Derrick Rose

Bloga ilk postumda ne yazacağım konusunda kafamda birkaç fikir vardı; ama bu videoyu izledikten sonra başka bir şey hakkında yazmamın kendim için ne kadar anlamsız olacağına karar verdim. Derrick Rose'un neden sevileceği, Chicago şehrine neler ifade ettiğini anlatmak oldukça uzun süreceğinden bu yazıda sadece sakatlığının bana neler hissettirdiğinden bahsedeceğim.

28 Nisan 2012 Cumartesi, 2012 NBA Playoff'larının ilk maçı. Chicago Bulls sahasında Philadelphia 76ers'la oynuyor. Maç 99-87 Bulls üstünlüğünde, son 80 saniye. Derrick Rose 5 farklı sakatlık nedeniyle 27 maç kaçırdığı sezondan sonra playofflara 23-9-9'la başlamış ve 80 saniye kala hala oyunda. O farka rağmen neden oyunda olduğuna dair düşünceler ve geçerli sebepler var elbet, zaten ben hala karar veremedim oyunda kalmasının yanlış olup olmadığına. Bulls playofflara güzel başlangıç yapmış, nihayet ilk 5'i bir arada oynamaya başlamış, Heat'i Doğu'da geçebilecek tek takım ve şampiyon olma hayallerinin belki de en kuvvetli olduğu sezon.

Puf.

Sadece 2 saniyede belki de hem gelmiş geçmiş en özel oyunculardan biri olabilecek bir adamın, hem de bütün bir şehrin umutları yok oluyor. Belki kariyeri bir daha eskisi gibi olamayacak, belki hiç eskisi kadar zevk veren bir oyuncu olamayacak. İlk 2 gece uyuyamadım doğru dürüst, kafamda hep alttaki videonun ilk 20 saniyesi döndü. Kübler-Ross Modeli gibi (özellikle baktım ismine) önce İnkar, sonra da sırasıyla Kızgınlık, Pazarlık, Depresyon ve Kabullenme. En az 6-9 ay arası yok, büyük ihtimal bir sonraki sezonu sakatlıktan dönüşle harcayacak tamamen. İş ve çalışma ahlakı, hırsı izin vermeyecek belki kariyerinin sona ermesine ama dünyada en çok sevdiğim sporcunun eskisi gibi olmama ihtimali en üzücü tarafı.


Patron


Liverpool her sene başı olduğu gibi bu seneye de şampiyonluk parolasıyla çıktı. Geçtiğimiz sezon arasında giden Torres, gelen Carroll ve Suarez, ve yeni hocaları King Kenny ile çok iyi bir ikinci yarı çıkarmışlardı. Bu sezona da Jose Enrique, Stewart Downing, Charlie Adam gibi transferlerle iddialı girdiler ve nihayet, 37. hafta itibariyle Chelsea'yi 4-1 yenip, ligin bitimine bir hafta kala şampiyonlukl... nereye amk, garantiledikleri tek şey 7 ile 9. sıralar arasında ligi bitirmek oldu. Ha, bir de lig kupası var. Liverpool taraftarı ne derece hoşnuttur bilemem ama sanırım oralarda kupa almak, rütbesi ne olursa olsun sevindirici. Ben o kadar basite indirgemezdim.

Neyse konumuz o değil zaten. Forma işleri bulaşıcı mı bilmiyorum ama ben blog sahibi, faşist patronumuz Teğmen Hacı Lappap'ı tanımadan önce bu işlere bu kadar önem vermezdim. Tanıdıktan sonraysa izlediğim her maçta dikkatimi çeken ilk şey formalar oldu. Zaten dikkat çekecek o kadar fazla şey var ki, bundan önce nasıl formalar dikkatimi çekmiyormuş hayret ediyorum.


Liverpool'un göğüs sponsoru Standard Chartered, Seeing is Believing adlı bir illuminati oluşumuyla işbirliği yapmış ve dün oynanan Chelsea maçında da Liverpool formasına bir günlüğüne Seeing is Believing konuk olmuş. Şaka... Tabii ki illuminati değil ama biraz üzerine gidilse bir şeyler çıkabilir. Sonuçta Liverpool, Lebron James, Jay-Z, Kanye West... Al sana yeni malzeme Sikkofield. Konu dağılmasın, bu Seeing is Believing adlı oluşum göz hastalıklarıyla ilgiliymiş esasında. Kulüplerin böyle hayır işlerine önem vermesi sevindirici, blah blah blah.

Liverpool bu sene Chelsea ile dört maç yaptı, üçünü kazandı ama en önemlisini kaybetti. Bu da son bilmemkaç yılın özeti olabilir onlar adına. Andy Carroll seneye bomba gibi dönecek inşallah. Koçum benim.

Robert Green


Real Madrid'in bir kaç aydır gelecek sezon formaları internette dolaşıyor. Kesinleşen forma yukarıdaki gördüğünüz iç saha forması. Kol uçları ve yakaların; çok koyu lacivert renk ve o koyuluğu çevreleyen daha açık lacivert renk ile detaylandırılması güzel. Bu sezon giydikleri forma ilk çıktığında mükemmel demiştim. Tarihlerinde giydikleri en güzel formalardan biri, hatta ilk sıraları zorlar diye düşünüyordum. Ancak bizim gibi Madrid sevdalıları (!) formada lacivert detay arıyormuş. İlk 4-5 aydan sonra fena sıkıldım o formadan. Allah'tan gelecek sezon özlediğimiz renklere döneceğiz.

Bu forma post atmak için bahane. Ancak esas bomba konu gelecek sene çıkması muhtemel yeşil bir ŞL forması. Real Madrid son 3 sezondur nostalji yapıyor. Geçmiş 2 sezonun nostaljisini biz bloga yazmıştık. Geçen sezonki mor forma 1986 UEFA zaferine gönderme yapmıştı. Millet bu sezon başı kırmızı formaya anlam verememiş ola dursun, büyük bir hizmet yapıp onun da hikayesini şu postta yazmıştık. Şimdi sıra önümüzdeki sene giyecekleri yeşil formada. Tabi ki bi' taraflarından uydurmadılar bu rengi de.

Real Madrid 1965 yılında Güney Amerika turuna çıkıyor ve 7 maç yapıyor. Bu maçların listesi de şudur. Son maç River Plate ile. Real Madrid forma konusunda en katı kulüp, bu Güney Amerika gezisine de tek bir forma ile gidiyorlar. Dümdüz beyaz formaları ile. Ancak River Plate de Caracas'taki maça klasik forması ile gelince işler karışıyor. Real Madrid'e yeşil bir forma buluyorlar (tişört demek daha doğru olur) ve o maçı tarihinde ilk ve son kez yeşil renk formalar ile tamamlıyorlar. Ta ki bugüne kadar.

Koskoca Real Madrid, 9 kez en büyük kupayı kaldırmış takım gidip UEFA kupası formasından veya tek maçlık mecburi sebeplerden giyilmiş formalardan kendisine tarih yaratmaz. Bu farklı renk formaların sebebi; İç, hatta dış saha formasında kaskatı olan kulübün ŞL'de de olsa alternatif renk arayışlarına girmek istemesi diye düşünüyorum. Çünkü mor da, kırmızı da büyük ilgi gördü, yeşil ile de devam etme istekleri bundandır. Kafadan renk sallamamak için de bu ince tarihsel detaylardan faydalanıyorlar. Galatları falan karıştırmıyorlar yani.

1965 yılından o formanın fotoğrafını çok aradım, ancak yok. Bu sezonki forma çıkarsa meydana, burada yine paylaşırız.

Harvey Jacobs


Taa geçen sezonun sonlarında şu görseli bir gazetede görmüş ve telefondan çekmiştim. "Heh tam olduk" demiştim. Sonra telefondan mı silindi, bir şey oldu. Ben hakkında yazana kadar yalan oldu. Geçenlerde de aklıma düştü, aradım buldum.

Şimdi burda sorun ne? Şu. Sanırım bizde, ülkemizde, meydana getirdiğimiz spor kültüründe, futbol algımızda, "futbol takımı dediğin çubuklu giyer" gibi bir ana madde var. Tamam şu görselde Bursaspor forması geçen seneki turuncu. Ama ne farkeder? Onların da çubuklu forması var. Hatta belki yaparken de, "ula dördü çubuklu oldu, bu da bari..." çektiler. "Çeşit olmuş".

Bizim çubukluyu koymamaları en büyük sıçış ("o ara bu forma çıkmıştı" gibi bir bahane olamaz), Fenerbahçe tamam, Trabzonspor bu konuda 2 elemanın arasında kalmış kız gibi (bazen 3-4), Beşiktaş'ta da kısmen aynı sorun var, asıl iç saha formaları belirsiz. E belki de, bu belirsizlikler yüzünden böyle manzaralar görüyoruz. Hale bak. Bir sürü çubuk. Buradan hatta bazı metaforlar filan da... Neyse.

Sanskritçe


Fazla kasmadan direk konuya giriyorum zira fazla mecalim yok. Gecenin bi' vakti aklıma takıldığı için çiziktiriyorum şu satırları. Amacım adaletin bekçisi olmak falan değil hoş olsa da bi' boka yaramayacağı kesin. Şimdi şu raporda ''isnat edilen suçtan blah blah şike tayinine cart curt''lu cümleler çok garibime gitti benim. Hemi de bayağı bi' garibime gitti. Ulan madem şike yok, İbrahim Akın ile Serdar Kulbilge niye en ağırından yiyorlar cezayı? Herifler kendi kendilerine mi şike yaptılar? Sizin yargılama mantığınızı da sikeyim cezalandırma hukukunuzu da. Hayır ulan madem şike sahaya yansımadı, sahada bulunan adamlar niye ceza alıyor hala anlayamıyorum... Neyse dozajı kaçırdım. Yeterince boka bulanmış zaten siktiğimin törkiş futbolu, ben yazsam ne fayda...

Jenerik 1




Seri olarak sunmayacaktım ama, en azından 5-6 tane var elde. "Mini seri" diyelim. Olay şu: Yakın arkadaşlarımdan biri, zamanında bu NBA Tv'deki jenerikleri kaydetmiş ve ufak bir arşiv yapmıştı kendine. Ben de son görüştüğümüzde bunların üstüne atladım. Tam anlamıyla "nostalji" abi. Bazılarını kaç kez izledim bilmiyorum. Bu ve bir kısmı da şu olay. Müthiş. O dönemde maç öncesi-sonrası-aralarında (biraz da bıkarak) izlediğimiz jenerikler, şimdi görünce "lan vay bee" dedirtiyor. Kalite biraz boktan ama, artık ne yapalım. Hiç bakmadım bunlar Yutub'da var mıdır, bulunur mu ama, her türlü çok değerli.

Retro 203

Sosyete

Bordo/kırmızı-mavi çubuklu formalara sarı katkısı 2012-2013'te de devam ediyor. Yeni temsilci Crystal Palace. Önümüzdeki sezon da Steaua Bükreş'ten bayrağı devralmasını umuyoruz.


2011-2012 temsilcileri.


Ve de işin başı.

Nerden Nereye 82





Retro 202

Truva


Bir "Liverpool'da Adidas dönemi" daha bitiyor. Ne zaman kavuşurlar bilmem de, bu Warrior'ın formalarından cacık olmaz. Koca kulübe yakışmıyor.

Zuroyulşob Ugolb

Bu postta sadece blogu boşluyoruz beyler.

Nursultan Nazarbayev



Başarılı olmanın formülü belli beyler...


Şunu yapanın da amınakoyayım net. ''Geberdim lan gülmekten'' diyebilirdim bir kaç ay önce ama artık modası geçti, şu espirinin. Şu posta neden koyduğumu bile bilmiyorum. Neyse lan, Scott'a selam desteğe devam :(

Fairy

İskoçya'dan yeni mallar var.



1. Umbro sadelikte sınırları zorlamaya devam ediyor. Reklamın ufalıp sol tarafa alınması da buna katkıda bulunmakta.

2. Celtic'de daha ince şeritler görüyoruz. 100 yıl önceki formalarına atıf var.

3. Celtic'in siyah çorap giyecek olması İNANILMAZ. MÜTHİŞ. Bu manzarayı ne kadar çok görürsek, o kadar iyi. Çünkü forma-şort-çorabın aynı tonlarda olmasındansa, hiç olmazsa -eğer şort da forma ile aynı renkteyse- çorabın ters (açık ya da koyu) renkte olması, formayı ve ana renkleri belirgin kılar. Sevilla ve son dönemde Catania örneklerini hatırlayın. Tersi olarak ise Chelsea.


Krş


31 Ekim 1949 tarihli Türkspor dergisinin kapağı. Kiminle yaptığımızı anlayamadığım bir Mili "müsabaka". O dönemlerde pek fazla, hatta hemen hemen hiç değiştirmediğimiz, klasik ortadan kırmızı bant geçen Milli formamız yok üzerimizde. İlginç de bir kombineyşın ile çıkmışız maça. Kırmızı şort ve siyah çorap... İşin - o zamanlara göre - ilginç yanı rakiple çakışmayan kombinasyon ile maça çıkmamız. Sanki onların kırmızı çorabı, ya da beyaz şortu var diye biz öyle çıkmamışız gibi. Hadi şort tamam, kırmızı o dönemlerde kullandığımız bir renk, ancak sanki rakip kırmızı çorap ile çıkınca biz siyaha dönmüşüz gibi. Şuan uygulanan kurallar gibi. Gibi... çok acayip Güntekin. Kaldı ki o zamanlar karşılıklı iki çubuklu forma, iki beyaz şort ve iki beyaz çorap ile çıkılan GS-FB maçları var, öyle dönemler yani.

Bayrak meselesi de ayrı bir şov. Şövalye armaya dikine yerleştirilmiş bayrak. Enteresan bir forma.

Sercan'a sevgiler...

Joma


Maçı izlerken farkettim. Geçen sezon ve 3 sezon önceki "Nike Finalleri" gibi, bu sezon da Şampiyonlar Ligi'nde "Adidas Finali" olacak.



Ayrıca 2000'den beri Nike ve Adidas harici bir marka formayla Ş. Ligi finalinde yer alan son takımlar, 02-03'te Juve, 03-04'te Monaco ve 04-05'te Liverpool olmuş: Lotto, Puma ve Reebok. Yani son 10 sezon filan, tekel haline getirmiş durumda bu iki marka. Kodaman takımları giydiği markalara bakınca, bir süre daha böyle gider gibi de.

Retro 201


Beşiktaşlılar bu formayı hatırlar.

Antenna


Şortlara bu kadar dikkat edip -ki Beşiktaş normalde olduğu gibi şurada siyahı giyse, bir mahsuru yok-, çorapları savsaklamak çok ilginç.


Trilogy


Buraya girdiğim son post da ensidabıley, hatta Kentucky ile alakalıymış. Zaten topu topu iki post girmişiz. Neyse ilginç bir hikaye var. Şampiyon Kentucky'nin bu sene enbiey olması beklenen yıldız forveti Terrence Jones, ezeli rakipleri Louisville ile oynadıkları yarı final maçı esnasında, bir pozisyonda Louisville çiyırliğdırlarından bir kızla çarpışmış. Daha doğrusu kızın üstünden geçmiş. Pozisyon burada. Kızın adı Jerica Logue. O pozisyondan sonra Logue'nun kafası kanlar içinde kalmış, başı yarılmış, devre arası dikiş neyin atılmış.  Buna rağmen maçı tamamlamış, ikinci yarı yaptıkları gösterilere falan çıkmış. Harbi kızmış yani. Neyse maçtan sonra da olayın o boyutlara geldiğini gören Terrence kamuoyu önünde kasıtlı bir şey olmadığını söyleyerek özür dilemiş, hatta "en yakın zamanda bizzat kendim Logue'u çiçeklerle ziyaret edeceğim." falan demiş. Yani Terrence bayağıdır hatuna aç, bu olayı fırsat bilip kıza yazacak. Biz yedik mi? Haaayır.

Bunlar üç hafta önce oluyor. Bugün Amerikan medyasına düşen haberlerse ilginç. Terrence Jones gerçekten kızı ziyaret etmiş. Louisville kızları antrenman yaparken elinde çiçeklerle, kapıda sırılsıklam antrenmanı basmış. Özür dileyerek çiçeği vermiş. Logue ise "gerçekten çiçeklerle bana geleceğini düşünmüyordum. onu öylesine dedi sanmıştım." falan demiş, çok mutlu olmuş filan. Kızım inanma, erkeklerin hepsi böyle. Önce kızı döv, sonra özür dile, oldu.

Şaka bir yana ezeli Kentucky-Louisville rekabetinde ufak bir dostluk rüzgarı bu. Ezeli rekabet demişken, ya da neyse...

Youngest


Çelsi yeni iç saha formasını -belki- İngiltere için bile erken bir tarihte tanıttı. Yakında giyerler. İlk bakışta Bayern'in bu sezonki kırmızısıyla aynı kafada tasarlandığı görülüyor. Detaylar altın renkte. Omuzdan gelen çizgiler, reklam ve arma arasında bütünlük. Adidas altın yardımı almaya devam edecek gibi. Seven olur, sevmeyen olur falan. Ben başka şey diyeceğim.

Tek renk armayı evey veya 3. formalarda görüyoruz. Fakat, bunu iç saha formanızda yaparsanız "ne olur"? Yapmışlar. Yani bunu "namus meselesi" olarak alanlar olabilir mesela. "Siz nasıl koca Çelsi'nin armasını böyle bla bla" filan. Buna ne denebilir misal? Bunu yapmak "ne götürür"? Ya da "bir şey götürür mü?" Böyle birçok soru sorulabilir tabii. Alternatif ürün ya da formalarda yapılan bu tercihin şimdi de "birincil" ürüne dahil edilmesi, "yenilikçi" bir adım olarak nitelenebilir. Bu kesin ama, buna karşı çıkmak da hakir görülüp "peh, gelenekçi" tipi bir laf yememeli sanki.