Sıtivi-Ci


Star'ın Türk takımları haricinde Cl maçlarını yayınlamayacağını, geçen sene öğrenmiştik. D-Smart sebepli bir uygulamaydı bu. Böyle olunca, D-Smart'ı olmayan büyük çoğunluk sıçızladı.
Allahtan bizim bir yakın akrabada var da, yararlanıyoruz.
Neyse;gittik oturduk. Ne maçı olduğunu bile bilmiyoruz. Oturduk ööyle.
Baktık Star'da Marsilya-Liverpool var. İlk yarısı çok iyiydi. Gerrard yine ne kdar büyük olduğunu gösterdi. Torres ve Babel de iyiydi. Beklenti içinde olduğumuz Ben Arfa ise kötü.
Ertem Şener, bir ara maç içinde Gerrard'a "Stevie-G" dedi... Biz orda koptuk gittik zaten. Babasının oğlu sanki...
Mandanda çok büyük kaleci.
Marsilya'nın o forma da. Ooof. Müthiş.

Oğlan Çocuğu


Geçen milli maç arası zamanı, Arjantin-Paraguay maçı var. Ama izlemiyorum ben. Mesaj geldi bir arkadaştan:"Laan, Messi saçları kesmiş." Ahan da dedim, koştum Tv başına.
Benzer fizikte Agüero filan da var, anlayamadım bir şey. Sonra gördük tabii, durum ne. Messi saçları, kariyerinin başındaki gibi, yani 05-06 civarı olduğu gibi kestirmiş, kısaltmış. Aslında son hali harikaydı saçının ama, elemanın zevki tabii, ne diyelim. Sıkmıştır belki de.
Saçını Arjantin'de kestirmesi aklıma şunu getirdi:Düşünsenize, elemanın bi' mahalle berberi var. Ondan başkasına kestirmiyor filan. Milli maç bahanesiyle gelmişken de, gidiyim bi hallediyim şu işi demiş olabilir mi? Belki.

Düz


Uefa'nın son 2-3 yıldır uygulamakta olduğu bir kural var. Formanın arkası düz olacak, isim ve numara sorunsuz okunacak. Kimi zaman bu kural yüzünden forma bütünlüğü bozuluyor ve, pek de hoş olmayan görüntüler oluşuyor. Bazen de saçmalıklar. Mesela, daha bugün gördüm (sanırım Bundesliga'da da o kural var ki), B.Dortmund, bu sezon sarı üstüne çok ince siyah çizgili forma giyiyor, ama ona rağmen, isim ve numaranın olduğu bölüm, düz. Ulan engellemiyor ki, o ince çizgiler görüntüyü. Neyse.

Bu kuralın her formaya uygulanması da doğru değil. Her takım çizgili forma giymiyor ki, veya her formada isim ve numara görünmüyor değil ki. eden hepsi arkayı düzlesin.

Şimdi efendim, şu yukarıdaki formayı görüyorsunuz. Bu sezonki Barça formsı. Parçalı desen.
Üstüne de sarı renk karakter kullanılıyor. E peki ne gerek var o alt kısmı tek renk yapmaya! Ha?! Niye bozuyorsun formanın bütünlüğünü!
Şu hale bak ya. Sanki sarı, bordo ve mavinin üstünde belli olmuyor.

NFL'e Genel Bakış


Şimdi bir iki gündür Türkiye'deki arkadaşlarımla da Amerikan Futbolu muhabbeti geçiyor. Onları baz alarak şöyle bir değerlendirme yapayım dedim. Şimdiden söyleyeyim, bana gelmeyin sonra, bu yazı aşırı derecede yabancı terim içerebilir. Öğrenmek isterseniz öğretiriz.

-Brett Favre'ın Jets'e gönderilmesinden sonra Packers'ın Quarterback pozisyonuna yerleşen Aaron Rodgers beklenenden beş gömlek yukarıda performans gösteriyor. İki haftada 500+ metre pas, 5 touchdown. Favre'dan daha yukarıda.

-İlk hafta ligin bence şu anki en iyi QB'i Tom Brady'i diz sakatlığına kurban veren New England Patriots bu hafta Jets'i yendi, 19-10. Gayet kısır bir maçtı diyebiliriz.

-Burada malumunuzdur (belki de değildir) Pazartesi akşamları futbol gecesi. Bütün maçlar pazarları değişik kanallarda aşağı yukarı aynı saatte başlıyor, pazartesi akşamı tek maç, herkes onu izliyor. ESPN'de. Donovan McNabb, Eagles QB'i beni şaşırtan bir oyun ortaya koyuyor şu ana kadar. Zira bu adam NBA'in Darko Miliçiç'i sadece zencisi.

-Seahawks iki haftadır kaybediyor. 0-2 başladık. Ancak Wide Receiver pozisyonun da 4 eksikle çıktık dünkü maça, 6 eksikle bitirdik. Uzatmada Field Goal. Olmamalıydı, oldu. Telafisi var, siktir et. Ayrıca, evet Onur abi, bizim maskotu her maçtan önce uçuruyoruz. :D

-Terell Owens ne kadar "zenci" filan olsa da bu ligin en iyi WR'ı. Tatupu da bu ligin en iyi defansif oyuncusu. MLB filan değil, direk defans 11'inde en iyi oyuncu. Bu kadar.

Dahası gelebilir. Fotodaki de Amber, "the lead cheerleader."

Kitap İçin 5


Efenim bugün son bölüm. Umarız okuyanlar için zevkli bir seri olmuştur.

-"An gelir karaktr daha önce düşünmediğin bir şeyler söyler veya yapar. Oan karakter canlanmıştır, artık ona dokunmamalısın." Graham Greene

-"Kitap bir aynadır;ona bakan bir eşekse, karşısında bir aziz görmeyi beklememeli." Georg C. Lichtenberg

-"En büyük cesaret, kendine hücum edebilmektir." Hasan Ali Yücel

-"Bizde dört sınıf halk vardır. Okuyup yazamayanlar/ Okuyup yazanlar/Okumayıp yazanlar/Okuyamayıp yazanlar. Bunlardan birincisi en zararlı, dördüncüsü ise en tehlikeli olandır." Hasan Ali Yücel

-"Hayat, kadınların tekelindedir;geri kalan her şeyse, erkeklerin." Güven Turan

-"Gerçek yazarlar yazmayı, sıradan yazarlar yazdıklarını önemserler." Güven Turan

-"Bir insan, mükemmel olmadığı için yazıyordur." Anthony Carson

-"Okuduğundan daha çok yazan biriyle asla konuşmak istemem." Dr. Johnson

-"Yaşamak ve yazmak. Birinden vazgeçeceksen yaşamı seç." Joseph Brodsky

-"Yanlış anlaşılmak büyüklüğün şanından." Oscar Wilde

-"Ulysses'i bitirdim ve bir karavana atış olduğunu düşünüyorum." Virginia Woolf'un günlüğünden.

-"Okuryazar birinin asla gerçek bir arkadaşı olmaz." küçük İskender

-"Kalıcı sanat yapıtı bırakan tek kadın yoktur." Schopenhauer
(Bilmeyenler için söyleyelim, üstad azılı bir kadın düşmanıydı)

-"Felsefenin boş bir uğraş olduğunun en büyük kanıtı, felsefeci bir kadın olmayışından belli oluyor.Kadınlar boşa uğraşmaz çünkü" Güven Turan

-"Shakespeare'in yapıtları estetik duygudan tamamen yoksundur." Tolstoy

-"İyi adam olunmadan iyi şair olunmaz." Strabon

-"Söylemi bitmek bilmeyen kitaba 'klasik' denir." Italo Calvino

-"Yaşam, uyuyamadığımızda yaptıklarımızdan ibaret." Fran Lebowitz

Oku


Abi, bu kitap işleri çok sakat işte. Sonu yok. Sürekli yeni yazarlar, yeni türler, yeni alanlar karşına çıkıyor. Ucu bucağı görünmüyor.
Düzenli ve delice kitap okumaya başladığım ilk dönemlerde, liste tutuyordum. Almam gereken, veya bir şekilde bilmem gereken yazar ve/veya kitap adlarını not ediyordum. Sonra bir baktım, bu listenin sonu gelmiyor, sayfalarca kitap ismi. Ve bunun getirisi olarak da, o kitapları bir an önce edinip okuma isteği. O dönem lisedeydim. Beni bir "gereksiz harcama yapmama" hastalığı sardı. Düşün, adam sabah okula gitmiş, aç, ama gidip bir simit almıyor, karnını doyurmuyor. Ulan git de yesene! Yok, o paralar birikecek, kitap alınacak, rahata erilecek. Sonuçta ergenlik;bu tip manyaklıklar çok oluyor. Mesele, farkına varmak. Şükür ki ben erken vardım. Yoksa şu anda 80 yerine 50 kilo olup, okumadığım çoğu kitabı okumuş olurdum ama, bir yandan da sağlığımın amına koymuş olurdum.
Bir süre sonra bu listeyi tutmaktan vazgeçtim. Baktım olmayacak bu işler kısa vadede. Ben de liste tutmayı bıraktım. Aklımda tutmaya çalışıyorum olabildiğince, zaten okumam, almam gerekenler kolay kolay akıldan çıkmıyor. Ideefixe'de bir alışveriş listesi gibi bir şey var, ordan bakıp alabileceklerimi oraya atıyorum bir tek. Orası da yüzlerce kitap dolu. Bakarken kafayı yiyorum.
Liste tutmama işi, bazı kitapların gözden kaçmasına sebep oluyor ama, paranoyaklaşmayı önlüyor, bu kesin!
Ayrıca kitapçıya gittiğinizde de, fazladan dolaşmaya sebep oluyor. Normalde almanız gereken kitabı kaçırma ihtimali de artıyor.

Şu anda önümdeki en büyük hedefler, Orhan Pamuk'un okumadığım birkaç kitabı, Latife Tekin, Kaptan'ın Cumhuriyet söyleşilerinden kalanlar, Enis Batur(işte bu, sıçtığımız kısım. Biz hepsini bitirene kadar Batur bir o kadar daha kitap yazar), İ.O.Anar'dan kalanlar, P.Auster'dan kalan 2-3 kitap, bir de Glenn Meade kitapları.
Bunların hepsini ne kadar zamanda bitirebilirim, Allah bilir. Bir de bunlar edebiyat kısmı ha;araştırma kısmına girersem, çıkamam.

Kitap İçin 4


-"Kadınlar okumaktan vazgeçtiklerinde roman ölecektir." Romancı Ian McEwan

-"Silmek, yazmak kadar önemlidir." Quintillan

-"Tüm Ermeniler yarın öldürülse, Rusların yarısı ertesi gün açlıktan ölse umrumda değil. Tek sorunum yazmak..." Eleştirmen ve Editör George Nathan

-"Kendi kitapları hakkında konuşan bir yazar, kendi çocuklarını öven bir anne kadar kötüdür." Benjamin Disraeli

-"Yazarlığı severim. De kağıt işlerine gelemiyorum." Peter De Vries

-"'Her gün yazar mısınız?! diye soran editöre 'Hayır' dedikten sonra her gün yazmaya başladım." Nicholson Baker

-"Yaşam, ciddiye alınmayacak kadar önemlidir." Oscar Wilde

-"Eğitim yararsızdır demiyorum. Ama zaman zaman da anımsayalım ki, gerçek bilinmesi gerekenler, öğretil(e)meyenlerdir." Oscar Wilde

-"Yaşam ve edebiyatttan tamamen bihaber herkes üç ciltlik bir roman yazabilir." Oscar Wilde

-"Sanat asla halka inmeye çalışmamalı. Halk çalışsın sanatsallaşmaya." Oscar Wilde

-"Dostluk aşktan daha trajiktir. Daha uzun sürer." Oscar Wilde

-"Sevmedikten sonra bir erkek, her kadınla mutlu olabilir." Oscar Wilde

-"Roman her şeyi, kısa öykü tek şeyi anlatır. Onu da şiddetle anlatır." V. S. Pritchett

-"Sanat kötüdür;onunla yasal olarak evlenemezsiniz, ancak ırzına geçersiniz." Edgar Degas

Hücum!

Dün maçı izlemesem ve Rıdvan'ın yorumlarını dinlesem kesin karmsarlığa düşerdim. Ama hayır. Aksine umutluyum bile.
Neymiş çok dağınıkmış Gs, adam gibi hücum yapamamışmış. anırım yanlış maçı seyrettik biz onlarla.
Ben ne kadar riskli bile olsa, sahada sadece hücumu (yani golü) düşünen bir takım gördüm. Ve herkesin istediği de, dahası, olması gereken bu. Sonuç önemsiz. Ne yapalım, olmuyor işte bazen. Bazı orta sınıf kalecilerin hayatlarının maçları hep Gs'ye denk geliyor.
Ömer Çatkıç denen Barthez çakması, 4 çok çok net golü çıkardı, ki bir tanesini 90'dan çıkardı. Maçı izleyen anlar, bilir pozisyonu.

Maçın yıldızı şüphesiz Aydın Yılmaz'dı. Neredeyse her topu olumlu kullandı. Antalyalı hanzolar en az 10 kez takla atarak yere düşürdüler, şükür ki bir şey olmadı. Bu kadar darbeye rağmen yine de ayakta kalması, bize bünyesinin o kadar da zayıf olmadığını gösterebilir. Golün asisti de ondan geldi.
Son 20 dakika kalak, bir ara orta sahamızda defansif ağırlıklı oyuncu yoktu, Lincoln-Kewell-Arda-Aydın şeklindeydi. Forvete de Baros alınmıştı. Bu tabii, son noktaydı artık hücumda;beklerde de Volkan ve Hasan'ın olduğunu düşünürseniz...
Çok yüklendik ama, olmadı.

Son 10 yılın en kötü başlangıçlarından biri miymiş, neymiş. 3 maçta 5 puan. Çok da umurumuzdaydı. Takım oynuyor, bastırıyor. Gol olmaz, olmaz; ne yapalım.
Düzelecek, bunu biliyoruz.

Kitap İçin 3


-Milan Kundera:"Tüm büyük romanlar, tüm grçek romanlar biseksüeldir."

-528 sayfalık özyaşamöyküsü yazan Victoria Beckham, bu kitapta "hayatı boyunca tek kitap okumadığını" gururla söylemekte. Yorumsuz.

-"Kitap ödünç veren budaladır. İade eden daha büyük budaladır." Arap atasözü.

-"Hızlı okuma kursu sayesinde Savaş ve Barış'ı 20 dakikada okudum. Olay Rusya'da cereyan ediyor." Woody Allen.

-"Okurumdan tek talebim, tüm yaşamını kitaplarımı okumaya hasretmesidir(adamasıdır)." diyen James Joyce'a karısı Nora Joyce, ilk ve son kez sesini yükseltecektir:"Neden insanların okuyabilecekleri kitaplar yazmıyorsun?"
Ulysses'i okumaya bir kez girişen ve daha sonra birkaç kez de deneyecek biri olarak, Nora Joyce'a katılıyorum.

-"Yazma özürlü olduğumu keşfetmek 15 yılımı aldı. Bu süre zarfında öyle ünlü olmuştum ki, yazmaktan vazgeçemedim." Robert Benchley

-"Roman yazmanın 3 kuralı vardır. Maalesef onları bilen yoktur." Somerset Maugham

-"Kaç tarikat vardır? Sayısını Allah bilir;hatta biz sayarken de birkaç tarikat çıkabilir." Abdülbaki Gölpınarlı

-"Yazarken kendinizden vazgeçmeniz gerekir." Editör Maxwell Perkins

-"İyi yazmanın tüm sırrı doğru yargılamaktır." Horace

>>Üniversite hakkında:

-"Ne kadar değersiz olduğunu görmek için herkes üniversite eğitimi almalıdır." Yazar Elbert Hubbard

-"Çakıltaşlarının cilalanıp, elmasların soldurulduğu yerdir üniversite." Robert Ignersoll

-"Giren öğrencilerin çok, çıkanların az şey bilmesi yüzünden üniversiteler tıka basa bilgi yüklüdür." Marshall McLuhan

>>

-"Ürün konuşmaya başlayınca, yazar ağzını kapatacak." Nietzsche

-"Okulumu eğitimime asla karıştırmadım." Mark Twain

-"Balığa su neyse yazara öfke o." Nikki Giovanni

-600 polisiye kitabı bulunan John Creasey, ilk kitabı çıkana kadar 743 red mektubu almış. Onları saklayan yazar, güya arkalarına bir sonraki romanını daktilo edecektir.

-"Kitaplar ahlaklı ve ahlaksız diye ikiye ayrılmaz. İyi veya kötü yazılmış diye evet." Oscar Wilde

Metin Oktay



Bugün Taçsız Kralımız Metin Oktay'ın 17. ölüm yıldönümü.
Ekşi'deki korkunç futbol hafızası Belgarath'ın yazdığına göre, 14 eylül 1991 tarihindeki Gs-G.birliği maçına Galatasaray siyah formayla çıkmış. Resmini bulmak imkansız. Keşke olsa da sergilesek;yine de bulursam koyarım. Bugün de öyle bir jest yapılsın isterim;çoğu kişi ister. Fakat bu yılki kreasyonumuzda siyah forma yok. Ki formalar da sezon başından federasyona bildiriliyor, artık düzene girdi o işler, zart diye forma yaptırıp giyemiyorsun. Onun yerine direkt "Metin Oktay parçalı" ismiyle sunulan, ki klasiğe çok yakın tasarımı bulunan bu yılki parçalı formamız giyilmeli. Gerçi bizimkiler kendi evimizde sarı-kırmızı dışındaki formaları giymeyi çok sever ama, bugün yapmasalar bari. Sanmıyorum da.
Yine Ekşi'deki bir diğer futbol uzmanı Ich'in yazdığına göre, o maçta federasyondan alınan özel izinle, Kosecki 10 numaralı formayı giymemiş ve 20 numaralı formayla sahaya çıkmıştır. Bu da çok güzel tabii. Günümüzde artık her futbolcunun numarası belli, o zamanki gibi değil. Onun için, bugün öyle bir uygulama olur mu, pek sanmıyorum.
Belki 02'de yaptıkları gibi, kapalı'nın çatısından bir dev Metin Oktay forması sallandırılabilir, veya tribünde yer alır. Yukarıdaki gibi yani.
Taçsız Kral'ı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Bir Gs taraftarı olarak da, onun gibi büyük bir futbolcunun, sempatizanı olduğum kulübün oyuncusu olduğu için gurur duyuyorum.

Bolt

Zaten son yıllardaki bütün büyük Hollandalıları elden kaçırdık, ordan bir kuyruk acısı var. Adamlar bir de gitti, Usain Bolt'u oyuncularının hızını arttırmak için hoca tuttu. O da futboldan anlıyor biraz sanırım ki, "Raul ve Ruud ile çalışmak benim için şereftir" vs demiş. Der tabii. Kıskanırım ulan ne var. Sonuçta düşman.

Nası Ya

Efenim biliyorsunuz, bir senfonik metal grubu var, adı Therion. Saygın bir gruptur bunlar, seveni çoktur vs.
Ama ortada bir gariplik var. Böyle bir müzik grubu için fazlasıyla şaşırtıcı veriler.
Şimdi bu abla ve abilerin bazı albümlerinin isimleri aha da şunnar oloyor:

Sirius B, Lemuria, Gothic Kabbalah Crowning of Atlantis, Deggial ve Secret of Runes!
Artı Son of the Sun ve Kali Yuga gibi şarkı isimleri var.
Lan?!
Laaan!?!

Kitap İçin 2


-Stephen King:"Kendin için yazmıyorsan, beceremezsin."

-Salman Rushdie:"Yazar, söylenemezi yazacak, konuşulamazı konuşacak ve zor sorular soracaktır."

-Oscar Wilde:"Öğrenmekten aciz herkes, öğretmen olmuştur."

-Orhan Pamuk:"Yazmak, yaşanmayan hayattan bir çeşit intikam almaktır."

-Albert Camus:"Anlatmamak ahlaksızlıktır."

-Kingsley Amis:"Tolstoy, Çehov ve Dostoyevski'nin yazdıkları sidik gibidir."

Bu son cümleye katılıyor gibiyim diyebilirim;büyük Rus yazarları hiç sev(e)medim. Belki bir gün. Ama şu anda benim için onlardan çok daha büyük bir ton yazar var. Büyük kitleler onların çok iyi olduğunu savunuyorsa, elbet sebebi vardır, "bunlar asla iyi yazar deği, höt zöt" diyemem, denemez, ama en azından ben, şimdilik katılmıyorum.
Gariptir, bir ara tanıştığım bir Rus dili-edebiyatı öğrencisi de benimle aynı kanıdaydı.

Milli Öfke


Önce Hıncal Uluç'un Emre'ye sallaması, ardından annesinin bunları duyup rahatsızlanması, Emre'nin kamptan izin alıp annesinin yanına gitmesi ve bu konudaki tartışmalar;sonra maçta iki teknik direktör arasında yaşanan gerginlik;ve son olarak da, dün öğrenilen Fatih Terim'in "bıyık sikme" olayı.

Normal bir ülkede olsak ve başımızda normal bir teknik direktör olsa, şimdiye kurtulmuştuk ama, Türkiye'de o kadar kolay kurtulamazsınız!
Sonuçta Fatih Terim'in, ne halt yerse yesin, kendini acayip savunabilen, bir nevi yüzsüz (buna aşırı kendine güven de diyebiliriz aslında) bir adam olduğunu biliyoruz. 2 gün sonra çıkar yine, bir basın toplantısı yapar. Sen sağ, ben selamet. Olay biter gider.

Ya, hepsini geçtim, bu Osman Tanburacı'yı arayıp da sövme işi... bilemiyorum, daha ne söylenebilir ki. Fatih hoca bunda da savunur kendini o harika mimikleriyle.
İyi hocadır, babacandır, gaz verir, kazandırır da, ama Fatih hoca'nın bu aşırı "Adanalılığı", çok şey kaybettiriyor hem kendisine, hem de Türk futboluna.
Hatırlatırım;bu kendisinin "sakinleşmiş" hali. Fulya Terim'in sayesinde Fatih Terim, son aşağı-yukarı 10 yıldır daha dingin bir adam-sözde. Bunun sayesinde başarılara ulaştığını söylerdi Fatih hoca. Eyvallah. Ona rağmen, durum buysa, siz düşünün o müdahale olmasaydı şimdi Fatih Terim ne halde olurdu!? Aman allahım.
Hazır yarı finain, Avrupa üçüncülüğünün dumanı tütüyorken, hala piyasası varken, gitsin Avrupa'da bir takıma da o da kurtulsun biz de.
Ben Milli takım maçlarında, kenarda her an kavgaya girişecekmiş gibi duran bir adam istemiyorum.

Bilmiyorum farkında mı ama, Fatih hoca bu tip olaylar gerçekleştiği ve duyulduğu, dallanıp budaklandığı sürece, başarıları yerine siniriyle, kavgalarıyla, ayarlarıyla hatırlanacak;bu da Türk futbol tarihinin en büyük teknik adamı için çok kötü bir son olur.

Muthafuckn D-R-E

Bu zenci milleti harbiden manyak. Adamın şarkısında "It's the madafakin' D-R-E" gibi bir ifade geçiyor. Ulan bunun türkçe mealini, bizde bi' adama söyle, kan çıkar. Ama onllar gırgıra vurabiliyor işte. Süper ya.
Bu arada bakışları da görüyorsunuz. Gelmesin;siker...

Tefrika

Hani zamanında, erken dönemde romanları gün gün, gazeteden tefrika ederlermiş (yayınlamak) ya;ben de blog'an öyle bir şey mi yapsam hacı. Hoş olur aslında.

Kitap İçin 1

Efenim bugünden itibaren her gün bir veya birkaç kez Selçuk Altun'un Kitap İçin isimli, Cumhuriyet Kitap'ta aynı isimdeki köşede 40 hafta boyunca (ki sonra devamı da geldi. 2. kitap çıkar bile yakında, o derece) yazdığı "Aforizma, Alıntı, Kı(s)sa"lardan oluşan eserinden dikkat çekici, etkileyici cümleleri, özlü sözleri vs. bloga koyacağım. Umarım işe yarar.

-Kitabın ilk maddesi:" 'Tolstoy mu, Dostoyevski mi?' sorusuna 'Thomas Bernhard' yanıtıyla kaleydoskopik serimizi başlatıyorum" dur.
Selçuk Altun, sıkı bir Thomas Bernhard hayranıdır. En sevdiği romancı Bernhard'tır-bütün diğer büyüklerden üstte tutar. Ben kendisinin bir kitabını okumaya giriştim ve yarıda bıraktım. İleride zaman olursa okumaya girişeceğim Bernhard'ı.

-Ernest Hemingway:"Yazmanın en büyük faydası yalnızlıktır."

-Borges:"Kitaplarla çevrili değilsem uyuyamam."

-Flaubert:"Yaşamak için oku."

-Franz Kafka:"Bence yalnızca, bizi bıçaklayan ve yaralayan türden kitaplar okumalıyız."

-Kütüphanenizde 2500 kitap varsa dostunuzdurlar. 5000'den sonra tamamen esirleri olursunuz.
Selçuk Altun

-James Joyce'a bir hayranı "Ulysses'i yazan eli sıkmak istiyorum" dediğinde, "Hayır, o başka işler de becermiştir" yanıtını alacaktır.

-Marcel Proust:"Her okur, okurken kendisini okur."

Emre Belözoğlu

Emre tek golümüzü attı maçta evet. Ama bunun bir önemi var mı? Hayır.
Yorumcunun Selçuk Yula olduğu bir maçı atlattık. Sonuçtan önce bu mühim benim adıma. Maç boyu Emre'nin götünü yalayıp durdu. Fb yanlısı "analiz"leri ise zaten bir ayrı.

Aslında durum o kadar kötü değil milli takım açısından, ama bizim basın malum. Niye Çağlar oynadı, niye şu oynamadı, niye bu oynamadı.
Bir kere şu kesin ki, Mehmet Aurelio ve (kimsenin beğenmediği) Hakan Balta'nın bu takım için önemi herkes tarafından anlaşılmıştır sanırım. Çağlar'ın da bir daha milli takım formasını giyeceğini sanmam.

Emre hakkında çok şey söylemek istiyorum. Ama söylemek istemiyorum bir yandan da. Zaten bu işten anlayan ve maçı izleyen herkes anlar ne demek istediğimi.
Kendisinin bu gidişle kariyeri 30 olmadan dibe vuracak. O zamanında Hagi'nin çırağı olan genç, adı sanı duyulmaz halde kariyerine son verecek.

İğrenç Formalar 7

Arsenal genelde sarı veya sarı-mavi olan 2. formalarına kırmızı katınca olmuyor abi, gene olmamış. Bu yılki 2. formaları kendisi.

Güzel Formalar 32

Fransa'nın yeni kreasyon 2 veya 3. forması sanırım. Normalde kırmızı forma yapmazlar, güzel olmuş bu sefer, iyi etmişler.
Şu var bir de, takımlar büyük turnuvalarda yeni formalarını giyerler ve ardından gelen elemelerde de o formaları giyerler. Ama artık bunun istisnalarına rastlıyoruz. Bu formada ve diğer yeni Fransa formalarında olduğu gibi.

Korku

Bu korkuyu görmek bile bazen yetiyor.
Ayrıca "gerçekten takım tutmak" da böyle bir şey işte sanırım. Bu konuda onlardan öğreneceğimiz çok şey var hala.

Güzel Formalar 31


L'Pool'un 99-2000 deplasman forması. O dönem için çok iyi forma. Beşiktaş da bunun bir benzerini giymişti o ara.

Güzel Formalar 30


Manutd'nin yeni beyaz forması. Mavi'nin tonu ve beyazla uyumu formayı çok hoş hale getiriyor.

Efes De Efes

Ben sadece yeni transferleri topluca bir yazmak istiyorum:tahminde bulunmayacağım, çünkü son 2 sezondur hep çok iyi kadrolar vardı ama, sonuç hüsran.

Engin Atsür, Bootsy Thornton, Michalis Kakiouzis, Charles Smith, Milos Vujanic(!), Mario Kasun(Onur Abi!!), Sinan Güler(!), Kaya Peker, Emre Bayav.
Peki elde neler vardı?
Kerem Gönlüm, Barış Hersek, Ender Arslan, Bora Hun Paçun, Mustafa Abi ve Cenk Akyol.

Ya bilemiyorum, bu kurulan kadro, Efes'in gerçekten Avrupa'nın ağırlığı olan kulüplerinden biri olduğunu gösterir nitelikte. Umarız potansiyeli de sahaya dökülür de bu kadronun, hem güzel basketbol izler, hem de Efes'in dönüşüne tanık oluruz.

Çocuk

Şimdi şu resme dikkatlice bakınız:Orta kısma doğru 10-12 yaşlarında bir çocuk var tribünde. Ve üstünde Barça'nın geçen seneki ikinci forması var, açık mavi. Bu çocuğa kızmalı mı sizce? Büyük bir ihtimalle kendisi Boro taraftarı. Bulunduğu tribüne bakınca bu görünüyor az çok. Ama başka takım formasıyla gelmiş. O formanın sırtında da büyük ihtimalle Messi veya Ronaldinho yazıyor. Günümüz futbolunda birçok kahraman var, idol futbolcu var. Futbolsever çocuklar da ufak yaşta kendilerine bir model seçiyorlar, o futbolcuların itici gücüyle futbola tutunuyorlar. Normal karşılamalı belki de. Ama herkesin bu konuda yeterli hoşgörüye sahip olduğu da tartışılır bir durum, biliyorsunuz. Türkiye'de mesela düşünsenize...

Deprem


-Türkiye 1999 yılında bir deprem atlattı
-Bu depremin birtakım yapay yollardan gerçekleştirildiği öne sürüldü-ki ihtimali var-
-O zamandan beri Türkiye daha bir "ağırbaşlı", abilere karşı

-Bugün İran'da bir deprem oldu;şiddeti 6.1 veya 7.5
-İran son dönemde Abd ile bayağı bir didişmekte, gider yapmakta
-Ve de İran'da bir deprem gerçekleşiyor
-Ayrıca depremin gerçekleştiği bölgede bir rafineri var

Parçaları birleştirince kötü şeyler ortaya çıkıyor. İnsan ne taraftan düşünsün bilemiyor. Fay hattının da nerden gittiğini görüyorsunuz sanırım.

Tuba


Güzeller güzeli insan Tuba Büyüküstün, artık ülkemizin yurtdışı tanıtım afişlerinde yer alacakmış. Bir önceki bu işi üstlenen kişi Azra Akın'dı biliyorsunuz. Bu yurtdışı tanıtımı da ne demekse;sanki tatil köyüyüz amına koyym.
Bu olay bir açıdan kötü tabii, mesela ben kıskanç bir insanım, niye "elin gavuru" görsün bizim Tuba'mızı. Olmaz abi. İktidarın işleri işte.

Törkiş Rep



Şimdi efenim biliyorsunuz biz Rap severler için işin Türkiye ayağına bakmak hep hüzünlüdür. Niye mi? Çünkü zaten iki elin toplamı etmeyecek adam var, (aslında bir el toplamı kadar ama, hadi böyle olsun) bir de bunlar genelde kavgalı oluyor. Öyle olunca, hiçbir zaman huzurlu bir ortam meydana gelmiyor.
Bir tanesi zaten iyice hukukçu kesildi başımıza;diss atana dava açıyor. Rap'in de anasını sikiyor. Ulan diss'e karşılık dava ne demek?!

Şöyle genel bir bakalım, ne olup bitiyor.
Ceza'dan yakında yeni albüm gelecek. Diskografisine bakınca her 2 senede bir albüm çıktığını görüyoruz. En son 06'da Yerli Plaka çıkmıştı, 08'e de yeni albüm gelecek büyük ihtimal.
Son albümde tarzını bayağı bir değiştiren (sebeplerini bilen bilir), değiştirmekle kalmayıp, kaliteyi de düşüren Ceza, kendisine duyulan saygıyı arttırmak için, belki de kariyerinin en iyi albümünü yapmak zorunda.
Ama bu zor. Çünkü Ceza artık Almanya'da Killa Hakan ve tayfasıyla birlikte, ve o tayfa ile yapılacak herhangi bir işten fayda gelmeyeceği gün gibi ortada. Ha, herkes ne yapacağına kendi karar verir, bu işler böyle ama. Bir de Ceza dışardan bakmalı bu işe.
Bunları söylesem de, son olarak yaptığı Maxi single'ın umut verici olduğunu söylemeliyim. Hem de bayağı bi. Beatleri artık Louis adındaki bir eleman yapıyor ve işini iyi becerdiğini söyleyebilirim. Bu maxi single da olmasa oldukça kötümser karşılayabilirdik yeni albümü.
Ceza konusunda bir haber de, Fuchs ile artık daha yakın olduğu, daha fazla birlikte takıldığı yönünde. Hatta bir yerlerde ortak proje (belki Nefret yeniden) yapabileceklerini bile duydum. Keşke olsa.

Ceza'dan Ayben'e atlayalım. 45 senedir beklediğimiz albümü çok uzun olmayan bir süre önce piyasaya sürebilmişti Ayben. Maalesef benim açımdan bu albüm de beklenildiği gibi çıkmadı (yine de çok sevenler çıktı birkaç). İnsanın "Ayben feat.lerde kalsa keşke" diyesi geliyor, ama bu da saçma tabii. Diğer albüme darısı diyeceğim ama, o da kaç sene sonra çıkar allah bilir. İlkini beklemekten kurdeşen dökmüştük de.
Ayben'in yeni dış görünüşüyle ilgili de ufak bir eleştirim olacak naçizane:albüm çıkarmak illa da amerikan r&b şarkıcıları gibi olmak anlamına gelmiyor. Aşırı süslenmekle iyi albüm de ortaya çıkmıyor. Neyse.

Sago'ya gelirsek, o da yakın zamanda (mart gibi) Kötü İnsanları Tanıma Senesi'ni piyasaya sürmüştü. Cidden çok iyi albüm. 2-3 tane basit parça varsa da, geneli bozmuyor.
Sago'nun bu albümü çıkarmasından sonraki bazı demeçleri, yakında müziği burakacağına dair ipuçları taşıyordu. Ne yapar bilinmez.
Sago'yla ilgili bir olumsuz haber de, bu "ahalim" olayını abartması. Nette bulduğumuz ve benim de blogda yayınladığım bir resimde (buldum resmi, yukardaki resim yani) kendisi bildiğin tarikat şeyhi gibi poz vermişti, eller yukarda, elemanlar arkada filan. Dine düşkün olmasına kimse bir şey diyemez de, bu ne?!
Abartmasa bari. Ego bu, malum.

Kolera'nın da temmuzda İnziva isimli 2. albümü piyasaya çıkmıştı. Yine çok parlak bir albüm olduğunu söyleyemeyeceğim. Kolo hayranları yine yıkama yağlama yaptı tabii, o konuda sorun yok.

Fuat'ın bildiğim kadarıyla son zamanlarda pek sesi soluğu çıkmıyor. En son Ayben'in Kork bizden isimli şarkısının klibinde gördük. O klipte yer alması, Ceza ile arasının düzeldiğine alamet mi, onu bilemeyiz. Ama bir klipte Ceza, Ayben, Killa, Fuat ve Fuchs'u birlikte görünce insan heyecanlanıyor doğal olarak. Bir Sago eksik işte orda. O da olsa keşke.
Bakalım bu "klip birlikteliği", bir ortak projeye de yol açacak mı;veya yakınlaşmaya, o da olur.

Son olarak underground hakkında da bir-iki şey söylemek istiyorum.
Önceden daha fazla ilgilenirdim, olup biten hakkında da haberim olurdu. Ama artık o kadar tiksindim ki, underground kelimesini duyunca kaçasım geliyor. Bazı arkadaşlar lafını açıyor, duyuyorum birkaç bir şey, öyle.
Elemanların neredeyse hepsi, niye underground'da kaldıklarını kanıtlarcasına basit işlerle uğraşıyorlar. Aynı döngüde devam ediyorlar. Undergroundsever için hepsi "süper" ama kazın ayağı öyle değil ki.
Kimseye ne yapıp yapmayacağını söyleyecek değiliz ama, bizim de gördüklerimiz ve söyleyeceklerimiz var tabii.
Bir kere şu var:rap, dış görünüş itibariyle "basit" bir müzik icra şekli olduğu için, bir şekilde içinde olduğuna inandığı potansiyeli dışarı fırlatmak isteyen ergen genç, rap'e yöneliyor. Bunda son dönem yükselen trend olmasının da payı büyük. Yani arabesk seven eleman, 1-2 rap şarkı sevdi diye hemen rap yapmaya başlayabiliyor.
Böyle olunca da, hemen bir cesaret rap yapmaya girişiyor. Zaten underground'da yer bulmak kolay. İnternet dünyasındayız, 2 forumda takılıp şarkılarını yayınlayıp çevre edinmek iş bile değil. Bunun sonucunda ergen bünyenin götü kalkıyor ve ne yapıp yapamadığına bakmaksızın "rapçi" oluveriyor. Daha fazla anlatmak istemiyorum, çünkü sinirim bozuluyor.
Kısacası, böyle herkesin rapper olduğu ortamda tabii ki kalite de düşük olacak.

Overmars


Az önce Flying Dutchman'de okudum;belki daha önce de öğrenebilirdim ama o zaman da net yoktu:Marc Overmars futbola başladığı ilk takımı olan Go Ahead Eagles'da yeniden futbola dönmüş. Bu haberden daha güzeli ve şaşırtıcısı ne olabilirdi bilemiyorum.
Overmars, zaten bir futbol efsanesidir, hele benim gibi Hollanda ve Barcelona hayranı bir futbolsever için, çok daha fazla şey ifade eder.
Onun sayesinde Hollanda ekolünü daha fazla sevdim, hücum futbolunu daha fazla sevdim, onun tarzındaki oyunculara aşık oldum. Çok erken bırakmıştı maalesef, tadı damağımızda kalmıştı. Hele bir de Barça'nın ondan sonra kazandığı başarıları düşününce insan daha bir kötü oluyor.
Gelmiş geçmiş en iyi kanat oyuncularındandı, çok çok hızlıydı. Bilen bilir zaten de, yeni nesi bilmiyor pek böyle oyuncuları.

Tabii ki büyük başarılar kazanması veya eski formuna dönmesi zor ama, 1-2 maçını izleme şansı bulsak bari ustanın. Yine de artık tekrar yeşil sahalarda olacağını bilmek bile çok güzel.

İtmek

Hani böyle sevdiğiniz insanlar vardır, ara sıra bazı hareketler yaparlar ki, direkt soğursunuz, kaçmak istersiniz. Allah belasını versin, bundan daha kötü pek az şey vardır.

Messi...

Beklemek

Sevdiğin yazarın kitabının çıkmasını beklemek, ve de çıkış zamanının gelmesi, bir okur için çok değerli zaman dilimleri.
Uzun süredir bekliyorsundur büyük ihtimalle, ve artık "o zaman" gelmiştir. Kavuşmuşsundur kitaba, doya doya, merak ede ede okuyacaksındır. Beklentiler içinde.
Fiyasko çıkarsa sövme hakkın vardır;çünkü beklemişsindir o kadar! Nasıl olur da kötü bir kitap okursun o kadar süre bekleyip de! Ama bu işlerin garantisi yok maalesef. Kitabını beklediğin kişi dünyanın en iyi yazarı olsa bile, her zaman kötü sonuç çıkma şansı vardır. Bunu azaltmanın yolu ise, doğru yazar tercihidir.
Bu dönem yine benim için güzel geçiyor, çünkü doğru kitap tercihleri ve sevdiğim yazarların yeni kitaplarının ortaya fırladığı bir dönem. Bir dönem internetin de olmaması, olumlu katkı yaptı bu duruma tabii ki. Daha fazla vakit kaldı bana.
Orhan Pamuk, üstünde 10 yıldır çalıştığı ve 2-3 yıldır merakla beklenen Masumiyet Müzesi'ni sundu bizlere sonunda.
Yakında Paul Auster'ın yeni romanı Karanlıktaki Adam satışa sunulacak. Bir süre önce de Maxime abi'nin yeni romanı vardı, yazmıştım zaten.

Pamuk abi, beklediğimize fazlasıyla değen bir roman yaratmış. Belki de Nobel'i hak ettiğini kanıtlayacak iyice.

Gelir


Salih Özkafir geldi!
Savulun tırsaklar, üçbuçuk atın korkaklar, net aleminin en sikici yazarı geldi! Ortalığın amına koymak için Sirius'tan geri geldi!!!

Galatasaray- Fenerbahçe- Beşiktaş- İlk Hafta

-Lig başladı malumunuz üz're. Galatasaray ilk hafta düşmesine kesin gözüyle bakılan Denizlispor'u 4-1 yendi, ama oynanan top beğenilmedi. Forvet sıkıntımız biliniyor zaten; dört golümüzün hiçbirini santrforumuz atmadı. Daha önemlisi sağ bek olayı. Uğur bir türlü iyileşmiyor, Sabri'yle olacak mı derken o da sakatlandı, kaldık bir tek Barış'a. (Emre Güngör iyi ki sakat, Aşık filan oynamaz herhalde !) Barış'ın mücadelesi, tekniği tarışılmaz ancak Sabri'de olan problem Barış'ta da var. Ters kademeler. Rakibin sağından gelip stoperleri geçen toplarda aslen ortasaha oyuncusu ne yapar? Soru bu. Geçelim. Diğer bir problem de hücuma dönük ortasaha üçlüsünde kimlerin oynayacağı. Basında yazılan- çizilen- konuşulanlara inanmıyorum, "Arda kesik yedi". Arda sakatlıktan çıktı ve Çarşamba günü belki de sezonun maddi açıdan en önemli maçına çıkacak takım. Bence Arda'nın kenardan gelmesinden iyi bir çözüm yok. Gelelim Steaua maçı ve sonrasına. Bence Hasan yiyecek kesiği, Arda-Kewell sağ-sol değişmeli oynayacaklar. Çok büyük bir taktiksel deha gerektirecek bir tahmin değil bu, aklı başında olan Galatasaraylılar, futbolseverler bunu rahat söyleyebileceklerdir. Linderoth geldiğinde Ayhan kesik yiyecektir, Topal- Linderoth ikilisi olsun diye. İlk hafta olduğundan eleştiri olarak algılamayın ama ben bu maçta Meira'dan beklediğimi bulamadım, acemice hatalar yaptı, çok geriye oynadı. Servet'te ise kim ne derse desin bir düşüş var, geçen sene sonundaki Servet yok. Topla çok çıkıyor, biraz da taraftara hoş görünme çabasıyla. Halbuki bu işi yapmak için Meira alınmadı mı? Topal da Mustafa Denizli'nin de dediği gibi (ki söylediği az doğrulardan biriydi) çok iki stoperin arasına geliyor top almak için, alışkanlık olsa gerek. Transferde Mario Gomez filan adı geçiyor, olursa Güiza filan hikaye. Oliveira'dan vazgeçilmiş olsa gerek. Baros vs. de var. Bakalım bugün Haldun Üstünel sefere çıkıyormuş, 3-4 güne -en geç- biter diyorlar. Oyun dediğimiz gibi beklenen kadar iyi değildi ama 4-1 de iyi skor. Galatasaray birinci hafta sonunda lider.

- Gaziantep sildi süpürdü Fener'i adeta. Kafa ütülüyorlar Güiza'ya penaltı yapıldı yoksa yenerdik, diye. E paşam onlarınki de verilmedi de penaltı davasını geç, top oynamadı Fener. Karşılığında Antep ise ne kadar hazır olduğunu gösterdi, Beto çok kaçırmasına rağmen çok çalıştı, Erman'ın kalitesi belli. Golü atan Tabata'yı da çok iyi bulup getirmişler, aferin. Semih'in yedekten gelmesi fiyasko, tek forvet oynuyor diye eleştirilen Zico gidince bayram ettiler, ama gelen hoca da aynı terane. Geçiyoruz. Alex, Carlos, Gönül gözükmedi. Hava beklenen kadar sıcak değildi, zemin iyiydi, Antep defansı duvar gibiydi. Geçen seneki Sivas'ın yerini alırlarsa şaşırmayalım.

-Beşiktaş çok kötü oynamamasına rağmen ilk yarıda 2-0 düştü. Antalya'nın yeni getirdiği 2 siyahi oyuncu ve Zitouni inanılmaz işler yapıyorlar. Ömer bildiğimiz Ömer. Serdar Özkan girdi, etkiyi yaptı. Aydın'ı yakmasınlar, çıkarıp filan. Antalya seyircisine söyleyecek bir şey yok. Demirören'e yaptıkları, maç boyunca yaptıkları tezahüratlar yakışmadı. Beşiktaş, Bobo'yla kaybetti, Bobo'yla buldu. Antalya'nın alacağı 3 puan ekstra olurdu, kaybettikleri hesaptadır zaten.


Haftanın golü Selçuk'tan. İzle izle bitmez, "jeneriklik gol".

Allah Abi


Bilen bilir. Fenomenimiz. Adanalı. Geçen yaz ortası bütün muhabbetler adamın etrafından döndü.


Fahri Yılmaz a.k.a. Allah Abi - Florya Metin Oktay Tesisleri Müdürü

Yok

Abi, net yok 10 gündür. Cafe'den yazıyorum bunları da.
Ttnet seneye filan bizim sponsor ama, allah da belasını versin yani. Ne bu kafasına göre git-gel.
Okuyan herkese teşekkürler. Geleceğim inşallah yakında. Lafa bak, "geleceğim".
İyi oluyor aslında böyle arada "netsizlik". Okuyack vakit kalıyor filan.
Bu arada Rockfest'te Hayko amına kodu gene ha.
Hadin eyvallah.

Beğenmez

Wolves'un yeni formaları. Beğenmedim. Eski küt çizgilerden eser yok, fontlar da daha iyi olabilirmiş. Şans denemeleri işte, olur da sondan 5. sıraya çıkabiliriz belki, diye.

Yok Artık David Stern!!

NBA dün bütün takımlara haber yollamış. İranlı hiçbir oyuncuyla görüşülemez, imza atılamaz. Federal büronun selameti açısından İranlı kişilerle ticaretin(!) hiçbir türlüsü yapılamaz, yapılmayacak, diye. İran pivotu Hamed Ehadadi olimpiyatlarda gösterdiği performanstan sonra başta Heat ve Magic olmak üzere bir çok NBA takımının gözdesi olmuştu.

Digiturk ve TBL

Evet, hayırlı olsun. İhale sonuçlanmış iki yıllığına 13 milyon dolar veren Digitürk Beko Basketbol Ligi'nin yayın haklarını almış. Türk Basketbolu'nun ve Türkiye'de basketbol bilincinin gelişmesine en çok katkıda bulunan kurumdur NTV. Gerek yorumcularıyla, gerek kalitesiyle, basketbol adamlarının bilgisiyle çok büyük katkıda bulunmuştur Doğuş Holding basketbola. Ve şimdi zaten az seyircisi olan lig şifreli yayınlanacak. Show TV ve SKY Türk dedikoduları var ancak bunlar da uyduda şifreye girer sanıyorum. Büyük soru şu. Maçları kim anlatacak? Başında Şansal Büyüka olan bir spor servisi nasıl iş yapacak basketbol yayınlarında? Benim tahminim Murathanoğlu yuvaya döner, yanına da Yiğiter'i verirler. Kaan Kural da SKY Türk'de Euroleague yorumculuğu yapıyordu eskiden, tekrar olursa iyi olur ancak gece saat 4'te maça kalkmayan basketbol seyircisi TBL de olmayınca hepten hasret kalacak Kosova'nın sesine. Yazık.

USA Basketball


Maçları izlerken şaşırıyor insan. 3-0 oldu Amerika. Bu sabah özellikle kalktım, zira maçlar benim yerel saatle sabah 5'te, Yunanistan'la oynayacaklar diye. NBA'de sezon bittikten beri bu kadar yıldız oyuncunun bir arada oynayamayacağı, top kullanma sıkıntısının olacağı, rol adamlarının eksikliği ve uluslararası düzeyde basketbol bilgisi eksikliği olduğu konuşuluyordu. Ancak Amerika o kadar rahat oynuyor ki maçları... Şu ana kadarki üç maçta da 12 oyuncu da forma giydi, box score'a bakıyorsunuz en fazla süre alan oyuncu 22 dakika. Kobe suskun, NBA'deki havası yok; ancak Wade'in tamamen iyileşmiş olduğunu hesaba katarsak çok gerek de yok. Guard rotasyonları tek kelimeyle inanılmaz. Kidd, Paul, Deron. Bir takımın rotasyonunda 3. guardı Deron Williams ise iki dakika durup düşüneceksin birader. Chris Bosh bugün kenardan gelip 18 sayı attı, Wade'in 6 top çalması var ki bunlar oyunu devamlı yavaşlatmaya çalışan Yunanlara karşı Amerika'nın en büyük silahını oluşturdu, fast breakleri.
LeBron'a ayrı bir paragraf. Kardeşim tamam bu adam NBA'de bile fiziğiyle canavar gibi de, olimpiyatlara ya da başka bir uluslararası turnuvaya gelince iyice sırıtıyor. Bir ara bana göre Alper Yılmaz'la beraber (!) Avrupa'nın en iyi savunma yapan guardı olan Diamantidis'le yan yana görüntüye geldi, cümleten ağzımız açık kaldı. Resimdeki smacı da Wade'in bir top çalması sonucu potaya zımbaladı LBJ.
Olay resimdekilerde. Üniversite koçlarının milli takımı çalıştırmasını sevmişimdir her zaman. Daha bir yaratıcı ve daha bir disiplinli oluyorlar. Biraz da zone oynatırlar diye seviyordum aslında, ama K'de öyle bir şey yok tabii. Krediyi bu yukarıdaki üç adama vermek gerekir diye düşünüyorum, bu kadar yıldız dolu bir kadroyu bu kadar güzel harmanladıkları, disipline soktukları ve en önemlisi defans yaptırmayı öğrettikleri, aşıladıkları ve zorunlu kıldıkları için. Amerika altın madalyanın en büyük favorisidir. Cumartesi günü İspanya maçı var, herkes çok sıkı bir maç bekliyor ancak ben en az 15 sayı ABD diyorum, bakalım.

Ahanda LeBron'a Sidekick!

Cavs bugün sonuçlanan 3 takımlı takasta belki de LBJ'den sonraki en iyi hamlesini yaptı. Milwaukee'den Mo Williams'ı kattılar kadrolarına. Milwaukee buna karşılık Oklahoma City'den Luke Ridnour ve Andre Griffin, Oklahoma City ise uçan eleman Desmond Mason'ı kadrosuna kattı. En karlı kim? Cavs.

De Sımart, Koyayım Götüne Tur At

Ulan adamlar maçları alıyor, sonra yurtdışına yayın yok. Yayınlayan sitelere telif istemeler, sonra satmamalar. Ulan adi herifler yapsan bi' üyelik sistemi nete almayacak mıyız? Bak Digitürk'e parayı kırıyor. Yurtiçi ya da dışından herhangi bir şekilde online stream bulan arkadaşlar (sopcast ve justin tv hariç) yorumlardan ulaşırlarsa iyi olur, teşekkürler. Sikmişim telifini.

www.secveseyret.com'dan spor paketi alınıp seyredilebilir arkadaşlar.

Hepi Börtdey


Bugün canımız ciğerimiz, blogumuzun açan gülü Salih Özkafir'in doğum günü. Nice yıllara derken yukarıdaki fotoğrafı kendisine gönderiyoruz.

Güzel Formalar 29

Türkiye A Mili Takımı'nın böyle şık bir forma giydiğine inanamıyorum. Bir ara arkadaştan alıp giymiştim hatta. Çok güzel. O dönem için fazlaydı.

Kayıp Formalar 3


Bildiğiniz gibi, "Berezilya"nın ikinci forması mavi-beyazdır. Ben bu formayı ilk kez görüyorum. Yeşil 2. forma. Az da giyilmiştir zaten.

Güzel Formalar 28

Bu da alttaki forma gibi. Bu tip formalar çok hoşuma gidiyor, nedendir bilmem. Logonun ortada olması da önemli ayrıca.

Güzel Formalar 27


Zaten damalı desen hoşa gidiyor, bir de koltuk altı ve yandan geçen siyah kısım daha da lezzetli hale getiriyor.

Güzel Formalar 26


Biz turkuaz kullanınca olay oluyor. Bak, yıl 96. Gri yapmış adam ikinci formayı. Fıstık gibi de olmuş. Bu formayı da Southgate ile hatırlıyoruz. Malum, penaltılar.

Akıl End Fikir

Evet, korktuğumuz başımıza geldi. Kırmızı forma yok. Onu da bırak, herhangi bir şekilde kırmızı renk bile yok.
4 forma:beyaz, çubuklu, enine siyah-beyaz ve enine siyah-gri.
Çubuklu zaten olacak, o zaman enine niye var? O varsa gri-siyah niye var? Çubuklu varken bir de siyah-gri kalsa olmaz mıydı? Madem bu renklere aşıksınız, niye bir de full siyah yapmadınız?
Böyle salak salak işler. Yorum yapmıyorum bile.

Güzel Formalar 25



Schalke 04'ün geçen sezonki deplasman formalarından biri. Cl'de giydiler genellikle. Çok şık bir forma.
Bu tasarımın en iyi uygulanışı diyebilirim, diğerleri bu kadar olmadı.
İyi ki bu sezon da giyecekler bunu. Gördüğüm en iyi formalardan.

İğrenç Formalar 6

Inter 95-96 deplasman. Allah için bu ne ya...

Güzel Formalar 24

Kendi klasik deplasman forması renklerinde ve geçen sezon kazanılmış Cl'nin de katılımıyla 2 olan Kupa 1 sayısını sembolize eden (bkz. kollardaki yıldızlar) çok şık bir forma. Almak da isterim.
96-98 arası giyildi.
Ayrıca logonun olmayıp, sadece 2 yıldızın olması başka bir şık ayrıntı.

Güzel Formalar 23

Forma değil, efsane.

Pıf

Objektif olmaya çalışıyorum sadece. Anlamayan varsa umrumda değil.
Ergenlik, insanın hayatında geçireceği en berbat evre. Ordan sağ-salim çıktın mı, gerisi kolay.
Gaza gelmemek lazım bir de.
Böyle salak şeyler oluyor, yazasım gelmiyor anasını avradını sikeyim.
En iyi pf de Calvin Booth. Oldu mu.

TRT Şaşırdın, Sabrımızı Taşırdın!...


Ömer Üründül basketbol yorumluyor. Büyük sıçış. Bu memlekette o kadar fazla insan var ki orada olmak isteyen, şu safhalarda bedavaya bile seve seve bu adamdan daha iyi yapabilecek olan. Nedendir bu sevda, bilinmez. Bizde bu fırsat vermeme sevdası olduktan sonra bunun gibi adamlar 2010 Dünya Kupasında da 2022 Dünya Kupasında da yorumculuk yapar. Alttan gelen bizim gibi gençler de başka bir şey tutarız.

Güzel Formalar 22


Aşağıdakine benzer, ama daha orijinal bir forma. Dönemi 95-97. Bu formayı da, Ronaldo ile hatırlıyorum. Malumunuz, bir sezon gelip ortalığın amına koyup gitmişti.
Kappa belki kaç sezondur sadece vücuda yapışık, düz forma yapmakla meşgul ama, zamanında harikalar yaratıyormuş gördüğünüz gibi.

Güzel Formalar 21


93-95 Barça deplasman forması.
Bu formayı da turuncu formada olduğu gibi Koeman ile hatırlıyorum. Çok şık. Zamanının ötesinde.

TD #21


Nba tarihinin en büyük power forveti. İtirazı olan yazsın yoruma. Olmaması gerek ya, o ayrı.

Forma Laneti


Böyle ucube formalar giydikçe, başarısızlık peşimizi bırakmayacak, iddia ediyorum!!
Ne zaman başarısız sezonlar geçirsek, salak salak formalar giyiyoruz, dikkat edin. Düz sarı, çubuklu, düz kırmızı. Ne bileyim böyle alakasız şeyler.
Bu sezon da onlardan bir tane var:yukarıda gördüğünüz forma. Bir de şampiyonluk kutlamasında bunu giydik!
90'ların ortasındaki 2 başarısız sezonumuzda düz sarı formalar giyiyorduk;00-01'de parçalıyı bırakın, beyaz formamız bile yoktu. Sanırım bu bize Adidas'ın Uefa Kupası'nı kazanmamıza karşılık bir jestiydi(!);02-03'de çubuklu forma vardı, artı düz kırmızı da vardı. 04-05'de çubuklu vardı gene, 2. olduk. Sezon sonuna doğru giyilmeye başlanan parçalı 100. yıl forması bile kurtaramadı durumu!
Allahtan son 4 sezondur "doğru yolu" bulduk. Gerçi 06-07'de de parçalı vardı ama, aynı zamanda çubuklu da olduğu için lanet yine kendini gösterdi.
Pekii, başarılı yıllarda saçma formalar yok mu? Vaar. Yani ben normaldışı forma olan her yıl sıçıyoruz demiyorum, böyle bir genelleme yapmak için yeteri kadar veri yok elde.

Bu forma mevzuu ile ilgili çok feci bir sıçış var, onu da yazacağım.

De Sanctis

Bu tip isimlerin hep başına gelen bir şeydir:Van Nistelrooy'a "Nistelrooy" denir, D'Alessandro'ya "Alessandro" denir, Van Der Sar'a da "Der Sar". örnekleri çok.
De Sanctis artık kadromuzda, malum. Ve aynı sendrom yine hortladı! "Sanctis" yazıyorlar. Ne zaman düzelir, ya da düzelir mi bilinmez. Azıcık doğruyu yapma güdüsü olsa, yeter de artar ama işte.

Beşiktaş Hakkında

Ülkenin 3 büyük kulübünden birinin bu kadar saçma-salak yönetilmesi sinir bozucu. Sürekli garip olaylar, yanlışın yanlışı transferler, kavga-dövüşler.
Bu o kadar öyle ki, takımın forma seçimleri bile çok lakayit.
Son 4 sezondur tamamen siyah ve beyazdan oluşan formalar yapılıyor. Sanırız şu Çarşı'nın "erkek adam renkli takım tutmaz" şiarı gereğince kırmızı renge, 3. renkleri olan kırmızı renge yanaşılmıyor. Burada anlatmak istediğim, endüstriyel futbol gereği bir takımın 3. forma filan yapması veya farklı renk kullanması değil;bir takımın kuruluşunda 2 renginden biri olan, ve sonradan da 3.rengi kabul edilen bir rengin neden kullanılmadığı? Acaba gerçekten demin söylediğim sözü ilke edinerek mi kırmızı rengi faal hale getirmiyorlar? Eğer öyleyse Bjk'ye olan sempatim dibe vurur.
Kiminize göre bu, çok da önemli değil. Ama aynı zamanda bu sizin, futbolla ne kadar yüzeysel ilgilendiğinizi gösterir.
Her şeyden önce bu bi zevk, bir estetik meselesi.
Artı takımınızın hangi renklerle sahada "durduğu" da fazlasıyla önemli, çünkü, bu karakteri de belirleyen bir unsur. Benimsemekle de alakalı. Yıllardır kullanılan renk yadırganmaz, ama siz takım tarihinde olmayan rengi kullanırsanız da tepki çekersiniz. Örnekleri de çok.

Yukarıdaki şu formayı görüyor musunuz? Ne kadar da şık. İşte bu, Bjk'nin son kırmızı forması. Sezon da 02-03. Sonrası için hafızamı zorluyorum ama yok sanırım. Yani tam 6 sezondur kırmızı forma giymiyor Bjk.

Vahim bir durum kısacası. Tavır mı aldılar kırmızıya karşı ne. Hadi Aziz Yıldırım'ın kırmızı krampona kızmasını anlarım da, bu ne. Onun lafını etmişken;Kazım geçenki maçtan sonra bir daha kırmızı renk krampon giyer mi, hiç sanmıyorum.

Oliveira- Telekom- Sponsor- Stad


Oliveira Galatasaray'da haberleri dolaşıyor. Doğruysa hayırlı olsun. Sistemimize uyacak tarzda bir transfer. Adam santrafor değil, forvet; farkı bilmeyeni sağ üst köşeden çarpı tuşuna basmaya davet ediyoruz. Milan tecrübesi olan, Brezilya Milli Takımı formasını giymiş, kalitesi ortada bir oyuncu, o yüzden problem yok. Forma numarası 9 ya da 12 olacakmış. 9 forvet klasik numarası, 12 de Sao Paolo'dayken giydiği numara. 9 numara ekstra bir yük getirir mi, bana göre evet ancak Ricardo'da da o yükü kaldıracak potansiyel ve tecrübe var.

Gelelim şu sponsor olayına. Galatasaray 2009-2010 sezonundan itibaren ana sponsorunun Türk Telekom olacağını açıkladı. Senede 15 milyon Euro gibi bir katkısı olacak Telekom'un, buna karşılık Galatasaray göğüs reklamlarında ve stad isminde Türk Telekom'u kullanacak. Stad olayında her kafadan bir ses çıkıyor. "Yeni stadyum yaptırıyoruz adı Türk Telekom, yok böyle bir şey." Var paşam böyle bir şey. Arsenal gibi bir takım Wembley gibi bir staddan çıkıp yeni stadına Emirates adı veriyor, dünyanın parasını kazanıyor; ha keza PSV, ha keza Bolton... Ayrıca bizim yaptığımız şey stadyum değil, iş merkeziyle, basketbol salonuyla, franchisingiyle, yönetim binasıyla bir spor kompleksi. Adı da Aslantepe Ali Sami Yen Spor Kompleksi. Yani "Türk Telekom Ali Sami Yen Stadyumu" bu kompleksin bir parçası. O yüzden oradan da problem yok. Adnan Polat ve yönetimi göreve geldikten beri yönetimden pek bir şikayetimiz yok, uzun zamandır ilk defa. Demek ki problem Galatasaray taraftarında değil, çok iyi bir Galatasaray taraftarı olmasına rağmen bu onu iyi bir yönetici yapmayan başkandaymış. Beynimizdeki örümcekleri attığımız gün tekrar zaferlere doğru yürüdüğümüz gün olacaktır.

Amerika Bayan Basketbol Milli Takımı

Erkeklerde 80-90lardaki Dream Team ambargosu her ne kadar erkeklerde son bulduysa da bayanlarda devam ediyor. Amerika yine olimpiyatların en büyük favorisi. Yıldız oyuncularını 3 hafta önceden kampa aldılar lig filan dinlemeden, bu hafta bütün takım da WNBA tatile girmesiyle beraber takıma katıldı. Bu kadınlarda nasıl bir fitness var anlamıyorum ben. Kışın Avrupa, yazın WNBA, bir de olimpiyatlar. Kadroları çok geniş, çok yönlü. Taurasi, Bird, Catchings, Leslie ve LJ'lı kadrolarıyla çok ses getirecekler.

3 Numara

Stoper numarasıdır genelde. Futbolu takip eden, özellikle de Galatasaray taraftarı olanlarda daha büyük bir haz uyandırır. Kaptanlar silsilesinin numarasıdır dahası. Franz Beckenbauer, Paolo Maldini, Bülent Korkmaz... Şimdi ise sıra Uğur Uçar'da. Galatasaray altyapısından yetişen, geçen sene formayı kapan ancak karlı bir günde büyük şanssızlık eseri Konya'da Batista ile çarpışarak diz kapağını kıran Uğur gelecek sene Galatasaray'da 3 numaralı formayı giyecek. Geçmişte idolünün Bülent Kaptan olduğunu söyleyen ve hayatındaki en büyük gayesi Galatasaray kaptanı olmak olan birisine gitmeliydi bu forma, gitti. Galatasaray kaptanları her zaman saygı gören, sözü geçen insanlar olmuştur. Cüneyt Tanman, Fatih Terim, Bülent Korkmaz, Hakan Şükür... Sıra Uğur'da. Dokuz yaşından beri Florya Metin Oktay Tesislerinde yatıp kalkan, Galatasaray'ın dünya klasında altyapısından yetişen ürünlerden Uğur'a uzun Galatasaray hayatında başarılar dilemek kalıyor bize. En büyük temenni ise Kaptan Bülent ve Kaptan Uğur'u aynı camia için tekrar ter dökerken görebilmek sanırım.