Occupied


Avrupa'nın en iyi basktbol liginden forma araklamaları tespit etmeye devam. Bu kez "kurban" Panathinaikos. Geçen sezonki Panathinaikos formasına çökmüş YeşilGiresun.

Jenerik 28

Nerden Nereye 220




Preker


Drogba ile Galatasaray'ın başına geldi, Van Persie ile de dün Fenerbahçe'nin. Birkaç sene sonra (santrfor olmasa da) Beşiktaş da bi' Porto ile eşleşirse, üç büyüklerin hepsi bunu yaşamış olacak. Hayırlı olsun.

(Ki "Quaresma hikayesi"nin nasıl başladığını düşünürseniz, müstehak.)


Jenerik 27

Nerden Nereye 219





Bunu yapma işte bana Allen...


Gary Payton'ın çene kemiklerinde bi' sıkıntısı olduğunu düşünürdüm hep... Çünkü hem saha içinde hem de saha dışında çenesi hiç durmazdı. Belki de NBA tarihinde konuşmalarıyla insanların beynine bu kadar iyi giren bir oyuncu daha yoktur. Sadece 'Trash talk' yaparak değil aynı zamanda ikna yeteneğiyle de... Bay Payton her zaman, belki de pek de bilinmeyen bu ikna yeteneği sayesinde sayısız oyuncunun akıl hocası olmuştur. Bu oyunculardan biri de Allen Iverson'dır.

Gary Payton ve Allen Iverson bir 'off-season'da birlikte huzurlu vakit geçirmek isterler (Bu ikinin geçirdiği vakit de ne kadar huzurlu olur bilinmez). Allen, Gary'nin tecrübelerinden yararlanmak ister ve ona devamlı can alıcı sorular sorar. Sorulardan biri de şudur:

Allen: Hey Gary, söylesene bedenini nasıl hep zinde tutuyorsun? Sakatlanmadan sağlıklı bir şekilde hep sahadasın. Nasıl başarıyorsun bunu?

Gary: Çok basit... Antrenman yapmayarak

A: Nasıl yani?

G: Benim koçum George Karl, zinde kalmam ve yıpranmama için antrenman yapmamı istemezdi.

A: Vay canına

G: Evet. İşte devamlı zinde kalmamın nedeni bu.  Benim gibi olmak istiyorsan antrenman yapmayı kesmelisin.

Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Gary Payton, TV'de Allen Iverson'un meşhur 'Practice' basın konferansını izler. Ve ilk tepkisi, "Hayır bu olamaz... Bunu yapma işte bana Allen!" olur. Payton sırf bu yüzden başına bir iş geleceğinin farkındadır.

O sezon bir SuperSonics-76'ers maçının sonunda Iverson'ın koçu Larry Brown, kaşlarını çatarak Payton'ın yanına gider. Aralarındaki konuşma şöyledir:

Larry: Yaptığın şeyden memnun musun?

Gary: Efendim koç, anlamadım?

L: Bir canavar yarattın... Allen'ın o basın konferansında söylediklerini duymuşsundur. Ben de onun kafasına bunu sokanın sen olduğunu duydum.

G: Hey koç, bunu ben yapmadım. Ben sadece Allen'a benim koçumun bana dediği şeyleri söyledim... Zinde olmak istiyorsan antrenman yapmayı kesmelisin.

Disciple


Dünkü Altınordu-Mersin maçından. Kırmızı yerleri sabit tutun, onun dışında formalar tersyüz edilmiş gibi. Hani UEFA'nın bu tip çakışmaları oynatmama durumu var ya (bizim şu maç misal, kırmızı şortu giyemedik), onu iyi anlıyorsunuz böyle maçlarda. Kafa karışma ihtimali bayağı fazla.
Aslında böyle maçlardan blog için bir seri çıkabilir.

Gereksiz (!) bir not olarak da, Altınordu'nun deplasman formasını giydiğini, Mersin'in iç saha formasını giydiğini belirteyim.



Nerden Nereye 218





Yanaksson


Biraz zaman geçti, ama olsun. Soldakinde Adidas logosu silinmiş, sağdakinde bir önceki sezonun forması. Sanki maç yayınlayan mahalle cafe/kahvesinin astığı reklam.

Nerden Nereye 217




Source


Güzel set, ama yine, maalesef "yine", bir fazla var. Brezilya'da falan ne zaman ana iki renkten iki düz, bir de (takımın tarihine göre neyse artık o işte) desenli yapmayı bırakıp, bir düz, bir de diğer rengin hakimiyetinde desenli yapmaya başladılar acep; bizde çok zaman alacak gibi. Beşiktaş yaptı, kalıcı olur inşallah.

Yeşili şurada kendimce övmüştüm, beyaz da şık. Çubuklu, önceki çubuklularına benziyor, tanıdık manzara. Mavi de güzel, fakat, çok benzediği bir forma var:


Sırf ben, son 4-5 yıldır bu şekilde en az 10 tane "çakışma" fark etmişimdir. Bu işin içinde olan adamlar bu kadar mı kötü hafızaya sahip, ya da nedir, bilmiyorum. 2 sene öncesinin forması yalnızca, 2014 Dünya Kupası. Etraftan kimsenin gözüne de mi çarpmıyor mesela.

Nerden Nereye 216



Moon


Bırakın Anadolu takımlarını, memleket takımlarının hiçbirinden beklenmeyecek bir fikir: Konya'nın yeni stadının dış cephe tasarımını, formalarından birine uygulamışlar. Bir de dört tane forma yapmayı kesseler.
Gavurun bunu yapmışlığı var tabii önceden.


Nerden Nereye 215



Sucka


Geçenlerde Shaq'ın (nasıl olup da dilimize çevrildiğini merak ettiğim) otobiyografisini okuma imkanım oldu. Zamanında muhterem Atlas bey zaten en mühim yerleri çevirip paylaşmıştı. Ben de haricinde kalan, dikkatimi çekmiş olan yerleri alıntılayayım dedim.

(Söylemeden edemeyeceğim -- muhtemelen daha önce de burada mızmızlandım ama, olsun: Bu dahil [ki son dönemde basketbolla ilgili en çok kitabı da aynı yayınevi çevirdi, NBA'le ilgili olanları en azından] birçok basketbolla alakalı kitabı çeviren kişiler, genelde basketbolla ilgisiz kişiler oluyor. "Point"i "puan" olarak çevirmek başta olmak üzere, birçok temel hata. Hadi çevirmen böyle bıraktı, editör falan? Bir bilene sormak? Yani zaten böyle kitap az çevriliyor diye ben gözardı etmeye çalışıyorum, ama yok yani. Fazla özensiz iş yapılıyor gibi.)


"Dedemin zengin olma hayalleri vardı ve bu yüzden her gün bana ve kuzenim Andre'ye bir dolar verip, bizi Quick Pick piyango bileti almaya yollardı. Ekmek almamız için de bir dolar daha verirdi. Kuzenim ve ben girişimci ruhlara sahiptik. Quick Pick aldıktan sonra, bir dolarlık ekmek yerine daha ucuz olan altmış sentlik ekmekten alır ve kalan kırk sentle de sakız alırdık. Ev halkından biri "Neden bu ekmek bir kere olsun taze olmuyor?" diyene kadar bunu birkaç kez yapmıştık. Yalanımız ortaya çıkınca, çılgın dede pataklama konusunda övgüye değer bir performans sergilemişti." Sayfa 23

"(Philip'in) Bana verdiği ilk kitaplardan biri, Kareem Abdul-Jabbar'ın otobiyografisiydi. Tamamını okudum. Kitabın bir bölümünde, Kareem'in soya fasulyesine yatırdığı tüm parasını nasıl kaybettiğinden bahsediliyordu. Kendi kendime dedim ki, 'Zengin olunca bu benim başıma gelmeyecek.'" Sayfa 24

(...)
Kalabalık coşmuştu. Tribünde oturuyordum ve etrafım çılgına dönen yirmi bin kişi ile sarılıydı. Bu insanlar beni tanıyor, dedim içimden. Çevreme bakındım ve o güne kadar gördüğüm en yaramaz kızları gördüm. Bana el sallıyorlardı. İçlerinden birine, 'Buraya gelirsem, sen ve ben arkadaş olur muyuz?' dedim. Bana göz kırptı, öpücük attı ve 'Kesinlikle' dedi.

İşte bu kadardı. Louisana Devlet Üniversitesi ile anlaşmayı imzaladım." Sayfa 55

"İlk albüm sırasında herkes benimle bir şeyler yapmak istiyordu. Şimdiyse, arayıp iki yüz bin dolar karşılığında yapacaklarını söylüyorlardı.

Diğerleri gibi olmayan sadece iki kişi vardı. Biggie Smalls ve Jay-Z gerçekten kral adamlardı. Benden tek kuruş istemediler. 'Dostum, senin müziğini seviyoruz. Sen gerçek bir rapçisin' demişlerdi." Sayfa 107

Polis Akademisi'nde eğitim aldığı dönemden: "Polisler bana bok gibi davranıp verdikleri emirlerle, kulağıma bağırarak büyük bir zahmete katlanmışlardı. Ben zaten bu şekilde büyümüştüm. Bana göre hava hoştu.

Psikolojik olarak beni mahvedemediklerinde, 'Yere yat ve yirmi şınav çek' diye bağırıyorlardı. İçimden gülüyordum; çünkü 'Eğer babam olsaydı yüz tane çektirirdi' diye düşünüyordum." Sayfa 197

Araka arkaya üç maç kazanıp durumu 3-2 yaptıktan sonra tekrar Dallas'a gidip bu işi bitirmeye çalışacaktık. Pat içeri girdi ve 'Herkes yanına sadece bir takım elbise alsa iyi olur. Bu işi tek maçta bitireceğiz' demişti. Gayet ciddiydi. Çocuklara 'Eğer iki valiz alırsanız, evde kalmanız daha iyi olur. Sizi bu otobüse bindirmem' demişti ve gerçekten de otobüse binerken, yanımıza aldığımız giysileri kontrol etti." Sayfa 238

"Sanırım, Tim Duncan hakkında düşündüklerimi (önceki sayfalarda) net bir şekilde ifade ettim. Gelmiş-geçmiş en iyilerden biri. Spurs, biraz da Timmy'yi korumak için hücumunda değişikliğe gitmişti. Her zaman bir taım oyuncusu olduğu için onu hiçbir zaman yakınırken göremezdiniz. 2010-2011 sezonunun baharında tuvalette Gregg Popovich ile karşılaştığımda ona Timmy'nin nasıl olduğunu sormuştum. Pop da, "Dizinde eklem aralığı daralması var" demişti. Muhtemelen bir-iki yılı kalmıştır." Sayfa 330



Nerden Nereye 214



İlk foto, via Futbolovski. Ayrıca şu linki de ekleyeyim.

Nem


Yukardaki, 13-14 Chelsea iç saha.

Aşağıdaki ise, bu sezonun, yani 16-17 iç saha forması.


Oldukça az fark var. Hatta fotoşop falan, üç çizgiyi omza koyup da görsek, "La aynısı" desen dersin. Sadece 3 sezon sonra bunu yapabilmelerinin sebebi, bu sezon üç çizginin (muhtemelen bir sezonluğuna) omuzdan terk-i diyar eylemesi. Ama bunu da önlemenin yolu yok mu, var; yakayı farklı tip yapardın, olur biter.

0


Bursa'nın bu sezonki yeşili, reklam falan derken öyle bir hâl almış ki, armayı çıkarıp Werder'e giydirsen, zerre sırıtmaz. Ki zaten 2010'ların başında buna benzer 1-2 iç saha da giydiler hani.

Nerden Nereye 213



Herif aşırı çabuk geri döndü ama, yine de.

Ayrıca şöyle bir şeye de rastgeldim (bu da 213-b olsun):


En en fazla "sempati" düzeyinde bir şey vardır, o da belki. Yine de güzel.