Cassell ve Picey Bıravn


Nereden okumuştum bilmiyorum, kıytırık forumun biri olabilir, Cassell'in Boston'a gideceği konuşuluyormuş filan diye. Sonra baktık filan, Clippers'da kaldığını teyit ettik.

Neyse işte zaman geçti vs., bugün sabah bir kalktık baktık ki Clippers Cassell'i waive etmiş. Ve de Boston'la temasta olduğunu öğrendik.
Bunu dün okuduğumuz "P.J. Brown Celtics'te" haberiyle birleştirince ortaya çıkan şey de, Boston'a yakın zamanda fazlaca veteran desteği geleceği oluyor. Bu iyi haber. Rotasyonları da genişleyecek. Fazlaca tecrübe kazanacak takım. Gerçi Cassell'in taaa kariyerinin başından 2 yüzüğü var ama, eğer onları saymıyorsa Brown'ın da şampiyonluk isteyeceğini düşünürsek, bu ikili kasacaktır. Olabildiğince katkı yapmaya çalışacaktır.

Yukarıdaki resim de bir maç sırasında Cassell abimizin tombala çekme merasimidir. Böylece postu tamamlayalım.

Eto'o Ve Drogba Ve Ebesinin...


Ben daha yeni okuyabildim. Bu ayın ortalarında Eto'o şöyle bir açıklama yapmış: "Drogba'dan korkmuyorum. Messi, Henry, Drogba ve ben birlikte oynarsak süper hücum eden bir takım haline geliriz". Drogba'nın Barcelona'ya gelme ihtimaline karşı, söylentilere karşı.
Şimdi tabii bu sezon sonunda Mourinho'nun Drogba'yı filan alıp Barça'ya gelebileceği söyleniyor. İhtimal var az da olsa ama, biraz fazla kaçmayacak mı?

Yani Ronaldinho, Messi, Henry, Eto'o, Krkic, Gudjohnsen ve Dos Santos'un yanına bir de Drogba mı? Tabii Ronaldinho gidecekse filan olabilir. Ama diğer türlü nasıl olacak?
Jose gelirse ve "adamlarını" getirirse harika olur tabii de, hücum verimliliğinin de bir sınırı var değil mi?

Bir de işin şu kısmı var: eleman Ronaldinho'dan bahsetmiyor sözlerinde. Demek ki hala kavgalılar. Zaten bu sezon sonu giderse Ronaldinho, ben pek şaşırmam.

Baptista


Futbol çok cins bir oyun. Bugünün yarının belli değil, ne zaman ne olacağını kestiremiyorsun. Bugün diptesin, yarın zirvede. Kovulduğun yere geri dönüp, takımı sırtlayabiliyorsun. Kendini yeniden kanıtlama fırsatı buluyorsun, değerlendiriyorsun vs vs...

Julio Cesar Baptista, 2005 sezonu başında Ramos ile birlikte Real Madrid'e geldi. O karmaşık sezonda forma şansı buldu ama tabii istikrar yok falan. Düzenli oynayamıyor. Kadro sürekli değişiyor. Tam olarak sebebini bilmemekle -Reyes'in gelme isteğinin payı var ama tek başına bu olamz- geçtiğimiz sezon Reyes karşılığında Arsenal'e kiralandı. Genellikle kupa maçlarında süre buldu. Hatta Liverpool ile 9 ocak'ta yaptıkları ve tam 6-3 biten, yendikleri Lig kupası maçında 4 gol attı. İngiltere'de yaptığı en etkileyici iş buydu. Ve bu sezon başında Madrid'e geri döndü Baptista. Ne olacak, oynayacak mı, forma şansı bulacak mı derken, Baptista 11'e yerleşti. Forvetin arkasında "amc" olarak yer aldı. Şimdiye kadar iyi oynuyor. Yerini bırakacak gibi de değil açıkçası.

Peki ne oldu da, önceki sezon başka takıma kiralanan oyuncu, şimdi banko oynuyor? Nasıl açıklanabilir ki bu? Capello mu sevmiyordu acaba? Veya Mijatovic mi? Biriyle arasında sorun mu vardı?
Bilemiyoruz. En azından ben bilmiyorum.

Baptista tam bir "modern futbol" oyuncusu. Aslen ön libero olarak başladığı futbolda, bugün ofansif orta saha oyuncusu olarak oynuyor. Onun dışında orta saha'nın her yerinde ve forvette oynayabiliyor. Bu Real için, veya oynadığı takım için müthiş bir şans.

Umarım bu çok yönlülüğünün veya onu da bırakın, iyi oyununun karşılığını alır her zaman Baptista.

Llorenteler



Son zamanlarda ne zaman La Liga özetlerine baksam duyduğum tek isim neredeyse:Llorente!!
Evet, bu isim kulaklarımda çınlıyor son 1-2 aydır. İkisi de forvet. Elemanlar habire gol atıyor. Ya da bana öyle geliyor!!
Birisi Athletic Bilbao'da oynuyor, tam adı Fernando Llorente Torres. 85 doğumlu ve forvet. Sarı, kıvırcık saçlı bir şey yukarıda gördüğünüz gibi. Diğeri de ince, cılız bir eleman ve Valladolid'de oynuyor. 79 doğumlu. Önceden Sociedad'taymış. Tam adı Joseba Llorente Etxarri.

Joseba Llorente yaklaşık 1 ay önce filan Espanyol'la oynadıkları ve 2-1 kazandıkları maçta attığı golle gündeme gelmişti. Çünkü bu gol La Liga tarihinin en erken golüydü ve sadece 7. saniyede atıldı. Böylece Dario Silva'ya ait olan rekoru kırmış oldu.
Diğer Llorente ise Bilbao'da bu sezon attığı gollerle dikkat çekiyor. Geçen hafta da golünü attı ama "Nihat'lı Villarreal" e yenildiler. Baskların, hani klişe spor medyası sözüyle söylersek, "Yeni Urzaiz'i" olabilir.

Spurs Falan


Uyarı:Bu yazı bir basketbol sitesi için yazdığım Spurs hakkındaki bir yazıdır. Değerlendirme gibi bir şey. Biz de beleşçi adamlar olduğumuz için, o yazıyı hoop diye alıp buraya da koyuyorum.


35. yılına giren bir organizasyonu seven/tutan biri olarak, mutlu olduğumu belirtmek istiyorum ilk başta. Tabii bu mutluluğun esas sebebi, bu 35 yıllık takımın içinde bulunduğu ligi son 10 yıl dahilinde domine etmesidir. Belki Miami filan gibi 20 yıllık takım olsak, daha da sevindirici olurdu belki. Sonuçta yeni takımsınız, hamsınız daha. Miami de tesadüf şampiyonluğuna sevinsin diyeyim lafı geçmişken, anca bi' 20 sene sonra yüzük bulurlar onlar. Neyse.

Bir kez daha yeni sezona kazanılan şampiyonluğun ardından "favori" olarak başladık. Bu işler böyle zaten. Mesela Kobe-Shaq'lı Lakers her sezona favori başlardı. Niye? İsim var çünkü. Kadro "kağıt üstünde" kaliteli. 3 yüzük kazandılar, o ayrı tabii. Ama bize ancak, yüzük kazandıktan sonra "favori" payesi verilir. Neden mi? Çünkü biz "kendi halinde" bir takımız. Takımın en büyük yıldızı, lideri, Nba tarihinin en büyük oyuncularından biri olmasına rağmen tevazudan kırılacak neredeyse. Diğerleri deseniz keza öyle. Mülayim, oyununu oynayan, doğruları yapıp kazanmaya çalışan bir takımız. Böyle olunca da pek kimsenin dikkatini çekmiyoruz, anca "sağlam takım" olarak değerlendiriliyoruz. Şampiyon olunca da "aaa" diye karşılanıyoruz. Saçma tabii.

Bu sezon için en kötüsü ne biliyor musunuz: sonu çift haneyle biten yıl olması! Spurs tüm şampiyonluklarını sonu tek haneli rakamla biten yıllarda kazandı. Yani 99, 03, 05 ve 07'de. Yani bu sezon istediğimiz kadar favori olalım -ki öyleyiz- şampiyon olmamız zor. Peki ya şampiyon olursak? O zaman da bu "sonu çift haneyle biten yıl" olayından kurtulduğumuz için, yıl seçmeden -seçiyor muyuz ki?- yüzük peşinde koşabiliriz. Belki saçma tüm bunlar ama, 4 defa gerçekleştiği için de en azından ben inanmak konusunda bir yanlış göremiyorum. Zaten bu sezon da olamazsak şampiyon, olay neredeyse kanıtlanmış olacak. Olmaz inşallah.

Olaya sezon öncesinden bakarsak, Batı'da pek bir farklılık yoktu. Ama Doğu'da Boston mesela bizim için, finale çıkarsak tabii, muhtemel bir rakip olarak görülüyordu. Suns Hill'i almıştı filan bir de.
Ama sezon ortasında işler karıştı. Batı'da herkes azıttı. Takas yapmayan kalmadı. Ve "herhangi" takaslar değidi bunlar da. Direkt "yüzük" için yapılan hamleler.
Suns Shaq'ı aldı, bir yandan da Marion'ı yollayıp Amare hayvanını rahatlattı. Lakers Gasol'ü "çaldı" ve birden Batı şampiyonluğu için, tabii final için de, adı geçmeye başladı. Zaten o gazla da 10 maçlık galibiyet serisindeler şu anda. Benchleri bile coştu, neyse. Dallas ise alacak mı-almayacaklar mı-ne zaman olacak derken Kidd'i aldı. 5 oyuncu artı para (3 milyon) artı 2 draft hakkı verdiler. Çok gibi ama, yüzük geldikten sonra sorun olmaz tüm bunlar. Peki gelir mi? Ben az şans veriyorum açıkçası. Korkutucu oldular evet ama, bu tip projeler genelde tutmuyor sanki. Bkz. 2004 Lakers.
Bu hamleler bir yandan da Spurs'e karşı tabii ki. Yani son şampiyonu yerinden etmek adına. Bu 4 takım çok bir sorun çıkmazsa, Batı yarı finalinde yer alacak. Kıran kırana geçecekleri kesin maçların.
Tüm bu yapılanların işe yarayıp yaramadığını, veya ne kadar yaradığını sezon sonunda anlayacağız elbet. Biz her zamanki oyunumuzu oynadığımız sürece sorun çıkacağını pek sanmıyorum.

Sezonun ilk ayı iyi geçti. 15 maçın 3'ünü kaybettik sadece. Bu takımlar da Dallas, Houston ve Sacramento'ydu.
Aralık ise, nispeten daha az maç oynadığımız bir aydı ve, bu ayda 12 maçın 5'ini kaybettik. Ocak Spurs için fazlasıyla kötü geçti. 2 tane 2 maçlık, bir tane de 3 maçlık mağlubiyet serilerimiz oldu. Bu ayda toplam 8 mağlubiyet aldık. Yani oynadığımız maçların yarısını kaybettik. Ama tecrübeden olsa gerek, yine toparlamayı başardı Spurs.
Ocak sonunda başlayan 9 maçlık deplasman turunun 3 maçını kaybettik.
Aralık sonundaki o kaybettiğimiz 3 maç sonrasında oynanan 12 maçın 11'ini kazandık. Son 7 maçı da arka arkaya kazandık. Arada bir tek Boston mağlubiyeti var. O da garip maçtı zaten.
Şu anda karışık Batı'da 2.yiz. Lakers'ın 2 galibiyet arkasında. Batı, normal sezonun sonuna kadar böyle devam edecek gibi. Onun için bu sezon, diğerlerinden daha fazla önemli, nereden Play-off'a gireceğimiz. Mesela şu anda lig bitse Rockets'la oynuyoruz. Ve bu iyi bir eşleşme. Yao'suz Houston. Çok direnemezler.

Bu sezon da daha önceleri olduğu gibi, evimizde çok iyiyiz, üstünüz. Yaptığımız 29 maçın 24'ünü kazandık AT&T Center'da. Evinde bu kadar iyi oynayan 3-4 takım daha var işte ligde.

Bu sezon da "yüzük için şampiyon takıma gelen veteran" hadisesini yaşıyoruz. Bu kez şanslı isim, Damon Stoudamire. Sağolsun pek bir katkısını göremedik şimdiye kadar. Maç sonunda istatistiklere bakarsanız, genelde 0/4 üçlük isabet oranı gibi bir şeyler göreceksiniz. Umarız Play-Off'ta kendisi yararlı olur takıma. Şu anda bunu beklemekten başka çaremiz yok açıkçası.

Kısa zaman önce Batı takımlarının takas rüzgarına kapılıp biz de bir takas yaptık. Sonics'ten Kurt Thomas'ı aldık. Barry, Elson ve 09 1. tur draft hakkı karşılığında. Ben sıcak bakıyorum bu takasa açıkçası. Pota altında bize faydalı olacaktır Thomas. Neler yapabildiğini biliyoruz.Ona karşı verdiklerimizden Barry pek içime sinmemişti ama o da Sonics tarafından waive edildi. Biz dahil birkaç takıma gelme olasılığı varmış. Umarım geri döner. Ona ihtiyacımız olduğu kesin.
Bir ara "Ron Artest"i alacağımız yolunda haberler gördüm. İyi hoş gelsin de, karşılığında kimi vereceğiz, işin o kısmı önemli. Eğer "yüzük için adam olurum" diyorsa gelsin tabii. Gerçi eski arıza halleri çok yok gibi ama, bilemiyorum.

Sonuç olarak:Bu sezon Play-Off'lar çok daha zorlu geçecek gibi. Yani zaten "çift hane ile biten yıl" olayı var, bir de Batı'da millet yüzük için kafayı bozup takas delisi olunca ve kadrolar bir kat daha güçlenip iddialı hale geldiği için işimiz zor olacak. Eğer bu sezon, Batı ve Nba'in bu halinde de yüzüğe ulaşırsak -hem de "08" e rağmen- sanırım bir kez daha ne kadar iyi bir takım olduğumuzu kanıtlamış olacağız. Bir şartla ki, sakatlıklar yolumuza "daş" koymazsa. Parker iti yatakta belini ağrıtıp bizi Damon'a muhtaç etmezse...

Hücum

Maç hakkında bir şey yazmayacağım desem de, teker teker bir şeyler dökülüyor.
Bir tanesi daha mesela:son dakikalarda Gs'nin deli gibi hücum etmesi. Neredeyse Gerets zamanındakine benzer bir sistem/dizilişle (gerçi pek sistem var gibi görünmüyordu o anda ama neyse) hücum etmesi. Sahada 2-2-6 gibi bir diziliş vardı. Veya ona benzer bir şeyler. Futbol düşüncesi olarak hücumcu veya aşırı hücumcu biri olarak bu duruma mest oldum tabii ki. Ayrıca çok eleştirilse de bir yönden Feldkamp'ın bu yaptığı bir yerde normal. Ha, forvetlerden birini almasa oyuna, yine delice saldırmış olurdu ama, şu kesin ki rakip 9 kişiyken olabildiğince yükleneceksin. Kupa maçı bu. Kalmış son 15 dakika. Ha, herkes cesaret edemez, o ayrı tabii. Ama Feldkamp yaptı ve işe yaradı-bir şekilde. Hiç bir şey olmasa, Nonda'nın o anlık çabasının golü getirdiğini düşünürsek, Nonda'yı oyuna alması bile artı puandır. Mesela bir gün Barça da böyle zor durumda kalsa, sonra Ronaldinho-Messi-Giovani-Krkic-Eto'o-Henry yi bir arada oynatsa, ardından da son dakikada gol atsalar, Camp Nou havaya uçsa...

Gökhan Gönül 2


Malum maç hakkında bir şey yazmak istemiyorum, çünkü o kadar çok laf kalabalığı var ki. Yazacaktım. Hem de yazacağım çok şey vardı. Ama gereksiz olduğunu düşündüm. Hele de kaybeden taraf hiçbir şeyi kabullenmezken...Ne için yazacaksın ki?
Maçla ilgili yalnızca Gökhan Gönül'e değinmek istedim. Maç boyunca belirgin şekilde, iki atağa çıktı. Zaten maçın büyük bölümü eksik oldukları için, olması gerektiği kadar çıkamadı hücuma. İlkinde eğer kendi atsa (ki artık vuracak gücü bile kalmamıştı ve açı da dardı. Kötü vurması normaldi yani) veya Kezman'a topu aktarabilse, ki Kezman bomboştu, golü atması kesindi, maç daha farklı devam edecek ve belki Gökhan efsane olacaktı. Çünkü şuttan önce Gökhan tam 5 kişiyi geçti. Müthiş bir slalomdu. Ve diyorum ki, o şekilde kaleye gidecek Dünya'da 3 tane bek var. Biri Alves zaten, diğeri Gökhan. 3.cü de kimdir bilemem artık. Belki Zambrotta.
İkinci pozisyonda da neredeyse çizgiden içeri doğru hareketlenip, çalımdan sonra o açıdan, o şutu çekmek inanılmaz. Ona cesaret etmek cidden takdir edilmesi gereken bir karar. Nitekim de gol oldu. Belki kartlardan, kavga-gürültüden ve Gs'nin kazanmasından çok fark edilmiyor ama bu maçı önemli kılan unsurlardan biri, hatta belki en önemlisi de Gökhan'ın yaptıkları ve yapamadıklarıydı...

Xavi


Tabii Barcelona'da kıran kadar forvet var ama, iş ara sıra da olsa diğer oyunculara düşebiliyor. Hatta bazen gereğinden fazla düşüyor.
Xavi Barça'nın son 6 maçının 4'ünde gol attı ve 3'ünde de golleriyle takımı kurtaran adam oldu. Önce Şubat başında Camp Nou'daki Osasuna maçında son dakika golüyle galibiyeti getirdi. Ardından Sevilla deplasmanında attığı golle takımının 1 puanı kazanmasını sağladı. Geçen haftasonu Levante karşısında ilk golü attı. Ve son olarak da dün, evlerinde Valencia'ya 1-0 yenilecekken son dakikada attığı golle yine beraberliği kurtaran oyuncu oldu. 6 maçın 4'ünde gol atmak, gerçekten çok etkileyici bir performans. Bu kadar forvetin arasında Xavi'ye bu kadar iş düşmesi iyi değil belki ama, başka mevkiilerdeki oyuncuların gol sayısına katkısı olarak bakarsak güzel. Hücumda verimlilik açısından sanırım kariyerinin en iyi günleri Xavi'nin.

Kartların özeti!

En iyi sayın Altan Tanrıkulu özetlemiş kartları bugünkü yazısında;

"Hakemin gözü önünde, yan hakeme gözlük işareti yapıyorsan ve sarı kartın varsa atılırsın.. İlk kartın ne kadar kolay gösterilmiş olursa olsun, Uruguay Milli Takımı’nın kaptanıysan o hareketi yapma hakkın yoktur..

Gökhan’ın atılması da tartışılacak bir pozisyondu.. Ama kartın varsa ve hakem uçana kaçana kart gösteriyorsa, deplasmandaysan, tribünler patlamaya hazır bomba gibiyse topu oyuna sokma konusunda biraz daha dikkatli olacaksın..

Ve Volkan.. Son dakika golüne sinirlendi, 9 kişiyle yapılan mücadelenin gerginliği vardı, ama o kartı görmemeliydi.."


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8331012.asp?yazarid=162&gid=61&sz=61053

Gökhan Gönül

Fenerlilerin kendi oyuncusu bakın ne demiş beyler, siz hala hakem, hakem diye gezin;

"Gökhan, hakem kararlarıyla ilgili, 'Söyleyecek birşeyim yok. Gerekli kişiler değerlendirir. Ben, golü attığım için çok mutluyum. Özellikle bunun Galatasaray'a olması benim için ayrıca önemli. Takımımı 9 kişi bıraktığım için de herkesten özür diliyorum. Kart görmemem gerekirdi, beraberliği yakalamıştık zaten ancak her profesyonel futbolcu zamandan kazanmak amacıyla yapar bunu,' dedi."

O kel asbaşkan


Bu arada o arkadaş var ya, amca mı diyeyim, dede mi diyeyim. Kel bi' tane. Kaçakçı it hani. Ne zaman çıktı da o hapisten de neden konuşuyor? Bir izleyin Allah aşkına Gökhan'ın pozisyonu nasıl görmüş, nasıl yorumluyor. Belli yüzde yüz kulaktan dolma. Efendiii, bir kere de tebrik edin yahu, nedir bu hakem kompleksi. Şu anda da haber spikerini görüyorum. Fenerli. Güzel. Bir de aptal aptal konuşuyor. Tövbe yarabbi... Bir de "Ben daha fazla konuşmayayım," Kimse demiyor ki Fener ne topu oynadı da ne hak etti. Ooof of, bu fenerliler adam olmaz.

Fenerbahçe, Cüneyt Çakır, Tanıdığı olan yazarlar, Çirkeflik, Bir daha Fenerbahçe

Şimdi direk maç yazısı yazmadan böyle bir yazı yazmak farz oldu. Maç zira Galatasaray'ın galibiyetinden çok Fenerbahçe'nin kaybetmesine odaklı oldu, her Galatasaray galibiyetiyle biten maç gibi. Paşalar kendisi yenince daha usul erkân bilmeden "Hindi baba hindi(!)" çekerlerken, o da neyse, yendikleri zaman hakeme "Hakem çok iyi maç yönetti, Türk futbolu iyi bir hakem kazandı" derlerken iyi ancak o aynı hakem maçı kötü yönettiği zaman-sanki bir tek Fenerbahçe'yi yönetmiş gibi- "Ne biçim hakem bu, futbolu katletti" gibi ithamlarda bulunuyorlar. Galatasaray hiç oynamadı zaten, golleri de Cüneyt Çakır attı, çataldan falan. Fenerbahçe'nin kalecisi ne olursa olsun, isterse sülalesini şey yapsın sahanın ortasında (!) kalkıp Galatasaray futbolcusunun boğazına sarılamaz, hayalarına tekme atamaz. Sonra da çıkıyor beyefendi "Erkekse sokakta çıksın karşıma bunları söylesin!" E sen böyle konuşursan canlı yayında Türkiye'nin karşısında, sokakta gelip biri senin ağzını yüzünü dağıtırsa söyleyecek sözün kalmaz. Lugano'nun kırmızı kartına gelince, bu insanlar zamanında Bülent Korkmaz hakemi alkışlayarak ikinci sarı kartı görünce, kaptanın anne-avrat-kız kardeş kalmadan şey yaptığının çocuğu Bülent atıldı diye vücudunun arka taraflarına kına yaktılar ancak kendi oyuncuları hakeme gözlük işareti yapıp ikinci sarıyı görünce, "Hocam böyle karar mı olur!?!" Rizeli Cumhur örneğini veriyorlar, efendim ona verilmemiş kart. Herkese aynı standart olmalı tabii ki ancak Rize'de olan hakem yanlışlığı olmuyor, buradaki hakem maçı katletmiş oluyor. Gökhan Gönül'ünki en çok tartışılan ancak en kolay olanı. Paşamız top toplayıcıdan istiyor topu, malum skor 1-1, Fenerbahçe tur atlıyor, yerdeki topu almaya gider gibi yapıp eğiliyor. Aa top geçti. Tacı atacak hacı, hakem düt düt diyecek, topu dışarı at, haydaa bi' taç daha kullan derken bir buçuk dakika geçti. İkinci sarıyı görünce de "Futbolda uyarı diye bir şey var. İkinci sarı kart bu kadar kolay gösterilmez." Arkadaşlar, göz var izan var, hiç mi kural bilmezsiniz, hiç mi top oynamazdınız, izlemediniz. Futbolda birinci sarıyla ikinci sarı arasında fark yoktur! O yüzden hakemler sert hareketlerde direk kırmızı gösterir. Gökhan Gönül'ün kırmızı kartı yüzde 100 haklıdır. Ayriyetten, demiyoruz ki Cüneyt Çakır çok iyi maç yönetti, yıktı ortalığı diye. Ama kartlarda bir istikrar var. Topu değiştiren Volkan Yaman'a sarı kart olunca "Oh ne güzel," Gökhan Gönül yapınca "Ananın ellerini öpeyiiim, Cüüneyt Çaaakııır." Hadi ya... Yok öyle yağma efendim.
Başka bir konu da bu spor sitelerinde yazmaya başlayan yazar arkadaşlar. Spastik tipli, genç birisi var aralarında, isim vermeyeyim problem olmasın. Çok fena Fenerli sanırım. E tabi olmuş yirmi yedi (rakamla: 27) sene. Kuyruk acısı da var tabii. Yazmış bilmem kaç sayfa. Subjektifliğin bu kadarı! Yok hakem maçı katletmiş, hakem başkası olsa Fener vark atarmış, bilmemneymiş. Arkadaş, Fener'e verecek hakem kalmadı ki. Onu istemeyiz, bunu istemeyiz. Yok ya, Dingo'nun ahırı mı burası. Çirkeflikte üstünüze yok, ne yapalım. Öyle kabul etmek lazım zahir.

Bu Kupayı Görenler Parmak Kaldırsın!


Daha önce de bahsetmiştik Galatasaray tribünlerinin koreografilerinden. Son havadis yine Eski Açık'tan. Fenerbahçe'nin en son aldığı Türkiye Kupasını görenlerden değerli arkadaşımız Fred Çakmaktaş.

Yao "Minik"


Oh olsun. Aslında bana göre hiçbir sağlık problemine böyle denmemeli ama oh olsun kardeşim. İstemiyorum bu kırılgan devenin başarılı olmasını ben. Manute Bol ve hatta Shawn Bradley'i bile bu adamdan daha çok seviyor, sayıyorum. Çapını bilmeli insan. O kadar boyla oturur 6-7 metreden şut atarsan Allah adamı çarpar. Bak çarptı. Stres kırığı. Türk yayın organlarından hatta ve hatta Nba.Com'dan daha önce haberi verdik, kim okudu bilinmez; ancak anlayın değerimizi. Çok kasıldım şimdilik yeter.

Özhan Canaydın


Bu yazı biraz da günah çıkarma olacak sanırım. Yaklaşık yarım saattir düşünüyorum; nedir, ne değildir diye. Canaydın'a şahsen ben yaklaşık beş senedir karşıyım, zaten altı senedir başkan. Bu görev süresi içinde iki kere yeniden seçildi, bir kere daha girseydi seçime zaten malum tek liste ile girip tekrar başkan seçilecekti. Büyük insan aslında, insan olarak bakarsanız, Galatasaray'ı bir yana bırakırsanız. Adam mafya değil, kara para aklayıp memleketini kazıklamıyor en azından, gerçi öyle yapanlar yüzyılın başkanı falan seçiliyor, çok başarılı diye. Ekonomik açıdan başarısızdı, sportif açıdan da bir Faruk Süren kadar başarılı olduğu söylenemez. Ancak bir de Seyrantepe var. Başkan yıllardır uğraşıyor, sonunda da mutlu sona ulaşmak üzere Galatasaray. O stadı da Canaydın açarsa süper olur. Ben kendi adıma çok sert çıktım başkana, her yazımda, her konuşmamda, mutluyum gidiyor diye ancak Sayın Canaydın iyi bir Galatasaraylı. Asla ve asla hiçbir zaman iyi niyeti sorgulanmadı taraftar tarafından. Sorgulanan aktifliği, ve biraz da az iyi niyetli olmamasıydı. "Burası Türkiye kardeşim, iyi niyetlilere yer yok" kavramını algılayamadı başkan. Neden hem futbol, hem basketbol, hem voleybol takımı, yazarlar, spor otoriteleri, şey başı bakanı, ülke başı, Fenerli Tayyip Erdoğan arar bu adamı, "başkanım sırası değil" diyerek. Sırası, gayet de sırası ancak kimse istemiyor Canaydın'ın gitmesini. Ben Fenerliler neden istemiyor anlıyorum, onlar çıkarcı, ancak Galatasaray taraftarları da sanırım bu çalkantılı dönemde hazır görmüyorlar takımlarını. Ben görüyorum, bir de Adnan Polat'ın geleceğini düşünürsek başkanlığa, ne takımın yabancı olduğu bir isim, ne de camianın. Eğer kulislerde geçen listeler doğruysa, Polat o sandıktan yüzde 70'le çıkar, diğerlerinin ağzı açık kalır, Fenerlilerin dilleri anüslerine kaçar. Zaten kuyruk acıları var 20.45 davasına, ondan sonra nedense (!) birden bir nefret başladı adama karşı. Hayırdır inşallah. Bugün çok önemli bir maç var malum. Oyuncularımız bu kadar istiyorsa başkanın gitmemesini, en azından ona hediye olarak bir Fenerbahçe galibiyeti ve Türkiye Kupası hediye edebilirler. Ama bugün Kalli'nin açıklamaları gördük. Adam resmen Canaydın gitse Polat gelse daha iyi olur diyor. Fatih Terim de bir nebze öyleydi röportajda, onu anlayabiliyorum, Olimpiyat Stadı olaylarından sonra. Velhasıl-ı kelam, Canaydın büyük bir Galatasaraylı, camia onu unutmaz, iyisiyle kötüsüyle altı sene. Galatasaray taraftarı sevmese de, gitmesini istese de her şekilde başkanına ve oyuncularına saygılıdır. Dövmez. Zira onların da hiçbir zaman "Sizi vuvduvtuvum mınakoduklavım" diyen bi' başkanları olmamıştır. Galatasaraylılık ayrıcalıktır.

Mühim


Sezonun 3. derbisi. Galatasaray için artık sanıldığından ve beklendiğinden daha önemli bir maç. Bir çıkış olacak belki bu maç. Avrupa'dan eleniş, ardından ligde Fenerbahçe'nin yenilmesiyle ele geçen farkı 4 puana çıkarma şansının yitirilmesi...
Evet Fb'ye karşı genelde şansımız tutmuyor. Deplasmanda neredeyse "hiç" yok ama içerde de az da olsa umut taşıyabiliyor sarı-kırmızılılar. Eğer bu maçı kazanamazlarsa, kriz daha da büyüyebilir.
Fb açısından bakarsak da, 20 küsür senedir Türkiye Kupası kazanamamaları, bu sezon da bir Gs yenilgisi ile devam ederse, onlar için de sıkıntı baş gösterebilir. Belki de bu olumsuzluk, Sevilla eşleşmesine de yansır. Onlar için de en az Gs kadar önemli maç yani.

3'te 2

Uleb Cup 2. tur maçları tamamlandı. En azından bizimkilerin!
Ve bu maçlar sonunda 3 takımımızdan 2'si son 16'ya kalmayı başardı. Maçlara bakalım...

İlk maçta Hapoel'den 15 sayı yiyen Beşiktaş, evinde İsraillileri 20 sayıyla yendi. Dalmau, Kaya, Apodaca ve Nicevic çift haneli sayılara ulaştı. Maç sonrası Filistin bayrağı filan açılmış. Garip milletiz vesselam.
İlk tur gruplarını namağlup geçen takıma da turu geçmek düşerdi tabii ki. Beşiktaş'ın 3. turda rakibi Kızılyıldız olacak.

Eşleşmenin ilk maçında Unics Kazan'dan tam 26 sayı fark yiyerek Rusya'dan dönen Telekom, maalesef bekleneni yapamadı. Maçı 96-93'lük galibiyetle tamamladı ve Uleb Cup'a veda etti.

Ve Galatasaray. İlk maçta Fransa'da 69-69 berabere kaldığı Asvel'i Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda 76-75 yendi ve 3. tura yükseldi. Son periyotta savunmasıyla oyunu lehine çeviren Gs, galibiyete ulaşmayı başardı.
3. turda Gs'nin rakibi Gran Canaria veya KK Bosna olacak.

Sonuç olarak 3 takımımızdan 2'sinin ayakta kalması iyi haber. Umarız ki bu 2 takımımız da olabildiğince ileri gider. Hatta inşallah finalde falan karşılaşırlar.

Yao Sıçtı


Ve son 12 maçı üst üste kazanan Houston'a kötü haber:Yao Ming sezonu kapattı. The Houston Chronicle gazetesinin verdiği habere göre Çinli pivot sezonun geri kalan bölümünde oynayamayacak. Bu da Houston'ın bu gidişatının az ya da çok sekteye uğrayacağının göstergesi.
Bu haber de Türk basın-yayın organlarında ilk kez bu blogda yer buluyor. Öhöm.

Vaziyet Of Enbiey End Törkiş Süper Lig


Bu sezon Nba Batı konferansı'nın da, Türkiye Süper Lig'in de hali darmaduman. İki tarafta da işler çok karışık. Kim şampiyon olacak, kim Playoff'a kalacak vs. Bir dünya aday var.

Öncelikle Nba.

Batı Konferansı'nda durum şu:
Lakers: 39-17
Spurs:38-17
Suns:38-18
Jazz:36-20
Hornets:37-18
Mavericks:38-19
Rockets:36-20
Warriors:33-22

Şu anda sezon bitse Playoff'a gidecek olan takımlar bunlar. Ve bunların içinde bir Denver yok. İnanılmaz. Nuggets son 3 maçını kaybetti. Bulls, Bucks ve Pistons'a. Pek güven vermiyorlar açıkçası. Savunmada gözleri yok. Her zaman da 120-130 atamıyorlar. Melo atmaya bakıyor. Iverson olabildiğince efektif oynamaya çalışıyor ama, o da elinden geldiği kadar işte. Bir de o zıvanadan çıkıp her geleni atsa, daha fena olur halleri. Neyse.
New Orleans Hornets da son 3 maçını kaybetti ve 3 maç önce Batı birincisi olan takım, şu anda Batı 5.si!! İşte Batı'nın durumu bu. Bu derece karışık. Eğer bu durum, normal sezonun sonuna kadar devam ederse, Nisan 20'de bile ortalık karışık olursa, tahmin edilenden çok farklı Playoff manzaraları görebiliriz. Sürprize mahal veren eşleşmeler, erken finaller vs.

Şu anda bakıldığında 3 takımın uzun denebilecek galibiyet serilerine sahip olduğunu görüyoruz:Houston (12), Spurs(6) ve Lakers(8). T-Mac umarım sakatlık belasına bir daha bulaşmaz bu sezon ve takımla birlikte yükselişini sürdürür. Bari bu sezon 2. tur filan görebilsin. Yao bey de azıcık götünü kaldırıp yardım ederse tabii. Lakers, Gasol'ün gelişinden itibaren coştu. Hep söylüyorum ama bir kez daha söyleyeceğim;bunlar Bynum gelince nasıl olacak acaba? Benchten Farmar ve Vujacic son maçlarda büyük katkı yapıyorlar. Gerçi çoğu zaman gerek bile kalmıyor. Çünkü ilk 5 o kadar verimli oynuyor ki, "aman benchden katkı gelsin de maçı alalım, rahatlayalım" benzeri serzenişler çıkamıyor bile. Gasol'ün pas yeteneği ve üçgen hücuma uyumu, bu galibiyet serisini daha da uzatacak gibi. Mart içinde Dallas ile 2 maçları var. Bu çok önemli, çünkü eğer Lakers en azından Batı finali'ni falan istiyorsa, Dallas ile karşılaşmaya hazır olmalı. Dallas'ın son hali de hepinizin malumu. Onun dışında Kings, Warriors ile de 2'şer maçları var.
Spurs de klasik All-Star sonrası gidişatına devam ediyor. Parker iti döndü. Stoudamire çok faydalı. Her maç 0/4 üçlük isabetine imza atıyor sağolsun. Manu azdı bu aralar. TD de ağırlığını koydu biraz biraz. Kurt Thoms'ı aldılar bu arada. Ben çok faydalı olacağını düşünüyorum Thomas'ın. Belki karşılığında biraz fazla şey verdik ama, Barry'nin gelme ihtimalini göz önünde bulundurunca "çok" durmuyor. O da gelir umarım.

Bu nasıl bir konferanstır ki, 1.iyle 7. arasında sadece 3.0 oran olsun. Yani Houston o seri galibiyetlere devam edecek olsa 3-4 maç civarı Batı'nın tepesine yerleşebilir. O derece.

Diğer takımlara bakınca Lakers'ın liderliği biraz "sürpriz" gibi duruyor değil mi? Ama aslında öyle değil. Hatta ben onlar normal sezonu birinci bitirirse hiç şaşırmam. Artık Lakers'ın o 2-3 sezondur akıllarda olan "orta seviye takım" veya "Kobe'den başka hiçbir şey olmayan takım" profili yavaştan değişse iyi olur. Çünkü "öyle" değiller artık.

Şahsen ben bir Suns-Mavericks eşleşmesini kolluyorum. Kidd-Nash kapışması, hem de Playoff'ta, harika olacak. İlk turda olması kötü olur tabii ki. Ama bir Spurs'lü olarak bakınca da, göze hoş gelen bir ihtimal.

Hornets, Playoff'ta çok feci sıçabilir. Takım halinde Playoff'ta pek tecrübeleri yok. Paul istediği kadar liderlik etsin, ben en fazla 2. tura kadar gidebileceklerini tahmin ediyorum. Daha ötesi olmasın zaten, başka bir takımı engelleyeceklerine. Mesela bu sene Hornets mi, Rockets mı 2. tur görsün derseniz tabii ki Rockets derim. Hornets daha genç takım, görür elbet daha yukarıları. Hele de Paul varken. Ama şu T-Mac herifi bir 2. tur görsün de, biz de rahatlayalım o da. Ha, zaten o "ligin en iyi ikilisi" mevzuu yalan oldu da, en azından biraz da olsa başarı tatsın adamlar. Şampiyonluk falan bekleyen yok. Onlar da takas biterken Gerald Green insanını aldı. İnşallah orada biraz kendini gösterebilir de "smaççı atletik genç" ten ötesi olabilir.

Nba hakkında nasılsa daha çok konuşuruz. Ben izninizle (kimin izni ulan) Türkiye Süper Lig'e geçmek istiyorum.


Sanırım Türkiye 1. Futbol Ligi tarihinde ligin 23. haftasına kadar 4 takımın şampiyonluk kovaladığı ilk ve tek sezon bu. Başka varsa da ben bilmiyorum. 3 bile olmuştur tamam ama, 4 hiç sanmıyorum.

Puan durumu'nun ilk 4 şudur:
G.saray:51
F.bahçe:50
Beşiktaş:49
Sivasspor:48

Ve bu hafta da Beşiktaş-Galatasaray maçı var. Olur da Bjk yenerse işler iyice karışacak. Ki bu da yüksek ihtimal çünkü Galatasaray'ın durum ortada. Beraberlik bile kardır diyeceğim ama, şu puan durumu'nda neyin avantajı? Farzet berabere bitti bu maç, Fb ve Sivas da yense puan durumu olacak şu şekil:Fb:53-Gs:52-Sivas:51-Bjk:50. Yine birer puan farkla ama bu kez sıralar değişiyor.
Peki ne zamana kadar devam eder bu? Beşiktaş aldı gazı gidiyor. Kısa vadede tökezleyeceklerini sanmıyorum ben. Sivas ise saçma sapan puan kayıplarına rağmen hala yarışta. Son maçta bile berbat sahada Rize'ye karşı neler kaçırdılar. Ben 28. haftaya kadar filan onların yarıştan kopacağını tahmin ediyorum. Zaten hocası "biz şampiyonluk istemiyoruz" diyen takımdan ne kadar hayır gelir. İnşallah Kayseri de geçer onları, 5. olurlar da o zaman görürüm ben onları. Yaptıkları işe ihanet ediyorlar. Yazık.

Fenerbahçe de eğer Sevilla'yı elerse - ki zor- lig için işi daha da zorlaşacak. Hatta kupa'da da devam ederlerse bir kat daha. Çünkü 3 koldan maç oynamak gerçekten çok zor. En büyük takımlar bile çoğu zaman bu gidişata dayanamıyor. 1-2'sinde pes ediyorlar. Kupa'yı belki çok önemsemeyebilirler diyebiliriz ama, bir yanda 20 küsür senedir Türkiye Kupası'nı kazanamamak var, hem de çeyrek final'de rakibin Galatasaray! Elemek farz yani. Bu da ilaveten en azından bir tur anlamına geliyor.
Fenerbahçe'de bu 3 cepheyi birden kaldıracak kadro var mı? Cevabı Bursa maçında aldık:yok. Geçen Yüzde yüz Futbol'da Rıdvan diyor:"Madem bu maçta takımın hepsini dinlendirdin-ki bu yanlış. Bundan sonra dışarda Kupa'da Gs, ardından dışarda A.Gücü, sonra da dışarda Sevilla. Ne ara dinlendireceksin bunları o zaman. Kadronu ekonomik kullan. Brezilyalılar oynayarak form tutar vs" diyor. Haklı. Bu 3 maçta bakalım Fb ne yapacak.

Sonuç olarak, bu mücadele ne kadar uzun sürerse, ne kadar çok takım arasında ne kadar uzun sürerse o kadar keyifli bir lig olacak. Umarız olabildiğince uzun sürer.

Lakers Falan



Az önce Ekşi'de bir entry okurken aklıma geldi:Geçen sezon Lebron hayvanı neredeyse tek başına( bir de Gibson'dan yarım kişilik katkı. O da ekstra) takımını Nba finaline çıkardı öyle değil mi? 2 sezondur da Kobe neredeyse tek başına Lakers'ı bir yerlere getirmeye çalışıyordu. Hatta işin garibi normal sezonda azıp, playoff'ta takım oyunu oynayası geliyordu. Ne yapmaya çalışıyordu bilemiyorum artık. Ha belki o 2 sezon da Suns ile eşleşmeleri işin şanssız tarafı ama durum az çok bundan ibaret.
Peki bu sezon ne olacak? Öncelikle sezon başında Bynum'ın iyiden iyiye kendini göstermesi, sezon ilerledikçe Odom'ın "adam" olmaya başlaması Kobe'nin azgınlıklarıyla birlikte Lakers'ı önceki senelerden daha iyi bir konuma getirmişti. Bir de üstüne Gasol vurgunu (takası demeyeceğim, düpedüz vurgun bu) gerçekleşince Lakers bir kademe daha yukarı çıktı. Daha etkileyici bir takım oldu. Ben şimdi çok merak ediyorum, Bynum gelince nasıl bir takım olacak Lakers. Fisher-Kobe-Odom-Gasol-Bynum. Bu beş, zaman geçtikçe daha çoğalan bench katkısıyla birlikte(özellikle Vujacic ve Farmar) şampiyon bile olabilir. 06'da Miami olduysa, bu sezonun Lakers'ı haydi haydi...
Evet Batı çok karışık, hele de takaslardan sonra ama, Lakers'ın önceki 2 sezondan daha fazla iş yapacağı kesin bu sezon için.
Kobe'nin Gasol takası sonrası vaziyeti şu:gerekince sayı atıyor. Takımın normal gidişatı içinde sayı buluyor. Sivrilmiyor. Genelde 20-10-5 civarı istatistikler yapıyor. Asist kasıyor vs.
Bynum'ın da geleceğini hesap edin Bu Lakers'a. O zaman Kobe'ye düşen gereken yerde sazı eline almak. Ne bileyim ekstra çaba mı gerekiyor, Kobe orada kontrolü ele alacak işte. O zaman Kobe ,farkını ortaya koyacak.
2-3 senedir yaptığı gibi tek başına takımı kurtarmasına gerek de kalmayacak. Daha rahat olacak.