Güzel Formalar 25



Schalke 04'ün geçen sezonki deplasman formalarından biri. Cl'de giydiler genellikle. Çok şık bir forma.
Bu tasarımın en iyi uygulanışı diyebilirim, diğerleri bu kadar olmadı.
İyi ki bu sezon da giyecekler bunu. Gördüğüm en iyi formalardan.

İğrenç Formalar 6

Inter 95-96 deplasman. Allah için bu ne ya...

Güzel Formalar 24

Kendi klasik deplasman forması renklerinde ve geçen sezon kazanılmış Cl'nin de katılımıyla 2 olan Kupa 1 sayısını sembolize eden (bkz. kollardaki yıldızlar) çok şık bir forma. Almak da isterim.
96-98 arası giyildi.
Ayrıca logonun olmayıp, sadece 2 yıldızın olması başka bir şık ayrıntı.

Güzel Formalar 23

Forma değil, efsane.

Pıf

Objektif olmaya çalışıyorum sadece. Anlamayan varsa umrumda değil.
Ergenlik, insanın hayatında geçireceği en berbat evre. Ordan sağ-salim çıktın mı, gerisi kolay.
Gaza gelmemek lazım bir de.
Böyle salak şeyler oluyor, yazasım gelmiyor anasını avradını sikeyim.
En iyi pf de Calvin Booth. Oldu mu.

TRT Şaşırdın, Sabrımızı Taşırdın!...


Ömer Üründül basketbol yorumluyor. Büyük sıçış. Bu memlekette o kadar fazla insan var ki orada olmak isteyen, şu safhalarda bedavaya bile seve seve bu adamdan daha iyi yapabilecek olan. Nedendir bu sevda, bilinmez. Bizde bu fırsat vermeme sevdası olduktan sonra bunun gibi adamlar 2010 Dünya Kupasında da 2022 Dünya Kupasında da yorumculuk yapar. Alttan gelen bizim gibi gençler de başka bir şey tutarız.

Güzel Formalar 22


Aşağıdakine benzer, ama daha orijinal bir forma. Dönemi 95-97. Bu formayı da, Ronaldo ile hatırlıyorum. Malumunuz, bir sezon gelip ortalığın amına koyup gitmişti.
Kappa belki kaç sezondur sadece vücuda yapışık, düz forma yapmakla meşgul ama, zamanında harikalar yaratıyormuş gördüğünüz gibi.

Güzel Formalar 21


93-95 Barça deplasman forması.
Bu formayı da turuncu formada olduğu gibi Koeman ile hatırlıyorum. Çok şık. Zamanının ötesinde.

TD #21


Nba tarihinin en büyük power forveti. İtirazı olan yazsın yoruma. Olmaması gerek ya, o ayrı.

Forma Laneti


Böyle ucube formalar giydikçe, başarısızlık peşimizi bırakmayacak, iddia ediyorum!!
Ne zaman başarısız sezonlar geçirsek, salak salak formalar giyiyoruz, dikkat edin. Düz sarı, çubuklu, düz kırmızı. Ne bileyim böyle alakasız şeyler.
Bu sezon da onlardan bir tane var:yukarıda gördüğünüz forma. Bir de şampiyonluk kutlamasında bunu giydik!
90'ların ortasındaki 2 başarısız sezonumuzda düz sarı formalar giyiyorduk;00-01'de parçalıyı bırakın, beyaz formamız bile yoktu. Sanırım bu bize Adidas'ın Uefa Kupası'nı kazanmamıza karşılık bir jestiydi(!);02-03'de çubuklu forma vardı, artı düz kırmızı da vardı. 04-05'de çubuklu vardı gene, 2. olduk. Sezon sonuna doğru giyilmeye başlanan parçalı 100. yıl forması bile kurtaramadı durumu!
Allahtan son 4 sezondur "doğru yolu" bulduk. Gerçi 06-07'de de parçalı vardı ama, aynı zamanda çubuklu da olduğu için lanet yine kendini gösterdi.
Pekii, başarılı yıllarda saçma formalar yok mu? Vaar. Yani ben normaldışı forma olan her yıl sıçıyoruz demiyorum, böyle bir genelleme yapmak için yeteri kadar veri yok elde.

Bu forma mevzuu ile ilgili çok feci bir sıçış var, onu da yazacağım.

De Sanctis

Bu tip isimlerin hep başına gelen bir şeydir:Van Nistelrooy'a "Nistelrooy" denir, D'Alessandro'ya "Alessandro" denir, Van Der Sar'a da "Der Sar". örnekleri çok.
De Sanctis artık kadromuzda, malum. Ve aynı sendrom yine hortladı! "Sanctis" yazıyorlar. Ne zaman düzelir, ya da düzelir mi bilinmez. Azıcık doğruyu yapma güdüsü olsa, yeter de artar ama işte.

Beşiktaş Hakkında

Ülkenin 3 büyük kulübünden birinin bu kadar saçma-salak yönetilmesi sinir bozucu. Sürekli garip olaylar, yanlışın yanlışı transferler, kavga-dövüşler.
Bu o kadar öyle ki, takımın forma seçimleri bile çok lakayit.
Son 4 sezondur tamamen siyah ve beyazdan oluşan formalar yapılıyor. Sanırız şu Çarşı'nın "erkek adam renkli takım tutmaz" şiarı gereğince kırmızı renge, 3. renkleri olan kırmızı renge yanaşılmıyor. Burada anlatmak istediğim, endüstriyel futbol gereği bir takımın 3. forma filan yapması veya farklı renk kullanması değil;bir takımın kuruluşunda 2 renginden biri olan, ve sonradan da 3.rengi kabul edilen bir rengin neden kullanılmadığı? Acaba gerçekten demin söylediğim sözü ilke edinerek mi kırmızı rengi faal hale getirmiyorlar? Eğer öyleyse Bjk'ye olan sempatim dibe vurur.
Kiminize göre bu, çok da önemli değil. Ama aynı zamanda bu sizin, futbolla ne kadar yüzeysel ilgilendiğinizi gösterir.
Her şeyden önce bu bi zevk, bir estetik meselesi.
Artı takımınızın hangi renklerle sahada "durduğu" da fazlasıyla önemli, çünkü, bu karakteri de belirleyen bir unsur. Benimsemekle de alakalı. Yıllardır kullanılan renk yadırganmaz, ama siz takım tarihinde olmayan rengi kullanırsanız da tepki çekersiniz. Örnekleri de çok.

Yukarıdaki şu formayı görüyor musunuz? Ne kadar da şık. İşte bu, Bjk'nin son kırmızı forması. Sezon da 02-03. Sonrası için hafızamı zorluyorum ama yok sanırım. Yani tam 6 sezondur kırmızı forma giymiyor Bjk.

Vahim bir durum kısacası. Tavır mı aldılar kırmızıya karşı ne. Hadi Aziz Yıldırım'ın kırmızı krampona kızmasını anlarım da, bu ne. Onun lafını etmişken;Kazım geçenki maçtan sonra bir daha kırmızı renk krampon giyer mi, hiç sanmıyorum.

Oliveira- Telekom- Sponsor- Stad


Oliveira Galatasaray'da haberleri dolaşıyor. Doğruysa hayırlı olsun. Sistemimize uyacak tarzda bir transfer. Adam santrafor değil, forvet; farkı bilmeyeni sağ üst köşeden çarpı tuşuna basmaya davet ediyoruz. Milan tecrübesi olan, Brezilya Milli Takımı formasını giymiş, kalitesi ortada bir oyuncu, o yüzden problem yok. Forma numarası 9 ya da 12 olacakmış. 9 forvet klasik numarası, 12 de Sao Paolo'dayken giydiği numara. 9 numara ekstra bir yük getirir mi, bana göre evet ancak Ricardo'da da o yükü kaldıracak potansiyel ve tecrübe var.

Gelelim şu sponsor olayına. Galatasaray 2009-2010 sezonundan itibaren ana sponsorunun Türk Telekom olacağını açıkladı. Senede 15 milyon Euro gibi bir katkısı olacak Telekom'un, buna karşılık Galatasaray göğüs reklamlarında ve stad isminde Türk Telekom'u kullanacak. Stad olayında her kafadan bir ses çıkıyor. "Yeni stadyum yaptırıyoruz adı Türk Telekom, yok böyle bir şey." Var paşam böyle bir şey. Arsenal gibi bir takım Wembley gibi bir staddan çıkıp yeni stadına Emirates adı veriyor, dünyanın parasını kazanıyor; ha keza PSV, ha keza Bolton... Ayrıca bizim yaptığımız şey stadyum değil, iş merkeziyle, basketbol salonuyla, franchisingiyle, yönetim binasıyla bir spor kompleksi. Adı da Aslantepe Ali Sami Yen Spor Kompleksi. Yani "Türk Telekom Ali Sami Yen Stadyumu" bu kompleksin bir parçası. O yüzden oradan da problem yok. Adnan Polat ve yönetimi göreve geldikten beri yönetimden pek bir şikayetimiz yok, uzun zamandır ilk defa. Demek ki problem Galatasaray taraftarında değil, çok iyi bir Galatasaray taraftarı olmasına rağmen bu onu iyi bir yönetici yapmayan başkandaymış. Beynimizdeki örümcekleri attığımız gün tekrar zaferlere doğru yürüdüğümüz gün olacaktır.

Amerika Bayan Basketbol Milli Takımı

Erkeklerde 80-90lardaki Dream Team ambargosu her ne kadar erkeklerde son bulduysa da bayanlarda devam ediyor. Amerika yine olimpiyatların en büyük favorisi. Yıldız oyuncularını 3 hafta önceden kampa aldılar lig filan dinlemeden, bu hafta bütün takım da WNBA tatile girmesiyle beraber takıma katıldı. Bu kadınlarda nasıl bir fitness var anlamıyorum ben. Kışın Avrupa, yazın WNBA, bir de olimpiyatlar. Kadroları çok geniş, çok yönlü. Taurasi, Bird, Catchings, Leslie ve LJ'lı kadrolarıyla çok ses getirecekler.

3 Numara

Stoper numarasıdır genelde. Futbolu takip eden, özellikle de Galatasaray taraftarı olanlarda daha büyük bir haz uyandırır. Kaptanlar silsilesinin numarasıdır dahası. Franz Beckenbauer, Paolo Maldini, Bülent Korkmaz... Şimdi ise sıra Uğur Uçar'da. Galatasaray altyapısından yetişen, geçen sene formayı kapan ancak karlı bir günde büyük şanssızlık eseri Konya'da Batista ile çarpışarak diz kapağını kıran Uğur gelecek sene Galatasaray'da 3 numaralı formayı giyecek. Geçmişte idolünün Bülent Kaptan olduğunu söyleyen ve hayatındaki en büyük gayesi Galatasaray kaptanı olmak olan birisine gitmeliydi bu forma, gitti. Galatasaray kaptanları her zaman saygı gören, sözü geçen insanlar olmuştur. Cüneyt Tanman, Fatih Terim, Bülent Korkmaz, Hakan Şükür... Sıra Uğur'da. Dokuz yaşından beri Florya Metin Oktay Tesislerinde yatıp kalkan, Galatasaray'ın dünya klasında altyapısından yetişen ürünlerden Uğur'a uzun Galatasaray hayatında başarılar dilemek kalıyor bize. En büyük temenni ise Kaptan Bülent ve Kaptan Uğur'u aynı camia için tekrar ter dökerken görebilmek sanırım.

00-01 Galatasaray-Fenerbahçe


Bu görüntünün üstüne Türkiye'de hala meşale yakmaya çalışanlar oldu.

Video

Emre "Bitti", Sıra Arda'da


Kısmen doğru. Emre bitti. Arda'nın çüküne kurban olun siz.

Artest Rockets'taaaa!!

İki yıldır süren Artest dedikoduları en nihayetinde son buldu. Sacramento Kings Bobby Jackson, Donte Green ve 1. tur draft hakkı karşılığında Artest'i Rockets'a yolladı. Artest adam olursa Houston tekrar tepeye oynar, adam olmazsa malum. Basın toplantısı filan olsun resimleri koyarız.

Ricky Davis Clippers'ta

Geçen sene bizim takımı satanların başında gelen Ricky Davis 2 seneliğine Clippers'la anlaşmış. Hayırlı uğurlu olsun, ki bize daha fazla hayırlı olacaktır. Baron filan dedik iyi transfer yapıyor Clippers ama bu yaptıkları son hamleyle takımın altına dinamiti yerleştirdiler. Bu dinamit ya gelen saldırılara karşı koruyacak onları, ya da patlayıp yerin dibine girmelerini sağlayacak.

"Galatasaray Taraftarından Tepki Almadım"


Gel bakalım, gel bakalım, Sami Yen'e gel bakalım; taraftarı gör, şampiyonu gör, delikanlı kim bakalım...

Baddest Bad Boy of Them All

Şu Rick Mahorn olayını az araştırdım. Bizim evdeki televizyon bozuldu, aslında maç canlı yayındaydı. Youtube'dan baktım işte, bu Ricky: "ayırmaya çalışırken düşüyor" hikaye almış yere çalmış resmen Lisa'yı. Başlıktaki de oynarken anonsçunun adamı nasıl çağırdığı! "Kötü Çocukların En Kötüsü". Daha ne olsun.

Bad Boy, Her Yerde Bad Boy


Dün Auburn Hill, The Palace'da oynanan ve 84-81 biten Sparks-Shock maçında kavga çıkmış. Çıkar, olur. Bayan ligi diye olmayacak değil tabii. Ama yine bir cinslik var işte.
4.6 saniye kala atılan serbest atışlar esnasında Candace Parker ve Plenette Pierson itişiyor. Sonra saha karışıyor filan.
O arada Detroit Shock'ın yardımcı antrenörü Rick Mahorn, Lisa Leslie'yi itiyor. Ve de Leslie'nin takım arkadaşı Delisha Milton-Jones da Mahorn'a vurmaya başlıyor.
Rick Mahorn kim? Bad Boys dönemi Pistons oyuncularından. Belki de onların arasından en serti ve belalısı. Bad Boys lakabının alınmasında baş aktörlerden.
Demek ki hala içinde var o bozgunculuk, kavgacı ruh. Sen gel, antrenör halinde, karşı takımın oyuncusunu it.
Sonra itmek istemedim, ayırırken düştü filan demiş Mahorn. Doğru olabilir.
Ama ben, görüşümü söylemem gerekirse illa, itmiştir, daha doğrusu ittiyse garipsemem derim.
Sonuçta malın ne olduğu belli değil mi?

Bu arada The Palace da, ghetto'dan farksız oldu ha. Her gelen kavgaya.

Bu konuda Hüseyin detaylı bilgi verir zaten, onu bekleyelim.

Efes Coşar

Geçen sezonki hayal kırıklığının ardından koçluğa Ergin Ataman'ı getiren ve en azından geçen yılki kadar kötü olmayacağını gösteren Efes, görünen o ki, durumu düzeltmeyi bırak, çıtayı daha da yükseltmiş vaziyette.
Şimdiye kadar alınan yabancılar şunlar:Milos Vujanic, Boobsy Thornton, Charles Smith ve Michalis Kakiuozis.
Yabancıların hepsi gönderildi ve bu çok kaliteli 4 isim alındı. İlaveten Mario Kasun'un da peşinde Efes yönetimi. Eğer o da alınırsa...
Çok isabetli diyemesek de şimdiden, isim açısından bakarsak büyük transferler hepsi. Evvelki sezonu bile geçti yani. Thornton ve Kakiuozis zaten Ataman'ın eski öğrencileri.

Yerli transferinde de 3 hamle var. Biri geçen sezonu Benetton'da geçiren Engin Atsür, öbürü eski Efesli Kaya Peker, diğeri de geçen sezon Beşiktaş Cola Turka'da büyük çıkış gösteren Sinan Güler. Engin'i bilemem de, -ki Vujanic'i yedekleyecektir anca- Sinan savunmada büyük direnç getirecektir Efes'e. Çok iyi transfer.
Kaya da malum zaten.

Umarız 2 sezonluk hayal kırıklığının ardından -ki bu sezon finale bile çıkılamadı- bu sezon Efes, bıraktığı yerden devam eder işe.

Ac Milan 08-09




Inter'inki gibi sade formalar Milan'dan da. Çubuklu, 2 sezon öncekinin yakasızı gibi. Geçen sezonkinden iyi olduğu kesin! Koca Adidas, özel tasarım yapamıyor Milan'a. Dandik şeyler giydiriyorlar geçen sezonki gibi.
Çok az giymelerine rağmen, her sezon olduğu gibi siyah forma var.
Beyaz formada, sol kısıma dayalı, logonun üstünden geçen daha açık renk haç var. Güzel ayrıntı bu da.

Internazionale 08-09



Inter'in yeni sezon formaları. Çok sade, güzel ikisi de. Daha önce başka bir forma tasarımı dolaşıyordu nette, siyah ağırlıklı. Bunla alakası olmayan bir şey. Pirelli'nin altın rengi yazılması çok şık ayrıntı. Geçen sezon da görmüştük birkaç kez bunu.
Bir de yakanın iç kısmında beyaz üstüne kırmızı haç var uzunlamasına, güzel ayrıntı.

Sorular

-Mourinho Adriano'yu adam eder mi?

-Crespo Gs'ye gelir mi?

-Drogba Barça'ya gelir mi?

-Sago uçan kuşa dava açmaktan ne zaman vazgeçecek?

-Milan gerçekten Cl'de mi oynayacak?

-Hayko yeni albümü ne zaman çıkaracak?

-Hüseyin ne zaman adam olacak?

-Bjk tekrar ne zaman kırmızı forma yapacak?

-Kardeşim ne zaman gelecek!?!

-Marduk harbiden gelecek mi?

Nba'den-6

-Golden State'in son yıllardaki çıkışında pay sahibi olan free agent oyuncu Matt Barnes, Phoenix Suns'la anlaştı. İlk 5 çıkmayacaktır tabii ama, güzel hamle yine de. Hem zaten Suns'ın oyunu malum;onun içinde Barnes'ın rolü de malum. Arada üçlük atsın filan yeter yani.
O bu değil de, G.State'in o efsane kadro da dağıldı ha. Üzülüyorum lan.

-Keyon Dooling Nets'te. Nets bu yıl neler yapacak, görm ek lazım. Değişik bir kadroları oldu.
İşin Nets tarafını bırakıp, diğer tarafa bakacak olursak, çok büyük sıçış var. Magic'in elinde zaten doğru düzgün pg yok, olanı da yolluyorlar. Ha, adam gibi oyun kurucu alacaklarsa tamam. Ama diğer türlü de, anlaşılamayan hamle bu.
Kanka ayağına takım batıyor, sikerim böyle gm'i.

-Eddie House ve Tony Allen Boston'da kalmış. O benchi korumaları gerek tabii. Ayrıca Allen'ın da düzelmesi...

-Las Vegas yaz ligi'nin Mvp'si Jerryd Bayless olmuş. Bu çocuk gerçekten "o kadar"sa, Portland Play-off yapar. Hem de rahatça.
Öyle diyorum da, Clippers'ı filan da eklersen, yine Batı çok karışık olacak gibi bu sene.

-Josh Childress, Avrupa'da oynayabilirmiş. Kendisine kafanı sikeyim diyorum ben buradan. Ulan kadroya giremeyen adamlar Avrupa'ya gider, sen Play-off yapan takımdasın, yaptığın işe bak. Klasik zenci işte.
Gideceği takım da Olympiakos'muş. Ayıp. Vallahi ayıp. Atlamadıkları bir Kobe kaldı. Şu anda Memphis'ten filan daha kuvvetlidirler muhtemelen. Hatta başka takımlardan da.

İddia

Crespo ve Meira gelecek deniyor. Hele Bahri abi "Meira Gs'de" dedi. Yani gelirler, gelmezler o bir şey değil de, beklentiye sokmayın insanı. Az şey değil bu isimler. Boşuna kastırmayın bizi yav.

Büyük konuşmak da istemiyorum ama, Crespo gelirse, ve de çok ani olmazsa gelişi, gider karşılarım arkadaş. Sırf onun için gider.

Crespo...


Söylentiler dolaşıyor. Gelir mi gelmez mi bilemem. Daha az önce 01'deki Lazio maçında izledim. Sevgim daha da pekişti. Gelmiş geçmiş en büyük santrforlardan. Tipik Arjantinli. Sempatik. Kırgın.
Belki zamanında edindiği Dünya'nın en pahalı futbolcusu ünvanını tam olarak haketmedi hiç ama, hep büyük forvet oldu.
Olur da bize gelirse...
Sevinçten ne yaparım bilemiyorum. 33 yaşında. İsterse 73 olsun. Böyle oyuncuların kariyerinin hangi döneminde olursa olsun Gs'ye gelmesi büyük olaydır. La Liga değiliz ya.

Aklımda hep, şu resimdeki andan biraz önce attığı golle vardır. Ajax maçı, Amsterdam Arena'da. Soldan bir orta geliyor, Vieri'den. O da neredeyse ceza sahası dışından gelip hayvan gibi yükseldi ve köşeye gönderdi kafayla. Sonrası da bu işte.

Turiaf Gayler Şehri'nde*



*Gayler şehri San Francisco için kullanılan genel bir tabirdir.

Jerryd Bayless


Jerryd Bayless. Arizona Üniversitesinin yıldızı. Indiana tarafından seçilip draft gecesi Portland'a yollandı. Gelecek sezon Rose ve Beasley ile birlikte yılın çaylağı adayım. Hatta fantasy olayında biraz şans olup 7., 8. tura kalırsa direk alırım. Combo guard aslında, ama bir de ne pg, ne sg diyenler var. Şu ana kadar izlediğim hiçbir maçında sıçmadı adam. Üniversite ve sezon öncesi turnuvada. Bakalım. Blazers da fena geliyor ha.

08-09 Nba Takvimi

Eylül 29— Yerel saat ile en geç 11'de oyuncular takımlarıyla birlikte olmalılar.

Eylül 30—Antrenman kampları başlıyor.

Ekim 9-17—NBA Europe Live turu.

Ekim 24— Hazırlık kampları bitiş.

Ekim 27—Doğu saatiyle 18'de takımlar açılış günü için kadrolarını yönetime sunacaklar.

Ekim 28—2008-2009 normal sezon başlangıcı.

Ocak 5—10 günlük kontratlar imzalanması başlıyor.

Ocak 10—Kontratı bulunan bütün oyuncuların kontratları sezon sonuna kadar garantilenecek.

Şubat 15—All-Star haftasonu (Phoenix).

Şubat 19—Takasın son günü.

Nisan 26—NBA draftına ön kayıt başlıyor.

Haziran 18—NBA draftına ön kayıt yaptıran oyuncuların geri çekilmesi için son tarih.

Haziran 25—NBA draft (New York).

Nba'den- 5

Çok büyük hamleler yok aslında ama yine de yazmak gerek.


-En büyüğü bu. Boston Celtics'in şampiyonluğunun mimarlarından James Posey Hornets'le sözleşme imzaladı. Bakalım son 4 senede yaptığı 2 senede bir şampiyonluk olayını Hornets'le yaşayabilecek mi. Kadroyu bir gömlek atlattı orası kesin.

-Azgın Clippers şimdi de kısıtlı free agent olan Warriors swingman'i Kelenna Azubuike'ye offer sheet imzalatmış. Şöyle ki, eğer bir hafta içinde Warriors, Clippers'ın verdiği parayı vermezse (teklifi karşılamazsa) Kelenna LA'de olacak. Elemanda gelecek var hepimiz biliyoruz, on numara transfer olur.

- Milwaukee'de şuursuzca hamlelere devam ediyor. Son olarak Tyronn Lue ve Malik Allen'la sözleşme imzaladılar. Hey maşallah. Bana göre yaptıkları en büyük hata Bogut'un sözleşmesini astronomik bir rakama (72.5M/5 yıl) uzatmasıdır. Bu adam hiçbir zaman büyütüldüğü kadar değildi, ol-a-mayacak.


- Toronto Raptors 2005 draftında 41. sıradan seçtiği Hırvat guard Roko Ukic'le sözleşme imzaladı. E tabii Raptors olunca olay şaşırmıyor insan.

- Celtics Patrick O'Bryant'ı kadrosuna kattı. Bu eleman da lige ilk girdiğinde inanılmaz katkı bekleniyordu, fos çıktı. Belki keltlerde yeniden doğar, Perkins'in arkasından.

- Salih sana sevinmek yok. Odom-Marion ne be. Allah korusun! Ama yanında şöyle Jordan Farmar, Sasha Vujacic filan verirlerse neden olmasın.

Gidenler


Şaka maka, bayağı giden olmuş Barcelona'dan bu yaz ha.
Şu ana kadar gidenler, Thuram, Zambrotta, Dos Santos, Deco, Ronaldinho, Eto'o ve Edmilson.
Bu, her nasıl olursa olsun değişimin göstergesi. Özellikle hücum adına. Artık işler daha fazla Messi üstünden yürüyecek. Ve -bunu yapmak Guardiola'nın işi- Henry de daha fazla etkin kılınacak. Kılınmalı.
Aynı şekilde Bojan da, doğal olarak daha fazla şans bulacak ve gelişecek. Geçen sezon hayvan gibi 8 kişilik bir forvet hattı vardı ve, bunların sadece üçü oynayabiliyordu. Ara sıra Iniesta'nın da solda oynadığını hesaba katarsak, dokuza çıkıyor bu rakam. Bu hücum rotasyonundan 3 kişi gitti işte.

Sağ bek artık Alves'e emanet ve, o kanattan gelen hücumlar çok daha etkili olacak. Zaten Zambrotta da hücum yönü iyi bir bekti ama, Alves o konuda aşmış vaziyette. Sevilla'da hücumlar ondan başlıyordu, oyunu o kuruyordu. Ben futbol tarihinde böyle bir bek bilmiyorum. Cafu'yu filan geçecek bu herif nerdeyse.
Solda yine Abidal var. Ama umarım ki bu sezon daha iyi olur.
Hleb kesin alındı diyorlar ama, ben böyle açıklama gibisinden bir şeye rastlamadım. Geldiyse çok iyi tabii.
Keita var yenilerden, malum. O sanki banko oynayacak gibi.
Bu sezon daha "aç", daha diri bir Barça görmek dileğim(iz). Transferler filan da o yönde zaten. Hoca yeni vs. Bakalım.

Bir de Euro 2008'de çılgın atan Xavi ve Iniesta'nın aynı formu sürdürmeleri dileğimiz. Tabii onlar genelde böyle zaten ama olsun.

Ronnie Gider


3 tane gidecek eleman vardı. Üçü de gitti. Güzel.
Biri Chelsea'ye gitti-Deco. Biri eğer cidden doğruysa Özbekistan'a gitti-Eto'o. Diğeri de aylardır söylendiği gibi Milan'a-Ronaldinho. Tabii Man City yerine Milan'ı seçmesi birçok yönden daha iyi.
Artık yeni bir deli üçlümüz var:Pato-Kaka-Ronaldinho. Bunlar, çok değil, sadece kendileri gibi oynarsa, ben olabilecekleri düşünmek istemiyorum. Şanslarına Cl'de de oynayabilecekler bu sezon.

Bazı salaklar "Ronaldinho bitti" gibisinden şeyler söylüyor. Bu takımın Cl almasından daha doğal bir şey var mı sizce. O zaman da bitmiş mi olur R.dinho, yoksa yeniden doğmuş mu?

Lezbiyen

Bir dişi şarkıcı, "gel sen yanıma her gece, sevişelim seninle-bak eriyorum her gece, içiyorum seninle" diye şarkı söyleyip, 10 tane kızla hoplaşa oynaşa klip çekiyorsa, ben buna "lezbiyendir" derim arkadaş.

Kendisi buraya festivale de gelecek. İnşallah sahneye çıkıp...

Nba'den-4

Bu sene Nba cemaati hakikaten toptan kafayı yedi. Garip garip hamleler, transferler. Sanırım lig başlayana kadar, takımların hepsinin kadrosunun yarısı değişmiş olacak.
Ve daha aylar var ligin başlamasına daha.

-Camby Clippers'ta. Ve de ne karşılığında biliyor musunuz? 2010 draft hakları. 2. tur hem de. Hadi Brand kalsa tamam da. Anlamıyorum ki ben. Nuggets da "salary'yi rahatlatmış güya. Lan defans yapan tek adamınız, takımın sigortası gitti, salary'yi rahatlatsan ne. Kimi alacaksın ki onun gibi. Küme düşün inşallah diyeceğim ama, yok ki...

-Wade Odom'la oynamak istiyormuş. Daha önce, 03-04'te bir sezon oynamışlardı birlikte. Tadı damağında kalmış sanırım. Buradan yetkililere sesleniyorum. Hazır bunlar Marion'ı da postalamak istiyor, yapın şu Marion-Odom takasını. Sevindirin biz garibanları. Hadi be hacı.

-Bir ara TTNet Beykoz'da oynayan, daha önce G.State ve Denver'da da forma şansı bulan Anthony Roberson NY ile 2 yıllık kontrat yapmış. O çocukta iş var.

-Shaun Livingston'ı Suns istiyormuş. İyi güzel de, ne kadar sağlam bu eleman? Eğer ayakta durabilecekse çok da işlerine yarar. Hatta "belki" Nash sonrası pg'yi ona emanet edebilirler. İhtimal tabii.

Aydın Ve Hatıralar

Dün gece Gs tv'ye bakıyorum, kamp, idmanlar vs. Aydın röportajı çıktı sonra. Bu sezon kadroda olacak büyük ihtimal. Daha önce bir yazıda değinmiştim.
Aklıma ne gelebilir Aydın'ı görünce? Evet, Gs'nin sağ kanadının emin ellerde olduğu filan da geliyor ama, öncelik o meşhur "Konya maçı"nda.

Buradan önceki evdeyiz. Akşam saat 9 mu, 10 mu ne. Yine maçı izlemeye gitmemişiz, satmışız takımı. Muhtemelen soğuktur, annem de "gitmeyin oğlum" filan demiştir. Her kış aynı terane.
Bizim resmi siteden takip ediyoruz maçı. Neyse maç ilerliyor filan. 0-0 Ben ekranın tepesinde.
Oldu 80 küsür. Bir yandan tırsıyoruz ama, diğer yandan Gs'nin huyunu da biliyoruz;yine bir 90. dk. golü gelir kurtuluruz vs.

Zaten bir ton da sakat var. Defansta Yalçın filan oynuyor.
87'de Aydın girdi. Yükleniyoruz ama, bir taraftan Konya da geliyor.

Umut devam ediyor ama, aynı şekilde azalıyor da. Bilen bilir, o sayfanın yenilenmesi, her dalgalanmada yeni cümleyi okurken hissedilenler...
Stadta izlemekten daha büyük heyecan.

90'ı geçiyoruz. O soğukta terlemeye başlıyoruz. 3 kişiyiz:ben, babam, kardeşim.
Dakika 91'i geçti. Sayfa yenilendikçe kafayı yiyoruz.
Neredeyse umudu kesmişken, şöyle bir şey belirdi en alt kısımda:"Goooooooooooooooooooollll!!!! Aydın Yılmaaaaz!!!!!! Genç yıldızın golüyle Galatasarayımız 1-0 öndeeeee!!!".

Biz de aynı, hatta daha fena bağırıyoruz, hönkürüyoruz.
Sezon sonunda şampiyon olduğumuzda, bu golün değerini daha iyi anlıyoruz tabii.

Nba'den-3

Piyasa hareketli. Bir ton söylenti, iddia, imza. Son olanlar şunlar efem.

-Brent Barry nihayet gitti. O kadar çok zamandır var ki bu gitme mevzuu. Ben de bir nevi rahatladım diyebilirim. Böyle sürüncemede kalan işler canımı sıkar benim. Olacaksa olsun, olmayacaksa kal.
Houston'ı seçti Barry. 2 yıllık imza atmış. Bizim açımızdan bir yandan iyi bu. Niye, çünkü takımı gençleştirmeye çalışıyoruz vs. Hayırlı olsun.
Bir de bu adamı niye bu kadar çok kişi ister, anlamam. Bulunmaz Hint kumaşı değil ya.

-Benim beklemediğim bir hamle. Roger Mason'ı almışız-Spurs yani. Çok sevindim ben bu hamleye. Özellikle geçen sezon fena patlama yapmıştı Mason, malum Arenas da yoktu. Sonuçta iyi bir yedeğimiz oldu pg mevkiinde. Bu transfer Darius Washington'ı engeller mi diyeceğim ama, onu sanki bir yere vermiştik. Neyse.

-Maggette'nin G.State'e gelişi kesinleşti. İmzayı attı vs. Yine 50 numarayı giyecek. Monta pg'ye geçti tamamen Baron'un yokluğunda. Monta-Corey-Jackson-Al-Biedrins beşi var şimdi ellerinde. Ve de iyi bir bench. Tabii salaklar Azubuike gibi "az para alıyorum" diyip, ayrılmazsa. Git de İngiltere'de oyna o zaman, aptala bak.

-Jarvis Hayes ve Eduardo Najera Nets ile anlaşmış. Önemli 2 hamle bunlar. Bench desteği açısından, bir kademe daha gelişti Nets. Hayes aslında iyi gidiyordu Detroit'te ama, ya para için gitti ya da değişiklik olsun deyi. Najera da kaçtı ordan, iyi etti. Kesinlikle iyi işler yaacaktır burada.

-Orlando pg mevkii için, Jason Williams'ı istiyormuş. Ben yorum bile yapmıyorum.

-T-Mac Detroit'e takas olabilir diye bir şey okudum demin, Hüseyin bir doğrulasa şunu. Acaba kimi verecekler bu durumda. Anca Prince filan olur, çünkü Rip'i vermezler, T-Mac gelince de Prince oynayamaz. Garip yani. Prince Houston'a giderse de güzel olur mesela da, o ayrı.
Bu şu tip bir hamleye benziyor, hani Detroit malum, 3 senedir Doğu finali'nden ileri gidemiyor. Bunlar da dedi ki, bu takımın devri geçmeden (ki az da kaldı), böyle T-Mac gibi bir yıldız alıp 1-2 sezon daha zorlayalım, olmazsa da siktir edelim. Çünkü öbür türlü, takımın yapısını bozmadan, nasıl alacaksın T-Mac'i. Bunu yapacaklar sanırım. E kendilerince de haklılar. Baktılar olmuyor.

-Bu Jermaine hamlesi hiç içime sinmedi. Başarısız olacak sanki. Tabii Colangelo gibi bir adam sıçar mı hiç diyor insan içinden ama, "insan" işte. Kritik kelime bu hacı.

-Yine Artest-Odom lakırdısı var. Lan, verin de kurtulsun herkes. Hem savunma taş gibi olur, hem Kobe sevinir, hem de bu manyak 05'in intikamını almak için yüzüğe kasar. O zaman da sen sağ ben selamet.

-Dee Brown Wizards'la anlaşmış. Ben çok sevindim açıkçası. Hem öyle bir takımda, Arenas'ın yanında oynaması, hem Roger Mason'ın yerine alınması ve süre alabilecek olması. Ama ayrılırken sanırım bizim yönetim ayıp etmiş, o kötü. Zaten adam takımdayken yüzüne gül, giderken de suratına bakma. Bu türkler böyle menfaatçi işte.

Ziziç Galatasaray Cafe Crown'da!

Evet. Panathinaikos'un Hırvat pivotu. Geçen sene pek süre bulamamış ama eğer bir oyuncu Pana kadrosuna girip, Euroleague'de ilk beş başlıyorsa ben iyi şeyler beklerim arkadaş. 28 yaşında, 2.08 boyunda. Bir ara Kasun'la beraber Efes için geçmişti adı, o arada biz kaptık. İyi oldu. Bunun karısı da basketbolcu Andrija Ziziç. Onu da hatunlara alsak Işıl ablayla beraber 5 kupa hedefi koyarız vallahi.

Takas

Necati Ateş-İbrahim Toraman takası konuşuluyor. İnşallah diyorum. "Çocuğumu keserim" de derim ama, yok işte.
Song gitti. Emre ve Servet sakat. Yakında Cl ön elemesi var. Bir an önce stoper lazım.
Toraman zaten aklı başında futbol izleyicisi için tercih edilesi bir oyuncudur. Türkiye'de de pek yok böyle kaliteli defans. Necati desen, zaten gözden çıkardık. Öyle kuru kuru satacağımıza, bari bu tip bir işte bize yarayışlı olsun. Ne diyelim, umuyor ve bekliyoruz.

Arıza

Neill lafları dolaşıyor ya, biraz daha ayrıntılı bilgi edineyim dedim. West Ham'ın sitesine girdim, bakınıyorum filan. Kadroya bakıyordum, dikkatimi çekti. Dyer ve Bowyer da kadroda. Bowyer'ı biliyordum da, Dyer'ı duymamışım veya unutmuşum. Neyse. O arada aklıma "lan bunlar kavga etmemiş miydi Newcastle'dayken" cümlesi düştü. Hemen araştırmaya giriştim ve evet, kavga edenler bu manyaklarmış.
Şimdi, eski takımlarında sahanın ortasında, maçın ortasında kavga eden iki adamın aynı takımda ne işi var. Dyer, Bowyer'ın West Ham'da olduğunu bile bile niye geliyor? Yönetim ve hoca bu konuda ne düşünüyor? Bu iki manyağın arası şimdi nasıl? Herhangi bir sürtüşme oldu mu sezon içinde? Hangi sivrizekalı, Bowyer'ın olduğu takıma Dyer'ı almak istedi? Bunlar güzel sorular tabii...

Son bilgi:bu vaka, 2005'in nisan'ında gerçekleşiyor. Maç Aston Villa ile, St. James's Park'da. Kavga sonucunda iki oyuncu da kırmızı kartla cezalandırılıyor. Videosunu Yutub vs.den bulabilirsiniz kolayca.

Bu arada, postu yazarken deprem oldu, lan ne cenabet herifsiniz bea. Bi' siktirin gidin.

Neill?


Lucas Neill'in de "bittiğine" dair haberler dolaşıyor etrafta. Lig Tv filan direk açıklamış Haldun Üstünel'in anlaştığını futbolcuyla. Ayrıca Itandje'nin de hallolduğu söyleniyor. Bir havaalanına insinler de, bizim içimiz rahat etsin. Öbür türlü olmiyi.
Gs'de Avustralya ekolü mü başlıyor diyesim var ama, öyle bir ülkenin ekolü filan olmaz zaten zorlasan da.
Adam West Ham ve Milli takımında kaptan. EPL'deki "sağlam" oyunculardan. Umarız gelir sağsalim.
Tabii bu eleman sağbek. Öyle olunca, bizim Uğur'un da "yine" önü kesilecek. O kötü işte.

Bir de, koca Ekşi'de transfer söylentileri öncesinde bu adam hakkında hiçbir şey yazılmamış ya, helal olsun.

O bu değil de, Rihanna'nın o kısa saçlı hali nedir ya. Şahtı şahbaz oldu vallahi billahi, aman allahım.

Alır


Atletico Madrid, malum, güçlü kadroya sahip. Bu sezon Cl'de olacaklar. Renk katacakları kesin.
Her sezon çok transfer yapar bu adamlar ama, bu sezon işin boku çıktı sanki biraz.
Zaten çok iyi takım var elde, bir de gidip şu adamları aldılar: Florent Sinama-Pongolle, Gregory Coupet, Tomas Ujfalusi, Paulo Assunçao ve John Heitinga.

Hücumda çok sorunları yoktu, bunu biliyoruz. Kaleci açısından sıkıntıları vardı, bunu olabilecek en iyi şekilde çözdüler.
Defansa çok çok kaliteli 2 oyuncu aldılar. Özellikle de Heitinga tercihi müthiş. Orta saha için Assunçao var, o da bir türlü istikrara erişemeyen orta ikili için iyi seçim. Sinama-Pongolle'ün ne kadar yetenekli olduğunu bilen bilir. L'Pool'da yıllarca bekledi, 2 sezondur Huelva'daydı. Özellikle geçen yıl iyi performans gösterdi. Ben hep istiyordum daha büyük kulübe gitmesini, çünkü var elemanda bir şeyler. Ve Atletico'ya geldi sonunda. Aşırı kaliteli hücum rotasyonunda belki her zaman banko olmayacak ama, şans bulacağı kesin.

Hepsinden önce hedefleri, yeniden Cl'ye katılacak dereceyi yapmak olmalı. O işi istikrarlı hale getirmedikçe, yeniden büyükler arasına giremezler.

Son olarak da kendilerini tebrik ediyorum, (onlar da bu yazıyı okuyacak ya sanki) bu sezon adam gibi "çizgili" bir forma giyecekler. Şunun gibi yani.

NBA'den (2)

Hemen detay geçelim.

- Turiaf imza atmadı daha. Salih'in dediklerine aynen katılıyorum ancak free agent piyasası belli olmuyor. İmza atmadan bitti dememek lazım. Brand için Gsw diyorduk ki ertesi sabah adam çıktı Philadelphia'dan. Rakam da doğrudur, olursa anlaşma aynen o şekil.

-"Andre X 2"nin yanında artık Elton Brand de var. Postta böyle bir adamınızın olması her zaman avantaj tabii ki, ancak sakatlık belasından kurtulabilirse. Bir nevi Kewell vak'ası. Böyle bir doğu konferansında en az bir üç sene filan play-off yaparlar. Josh Smith'i almaları için anüsten 7 milyon dolar gibi bir lüks vergisi çıkarmaları lazım. İmkansız değil ama çook zor.

- Pietrus sonunda doğru yeri buldu. Fakat benim sorum başka. Neden gidip bir point guard almazlar? En azından Jannero Pargo'yu filan alsalar da, olur ya Spurs'e azdığı gibi orda da azar...

- Corey Maggette de imzalamadı ama onunki çok daha olası. Yüzde doksandokuz deniliyor. Ben de okuduklarımdan bir Heat-Warriors takasını çok fazla gördüm, olur mu olur... Şöyle ki; Monta Ellis, Corey Maggette, Matt Barnes - Shawn Marion, Jason Williams, 2 tane draft hakkı. Okkalı bi kazık atarız Gsw'ye böyle olursa. Maggette pek hoşlanmam ama Monta guard'da çok büyük işler yapar. Monta-Wade-Maggette-Beasley... 5 numara hak getire.

-James Jones'a bağlayayım. Bu elemanı birkaç kere canlı izleme fırsatım oldu. Bence NBA'deki en underrated oyunculardan biri kendisi, özellikle savunma açısından. Şutör yanını herkes biliyor zaten ancak savunma yönü de bir o kadar güçlü. Eğer Miami başarılı olmak istiyorsa takıma şutör katmalı. Daha da önemlisi Beasley'in gelişinden sonra artık "lüks" kalan Marion'u verip ya 1 ya da 5 numaraya bir takviye yapmalı. Benim için öncelik bir pivot ancak yukarıda da belirttiğim gibi Monta'ya da götüm tavana vurur. Bir de pivot mevkiine FA'dan Kwame Brown deniliyor. Gelsin anasını satayım, vereceğimiz 2 sene 8 milyonmuş zaten. Fena değil, Blount'tan iyi. Ama daha iyisi olabilir mi? Olur.

-Duhon olayı farklı bence. Her oyuncu New York gibi bir şehirde oynamak ister. Yeniden yapılanma işine girince bir de kaçınılmaz olmuştur onun için Knicks gibi bir franchise'da oynamak. Ne olursa olsun, kim olursa olsun, FA isen ve Knicks sana teklif yapıyorsa gözünün önüne bi' Brooklyn manzarası gelir. Hayırlısı.

-Arenas'ın şu sözü bitirdi beni: " 16 milyon dolardan feragat ettim. Ancak birisi bana söylesin. 127 milyon dolarla ailem için yapabileceğim neyi 111 milyon dolarla yapamam?" Böyle adamlar gerek işte.

-Ford- J.O. takasında olay şu bana göre. Jerryd Bayless gibi bir gardı alıp draftta Portland'a gönderirsen Ford'a kalırsın. Budur. Bak geçen sene Horford için söyledim bunları, fantasy'de benden çalanlar (anladın sen onu) biliyor Horford neler yaptı. Bu sene de Bayless. İlk turdan alacağım anasını satayım.

- Şimdi bizim Seattle uçtu gitti Oklahoma'ya. Takımın adı da değişecekmiş. Benim duyduğum: Thundercats. Oha dedim direk, Thundercats diye bir takımı kim tutar ki? Oklahoma'lı redneckler hariç tabii.

- Nets de intihar etti bana göre R-Jeff'i yollayarak. Yi kadar antipatik bir adam daha görmedim ben hayatımda.

-Son olarak yazayım bari, erken demiştim ama... 2010'da kontratı biten LBJ Jay-Z ile Brooklyn'de bir restoranda yemek yerken görüntülenmiş. Malum Nets'in ortağı Jay-Z. 2010'da Vince Carter'ın da kontrati bitiyor, ne şans. Yüzde 51 Brooklyn Nets formasıyla göreceğiz bana göre. ESPN'de bir fotoğraf vardı, yeni Brooklyn Nets forması, 23 James yazılı. Jay-Z'den LBJ'ye hediye. Bir türlü bulamadım, sağlık olsun.

Nba'den

2 gündür net yok, birden piyasa hareketlenmiş. Madde madde yazayım. Hüseyin detay veya ekistıra bilgi verir elbet ardından.

-En taze haberi (benim için yani) en başta yazayım. Turiaf Golden State ile anlaşmış. Bu transfere hem üzüldüm hem sevindim. Üzüldüm, çünkü Lakers ve Kobe nadir bulunan savaşçı bir oyuncuyu elinden kaçırdı. Artık pek yok bunlardan. Sevindim, çünkü Turiaf bizim de sevdiğimiz, sempatik oyuncu ve daha fazla para kazanacak olması tabii ki güzel. Çünkü hakediyor bunu.
Kontrat 4 yıllık ve 17 milyon değerinde.

-G.State için sıkça adı geçen Brand, Sixers'a gitti. Tabii orası için işler birden değişti. Elde Iguodala, Miller ve artık Brand var. Bu bırak Doğu'yu, belki yüzük için bile yetebilecek bir çekirdek. Ki Josh Smith dedikoduları var ki insana "aman allahım" dedirtiyor o zaman durum.
Ben G.State'de gitmesine sevinirdim Brand'in, buna da sevindim. Sixers camias sevinecektir,ı en azından Play-Off'u garantilediler bu hamleyle.

-FA olan Mickael Pietrus Orlando ile anlaşmış. Bir üçlükçü daha Magic için. İyi transfer. Bol bol süre bulacaktır burada.

-Corey Maggette'nin G.State ile anlaştığı söyleniyor. Baron sonrası iyi olabilir bu onlar için.
Her şeyden önemlisi, G.State bu sezon piyasanın en çok ismi geçen takımı. Daha da bir şeyler yapacak gibiler.

-Chris Duhon New York'a gitti. Sanırım kariyerini bitirmek istiyor.

-James Jones Miami'ye gitmiş. Hüseyin?

-Daha önce yazmadık sanırım, Arenas Wizards'da kaldı. 6 yıl 111'e. 16 milyonluk kısmından feragat etti kendisi. Bu tabii Nba ölçütlerinde fazlasıyla hoş bir hareket. Pek kimseden göremezsiniz bu tip fedakarlıklar. Böylece Wiz Jamison'ın da kalmasıyla gücünü korudu, ama adam gibi bir uzun almadıkça, Doğu finali yerine babayı alırlar her sene.

-Bir de Ford-Jermaine takası var. Bu kime hayırlı olur bilemiyorum. Toronto'ya pek kızmak mümkün değil, çünkü Ford'u bir şekilde salacaklardı. Ama karşılığında Jermaine mi olmalıydı, işte bunu bilmiyorum. Eğer adam olmaya karar verirse J.O, Raptors Doğu'da daha iddialı olabilir. Güzel de olur.

-(Son olarak) Bir de ne için yapıldığı bilinmeyen R-Jeff: Yi- Simmons takası var ki, hiçbir şey söylemek istemiyorum ben. Nba'den soğutuyor böyle hamleler Allah canımı alsın.

Orelyo Ve Güiza

Orelyo'nun gidişinin neredeyse kesinleşmesini ardından, bizim kafamızdan geçen soruyu Aceto sormuş bile:Orelyo'nun gitmesi, Fb'ye Makelele'nin Real'den ayrılığı sonrası gibi bir dönem yaşatır mı?
Benim cevabım dünden hazır:Evet!
Fb, büyk ihtimalle Aurelio'nun ayrılışından sonra, onun gibi bir ön-libero bulamayacak. Orta sahayı da Deniz, Selçuk ve Maldonado'ya emanet edemeyeceklerine göre, transfer kesin. Amaaa. Orada da kritik soru, 7 sezondur Türkiye ligi'nde oynayan, Türk pasaportu almış, milli takımda oynamak bir yana, en kritik oyuncusu olmuş bir futbolcunun yerini doldurabilecek kimi alabilir ki Fenerbahçe? Hemen hemen kimseyi. Gidip de Cambiasso, Essien, Yaya Toure gibi birini almadıkları sürece tabii.

Yani Fb bir nevi sıçtı anlayacağınız. İşleri çok zor. Güiza'ya verdikleri paranın bir kısmını şu işe yatırsalarmış keşke diyor insan, dönen meblağları görünce.
Ben sanmıyorum Aurelio'dan boşalan mevki için, üstüne düşüp de ciddi transfer yapacaklarını. Real gibi ihmal edecekler.
İnanılmaz ama, bir Makelele'nin gidişi, Real Madrid'in 4 sezonunu heba etti. 4 sezon kupa alamadılar. Bir ara da iyice Galacticos'a sardılar, sonra halleri malum.

Peki Marco, orada daha ileri basamaklara çıkacak patlamayı yapabilir mi?Kişisel yorum:Evet. Hatta "neden olmasın". Seviniriz buna çok tabii ama, malum, Fb taraftarı ve camiası dövünecektir.

Ayrı bir başlık açmadan Güiza'yı da burada halledeyim.
Bir kere bu kalibrede oyuncuya verilen para olarak, rakam çok büyük. Şöyle bir düşünüyorum da, Fb harici herhangi bir Avrupa takımı, bu parayı verir miydi Güiza'ya? Hiiiç sanmıyorum.
Fb feci kazık yiyebilir bu transferden.
Eleman Cl'de oynamak için geldim diyor. O da haklı bir yerde. Barça, Real filan alır mıydı kendisini? Veya Villarreal bile, hayır.

Geçen sezonun gol kralıymış, hadi ya... Yani o zaman büyük forvet, süper golcü mü oluyor? "Lan bak bak, bir de penaltısız gol kralı olmuş". Eee?
Bu durum, başarının garantisi mi? Ne gol kralları biliyoruz, şimdi ne hallerdeler. Veya, gol kralı olduktan sonra ne hale geldiler. Neyse. Onlar kendini avutsun. En azından kendilerince "yıldız" aldılar.

Bir soru da, Semih, Kezman ve Güiza üçlüsünü Fb neresine ne yapacak? Hangisi, ne kadar oynayabilecek? Kezman devre arasından sonra kalır mı? Hangi sistemle oynayacak Fb?
Biz de düşünürüz bunları elbet ama, Fb taraftarı daha fazla kasacak, hadi yavrularım.

Daha 2 sezon önce La Segunda'da oynayan, 28 yaşındaki bir forvet için 30 milyon yuro vermek. Akıl karı değil be hacı.

Heri Kivıl


Ben böyle ısmarlama yazıları sevmiyorum ama, yazacağız bir şeyler artık.
Evet, Kewell artık en üst düzey için yeterli bir oyuncu değil. Ki zaten öyle olsa, gelmezdi Gs'ye. Dahası bence, 2-3 yıldır o seviyede değildi Kewell. En azından bence. Ama bir şekilde takımda yer buluyordu. Rafa'nın cinsliği diyelim.
Zaten kendisi de "en cazip teklif Gs'ninkiydi" diyerek, bir nevi "emekli transferi" yaptığını açık açık söylüyor. Burada emekli transferi'nden kasıt, kariyerin sonlarına doğru, yüksek kontrat seçilerek yapılan gidişlerdir. Bu tip transferler aslında etik değil ama, söz konusu mesleğin yapısını düşününce hak veriliyor. Futbolculuğun en fazla 15 yıl sürdüğünü -ki çoğu da 10 yıl civarı oynayıp bitirir- düşünürsek, futbolcuların takım ve kontrat tercihlerinde, en azından belli bir süreden sonra parayı öncelikli tutmasını anlayabiliriz. Örnekleri çok.

Gs, üstte söylediğim manada en üst düzey bir kulüp olmadığı için, Kewell transferi bizim için "büyük transfer" kısmına giriyor. Sonuçta bütün kariyeri EPL'de geçmiş, Leeds ve L'Pool'da yıllarca oynamış, Cl kazanmış bir oyuncu söz konusu. Ve henüz çok yaşlı da değil. Kariyerinin olgun döneminde. 3-4 yıl gibi bir süre Gs'ye katkı yapabilir. Kimya uyuşmasına bağlı tabii.
Ben ligimizde (sağlam kaldığı taktirde) çok iş yapacağını düşünüyorum. Bakalım.

Bu transferin en önemli kısmı, hiçbir şekilde dışarı sızdırma olmadan yapılması. Eğer bu transfer, ne bileyim şu yıllardır alamadığımız Pires, Figo filan gibi olsaydı, biz bir halt anlamazdık bu işten. Ama ani olması, ilk duyumda halledilmiş olması, bu hamleyi değerli kılıyor. Sonuçta biliyorsunuz, bir kavram ne kadar çok konuşulursa, hakkında fikir yürütülürse, o kadar dejenere olma ihtimali vardır. Genelde de olur bu.

Umudumuz şu:Kewell umarız ki Lincoln'ün geçen sezonki hali gibi olmaz. Çünkü Kewell da sakatlıklarla çok haşır neşir bir oyuncu. Son 2-3 sezonda Liverpool'da oynadığı maç sayısı çok az. Belki banko oyuncu değil evet ama, Pennant denen adamın bile ne kadar süre aldığını görünce, potansiyel alabileceği süreyi anlıyor insan. Geçen sezondan Lincoln örneğini yaşayan Gs taraftarı, bu konuda iyi dileklerini eksik etmemeli açıkçası.
Sağlam birer Lincoln ve Kewell'la, hem lig, hem de Cl'de çok çok büyük işler yapabiliriz.

Bir de Baptista söylentisi var biliyorsunuz, eğer bu da gerçek olursa, ki gelen duyumlar gerçekleşmeye yakın olduğunu gösteriyor, ne olacağı bilinmez gerçi, Gs korkunç bir hücum hattına sahip olacak.
Şöyle:

arda-lincoln-kewell
baptista-nonda


Yani size abartı gibi gelmesin ama, bu hücum hattı Cl alabilecek kapasitede. Dikkat! Hücumdan bahsediyorum. Futbolda sadece hücum yetmiyor, biliyorsunuz. Çünkü böyle bir sistemde orta sahada tek oyuncu bulunmalı. Ve de formda Topal ve sakatlıktan dönen Linderoth var elde ve bunların hangi birini kesebilirsiniz ki? Zaten biliyorsunuz, tek defansif o.sahalı sistem avrupa'da olmuyor;olmaz da. Onun için Skibbe'ye "çok iş düşüyor".
O yüzden bir yandan Baptista'nın gelmesini istemiyorum. Çünkü demin dediğim gibi, ortada 2 defansif oyuncu olunca, bunların hepsi oynayamaz. Kimi keseceksin ulan.
Neyse, bunları Baptist (bilerek böyle yazdım ha) gelince düşünürüz.

Bir de takımın geneline değinmişken, stoper lazım. Umarım bizimkiler Toraman'ı almayı akıl eder. Song gitti, Emre ve Servet sakat, acil stoper lazım takıma. Onun dışında da 1-2 yabancı alınabilir sanırım, malum boşluk var yabancı kontenjanında.
Lucas Neill deniyor, ben isterim. Türkiye açısından çok iyi oyuncu.

Velhasılı kelam, bu transferi kim akıl ettiyse Allah razı olsun. Havada uçuşan isimlerden çok farklı ve yerinde bir tercih. Tutarlı. Umarım sakatlık belasına çok bulaşmaz da, takıma katkı yapar, elemanlara alışır, hocayla anlaşır, golünü atar, ortasını açar, frikiğini çakar...

Çimde de Nadal


Björn Borg gibi bir tenis efsanesinin ağzından çıkan kelimeler: "Hayatımda gördüğüm en güzel tenis olayıydı," olunca bize de maçın güzelliği hakkında yorum pek düşmüyor. İlk iki seti aldı Nadal. Peşinden yağmur bastırınca ara verildi, Federer yağmur gibi yağdı 4. setin sonuna kadar. Tie-breakle aldı iki seti de. 4. setin sonundakinde Nadal 5-2 önde ve servis atıyordu. Kırdı da kırdı Roger. 2 kez şampiyonluk sayısını aldı elinden Rafa'nın. 5. setin 4. oyunundan sonra tekrar yağmur başladı. 15 dakika daha durduk. 6-6 oldu durum ardından. Final setlerinde tie-break yok Wimbledon'da. Aceleri ve forehand kesmeleriyle oyunu domine eden Federer, ilk servisini durum 7-7 iken kırdırınca Nadal'a iyice bir moral geldi ve 9-7 aldı maçı. Tekrarlıyorum, tenis tarihinin en iyi maçı... 7 saat 40 dakika toplam, 4 saat 56 dakika sadece oyun zamanı. İkisi de rekor. Nadal Borg'dan sonraki en genç Wimbledon şampiyonu. Federer son beş senenin şampiyonuydu, en son altı sene üstüste bi dede şampiyon olmuş, binsekizyüzlü yıllarda. Rafa'nın annesi, babası, amcası (hem de koçu) ve diğer sülale fertleri hepsi oradaydı, prens ve prenses ile beraber. Maçtan sonra Nadal tribünlere tırmandı ağlayarak, havanın hafif karanlığıyla beraber. On dakika kadar orada geçirdi, kupasını aldı, içeri girdi. En kısa kutlamaymış bu da, zira hava zifiri karanlık. İzlemeyenler varsa internetten filan indirsin izlesin maçı, tenisi seveceksiniz.


Toprakta Nadal

Gelenek


Takımların kendilerine has forma tasarımları vardır. Ana formaları odur, kendi evlerinde ve dışarda bir mahsuru olmadığı zamanlarda bu formayı giyerler. Böyle yapmıyorlarsa da yapmaları gerekir.
Basit örnek verelim hemen. Barcelona takımı evindeki maçlarda bordo-mavi çizgili formasını giyer. Bunun istisnası olamaz. Ayrıca dışardaki maçlarda da, karşı takımın forması uyuyorsa (örneğin beyazsa), yine bordo-mavi forma giyilir. Diğer türlü ancak deplasman forması giyilir. Ne renkse artık.
Misal bizim Gs bu kurala neredeyse hiç uymuyor. Ne akla hizmet bilmiyorum, ASY'de siyah veya beyaz giyip duruyorlar. Ulan derbi var, Fb ile. Gidip beyaz giyiyor. Abi yok, öyle bir şey yok ya.

Bu yazıyı yazmamın birçok sebebi var da, en başta geleni Trabzonspor'un yeni sezon formalarından birini görmemiz. Bu forma (yani resimdeki), bildiğiniz Aston Villa forması.
Bu sezon Ts'nin Nike giyeceğini öğrendiğimizde sevinmiştik, kaliteli ürünler olacak diye. Ama en azından şimdilik, bu umudumuz boşa gibi.
Bu takımın birinci forması çizgilidir;veya çubuklu, her neyse. Tutup da başka tasarım kullanırsanız, bu her türlü yanlıştır. Gelenek dışıdır. Ayrıca sen, büyük kulüp olduğunu iddia ediyorsan da, değerlerini korumak zorundasın.
Tabii bütün formaları bilinmiyor Trabzon'un henüz. Çizgili varsa, benm söylediklerim boşa. Ama tersiyse, geçerliliği devam eder. Ki öyle görünüyor.

Siz Milan'a gidip, düz siyah formayı 1. forma yapabilir misiniz? Kıyamet kopar. Mümkünatı yok.
Veya Manutd, kırmızı-beyaz parçalı giyebilir mi? Giyemez.

Bu işleri öğrenmek veya usulune uydurmak için, bu işler üstüne kafa yormak gerek. Bu da genelde pek yapılmıyor. Niyetleri de yok. Tek yapabileceğimiz, beklemek. Kendiliğinden olmasını yani.

Az önce bir arkadaş, bu forma hakkında konuşurken, "abi birinci forma da bayıyor bazen yaa" dedi. Normalde ona söyleyeceğim, kendi takımının (yani Bjk), sahaya siyah-beyaz parçalı veya ne bileyim damalı formayla çıktığını hayal etmesi olurdu ama, bu takım, her tasarımı denedi o renklerle. Ne demek "bayıyor". Ulan adamı sevdiği takımın forması bayar mı? Zaten her sezon en az 3 forma oluyor. Her sezon başka tasarımlar. Nasıl bir istek bu.

Tabii bu benim söylediklerim az kişiyi alakadar eder, onun için çok da ehemmiyeti yok. Gidin kız filan tavlayın mesela.

Bu Ne La?!

İyice zıvanadan çıktı. Keşke bu resmi bloga koyduk diye bize de dava açsa. Ne güzel olur.
Ego işte;evlerden uzak.

Baron Clippers'ta!

Geçtiğimiz günlerde Warriors ile olan kontratını iptal eden Baron, Clippers'la anlaşmış. E tabi doğma büyüme LA'li eleman. O kadar cap de Lakers'ta olmadığına göre... Yalnız Clippers ofisi biraz lüks verigisi ödemeyi göze alıp, Brand ve Maggette'yi tutar, yanına bir de şutör bir eleman eklerse Batı'nın altını üstüne getirirler, demedi demeyin.

Arenas filan da Free Agent. Onun üzerine de bi' yazı gerek aslında. Bakalım, yarın filan şeettiririz heralde.

Tiamat


Zeytinli RockFest'te yabancı grup söylentisi vardı bu sene için. Ama henüz isim belirlenmemişti. Bir tanesi kesinleşmiş:Tiamat!
Kendileri gotik-metal (icra ettikleri tür konusunda farklı yorumlar da var) yapan İsveç mahsulü bir grup efem. Bayağı da hani bilinen, tutulan bir grup. Nasıl ikna ettiler ki ola buraya gelmeye. Rağbeti arttıracaktır, o kesin.

İçtenlik

Bazı çizerler sizi tam böyle kritik noktada yakalayabiliyorlar. Kafanızdan geçenler, şüphe ettikleriniz, düşündükleriniz, hissettikleriniz, gördükleriniz, bildikleriniz, bildiğinize emin olamadıklarınız;işt bunlar bu çizerler sayesinde sizin karşınıza çıkıyor ve siz de okuduğunuzda mutlu oluyor, kendinizi iyi hissediyorsunuz. Bunu becerebilen- aslında becermek doğru kavram değil- az sayıda çizer var. Hatta az sayıda "yazar" var. O derece.
O çizerlerden bazıları Oky, Ersin Karabulut ve Umut Sarıkaya. Hep farkındayımdır onların ama, ilk defa burda dile getirmek aklına geldi bu herifin.

Ersin zaten birçok kişi tarafından çok sevilen, köşesiyle belki de Dünya'da ilk ve tek olan bir işe imza atan çok yetenekli ve samimi bir adam. Böyle birinin bizim ülkemizde olması muhteşem. Sandıkiçi'nin ikinci cildi ne zaman çıkacak acep? Bir an önce çıksa keşke.

Umut Sarıkaya'nın günlük hayattan tespitleri inanılmaz. Sırf son Uykusuz'daki köşesinde değindiği birkaç başlığı yazıyorum:izbe yerleri restore edip mekan açma tutkusu, "bastonlu zenci repçi", yanak kıllarının traş sonrası sırıtması, kafedeki "ortama bakan masada" oturma sorunsalı, türk filmlerindeki tırışkadan şirketler, gün sonrasında kalan yemeklere saldırış. Müthiş tespitler. Esas müthiş olan, aslında bildiğimiz, tebessümle karşıladığımız bu tip detayları bizim önümüze komik diyaloglarla çıkarabilmek. Malzemeyi kullanabilmek. Artı gözlem gücü.

Ve de Oky. Onu ilk kez Cihangir'de Bi Ev ile tanıdım. "Genç Evi" kavramını harika anlatıyordu orada. Sonra Çarpışma'da ikili ilişkilere değindi. Aldatma, aşk, affetmek, pişmanlık;normalde pembe diziye malzeme olan bu unsurları, gençlerin okuyup hakkında düşünebileceği şekilde çizdi ve sundu bize. Şimdi de Barış'ın hikayesini anlatıyor. Kendi halinde ama aslında öyle olmayan, biraz da Ersin'in elinde çıkmış gibi duran bir genç Barış.
Oky de çok iyi bir gözlemci. Empati yeteneğine sahip. Ayrıca çok derin sinema bilgisi var ve bunu sıkça kullanıyor hikayelerde. Özellikle Cihangir'de Bi Ev'de uzun sinema muhabbetleri olurdu, bilen bilir.

Umuyorum ki, bu ve bu üçü gibi değerli çizerlerimizi, özellikle hayatın içine derinlemesine inerek çizen/anlatan çizerleri okuyan, önemseyen, onlara değer veren gençlerimiz vardır. Olmalı da.

Alves


Sonunda mesele resmileşti. Dani Alves Barça'da. Ben pek bir tahminde bulunamıyorum transfer hakkında. Huyum olmadığı üzere "hayırlısı" deyip geçeceğim. Bakalım.

Parçalı!!!!!



İlk üçünün ardından, merakla beklediğimiz parçalı da görücüye çıktı. Müthiş. Enfes. Her sezon forma almayı nisan-mayıs'lara kadar erteleyen ben (gerçi çoğu zaman elimde olmuyor ya neyse), bu sezon beyazı da, parçalıyı da en geç eylül'e kadar almalıyım.
05-06'dakini saymazsak, uzun süre sonra Gs, gerçek formasına kavuştu.
Bizim parçalımız ya bundaki gibi, kollardaki rengin omuz kısmını da kapladığı, veyahut kolları da parçalı biçimde ayrılmış olan formadır. O da en son 95-96'da vardı işte. Gerisi hikaye.
Bu sezon siyah yok ama olsun. Zaten genelde bir sene var, bir sene yok siyah.
Parçalının altına beyaz şort giyilmesi de yine geleneksel bir hamle. Biliyorsunuz çook eskiden, Metin Oktay zamanında filan parçalının altına beyaz şort giyilirdi. Sonra siyah giyildiği de olmuştu, onu da severim ben. Sanırım kimi zaman da kırmızı olacak parçalının altı, rakibe göre yani.

Yeni parçalıda geçen sezon şampiyon olmamızın sebebiyle Türk bayrağı da yer alıyor, sağ kısımda.

Şu üstteki resimden formaların hepiciğini görebilirsiniz bir arada.
Bir de numara ve isimlerin yazılacağı karakterin de özel olduğu söyleniyor ki, o zaman dadından yinmez. Genelde ortak karakterleri dayıyorlar bize de.

Velhasılı bu sezon forma konusunda içimiz rahat olacak. Geçen bir postta yazdığım gibi, allaha şükür 4 forma da aynı tasarıma sahip değil. Bu çok iyi. Tabii geçen seneki gibi sezon başladıktan sonra uyduruk bir kırmızı dayamazlarsa da iyi olur. Uyduruk kontenjanından birforma var nasılsa. Şu kalın çubuklu olan yani.

Bir de parçalıya direkt "Metin Oktay parçalı" ismi verilmesi de çok şık bir ayrıntı.

Son olarak ise, artık kollarda ColaTurka yerine Ülker yazacak, bunu da belirtelim dikkatsiz gözler için.

Yeni L'Pool Evey-2


Hüseyin, benim bloga dünkü koyduğum gri formayı gördükten sonra Sporx'te de bunu görmüş. Sordu bana, abi hangisi doğru, veya ikisi de mi geçerli diye. İkisi de geçerli evet. Liverpool deplasman formalarında yeşil ve tonlarını kullanıyor eskiden beri. Güzel de oluyor.

Yeni Sezon Galatasaray



Bunları bizim blogda göstermemiştik değil mi? Sanırım evet. Resimler Aceto usta'dan.
Bir kere geçen o son maçtaki formayı biliyorsunuzdur. O forma bu sezon birinci forma olabilirmiş. ... Gider kulüp binasını yakarım. Umarım doğru değildir.
Beyaz muhteşem. Bayern'in geçen sezonki siyah formasına benziyi. Şeritlerde şampiyon olduğumuz sezonlar yazıyormuş ki, çok şık bir detay. Beyaz formamızın güzel olması mühim.
Turuncuya gelince, öncelikle o söylentinin aslı varmş, onu öğrendik bir kere. Ve turuncu da güzel bir forma. Beşiktaş'ın turuncusu ol(a)maz belki ama, bizim olması anormal değil. Güzel de olmuş. Şu parçalıyı da gösterseler de, rahatlasak.

Şöyle bir nokta var ki, önemli:Geçen yılki 3 formamız da(kırmızıyı saymıyorum, üvey evlat o) aynı tasarıma sahipti. Ben de hep sezon boyunca içimden, "gelecek sezon inşallah farklı tasarımlara sahip formalarımız olur" diye geçiriyordum. Ve bu şimdilik gerçekleşmiş gibi. Sevindim. Çünkü diğer şekilde firma seni enayi yerine koyuyor: tek tasarım, 3 forma.

Yeni Sezon Roma


Söz konusu Kappa ve Roma olunca, çok farklı tasarımlar düşlemek yersiz. Hele siyah, geçen sezonkinin aynısı neredeyse. Burak bunu almaz mesela, almasın zaten. Parasına yazık, forma aynı anasını satayım.

Yeni Liverpool "Evey"

Kareli bir desen var gördüğünüz gibi. Hem iç, hem de dış kısmında formanın. Yaka tasarımı güzel. De ben daha iyi bir 2. forma beklerdim şahsen Liverpool için. Geçen sezonki siyah filan çok iyiydi mesela.

Yeni Çelsi "Evey"

Chelsea'nin bu sezonki deplasman forması. İlk forma gibi bu da sade bayağı bir. Samsung yazısını nedense çok yukarı koyuyorlar. Güzel bence forma.
Hepsini bırak, bir de tanıtım fotolarında Lampard var. Adam gitti filan, taraftar girecek siteye bakacak hüzünlenecek. Düşünmek lazım böyle şeyleri.

Yeni Arsenal "Hom"

"Arsinıl"ın yeni sezon birinci forması. Kollar toptan beyaz olmadığı için benim hoşuma gitmedi. O kalıp aynen kalmalı, tasarım ne kadar değişirse değişsin.

Yeni Manutd "Evey"


Bu da Manutd'nin yeni deplasman forması bu sezonki. Mavinin tonu ve beyaz ile mavinin uyumu çok iyi gerçekten. Herhalde 3. forma da geçen sezonki siyah olur.

Yeni Barça Formaları



İkinci forma bayağı bir önce sızmıştı zaten, haberimiz vardı. Güzel forma. Birinci forma da şuymuş. Ben sevdim. Çok sade. Arada parçalı giyiyor Barça işte;en son 99-00'da giymişlerdi 100. yıl davasına, o da güzel formaydı. Üçüncü forma da, her zaman olduğu gibi önceki sezonun 2. forması oluyor. Yani bu sezonun 3. forması o açık mavi forma oluyor efem. Şans getirmesini dileriz Barcelona'mıza.
Bir de formanın şu görünen, yakanın iç kısmında Katalan marşı mı yazıyordu ne, tam hatırlayamadım.

Gooooooooool!!


Bu kitabın çıktığını görünce ilk tepkim bu oldu. Bildiğin bağırdım. Doğan Kitap sağolsun, arayı fazla uzatmadan Zamanın Kanı'ndan sonra Kaosun Sırları'nı da yayımlıyor.
Kitabın konusunu okuyunca daha da gaza geldim. Ezoterizm, gizli kodlar, tarikatlar, komplolar diyor. Bir polisiye-gerilim'de bunlar varsa ve yazar Maxime abiyse, iş tamamdır.
Kapak harika, yine Zamanın Kanı'ndaki gibi kırmızı-siyah-beyaz renk. Çok fazla yazı var kapağın üstünde ama ne yapalım artık. Sanırım çevirmen yine değişmiş. Çok etkilemese dili bari. Ulan çevirtin hepsini Ali Cevat abiye işte, bok mu var.

Kitap şu anda İdefix'te ön siparişte. Ayın 3'ünde çıkacakmış. Hemen almayan şerefsiz.
Abi de çok kırgın yanlız ha. Kitabın resmini bulamadım, bu olsun.

Aha Da!

Kitap dünyası'ndan 2 haber var hacı, ikisini de ayrı ayrı yazacağım. Biri sevindirici, diğeri değil. Aslında duruma göre değişir.

İlki Yalçın Hoca'ya yönelik yazılmış bir kitap. Arka kapak yazısına bakılınca, sol cenah içinden eski veya eski olmasa da, bir hesaplaşmanın ürünü olan bir kitap olduğunu anlıyoruz bunun. İkinci olarak, kitabın çıktığı yayınevi(Sosyal İnsan Yayınları) Hikmet Kıvılcımlı'nın kitaplarını da basıyor. Bu da az önceki cümleyi destekler mahiyette oluyor.
İsmi Megalomania. Yazarı Cenk Ağcabay. Kimdir bilinmez. Google'da adı çıkmıyor.
Ama bu kitap şu açıdan önemli:Yalçın Hoca, hep kendinin eleştirilmediğinden, yorumlanmadığından dem vurur. Bunun sebepleri ayrı bir yazı konusu. Bu kez görüldüğü gibi, ilk defa Hoca'ya karşı bir kitap yazılıyor. Kapak filan da imalı. İdefix'te bakabilirsniz ayrıntılı bilgi için.
Acil alıp okumalı. Ne kadar haklı-haksız, düşünmeli. Sonra buraya yazarız zaten.

Takasa Gel...

ESPN'in az önce geçtiği habere göre Wolves ve Grizzlies takasa girdi. Mayo, Jaric, Antoine Walker ve Greg Buckner'ı Tennessee'nin azgın rüzgarına yollayan Minnesota; Kevin Love, Mike Miller, Brian Cardinal ve Jason Collins'i kadrosuna kattı. Bana sorarsanız kafadan Minnesota kârlı, hem Love, daha da önemlisi belki de Mike Miller. Hayırlı uğurlu olsun.