Dime #6


-Kobe Bryant NBA tarihinde 30.000 sayıya ulaşan en genç ve beşinci oyuncu oldu. Videoda kariyerindeki milestone'lar gösterilmiş. Biraz ahlaksız. Aynı zamanda içeride Magic'e kaybettikleri maçtan sonra 
"I’ll kick everybody’s ass in this locker room if it doesn’t happen." diye açıklama yaptı. "Everybody" dese de kimden bahsettiği açık. Lakers o Magic maçından sonra oynadığı üç maçtan sadece birini kazanabildi. Şu anki durumları 9-11. Tesadüf?

-Madem ilk bölümü süper yıldızlara ayırdık: Lebron James. Ondan başka aynı sene içerisinde hem NBA MVP'si, hem finaller MVP'si, hem NBA şampiyonu, hem de Olimpiyat Altın Madalya sahibi tek bir oyuncu var: Michael Jordan. İşte süreç her ne kadar zorlu olursa olsun adınız Lebron James ise kaybedenden kazanana geçmek kolay oluyor. Hepsinden önemlisi ise Sports Illustrated tarafından Sportsman of the Year ödülünü kazanmak. “It’s very humbling. It was a long journey. Going through what I went through my first year here, making the transition from Cleveland and ultimately winning a championship, it makes it sweeter. It’s a challenge when everything you do or say can be used against you, the thing that’s helped me is that I’ve been watched and followed since I was 16 years old. They praise you and you make one mistake and they bring you down. They praise you again and then bring you down again so I’ve had a lot of hardships, but it all makes it sweeter in the end.” demiş ESPN'e. Saygım sonsuz ama bütün bu başarıları Cleveland'da kazansa, en azından orada çabalasa daha iyi olmaz mıydı? Konuyla alakalı bir yazı tabii ki Fritz başkandan.

-We Need to Talk About Kevin. Ne zamandır listemde olan bir film ama izlemek daha nasip olmadı. Alican Şengül kardeşimi de unutmadım, konuyla alakalı şu yazısı var. Benim bahsetmek istediğim Kevin ise Durant olan. Ligdeki 6. yılı ve şimdiden muazzam bir olgunluğa erişmiş durumda. Lige girdiğinde de çok potansiyelli bir süper yıldızdı ve inanılmaz bir skor gücü vardı ama sadece bu. Altıncı yılında ise bu ligde bir çok veteranın yaşamadığı kadar tecrübe yaşadı ve tam anlamıyla all-around bir süper star artık. %51.5 kariyerinin en iyi şut yüzdesi, %45.7 kariyerinin en iyi üçlük yüzdesi, %90.1 kariyerinin en iyi serbest atış yüzdesi. Yetmez. 8.6, 4.4, 1.5 ve 1.5 da sırasıyla ribaunt, asist, top çalma ve blok rakamları ve onlar da kariyerinin en yüksek rakamları. Bütün bunları maç başına 27.0 sayı atarak yapıyor ve Harden'ın gidişiyle kan kaybetmesi beklenen Oklahoma City Thunder'ı 16-4 ile Batı zirvesinde tutmayı başarıyor. "My game, I just want it to keep evolving. I've been more focused on being a better leader, and that's just getting everything I can out of everybody on the floor." ve her şeyin farkında.


-Pelikan deyince aklınıza kaç şey geliyor? Acayip gagalı bir kuş türü... Kırtasiye markası... Başka bulamadım. Gelecek seneden itibaren bu kelimenin çağrıştırdığı yegane şey New Orleans olacak. NFL takımı New Orleans Saints'in de sahibi olan Tom Benson, Hornets'i NBA yönetiminden satın aldığında bunu kendi kafasında kararlaştırmış bile ve geçtiğimiz hafta Benson'ın eşi durumu medyaya açıkladı. Gelecek sezondan itibaren New Orleans Pelicans olarak anılacaklar ve renkleri çok yüksek ihtimalle lacivert, kırmızı ve altın sarısı olacak. Tam New Orleans cümbüşüne yakışan renkler. Tabii Pelicans biraz alay konusu olacak bir isimmiş gibi geliyor başta ama ligdeki takımların isimlerini bir aklınıza getirsenize? Lakers, Bucks, Cavaliers, Nuggets, Pistons vs. Bunlara gülmememizin sebebi alışmış olmamız. Ama şöyle bir düşününce Jazz'den Pelicans'a uzanan nickname de halk için biraz hayal kırıklığı olsa gerek. Peki neden Pelicans? Şehrin bulunduğu Louisiana eyaletinin simgesi pelikan. Hatta Pelican State diye bahsediliyor eyaletten. Bu arada Charlotte taraftarları da heyecanla Hornets isminin boşa çıkmasını bekliyor. Onlar da önümüzdeki sezonlarda tekrar eski isimlerini alıp Charlotte Hornets olabilirler. Michael Jordan da buna sıcak baktığını belirtmiş.

-NFL demişken, bu sene ligin üzerinde resmen kara bulutlar var. Dallas Cowboys oyuncusu Josh Brent alkollü araba kullanırken kazaya karışmış ve bu kazada da yanında oturan takım arkadaşı Jerry Brown ölmüş. Bu yüzden de Brent tutuklanmış. Brent ve Brown Illinois'de beraber okumuşlar ve iyi bir arkadaşlarmış. Kazanın olduğu gece beraber bir partiye gitmişler ve parti sonrası olaylar gerçekleşmiş. Brent bu sene Cowboys'un bütün maçlarında oynarken hayatını kaybeden Brown ise antrenman kadrosunda bulunuyordu. Geçtiğimiz hafta ne olmuştu? Kansas City Chiefs oyuncusu Jovan Belcher, silahıyla önce kız arkadaşını öldürmüştü, sonra da kendi göğsüne ateş ederek intihar etmişti. Sıradışı.

-Lige dönelim. Geçtiğimiz perşembe TNT maçında sahasında Tim Duncan, Tony Parker, Manu Ginobili ve Danny Green'den yoksun Spurs'ü zar zor yenen Miami Heat bu hafta yine TNT maçında Carmelo'suz Knicks'e kaybetti ama ne kaybetmek. Büyük ihtimalle 44 üçlük denemesi bir NBA rekoru değildir ama kulağa çok freak geliyor. 91 şut denemesinin 44'ü üçlük dersem durum biraz daha extraordinary oluyor. 44 üçlüğün sadece 18'i isabetli ve böyle deyince rakamlar biraz normale dönmüş hissi uyandırıyor ama hayır bu .409 orana tekabül ediyor ve yine gayet yüksek bir yüzde. Sheed'in 0/6'sı olmasa bu yüzde yarının da üzerine çıkacak, korkutucu. Knicks, Heat'e bu sezon sahasındaki ilk mağlubiyeti tattırdı ama esas olay, bunun James-Wade-Bosh üçlüsünden bu yana Heat'in sahasında aldığı en ağır yenilgi olması. Geçen senenin 4 Nisan'ında Grizzlies'ten 15 yemişlerdi, bu sayı Knicks'le beraber 20'ye yükseldi: 112-92. Tekrarlıyorum, Carmelo Anthony yok. Tabii Anthony olmayınca hücumlar Felton'a ve iyi alan paylaşımına kaldı. Onlar da biraz iyi alan paylaştılar. Knicks ligin en çok üçlük deneyen ve isabet bulan takımı ama her zaman böyle gününde olmayacakları aşikar, ki hemen bir sonraki maçta Bulls karşısında 8/23'te kaldılar ve maçı da 93-85 kaybettiler.

-Bir de bu maçla alakalı bir istatistiğe daha değineceğim. Ligin en çok teknik faul yiyen takımı New York Knicks. Bu maçta da Jr. Smith teknik yedi ve sezon içinde yediği teknik faul rakamı üçe yükseldi. Jr.'ın bir de flagrant-1'i var. Knicks'te Melo 5 teknikle Cousins ile beraber ligin zirvesinde. Tabii ki Sheed 4 teknikle onları izliyor. Jr. 3 teknik, 1 flagrant-1 ve Tyson Chandler 1 teknik, 1 flagrant-1. Sheed ve teknik demişken, nasıl Kobe tüm zamanlar sayı sıralamasında basamakları birer birer geçiyorsa Sheed de aynı basamakları teknik faul sıralamasında aşıyor. 317 ile üçüncü sırada şu an. Önündeki isimler 329 ile Charles Barkley ve lider 332 ile Karl Malone. 16 teknik faul daha alırsa tüm zamanlarda ilk sıraya yerleşecek. Sheed'den bahsediyoruz. Alacaktır.


-76ers bir öyle bir böyle gidiyor ve istikrara kavuşmaları için Bynum'dan gelecek haber çok önemli. Bynum ise sezon başından beri kenardan maçları izliyor ve bu durumdan hoşnut gibi gözüküyor. Gelen son haberlere göre dizinden bir muayene daha olacakmış 20 Aralık'ta ancak geçenlerde şöyle bir yazı okudum ve nedense hiç garibime gitmedi. SLAM editörlerinden Tzvi Twersky, Bynum'ın eski bir takım arkadaşıyla iletişime geçmiş ve bu isimden Twersky'e gelen bir mesaj şöyle; "I do know that I’ve never met another player in the league who likes basketball less than Bynum.” ligin en iyi iki pivotundan biri, hatta bana göre sadece hücum baz alınırsa ilki ama basketbolu sevmiyor. Çok yazık. O eski takım arkadaşı da kesin Luke Walton'dır he.

-Kasım başlarında Grantland'de Hakeem Olajuwon ve Ralph Sampson'lı Houston Rockets'in hikayesi yayınlandı. Oyuncuların, rakip oyuncuların, koçların hatta hakemlerin ağzından. Efsanevi iki şampiyonluk öncesi dönem, Olajuwon'un ilk seneleri falan. İkiz kulelerin doğuşu, dağılışı, Celtics'e finalde kaybedilen sezon, uyuşturucu skandalıyla dağılan takım, Sampson'ın takası vesaire. Franchise'ın ne zorluklar yaşayıp da iki şampiyonluğa ulaştığını birinci ağızlardan okuyoruz. Belgesel tadında. Ben bir haftada falan anca bitirebildim sindire sindire ama şiddetle tavsiye: TIK!

-"Doesn't he look like Doc Brown from 'Back to the Future'?" Robert Sacre. Mitch Kupchak'ten bahsediyor... İyi haftalar efendim :(

Cow




Madem öyle, seneye de bu tasarımın kırmızı renk versiyonunu kullansınlar. Hatta, en ufak etkiye sahip renkleri olan sarı bile düşünülebilir belki.

Geç edit: Yapıldı bile. Yaptılar. Biliyorsunuz.




Kartuş


Bu dekoru başka bir yerden daha hatırlayan arkadaşlar vardır... Onlara selam olsun işte.

"Sarı Kart Nedir?"

Yumurcak TV'nin başına kitlenip 5 saat kadar Kaptan Tsubasa izleyen birileri varsa öncelikle büyük saygı duyarım. Çünkü ben kaç gecedir aynı şeyi yapıyorum. "Tsubasa yüzünden uykusuz kaldık yine" dedirtiyorum. Bahsedeceğim şey aslında çok ilginç. Dizinin 3. sezonunda Nankatsu ile Toho arasında oynan Japonya U-19 Kupası final maçında gerçekleşiyor. Toho gol yedikten sonra gaza gelen Kojiro Huyuga topu alıp Nankatsu kalesine doğru yardırıyor. Ceza sahası çaprazından "özel şutu" olan Kaplan Şutu'nu çekiyor ama yerden kayarak gelen Nankatsu defans oyuncusu Shingo Takasugi, Huyuga'nın topunu temiz bir hamle ile savuşturuyor. İşte dizideki en ilginç an belki de...

(Shingo Takasugi)

(Kojiro Huyuga)


Her zaman olduğu gibi ufak bir "stop motion" oluyor 30-40 saniye karakterlerin yüzlerini inceliyoruz. Daha sonra darbe sonrası yere düşen Huyuga aniden fırlıyor yerden ve Takasugi'nin gırtlağına yapışıyor ikilinin arasında geçen lakırdı şöyle.

H: Sen ne yapıyorsun?! Nasıl olur da topumu kesersin, az daha gol olacaktı!
T: Çek ellerini üzerimden Huyuga!
H: Bilerek şutuma müdahale ettin değil mi?! Gol olmasını istemedin işte bu yüzden yaptın! Bunu nasıl yaparsın sen!

Türkçe dublajı mı yoksa orjinali mi böyle bilemem ama rakip şutu bozan defans oyucusuna "neden topumu kestin" diye boğazını sıkan bir forvet nasıl olabilir?! Önce güldüm sonra beyin error verdi ve düşündüm bayağı, o kadar kastım ki sonunda buraya yazıyorum. Bu diyalog son noktaydı bence...

Dahası da var hakem olay yerine geliyor ve iki oyuncuya da sarı kart veriyor. Nankatsu yancılarından biri de "sarı kart ne?" diye soruyor arkadaşına. Diğer eleman da küçük bir kural dersi veriyor orada. Ama sanki Amerika'yı fethediyor anlatırken. Neyse haklı ama velet, dizide ilk defa sarı kart çıkıyor. O kadar kusursuz bir futbol oynanıyor ki, taç olduğunda gol olmuş gibi seviniyor insan...

San Emeterio


Efes'in formalarında bu sene bir gariplik var. Pek de dillendirilmedi bu gariplik nedense... Üstteki forma Efes'in bu sene maçlarını oynadığı forma. Görüldüğü üzere Nike amblemi ortada.


Bu da aynı forma ama Nike amblemi oyuncunun sağında yer alıyor. Fakat dikkatli bakınca ortada bir bant olduğu göze çarpıyor.


Burada daha belirgin o bant. Yine görünen amblem sağda(gerçi burada semih'in topu kaldırışından dolayı gözükmüyor) ama ortadaki bant yine göze çarpıyor. Burada biraz daha dikkat edilirse Nike ambleminin ana hatlarını görebilirsiniz o bantın arkasında.


Bu da apayrı bir olay. Milano'daki Armani maçı. Tamamen farklı bir forma ve yine dikkat edilirse ortadaki bant görünebilir...

Anadolu Efes gibi Euroleague'in en pahalı takımlarından birisinin formasının şu durumda olması cidden rezalet... Şunu Royal Halı Gaziantep Büyükşehir Belediye yapsa anlarım da, Efes yapınca olay garipleşiyor. Sonuçta ''o kadar paranız var amk, gidin yeni forma alın'' a geliyor olay. Tabii bu kadar sığ düşünülecek işler değil bunlar. En nihayetinde Efes de Nike da profesyonel olduğunu(!) düşündüğümüz kurumlar. Benim düşüncem Final Four hedefi olan bir kulübün formaları böyle amatörce olmamalı. Final Four hedefini geçtim, hiçbir takımın böyle bir forması olmamalı. Royal Halı Gaziantep cart curt sporun bile :(


Kromaj






Hani kitaplı bloglarda olur ya böyle, yeni aldıklarını ya da okunmayı bekleyen kitapları koyarlar da foto çekerler falan. Malları üst üste bulmuşken - ve ne zamandır da kitaplarla alakalı post atmıyorken- ben de o şekli yapayım dedim -yazar burada "meh meh" gülümsüyor. Yukarıda gördüklerinizin çoğu, şu maceradan kalma. Ki diğer üçü de İstanbul'daki çeşitli kitapevlerinden alınma. Bir "tavsiye postu" sayın bunu. Aralarında, okuduğum ve fikir sahibi olduğum için; okumakta olduğum ve beğendiğim için ("beğenmek" de neyse); okumadığım fakat yazarını tanıdığım için; ve de çevremdeki edebi zevkine güvendiğim kişiler önerdiği için tavsiye edeceğim kitaplar var. Hepsine de kefilim. Okuyacak kitap arıyor olana da, olmayana da öneririm. Hemen hemen her biri kendi içinde mühim kitaplar. Çok uzayacağı için de haklarında bilgi vermeye girişmiyorum. O kadarı da size kalsın, bu cümlelerin sahibine güveninizle alakalı olsun.


Americano





Son posta ek olarak korsan bir nereden nereye yaptım. İşte Chris Kaman'ın ergenlik süreci...




Nerden Nereye 101





Ishizaki


Geçen hafta içi biri taymlaynda "LAN KOŞUN YUMURCAK TİVİDE TUSUBASA VAR" yazınca, hem ben "lan?" dedim, hem de gördüğüm kadarıyla tivitır'dan bayağı kişi açtı izledi. Ama ben o anda nedense açmadım, unuttum mu niyeyse. Bundan 3 gün sonra falan bir arkadaş aynı şeyden bahsetti, "abi bir kitlendim, 1'den 5'e kadar" dedi. Onun üstüne 1 saat Tsubasa muhabbeti yaptık zaten. Ardından 2-3 gün geçti ve tivitır'da yine biri Tsubasa'nın başladığını yazdı, bu fırsatı kaçıramazdık. Hemen arkadaşımın evindeki televizyonu açtık ve Yumurcak Tv'yi aramaya başladık; şanslıydık.

Oturduk 3 saate yakın izledik. "Vay şurayı hatırladım"lar, "abi şu ne sahneydi"ler birbirini kovaladı. En son baktık olacak gibi değil, kalkıp kapattık. İyi nostalji oldu. Vatandaşa duyurmuş olalım. İlki bu.

İkincisi de ilkiyle alakalı.


Formalara dikkat. Biz tabii bunu bayağı sonra fark ettik. Fantastik hareketlere "lan yürü..." demekten fırsat kalınca ancak. Görüldüğü üzere, 30 sene öncesinin Japonya'daki forma kültürüne henüz ulaşamamışız. Adamlar aynı renk formayla oynuyor, sorun çıkmıyor. Çoraplar da aynı. Sadece şortlar farklı renk, ve bu durumu kurtarıyor. Bizi bırak, İngiltere'de bile gelinen nokta aşağıdaki gibi. Çok yazık.




Bunlar ilk aklıma gelenler tabii.

Mühim edit: O televizyon benim değil ha. Bazı elit olduğumu kanıtlamaya çalışan arkadaşlar var da, önlemimi alayım. Şirket zor ayakta, neden bahsediyorsunuz ya.


Retro 246


Jenerik 11



Noel öncesi çekilmiş, başlarda "sevimli", sonrasında sinir bozabilecek bir video. Hatırlayan pek çıkmaz sanırım.

Dime #5


-Bu haftaya aslında geçen hafta yapmam gereken bir şeyi yaparak başlıyorum. Rockets koçu Kevin McHale'in kızı Alexander 'Sasha' McHale 23 yaşında hayata gözlerini yumdu. Huzur içinde yatsın. McHale 10 Kasım'dan bu yana ailevi sebeplerden ötürü takımın başında maçlara çıkmıyordu. Yerini geçici bir süreliğine Kelvin Sampson almıştı. Ayın 25'inde de McHale'in kızının öldüğü haberi geldi. Her ölüm erkendir tabii ama 23 yaş ölüm için biraz fazla erken. Biz milyonlarca kilometre ötede, okyanus aşırı bir ülkede, hiç görmediğimiz bir adamın hiçbir fikre sahip olmadığımız kızı ölünce şok oluyoruz, McHale'in durumunu düşünemiyorum. 23 yaşında. 23. Rockets oyuncuları da Raptors maçından itibaren omuzlarında yeşil bir bantla (resmi büyütürseniz Harden'ın sağ el yüzük parmağındaki devasa tırnağını da görebilirsiniz ama görmeseniz daha iyi) oynamaya başladılar. Yeri gelmişken o maçın en akılda kalan pozisyon da Ömer Aşık'ın kendi potasına attığı basket.

-Biraz depresif bir başlangıç oldu, biraz daha depresifleştiriyorum ve NFL'e uzanıyorum. Bu hafta sonu Birleşik Devletler spor medyası inanılmaz bir olayla çalkalandı. NFL takımlarından Kansas City Chiefs'in linebacker'ı Jovan Belcher, önce 22 yaşındaki kız arkadaşı Kassandra Perkins'i silahıyla vurdu, sonra da takımının tesislerine gidip antrenörüne ve genel menajerine teşekkür ettikten sonra sabah 08.00 sularında göğsüne sıkarak intihar etti. Sebebi bilinmiyor. Kız arkadaşıyla son zamanlarda sık kavga ettikleri söyleniyor ve 3 aylık da bir bebekleri var. NFL yönetimi o hafta sonu Chiefs'in oynayacağı Carolina Panthers maçını iptal etmeyeceğini açıkladı. Chiefs de berbat giden sezonda Panthers'e karşı sezonun 11. haftasında 2. galibiyetini aldı.

-Geçen hafta NFL'de (hassiktir nba?) gündem konusunu doping oluşturuyordu ve bazı oyunculara Adderall kullandıkları için ceza verildi. Chicago Bears (Göktuğ selam) wide receiver'ı Brandon Marshall'a konu hakkında mikrofon uzatıldığında ise Marshall; "I don't know too much about Adderall, I know guys, it is such a competitive league, guys try anything just to get that edge. I'm fortunate enough to be blessed with size and some smarts to give me my edge. But some guys, they'll do whatever they can to get an edge. I've heard of some crazy stories. I've heard guys using like Viagra, seriously. Because the blood is supposedly thin, some crazy stuff. So, you know, it's kind of scary with some of these chemicals that are in some of these things so you have to be careful." dedi. Tabii burada kilit cümle "I've heard guys using like Viagra, seriously." maça çıkarken Viagra atan oyuncular, hmm. Peki Viagra insana ne yapıyor yeniden hatırlatalım, kaynağımız vikipedi: "Cinsel ilişkiden bir saat kadar önce alınması önerilen Viagra, yutularak alındıktan 30 dakika kadar sonra etkinliğini göstermeye başlar ve etkisi 4 saat kadar sürer. Viagra kullanan kişilerde vücudun diğer bölgelerinde de atardamarlarda genişlemeler olacaktır. Bu etki nedeniyle de baş ağrısı, baş dönmesi gibi şikayetler görülebilir. İlacın diğer yan etkileri şunlar olabilir: Görmede bulanıklaşma, midede yanma, yüzde kızarma, burun akıntısı, burun kanaması ışığa karşı hassasiyet." Oyuncular bunu kullanıyorken, tabii Marshall'ın dedikleri doğru olmayabilir de, ne düşünüyor bilmiyorum. Ama Viagra'nın psikolojik olarak bağımlılık yarattığı da bilindiğine göre biraz tehlikeli, hatta biraz ürpertici.


-Neyse biz kendi ligimize dönelim. Bugün sosyal medyaya yukarıdaki resim düştü. Duncan ile Parker'ın Halloween fotoğrafı. Fake de olabilir ama net bilinmiyor. Fotoğrafa bakınca fake değilmiş gibi ama biri sana "Abi Duncan'la Parker üzerlerine siyah çarşaf geçirmişler, ellerine de taramalı tüfek almışlar, aralarına da  üzerindeki hakem kostümünde (Joey) Crawford #17 yazan kel bi' abiyi koymuşlar. Silahlarını ona doğrultmuşlar, böyle bi' Halloween fotosu çekmişler." dese FAKEEE dersin. Duncan ile Crawford'un aralarındaki husumet biliniyor tabii, Parker da yancı olmuş burada. Ya kim olacaktı heh heh.

-Joey Crawford demişken... Tabii pozisyonun içinde Chris Duhon da olunca şöyle efsane bir video çıkmış ortaya. Sanırım son iki günde Howard'ın sene başından beri kaçırdığı faul sayısı (Begüm selam) kadar izledim.

-Bu hafta gündemi sarsan iki olay yaşandı, biri Popovich-Stern savaşı. Hakkında o kadar çok şey yazıldı çizildi ki, bana diyecek özgün kelime/cümle kalmadı neredeyse. Hatta olayın sıcaklığıyla dime'ı öne çekmeyi falan da düşünmedim değil ama iş, güç yoğun insanlarız öhöm. Neyse konuyu biliyorsunuz, madde madde gidelim.

1. Yorumum Pop'un %100 haklı, Stern'in %100 haksız olduğu yönünde. Yani %99 bile değil. Stern daha önce de Lakers organizasyonuna yıldızlarını oynatmadığı için ceza vermiş 1990'un son normal sezon maçında. Bu sefer de Spurs'e 250.000 dolar para cezası verdi. Son derece faşist ve despotça alınmış bir karar.

2. Her ne kadar NBA'in sıkça show business olduğu iddia edilse de ben buna karşıyım. Bu bir spor. Rekabet seviyesi oldukça yüksek bir spor hem de. Popovich de söz konusu rekabet olduğu zaman rakibini alt etmeyi bilen en iyi dehalardan biri. İster TNT yayını olsun, ister başka bir şey. Rakip ister Bobcats olsun, ister son şampiyon. Koçun takımı hakkında aldığı bir karara kimse direkt olarak karışamaz. NBA başkanı bile.

3. Miami Heat 12. günde 3. maçına çıkıyorken San Antonio Spurs 5. günde 4. maçına çıkıyordu. Üstelik bir sonraki maçı da Memphis Grizzlies ile. Üstelik Heat ligin en çok koşan, en dinamik takımlarından birisi ve Pop'un da yıldızlarını sürekli dinlendirerek kullanan, onları sene sonuna en uygun şekilde hazırlayan daha doğrusu buna mecbur olan koç olduğu biliniyor. Madem Stern o gece Pop'un aslarını oynatmasını istiyordu, bu fikstürü nasıl açıklayacak? Biraz tezatlık yok mu sizce de?

4. Belki görmeyenler vardır, şu efsane anı kaçırmasınlar.

5. Yalnız Danny Green de ne ekmek yedi be. Popovich aslarını eve yolladı: Tim Duncan, Tony Parker, Manu Ginobili, Danny Green.


-Gündemi sarsan diğer olay Wizards'ın galib- Hayır, ona sonra değineceğiz. Wizards kazandı kazanmasına ama kazanmak için yanlış günü seçtiler. Ertesi gün konuşulan tek konu Celtics-Nets kavgasıydı. İzleyelim. Çok büyük bir kavga olmayabilir ama bayağıdır kavga göremediğimiz NBA'de sevindiren bir gelişme. Evet, bu lig daha büyük seyirci kitlelerine ulaşmak istiyorsa Duncan'la, Parker'la, Ginobili'yle değil, Green'le hiç değil, bu kavgalarıyla ulaşacak. Teğmenimin deyimiyle epeydir kavga görmediğimizden şunu bile ağzımız açık izledik. Ya da böyle bir şeydi. Kavgayı ilginç kılan ise Rondo'nun henüz üç asisti varken kavgayı başlatması ve oyundan atılması. Böylece 10+ asist serisi 37 maçta kaldı ve Magic Johnson'a yetişemeden sona ermiş oldu. Ben 3-5 maç arası ceza alır dedim, sadece 2 maç ceza aldı. Ceza alan başka oyuncu da olmadı. Garnett ve Wallace teknik faul yediler, Wallace'ın yediği teknik faul ikinci teknik fauldü ve doğal olarak atıldı. Direkt atılan diğer isimse tabii ki Kris Humphries. Olayla alakalı gördüğüm en güzel tweet de, hayır bu değil, şu. Arada Joe Johnson'ın Paul Pierce'ın aktif basketbol hayatına son verdiği şu anlar da kaynamasın.

-Ne diyorduk? Wizards kazandı. Epey zor oldu ama kazandılar. Son periyotta 79-64 öne geçtiklerinde herkes artık bu iş bitti diyordu ama 2.27 kala skor 80-79 Blazers lehine dönmüştü. 16-0'lık Blazers serisi. İlginç bir şekilde maçın sonunu, en azından rakibe göre daha iyi oynayıp bu sefer şeytanın bacağını kırdılar. Çünkü bu maçı kazanamasalar büyük ihtimalle 09-10 sezonunda New Jersey Nets'in 0-18'lik başlangıç rekorunu kıracaklardı. Önlerindeki fikstür buna çok müsaitti. Konuyla alakalı Rafe Bartholomew'in şöyle bir yazısı var, tavsiye. Piyangonun kime patlayacağı da önemliydi, Portland Trail Blazers oldu. Batum "You don't want to be the first team, that's very embarrassing" diye özetlemiş.

-Kapıyoruz, hayırlı işler.

"Ball don't lie!" Rasheed Wallace. Dün oynanan Suns-Knicks maçında Sheed oyuna girdikten 85 saniye sonra Scola'ya baltayı indiriyor ve faul çalan hakeme aşırı tepki gösterince teknik faul yiyor. Teknik faulden doğan serbest atışı Dragic kaçırınca böyle bağırıyor ve bu da ona ikinci teknik faul olarak geri dönüyor. Sadece 85 saniye ve oyundan atılıyor. Same old Sheed. Biz de onu böyle seviyoruz :(

Hard


Rap ile alakanız yoksa bile Niggas In Paris'i bir yerlerden duymuşsunuzdur. Güzel şarkı. "Paris" ve "zenci" kavramları temelde çok uzak ama, bu iki adam gibiyseniz, "uzaklar yakın oluyor". Neyse işte, albüm çıktı falan, şarkıyı birkaç kez dinledim. Sonra şarkıya alıştıkça sözler de direkt kafaya girmeye başladı, bir baktım şöyle bir bölüm var: "take your pick, jackson, tyson, jordan, game 6". "Vay" dedim, şarkı daha da hoşuma gitmeye başladı. Arkasından da gaza gelip, bu tip basketbol muhabbeti içeren şarkıları araştırmak gibi, durup düşününce bayağı bir zahmet verecek bir işin hayalini kurdum. Yemez tabii.



Jel


Çelsi'nin bu sezonki beyaz forması ilk tanıtıldığında ben dahil birçok kişi hayran kalmıştı ama, koyu (burada laci oluyor) şortla birlikte giyildiğinde daha feci bir şey olduğu ortaya çıktı -ki asıl hali bu sayılır, malum.

Beyaz, açık mavi (turkuaz?) ve lacivertin uyumu müthiş. Ama asıl dikkat çekici nokta, kollarda ve şortun yanındaki 3 çizgide geçişlilik kullanılması. Ben mesela 2 hafta önce filan fark ettim. Harika bir ayrıntı.



Retro 245


Sada


Uyku sersemi bi' şekilde Boston-Portland maçını izlerken arada Kendall Marshall promosuna denk geldim. Promo'da herifçioğlu Justin Bieber çantasıyla takılıyordu. Şaşkınlığı attıktan sonra ufak bi' araştırma sonucu bunun bir ''çaylak taşşağı'' olduğunu gördüm. Her takımda farklı işliyor bu çaylakla taşşak geçme mevzusu. Kimisinin ayakkabısına diş macunu sıkılıyor, kimisini getir-götür işlerine boğuyorlar. Kendall'ın da ergen kız çantası takması uygun görülmüş abileri tarafından. Cindirella ile Justin Bieber arasında bir tercih hakkı sunulmuş bu mevzuda. O da ''Justin'le ortalığı yakıp, yıkarım'' diyerekten ikinci opsiyona yönelmiş. İdmanlara bunla gelip-gidiyormuş şimdilerde bizim genco.

Jawai


Bu bir tespitten öte, dilek/soru postu. Iverson'ın geldiği sezonki Beşiktaş basketbol formalarıyla, bu sezonki formalar aynı. Bunu sezon başından beri birilerinin fark edip dile getirmiş olduğunu umuyorum. Bilgisi olan? Yani olması gerekir. Ben az önce fark ettim mesela. Geç bile kalmışım.


Yakışmıyor yani. Çok da güzel forma ama böyle...

İnsan


Mesela bak, biri gelip bana "abi Andre Miller şu kariyerinde Playoff 2. turu görmüştür değil mi?" dese, "herhalde ulan" çekerim. Ama öyle değil işte. Tracy McGrady'ninkine benzer şekilde, Miller hiç 2. tur göremedi. Tabii bunda şanssızlık payı da var. Kendisi 10 küsür asist ortalamasıyla ligin asist kralı olurken örneğin, Playoff oynamadı. Ya da Denver Batı finali yaptığında, o Portland'daydı.

"Hiç yapamasa daha mı iyiydi" şeklinde bir karşı soruyu ortaya atarsak da doğru olmaz. Ama böyle bir oyuncunun hep o duvara çarpması talihsizlik. Daha büyük örnekler var mesela. malumunuz, T-Mac işte. Zamanında ligin amına koyan adam, 2. tura hiç yükselemedi. Hatta Yao ile birliktelerken "şampiyonluklar kazanması beklenen adam" olarak bunu yaşadı. Ya da bir dönem için Melo. Aslında hala farklı sayılmaz, çünkü bir Batı finali hariç, o da ilk tur mağduru. Bu sezon bu takımla orayı aşar mı, o da güzel bir soru aslında. Miller için de aynı şey geçerli. Kimilerinin çok şey beklediği (Fritz selam) Denver, nereye kadar gidebilecek?


Retro 244


Dime #4


-Efendim selamlar. Yine planladığım günden üç gün sonra falan yazıyorum postu ve bu sefer tamamen benim tembelliğim. Neyse eveleyip gevelemeden girelim. Sezon başında üç tane ciddili şampiyonluk adayımız vardı: Lakers, Heat, Thunder. Bunları zorlayacak takım sayısı da üçten fazla değildi: Knicks, Spurs, Grizzlies. Sonra araya Clippers karıştı, kolay fikstürün etkisiyle Nets "ben de varım" dedi, Hawks'ı tabii ki sayacak değiliz falan filan. Lakers'ı, Heat'i, Thunder'ı, hatta Spurs'ü bir kenara koyalım. Knicks'in balonu yavaş yavaş patlıyor, hala o seviyelerin takımı değiller ve üstelik daha Amar'e dönmedi. Bunu olumsuz anlamda söyledim, heh heh. Nets henüz bana o güveni vermedi, önce Clippers'ı yendiler, dün de Knicks'i ki buna değineceğiz sonra ama yine de geçelim. Clippers 4 maçtır kaybediyor, geçelim. Grizzlies. Memphis Grizzlies.

-Grizzlies'in önceki senelerde tam anlamıyla şampiyonluk takımı olarak adlandırılmamasının üç sebebi vardı: 1. Sakatlıklar ve Gay'i sisteme monte edememe, 2. Bench, 3. Üçlükler. İki sene önce Gay'in omuz sakatlığıyla kenardan izlediği playofflar'da müthiş bir uyum içerisinde hücum ederek önce son sıradan girip ilk sıradaki Spurs'ü elemişlerdi, sonra da Batı Finali'nde kaybedecek Thunder'ı son maça kadar zorlamışlardı. Geçen sene Gay de dönünce "acaba" dedik ama bu sefer başka sıkıntılar yaşadılar, ilk maça olağanüstü başlayıp 29 sayıdan saha avantajını verince toparlayamadılar ve Clippers'a ilk turda elendiler. Ama bu sene onların senesi olabilir. Bu cümleden sonra bayağı bir şey yazmıştım ama şimdi hepsini sildim çünkü yazdığım her şey şunun üçüncü paragrafı ve şununla aynı. Siz en iyisi okumadıysanız onları okuyun.

-Hemen konudan fazla uzaklaşmadan Randolph ve Perkins kavgasına dair bir iki kelam. Bu adamların ilk vukuatları değil, geçmişleri de var yani. Geçen günlerde de maçın sonlarına doğru serbest atış esnasında birbirlerine dostça olmayan şeyler söylemişler. Randolph, Perk'e "I'll beat your ass" demiş ve olaylar gelişmiş. Şöyle buyrun. Sonrasında Z-Bo böyle dediğini de doğrulamış. Zaten maç ESPN'de yayınlanıyor ve sesi kameralara kadar geliyor mikrofonlardan dolayı. O da bu konu hakkında şikayetçi ve "Man, I know, man. They played it on ESPN 100 times. Like, man stop playing it." diyor. Chris Vernon'a verdiği şöyle bir röportaj var konu hakkında. Bir dahaki Thunder-Grizz maçı 31 Ocak'ta. İple çekiyorum.


-Charlotte Bobcats geçen sene lokavt nedeniyle oynanan 66 maçın sadece 7'sini kazanabilmişti ve bu, lig tarihinin en düşük galibiyet yüzdesiydi. .106 :( Bu sene ise elemanlar 7 galibiyete 12 maçta ulaşmayı başardılar ama 13. maç biraz hazin oldu...

-Bu aralar NBA de iyi OT yaptı. Arada boş geçen thanksgiving day'i saymazsak son 5 gün tam 10 overtime izledik ve bunların 2'si ikinci overtime'a gitti. Bundan önceki en yüksek rakam da 1982'de ve 2005'te olmak üzere 8 overtime imiş. Allah nice overtime'lar görmeyi nasip etsin inşallah. Amin.

-Bu overtime'a giden maçların sonuncusunu dün gece izledik Brooklyn'de. Sezonun şimdiye kadar olan bölümünün en zevkli maçlarından biri, belki de birincisi olabilir. Aslında biliyorsunuz bu maç taaa sezon başı oynanmalıydı ama Sandy kasırgası nedeniyle düne ertelenmişti ve herkes o günden beri iple çekiyordu. Hepimiz beklediğimizin karşılığını aldık. Birinci New York Savaşı'nı evinde komutan Deron Williams, teğmen Lappappa Brook Lopez, yüzbaşı Gerald Wallace ve er Jerry Stackhouse önderliğinde Brooklyn Nets kazandı. Carmelo çok uğraştı, belki biraz fazla zorladı, eski Nets'li Kidd'in yokluğunda Chandler inanılmaz savaştı ama Deron Williams sezonun en yüksek asist rakamına ulaştı, Chandler savunmasına rağmen Lopez 22-11'in yanına 5 de blok ekledi ve Gerald Wallace hem savunmada, hem hücumda haaarika oynadı. Bütün bunların üstüne biri OT'de olmak üzere Stackhouse 4/5 üçlük atınca Knicks ilk raundu kaybetmiş oldu. Barclays Center'da atmosfer de nefisti. Tribünler neredeyse yarı yarıyaydı ve özellikle ilk yarıda resmen karşılıklı tezahüratlar vardı. Sonra sonra Brooklyn taraftarlarının şimdiden klasikleşen "Broooooooooklyyyynnnnn" tezahüratını daha sık duymaya başladık. Kenny Smith ile Charles Barkley'in bu konu hakkında komik bir diyaloğu var;

KS: "That chant is being around for 20 years."
CB: "How do you know that?"
KS: "Because i'm a New Yorker."
CB: "They haven't had a team for 20 years, wow they just walkin' up the street and singin' Broooklyyyn!"
KS: "Exactly!"
CB: "Are you kiddin' me?"

-Yukarıda Randolph ile Perkins'in serbest atış esnası yaşadıkları diyalogdan bahsetmiştik. Serbest atış esnası diyalog yaşayan tek ikili değiller. Brooklyn önceki günlerde Staples Center'ı ziyaret ettiğinde yine maçın sonlarında Kobe ile Gerald Wallace'ın uzun uzun konuşmaları olmuştu. Buna thrash-talk diyorlar ama bence bu thrash-talk değil. Gerald Wallace, Kobe'ye serbest atışları kaçıracağını söylemiş. Oracıkta ayak üstü 5000 dolara iddiaya girmişler ve tabii ki Kobe kazandı. Kazanılan para Kobe'nin hayır kurumuna bağışlanmış. Ha bir de, bu maçta 5000 dolar kaybeden tek Nets'li Wallace değil. NBA'in yeni kurallarına göre flop denilen harekete kalkışmanın cezası da 5000 dolar ve bu sezon bu cezadan ağzı yanan ilk isim Reggie Evans oldu. İzleyelim. Hmm, Şundan beri gördüğüm en kötü flop.


-Kasım'ın 22'sinde thanksgiving sebebiyle NBA'e bir gün ara verildi. Her takımın belli başlı bazı oyuncuları böyle çeşitli yardım kampanyalarına falan katıldılar. Halkla bir araya geldiler. NBA böyle yardım organizasyonlarını seviyor ve bu da güzel bir şey. Neyse ben buraya Westbrook'u koydum çünkü blog olarak, özellikle patronumuzun en sevdiği oyun kurucu. Tüm zamanlardan bahsediyorum.

-Oyun kurucu demişken -bu dime da çok böyle atlamalı gelişti her şey, güzel oldu- Rajon Rondo. 10+ asist serisi 37 maça çıktı. John Stockton'ı geride bıraktı ve önünde tek bir isim kaldı: Magic Johnson. Magic zamanında 46 maç üst üste 10+ asist yaparak bu alanda liderliği elinde bulunduruyor. Tabii ben Magic'in o dönemki maçlarını izlemediğimden bir şey diyemeyeceğim ama Rondo bu işi oluruna bırakmayı tercih etmiyor ve biraz obsesyon haline getirmiş gibi. Ha bu güzel mi, kötü mü yorum sizin. Çoğu zaman potayla arasında sadece hayaletler varken bile arkadan gelen oyuncuya pas atıyor ve bunun gibi şeyler. Tabii istatistiği buraya kadar getirmişken birinci sıraya yükselmek istemesi son derece normal ama geçenlerde değişik bir olay yaşandı. Detroit'ten fark yedikleri maçta son anlarda artık maç bitmişken Doc Rivers Rondo'yu oyuna aldı. Rondo'nun 9 asisti vardı ve maçın bitmesine de saniyeler kalmıştı. Bitime 51 saniye kala Rondo 10. asistini yaparak serisini sürdürmüş oldu ama maçtan sonra basının Doc'a soracağı sorular epey birikti haliyle. Daha önce Rondo'nun oynamayacağı bir maçtan "hücum setlerimizin %80'inde başrol oynayan adamdan yoksun çıkacağımız maç" olarak bahseden koçun, bitmiş bir maçta Rondo'yu oyuna sürerek neden böyle bir risk aldığını, Rondo'nun bu asist serisinin onun sakatlanıp Celtics'e zarar vermesinden daha mı değerli olduğunu soran gazetecilere karşı Doc'un cevabı; "I don’t even know what it is, I swear to gosh, I have no idea what he’s chasing. I just hear that he’s got a streak going. Who is he chasing? I don’t even know that." oldu. Kesinlikle haklı.

-Tabii mesela Rondo bu seriyi kırar, Celtics'in tüm zamanların asistle alakalı ne kadar rekoru falan varsa hepsini parçalar vs. vs. ileride hiç alakasız biri gelir ve bir maçta 30 asist birden yapıp Rondo'nun o alandaki rekorunu tarihe gömebilir. Indiana Pacers'ta Reggie Miller diye bir oyuncu vardı, biraz iyi üçlük atardı. Bugün Pacers'ın bir maçta en çok üçlük atan oyuncusu (21'inde içeride Hornets'i uzatmada 115-107 yendikleri maçta) 9 üçlükle Paul George. Mesela.

-Haftanın demeciyle kapıyoruz efendim, iyi akşamlar.

"By far." Harrison Barnes. Timberwolves maçı sonrası Pekovic'in üzerinden şu smacı vuran Barnes'a "Best dunk is your life?" diye soruluyor ve cevap haliyle bu. Grantland'de Robert Mays bu smaç hakkında altı maddeden bahsetmiş, çünkü "five is not enough" diyor. Serhat Akın da "Onlar beş istedi, altı oldu. On istediler, zaman yetmedi" demiş :(

Abdi İpekçi Notları - 5

Merhabalar. Araştırmacı blogculuğu şiar edinmiş bir yapı olarak, çalışmalarımız devam ediyor.
Blog bünyesinde iki adet "İstanbul'da ikamet eden Beşiktaşlı" olmasına rağmen, bir Beşiktaş basketbol maçından bahis açmak bana düştü. Aldığınız maaş haram, yazıklar olsun.



- Dışardaki pilavcı abi'nin malı harika. Annemin yaptığına yakın valla. Müthiş.

- Çok az adam vardı ya. Gerçi buna yine geleceğiz, dur.

- 2. çeyreğin başı gibi girdik. Hacettepe öndeydi.

- Siz siz olun, eğer yorgunsanız, tramvaydan inip salona kadar yürümeyin. "O kadar" yakın değilmiş. Minibüsler falan geçiyor sanırım ordan, atlayın ona.

- Dışarda Kartal Yuvası tırı vardı, (tam olarak tırın üstünde bu ismi görmedim ama öyle olması gerekiyor sonuçta) orada işte Beşiktaş'ın arka arkaya kazandığı 4 kupanın da bulunduğu bir tişört gördüm. Feda tişörtünün 10'da biri kadar satmamıştır ama olsun, gayet güzeldi. Hatta onu görünce "vay amına koyim, bunlar dörtledi di mi" çektim kendi kendime. Büyük iş abi.

-  Bizim Tivitır tayfasından bazı adamları da orada görmeyi bekledim ama yoklardı. Bayağı da baktım sağa-sola, hatta sonra telefondan Tivitır'a da baktım, yok. Eğer biri ya da birkaçı orada olsa ve göremeyip dönsem çok bomba olurdu ama.

- Hep öyle mi oluyor bilmiyorum ama, neredeyse taraftara eşit sayıda polis vardı. Canlarına minnet, ne olacak.

- Biraz da maçtan bahsedelim değil mi?
Girdiğimiz andan itibaren, 4. çeyreğin ortalarına doğru Hacettepe öndeydi hep. Sonra işte 17-3'lük bir seri geldi Beşiktaş'tan ve aldılar. 69-63'tü herhalde skor. Kusura bakmayın valla, bunları maçtan 20 küsür saate yakın zaman geçmişken yazıyorum ve hiçbir yere de bakmadım. Bizde yalan yok. Akılda ne kaldıysa o bak.

- Tutku'yu izleyebilsem iyi olacaktı. Neyse, başka vakit inşallah.

- Fotoda gördüğünüz şut girdi. Zaten Markota bayağı soktu ya. Bakayım kaçmış... 17 sayı. 2-3 tane üçlük var.



- Maçta çok sayıda Nigga kardeşim vardı. Bahsettiğim nokta, tavır ve karakter. Yani esasen, bazen yanlış kullanım oluyor, o açıdan vurguladım. Her siyah arkadaş "nigga" olamaz. Mesela beyaz olsa da nigga olabilir. Hepsine buradan selamlar. Maçtayken de böyle sesleneyim falan dedim de, sonra linci var, dayağı var.

- Hüseyin Beşok'a çok küfrettiler. Daha doğrusu tezahürat eden, yukarıda konuşlanmış ufak bir grup vardı, onlar etti.

- Fakat buna rağmen, molalarda falan hoparlörden verilen tezahüratlara herkes eşlik ediyordu neredeyse. Bu güzeldi bak.

- Ama yine de, mesela Avrupa maçlarında ortalık yıkılıyorken, buna bir avuç adamın gelmesi hoş değil. Haftaiçi bahanesi de bir yere kadar diyorum.

- O tırda basketbol formaları satıyor muydu ya, ben göremedim ama olsa da görüp alsak hoş olurdu. Kero selam.

- Basın tribününe (?) dikkatli bakışlar fırlatmama rağmen pek "tanıdık" kimse göremedim. Keşke göreydim. Ümit Avcı falan vardı işte. Maçı anlatanlar da Osman Sakallı ile sanırım İsmet Badem'di.

- Bir ara şöyle bir skor vardı maçta...



- Sağ çaprazımızda bir abi vardı. Haklı-haksız, lehte-aleyhte her şeye itiraz etti. Ve de hep ayaktaydı. Aha da foto.


Maçı beraber izlediğimiz arkadaşımın söylediğine göre -ben farketmedim o ara- şu yanındaki görevli ona hep "neden öyle olduğunu" anlatıp durmuş, her kararda. Ona rağmen hem de, düşünün. 

- Şu Lig Tv'nin basketbol yayınlarında son dönemde görülen bir abla var. Röportajlarda falan. Onu da görmüş olduk. Maşallah.

- Bir ara önümüzdeki bir eleman, bir pozisyonda ıslık çalan arka çaprazdaki elemanlara atarlandı. Arkadaşımla beraber "AHA MEVZU" diye heveslendik ama, cevapsız kaldı o atar. Tribün kavgası göremeden geldik ya, sikeyim.

- Televizyondan maç izlemekle, çıplak gözle izlemek arasındaki fark hakkında başlı başına 10 madde yazabilirim sanırım. Ulan. Çok klişe belki ama, ben bu konuda belli sayıya ulaşana kadar şaşırmaya ve yadırgamaya devam edeceğim, izninizle.

- Önder Külçebaş maçta şundan denedi. Ciddiyim. Geldiği açı falan birebir, izleyenler hatırlar zaten. Eğer yapsaydı, bu efsanevi harekete canlı şahit olan bir avuç insana dahil ol-



-  Hacettepe'de tepedeki saçları (aha istem dışı kelime oyunu) dökmüş, Adıgüzel soyadına sahip bir abi vardı. Dalga geçmek amaçlı değil, ama bu verileri üstüste koyunca ortaya bir basketbolcu imajı çıkmıyor. Yine de ufaktan "fiziken çaktırmasa da oyuna hakim olan dayı" etkisi yaratıyordu. Gerçekten öyle mi bilmiyorum tabii.

- Aha işte bu kadar adam vardı:



- Tezahürat yapanlar da, şu sol köşedeki 214'ün oradakilerdi.

- Kale ark... Pota arkalarının da fotoları var ama Beşiktaş camiasını rencide etmemek için koymuyorum. Gün gelir şantaj için kullanırız.


Eirdal


Benzerlik forum yazarlarının gözünden kaçmamış. Birebir anasını satayım.

Taksi


Geçen günkü Bilica ile alakalı postun üzerine Niksar'dan Rafet bey şu fotoyu yolladı. Başlı başına bir Nerden Nereye postu aslında. Pehey. Niksar'a selamlarımızı gönderiyoruz bu arada.

Retro 243