmek zorundalar. Kobe Bryant'ın gidişinden sonra taraftar da Ingram'dan bir mucize beklemiyor. Fakat Russell, Randle ve Ingram Lakers'i seneler sonra tekrardan play-off'lara taşıyacak potansiyele fazlasıyla sahip. Özellikle Clarkson'la iyi bir ikili olacaklarını düşünüyorum. Ayrıca Lakers'ın dış şut tehdidini de arttıracaktır.  Ingram bu senenin ilerleyen maçlarında umarım ilk beş başlar ve sağlıklı bir sezon geçirir çünkü NBA'e ne kadar çabuk alışırsa eksiklerini de görerek ona göre gidereceğini düşünüyorum.



#3 Celtics: Jaylen Brown

D.T: 24. 10. 1996
Pozisyon: Kısa forvet
Klas: Üniversitede ilk senesini doldurmuş oyuncu
Okul: California
Boy: 2.01
Kilo: 102

15-16 sezonu istatistikleri (California Golden Bears):

Maç başına sayı: 14.6
Maç başına ribaund: 5.3
Maç başına asist: 1.9
Maç başına blok: 0.6
Serbest atış yüzdesi: .654

Artıları:

* Üst düzey bir atlet, tek ayak ve çift ayak sıçradığında heyecan verici smaçlar vurabiliyor
* Patlayıcı gücü çok yüksek, hızlı ilk adımı ve dengeli penetreleri ile NBA savunmalarını delebilir
* Topsuz oyunu vasatın üzerinde, kendini hızlı ayakları sayesinden savunmacılarından kurtarabiliyor
* Özellikle adam adama savunmada oldukça başarılı
* Ribaund sezgileri yüksek ve kalabalığın arasından boşta kalan topları çekebiliyor
* 1,2 ve 3 numaraları savunabiliyor. Özellikle kısa beşle oynayan takımlara karşı daha etkili savunma yapabilir

Eksileri:

* Hücum özelliklerinin beklentilerin altında kalması. Yanlış şut tercihleri ve kendi hücumunu yaratmada yaşadığı sıkıntılar.
* Bazen bencil olabiliyor ve topu elinde fazla tutuyor
*  Kafasını her zaman oyuna veremiyor. Kötü hücumlar yaptığı zaman oyuna küsebiliyor
* Savunmada gereksiz agresifleştiği ve top çok top çalmaya odaklı savunma yaptığında takım savunmasını aksatıp hatalar yapabiliyor
* Yardım savunması reaksiyonları kendinden beklenenin altında kalıyor
* Düşük serbest atış yüzdesi

Özetle:

Boston'ın aradığı agresiflik ve takımda eksik olan o patlayıcı güç bu adamda fazlasıyla mevcut. Kısa forvet pozisyonuna artık yeni bir kan aramayı sonlandırabilirler çünkü Brown onlara fazlasıyla yetecektir. Sadece kendisinin, şut sokma konusundaki büyük sıkıntılarını gidermeleri gerekecek. Thomas ve Smart'ın onu efektif kullanacağından eminim ve büyük olasılıkla da tüm maçlarda ilk 5 başlayacaktır. NBA arenasında kendisinin tam anlamıyla göstereceği iyi bir takıma gitti ve gerçekten heyecan verici bir rookie. Çalışma ahlakını geliştirir ve Boston şehri ile huzurlu bir şekilde geçinirse takımın franchise oyuncularından biri olabilir.



#4 SUNS: Dragan Bender

D.T: 11. 17. 1997 
Pozisyon: Uzun forvet
Klas: Uluslararası oyuncu
Okul: -
Boy: 2.13
Kilo: 102

15-16  sezonu istatistikleri (Maccabi Tel Aviv - Euroleague: 7 maç):

Maç başına sayı: 2.4     
Maç başına ribaund: 1.3
Maç başına blok: 0.4
Serbest atış yüzdesi: .500

Artıları:
* Bir kısa forvet gibi sahayı kısa sürede koşabiliyor. Boyuna göre oldukça hızlı
* Sahayı koşmayı seviyor. Hücumda aktif ve hareketi. Kendini boşa çıkarmayı seviyor
* Ayakları hızlı. Özellikle yardım savunmasında çabuk reaksiyon göstrebiliyor
* Dikey sıçrayış konusunda bir uzuna göre oldukça başarılı
* Savunma I.Q.'su oldukça yüksek. Penetre eden oyuncuları durdurma konusunda başarılı. Gardları bile savunabiliyor.
* İyi bir çember savunucusu. Özellikle yardıma gelip temiz bloklar yapabiliyor

Eksileri:

* Savunma ribaundlarını çekme konusundaki yetersizliği
* Fiziğinin NBA standartlarındaki bir uzuna göre olduça zayıf olması
* Skor repartuarının geniş olmayışı ve kendi hücumunu yaratma konusundaki eksiklikleri
* Hücumda bilinçsiz erken ve yanlış şut tercihleri
* Çoğu zaman yardım savunmasının geldiğini farkına varamamasından dolayı top kayıpları

Özetle:

Suns bu neden bu draftta iki tane uzun forvet aldığını anlamadım. Eğer Bender'i pivot olarak oynatmayı düşünüyorlarsa önlerinde çok uzun bir yol var diyebilirim. Marquese Chriss'i Kings'ten kapmaları doğru bir tercih olsa da. Bender NBA için hazır durumda olmadığı çok açık. Fakat kendisinin örnek alabileceği bir uzun var... Porziņģis, hakkında söylenen neredeyse tüm eleştirileri savuşturmuş ve yılın çaylağı olmaya aday bir performans sergilemişti. Bender da Avrupalı bir uzun olarak aynı başarıyı gerçekleştirebilir. Tabii ki henüz çok genç ama ilk etapta Suns'a savunmasıyla yararlı olabileceğini düşünüyorum.


#5 TIMBWERWOLVES: Kris Dunn

D.T: 13. 3. 1994
Pozisyon: Oyun kurucu /  Şutör gard
Klas:  Üniversitede 4 seneyi tamamlamış oyuncu
Okul: Providence
Boy: 1.93
Kilo: 100

15-16  sezonu istatistikleri (Providence Friars):

Maç başına sayı: 16.4
Maç başına ribaund: 5.3
Maç başına asist: 6.2
Maç başına blok: 1.4
Serbest atış yüzdesi: .695
Üç sayılık isabet yüzdesi: : .372

Artıları:

* Topla birlikte dripling yeteneği oldukça iyi. Savunmaları delip potaya gitme konusunda başarılı.
* Pas yetenekleri ve harika saha görüşü
* Topsuz oyunu çok iyi biliyor. Özellikle savunmadk potaya ani ve dikey penetreleri
* Guard ve forvetleri yakından savunabiliyor. Savunmadaki boşlukları sezip kendisini boşa çıkarabiliyor.
* Picn n Roll hücumunu efektif oynayabiliyor. Standartların üzerinde bir NBA oyun kurucusunun kadar takımına liderlik edebiliyor

Eksileri:

* Şutuna güveniyor ama özellikle dış şutu oldukça istikrarsız
* Savunmada çabuk dağılabiliyor. Özellikle bu alanda konsantrasyonu çabuk dağılabiliyor
*  Hücum repartuarı fazla geniş değil. Kimi zaman aynı hücumları üst üste deneyip başarısız olabiliyor
* Bir oyun kurucuya göre düşük serbest atış yüzdesine sahip
*  Hızlı ve kendinden  kısa savunmacılara karşı zorlanması

Özetle:

Dunn şüphesiz bu draft'ın en yetenki gardı fakat kendisini geliştirmesi gereken çok konu var. Özellikle dış şutunu geliştirmesi lazım. Fakat NBA'e kısa sürede ayak uyduracağını düşünüyorum. Potansiyelli gençlerle dolu Wolves kadrosunun oyun kurucu pozisyonunu da kapacaktır. Zach LaVine'i belki önümüzdeki sezon 2 numara pozisyonunda daha çok izleyebiliriz. Jalen Rose kendisinin John Wall'a benzetmiş ama buna pek katılmayacağım. Sitil olarak benzeseler de belkide bir oyun kurucunun en önemli vasıflarından olan top hakimiyeti konusunda Dunn, hiç bir zaman Wall kadar iyi olamadı. Fakat şüphesiz Minnesota'nın oyun kurucu pozisyonundaki açığı kapatacaktır.



#6 PELICANS: Buddy Hield

D.T: 17. 12. 1993
Pozisyon: Şutör gard
Klas: Üniversitede 4 seneyi tamamlamış oyuncu
Okul: Oklahoma
Boy: 1.96
Kilo: 96

15-16  sezonu istatistikleri (Oklahoma Sooners):

Maç başına sayı: : 25.0
Maç başına ribaund: 5.7
Maç başına asist: 2.3
Maç başına blok: 1.1
Serbest atış yüzdesi: .880
Üç sayılık isabet yüzdesi: : .390

Artıları:

* 3'lük çizgisi gerisinden attığı şutlarda büyük tehdit oluşturması
* Özellikle hızlı hücümlarda savunmadaki boşluğu iyi bulup doğru şutu sokması
* Penetreleri sonrası pota altında tam bir dönüş hareketi ile bitirme konusunda başarılı
* Hem sağdan hem soldan aynı şekilde hücum edebiliyor ve oldukça iyi top hakimiyeti var
* Pick and pop hücumunda çok etkili bir silah. Bombeli şut mekaniği ile savunulması zor


Eksileri:

* Hücumunun çoğu zaman sadece şut atmaya dayalı olması
* Kafasını her zaman oyuna veremiyor.Özellikle hücumda sadece şut atmaya konsantre olduğunda boş arkadaşlarını göremiyor
* Baskı altındayken kolaylıka top kaybedebiliyor ve oyun görüşü vasatın altında
* Dış oyuncuları savunma konusunda başarılı olduğu söylenemez. Yardım savunmasında aksaması muhtemel


Özetle:



Buddy Hield hiç kuşkusuz üst düzey bir şutör olacak ve Pelicans'ın da istediği aslında tam olarak bu. Anthony Davis'in savunma oyuncuları başında toplamasından faydalanıp daha rahat kullanabilir şutlarını. Geçtiğimiz senelerde bu takımın boş şut sokma konusunda yaşadığı sıkıntıları biliyoruz. Hield bu alanda inanılmaz katkılar verebilir. Fakat hücumunu geliştirmesi gerekecek. Özellikle oyun görüşü ve hücumda doğru tercihler yapması gerekiyor. Çünkü onu bu ligde tutacak en büyük özelliği olan skor tehdidini hücumunun farklı alanlarında efektif şekilde kullanması lazım.



#7 NUGGETS: Jamal Murray

D.T: 23. 02. 1997
Pozisyon: Şutör gard
Klas: Üniversitede ilk senesini doldurmuş oyuncu
Okul: Kentucky
Boy: 1.96
Kilo: 91 

15-16  sezonu istatistikleri (Kentucky Wildcats):

Maç başına sayı: 20.0
Maç başına ribaund: 5.1
Maç başına asist: 2.1
Maç başına top kaybı: 3.1
Serbest atış yüzdesi: .783
Üç sayılık isabet yüzdesi: : .408

Artıları:

* Penetrelerinde hızlı bir şekilde yön değiştirebiliyor ve iki elle de yüksek yüzdeyle bitirebiliyor
* Üçlük çizgisinin gerisinden büyük bir tehdit. Topu yakalayıp attığı şutlarda daha yüzdeli isabetler bulabiliyor.
* Topsuz oyunu kusursuza yakın oynayabiliyor. Özellikle savunmacısını perdey takma konusunda başarılı
* Kendi şutunu yaratabiliyor. Bir adım geriye atarak attığı şutlarda savunmacısını rahatlıkla etkisiz hale getirebiliyor
* Özellikle hızlı hücumlarda iyi bir pasöre dönüşüyor. Topu kendi pota altından boşa adama isabetli bir şekilde aktarabilme özelliğine sahip
* Yüksek enerjiyle savunma yapıyor. Özellikle boştaki toplara hamle yaparken ekstra mücadeleci olabiliyor

Eksileri:

* Kendisini iyi savunan atletik gardlara karşı gereksiz zorlamalarda bulunabiliyor
* Şutunu alttan çıkartması savunmacıalra şutunu bozma konusunda bir fırsat veriyor ve avantajlı pozisyonda olsa bile bazı hücumlarda bu yüzden isabet oranı düşebiliyor
* Savunmada ayakları yeterince hızlı değil. Dikine penetre eden oyuncuları savunmakta zorlanıyor
* Saha içi liderliğinin zayıf olması ve yaptığı hatalar sonrası oyuna küsmesi
* Bazı zamanlar üçlük çizgisinin gerisinde hücum etmeye fazla odaklanabiliyor ve kötü şut tercihlerinde bulunuyor

Özetle:

Üst üste iki senedir 7. sıra seçimini elinde bulunduran bir takım Nuggets ve bu açıkçası bu sene Mudiay'ın yanına oldukça yetenekli genç bir şutör monte ettiler. Mudiay'in şut sokma konusundaki sıkıntılarını düşünürsek en azından bu konuda ona yeterince destek verecek bir arkadaşı olacak artık. Eğer Nuggets koç Michael Malone'a biraz sabredebilirse birkaç yıla başarılı sezonlar geçirmeye ve bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebileceklerine inanıyorum. Geçen sene en azından bunun sinyallerini verdi bize. Nuggets hücum anlamında kağıt üzerinde heyecan verici oyunculara sahip olsa da bu takımın esas kimliği savunması ve inatçılığı ile belirleneceğini düşünüyorum. Belkide Murray'in de oyununda en çok gelişme kaydetmesi gereken alan da bu olacaktır.



#8 KINGS (SUNS'a takasla gitti): Marquese Chriss

D.T: 2. 7. 1997
Pozisyon: Uzun forvet
Klas: Üniversitede ilk yılını doldurmuş oyuncu
Okul: Washington
Boy: 2.08
Kilo: 116

15-16 sezonu istatistikleri (Washington Huskies):

Maç başına sayı: 13.8
Maç başına ribaund: 5.3
Maç başına blok: 1.6
Maç başına blok: 0.7
Serbest atış yüzdesi: .685
İki sayılık isabet yüzdesi: .480
Üç sayılık isabet yüzdesi: .369

Artıları:

* Üst düzey bir atlet. Sahayı koşabiliyor ve özellikle hızlı hücumlarda zorlanmadan içine vurabiliyor
* Takip smaçlarındaki sezileri ve olduğu yerden dikine ani bir şekilde yükselmesi
* İyi bir çember savunucusu. Blok zamanlaması ve pota altında rakiplerini zor şutlara zorlaması ile biliniyor
* Savunmada hücum oyuncusunun boyalı alandan dışarıya ya da dışarıdan boyalı alana attığı pasları kesme özelliğine sahip
* Sırtı dönük oyunu iyi olmasa da potayı karşısına aldığı zaman oldukça etkili olabiliyor
*Güvenilir olmasa da boş kalınca isabet bulabileceği bir orta mesafe ve dış şutu var

Eksileri:

* Hücumda erken şut tercihleri ve kendi hücumunu yaratmadaki sıkıntıları
* Savunma konusunda vasatın üstünde olsa da savunma ribaundlarını çekmede pek başarı değil
* Erken faul problemine girebiliyor. Bu konuda oldukça dikkatsiz
* Aldığı pasları bazen elinden kaçırabiliyor. Top kontrolünün pek iyi olduğu söylenemez

Özetle:

Suns takımı bu sene iyiden iyiye gençleşti. Batı'da iddialı olabilecek bir kadro kurmaya çalışıyorlar ama onlara asıl beklenen enerjiyi getirecek genç Chriss olsa gerek. Çünkü hücumun akıcılığı düşünülürse kendisi kısa beş için iyi bir seçim. Fakat takımda aynı pozisyonu oynayabilecek bir rakibi var. Dragan Bender NBA için uzun forvet pozisyonunda oynatılması gerektiğini düşünüyorum. Chriss eğer 4 numara pozisyonunu kapmak istiyorsa özellikle daha istikrarlı hücum etmesi gerekecek. Bir çaylak için zor olsa bile kafasını devamlı oyunun içinde tutması lazım. 


#9 RAPTORS: Jakob Poeltl

D.T:  15. 10. 1995
Pozisyon: Uzun forvet / Pivot
Klas: Üniversitede ikinci yılını doldurmuş oyuncu
Okul: Utah
Boy: 2.16
Kilo: 108 

15-16  sezonu istatistikleri (Utah Utes):

Maç başına sayı: : 17.2
Maç başına ribaund: 9.0


Maç başına blok: 1.5
Maç başına asist: 1.9
Serbest atış yüzdesi: .692

Artıları:

* Pick n roll hücumunu iyi oynuyor. Pota altında yarım cengel atışı etkili
* Sahayı hızlı koşabiliyor ve potaya penetre edebilen bir uzun
* Pick n roll savunması oldukça başarılı
* Ribaund sezgileri yüksek. Özellikle box pozisyonunu iyi alabiliyor
* Hareket halindeyken iyi bir pasör, Boştaki takım arkadaşlarını bulma konusunda iyi denilebilir

Eksileri:

* Fazla atlet bir oyuncu olmadığı için günümüz NBA uzunlarına karşı güçlük çekebilir
* Boyuna göre fiziğini iyi kullandığını söyleyemeyiz. Kendinden güçlü uzunları savunmakta zorlanıyor
* Dikey sıçrama özelliği yeterince iyi değil. Kimi zaman bu dezavantajı oyunun iki tarafında da zorlanmasına neden oluyor
* Fazla hücum faul aldırmaya yönelik savunma tercihleri

Özetle:

Toronto'nun Avrupalı oyuncuları draft etmeyi sevdiğini biliyoruz. Yine bir Avrupalı bir oyuncu seçtiler fakat bu sefer zaten tercihlerini pivottan yana kullandılar. Geçen seneyi baz alırsak Bismac Byombo, 2011 senesinde draft ettikleri Jonas Valanciunas'ın yokluğunda oldukça iyi iş çıkarmıştı. Belkide Toronto yönetimi Valanciunas'dan kurtulup Avusturyalı bu gence güvenmeyi seçecektir. Fakat Poeltl'in NBA'in iyi uzunlarından olması için önünde uzun bir yol var diyebiliriz. Ligin güçlü ve hızlı pivotlarını savunmada oldukça zorlanacaktır.


#10 BUCKS: Thon Maker

D.T: 25. 2. 1997
Pozisyon: Pivot
Klas: Uluslararası oyuncu
Okul: -
Boy: 2.16
Kilo: 98 

Artıları:

* Sahayı çok hızlı koşabilen bir uzun. Hızlı hücumlarda topu alıp potaya kadar gidebiliyor
* İyi bir orta mesafe şutu var. Bunun yanında riske edilmeyecek dış şutu da bulunuyor
* Oldukça iyi bir çember savunucusu. Blok sezgileri yüksek
* Çabuk ilk adımı sayesinde rakiplerini geçebiliyor ve potaya yaklaşmadan da bitirebiliyor
* Üst düzey bir mücadele gücü var. Hızlı ayakları ve aktif elleri ile savunduğu oyunculara rahat hücüm ettirmeyebilir
* Özellikle hücum ribaundlarını çekme konusundaki sezgileri oldukça yüksek

Eksileri:

* NBA uzunlarına göre çok ince ve çelimsiz
* Heyecanlı savunma yapması onu hataya zorluyor. Çabuk faul problemine girebilir
* Hızını kullanmak yerine daha çok şutunu tercih ediyor
* Amerikan basketbol sistemine uzak oluşu onu sıkıntıya sokabilir
* Hücum ribaundları konusundaki sezgilerine nazaran işin savunma ribaundu kısmında iyi sayılmaz. Özellikle box pozisyonunu iyi alamıyor

Özetle:

Bu drafttaki açık ara favori oyuncum Thon Maker ve bence beklenenin çok üzerinde katkı verecektir. Bucks onu seçmekle büyük bir risk aldığı söylenilse de bu genç ve enerji dolu adamı takımlarına kazandırdıkları için şanslılar. Antetokounmpo, Parker, Carter-Williams gibi genç ve yükselişte oyuncuların yanına monte edilebilecek, takımın kimyasına uyan en doğru isim kesinlikle. Kidd bir an önce Greg Monroe'dan kurtulup Maker'ı 5 numara pozisyonunda ilk 5'te sahaya sürmesi lazım. Jabari ve Giannis'in de aynı anda sahada olacağını düşünürsek bu sene Bucks'ı izlemek ayrı bir keyif verecek.

Nerden Nereye "Euro 2016 Özel" 3


Nerden Nereye ""Euro 2016 Özel" 2




Meğer B Grubu'nda Liverpoollular bayağı bir kesişmiş, sonradan fark ettim. 

Filiz


Görenleriniz olmuştur. Copa America'dan evvel, Panama ile oynanan hazırlık maçında Brezilya hocası Dunga, üzerinde tıpkı formalarında olduğu gibi, Nike logosu ve Federasyon arması bulunan bir ceket giydi. Hatta ısınma tişörtlerinde olduğu gibi arkasında da "BRASIL" yazıyordu.



Bir forma takıntılısı olarak buna nasıl bakmam gerektiğini bilemedim açıkçası. Bir nevi sinerji, ya da bir özdeşleşme fikriyle bakarsak, hoş. Ama o takım elbise ciddiyetine uyuyor mu, pek sayılmaz. Turnuvada göremediğimize bakılırsa, zaten muhtemelen fazlaca olumsuz tepki almıştır memlekette. Ha ama nedir, bunu da yapan çıktı. Biri sorsa mesela bir mecliste, cevabı var.

Nerden Nereye 206

Günün anlam ve önemine binaen olsun bu kez de.



Demeden



(...)
Bu oyunun kuralları aristokratlar tarafından yazıldı ve İngiltere'nin en gözde özel okullarında geliştirildi. Genel bir kurallar bütünü oluşturmaya yönelik tartışmaların ilki 1863 yılında Londra'da bir pub'da yaşandı. Tartışmanın iki tarafı vardı. Bir tarafta çok üst seviyeden olmayan aristokratlar vardı; rakip oyunculara tekme atabilmeyi ve topu elle tutabilmeyi savunuyorlardı. Diğer taraf ise en üst düzey aristokratlardan oluşuyordu; topa elle dokunmamayı ve topun direğin üzerinden değil, altından geçmesi gerektiğini savunuyorlardı. Tartışma birkaç saat sürdü ve sonunda kazanan, üst düzey aristokratlar oldu. Federasyon da o toplantıdan sonra kuruldu.
 Sonuçta bu, başka kimsenin oynayamayacağı bir oyun yaratmak isteyen aristokratlar tarafından icat edilen bir oyun. Dünyanın gördüğü en büyük imparatorluğu yönetenlerin çocuklarıydılar ve işleri zorlaştırmaktan keyif alıyorlardı. Bu da kimsenin oynamayacağı bir oyun yaratmak istemelerine neden oldu; çünkü topu ayakla kontrol edemezsiniz. Topla oynanan diğer bütün oyunlarda , bariz olan şeyi yapar ve topu elinizle ya da sopa gibi bir şeyle kontrol edersiniz. Ama aristokratlar tarafından icat edilen bu oyun, bir şekilde dünyadaki en popüler spor olmayı başardı. Daha az aristokrat olanlar da anlaşmadan mutsuz ayrılıp ragbi'yi icat ettiler.

Socrates'in son sayısından, Rogan Taylor ile yapılan röportajdan. Geneli de tavsiye edilir.

Nerden Nereye "Euro 2016 Özel" 1




(Rafet Bey'e teşekkürler.)

Long


Son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey. Bu vitaminsiz, bu yıkığın kullanılan fotoğrafları arasında, eğer şut halinde olan varsa, bunlar genelde, şut stilini daha nizami gösterir biçimde oluyor. Kasıtlı, ya da kasıtsız.


Malum, kendisinin şut stili pek nizami değil. Bu da oyun tarzı açısından kendisine büyük avantaj sağlıyor. Çünkü alışıldığı gibi iki hareket (kaldırmak ve atmak) içermiyor, tek hareketle yolluyor şutu.

İlaveten, yanındaki adam, "ortağı" da fazla nizami bir stile sahip olunca, arada bununki göze batıyor.


Eğer gerçekten medyadakilerin böyle bir tavrı varsa, bu tip bir müdahale, yazık. Zaten yeterince şişiriyorlar. Şişire şişire de tepemize çıkarttılar iyice.

Nerden Nereye 205

2015 Finalleri:


2016 Finalleri:


Florür


Bunun en meşhuru Belçika'nınki sanırım, son birkaç yıldır ara ara hortluyor: 2000'lerin başında altyapıyı kalkındırma hamlesi gelir, henüz yoldalarken, bir gazeteye haber olur bu yetişmekte olan gençler. "Aha ilerde Milli takım bu veletlerden oluşacak" derler. İsabet oranı yüksektir. Görmeyen kalmamıştır, ama konduralım yine de şuraya:


Belçika'nınki kadar meşhur olmasa da, İngiltere'de de var(mış) böyle:


Onlarda vaziyet berbat tabii. Üstünde duracak olursan, sabahı bulur.

Meğer bizde de varmış. Daha doğrusu, kendi açımdan bakacak olursam, biliyormuşum, ama unutulmuş bir şekilde. Eski dergileri düzenlerken, Haftalık'ın Aralık 2006'daki bir sayısının kapağında, bir zamanlar askerlere hitap eden malum şarkısıyla çok ses getirmiş hanımefendinin yüzünün etrafında bir yerlerde gördüm "Geleceğin Milli Takımı" ibaresini. 

Merakla içeri daldım ve:



2014 Dünya Kupası'na gidemedik, ama şu isimlere bakınca da, o dönem kadroya girip de şimdi alınmayan bir isim yok -- Batuhan bir sene önce yine bi' çağrıldı, sayılırsa o var. Bu 11 kişiden, yalnızca (haberdeki fotoğrafı yanlış kişiye ait olan) Semih Kaya şu anda kampta. O da yani, çoğu kişiye göre (ben dahil) orada işi olmaması gereken biri. Ama en azından, numunelik, bir kişi tutmuş dedirtiyor. 
Onun haricinde, belli seviyeye gelen Furkan, Sercan, Batuhan var. 

Nerden Nereye 204




Edit: Şunu da ek olarak koyalım.
Edit 2: Bir ek daha.

Rui


Delikanlının teki çıkıp da, "Sizin yaptığınız-yapacağınız formanın ta geçmişini sikerim" diye taşı çaksa ya cama, müze filan demeyip. Belki ilerisi için ibret olur da, niyetlenemezler.

Nerden Nereye 203



(Squawka'dan arak.)

United Geri Döndü

                                    

Uzun suredir beklenen sonunda oldu. Jose Mourinho’nun ve United taraftarının dileği 3 yıl gecikmeli olarak gerçekleşti. Felipe Melo, Gennaro Gattuso gibi kendi tarafında olunca bayıldığın, rakipte olunca boğazını sıkıp sadistçe öldürmek istediğin futbol figürlerinin teknik direktör versiyonu, İngiltere’nin en büyük kulübünün başına geçecek. United taraftarının her zaman gizliden gizliye kıskandığı ve istediği Jose, kariyeri boyunca belki de ilk kez bir takıntı, bir amaç için değil, yalnızca çok istediği için bir takıma gidiyor. Çok farklı tepkiler alsa da, benim gibi United taraftarının büyük bir bölümuü, 2013 yılından beri bu kadar heyecanlı olmamıştı. Ve bence birbirine çok yakışacak bu iki figür için, bundan daha iyi bir zamanlama olamaz.

2013 mayısının sanırım ilk haftasında, bir gece yarısı hiç beklemediğim bir haber okudum. Mark Ogden, Sir Alex’in emekliye ayrılacağını iddia ediyordu. Sir’ün bırakma kararı verdiğinde, bunu sezonun ortasında veya başında değil de, artık ortada bir iddia kalmadığında açıklaması mantıklı gelmişti. Ílginin kendinde olması pek arzulayacağı bir şey değildi. Ama çok ani bir karardı. United taraftarı olmayan biri bunun nasıl bir şok olduğuna dair empati kurabilir. Fakat United taraftarı değilse bunun nasıl büyük bir boşluk yarattığını tam idrak edemez. Sir’ün United’ı farklıydı. 99 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Juventus deplasmanında 2-0’lik geri dönüşten beri taraftarı olduğum United, oyun şekli değişse de hep ayni karakterde takımlar kurdu.  Galactico’lar alınmaz, Galactico’lar yetiştirilirdi. Zidane’lar sürüklemez, sahada kim olursa olsun belli bir düzende top oynardı. Ve mesela Benitez’in Real’i gibi, oyuncular hiçbir zaman birbirinden bihaber gözükmez, kaosa girmezdi. Onun United’ı ölmezdi. United farklı yönetilirdi ve farklı bir aurası vardı. Onun kurduğu takımla başarılı olmak, sevdiğin oyuncunun golüyle kazanılan maç gibiydi.

Sir’ün bırakacağı açıklandığında, ortaya belli isimler atıldı. Klopp, Jose Mourinho, o senenin mart ayında yemek yediği Pep ve David Moyes. Moyes dışında hiçbiri açıkçası olası gelmemişti bana. Klopp henüz 2014-2015 felaketini yaşamamıştı, Pep, City’ye gittiği günden beri daha da açık seçik belli olduğu üzere, bize zaten gelmezmiş. Kendisi için mantıklı kararı alarak Bayern’e gitmişti, Jose’nin Chelsea ile gönül bağı vardı ve Sir ile arası çok iyi olsa da, bizi düşünmezdi (Daha sonra öğrendik ki aslında böyle değilmiş). Moyes’un İskoç olması, Everton’da uzun süre kalmış olması sebebiyle bana en olası aday gibi gelmişti. Nitekim öyle de oldu.

Moyes’a çok sinirlenmiş olsam da Van Gaal kadar kızamıyorum. Kızgınlıktan daha çok sempati duydum genelde. Bence çok iyi bir insan ama bu tek başına United gibi bir devi çalıştırmaya yetmiyor. Moyes United’i çalıştıracak kapasitede bir teknik direktör değildi. Dahası, United’in büyüklüğünün ve aurasının altından kalkabilecek profil değildi. United’in zor olacağını muhtemelen tahmin ediyordu. Haftalar geçtikçe “Lan benim ne işim var ki burada” duruşuyla tahmin ettiğinin ötesinde bir zorlukla karşılaştığını gördü. United’in devliğini tam idrak edemediği, Los Angeles’ta kumsalda kondisyon idmanı ayarlaması ve taraftarların akını sonucu oyuncuların kaçacak delik aradığı günden kovulduğu güne kadar barizdi. City maçından sonra yaptığı “Amacımız City’nin seviyesine çıkmak” açıklaması bunun çok uzun soluklu olmayacağına dair göstergeydi. Fenerbahçe-Galatasaray maçı yerine izlemeyi tercih ettiğim Sir’un, Old Trafford’daki son maçının ardından yaptığı konuşmada, herkese Moyes’un arkasında durmayı öğütlemişti. Sonuçlar ve oynanan futbol bunu imkânsız kıldı. 15 yıllık United’i takip ettiğim dönemde United ilk kez izlenmez hale gelmişti. Ve bu maalesef ilk olarak kalmadı.

Moyes’un başarısız olmasında bunların ciddi katkısı var. Pek dillendirilmeyen şey ise United’in CEO’su David Gill’in, Sir ile aynı zamanda United’dan ayrılmasıydı. United’in son 3 senede Türkiye’deki üç büyükler gibi yönetilmesinde bunun ciddi payı var. Yerine gecen Ed Woodward, bir suredir Gill’in yardımcılığını yapıyordu, United’ı United yapan değerlere tutunmaktan ziyade, United’ı Real Madrid değerlerine yaklaştıran bir yönetici olmayı seçti. 2013 yazında yapamadığı transferlerle Moyes’un kaderiyle fena şekilde oynadı. Herrera’nın transferi için kendini Athletic Bilbao’nun yöneticileri olarak tanıtan kim olduğu belirsiz adamlarla görüştü, Fabregas’a komik rakamlar teklif etti ve tabii ki alamadı; en kötüsü Ronaldo, Bale gibi gerçek dışı hedeflerin peşinden koştu. Woodward daha sonra bunun acısıyla mi artık bilmiyorum, malum oyunculara değerlerinin çok üzerinde paralar verdi. United’ın son 3 seneki kötü gidişinde payı çok büyük.

Moyes ayrıldıktan sonraki yaz, açıkçası United'a uygun pek antrenör yoktu. Louis Van Gaal'den başka kimseyle görüştüğümüzü hatırlamıyorum. Hollanda'nın underdog olarak girdiği kupada, Van Gaal'in de oyuna direkt müdahaleleriyle çok başarılı olması, beni bayağı gaza getirmişti. United tarihinde, belli bir dönem için en büyük harcama yapıldı. Onun şanssızlığı ise, harcanan bu paralara rağmen, Vidal ya da istediği stoperlerin alınmaması oldu. Yine de United'ın en azından iyi futbol oynayıp ilk 4'e girmesini bekliyordum. İlk 4'e girdik. Oynanan futbol ise genelde vasat, bazen sıkıcı, arta kalan zamanda ise güzeldi. Dananın kuyruğu ise ikinci sezonda koptu. Burada Van Gaal'e ne kadar saydıracak olsam dahi, onun istediği yaratıcı oyuncuların alınamadığını, ve bu yüzden kabız gibi futbolda bunun da etkisi olduğunu ilk önce itiraf etmem lazım. Ha, Di Maria'yı küstürmese zaten böyle bir sıkıntıyı yaşamayacak olacağımız gerçeği de var. Hadi onu affedelim, bu sezon oynanan topun hiçbir şekilde bahanesi olamaz. Oyuncular ne yaptıklarının farkında değildi. Vücut dillerinden "Ya biz ne yapıyoruz" ifadesini okumak zor olmuyordu. Bütün bunlar olurken Old Trafford "Atak, Atak, Atak" tezahüratları ile inlerken, takımın aslında çok iyi oynadığını, çok iyi bir iş yaptığını falan iddia edebilen, narsist bir adam Van Gaal. Kontrol manyağı olması, oyuncularının potansiyellerinin çok altında kalmasına sebep oluyordu. Thierry Henry, Pep'in Barça'sını anlatırken, Pep'in "Benim görevim, sizi hücum bölgesine taşımak, gerisini siz halledin" dediğinden bahsetmişti. Van Gaal ise, forvetlerin tek vuruş yapmamasını isteyecek kadar dengesiz bir adam. Hala sağa-sola yapılan gereksiz pasları düşündükçe, dişlerimi sökesim gelir. Eskiden en yakın dostumuz olan son dakikalarda, artık Old Trafford boşalır hale gelmişti. Kendini beğenmek veya narsist olmak, sporda görülmedik şeyler değil. Van Gaal, sonuçlarla veya sahadaki futbolla narsistliğinin arkasında durabilse, çok dert değildi. İşin açığı, Van Gaal döneminde işlerin kötüye gidebileceğini ve bunların bazılarını yaşayabileceğimizi biliyorduk. Sadece bu kadar ileri gidebileceğini bilmiyorduk. 

Pazartesi akşamı neyse ki Van Gaal donemi bitti. Yerine Jose geliyor. Yavaş yavaş ortaya çıkıyor ki, şayet 2013’te Sir istese, bu iş 3 sene öncesinde olurmuş. Aslında Jose-United yakıştırmaları yeni değil. Buna dair geçmişte, özellikle de Chelsea’den ilk ayrıldığı dönemde, çok bulgu var. 2009’daki Inter eşleşmesi öncesi MUTV’deki röportajında sorulmuştu mesela. Veya Cüneyt Çakır’ın katlettiği (kırmızı falan değildiL ) Real Madrid eşleşmesinden sonraki sözlerinde hafiften de yavşamıştı açıkçası. Ne kadar doğru bilemiyorum ama, Moyes’un varis olduğu açıklandığında ağladığı söyleniyor. Emin olun ki Chelsea’den ilk ayrıldığı günden sonraki herhangi bir gün, Sir’un bırakacağı açıklansa, United taraftarının isteyeceği kişi o olurdu. İmzayı attıktan sonra söyledikleri, Jose’nin United’a hep bir bağı olduğuna dair ipuçları veriyor zaten. 2013’te taraftarlar arasında temayül yapılsa, eminim Jose’nin ismi ilk sırada çıkardı. Buna rağmen United’in Mourinho’yu 2013’te varis yapmamasının altında yatan bazı hesaplar var.

United yönetimi, futbola ticari ve saf futbol yönünde bakan iki parçaya bolunmuş durumda. Ticari tarafın başını Woodward ve kulübün sahibi Glazer’lar, diğer tarafın başını ise Sir, Bobby Charlton ve Sir’le sürekli iletişimde olan 92 sınıfı geliyor. Ticari taraf açısından Jose mükemmel olsa da, futbol tarafında Jose’ye ciddi kuşkuyla bakıldığı söyleniyor. Charlton’in neden Moyes’un seçildiğini anlatan yazısını okuduğunuzda bu kuşkulara dair ipuçları yakalayabilirsiniz. Ve bunlar da zaten herkesin bildiği şeyler. Jose bir kulüpte fazla uzun kalamıyor, hücum oynatmıyor, çok fazla düşman ediniyor ve hatta sınırı çok aşıyor. Ben bunlara katılsam da, bazılarının abartıldığını, bazılarının yanlış yorumlandığını, bazılarının da haklı olduğunu düşünüyorum.

Birincisi, evet, bir kulüpte henüz 3 seneyi geçtiğine şahit olmadık. 
- Porto’yla başlayalım: Şampiyonlar Ligi zaferi sonrası kim olsa ayrılırdı. 
- Chelsea’deki ilk döneminde istemediği oyuncuların alınması, istediği (kalitede) oyuncuların alınmaması (yumurta-omlet metaforuyla bunu anlattığı başın toplantısını da izleyebilirsiniz) ve sonunda da Abramovich’in işine karışmasıyla çalışamaz hale geldi ve bıraktı. Suçları illa ki vardır, tek suçlu kesinlikle değildi. 
- Inter’e Şampiyonlar Ligi kazanmak için gitti. Kazanabileceği her şeyi kazandı ve ayrıldı. Hemen sonrasında Barça’yı tahtından indirmek için Real’e gitti. 
- Real’den ayrılışı, Barcelona ile yaşadıkları dolayısıyla çok kötü gözüktü. Kötüydü de zaten. Oyuncuların, yönetimin ve belli oranda taraftarın desteğini kaybetti. İlla ki sucu var ama Madrid’e birinci sırada istediği Barça’yı tahtından indirmeyi en azından o şampiyonluğu alarak verdi. Burada, Barça’nın 4 senelik başarı zinciri sonucu doymuşluğunun etkisi vardır. Bu yine de tarihin en iyi takımını tahtından eden Jose’nin başarısından pek bir şey götürmez. 
- Son olarak ise Chelsea’den çok çok çirkin bir şekilde ayrıldı. Oyuncuları ihanet etti, kondisyoner ile tartıştı vs. Suçlu Jose’dir. United’da ise ben bu sorunları yasayacağını düşünmüyorum. Chelsea, City gibi “sonradan görme” takımlarda bir şekilde bu sorunlar çıkabiliyor. United’ın ne olursa olsun, deforme olsa dahi oturmuş bir kültürü var. United’da olmak istemeyen oyuncu, Ronaldo dahi olsa yollanır. Ve United’da menajerin dediğine oyuncular biat etmek zorundadır. Bu sezon United yerine başka bir kulüp olsa, oyuncular çoktan Van Gaal’i satmıştı (Aslında sattılar da. Kovulacağı artık kesinleşince, ne var ne yok hepsini basına anlattılar. Başta da Rooney. Ama bu tam sayılmaz). İşin özeti, evet 3 seneyi aşamayan bir kalıp var. Bunun tek sorumlusu ise Jose değil. Ve Jose kaynaklı olmayan sorunlar, United’da pek sorun olacak gibi değil.

Ben futbolun taktiğine detayına çok hakim biri değilim öncelikle. Lakin “Jose hücum oynatmıyor” cümlesinin veya felsefesi yok cümlesinin gereksiz bir klişe olduğunu anlayacak kadar futbol izledim. Jose’nin vitrine çıktığı dönemde Barcelona modeli çok başarılı olduğu için abartılıyor bence bu. Bu sene verdiği bir röportajda şöyle diyor Jose: “Futbol felsefem ne diye soruyorlar, anlamıyorum. Felsefeniz ve oyun tarzınız elinizdeki oyunculara göre şekillenir." 
Topa sürekli sahip olarak hücum oynamak, eğer hakkını verip van Gaal gibi oynatmıyorsanız çok estetik bir oyun tarzı. Fakat tek tarz değil. 2006-2007 United, Jose’nin Inter’i, Simeone’nin Atletico’su, Heynckes’in Bayern’i tiki taka oynamayan ama izlemesi çok zevkli takımlardı. United, oyun planı ne olursa olsun, kontra atağı kesinlikle çok iyi yapan bir takımdı hep. Oyun planının bu olduğu ve bu şekilde ligi götürdüğü (2006-2007) dönemler de oldu. Jose’nin genlerinde de bu var. Pas veya topa sahip olma oyununu ise belli dönemlerde farklı takımlarında çok iyi oynattığı oldu. Chelsea’deki ikinci sezonu gibi. Veya Madrid’deki ikinci sezonu gibi. Birçok Real Madrid’li, Jose’nin ikinci sezonundaki takımının izlemesi çok zevkli bir takım olduğunu soyluyor zaten. Jose’nin Avrupa’da bazı maçlarda defansif oynadığı doğrudur, Ama son dönemlerde kimin yok ki? United’in son CL aldığındaki Barça eşleşmesini izleyin, pek hücumcu demezsiniz. Veya en son CL finaline çıktığı sene Chelsea maçlarını izleyin, yine hücumla alınmış seriler değil. Bu Avrupa’da belli dönemlerde kullanmanız gereken bir şey ve benim kazandığımız sürece bunla pek derdim olmaz.

Son olarak ise düşman edindiği ve çizmeyi aştığı konusu var. Bunlara itiraz etmek mümkün değil. United’in ise Jose’yi yaklaşık 6 aydır “süründürmesi” bunu törpüleyebilir. Jose bundan önceki tüm takımlarına bir amaç, bir hırs için gitti. Kariyerinde ilk kez belki de sadece istediği için bir kulübe gidiyor. Buraya daha önce gelememesinin sebebini biliyor. Dahası henüz çok kotu bir ayrılıktan çıktı. Jose’nin bu aşırı yönlerini törpüleyeceğini düşünüyorum. Bunlardan tamamen kurtulabilir mi? Bence hayır. Ama kurtulmasın da zaten. Jose’yi kendini beğenmiş, taşkın diye istemezken Van Gaal’e 8 ay sabredersen tutarsız olursun. Üstelik Sir de pek masum işler yapmazdı. Ve benim onu çok sevme sebeplerimden biri de buydu. Sir, United’in hakkini savunurdu. Ronaldo konusunda Ramon Calderon’a dediklerine bir bakarsanız, pek dost sohbetinde söylenecek şeyler olmadığını görürsünüz. Burada en merak edilen Pep ile olan rekabeti olacak tabii ki. Dev yanılabilme ihtimalime rağmen ben bu sefer ciddi bir çekişme beklemiyorum. Madrid-Barça zamanında esas düşmanı Barça’ydı. Şimdi kendisine "Tercüman" diye bağıracak bir topluluk yok. Ama dediğim gibi, büyük yanılma ihtimalim var.

United’in Sir’le kurduğu bu bağı bir başkasıyla kurması imkânsız. Futbol çok değişti. Bu kadar değişmemişken bile bir teknik direktörün 26 sene aynı takımda kalması çok uç bir örnekti. Jose-United ise sanılandan uzun sürecek bir beraberlik olacak bence. Jose, gittiği her kulüpte taraftarla mükemmel bağ kuran bir menajer. United taraftarı ise her şeyden önce, Sir Alex gittiğinden beri, peşinden gidebileceği, arkasında durabileceği bir menajer arıyor. Jose bu kalıba tam uyuyor. Bayern Münih finalinden sonra tribünlerin önüne gittiğinde ağlayanları, Madrid kariyeri bir faciaya doğru giderken dahi tribünden gelen Jose Mourinho tezahüratlarını veya henüz 6 ay önce kovulduğundan hemen sonraki maçta tribünlerin inlemesini hatırlayın. Bu, sıradan bir teknik direktörün kurabileceği bağ değil. United taraftarının evrilmek istemediği Galacticos modeli için de biçilmiş kaftan. Jose’nin kariyerine baktığımda aldığı en yüksek profilli oyuncu belki de Sneijder. Drogba, Özil, gibi oyuncular büyük birer yıldıza evrildi, Jose onları almadan önce süperstar değillerdi (Burada kendi isteği dışında alınan Shevchenko’yu saymadım, çünkü adı üstünde, kendi isteğiyle olmadı). Çalıştığı bazı oyuncuların kendine olan bağlılığını ve hayranlığını  da göz önünde bulundurmamız gerek. Sneijder, Ibra, Özil, Eto’o, Drogba, Lampard, egosu yüksek ve idare etmesi belki de kolay oyuncular değil. Ben Jose’nin insani yönünün de, karanlık yüzünün de çok uçlarda olduğu için, karanlık yüzüne dair yaşanan vakaları, diğerine oranla daha sık hatırlama eğiliminde olduğumuzu düşünüyorum. Aynısı futbol tarafı için de geçerli. Çoğu kişi 2010 Şampiyonlar Ligi zaferini, Barca deplasmanındaki oyunla hatırlıyor. Ondan hemen bir hafta önceki bam bam futbolu unutuyor. On kişi kalmış Inter’in, tarihin belki de en iyi takımına deplasmanda ne yapmasını bekliyordunuz ki?

United’in şu an üzerine takım kurabileceği, aslında bayağı genç ve iyi olabilecek bir çekirdeği var. De Gea, Smalling, Shaw, Martial, Schneiderlin, Rashford, Pereira ciddi potansiyelli, Fosu-Mensah, Darmian, Varela, Lingard işe yarayabilecek oyuncular. 2006-2007 sezonu öncesi çekirdek gibi olmasa da, doğru transferlerle çok iyi olabilecek bir kadro bu. Ve Jose’nin üstünde ilk kez gençleri oynatma isteği olduğu içinse, bu sefer kendine dair bazı yargıları kırabilir.




Jose Mourinho’yla Manchester United bence İngilizlerin “Perfect match” dediği mükemmel birliktelik olacak. United son 3 seneki çirkin tabloyu, Jose ise kendine dair olan kuşkuları bu süreçte silebilir. Zaten burada da uzun soluklu olmazsa, pek bir seçeneği kalmıyor. 13 sene önce, kendini dünya vitrinine çıkaran koşuyu yaptığı stada, arkasına geçmek için can atan 52.000 kişinin desteğiyle çıkacak. Jose, bugün söylediği gibi, bizim menajerimiz olmak için can atıyor. United geri döndü. Ve ben, uzun suredir bu kadar heyecanlanmamıştım.

NBA Takımlarının İsimlerinin Kökenleri - 4

PHILADELPHIA 76ERS


Syracuse Nationals, 1963 yılında Philadelphia'ya taşındı ve ismi, 1776'da bu şehirde ilan edilen Bağımsızlık Bildirgesi'ne bir gönderme olarak, 76ers olarak değiştirildi.

PHOENIX SUNS


(Sadece 28 yaşındaki) Genel menajer Jerry Colangelo, 1968 yılında, bir takıma-isim-ver yarışması düzenleyerek, yeni kurulacak kulüp için bir isim arıyordu. Colangelo, Scorpions, Rattlers ve Thunderbirds'ü de içeren 28.000 oyun arasından Suns'ı seçti. Aralarında White Wing Doves, Sun Lovers, Poobahs, Dudes ve Cactus Giants'ın da olduğu isimleri öneren bir taraftar, yarışmadan 1000 dolar ve sezonluk kombine kazandı.

PORTLAND TRAIL BLAZERS


Portland, 1970 yılında yeni bir takım olarak NBA'e kabul edildi ve, yetkililer bir takıma-isim-ver yarışması düzenleneceğini açıkladı. 10.000'den fazla oyun sonucunda, Pioneers en ilgi toplayan oldu, ama Lewis&Clark Üniversitesi bu ismi halihazırda kullanıyor olduğu için, devre dışı kaldı. Diğer popüler aday ise, tasarımıyla karşı karşıya (beşer oyuncudan) iki takımı sembolize eden logoya sahip Trail Blazers'tı.

SACRAMENTO KINGS


Kings'in kökleri, NBL ekiplerinden Rochester Royals'a kadar uzanıyor. Takım 1957'de Cincinnati'ye taşındıktan sonra ismi aynı kaldı ve 1972'de şehir değişip, bir takıma-isim-ver yarışması sonucunda (beyzbol takımının da ismi Royals olduğu için) Kansas City-Omaha Kings'e dönüşene dek öyle devam etti. 1985'te California'ya geçtikleri zaman da bu isim sabit kaldı.

SAN ANTONIO SPURS


Bir grup San Antonio'lu yatırımcı, 1973 yılında Dallas Chaparrals'ı satın aldı ve derhal ismini San Antonio Gunslingers'a dönüştürdü. Gunslingers daha yeni evindeki ilk maçına çıkmadan, ismi Spurs'e çevrildi. Bazı hesaplar, bir takıma-isim-ver yarışması sonucunda bu ismin seçildiğini belirtir. Takımın ana yatırımcılarından biri olan Red McCombs'ın Texas'ın Spur şehrinde doğması, sadece bir tesadüf olabilir tabii.

TORONTO RAPTORS


Kanada'da yeni kurulacak olan takımın sahipleri, 1994 yılında, ülke çapında bir pazar araştırması yaptılar ve yetkililere yardımcı olacak, potansiyel isimler belirlemelerini sağlayacak kapsamlı bir oylama gerçekleştirdiler. Ve nihayet, o günlerin Jurassic Park furyasının da yardımıyla Raptors, Bobcats ve Dragons'ın önünde seçildi.

UTAH JAZZ


Hayır; Utah, Jazz müziği ile bilinen bir yer değil. Takım, 1974 yılında New Orleans'ta ortaya çıkmıştı, ve kulüp yetkilileri, 1979'da Salt Lake City'ye taşınıldığı zaman da bu ismi korumaya karar verdi. Jazz ismi, esasen bir takıma-isim-ver yarışması ile, yedi finalistin önünde seçilmişti: Dukes, Crescents, Pilots, Cajuns, Blues, Deltas ve Knights.
Deltas, Salt Lake City için uygun gayet uygunken (aynı isimdeki havayolu şirketinin burada merkezi bulunuyordu); Cajuns, Jazz için en kötü eşleşme olabilirdi.  

WASHINGTON WIZARDS


1990'ların başında, Washington Bullets'ın sahibi Abe Pollin'in başı, takımın ismi ve silahlar ile dertteydi. Aynı zamanda Pollin'in de arkadaşı olan, İsrail başbakanı İshak Rabin'in suikaste uğramasının ardından Pollin, harekete geçti ve takıın ismini değiştirme planları içinde olduğunu duyurdu (Ki Dan Steinberg'in bu konuda detaylı, Rabin'in ölümünün isim değişimine etkisi hakkında soru işaretleri olduğunu belirten bir yazısı bulunmaktadır).

Bir takıma-isim-ver yarışması düzenlendi ve taraftarlar, Wizards, Dragons, Express, Stallions ve Sea-Dogs'dan oluşan bir grup ismi oyladı. 1997-1998 sezonun öncesinde, kazanan ismin Wizards olduğunun açıklanmasının üzerinden çok geçmeden, bölgenin NAACP yetkilisi, ismin Ku Klux Klan çağrışımları taşıdığından şikayet etti. Kulübün önceki isimleri arasında, Packers ve Zephyrs de vardı.