Rayiç


Şu Alex heykeli insan içine çıktıktan sonra benim kafama takılan soru, -belki de "haliyle"- "acaba Alex'in şu 8 sezonda giydiği çubuklulardan hangisini heykel için seçtiler" oldu. Dikkatle baktıktan sonra aklımda 2 aday oluştu.



Biri şampiyon oldukları ve kendisinin de hayvan gibi oynadığı 10-11 sezonu, diğeri de 05-06 sezonu. Yaka kısmı ve omuz kesimine bakınca, üsttekine benziyor. Fakat çubukların kalınlığı ve kol tasarımı açısından ise, alttakine. Böyle düşünmemiş olabilirler tabii. Bir de eğer heykelde armanın bulunduğu tarafa bakarsak, alttaki daha yakın gibi. Ama bunun heykel için seçilen duruşla da alakası var. Şu halde sola koysan görülmez.



Ayrıca, Adidas logosunu koysan sorun çıkacakken, üç bantın yine formada olması da ayrı ilginçlik. Fakat 8 sezon boyunca Adidas ile sahada görünen adamın da heykeli böyle olur tabii, normal. Bilgim yok ama, onlarla bu konuda konuşulup belki sponsorlu bir biçimde de sergilenebilirdi heykel. Çok daha şık olurdu da.

Capdevila


Katalanların formaları hiçbir zaman güzel olmamıştır zaten. Ancak bu seferki en kötüleri bana kalırsa. Katalanlar formalarını direkt bayrakları şeklinde yapmıyorlar. Yani Valencia'nın Sanyera'sı gibi, ya da gelecek sene Barcelona'nın çıkartması gündemde olan sarı-kırmızı çubuklusu gibi direkt bayraklarını formaya uyarlamıyorlar. Sebebi nedir bilmiyorum, ben Katalan olsam ilk aklıma sarı-kırmızı çubuklu forma yapmak gelirdi. Belki bilmediğimiz derin bir sebebi vardır.


Ancak her formasına Katalonya'dan esintiler katıyorlar. Bir önceki formalarında Katalonya bayrağı formanın üzerine desen olarak işlenmişti, deplasman formaları ise ST. George'un beyaz zemin üzerine kırmızı haçı ile oluşturulmuştu (Barcelona armasındaki haç). Bu seneki formaları ise biraz daha dolaylı. St. George'un alt ettiği Ejderha'nın püskürttüğü alevleri temsil ediyormuş formanın üzerindeki abuk desenler. Bana alev gibi gözükmeseler de, onların anlamı buymuş.


Fotoğraflardaki tek güzellik Cruyff.

31


Tyson Gay bitmiş...


Edit: Caps'teki gönderinin 31 beğeni aldığını postu attiktan sonra fark ettim. Soz şimdi ateyizlerde. Hande Ateyezi(!) gelsin postu bitirsin. 

Paça



Şu lige harcadığım senelere yazıklar olsun.

Yarım saat sonrası editi:

Retro 241


Nerden Nereye 99








Beast


Uzun bir yazı olmayacak. Belki burada yine Lakers'tan bahsetmem gerekiyordu. Mike D'antoni'den, verebileceklerinden, veremeyeceklerinden. Phil Jackson'dan. Bana göreyse laptop'ı açmadan dersin başına oturmam gerekiyor. İkisini de yapmıyorum. Sınırları zorlayıp NFL hakkında bir şeyler karalıyorum. İşin detayına girmeyeceğim tabii ki çünkü sadece iki yıldır izlediğim bir spor ve onuncu yılı görsem de muhtemelen asla hakim olamayacağım. Yine de dün timeline'a üç tweet düştü ve ben bunlar üzerinden kısaca bir şeyler anlatacağım.

@hawkblogger: "Marshawn Lynch had his fourth straight 100+ yard game today, and 6th of the season. He had 6 all of last season."

Amerikan Futbolu'nda iki tip hücum oyunu vardır. Pas oyunu ve koşu oyunu. Quarterback'in topu receiver'larına pas atarak gönderdiği oyuna pas oyunu, arkasından gelen koşucuya elden topu vermesine ve koşucunun gidebildiği yere kadar gitmesine de koşu oyunu denir. Ben çok kabaca anlattım. En basit haliyle hücum oyunları bunlar. Hücum dediğimizde tabii ki üç önemli mevkii var. Quarterback, ki bu oyun kurucudur. Wide Receiver, bunlar pas tutar. Running Back, bunlar da koşar. İşte Marshawn Lynch dediğimiz doğaüstü adam bir running back ve oyunun gördüğü en iyi running back'lerden biri. Seattle Seahawks forması giyiyor ve şahsen benim de favori oyuncum.

Koşucuların bir maçta 100+ yard koşması kolay bir iş değildir. Bir sezonda (16 maç var), 1000+ yarda koşmaları da kolay bir iş değil. Marshawn Lynch'in üst üste 4. maçı 100+ yard koştuğu. Geçen sezon 1000+ yard koşmuştu, bu sene henüz 10 haftada yine 1000+ yardı geçti. Peki neden benim favori oyuncum? Çünkü bu anı televizyonda canlı izlemiştim:


Her şey çok karışık gelebilir. Bir daha izleyin. Sonra bir daha. Bir daha. 24 numaraya iyi bakın ve sonra bir kez daha izleyin. Sonra şunu izleyin: 


Bir de garip bir hikayesi var. Skittles isimli şeker markasıyla özdeşleşmiş bir adam Lynch. Annesi, lisedeyken oğlunu şekerle beslermiş zaman zaman. Gelenek bugüne kadar devam etmiş. Marshawn Lynch yaptığı her touchdown'dan sonra kenarda Skittles yiyor. Burada olduğu gibi. Feed the beast.

@InfostradaLive: "#NFL sees 1st tie since 16 Nov 08: PHI@CIN 13-13. 49ers 1st tie since 19 Oct 86: SF@ATL 10-10. Rams 1st tie since 19 Sep 76: LARam@MIN 10-10"

NFL'in normal sezonunda berabere kalabilmek için bayağı bir uğraşmanız gerekiyor. 15'er dakikalık dört çeyrekten oynanan maçın normal süresi berabere biterse 15 dakikalık bir uzatma periyodu oynanıyor ve o da berabere bittiği takdirde (ki touchdown oldu mu maç otomatik olarak sona eriyor uzatmada ve kazanan belirleniyor) maç berabere bitmiş sayılıyor. Kabaca touchdown'ın 7 sayı, field goal'ün 3 sayı olduğunu söylersek maçların berabere bitmesinin epey zor olduğunu anlayabilirsiniz. Dün de St.Louis Rams ile San Francisco 49'ers arasında oynanan maç 24-24 sona erdi. 2008'den bu yana ligdeki ilk beraberlik. 49'ers en son 1986'da berabere kalmış, Rams ise berabere kaldığında takım St. Louis'te bile değilmiş. Los Angeles Rams, 1976.

@ESPNStatsInfo: "Elias says: Cowboys are 1st team to score TDs on INT, punt return & fumble recovery in same quarter since the 1966 SF 49ers"

Bu da Amerikalılar'ın istatistik manyaklığına bir başka örnek. Tweet'te yazan INT, punt return ve fumble recovery'i kabaca anlatayım. Quarterback, takım arkadaşına pas atmak istediğinde rakip oyuncu araya girip topu yere düşmeden yakalarsa buna interception denir ve INT olarak belirtilir. Bir takım üç hakkında 10 yardlık mesafeyi geçemezse dördüncü haklarında punt (degaj) yaparak topu rakibe teslim eder. Rakibin punt returner olan oyuncusu havadan gelen bu topu yakalayıp gidebildiği yere kadar gitmeye çalışır. Genelde kendi touchdown çizgisi civarında yakaladığı bu topla rakibin touchdown çizgisine kadar giderse, ki bu çok nadir görülür oyunda, büyük iş başarmış olur ve buna punt return touchdown denir. Fumble denilen şey de topla hareket halinde olan bir oyuncunun kendi yere düşmeden elindeki topu düşürmesi. Recovery'sini o esnada savunmada olan takım yaparsa ve topu çaldıktan sonra touchdown çizgisine kadar gidebilirse buna da fumble recovery touchdown denir.

İşte Dallas Cowboys, Philadelphia Eagles karşısında dün akşam bir çeyrekte hem interception sonrası, hem punt return ile, hem de fumble recovery ile touchdown yapmış. Bunu maç içinde yapmak inanılmaz zorken çeyrek içinde başarmışlar. Son başaran takım ise 1966, San Francisco 49'ers.

Uzun olmayacak dedim yine uzun oldu amk.

Zulu



New York ve Boston'ın Christmas formaları. Tercih edilen tasarım stilini çok sevdim. Sadeliği bozmamak adına sadece oyuncu ismi, takım ismi ve numaranın dış şeritleri farklı renk, belli olmaları için. Adidas logosu bile belli-belirsiz, bunların haricinde. Bir de Brooklyn'in var. Kaynak da o dayı zaten.




Ayrıca bu turuncu formayla, şurada bahsettiğim turuncu isteği de gerçekleşiyor.



Edit: Şöyle bir görsel de Beercholic'ten geldi. Lakers ve Heat'inkini de görüyoruz burada. Lakers'ınki inanılmaz.

Edit 2:Burada da hepsi, eşleşmeli olarak var. Kaan abi'nin tıvaytından.

Retro 240


Küt







Dün ve önceki gün elbet gözünüze çarpmıştır, NBA'de oyuncular Amerikan bayrağı desenli headband, bileklik ve hatta çoraplarla görüldüler. Saha kenarında da her takım tek tip lacivert tişörtlerle yer aldılar. Bunlar, NBA'in "Veterans Day" etkinlikleri kapsamında kullanılan aksesuar ve giysilerdi.. Hatta Twitter'da filan makara yapanlar oldu bayağı "vuaa şuna bakın Captain America gibi olmuş" gibisinden. NBA malum, sosyal konularda çok hassas. İşte bu da milli ruh falan.

Karay


Ne kadar şık olmuş değil mi? Hangi forma örnek alınarak tasarlandı, hepimiz biliyoruz. Bu sezon bu maç hariç evlerinde oynadıkları 5 maçın 4'ünde beyaz formayı, yani deplasman formasını giymişlerdi. Önceki sezonlardan da forma kültürü oluşturma adına bir çabaları olmadığını anlayabiliyoruz. Ama şu ellerinde varken olabildiğince giyseler. Daha önce 1-2 kez kırmızı şortla giymişlerdi, bu kez ise olması gerektiği biçimde. Beyaz yaka ya da kol ucu her zaman olmaz tamam, ama çubuklu altı beyaz şortu keşke oturtabilseler. Ulan hadi onu da geçtim, çubuklu formayı iç saha için sabit hale getirebilseler.


Mum



Artık hava atmak için mi okuyor, gerçekten istediği için mi, onu bilemeyiz. Ama bir şekilde güzel manzara.


Suret



Gezinirken rastladım da. Şu Amerikanların Kolej Basketbolu tutkusunun da ta içine... Al işte. Manzaraya bak. "Who's the best?"miş. Ulan biri emekli olacak, diğeri zaten o seviyeye çıkamadı, şu anda takımı leş ötesi.

Cadu


Geçen haftaki maçtan bir foto. Sarıyı muhtemelen şurada bahsettiğimiz sebepten giymediler. E bu formanın da başka çorabı yok. Mecburen kombinasyonlar sikildi ve böyle bir şey yapıldı. United zaten değiştirmez giyeceğini -onlar bizde oluyor, hala daha. Balık baştan kokuyor. Keşke "3 sene oldu abi, ne bu" demeden sarıyı giyselerdi. Şu görüntü çok kötü çünkü.

Dime #2


-Bu sefer önce Lakers'tan başlayayım. Bu sefer gerçekten Lakers'tan başlıyorum. Evet, başlıyoruz. Lakers sezona 1-4 başladı ve NBA tarihinde sezona 1-4 başlayıp da şampiyon bitiren takım sayısı: SIFIR. Sezon öncesinde "Lakers ilk beş maç sonunda kaç mağlubiyet alır?" sorusuna eğer basketbolla ilgileniyorsanız, Alaska'da yaşamıyorsanız veya adınız Mark Cuban ya da İsmail Şenol değilse "dört" cevabını vermezdiniz. Ama gerçek. Nash-Kobe-MWP-Gasol-Howard beşinden oluşan Los Angeles Lakers takımı (Sergen?) sezonu 1-4 ile açtı. Tekrarlıyorum, sezonu 1-4 açıp da şampiyon olan takım yok. Lakers, 1-4, şampiyon.

-Takımımın beş maçını da tamamen izledim. Hiçbirini canlı değil. Ama izledim. Dallas maçında son çeyrekte "Kobe" tezahüratı duyduk. Portland deplasmanında Steve Nash sakatlandı, önce bir maç kaçıracak dendi, sonra bir hafta, şimdi muhtemelen bir ay. Clippers maçında Steve Blake son anlarda saha kenarında oturan bir taraftarla ağız dalaşına girdi, hem de bol küfürlü bir ağız dalaşı. Videosu burada. NBA tarafından 25.000 dolar para cezasına çarptırıldı. Ayrıca tartıştığı taraftar LA Gear'ın CEO'sunun oğlu çıktı. Pistons maçı ilk galibiyetti fakat kopan maçın son çeyreğinde Mike Brown'ın Kobe ve Howard'ı yeniden oyuna sokması tartışıldı. Utah deplasmanındaysa koçun rotasyon saçmalıkları iyice ayyuka çıktı. Hatta artık Kobe bile sinirini gizleyemedi: Tık!

-Tabii ki bu kötü gidişte en çok eleştirilen isim Mike Brown. Takımın adapte olmaya çalıştığı yeni hücum düzeni Princeton offense henüz işlemiyor, üstelik bu sistemin Nash'i kısıtladığını gördük. Esas sorun ise savunma. Brown'ın en çok eleştiri aldığı kısımsaaa, rotasyon. Doğru giden en ufak bir şey bile mi yok? Var, Kobe hala çok aç. Sadece Kobe çok aç. Gözlerinden bir an önce kazanmaya başlamak istediği okunuyor, yapabileceği her şeyi yapmaya çalışıyor. Geçen seneki Kobe yok, kaybolmamış, pes etmemiş, her şeyin farkında. Sadece henüz diğer kısımlar işlemiyor. Mike Brown'ın elinde böylesine iyi bir beş varken maçın belli bölümlerinde Blake-Meeks-Jamison-Hill-Howard beşiyle kontrolü tamamen rakibe vermesi, ya da Utah maçında olduğu gibi Morris-Metta-Jamison-Hill-Howard ile kapanan farkların yeniden aleyhte açılmasını sağlaması kabul edilemez. Meeks'i anlamsız bir şekilde kesti. İkinci beşin şutör guard pozisyonuna Metta'yı koydu. Antawn Jamison 36'sında ve yolun sonunda olabilir, ama geçen sene 35'inde 17.2 sayı, 6.3 ribaunt ile oynuyordu. Geçen sene yanında Gee, Hollins, Samuels, Parker falan vardı tamam ama size maç başına 3.8 sayıdan daha fazlasını verebilecek bir adam. Tabii kullanabilmek gerekiyor.

-Çok Lakers odaklı oldu, kesiyorum. Taraftarların genel görüşü Mike Brown ile olmayacağı kanaatinde, basın şu an inanılmaz eğleniyor, eğlendiriyor. Nash'ten dolayı Mike D'antoni ve run&gun muhabbeti çıktı. Sonrasında Stockton-Malone ve Nash-Howard odaklı sistemi oynatabilecek Jerry Sloan. Hatta bir de Pau Gasol ile Josh Smith'in başrolünü paylaştığı takas dedikodusu. Oyuncuların da günden güne özgüvenini ve kimyasını yitirdiğini düşünüyorum. Birbirlerine, oyuna ve özellikle koça olan saygıları azalıyor. Evet daha beşinci maç sona erdi ama bu hissediliyor. Peki takım sahibi Jim Buss ne diyor; "I have no problems with Mike Brown at all. He just works too hard and he’s too knowledgeable for this to be happening. I don’t know if there’s an actual game total that would make me impatient. I know if we’re 1-15, I don’t think that would be very good. I’m sure that would be a panic button. But at this time, I’m fine with what’s going on. It’s a learning process for the players. As long as everybody is on the same page, I think we’re fine.”



-Geçtiğimiz hafta Birleşik Devletler'de başkanlık seçim yarışı heyecanı vardı. Anıl şurada hangi ismin, hangi başkanı desteklediğini ve hatta yaptıkları bağış miktarını içeren bir görsel yayınlamış. İşe NBA cephesinde bakarsak, genelde Obama destekçilerinin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Aslında çok da fazla değil ama Obama destekçileri, Romney'cilere göre çok daha ateşli oldukları için fazla gözüküyorlar. Hani bi' nevi bizim çevremizde herkesin oyunu CHP'ye vermesi ama her seferinde AKP'nin kazanması gibi. Öhöm, burada sessiz kesimin desteklediği Romney kazanmadı ve Obama'nın zaferi yurt genelinde tweetler ile kutlandı. Neredeyse bütün siyahi oyuncular (eyvah racism) ve Pau Gasol'ün ateşli bir şekilde Obama'ya tebrik tweetler'ini okuduk ama benim aklımda Kris Humphries'in "My cab driver told me Romney won. Can I trust this?"i kaldı. Eheheheh Kim Kardashian'la sevişen adam sonuçta, gençliğin idolü, hastasıyız.

-Brooklyn Nets sonunda home debyüsünü gerçekleştirdi. Toronto Raptors'a karşı 107-100 kazandılar. Barclays Center'ın, yeni renklerinin, formalarının, logolarının, kısacası yeni Nets'in çok klas bir takım olduğunu hep dile getirdik. NBA Europe Live organizasyonundan hallice bir atmosferle karşılaşsak da farketmezdi, ligin böyle bir heyecana ihtiyacı vardı. Kenarda Jay-Z ile Beyonce "Broooooklyn!" tezahüratına eşlik ediyordu. Sahada Deron Williams önderliğinde akan bir hücum vardı. Olumsuzluklara göz yumduk. Ama bu ne abicim ya: Tık.  "He is, the Brooklyn Knight!" Yahu tamam yeni kurulan bir organizasyonsunuz, yeni heyecanlar, yeni tatlar falan da bu kadar curcunaya ne gerek var? Sadece bu girişten ve koparılan yaygaradan bahsetmiyorum, ki bana göre maskot olayı tamamen gereksizken, bir de sanırım Marvel tarafından düzenli olarak çizgi romanı yayınlanacakmış Brooklyn Knight'ın. Eeeeööh be abi.

Edit: Burada dombili devreye girdi ve şöyle bir link gönderdi. Brooklyn Nets'in bu yeni maskotu "BrooklyKnight" olarak geçiyor. Okunuş olarak Brooklyn Knight'tan ya da Brooklyn Night'tan (ben hiç bulaşmamıştım ama Knight Online akıllara geliyor tabii, ona da zamanında mahallenin çocukları "kınayt" derdi eheh) bi' farkı yok. Ha olay ne, Brooklyn Night adında bir de porno yıldızı varmış efendim. IMDB'den filmlerine bakmak için: Tık. Yani Brooklyn Nets'in maskotunun adı bir porno yıldızınınkiyle aynı. Buradan ne çıkıyor, Beyonce bir porno yıld... Nerelere girdik yine ya.

-Sezona Felix Baumgartner'in uzaydan dünyaya atladığı mesafede başlayan James Harden, Felix gibi hızlı bir şekilde düşüşe geçmese de normale döner gibi oldu. Bıraktığı yerden devam eden isimse, OJ Mayo. Mayo daha henüz lige girdiği senede 18.5 sayı ortalaması tutturmuş ve potansiyel olarak çok yüksek şeyler vaad etmişti. Ancak geride bıraktığı her sene onu da geriye götürdü. Çaylak sezonunda Rose'la kafa kafaya bir ROY mücadelesi veren ve ileride takımının süperyıldızı olması beklenirken önce bench'e düştü, sonra istenmeyen adama dönüştü. Şimdiyse bir rol oyuncusundan fazlası değil ama Dallas Mavericks'te kendini yeniden kanıtlama amacında. Mavs sezonu Lakers deplasmanında galibiyetle açtı ve Dirk Nowitzki'nin yokluğunda şu an 4-1 ile Batı'nın zirvesindeler. OJ Mayo'nun son üç maçtaki istatistikleriyse, evet sıkı durun: Charlotte maçı, 7/10 üçlük, 30 sayı, 6 ribaunt. Portland maçı, 6/8 üçlük, 32 sayı, 2 top çalma. Toronto maçı, 3/6 üçlük, 22 sayı, 6 asist, 5 ribaunt. Nowitzki dönünce istatistikleri normale dönecektir ama 5 maçta 21.6 sayı, %50 FG ve %63.6 3PT ortalamaları ile oynuyor. Eeeh, bir şutör için fenaaa değil.


-Ya Wade... (Fotoğraf NBA Modası'ndan)

-Bence ligin en kötü kadrosu Orlando Magic (Afflalo, Ayon, Glen, Harkless, Harrington, DeQuan, McRoberts, E'Twaun, Jameer, Nicholson, O'Quinn, Redick, Ish, Hedo, Vucevic), şimdi parantez içinde kadroyu yazınca bi' garip oldum. Bu takım birkaç sene önce NBA Finali oynamıştı di mi. Ligde Orlando Magic'ten daha iyi olan bazı kadrolar: Detroit Pistons, Charlotte Bobcats, New Orleans Hornets, Akasya Durağı. Ne diyorduk, ligin en kötü kadrosu Orlando Magic sezona 2-0 başladı (şu an 2-2) ama Suns maçının devre arasında trambolinle smaç basmaya çalışan bir US Army askerinin fileyi yırtmasıyla ikinci yarının 13 dakika gecikmeli başlaması sonucu gündeme geliyorlar. Olayın videosu burada. Magic demişken, Hidayet Türkoğlu henüz ilk maçta sol elini kırdı ve parkeden en az 1.5 ay uzak kalacak.

-Sakatlıklardan girmişken... Hiç girmesek daha iyi aslında. Daha ikinci haftadan bir ton sakatlık haberi çıktı yine. Gerald Wallace'ın bileği burkuldu, ne zaman döneceği meçhul. Sezona fırtına gibi giren Varejao dizinden sakatlandı. Diz demişken Brandon Rush'ın çapraz bağları koptu, sezonu kapadı. Danny Granger'ın Ocak başına kadar yetişemeyeceği söyleniyor. Eric Gordon'ın ne zaman döneceği hala meçhul. Bogut önce b2b'lerin ikinci ayağında dinlendirilecek dendi, şimdi parkeye erken sürüldüğünü, bi' 10 gün hiç maça çıkmayacağını belirttiler. Jason Richardson bileği burktu. Kyle Lowry bileği burktu. Kendall Marshall bileği burktu. Ben bileği burktum. Bradley, Rose, Dirk, Billups, Rubio, Love, Iman, Amar'e, Bynum, Frye, Nene, Wall sezona giremediler bile. Bu ne depresif paragraf oldu ya.

-Neyse bu seferlik bu kadar. Daha ikinci yazı, ben bu kadar uzun olmasını istemiyorum ama NBA'de her gece üç postluk konu çıkıyor zaten. Serinin gün aralığını da azaltıp blogu bu yazılarla doldurmak istemiyorum. Zaten bu sefer çok Lakers oldu, ama hem kendi takımım diye, hem de bu anormal başlangıçtan dolayı, hem de sonuçta Lakers bu ligin en çok takip edilen, en çok seveni ve sevmeyeni olan takımı (Anadolu'da her maçta "ayağa kalkmayan Lakers'lı olsun" diye tezahürat yapılıyor) diye bu seferlik idare edin. Önüm vize haftası, diğer yazı artık haftaya haftasonundan sonraya kalabilir. Hafif stres de var bünyede aşırı saçmalamış olabilirim. Haftanın repliğiyle kapıyoruz yine, başbaş :(

"I was a Utah Jazz fan, just because of him." Enes Kanter. (Mehmet Okur'un basketbolu bırakması üzerine)

Alevli


Fenerbahçe'de Aziz Başkan'ın kırmızı takıntısı malum. Pek sevdiğim eski topçumuz Kazım'ın bundan çok çektiğini biliyoruz. Hatta belki FB'den ayrılma sebebi de budur falan. Neyse, 3 Temmuz'dan bu yana gelen süreçte Aziz Yıldırım'a ne oldu bilinmez, ama yumuşadığı kesin. AEL maçında görüntü çok acayip. Kuyt, Hasan Ali, Gökhan Gönül kan kırmızısı olmasa da kırmızı tonunda kramponlarla sahada. Vay arkadaş.



Son olarak krampon demişken, dün bizim Yekta gibi siyah krampon giyen adamdan hiç hazzetmem. Amatör topçu musun, az şekil ol ya. 

Jerome



Hmm.

Ongun



Abi bu aralar çok duyuyorum, Kendrick Lamar diye yeniyetme bir rapçi kardeşimiz var. Kendisini henüz dinlemedim, nedir necidir bilmem ama, Kendrick Lamar deyince, akla aşağıdaki manzaradan başkasının gelmesi mümkün değil. Yani Kendrick soldakidir, Lamar da sağdaki. Bu kadar. Ki eminim Amerikanya'da da bunun muhabbeti yapılmıştır (hiç sanmıyor). Muhtemelen bu çakal baktı isim böyle çağrışımlı, mahlas/lakap edinmeden yürüyeyim dedi sonra da. Valla şahsen içime sinmiyor bu kendi ismini sahne ismi olarak seçmek. Kanye West gene kurtarıyor, çok bilindik isim değil. Ama bu pek olmamış. Bozma işte geleneği.



İşin sululuğu bir yana, bu arkadaşın bayağı iyi olduğuna dair ciddi yorumlar var. Bi' dinlemek lazım. Dre filan destek veriyor herife. Rap seven arkadaşlara tavsiye gibi olsun.


Seks


Amarigan seçimlerinden de geri durmadık... Kimin ne mal olduğunu görselin üstüne tıklayarak öğrenebilirsiniz :(

Nerden Nereye 98