MINNESOTA TIMBERWOLVES
Minnesota'da kurulması muhtemel takım için, 1986 yılında bir takıma-isim-ver yarışması açıldı. Eyaletteki 842 şehir konseyinden 333'ünün oyunu alan Timberwolves ismi, final oylamasında da "Polars"ı 2-1 yendi. Timberwolves ismini ilk öneren taraftarlardan biri olan Tim Hope, All-Star maçına gitmeye hak kazandı. Pope toplamda 10 isim önermişti, bunlardan biri de Gun Flints'ti. "İki parçalı bir ismin kazanacağını düşünmüştüm" demişti bir muhabire. Yarışmada en çok oy alan isim "Blizzard" idi; ama takım, eyalete daha uygun bir ismi tercih ediyordu. Bir takım yetkilisi şunları söylüyordu: "Minnesota, ülkedeki bütün eyaletler içinde, başıboş kurt sürüleri görebileceğiniz tek yer."
NEW JERSEY NETS
New Jersey Americans, 1967'de ABA'e katıldı ve sonraki sezon New York'a taşındı. Takımın ismi, şehirdeki diğer takımlar olan Jets ve Mets'e uyum sağlaması amacıyla New York Mets'e dönüştürüldü. 1977-1978 sezonundan önce, takım New Jersey'e geri döndü, ama ismi korudu. 1994'de pazarlama açısından daha olumlu bir tablo sergilemek adına, isimlerini Swamp Dragons veya Fire Dragons olarak değiştirmeyi düşündükleri söylendi, ama bu gerçekleşmedi.
NEW ORLEANS PELICANS
Tom Benson'ın 2012'de takımı satın almasının ardından, ismin değiştirileceği açıklandı. Marc Spears'a göre, "Krewe ve Brass isimleri üzerinde konuşuldu," ama --Louisiana'nın simgesi olan-- Pelicans'ta karar kılındı.
NEW YORK KNICKS
"Knickerbocker" ifadesiyle, 1600'lerde Yeni Dünya'ya yerleşen Hollandalı göçmenlerin giydiği, diz altında sıvanmış pantolonlara atıfta bulunulur. Bu göçmenlerin çoğu, Baba Knickerbocker'ın önemli bir sembolü olduğu New York ya da çevresine yerleştiler. 1845'te, ilk organize beyzbol takımı kurulduğunda, ismi Knickerbocker Nine'dı; ve bu isim, 1946'da New York, BAA'ya bir takım verdiğinde, yeniden anımsandı. Takımın kurucusu Ned Irish, kararını Knickerbockers yönünde kullandı.
OKLAHOMA CITY THUNDER
Seattle SuperSonics 2007-2008 sezonunda Oklahoma City'ye taşındığında, taraftarlar ortaya 64 farklı isim attılar. Thunder ismi, Renegades, Twisters ve Barons'ın önünde seçildi ve olumlu tepkiler aldı. Yeni isim açıklandıktan sonra, takım ürünleri satış rekorları kırdı. Başkan Clay Thompson, muhabirlere "Gök gürültüsü imajı ve düşüncesiyle, ve de Thunder'ın saha içi deneyimiyle ilgili her tür eşya vardı" diyordu muhabirlere. SuperSonics ismi, SuperSonic Transport adındaki uçaktan geliyordu. Uçağı üreten Boeing firmasının Seattle'da büyük bir fabrikası bulunmaktaydı.
ORLANDO MAGIC
Orlando Sentinel, şehrin yeni kurulacak ekibi için takıma-isim-ver yarışması düzenlediğinde, Challengers --ki bu, 1986 yılındaki uzay mekiği kazasına bir atıftı-- en popüler aday olmuştu. Diğer öneriler arasında Floridians, Juice, Orbits, Astronauts, Aquamen ve Sentinels vardı; ama takım yetkililerini de içeren jüri, bütün isimleri gözden geçirdi ve Magic'te karar kılındı. İsim, aşikar şekilde, turizm zengini şehrin bir numaralı markası olan Disney World'e selam çakıyordu.
Onlar
Blog İnsanları
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Yirmi Beş Sözcük5 yıl önce
-
-
-
-
-
NBA'de Poster Gecesi7 yıl önce
-
-
-
-
-
.8 yıl önce
-
-
-
-
-
-
sene sanki ispanya 829 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Doctors Northern Virginia11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIK12 yıl önce
-
Mutluluk Oyunu12 yıl önce
-
Keane vs Vieira12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı12 yıl önce
-
-
OKUYABİLSEYDİK FARKINDA OLACAKTIK.12 yıl önce
-
Kynodontas12 yıl önce
-
-
-
-
-
Wellness Weekend is great as a gift13 yıl önce
-
-
Making music in the winter13 yıl önce
-
GROUND ZERO13 yıl önce
-
-
-
-
-
-
ONCA ET13 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Rejected14 yıl önce
-
-
-
-
-
Şirazesi Bozuklar14 yıl önce
-
-
-
Dolduuuu :D14 yıl önce
-
-
-
Taşınıyoruz!14 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Seninki kaç santim? - Greenpeace15 yıl önce
-
-
-
NTV TARİH / EKİM 201015 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Etiketler
- futbol (2111)
- nba (1023)
- basketbol (925)
- forma (749)
- retro (358)
- galatasaray (346)
- nerden nereye (314)
- çıkartma (228)
- barcelona (204)
- kitap (180)
- falan filan (154)
- imaj (129)
- medya (107)
- hayat (99)
- müzik (99)
- san antonio spurs (77)
- fenerbahçe (67)
- güzel formalar (63)
- real madrid (56)
- çeviri (55)
- video (51)
- Beşiktaş (45)
- dünya kupası (45)
- blog (41)
- güzel ikili (38)
- notlar (36)
- transfer (36)
- siyaset (35)
- jenerik (33)
- los angeles lakers (33)
- playoffs (31)
- rap (31)
- sözlü tarih (31)
- euro 2012 (28)
- maskot (25)
- tv (22)
- tbl (21)
- tarih (20)
- dime (18)
- euroleague (18)
- internet (18)
- ncaa (18)
- dergi (17)
- diğer (17)
- güzel (17)
- Kobe (15)
- din (15)
- formula 1 (14)
- tribün (13)
- dizi (12)
- draft (12)
- euro 2008 (12)
- iğrenç formalar (12)
- premier league (12)
- sinema (12)
- kayıp formalar (11)
- baykerahet (10)
- hakan günday (10)
- trabzon (10)
- wnba (10)
- all star (9)
- nfl (9)
- şampiyonlar ligi (9)
- edebiyat (8)
- euro 2016 (8)
- taraftar (7)
- the book of basketball (7)
- bisiklet (6)
- eurobasket 2011 (6)
- kıyamet alametleri (6)
- olimpiyatlar (6)
- tdf (6)
- atletizm (5)
- kitap için (5)
- mizah (5)
- nostalji (5)
- timmy (5)
- lig (4)
- miami heat (4)
- voleybol (4)
- Arda Turan (3)
- Tsubasa (3)
- aforizma (3)
- atar (3)
- direniş (3)
- fantazi lig (3)
- hakem (3)
- obstage (3)
- oyun (3)
- röportaj (3)
- caps (2)
- deron williams (2)
- gezi (2)
- kültür (2)
- lebron (2)
- stat (2)
- tenis (2)
- 2014 (1)
- Rook (1)
- Rookie (1)
- ali sami yen (1)
- and1 (1)
- boks (1)
- brooklyn (1)
- dallas (1)
- doping (1)
- fiba 2010 (1)
- filenin sultanları (1)
- giyim (1)
- gurme (1)
- hip-hop (1)
- howard (1)
- ismet özel (1)
- kadın voleybol (1)
- kurgu (1)
- kırmızı (1)
- mark cuban (1)
- mhk (1)
- mlb (1)
- otomobil (1)
- shaq (1)
- son (1)
- tff (1)
- ultrAslan (1)
- west ham (1)
- world grand prix (1)
- İngiltere (1)
Crop
Finalin pek dikkat çekmeyen bir yönü: Hadi Sevilla zaten üst üste 3. kez aldı. İlkinde Warrior giyiyorlardı, sonraki ikisi New Balance ile geldi. Ama bu kez karşıda da New Balance giyen bir takım vardı.
Şampiyonlar Ligi, zaten bırakın New Balance ve benzerleri, Adidas-Nike haricine zor gidiyor, ama Ue-- Pardon, Avrupa Ligi de olsa, bu son dönemin "nevzuhur" markalarından birinin, finalde karşılıklı görünmesi, fazlasıyla mühim ve kritik.
Lan o değil de, Sevilla bu sene göğüs reklamsız aldı kupayı ha.
NBA Takımlarının İsimlerinin Kökenleri - 2
(Yazının orijinali için tık.)
GOLDEN STATE WARRIORS
HOUSTON ROCKETS
Houston Rockets, esasen San Diego'da kurulmuştu. Rockets ismi, bir takıma-isim-ver yarışması vesilesiyle seçildi, ve oranın "Hareketli Şehir" temasına uygundu. Aynı zamanda, likit yakıtla üretilen Atlas füzeleri de, San Diego'da üretiliyordu. Takım 1971'de Houston'a taşınınca, NASA'ya evsahipliği yapan bir yerde bu ismi korumak mantıklı geldi.
INDIANA PACERS
Michael Leo Donovan'ın takım isimleri üstüne yazılan kitabı, Yankees'den Fighting Irish'e: Takımınızın İsmi Nasıl Oluştu'ya göre, Pacers ismi, 1967'de avukat Richard Tinkham'ın da aralarında bulunduğu ilk yatırımcıları tarafından seçildi. Bu isim, Indiana'nın zengin binicilik ve otomobil sporları tarihine atfen konulmuştu. "Pacing" (rahvan gitmek), Indianapolis 500 yarışlarında en önde giden "Pace car"ın yaptığına benzer şekilde, binicilikte kullanılan at binme şekillerinden birini anlatıyor.
LOS ANGELES CLIPPERS
Buffalo Braves 1978'de San Diego'ya taşındığında, takım sahipleri, ismi değiştirmek istediler. Ve --19. yüzyılın popüler gemi tiplerinden biri olan-- "Clippers"ta anlaştılar. San Diego, 1970'ler boyunca Conquistadors ve Sails isimli ABA takımlarına evsahipliği yapmıştı. Donald Sterling, 1981-1982 sezonunda Clippers'ı aldı ve, kendi memleketi olan Los Angeles'a taşıdı. Takım, San Diego için bütün anlamını yitirdi, ama Clippers adını korumuş oldu.
LOS ANGELES LAKERS
Los Angeles'ta kaç tane doğal göl bulunuyor? Kısa cevap: 10.000'den az. 1947 sezonundan önce NBA takımı Detroit Gems'i Minneapolis'e taşımaya karar verdiğinde, takımın, yeni evine uygun bir isim taşıması gerektiğini düşündüler. Minnesota için söylenen "Onbingöller Yöresi" yakıştırmasını alıp, Lakers haline getirdiler. Lakers, 1960 sezonundan önce Los Angeles'a taşındığında, takımın köklerinin Minnesota'dan gelmesi sebebiyle, isimleri sabit kaldı.
MEMPHIS GRIZZLIES
1994'de, sonraki sezon için Vancouver'ın lige bir takım sokacağı kararı verildiğinde, takım sahiplerinin, ismin Mounties olmasına ilişkin bir ön fikirleri vardı. Kanada polisi ve taraftarlar bunu pek beğenmediler, böylece yeni bir isim aranmaya başlandı. Bir yerel bir gazete, yetkililerin Ravens yerine, yöreye daha uygun Grizzlies ismini seçmeden önce göz attıkları bir takıma-isim-ver yarışması düzenledi. Takım 2002-2003 sezonundan önce Memphis'e taşındığında, FedEx, takıma Express ismi verilmesi için 120 milyon dolarlık bir teklif sundu, fakat NBA bunu reddetti.
MIAMI HEAT
Ekim 1986'da, yeni takım Miami'nin sahipleri, aralarında Sharks, Tornadoes, Beaches ve Barracudas'ın da bulunduğu 20.000 önerinin arasından, Stephanie Freed'in "Heat" önerisini seçti.
MILWAUKEE BUCKS
Wisconsin'deki avcılık geleneğini hesaba katacak olursak, 1968'deki takıma-isim-ver yarışmasında "Bucks"ın birinci gelmesine şaşıracak bir nokta bulunmuyor. Bir hayvanı düşünecek olursak, taraftarlar daha kötüsünü de seçebilirdi: Seçenekler arasında Skunks (Kokarcalar) da bulunuyordu.
NBA Takımlarının İsimlerinin Kökenleri - 1
(Böyle takım isimlerinin ortaya çıkışlarıyla ilgili toplu bir yazı.)
ATLANTA HAWKS
1948 yılında, --o zamanlar ortaklaşa şekilde Tri-Cities olarak bilinen-- Moline (Illinois) ve Davenport (Iowa) şehirleri, NBA'e bir takım sokmaya karar verdiler. Takımın adı, Chicago'nun hokey takımı gibi, Sauk Kızılderililerinin şefi Kara Şahin'den ("Black Hawk") geliyordu. Takım 1951'de Milwaukee'ye taşındığında, isim kısaltılarak, Hawks yapıldı. Sonraki şehir değiştirmelerde de (St. Louis ve Atlanta), isim aynı tutuldu.
BOSTON CELTICS
Takım sahibi Walter Brown, 1946'da Boston'ın BAA takımı için Whirlwinds, Olympians ve Unicorns yerine Celtics'i seçmeyi tercih etti. Tanıtım ekibinden birinin "İrlandalı isme sahip hiçbir Boston takımı başarılı olamadı" şeklindeki uyarılara rağmen, Brown, bu ismin sahip olduğu kazanma geleneğini seviyordu: New York Celtics, 1920'lerin en başarılı kulüplerinden biriydi.
CHARLOTTE HORNETS
Charlotte'ın 2004'teki takıma-isim-ver yarışmasındaki üç finalist; Bobcats, Dragons ve Flight idi. Takım sahibi Bob Johnson, BOBcats'i sevmişti, ama ligdeki bazı oyuncular, bundan pek etkilenmiş gözükmüyorlardı: Steve Kerr, gazetecilere "Kulağa bir kız softball takımı ismi geliyor" demişti o dönem. "Bence bu, takımlar için pek fazla iyi isim kalmadığına delalet." Belki de Kerr Haklıydı. Bobcats, 2014'te kulübün ilk kurulduğu şehre geri dönerek, tekrar Charlotte Hornets oldu.
Peki "Hornets" ismi nereden geliyor? 1987'de, George Shinn'in sahibi olduğu grup, Charlotte'ta kurulacak muhtemel takımın isminin "Spirit" olacağını duyurdu. Taraftarlar rahatsızlıklarını belirttiler; ve bu, bazı taraftarların, bağış toplama faaliyetleri için, Charlotte Observer gazetesi tarafından hakkında araştırma yapılan Charlotte merkezli evanjelik tv programı PTL Club ile ortaklık kurmasına engel olamadı.
Shinn, bir takıma-isim-ver yarışması düzenlemeye karar verdi ve altı seçenek sundu. Gelen 9000 oyun sonucunda Hornets ismi, ezici bir üstünlükle, Knights, Cougar, Spirit, Crowns ve Stars isimlerini geride bırakarak seçildi. Sonrasında, Shinn, seçilen ismin bazı tarihî atıflar da içerdiğinden söz etti: Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında bir İngiliz komutanın, bölgeden "bir eşek arısı yuvası" olarak bahsetmişti.
CHICAGO BULLS
Chicago Bulls Ansiklopedisi'ne göre, takım sahibi Richard Klein, 1966'da yeni takım için isim arıyordu ve Chicago'nun, dünyanın et başkenti olduğunu anlatan bir isim istiyordu. Oğlu, "Baba, bunlar bir sürü boğa!" diye haykırdığında Klein, Matadors ve Toreadors isimlerini düşünüyordu. Gerisi --biraz şüpheli de olsa-- tarih.
CLEVELAND CAVALIERS
Taraftarlar 1970'de Cleveland Plain-Dealer'ın yaptığı anket sonucunda Cavaliers ismini seçti Diğer finalistler arasında, Jays, Foresters, Towers ve Presidents vardı. The Presidents ismi muhtemelen, o güne kadarki Amerikan başkanlarından yedi tanesinin Ohio'da doğmuş olmasına bir göndermeydi. Yarışmada Cavaliers ismini öneren Jerry Tomko, şöyle yazmıştı: "Cavaliers ismi, bir grup korkusuz, cesur, asla vazgeçmeyen, ne olursa olsun geri adım atmayan bir grup adamı temsil ediyor."
DALLAS MAVERICKS
ATLANTA HAWKS
1948 yılında, --o zamanlar ortaklaşa şekilde Tri-Cities olarak bilinen-- Moline (Illinois) ve Davenport (Iowa) şehirleri, NBA'e bir takım sokmaya karar verdiler. Takımın adı, Chicago'nun hokey takımı gibi, Sauk Kızılderililerinin şefi Kara Şahin'den ("Black Hawk") geliyordu. Takım 1951'de Milwaukee'ye taşındığında, isim kısaltılarak, Hawks yapıldı. Sonraki şehir değiştirmelerde de (St. Louis ve Atlanta), isim aynı tutuldu.
BOSTON CELTICS
Takım sahibi Walter Brown, 1946'da Boston'ın BAA takımı için Whirlwinds, Olympians ve Unicorns yerine Celtics'i seçmeyi tercih etti. Tanıtım ekibinden birinin "İrlandalı isme sahip hiçbir Boston takımı başarılı olamadı" şeklindeki uyarılara rağmen, Brown, bu ismin sahip olduğu kazanma geleneğini seviyordu: New York Celtics, 1920'lerin en başarılı kulüplerinden biriydi.
CHARLOTTE HORNETS
Charlotte'ın 2004'teki takıma-isim-ver yarışmasındaki üç finalist; Bobcats, Dragons ve Flight idi. Takım sahibi Bob Johnson, BOBcats'i sevmişti, ama ligdeki bazı oyuncular, bundan pek etkilenmiş gözükmüyorlardı: Steve Kerr, gazetecilere "Kulağa bir kız softball takımı ismi geliyor" demişti o dönem. "Bence bu, takımlar için pek fazla iyi isim kalmadığına delalet." Belki de Kerr Haklıydı. Bobcats, 2014'te kulübün ilk kurulduğu şehre geri dönerek, tekrar Charlotte Hornets oldu.
Peki "Hornets" ismi nereden geliyor? 1987'de, George Shinn'in sahibi olduğu grup, Charlotte'ta kurulacak muhtemel takımın isminin "Spirit" olacağını duyurdu. Taraftarlar rahatsızlıklarını belirttiler; ve bu, bazı taraftarların, bağış toplama faaliyetleri için, Charlotte Observer gazetesi tarafından hakkında araştırma yapılan Charlotte merkezli evanjelik tv programı PTL Club ile ortaklık kurmasına engel olamadı.
Shinn, bir takıma-isim-ver yarışması düzenlemeye karar verdi ve altı seçenek sundu. Gelen 9000 oyun sonucunda Hornets ismi, ezici bir üstünlükle, Knights, Cougar, Spirit, Crowns ve Stars isimlerini geride bırakarak seçildi. Sonrasında, Shinn, seçilen ismin bazı tarihî atıflar da içerdiğinden söz etti: Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında bir İngiliz komutanın, bölgeden "bir eşek arısı yuvası" olarak bahsetmişti.
CHICAGO BULLS
Chicago Bulls Ansiklopedisi'ne göre, takım sahibi Richard Klein, 1966'da yeni takım için isim arıyordu ve Chicago'nun, dünyanın et başkenti olduğunu anlatan bir isim istiyordu. Oğlu, "Baba, bunlar bir sürü boğa!" diye haykırdığında Klein, Matadors ve Toreadors isimlerini düşünüyordu. Gerisi --biraz şüpheli de olsa-- tarih.
CLEVELAND CAVALIERS
Taraftarlar 1970'de Cleveland Plain-Dealer'ın yaptığı anket sonucunda Cavaliers ismini seçti Diğer finalistler arasında, Jays, Foresters, Towers ve Presidents vardı. The Presidents ismi muhtemelen, o güne kadarki Amerikan başkanlarından yedi tanesinin Ohio'da doğmuş olmasına bir göndermeydi. Yarışmada Cavaliers ismini öneren Jerry Tomko, şöyle yazmıştı: "Cavaliers ismi, bir grup korkusuz, cesur, asla vazgeçmeyen, ne olursa olsun geri adım atmayan bir grup adamı temsil ediyor."
DALLAS MAVERICKS
Dallas'taki bir radyo istasyonu, bir takıma-isim-ver yarışması düzenledi ve finalistleri, en sonunda Mavericks ismini Wranglers ve Express'in önünde seçecek olan takım sahibi Donald Carter'a yolladı. Mavericks ismini öneren 41 taraftar, sezon açılışı için bir çift biletle ödüllendirildi, ve aralarından biri olan Carla Springer, sezonluk kombine için yapılan çekilişi kazandı. Bir serbest yazar olan Springer, Mavericks ismi için "bağımsızlığı ve Dallas halkının gösterişli tarzını temsil ediyor" diyordu. Bu kesinlikle takımın şu andaki sahibi Mark Cuban için de çok yerinde bir tanımlama.
DENVER NUGGETS
Denver'ın ABA takımı esasen Rockets olarak biliniyordu. Takım 1974'de NBA'e geçmek için hazırlanırken, yeni bir isme ihtiyaç duydu, ki Rockets ismi zaten Houston tarafından kullanılıyordu. Nuggets ismi, şehrin madencilik geleneğine ve 1850'lerin sonundaki Altına Hücum akımına bir gönderme olarak, bir takıma-isim-ver yarışması sonucunda seçildi.
DETROIT PISTONS
Pistons'ın izlerini, Fort Wayne, Indiana'ya, Zollner Pistons olarak bilindikleri yere kadar takip edebiliyoruz. Bir "Zollner Piston" nedir? O zamanki takım sahibi Fred Zollner tarafından üretilen, işinin ardından takıma da ismini veren bir piston. Takım 1957'de Detroit'e taşınınca, Zollner kendi ismini geri çekti, fakat Pistons adı sabit kaldı. Bu isim, "Motor City" lakabına cuk oturuyordu.
Nerden Nereye 202
Gönderen
L
on 17 Mayıs 2016 Salı
Etiketler:
futbol,
hayat,
nerden nereye,
premier league
/
Comments: (0)
Ad
Her sene en az bir tane böyle "pişti" olacak ya. Bu seviyede iki takımda gerçekleşmesi de, artık "talihsizlik" diyelim. Bir de karşılaşırlarsa sezon içinde, tam olur.
Nerden Nereye 201
Gönderen
L
on 13 Mayıs 2016 Cuma
Etiketler:
futbol,
nerden nereye,
premier league
/
Comments: (0)
Yıllar Boyunca Kobe Bryant - 5
Gönderen
Beercholic
on 11 Mayıs 2016 Çarşamba
ALACAKARANLIK YILLARI
-- 2011
Kobe’nin Hakaret Cezası:
Bryant’ın anlık öfke patlamaları ve şeffaf yaklaşımları, her
zaman kariyeri adına başlıklar olmuştur, ama Colorado davasından beri yüzleştiği
en büyük ihtilaf, 2011’deki bir Spurs maçında kendini küfürle ifade etmesi ve
ağzından çıkan anti-gay hakaretlerdi. Bir faul düdüğüne sinirlendikten sonra,
sandalyeyi tekmeledi ve hakem Bennie Adams’a doğru “siktiğimin ibnesi” diye
bağırdı. Daha kötüsü, bu sözler, ulusal kanal televizyonu tarafından, ağzından
çıkarken yakalanmıştı.
NBA Komisyoneri David Stern bu olaya Kobe’ye 100.000 $ ceza
keserek ve yeni bir beyan sunarak cevap verdi. “Basketbolun ne kadar duygusal
bir oyun olduğunun farkında olsam da, bu kadar tatsız bir olay asla tolere edilmemeli,”
dedi Stern ve devam etti “Kobe ve NBA ile ilişkili diğer herkes bilmelidir ki, duyarsız ve aşağılayıcı söylemler kabul edilemez ve bizim topluluğumuzda
bunlara yer yoktur.” Bryant, hareketlerini “oyunun sıcaklığıyla yapılmış bir
hayal kırıklığı” olarak tanımlasa da eylemci grupların, resmi olarak özür
dilemesi gerektiği eleştirileriyle karşı karşıya kaldı.
Bu çileden sonra, zaman içinde Kobe, homofobik dilin
karşısında daha proaktif bir vaziyette yer aldı. 2013’te “Birisinin moralini
bozmak için ona ‘gay’ demek kabul edilemez” diye tweet attı. Aynı yıl, Magic
Johnson’ın homoseksüel oğlundan da destek gördü. “Tahammül edemediğim şey
insanların tahammül eksikliğidir” dedi Bryant. Daha sonraki günlerde Jason
Collins olayı ortaya çıkacak, ve gay olduğunu resmiyete döken ilk NBA
oyuncusuyla ne kadar “gurur” duyduğunu tweet’leyecekti.
-- 2012
Sallanmış Ama Yıkılmamış:
30’lu yaşlarda tam gaz ilerlerken, Jackson, Lakers’tan ikinci
kez ayrılıyor, Lebron NBA’in alfa oyuncusu olmayı sahipleniyor ve Bryant’ın
yeniden şampiyonluk ihtimalleri yavaşça azalıyordu. Dwight Howard ve Steve
Nash’in gelişi, yeni bir şampiyonluk yarışı ihtimalini dürtmek niyetiyleydi, ama
o çekirdek, karakter, kimya ve sağlık sorunları sebebiyle başarısızlığa mahkum
gözüküyordu. 2012’de Kobe, rekabetçi bir winner olduğu kadar, vücuduna
aldığı darbelerle de ün yapmıştı.
Orlando’daki All-Star maçında, Heat guard’ı
Dwyane Wade’den aldığı darbeden sonra burnu kırıldı. Kariyeri boyunca irili
ufaklı geçirdiği onlarca sakatlıktan biri olan bu olay, Kobe’yi 11-12 sezonunun
belirli bir bölümünde maske takmaya (siyah ve beyaz olmak üzere iki renk) zorladı. Bryant, sakatlık
sonrası akıllıca bu acı eşiğini, popülerliğini de kullanarak paraya çevirdi,
maskeyi imzalı bir şekilde bir internet sitesinde açık arttırmaya çıkardı ve 67.100 $’a sattı.
Daha sonra, 2012 London Olimpiyat Oyunları’nda Bryant bir
kez daha Pau Gasol’ün İspanya’sını devirerek, kariyerinin ikinci Olimpiyat Altın
Madalyası’na ulaştı. Londra yolculuğunda Bryant, 2012 Dream Team’in Jordan’ın
1992 Dream Team’ini yeneceği açıklamasını yaptı. Jordan bu fikri “son derece
komik” olarak değerlendirdi ve bütün bunların ancak Kobe’nin hayal dünyasında
olabileceği imasında bulundu. Bryant ise Jordan hakkında “Benim ne kadar kötü
bir piç olduğumu biliyor” dedi: “Kafam güzel değil, yenebileceğimizi
biliyorum.”
Bu atışma, tipik Jordan’dan ve tipik Kobe’den, yani CV’leri
yüzüklerle ve madalyalarla dolu iki efsane oyuncudan bekleyebileceğiniz türden
bir atışmaydı. Jordan hala şampiyonluk sayısında Kobe’nin önünde olabilirdi
(6-5), ama bu, Kobe’nin herhangi tarihsel bir tartışmada geri adım atacağı
anlamına gelmiyordu.
-- 2013
Kobe’nin Aşilleri Pes
Ediyor:
Kaç Hall of Fame oyuncusu, kariyerinin özetinin, sezon
bitirten korkunç sakatlık esnasında ortaya çıktığını söyleyebilir? Çoğu değil
ama, Bryant onlardan biri. Lakers’ı son bir gayretle 2013 Playoff’larına sokmak
için sırtlarken, sıradan bir potaya drive’da aşillerini kopardı Kobe Bryant. İki
gece önce Portland’a karşı alınan galibiyette rakip potaya 47 sayı yağdırmıştı,
şimdiyse 34 yaşındaki efsanenin kariyeri risk altındaydı.
Bryant, maçtan sonra soyunma odasında bunun kariyerinin “açık
ara” en büyük hayal kırıklığı olduğunu ima ettiği son derece duygusal bir
röportaj verecekti, ama önce işe devam etmesi gerekiyordu: Acı verici sakatlığa
rağmen Kobe faul çizgisine yöneldi ve kenara gelmeden önce iki serbest atışını
da sayıya çevirdi. Bryant’ın rekabetçiliğini bundan iyi özetleyen bir an
olamazdı.
Hala, bu sakatlık, izlerini taşıyor, ve sadece Nike spor
ayakkabılarının topuk kısmına kırmızı dikişlerle süslediği ve aşil sakatlığını
simgelediği iz değil, gerçek anlamda Bryant’ın oyunu bir daha asla tam olarak
iyileşmedi. Hem 2013-14’te hem de 2014-15’te Kobe sezonu, sezon bitiren
sakatlıklarla kapatmak zorunda kaldı. Kariyerinin son virajını ani bir şekilde
dönmüş olduğunu farkediyor gibiydi.
“Saçmalık bu! Bütün bu antrenmanlar ve fedakarlıklar, daha
önce milyon kez gerçekleştirdiğim bir adım atma yüzünden uçtu gitti. Bu
düşkırıklığına katlanılamaz,” yazdı Bryant o unutulmaz Facebook post’unda,
“Sinirlerim köpürmüş durumda, bu saçmalık neden başıma geldi?!? Hiçbir anlamı
yok. Şimdi bundan kurtulmak ve 35 yaşında döndüğümde aynı oyuncuya dönüşmek
zorundayım?!? Nasıl bir dünyada bunu gerçekleştirebilirim?? Hiçbir fikrim yok.
Bu şeyin üstesinden gelebilmek için istikrarlı mı olmalıyım?”
“Belki de sıramı savmamın ve kariyerimi bu sakatlıkla
anmamın vakti geldi. Belki benim kitabım bu şekilde bitiyor. Belki babalık
kariyerim beni yendi… Ve belki de hayır!”
Lakers sözleşme konusunu olabildiğince Kobe’ye bıraktı ve
iki yıl 48 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladılar. Solmak üzere olan bir
yıldız veya değil, Kobe NBA’den ligin en fazla maaş ödenen oyuncusu olarak
ayrılacaktı.
-- 2014
Kobe, MJ’i Geçiyor:
Jordan’ı idol alarak ve onunla kıyaslanarak harcanan bir
kariyerin sonunda Bryant, Aralık ayında eski Bulls yıldızına karşı en büyük galibiyetini
perçinledi. Timberwolves’a karşı atılan iki serbest atış sonrası, Bryant
Jordan’ın 32.292 sayısını geçerek tüm zamanların en fazla sayı atan üçüncü
oyuncusu ünvanına erişti. Buna ulaştığında Jordan’dan yaklaşık 200 maç fazla
oynamış olsa bile, bu başarı, Kobe’nin uzun ve istikrarlı kariyerinin,
agresifliğinin ve gösterişliliğinin, yükselen oyunun altını çiziyordu. Aşil
sakatlığından geri dönebilmesi için
gereken kararlılıktan bahsetmeye gerek bile yok.
"Bu çok büyük bir onur, benim için çok uzun yolculuktu,” dedi Bryant maçtan sonra ESPN’e “Her şey çok hızlı gelişti. Bu noktada olabilmek
harika hissettiriyor. Jordan’dan çok şey öğrenmeye çalıştım. Bana tavsiyeler
vererek ve mentörlük yaparak çok şey kattı, başarımın ve kariyerimin büyük bir
kısmı onun sayesinde şekillendi. Bu ilişki, benim için her şey anlamına
geliyor.”
Daha sonra Bryant, 33.000 sayıyı geride bıraktı ve kariyerini
guardlar arasında bu alanda zirvede noktalayacak. Sadece Kareem Abdul Jabbar ve
Karl Malone onun önünde. Jordan da Associated Press’e verdiği röportajda onun
bu başarısını “Kobe’yi bu kariyer taşına ulaştığından ötürü tebrik ederim”
diyerek onurlandırdı: “Kesinlikle harika
bir oyuncu. Oyuna karşı çok güçlü bir iş ahlakı ve aynı düzeyde güçlü tutkusu
var.”
Kobe, Emekliliğini Açıklıyor:
Zaman geldi.
Kasım sonunda, 37 yaşındaki Bryant şu başlığı verdiği
şiiriyle beraber tüm dünyaya 2015-2016 sezonu sonunda emekli olacağını
açıkladı: “Sevgili Basketbol”
“Bu sezon elimde olan her şeyi verdim.” diye devam etti Bryant, “Kalbim bu ritmi kontrol edebilir, aklım bu eziyetin üstesinden
gelebilir ama vücudum biliyor ki artık veda zamanı geldi.”
Akşamındaki basın toplantısında Bryant muhabirlere bu
emeklilik açıklamasının ona rahatlama hissiyatı verdiğini belirtti.
“Artık bunu daha fazla yapmak istemediğimi kabul etmek
zorundaydım” dedi, “Ve buna tamamım, omuzlarımdan büyük bir yük kalktı. Bu
doğru bir karardı ve bu kararımla barışığım.”
Ligin en savaşçı kişiliklerinden birinin yaşlılığa boyun
eğdiğini kamuoyu önünde kabullenişini duymak tuhaf olsa da, Bryant, emekliliğini
açıklamaya çalışırken olaya optimist açıdan bakan bir filozofa dönüşmüştü.
“Artık karşımdaki savunmacıların canına okuyamayacağım
gerçeğindeki güzelliği görebiliyorum. Sabah kalkınca vücudumda oluşacak
ağrıların güzelliğini görebiliyorum. Bütün bu sıkı çalışmalar sizi bu noktaya
getiriyor, biliyorum. Bu konuda üzgün değilim. Bu konuda minnettarım.”
Kobe, kariyerindeki zıtlıkları benzer oranda kabullenmekten çekinmeyen biriydi: Şampiyonluklar ve mağlubiyetler, popülerlik ve kötü şöhret, kilometre
taşları ve yüzleşmeler.
“Buraya ulaşmak için çekilen çileler bu serüveni tamamlayan
kısmı oluşturuyor.” dedi Bryant. Eğer sadece şampiyonluklarınız varsa, bir
düşmanınız olamaz. İnişler ve çıkışlar olamaz. Bu hikayedeki güzellikleri en
çirkin anlarınız oluşturuyor. İşte minnettar olduğum bölüm o anlar.”
-- 2016
SON DURAK:
Bir anda, Bryant’ın emekliliğini açıklamasıyla beraber
içinde bulunduğu durum bir sürü yeni viraj ve dönüm noktasıyla bucaktan bucağa
kat edilen veda turuna dönüştü. Kevin Durant, Lebron James ve Draymond Green
için imzalanan ayakkabılar, Philadelphia ve Boston gibi şehirler dahil rakip takım
taraftarlarından gelen ayakta alkışlamalar, Andrew Wiggins ve Devin Booker gibi
geleceğin yıldız adaylarıyla girilen düellolar, Toronto’daki All-Star
haftasonunda Drake ve Magic Johnson’ın da rol aldığı bir övgü töreni.
Bir şekilde, dışarıdaki maçları gösteriye dönüştürüp,
içerideki maçlarda genelde oturarak, Kobe finiş çizgisine gelme işini iyi idare
etti. Bu süreçte kariyerinin en kötü saha içi isabetiyle oynadı ve en acı
verici mağlubiyetini tattı (Mart ayında Utah deplasmanında 48 sayı fark).
13 Nisan 2016’da, Bryant Lakers’ın Jazz’ı konuk ettiği
karşılaşmada Staples Center parkelerine son defa çıkacak. 3 Kasım 1996’daki
başlangıcından tam 7.101 gün sonra finalini oynayacak. Bu sürecin kafamızda yer edebilmesi için hatırlayalım: Kobe’nin ilk maçından iki gün sonra yapılan seçimi Başkan Bill Clinton
kazanmıştı.
Nerden Nereye 200
Gönderen
L
on 7 Mayıs 2016 Cumartesi
Etiketler:
basketbol,
Kobe,
los angeles lakers,
nba,
nerden nereye
/
Comments: (0)
Kobe Durdurucuları: Black Mamba'yı Savunma Görevini Benimsemek
Gönderen
L
on 3 Mayıs 2016 Salı
(Son olarak, bir de bunu çevirelim dedik. Yazının orijinali şurada.)
Kobe ile ilgili unutmayacağım anlardan biri, 2010 Playoffları ilk turunda Oklahoma'ya yenilmeleriyle alakalı -- ya da Phil Jackson'ın bir gezegen ya da eyaletmiş gibi alaycı şekilde zikrettiği, "Oklahoma".
Kevin Durant ve Russell Westbrook'un etrafında kurulan, yükselişteki Thunder, beklenmedik şekilde, büyük, kötü, büyüleyici Lakers'a karşı seriyi 2-2'ye getirmişti. Bunun sebeplerinden biri, Kobe'yi 10'da 5 gibi bir şut isabetine zorlayan Thabo Sefolosha'nın boğucu savunmasıydı.
Daha sonra, Chesapeake Energy Arena'daki gergin soyunma odasında Bryant'a, Sefolosha'nın ligin en iyi perimetre savunmacılarından biri olup olmadığı soruldu.
Bryant bunun üstüne, bugünün Westbrook'unu kıskandıracak, imalı bir bakış attı, ardından gözlerini devirerek "Elbette" diye cevap verdi.
Black Mamba, defansif övgüleri yalnızca hak edildiği zaman dağıttı, çoğu kez de mücadelenin tam içindeyken.
Sefolosha, aslında, kariyerinin bu noktasında Kobe'nin karşı karşıya geldiği en zorlayıcı oyunculardan biri olabilirdi. Fakat Kobe'nin defansif onur listesinde bir yer kazanmak --sadece ufak bir grup onun horgörüsüne, trash talk'una, karşı hareketlerine ve saygısına mazhar olur-- zaman alır.
Gary Payton, Ray Allen, Shane Battier, Ron Artest, Bruce Bowen, --kendi kendini "Kobe durdurucusu" olarak nitelendiren-- Ruben Patterson -- ve Raja Bell, birkaç isim. Ve kesinlikle, Kobe'nin veda sezonunda "karşılaştığım en iyi savunmacı" diyerek övdüğü Tony Allen.
"Benim amacım, onu tek bir yola zorlamaktı" demişti CBS Sports'a Allen. "Bu işe yaramadığı zaman, başka bir yol dene. Biraz daha uğraş. Dripling yapan eline uzanmaya çalış. Dikkatini dağıtmaya çalış. Yapabilirsem, formasını çekerim -- mutfaktaki her şeyi tezgaha döküp, eldekilerden bir şey çıkarmaya çalışır gibi."
Bryant ve Tony Allen bilindiği gibi, Bryant'ın kazandıkları arasında en önemli ve anlamlı saydığı şampiyonluğuna ulaştığı 2010 Finalleri'nde kapışmışlardı. İki yıl önce, Celtics fiziksel açıdan Lakers'ı ezdi, onları altı maçta devre dışı bıraktı ve onlara, kendilerini yenmek için nasıl bir dayanıklılık göstermek gerektiğine dair bir ders verdiler.
Paul Pierce, Ray Allen ve Rajon Rondo'ya ofansif güç için ihtiyaç duyulan yerde Tony Allen, Kobe ile başa çıkma görevini, çoğunlukla, tek başına üstleniyordu.
"Herhangi bir yardım istemiyordum" diyordu. "Yalnızca bunun benim görevim olduğunu biliyordum ve bunu mümkün olan en iyi şekilde yürütmek istiyordum."
İkilinin arası genelde kavgalıydı ve Bryant ile Bell arasındaki gibi gelişti. Bell'in de 2006 ve 2007'deki efsanevi kapışmalarda görevi, Kobe'yi durdurmaktı.
"Onu savunmaya çalışmaya devam ettim" diyordu, şimdilerde CBS'te yorumcu olan Bell. "Benim işim buydu. Ve sanırım, bir noktada --bilmiyorum ne zaman-- elimden geleni yapmaya çalıştığım gerçeğine dair en azından birazcık olsun saygı görmüştüm."
Bryant ve Bell, ilk olarak 2001 NBA Finalleri'nde, Bell, 10 günlük kontrat ile sonradan Larry Brown'ın 76ers'ına katıldığı zaman karşı karşıya geldi. Lakers, beş maçın sonunda yüzüğe ulaştı: Bu, Kobe'nin ikinci şampiyonluğuydu.
Bell önce Dallas, sonra Utah'a gitti, seneler içinde birçok kez daha kendini Kobe'yi savunma cümbüşünün içinde buldu -- patlayan dudaklar ve incinen duygular işin içinde olmadığı sürece tabii. Bu ikili, medya önünde de ağız dalaşına girdiler; Bell, bir ara Bryant'a "kibirli ve götü kalkmış" dedi, ve Kobe'nin cevabı da "Bu çocuğu tanımıyorum. Bu çocuğu tanımam gerekmiyor. İstemiyorum da. Belki çocukken ona yeteri kadar sarılmamışlardır."
Aralarındaki çekişme, 2006 Playoffları, ilk tur 5. maçında, Bell'in Bryant'ı indirdiği şu (aşağıdaki) meşhur pozisyonda zirveye çıktı.
Kobe ile ilgili unutmayacağım anlardan biri, 2010 Playoffları ilk turunda Oklahoma'ya yenilmeleriyle alakalı -- ya da Phil Jackson'ın bir gezegen ya da eyaletmiş gibi alaycı şekilde zikrettiği, "Oklahoma".
Kevin Durant ve Russell Westbrook'un etrafında kurulan, yükselişteki Thunder, beklenmedik şekilde, büyük, kötü, büyüleyici Lakers'a karşı seriyi 2-2'ye getirmişti. Bunun sebeplerinden biri, Kobe'yi 10'da 5 gibi bir şut isabetine zorlayan Thabo Sefolosha'nın boğucu savunmasıydı.
Daha sonra, Chesapeake Energy Arena'daki gergin soyunma odasında Bryant'a, Sefolosha'nın ligin en iyi perimetre savunmacılarından biri olup olmadığı soruldu.
Bryant bunun üstüne, bugünün Westbrook'unu kıskandıracak, imalı bir bakış attı, ardından gözlerini devirerek "Elbette" diye cevap verdi.
Black Mamba, defansif övgüleri yalnızca hak edildiği zaman dağıttı, çoğu kez de mücadelenin tam içindeyken.
Sefolosha, aslında, kariyerinin bu noktasında Kobe'nin karşı karşıya geldiği en zorlayıcı oyunculardan biri olabilirdi. Fakat Kobe'nin defansif onur listesinde bir yer kazanmak --sadece ufak bir grup onun horgörüsüne, trash talk'una, karşı hareketlerine ve saygısına mazhar olur-- zaman alır.
Gary Payton, Ray Allen, Shane Battier, Ron Artest, Bruce Bowen, --kendi kendini "Kobe durdurucusu" olarak nitelendiren-- Ruben Patterson -- ve Raja Bell, birkaç isim. Ve kesinlikle, Kobe'nin veda sezonunda "karşılaştığım en iyi savunmacı" diyerek övdüğü Tony Allen.
"Benim amacım, onu tek bir yola zorlamaktı" demişti CBS Sports'a Allen. "Bu işe yaramadığı zaman, başka bir yol dene. Biraz daha uğraş. Dripling yapan eline uzanmaya çalış. Dikkatini dağıtmaya çalış. Yapabilirsem, formasını çekerim -- mutfaktaki her şeyi tezgaha döküp, eldekilerden bir şey çıkarmaya çalışır gibi."
Bryant ve Tony Allen bilindiği gibi, Bryant'ın kazandıkları arasında en önemli ve anlamlı saydığı şampiyonluğuna ulaştığı 2010 Finalleri'nde kapışmışlardı. İki yıl önce, Celtics fiziksel açıdan Lakers'ı ezdi, onları altı maçta devre dışı bıraktı ve onlara, kendilerini yenmek için nasıl bir dayanıklılık göstermek gerektiğine dair bir ders verdiler.
Paul Pierce, Ray Allen ve Rajon Rondo'ya ofansif güç için ihtiyaç duyulan yerde Tony Allen, Kobe ile başa çıkma görevini, çoğunlukla, tek başına üstleniyordu.
"Herhangi bir yardım istemiyordum" diyordu. "Yalnızca bunun benim görevim olduğunu biliyordum ve bunu mümkün olan en iyi şekilde yürütmek istiyordum."
İkilinin arası genelde kavgalıydı ve Bryant ile Bell arasındaki gibi gelişti. Bell'in de 2006 ve 2007'deki efsanevi kapışmalarda görevi, Kobe'yi durdurmaktı.
"Onu savunmaya çalışmaya devam ettim" diyordu, şimdilerde CBS'te yorumcu olan Bell. "Benim işim buydu. Ve sanırım, bir noktada --bilmiyorum ne zaman-- elimden geleni yapmaya çalıştığım gerçeğine dair en azından birazcık olsun saygı görmüştüm."
Bryant ve Bell, ilk olarak 2001 NBA Finalleri'nde, Bell, 10 günlük kontrat ile sonradan Larry Brown'ın 76ers'ına katıldığı zaman karşı karşıya geldi. Lakers, beş maçın sonunda yüzüğe ulaştı: Bu, Kobe'nin ikinci şampiyonluğuydu.
Bell önce Dallas, sonra Utah'a gitti, seneler içinde birçok kez daha kendini Kobe'yi savunma cümbüşünün içinde buldu -- patlayan dudaklar ve incinen duygular işin içinde olmadığı sürece tabii. Bu ikili, medya önünde de ağız dalaşına girdiler; Bell, bir ara Bryant'a "kibirli ve götü kalkmış" dedi, ve Kobe'nin cevabı da "Bu çocuğu tanımıyorum. Bu çocuğu tanımam gerekmiyor. İstemiyorum da. Belki çocukken ona yeteri kadar sarılmamışlardır."
Aralarındaki çekişme, 2006 Playoffları, ilk tur 5. maçında, Bell'in Bryant'ı indirdiği şu (aşağıdaki) meşhur pozisyonda zirveye çıktı.
"Kobe, topla boyalı alanın üst köşesinde buluşmuştu, Lakers'in üçgen hücumlarından 'Blind pig' setini oynuyorlardı." diyor Bell. "Bu pozisyonda, sahadaki bir oyuncuyu savunmak oldukça zordur, çünkü bu sete karşı savunduğunuz kişi savunmayı görmezden gelir ve savunduğunuz kişiyle aranızda mesafe bırakırsanız, topu kafanızın üzerinden atıp, savunduğunuz kişiyle buluşturabilirler. Bu durumda her dört savunmadan en az üçünde buna dikkat etmelisiniz, eğer savunduğunuz kişi böyle bir pasla topla buluşup sizi geçerse, arkanızda sizi koruyacak kimse yoktur. Ben o pozisyonda omuzumla Bell'i itip savunmasından biraz kurtulmaya çalışıyordum; ve bu yaptığım, beni bir an boşa çıkardı. O an kafasında düşündüğü şey muhtemelen, ben topla buluşurken beni sol dirseğiyle durdurmaya calışmam ve topu diğer elimle almaya çalışmamı sağlamaktı. O sırada, bir yandan dirsek darbelerini yiyordum."
"Birkaç defa dudağım patladı" diyordu Bell. "Gerçekçi olalım: NBA'de, insanlar Kobe'nin tonla sayı attığını görmek için para ödüyor. Tony Allen ya da Bruce Bowen'ın bir oyuncuyu düşük şut yüzdesinde tutmasını izlemek için ödemiyor. Hakemler bunun için bir bok yapmıyordu. Bilmiyorum. Bildiğim şu ki, ağzıma darbe almaktan bıkmış usanmıştım."
Suns 5. maçı kazandı, ve Bell, 6. maç için cezalandırıldı -- ki Phoenix zaten 126-118 kazandı. Bell'in 7. maçta Bryant'ın karşısına 40 dakikadan fazla bir süre alarak dönüşüyle, Suns maçı 121-90 aldı ve seriyi kazandı.
"O her arkasını döndüğünde kendim olarak karşısında durdum, belki yarattığı o saygınlık yüzünden. Onun etrafını sarmaladım ve o da "Siktir, ne kadar hızlı ellere sahip olduğunu unutmuşum" dedi. "Bir dahaki sefer, onu yine sarmalayacaktım, o da bana hiç beklemediğim bir karşılık verecekti. Stratejileri belirleme ve karşı saldırılar konusunda, olduğumuz yerde sayıyorduk. Her zaman bazı boktan durumların ortaya çıkabileceğini hesaba katmanız gerekir."
Bryant ve Bell, Suns zirveyi zorlarken, 2007 ilk turunda bir kez daha karşı karşıya geldi -- bu kez, Bryant yüzde 46 ile 32.8 sayı ortalaması tutturmasına rağmen, beş maçta bitti. Haftasına, Kobe, açık bir şekilde takasını istedi.
"Asla NBA'de oynamayacağını düşünen biri için" diyordu Bell, "bunun bir parçası olmak oldukça güzeldi."
Sezonun bitimine sadece bir maç kala, 20. ve sonuncu sezonunda Bryant, artık daha cana yakın bir görünüm sergiliyordu -- eski hasımlarla yeniden karşılaşmaları kullanarak, hatıralar denizine doğru gezintiye çıkmak.
Lakers'ın bu sezon Memphis'le oynadığı ilk maçta Tony Allen, Bryant'tan bir imzalı formasını istedi. Bryant da ona "Senin için bir şeylerim var" diye cevap verdi.
"Onlarla ikinci maçımızda, yoktu" diyordu Allen. "Üçüncü maçta, yine yoktu. Onlarla oynayacağımız son maçta, bana oradaki çocuklardan birini yolladı: 'Kobe Bryant, senin için bir hediyesi olduğunu söyledi. Seni unutmadığını söyledi.' Çünkü beni unuttuğunu düşünmüştüm."
Hediye, Kobe tarafından imzalanmış, kendi ayakkabılarından bembeyaz bir çiftti: "Tony'ye, karşı karşıya geldiğim en iyi savunmacıya!"
"Başımı önüme eğdim, neredeyse ağlıyordum" diyordu Allen. "Benim gözümde neredeyse Michael Jordan kadar vardı. Onun için tartışılabilir şekilde, oyunun gördüğü en büyük oyunculardan biri için, sahiden 'Kim olduğumu bilen adam' diyebilirim."
Nihayetinde, "Kobe Durdurucusu" yanlış bir adlandırmaydı. Kimse gerçekten Bryant'ı durduramadı, fakat şânı getiren, çabalarıydı -- ve rekabetçilikleri.
"Maçtan sonra" diyordu Allen, "Ona bütün hatıralar için, bütün o mücadeleler için minnettar olduğumu söyledim. Onu özleyeceğimi söyledim."
Yıllar Boyunca Kobe Bryant - 4
Gönderen
L
on 27 Nisan 2016 Çarşamba
ŞAMPİYON
-- 2009
Kobe, İntikamını Alıyor:
Üçüncü şampiyonluğunu kazanmasından yedi yıl sonra --saha dışında dikkati dağıtan olaylar, takımı kökünden değiştiren takaslar, Jackson'ın gidiş ve gelişi, ligin dibine yolculuk, sezonu erken bitirmeler, ve Boston'a kalp kırıcı bir yenilgiyle dolu yedi yıl-- Bryant, 2009 Finalleri'nde Dwight Howard'ın Magic'ine üstünlük sağlayarak, nihayet dördüncü yüzüğüne ulaştı.
Belki de daha mühimi, işe miras açısından bakarsak, Bryant, O'Neal'sız da kazanabileceğini kanıtladı; tıpkı O'Neal'ın da bunu Heat'te onsuz başardığı gibi. Ayrıca ilk Finaller MVP'si ödülünü de, çokça ilk maçtaki 40 sayısı sayesinde, kazandı. Playofflar boyunca defalarca gazetecilere yüzüğü ne kadar istediğini söyleyip duran Bryant, böylece geri kalan hayatı boyunca "O sadece bir yancıydı" cümlesini duymaktan kurtuluyordu.
"Can sıkıcıydı" diyordu Bryant, O'Neal'a ihtiyacı olduğu hakkında söylenenlerle ilgili. "Çin işkencesi gibiydi; bir su damlasını, düşmekten korumaya çalışır gibi. Her zaman geri adım atabilirdim. Rekabete karşılık verme açısından, onsuz yapamayacağımı söylemeleriyle alakalı olarak, iyi hissediyorum diyebilirim, çünkü insanların yanıldığını kanıtladım."
-- 2010
Kobe'nin Beşinci Şampiyonluğu:
Asla gereksiz politik doğruculuk ya da sahte diplomasi ayakları yapmayan biri olarak Bryant, ne zaman sorulacak olsa, favori şampiyonluğu hakkında hep doğrudan konuştu: "Normalde klasik cevap şu olmalı, 'Hayır. Bence hepsi aynı değerde.' Ama bu doğru değil." diyordu bu yılın başlarında TNT'ye verdiği video röportajda. "2010'da Boston'ı yenip kazandığımız yüzük, benim için, açık ara bir numara."
Bryant'ın tercihi aslında çok da sürpriz değil. Gasol/Bynum/Odom çekirdeğine Metta World Peace'i ekleyerek, 2008'in intikamını almak için Boston'ın üstüne gitti. Devamında, kariyerindeki ikinci Finaller MVP'si ödülünü aldı ve, beşinci yüzüğüne ulaşarak, toplamda O'Neal'ı (5-4) geçti. "2010 Finalleri'ni kazandığımız için çok mutluyum" diyordu bu yılın başlarında, Lakers'ın ezeli rakibine karşı aldığı zaferin tadını çıkararak. "Şu anda karşınızda boku yemiş bir halde oturuyor olabilirdim. Eğer o şampiyonluğu kaçırsaydık, zavallının teki olurdum."
-- 2009
Kobe, İntikamını Alıyor:
Üçüncü şampiyonluğunu kazanmasından yedi yıl sonra --saha dışında dikkati dağıtan olaylar, takımı kökünden değiştiren takaslar, Jackson'ın gidiş ve gelişi, ligin dibine yolculuk, sezonu erken bitirmeler, ve Boston'a kalp kırıcı bir yenilgiyle dolu yedi yıl-- Bryant, 2009 Finalleri'nde Dwight Howard'ın Magic'ine üstünlük sağlayarak, nihayet dördüncü yüzüğüne ulaştı.
Belki de daha mühimi, işe miras açısından bakarsak, Bryant, O'Neal'sız da kazanabileceğini kanıtladı; tıpkı O'Neal'ın da bunu Heat'te onsuz başardığı gibi. Ayrıca ilk Finaller MVP'si ödülünü de, çokça ilk maçtaki 40 sayısı sayesinde, kazandı. Playofflar boyunca defalarca gazetecilere yüzüğü ne kadar istediğini söyleyip duran Bryant, böylece geri kalan hayatı boyunca "O sadece bir yancıydı" cümlesini duymaktan kurtuluyordu.
"Can sıkıcıydı" diyordu Bryant, O'Neal'a ihtiyacı olduğu hakkında söylenenlerle ilgili. "Çin işkencesi gibiydi; bir su damlasını, düşmekten korumaya çalışır gibi. Her zaman geri adım atabilirdim. Rekabete karşılık verme açısından, onsuz yapamayacağımı söylemeleriyle alakalı olarak, iyi hissediyorum diyebilirim, çünkü insanların yanıldığını kanıtladım."
-- 2010
Kobe'nin Beşinci Şampiyonluğu:
Asla gereksiz politik doğruculuk ya da sahte diplomasi ayakları yapmayan biri olarak Bryant, ne zaman sorulacak olsa, favori şampiyonluğu hakkında hep doğrudan konuştu: "Normalde klasik cevap şu olmalı, 'Hayır. Bence hepsi aynı değerde.' Ama bu doğru değil." diyordu bu yılın başlarında TNT'ye verdiği video röportajda. "2010'da Boston'ı yenip kazandığımız yüzük, benim için, açık ara bir numara."
Bryant'ın tercihi aslında çok da sürpriz değil. Gasol/Bynum/Odom çekirdeğine Metta World Peace'i ekleyerek, 2008'in intikamını almak için Boston'ın üstüne gitti. Devamında, kariyerindeki ikinci Finaller MVP'si ödülünü aldı ve, beşinci yüzüğüne ulaşarak, toplamda O'Neal'ı (5-4) geçti. "2010 Finalleri'ni kazandığımız için çok mutluyum" diyordu bu yılın başlarında, Lakers'ın ezeli rakibine karşı aldığı zaferin tadını çıkararak. "Şu anda karşınızda boku yemiş bir halde oturuyor olabilirdim. Eğer o şampiyonluğu kaçırsaydık, zavallının teki olurdum."
Kobe Bryant - Çocukluğun Sonu
Gönderen
L
on 25 Nisan 2016 Pazartesi
(Bu kez bir Kobe hayranından yazı var. Aslında kendisini "transfer" ettik geçenlerde, ama bu kez postu ben yayınlamak zorunda kaldım. İyi okumalar.)
Kobe Bryant, 13 Nisan 2016’da 20 senelik görkemli kariyerine yakışır şekilde noktayı koydu, fakat bu emeklilik benim için NBA, Lakers gibi kavramlardan çok daha büyük bir şeyin simgesiymiş. Yeni yeni kafama dank ediyor.
NBA ile tanışmam 2001’de Iverson’ın tek başına aldığı Lakers – Sixers final serisinin ilk maçıyla oldu. O gün (o an tekrarı ya da özeti olduğundan bihaber) denk gelip izlediğim maçta mahalledeki Tufan abi'nin dilinden düşmeyen bir ismi duyunca heyecanlanmıştım, Shaq. İsmini duyduğun birini görmek, o yaşların da etkisiyle direkt Lakers ve Shaq tarafına ilgi duymamı sağladı, Iverson, izlediğim o maçta 80 de atsa kararım değişmezdi sanırım. 1 hafta sonra ise NBA’e dair anımsadığım ilk net anımı yaşadım. Haftasonu (şimdi baktım da Cumartesi sabahı imiş) sabah erkenden çizgi film izlemeye kalkınca yine aynı maça denk geldim; fakat maç bitmiş, dev adam Shaq ve arkadaşları altta bulunan fotoğrafı veriyordu. İlk maçta yenildiğini gördüğüm takımı kazanırken görmek saçma bir mutluluk oluşturdu bende. Muhtemelen o gün dışarı çıkınca Tufan abi'ye koşmuşumdur.
Neyse, tarihi biraz ileri saralım. 2002 ve 2003’te de NBA’e ilgim sağdan soldan duyduğum skorlar ve ertesi gün tekrarını izlediğim Jordan’ın son All-Star maçından öteye gitmedi. O maça dair hatırladığım iki an ise hala aklımda. İlki Dünya genelindeki izleyicilerden gelen yorumlardan birinde “Bu maç hiç bitmesin” tarzı bir mesajın olmasıydı. İkincisi ise maç sonunda Kobe’nin serbest atışları… 2001’den kalan Lakers sempatisiyle 3’ünü de atsa maçı kazanacakları bir anda Kobe’nin kaçırmasına epey sinirlenmiştim. Diğer uzatmada yaşananlara dair hiçbir şey yok hafızamda.
2004 Final serisi, uğruna alarm kurduğum ilk NBA maçlarıydı. Kobe’nin çektiği sıkıntıları, Malone – Payton transferleri açıklandığında kopan yaygarayı ve sene boyu süren sakatlıkları babam ve mahalle abilerinden duymamın da etkisiyle, merakım üst boyuta çıkmıştı. NBA’de duyduğum ilk isim Shaq’a olan ilgimin Kobe’ye kayması da büyük oranda o sezon gerçekleşti. Tecavüz skandalı, Shaq figürünün özellikle ülkemizdeki etkisi, genç Kobe’nin Shaq’la ilişkisi yakın çevremde ve sağda solda kulak misafiri olduğum her ortamda insanların Kobe’den uzaklaşmasına yol açsa da benim için tam tersi geçerli. Evdeki PlayStation’da NBA Live 2003’te defalarca aldığım Lakers’ta Kobe ile yaptıklarım, (yaşın da etkisiyle) estetik smaçları ve üçlüğü dominantlığa tercih etmem ve (epey sonradan fark ettiğim) genel kesim tarafından nefret edilen karaktere beslediğim ekstra ilgi, Kobe’yi benim için NBA’in en önemli figürü haline getirdi. 2004 Finalleri 2. Maçın sonundaki canlı izlediğim basketi de bunun resmî ilanı oldu.
2005’te Shaq gitmesine rağmen takım değiştirmedim; hatta Miami’ye çocukça bir nefret dahi besledim, çünkü ben o büyük kavgada Kobe’nin tarafındaydım. Christmas maçında Kobe’nin çabasına rağmen kaybetmeleri o sezona dair hatırladığım tek an.
2006, hem Kobe’nin kişisel kariyerinin hem de benim NBA'le alakamın o ana kadarki zirve dönemi oldu. 2005 sonbaharında yeni eve taşınmamız, ablamın üniversite için evden ayrılması gibi birçok önemli gelişme hayatımı etkiledi. NBA TV’nin uydu üzerinden izlenebildiğini bilmem ve eve uydu yayını alınması için direttiğim kısa dönem hala aklımda. Ablamın artık yanımda olmaması ve lise sınavına gireceğim sene olması sebebiyle eve internet alınmamış, gündüzüm gecem NBA TV izlemekle geçer olmuştu. Kobe’nin sezon ilerledikçe deli atmasıyla 2005 sonlarına doğru amcamlara gidip internetten, NTV’nin sitesinden NBA TV’nin aylık programının çıktısını alıp odama asıyor, Lakers maçlarının olduğu günleri her ayın başında işaretliyordum. 81 attığı gece hayatımın en özel anlarından, tekrar yazmak yerine şuraya bırakayım. O sene yalnızca NBA TV sayesinde bile izleyebildiğim sayısız özel performans, verilmeyen MVP ödülü, Suns serisindeki smaç, son saniye basketi, 6. Maçtaki Tim Thomas… Lakers ve Kobe benim için artık bir hobiden çıkıp, futbolun da önüne geçerek bir tutkuya dönüştü.
2007 yazında internette dolaşırken bulduğum LakersTR oluşumu ise Kütahya gibi bir yerde hiç görmediğim benim gibi manyakların başka şehirlerde de olduğunu gösterdi bana. Tartışmalar, yorumlar, 15 – 35 yaş arası alakasız birçok insan Lakers ve Kobe’den bahsediyordu. Sezonun başlamasıyla forumda geçirdiğim zamanın süresi artıyor, artık oradaki insanlarla NBA dışı konularda da konuşmaya başlıyordum. 2008 Şubat’ta gelen Gasol ve Lakers’ın ligde tekrar iddialı konuma gelmesi bu oluşumun klavye başından çıkıp gerçekten bir araya gelmesini sağlamış ve buluşmalar düzenlenmeye başlanmıştı. Kuzenimde kaldığım bir gün, forumda neler olmuş diye bilgisayarın başına oturmam ve atılan tonla yeni mesaja anlam vermeye çalışırken Gasol ismini görmem, şu an öyle gelmiyor olsa da o dönem hayatımdaki en tatlı sürprizlerdendi.
2008 – 2011 arasında Lakers tekrar ligin zirvesindeydi. Evet, bu takıma ilk ilgi duyduğumda da benzer konumdaydılar, fakat artık ben taraftar ve bilinçli bir izleyici, Kobe ise oyununun olgunluk döneminde bir süperstardı. En büyük eleştiriyi bencilliği üzerinden alan Kobe, yanına Gasol’ü alıp ligi darmaduman ederken bu sefer gençliğinde Shaq’la yaşadığı ego savaşına hiç girmemişti. Fakat rekabetçi ruhu hala aynı, hatta Shaq’sız başarılı olamayacağını düşünen büyük kitle yüzünden daha da kamçılanmış durumdaydı. Liseye hazırlanırken, Kobe’nin kişisel rekorlarını geliştirmesi için sabahlarken, üniversiteye hazırlanırken, Kobe’nin Lakers’ı şampiyon yapması için alarm kurdum.
Sonraki 2 sezon, 2003’ten beri Lakers’tan en çok uzak kaldığım dönemdi. Başka şehirde üniversite, yurt hayatı, sorunlu internet, üniversite öğrenciliğine alışma evresi… Aynı dönem Lakers için de saçma sapan geçti sayılır: Büyük umutlar ve hayal kırıklıkları… Ligin o dönem en iyi uzunu ve kısası sayılabilecek Howard ve Nash’i kadrosuna katan takım, beklentilerin aksine tepetaklak oldu. Savaşan tek isim ise yine Kobe’ydi. Takımı en azından Playoff’a taşıyabilmek için her maç 45 dakika ortalamayla oynayan Kobe, tam NBA ve Lakers’tan uzaklaşma sürecimde beni tekrar hayata bağladı.
13 Nisan 2013’te ise Kobe’nin kariyerinin en kötü günüydü ve ben en iyi gününde olduğu gibi yine canlı izliyordum. Normal sezonun son maçında Playoff’a kalabilmek için evinde Golden State’i yenmesi gereken Lakers, Kobe’nin üstün çabalarıyla maçı kazandı; ama Kobe maçın sonlarına doğru bir anda yere yığıldı. Hareketlerinden ciddi bir şey olduğu anlaşılsa da yürüyebilmesi, burkulma vb. bir ihtimali düşündürdü. Gerçek ise 1-2 saat sonra ortaya çıktı: Kobe, aşil tendonunu koparmıştı. “Minimum 6 ay tedavi”, “o yaşta bir sporcunun geri dönmesi zor”, “emeklilik kararı alabilir”… "Kobe playoff’a soksun, belki Spurs’ü eleriz" diye düşünürken, 2 saat içinde tüm her şey çöp oldu. Bir anda oturup ağlamaya başladım. Birkaç gün ne olduğunu soran insanlara durumu açıklayamıyor, haberi duyan ve ilgimi bilenlere ise niye bu denli etkilendiğimi açıklayamıyordum. Şimdi az çok kavrayabiliyorum, o sabah bir anda çocukluk kahramanımı kaybetmiştim.
Ertesi sezon Kobe, beklenenden de erken döndü: İlk basketinde yine ağladım, ama bir şeyler değişmişti artık. Kabullenmeye çalışırken Kobe’nin vücudu kaldırmadı ve bir sezon daha kapandı. Ertesi sene biraz daha iyi gözüktü, sırf onun için tekrar alarm kurmaya başladım derken yine bir anda sezonu kapadı. NBA’e ilgim azalmış, Lakers’a ise hiç kalmamıştı. O boşluğu sinema, çevre vs. ile doldurmaya çalıştım 1-2 sene. Buna alışmam lazımdı, artık Kobe yoktu.
Bu sezon başında, Kobe ligde 20. Sezonunu kutlarken felaket maçlar geçiriyordu. Bense tüm çocukluğuma ihanet ederek artık bırakması gerektiğini savunuyor hatta ona küfür bile ediyordum. Her şey bırakma kararını açıklamasıyla değişti. Bu, Kobe’ye layığıyla veda edebilmem için bir fırsattı. O kadar erken açıklaması gittiği her yerde göreceği ilgi ve saygıyı artıracağı için kendi lehine olsa da, bu egoist yaklaşım benim için hiç sıkıntı değildi. Benim sevdiğim Kobe buydu zaten.
13 Nisan 2016, malum tarih geldi. 24 yaşında, Kobe için son kez alarm kuruyordum. Annem-babam fark etmesin diye sessiz ya da kulaklıkla açtığım tonla maç gibi, ev arkadaşım uyanmasın diye sesi kısıp televizyon başına oturdum. Tek beklentim 2-3 zor şut sokması, maçı kazanmasıydı. Maça bol şutla giriş yapan Kobe yüzdesiz bir maç çıkarmasına rağmen atmaya devam ederek kariyerine selam çakıyordu, takım da savunma yapmayarak sezona. Maçın son 4 dakikasında ise büyülü bir şeyler olmaya başladı. 37 yaşındaki Kobe, 10 sene önceki, 15 yaşında izlediğim adama dönüştü. Attığı tüm şutlar giriyor, farkı kapatıyordu. Son molaya girdiğinde tek dileğim eline son bir maç kazandırma şansı geçmesiydi ve tanrı, kader, karma her neyse bunu sağladı:
Kobe, son maçında üstelik 60 atarak maç kazandırdı.
2 kez sakatlığı yüzünden ağladığım adam bu kez beni mutluluktan ağlattı. 23 Ocak 2006 sabahı okula giderken, gördüğüm herkese anlatmak istediğim coşku son kez benleydi. Kobe basketbola, ben çocukluğuma veda ettim. Olmasaydın yıllarca neye tutunurdum bilmiyorum ama, beni bu kadar uzun süre yüz üstü bırakmayan biri ya da bir şey olacağını hiç sanmıyorum. Eyvallah Kobe…
Kobe Bryant, 13 Nisan 2016’da 20 senelik görkemli kariyerine yakışır şekilde noktayı koydu, fakat bu emeklilik benim için NBA, Lakers gibi kavramlardan çok daha büyük bir şeyin simgesiymiş. Yeni yeni kafama dank ediyor.
NBA ile tanışmam 2001’de Iverson’ın tek başına aldığı Lakers – Sixers final serisinin ilk maçıyla oldu. O gün (o an tekrarı ya da özeti olduğundan bihaber) denk gelip izlediğim maçta mahalledeki Tufan abi'nin dilinden düşmeyen bir ismi duyunca heyecanlanmıştım, Shaq. İsmini duyduğun birini görmek, o yaşların da etkisiyle direkt Lakers ve Shaq tarafına ilgi duymamı sağladı, Iverson, izlediğim o maçta 80 de atsa kararım değişmezdi sanırım. 1 hafta sonra ise NBA’e dair anımsadığım ilk net anımı yaşadım. Haftasonu (şimdi baktım da Cumartesi sabahı imiş) sabah erkenden çizgi film izlemeye kalkınca yine aynı maça denk geldim; fakat maç bitmiş, dev adam Shaq ve arkadaşları altta bulunan fotoğrafı veriyordu. İlk maçta yenildiğini gördüğüm takımı kazanırken görmek saçma bir mutluluk oluşturdu bende. Muhtemelen o gün dışarı çıkınca Tufan abi'ye koşmuşumdur.
Neyse, tarihi biraz ileri saralım. 2002 ve 2003’te de NBA’e ilgim sağdan soldan duyduğum skorlar ve ertesi gün tekrarını izlediğim Jordan’ın son All-Star maçından öteye gitmedi. O maça dair hatırladığım iki an ise hala aklımda. İlki Dünya genelindeki izleyicilerden gelen yorumlardan birinde “Bu maç hiç bitmesin” tarzı bir mesajın olmasıydı. İkincisi ise maç sonunda Kobe’nin serbest atışları… 2001’den kalan Lakers sempatisiyle 3’ünü de atsa maçı kazanacakları bir anda Kobe’nin kaçırmasına epey sinirlenmiştim. Diğer uzatmada yaşananlara dair hiçbir şey yok hafızamda.
2004 Final serisi, uğruna alarm kurduğum ilk NBA maçlarıydı. Kobe’nin çektiği sıkıntıları, Malone – Payton transferleri açıklandığında kopan yaygarayı ve sene boyu süren sakatlıkları babam ve mahalle abilerinden duymamın da etkisiyle, merakım üst boyuta çıkmıştı. NBA’de duyduğum ilk isim Shaq’a olan ilgimin Kobe’ye kayması da büyük oranda o sezon gerçekleşti. Tecavüz skandalı, Shaq figürünün özellikle ülkemizdeki etkisi, genç Kobe’nin Shaq’la ilişkisi yakın çevremde ve sağda solda kulak misafiri olduğum her ortamda insanların Kobe’den uzaklaşmasına yol açsa da benim için tam tersi geçerli. Evdeki PlayStation’da NBA Live 2003’te defalarca aldığım Lakers’ta Kobe ile yaptıklarım, (yaşın da etkisiyle) estetik smaçları ve üçlüğü dominantlığa tercih etmem ve (epey sonradan fark ettiğim) genel kesim tarafından nefret edilen karaktere beslediğim ekstra ilgi, Kobe’yi benim için NBA’in en önemli figürü haline getirdi. 2004 Finalleri 2. Maçın sonundaki canlı izlediğim basketi de bunun resmî ilanı oldu.
2005’te Shaq gitmesine rağmen takım değiştirmedim; hatta Miami’ye çocukça bir nefret dahi besledim, çünkü ben o büyük kavgada Kobe’nin tarafındaydım. Christmas maçında Kobe’nin çabasına rağmen kaybetmeleri o sezona dair hatırladığım tek an.
2006, hem Kobe’nin kişisel kariyerinin hem de benim NBA'le alakamın o ana kadarki zirve dönemi oldu. 2005 sonbaharında yeni eve taşınmamız, ablamın üniversite için evden ayrılması gibi birçok önemli gelişme hayatımı etkiledi. NBA TV’nin uydu üzerinden izlenebildiğini bilmem ve eve uydu yayını alınması için direttiğim kısa dönem hala aklımda. Ablamın artık yanımda olmaması ve lise sınavına gireceğim sene olması sebebiyle eve internet alınmamış, gündüzüm gecem NBA TV izlemekle geçer olmuştu. Kobe’nin sezon ilerledikçe deli atmasıyla 2005 sonlarına doğru amcamlara gidip internetten, NTV’nin sitesinden NBA TV’nin aylık programının çıktısını alıp odama asıyor, Lakers maçlarının olduğu günleri her ayın başında işaretliyordum. 81 attığı gece hayatımın en özel anlarından, tekrar yazmak yerine şuraya bırakayım. O sene yalnızca NBA TV sayesinde bile izleyebildiğim sayısız özel performans, verilmeyen MVP ödülü, Suns serisindeki smaç, son saniye basketi, 6. Maçtaki Tim Thomas… Lakers ve Kobe benim için artık bir hobiden çıkıp, futbolun da önüne geçerek bir tutkuya dönüştü.
2007 yazında internette dolaşırken bulduğum LakersTR oluşumu ise Kütahya gibi bir yerde hiç görmediğim benim gibi manyakların başka şehirlerde de olduğunu gösterdi bana. Tartışmalar, yorumlar, 15 – 35 yaş arası alakasız birçok insan Lakers ve Kobe’den bahsediyordu. Sezonun başlamasıyla forumda geçirdiğim zamanın süresi artıyor, artık oradaki insanlarla NBA dışı konularda da konuşmaya başlıyordum. 2008 Şubat’ta gelen Gasol ve Lakers’ın ligde tekrar iddialı konuma gelmesi bu oluşumun klavye başından çıkıp gerçekten bir araya gelmesini sağlamış ve buluşmalar düzenlenmeye başlanmıştı. Kuzenimde kaldığım bir gün, forumda neler olmuş diye bilgisayarın başına oturmam ve atılan tonla yeni mesaja anlam vermeye çalışırken Gasol ismini görmem, şu an öyle gelmiyor olsa da o dönem hayatımdaki en tatlı sürprizlerdendi.
2008 – 2011 arasında Lakers tekrar ligin zirvesindeydi. Evet, bu takıma ilk ilgi duyduğumda da benzer konumdaydılar, fakat artık ben taraftar ve bilinçli bir izleyici, Kobe ise oyununun olgunluk döneminde bir süperstardı. En büyük eleştiriyi bencilliği üzerinden alan Kobe, yanına Gasol’ü alıp ligi darmaduman ederken bu sefer gençliğinde Shaq’la yaşadığı ego savaşına hiç girmemişti. Fakat rekabetçi ruhu hala aynı, hatta Shaq’sız başarılı olamayacağını düşünen büyük kitle yüzünden daha da kamçılanmış durumdaydı. Liseye hazırlanırken, Kobe’nin kişisel rekorlarını geliştirmesi için sabahlarken, üniversiteye hazırlanırken, Kobe’nin Lakers’ı şampiyon yapması için alarm kurdum.
Sonraki 2 sezon, 2003’ten beri Lakers’tan en çok uzak kaldığım dönemdi. Başka şehirde üniversite, yurt hayatı, sorunlu internet, üniversite öğrenciliğine alışma evresi… Aynı dönem Lakers için de saçma sapan geçti sayılır: Büyük umutlar ve hayal kırıklıkları… Ligin o dönem en iyi uzunu ve kısası sayılabilecek Howard ve Nash’i kadrosuna katan takım, beklentilerin aksine tepetaklak oldu. Savaşan tek isim ise yine Kobe’ydi. Takımı en azından Playoff’a taşıyabilmek için her maç 45 dakika ortalamayla oynayan Kobe, tam NBA ve Lakers’tan uzaklaşma sürecimde beni tekrar hayata bağladı.
13 Nisan 2013’te ise Kobe’nin kariyerinin en kötü günüydü ve ben en iyi gününde olduğu gibi yine canlı izliyordum. Normal sezonun son maçında Playoff’a kalabilmek için evinde Golden State’i yenmesi gereken Lakers, Kobe’nin üstün çabalarıyla maçı kazandı; ama Kobe maçın sonlarına doğru bir anda yere yığıldı. Hareketlerinden ciddi bir şey olduğu anlaşılsa da yürüyebilmesi, burkulma vb. bir ihtimali düşündürdü. Gerçek ise 1-2 saat sonra ortaya çıktı: Kobe, aşil tendonunu koparmıştı. “Minimum 6 ay tedavi”, “o yaşta bir sporcunun geri dönmesi zor”, “emeklilik kararı alabilir”… "Kobe playoff’a soksun, belki Spurs’ü eleriz" diye düşünürken, 2 saat içinde tüm her şey çöp oldu. Bir anda oturup ağlamaya başladım. Birkaç gün ne olduğunu soran insanlara durumu açıklayamıyor, haberi duyan ve ilgimi bilenlere ise niye bu denli etkilendiğimi açıklayamıyordum. Şimdi az çok kavrayabiliyorum, o sabah bir anda çocukluk kahramanımı kaybetmiştim.
Ertesi sezon Kobe, beklenenden de erken döndü: İlk basketinde yine ağladım, ama bir şeyler değişmişti artık. Kabullenmeye çalışırken Kobe’nin vücudu kaldırmadı ve bir sezon daha kapandı. Ertesi sene biraz daha iyi gözüktü, sırf onun için tekrar alarm kurmaya başladım derken yine bir anda sezonu kapadı. NBA’e ilgim azalmış, Lakers’a ise hiç kalmamıştı. O boşluğu sinema, çevre vs. ile doldurmaya çalıştım 1-2 sene. Buna alışmam lazımdı, artık Kobe yoktu.
Bu sezon başında, Kobe ligde 20. Sezonunu kutlarken felaket maçlar geçiriyordu. Bense tüm çocukluğuma ihanet ederek artık bırakması gerektiğini savunuyor hatta ona küfür bile ediyordum. Her şey bırakma kararını açıklamasıyla değişti. Bu, Kobe’ye layığıyla veda edebilmem için bir fırsattı. O kadar erken açıklaması gittiği her yerde göreceği ilgi ve saygıyı artıracağı için kendi lehine olsa da, bu egoist yaklaşım benim için hiç sıkıntı değildi. Benim sevdiğim Kobe buydu zaten.
13 Nisan 2016, malum tarih geldi. 24 yaşında, Kobe için son kez alarm kuruyordum. Annem-babam fark etmesin diye sessiz ya da kulaklıkla açtığım tonla maç gibi, ev arkadaşım uyanmasın diye sesi kısıp televizyon başına oturdum. Tek beklentim 2-3 zor şut sokması, maçı kazanmasıydı. Maça bol şutla giriş yapan Kobe yüzdesiz bir maç çıkarmasına rağmen atmaya devam ederek kariyerine selam çakıyordu, takım da savunma yapmayarak sezona. Maçın son 4 dakikasında ise büyülü bir şeyler olmaya başladı. 37 yaşındaki Kobe, 10 sene önceki, 15 yaşında izlediğim adama dönüştü. Attığı tüm şutlar giriyor, farkı kapatıyordu. Son molaya girdiğinde tek dileğim eline son bir maç kazandırma şansı geçmesiydi ve tanrı, kader, karma her neyse bunu sağladı:
Kobe, son maçında üstelik 60 atarak maç kazandırdı.
2 kez sakatlığı yüzünden ağladığım adam bu kez beni mutluluktan ağlattı. 23 Ocak 2006 sabahı okula giderken, gördüğüm herkese anlatmak istediğim coşku son kez benleydi. Kobe basketbola, ben çocukluğuma veda ettim. Olmasaydın yıllarca neye tutunurdum bilmiyorum ama, beni bu kadar uzun süre yüz üstü bırakmayan biri ya da bir şey olacağını hiç sanmıyorum. Eyvallah Kobe…
Yıllar Boyunca Kobe Bryant - 3
Gönderen
Beercholic
on 24 Nisan 2016 Pazar
"LİDER"
-- 2005
Kobe nişancıya dönüşüyor:
İşleri kendi tarzıyla –en büyük ortağı Shaq olmadan ve
Phil’in koç dokunuşlarından yoksun bir şekilde- halletmeye çalışması Kobe’nin
beklediği şekilde sonuçlanmadı. Lakers 2005 Playofflar’ını kaçırdı, Kobe
kariyerinde ilk defa postseason’da yer alamadı ve bütün bir sezonu
tamamlayamayan Rudy Tomjanovich koçluğunda takım savunma verimliliğinde ligin
sonuncusu oldu. Bryant’a gelince, rakamları güçlüydü (27.6 sayı, 23.3 PER)
fakat kaybetmek onu ancak All-NBA 3. Takım’a seçilmeye düşürdü ve dünyaya-karşı-ben
felsefesine büyük bir darbe yemiş oldu.
Jackson’ın 2005-06 sezonundaki dönüşü aynı zamanda Kobe’nin
de kariyerinin en iyi istatiksel sezonuyla çakışması demekti. Bu birliktelik,
uzun bir yükseliş serisini de beraberinde getirdi. 20 Aralık 2005’te, blowout
galibiyetle sonuçlanan maçta Bryant Mavericks potasına ilk üç çeyrekte 62 sayı
gönderdi. 75 veya 80 sayıya erişebilecek durumda olmasına karşın Jackson,
galibiyetin de cepte olmasıyla Kobe’yi son periyot için dinlendirmeyi tercih
etti. “Maç çantadaydı, hatta buzdolabındaydı” dedi Kobe daha sonra; “Benim
oyuna geri girmem için hiçbir sebep yoktu.”
Bu acımasız gösteri Kobe’nin skor yeteneğiyle özetlenebilir
veya Mavs koçu Avery Johnson’ın üzüntüsüyle. “Ona cevap veremedik.” dedi
Johnson. “İkili sıkıştırma denedik, zone denedik, arka alanda tuzaklar kurduk,
ve hiçbiri işe yaramadı. Bu gece bizimle işi pişirdi.”
-- 2006
81 Sayı:
Bryant’ın 2005-06 serüveni rekor kitaplarına ve istatistik
nerd’lerine çalıştı. 35.4 sayı ortalamasıyla ligi bu alanda ilk kez zirvede
tamamladı, ki bu 1960’tan beri ismi Jordan olmayan oyuncular arasında çıkılan
en yüksek rakamdı. Kariyer rekoru olan 28 PER’e ve Basketball-Reference
sitesinin database’ine göre bir oyuncunun ulaştığı en yüksek rakam olan 38.7
usage rate’e ulaştı. Altı kez 50+ sayı attı, ki bu da Jordan’ın 1987’deki
performansından sonraki en yüksek rakamdı. Her gece 27.2 şut deneyerek bu
alanda üç sayı çizgisi lige giriş yaptığından beri en az bu kadar şut deneyen
Jordan ve Allen Iverson gibi oyuncuların arasına katıldı. Kobe zincirlerinden
kurtulmuş bir şekilde önümüzdeydi.
Bir ay kadar sonra, 62 patlamasının ertesinde, kendi kendini
anlatan bir başarıyla rekor kitaplarına giriş yaptı: 81. 22 Ocak’ta Raptors’a
karşı alınan galibiyette Kobe 28/46 saha içi isabeti, 7/13 üçlük, 18/20 serbest
atışla oynayarak kariyer rekoru olan ve Wilt’in de 100 sayısının ardından
NBA’de bir maçta bir oyuncunun uşlaştığı en yüksek ikinci sayı olan 81 sayıyı
attı. Bryant’ın 81’i Jordan’ın 69 olan kariyer rekorunu da patlatmış, ve üç
sayı çizgisi lige girdiğinden bu yana atılan en yüksek sayıları (David
Robinson, 1994’te 71 sayı ve David Thompson, 1978’de 73 sayı) tarihe gömmüştü.
Robinson ve Thompson’ın aksine Bryant, sezon sonundaki sayı krallığına oynamıyordu,
o sadece sıradan bir kış gecesi çıldırmıştı.
81’den tam on sene sonra, Bryant’ın kariyerini
yansıttığından dolayı ESPN’in derlediği röportaj serisinde sorulduğunda o
zamanın Raptors koçu Sam Mitchell sözlerini esirgememişti; “Ondan nefret
ediyorum. Eğer bir daha onu göremeyeceksem, ki bu kısa süre sonra
gerçekleşecek, belirteyim ondan nefret ediyorum.” Bryant ise kendi bölümü adına
o performansın “hayal kurmanın gücü için vasiyetname” olduğunu eklemiş ve devam
etmişti: “Sahaya çıkan ve 80 atmanın imkansız olduğunu düşünen tonlarca oyuncu
var… Ben hep 80’i atabileceğimi düşündüm. 90’ı atabileceğimi düşündüm. 100’e
ulaşabileceğimi düşündüm. Her zaman.”
-- 2007
Takas talebi:
2006-07 sezonu Bryant yeni forma numarası olan 24’le ortaya
çıktı, ikinci kez sayı krallığına ulaştı, ikinci kez üstüste sezonun en iyi
beşi ve sezonun en iyi savunma beşlerine seçildi, fakat playofflar’da yine
herhangi bir gelişim kaydedilemedi. İkinci kez üstüste, Bryant ve unutulmaya
yüz tutmuş yardımcı kadrosu –daha sonra Kobe’nin adını bir iki kez daha anacağı
Smush Parker dahil- playoff’a ilk turda veda ediyordu.
Bryant gerçeği görmüş gibi gözüküyordu: Bütün bu atılan
şutlar ve sayılar onları postseason’da başarılı oldurmaya yetmiyordu. Hepsinden
öte, Bryant 2006-07’de 50 sayı barajını on kez geçmişti, ki bu 1963-64’ten beriulaşılan en yüksek rakam, ama hala hiç mutlu değildi. Mart ayında üstüste yedi
maçta attığı 65, 50, 60, 60, 43, 23, 53 sayılık bir seri vardı ama hala hiç
tatmin olmuş gözükmüyordu.
Mayıs 2007’de, Lakers’ta geçirdiği süre on seneyi de
aştığında, Kobe takımın yeniden yapılanması gerektiğini de atıfta bulunarak
takas olmayı istedi. “Takas edilmek istiyorum, evet” dedi ESPN radyosuna. “Nitekim
sonuca vardığımızda, başka alternatifimiz kalmadı anlıyor musunuz? Gideceğim ve
Plüton’da oynayacağım.” Sonra durumu yeniden değerlendirdi ve Lakers tabii ki
onun ayrılmasını engelledi. Yardım yoldaydı.
-- 2008
Şafaktan önceki karanlık:
Bryant’ın takas talebinin üzerinden bir yıl geçmeden, GM
Mitch Kupchak, Kobe’nin kariyerini tamamen değiştirecek bir takas
gerçekleştirdi. Şubat 2008’de, Lakers, Memphis’in İspanyol uzunu Pau Gasol’ü
kadrosuna kattı. Yetenekli ve akıllı Pau, gelişmekte olan pivot Andrew Bynum’a
ve çok yönlü bir PF olan Lamar Odom’a katılarak uzun, fiziksel ve becerikli ve
Kobe’yi tamamlayacak bir ön alan rotasyonunu oluşturmuş oldular.
Gasol takasından sonra, Lakers sezonu 22-5’lik seriyle
kapadı ve playoff’ta sırasıyla Nuggets, Jazz ve Spurs’ü eleyerek 2008 NBA
Finalleri’ne ulaşmayı başardılar. Bu sezon sonu serisi aynı zamanda Kobe’nin
ilk ve tek normal sezon MVP ödülünü de ona kazandırdı.
2004’ten bu yana ilk kez NBA’in en yüksek mertebesine geri
döndüklerinde, Kobe finallerin iki maçında 30 sayı barajını aşmıştı ama
Boston’ın Kevin Garnett, Paul Pierce ve Ray Allen’dan oluşan heybetli Big
3’sinin üstesinden gelememişti. Durumu iyice kötüleştirense, 6. ve son maçta
Celtics’in Lakers’ı küçük düşürmesi, 39 sayı farkla biten maçta Kobe’yi de 7/22
şut yüzdesinde tutması olmuştu. Bu yıl, Kobe gazetecilere o sezondan sonra
Journey’nin Don’t Stop Believing şarkısını dinlediğini ve o şarkının önümüzdeki
iki sezon için onun motivasyonu olduğunu çünkü Boston’daki seyircilerin
kutlamalar için her maçta o şarkıyı dinlediğini söylemişti. “Her bir gün aynı
şarkıyı dinliyordum çünkü bana orada yaşadığım duyguları hatırlatıyordu.”
diyordu.
Celtics karşısındaki intikam beklemek zorundaydı fakat
Kobe’nin off-season’ı bir anda acıdan zafere dönüşmüştü. ABD 2008 Olimpiyat
takımının bir üyesi olarak Bryant, finalde Gasol’ün İspanya’sını yenerek altın
madalyayı kazanmıştı. 2008-09 sezonu başladığında, Los Angeles Daily News’in
haberine göre Bryant, altın madalyasını Gasol’ün soyunma odasına asmıştı çünkü onun
bundan rahatsız olmasını ve bunu motivasyona çevirmesini istiyordu. “Bu
Haziran’da geçen seneki gibi ikinci sırada kalmayacaksın.” demişti.
Ara
Arşiv
-
▼
2018
(41)
- ► 12/16 - 12/23 (1)
- ► 12/02 - 12/09 (3)
- ► 11/18 - 11/25 (1)
- ► 11/11 - 11/18 (1)
- ► 11/04 - 11/11 (1)
- ► 10/28 - 11/04 (1)
- ► 10/21 - 10/28 (1)
- ► 10/14 - 10/21 (2)
- ► 09/30 - 10/07 (1)
- ► 09/23 - 09/30 (1)
- ► 09/16 - 09/23 (1)
- ► 08/19 - 08/26 (2)
- ► 08/05 - 08/12 (1)
- ► 07/29 - 08/05 (1)
- ► 07/08 - 07/15 (1)
- ► 06/17 - 06/24 (1)
- ► 06/10 - 06/17 (1)
- ► 06/03 - 06/10 (2)
- ► 05/20 - 05/27 (1)
- ► 05/13 - 05/20 (1)
- ► 04/22 - 04/29 (3)
- ► 04/15 - 04/22 (2)
- ► 03/25 - 04/01 (1)
- ► 03/18 - 03/25 (1)
- ► 03/11 - 03/18 (1)
- ► 03/04 - 03/11 (1)
- ► 02/25 - 03/04 (1)
- ► 02/11 - 02/18 (1)
- ► 02/04 - 02/11 (1)
- ► 01/21 - 01/28 (1)
- ► 01/07 - 01/14 (1)
-
►
2017
(80)
- ► 12/31 - 01/07 (2)
- ► 12/24 - 12/31 (1)
- ► 12/17 - 12/24 (1)
- ► 12/03 - 12/10 (1)
- ► 11/26 - 12/03 (2)
- ► 11/19 - 11/26 (1)
- ► 11/12 - 11/19 (2)
- ► 10/29 - 11/05 (2)
- ► 10/22 - 10/29 (1)
- ► 10/15 - 10/22 (1)
- ► 10/08 - 10/15 (1)
- ► 10/01 - 10/08 (1)
- ► 09/24 - 10/01 (2)
- ► 09/03 - 09/10 (1)
- ► 08/27 - 09/03 (1)
- ► 08/20 - 08/27 (1)
- ► 08/13 - 08/20 (3)
- ► 08/06 - 08/13 (1)
- ► 07/30 - 08/06 (2)
- ► 07/23 - 07/30 (2)
- ► 07/16 - 07/23 (1)
- ► 07/09 - 07/16 (1)
- ► 07/02 - 07/09 (2)
- ► 06/25 - 07/02 (3)
- ► 06/18 - 06/25 (2)
- ► 06/11 - 06/18 (2)
- ► 06/04 - 06/11 (1)
- ► 05/28 - 06/04 (1)
- ► 05/21 - 05/28 (1)
- ► 05/14 - 05/21 (2)
- ► 05/07 - 05/14 (2)
- ► 04/30 - 05/07 (1)
- ► 04/16 - 04/23 (2)
- ► 04/09 - 04/16 (2)
- ► 04/02 - 04/09 (3)
- ► 03/26 - 04/02 (2)
- ► 03/19 - 03/26 (3)
- ► 03/12 - 03/19 (2)
- ► 03/05 - 03/12 (3)
- ► 02/26 - 03/05 (1)
- ► 02/19 - 02/26 (2)
- ► 02/12 - 02/19 (3)
- ► 02/05 - 02/12 (1)
- ► 01/29 - 02/05 (1)
- ► 01/22 - 01/29 (2)
- ► 01/15 - 01/22 (1)
- ► 01/08 - 01/15 (2)
- ► 01/01 - 01/08 (2)
-
►
2016
(127)
- ► 12/25 - 01/01 (1)
- ► 12/18 - 12/25 (1)
- ► 12/04 - 12/11 (1)
- ► 11/27 - 12/04 (2)
- ► 11/20 - 11/27 (2)
- ► 11/13 - 11/20 (2)
- ► 11/06 - 11/13 (3)
- ► 10/30 - 11/06 (2)
- ► 10/23 - 10/30 (1)
- ► 10/16 - 10/23 (5)
- ► 10/09 - 10/16 (2)
- ► 10/02 - 10/09 (1)
- ► 09/25 - 10/02 (3)
- ► 09/18 - 09/25 (3)
- ► 09/11 - 09/18 (2)
- ► 09/04 - 09/11 (2)
- ► 08/28 - 09/04 (2)
- ► 08/21 - 08/28 (2)
- ► 08/14 - 08/21 (2)
- ► 08/07 - 08/14 (2)
- ► 07/31 - 08/07 (3)
- ► 07/24 - 07/31 (4)
- ► 07/17 - 07/24 (2)
- ► 07/10 - 07/17 (2)
- ► 07/03 - 07/10 (2)
- ► 06/26 - 07/03 (4)
- ► 06/19 - 06/26 (3)
- ► 06/12 - 06/19 (3)
- ► 06/05 - 06/12 (3)
- ► 05/29 - 06/05 (2)
- ► 05/22 - 05/29 (4)
- ► 05/15 - 05/22 (4)
- ► 05/08 - 05/15 (2)
- ► 05/01 - 05/08 (2)
- ► 04/24 - 05/01 (3)
- ► 04/17 - 04/24 (2)
- ► 04/10 - 04/17 (6)
- ► 04/03 - 04/10 (2)
- ► 03/27 - 04/03 (2)
- ► 03/20 - 03/27 (3)
- ► 03/13 - 03/20 (2)
- ► 03/06 - 03/13 (4)
- ► 02/28 - 03/06 (3)
- ► 02/21 - 02/28 (2)
- ► 02/14 - 02/21 (3)
- ► 01/31 - 02/07 (2)
- ► 01/24 - 01/31 (3)
- ► 01/17 - 01/24 (4)
- ► 01/10 - 01/17 (2)
- ► 01/03 - 01/10 (3)
-
►
2015
(105)
- ► 12/27 - 01/03 (3)
- ► 12/20 - 12/27 (3)
- ► 12/13 - 12/20 (3)
- ► 12/06 - 12/13 (5)
- ► 11/29 - 12/06 (2)
- ► 11/22 - 11/29 (3)
- ► 11/15 - 11/22 (3)
- ► 11/08 - 11/15 (3)
- ► 11/01 - 11/08 (4)
- ► 10/25 - 11/01 (3)
- ► 10/18 - 10/25 (3)
- ► 10/11 - 10/18 (2)
- ► 10/04 - 10/11 (3)
- ► 09/27 - 10/04 (3)
- ► 09/20 - 09/27 (3)
- ► 09/13 - 09/20 (2)
- ► 09/06 - 09/13 (3)
- ► 08/30 - 09/06 (1)
- ► 08/23 - 08/30 (2)
- ► 07/05 - 07/12 (1)
- ► 06/28 - 07/05 (2)
- ► 06/21 - 06/28 (1)
- ► 06/14 - 06/21 (2)
- ► 06/07 - 06/14 (2)
- ► 05/31 - 06/07 (2)
- ► 05/24 - 05/31 (2)
- ► 05/17 - 05/24 (2)
- ► 05/10 - 05/17 (2)
- ► 05/03 - 05/10 (1)
- ► 04/26 - 05/03 (1)
- ► 04/19 - 04/26 (2)
- ► 04/12 - 04/19 (2)
- ► 04/05 - 04/12 (3)
- ► 03/29 - 04/05 (2)
- ► 03/22 - 03/29 (2)
- ► 03/15 - 03/22 (1)
- ► 03/08 - 03/15 (2)
- ► 03/01 - 03/08 (2)
- ► 02/22 - 03/01 (1)
- ► 02/15 - 02/22 (4)
- ► 02/08 - 02/15 (2)
- ► 02/01 - 02/08 (3)
- ► 01/25 - 02/01 (1)
- ► 01/18 - 01/25 (3)
- ► 01/11 - 01/18 (1)
- ► 01/04 - 01/11 (2)
-
►
2014
(151)
- ► 12/28 - 01/04 (1)
- ► 12/21 - 12/28 (3)
- ► 12/14 - 12/21 (1)
- ► 12/07 - 12/14 (2)
- ► 11/30 - 12/07 (2)
- ► 11/23 - 11/30 (2)
- ► 11/16 - 11/23 (2)
- ► 11/09 - 11/16 (2)
- ► 11/02 - 11/09 (3)
- ► 10/26 - 11/02 (3)
- ► 10/19 - 10/26 (2)
- ► 10/12 - 10/19 (4)
- ► 10/05 - 10/12 (3)
- ► 09/28 - 10/05 (2)
- ► 09/21 - 09/28 (4)
- ► 09/14 - 09/21 (2)
- ► 09/07 - 09/14 (3)
- ► 08/31 - 09/07 (2)
- ► 08/24 - 08/31 (1)
- ► 08/17 - 08/24 (2)
- ► 08/10 - 08/17 (2)
- ► 08/03 - 08/10 (2)
- ► 07/27 - 08/03 (1)
- ► 07/20 - 07/27 (3)
- ► 07/13 - 07/20 (2)
- ► 07/06 - 07/13 (4)
- ► 06/29 - 07/06 (4)
- ► 06/22 - 06/29 (4)
- ► 06/15 - 06/22 (4)
- ► 06/08 - 06/15 (3)
- ► 06/01 - 06/08 (4)
- ► 05/25 - 06/01 (4)
- ► 05/18 - 05/25 (2)
- ► 05/11 - 05/18 (2)
- ► 05/04 - 05/11 (3)
- ► 04/27 - 05/04 (3)
- ► 04/20 - 04/27 (3)
- ► 04/13 - 04/20 (4)
- ► 04/06 - 04/13 (3)
- ► 03/30 - 04/06 (2)
- ► 03/23 - 03/30 (2)
- ► 03/16 - 03/23 (5)
- ► 03/09 - 03/16 (2)
- ► 03/02 - 03/09 (4)
- ► 02/23 - 03/02 (4)
- ► 02/16 - 02/23 (5)
- ► 02/09 - 02/16 (4)
- ► 02/02 - 02/09 (6)
- ► 01/26 - 02/02 (3)
- ► 01/19 - 01/26 (3)
- ► 01/12 - 01/19 (3)
- ► 01/05 - 01/12 (5)
-
►
2013
(349)
- ► 12/29 - 01/05 (5)
- ► 12/22 - 12/29 (8)
- ► 12/15 - 12/22 (6)
- ► 12/08 - 12/15 (5)
- ► 12/01 - 12/08 (3)
- ► 11/24 - 12/01 (5)
- ► 11/17 - 11/24 (6)
- ► 11/10 - 11/17 (7)
- ► 11/03 - 11/10 (6)
- ► 10/27 - 11/03 (7)
- ► 10/20 - 10/27 (8)
- ► 10/13 - 10/20 (5)
- ► 10/06 - 10/13 (6)
- ► 09/29 - 10/06 (5)
- ► 09/22 - 09/29 (6)
- ► 09/15 - 09/22 (6)
- ► 09/08 - 09/15 (6)
- ► 09/01 - 09/08 (8)
- ► 08/25 - 09/01 (5)
- ► 08/18 - 08/25 (6)
- ► 08/11 - 08/18 (9)
- ► 08/04 - 08/11 (2)
- ► 07/28 - 08/04 (6)
- ► 07/21 - 07/28 (5)
- ► 07/14 - 07/21 (6)
- ► 07/07 - 07/14 (7)
- ► 06/30 - 07/07 (6)
- ► 06/23 - 06/30 (11)
- ► 06/16 - 06/23 (4)
- ► 06/09 - 06/16 (5)
- ► 06/02 - 06/09 (5)
- ► 05/26 - 06/02 (8)
- ► 05/19 - 05/26 (8)
- ► 05/12 - 05/19 (9)
- ► 05/05 - 05/12 (7)
- ► 04/28 - 05/05 (5)
- ► 04/21 - 04/28 (6)
- ► 04/14 - 04/21 (7)
- ► 04/07 - 04/14 (8)
- ► 03/31 - 04/07 (7)
- ► 03/24 - 03/31 (9)
- ► 03/17 - 03/24 (9)
- ► 03/10 - 03/17 (10)
- ► 03/03 - 03/10 (11)
- ► 02/24 - 03/03 (8)
- ► 02/17 - 02/24 (6)
- ► 02/10 - 02/17 (6)
- ► 02/03 - 02/10 (7)
- ► 01/27 - 02/03 (7)
- ► 01/20 - 01/27 (7)
- ► 01/13 - 01/20 (11)
- ► 01/06 - 01/13 (8)
-
►
2012
(496)
- ► 12/30 - 01/06 (8)
- ► 12/23 - 12/30 (6)
- ► 12/16 - 12/23 (10)
- ► 12/09 - 12/16 (9)
- ► 12/02 - 12/09 (12)
- ► 11/25 - 12/02 (10)
- ► 11/18 - 11/25 (13)
- ► 11/11 - 11/18 (11)
- ► 11/04 - 11/11 (15)
- ► 10/28 - 11/04 (9)
- ► 10/21 - 10/28 (8)
- ► 10/14 - 10/21 (10)
- ► 10/07 - 10/14 (10)
- ► 09/30 - 10/07 (11)
- ► 09/23 - 09/30 (7)
- ► 09/16 - 09/23 (11)
- ► 09/09 - 09/16 (7)
- ► 09/02 - 09/09 (6)
- ► 08/26 - 09/02 (9)
- ► 08/19 - 08/26 (10)
- ► 08/12 - 08/19 (6)
- ► 08/05 - 08/12 (7)
- ► 07/29 - 08/05 (9)
- ► 07/22 - 07/29 (8)
- ► 07/15 - 07/22 (6)
- ► 07/08 - 07/15 (8)
- ► 07/01 - 07/08 (9)
- ► 06/24 - 07/01 (9)
- ► 06/17 - 06/24 (13)
- ► 06/10 - 06/17 (14)
- ► 06/03 - 06/10 (6)
- ► 05/27 - 06/03 (9)
- ► 05/20 - 05/27 (9)
- ► 05/13 - 05/20 (12)
- ► 05/06 - 05/13 (12)
- ► 04/29 - 05/06 (5)
- ► 04/22 - 04/29 (8)
- ► 04/15 - 04/22 (6)
- ► 04/08 - 04/15 (6)
- ► 04/01 - 04/08 (9)
- ► 03/25 - 04/01 (12)
- ► 03/18 - 03/25 (8)
- ► 03/11 - 03/18 (12)
- ► 03/04 - 03/11 (6)
- ► 02/26 - 03/04 (10)
- ► 02/19 - 02/26 (10)
- ► 02/12 - 02/19 (10)
- ► 02/05 - 02/12 (10)
- ► 01/29 - 02/05 (11)
- ► 01/22 - 01/29 (12)
- ► 01/15 - 01/22 (9)
- ► 01/08 - 01/15 (11)
- ► 01/01 - 01/08 (12)
-
►
2011
(437)
- ► 12/25 - 01/01 (11)
- ► 12/18 - 12/25 (10)
- ► 12/11 - 12/18 (12)
- ► 12/04 - 12/11 (7)
- ► 11/27 - 12/04 (4)
- ► 11/20 - 11/27 (9)
- ► 11/13 - 11/20 (10)
- ► 11/06 - 11/13 (10)
- ► 10/30 - 11/06 (7)
- ► 10/23 - 10/30 (5)
- ► 10/16 - 10/23 (10)
- ► 10/09 - 10/16 (8)
- ► 10/02 - 10/09 (9)
- ► 09/25 - 10/02 (7)
- ► 09/18 - 09/25 (7)
- ► 09/11 - 09/18 (9)
- ► 09/04 - 09/11 (6)
- ► 08/28 - 09/04 (6)
- ► 08/21 - 08/28 (8)
- ► 08/14 - 08/21 (9)
- ► 08/07 - 08/14 (8)
- ► 07/31 - 08/07 (8)
- ► 07/24 - 07/31 (10)
- ► 07/17 - 07/24 (7)
- ► 07/10 - 07/17 (8)
- ► 07/03 - 07/10 (7)
- ► 06/26 - 07/03 (5)
- ► 06/19 - 06/26 (7)
- ► 06/12 - 06/19 (8)
- ► 06/05 - 06/12 (12)
- ► 05/29 - 06/05 (8)
- ► 05/22 - 05/29 (8)
- ► 05/15 - 05/22 (6)
- ► 05/08 - 05/15 (4)
- ► 05/01 - 05/08 (7)
- ► 04/24 - 05/01 (10)
- ► 04/17 - 04/24 (9)
- ► 04/10 - 04/17 (10)
- ► 04/03 - 04/10 (13)
- ► 03/27 - 04/03 (10)
- ► 03/20 - 03/27 (9)
- ► 03/13 - 03/20 (5)
- ► 03/06 - 03/13 (11)
- ► 02/27 - 03/06 (7)
- ► 02/20 - 02/27 (10)
- ► 02/13 - 02/20 (7)
- ► 02/06 - 02/13 (14)
- ► 01/30 - 02/06 (3)
- ► 01/23 - 01/30 (9)
- ► 01/16 - 01/23 (12)
- ► 01/09 - 01/16 (8)
- ► 01/02 - 01/09 (13)
-
►
2010
(653)
- ► 12/26 - 01/02 (13)
- ► 12/19 - 12/26 (12)
- ► 12/12 - 12/19 (10)
- ► 12/05 - 12/12 (10)
- ► 11/28 - 12/05 (7)
- ► 11/21 - 11/28 (5)
- ► 11/14 - 11/21 (6)
- ► 11/07 - 11/14 (9)
- ► 10/31 - 11/07 (7)
- ► 10/24 - 10/31 (7)
- ► 10/17 - 10/24 (7)
- ► 10/10 - 10/17 (7)
- ► 10/03 - 10/10 (11)
- ► 09/26 - 10/03 (8)
- ► 09/19 - 09/26 (9)
- ► 09/12 - 09/19 (8)
- ► 09/05 - 09/12 (10)
- ► 08/29 - 09/05 (5)
- ► 08/22 - 08/29 (10)
- ► 08/15 - 08/22 (7)
- ► 08/08 - 08/15 (5)
- ► 08/01 - 08/08 (7)
- ► 07/25 - 08/01 (8)
- ► 07/18 - 07/25 (7)
- ► 07/11 - 07/18 (10)
- ► 07/04 - 07/11 (16)
- ► 06/27 - 07/04 (17)
- ► 06/20 - 06/27 (12)
- ► 06/13 - 06/20 (17)
- ► 06/06 - 06/13 (13)
- ► 05/30 - 06/06 (19)
- ► 05/23 - 05/30 (12)
- ► 05/16 - 05/23 (8)
- ► 05/09 - 05/16 (11)
- ► 05/02 - 05/09 (13)
- ► 04/25 - 05/02 (13)
- ► 04/18 - 04/25 (16)
- ► 04/11 - 04/18 (26)
- ► 04/04 - 04/11 (14)
- ► 03/28 - 04/04 (19)
- ► 03/21 - 03/28 (18)
- ► 03/14 - 03/21 (22)
- ► 03/07 - 03/14 (21)
- ► 02/28 - 03/07 (19)
- ► 02/21 - 02/28 (17)
- ► 02/14 - 02/21 (10)
- ► 02/07 - 02/14 (21)
- ► 01/31 - 02/07 (8)
- ► 01/24 - 01/31 (19)
- ► 01/17 - 01/24 (16)
- ► 01/10 - 01/17 (26)
- ► 01/03 - 01/10 (25)
-
►
2009
(691)
- ► 12/27 - 01/03 (26)
- ► 12/20 - 12/27 (27)
- ► 12/13 - 12/20 (26)
- ► 12/06 - 12/13 (24)
- ► 11/29 - 12/06 (6)
- ► 11/22 - 11/29 (8)
- ► 11/15 - 11/22 (16)
- ► 11/08 - 11/15 (16)
- ► 11/01 - 11/08 (24)
- ► 10/25 - 11/01 (15)
- ► 10/18 - 10/25 (8)
- ► 10/11 - 10/18 (15)
- ► 10/04 - 10/11 (15)
- ► 09/27 - 10/04 (14)
- ► 09/20 - 09/27 (17)
- ► 09/13 - 09/20 (1)
- ► 09/06 - 09/13 (5)
- ► 08/30 - 09/06 (15)
- ► 08/23 - 08/30 (11)
- ► 08/16 - 08/23 (17)
- ► 08/09 - 08/16 (11)
- ► 08/02 - 08/09 (17)
- ► 07/26 - 08/02 (23)
- ► 07/19 - 07/26 (10)
- ► 07/12 - 07/19 (9)
- ► 07/05 - 07/12 (10)
- ► 06/28 - 07/05 (6)
- ► 06/21 - 06/28 (16)
- ► 06/14 - 06/21 (17)
- ► 06/07 - 06/14 (5)
- ► 05/31 - 06/07 (12)
- ► 05/24 - 05/31 (20)
- ► 05/17 - 05/24 (10)
- ► 05/10 - 05/17 (22)
- ► 05/03 - 05/10 (26)
- ► 04/26 - 05/03 (14)
- ► 04/19 - 04/26 (12)
- ► 04/12 - 04/19 (20)
- ► 04/05 - 04/12 (3)
- ► 03/29 - 04/05 (2)
- ► 03/22 - 03/29 (9)
- ► 03/15 - 03/22 (6)
- ► 03/08 - 03/15 (16)
- ► 03/01 - 03/08 (7)
- ► 02/22 - 03/01 (15)
- ► 02/15 - 02/22 (12)
- ► 02/08 - 02/15 (15)
- ► 02/01 - 02/08 (4)
- ► 01/25 - 02/01 (11)
- ► 01/18 - 01/25 (10)
- ► 01/11 - 01/18 (4)
- ► 01/04 - 01/11 (11)
-
►
2008
(884)
- ► 12/28 - 01/04 (6)
- ► 12/21 - 12/28 (13)
- ► 12/14 - 12/21 (7)
- ► 12/07 - 12/14 (8)
- ► 11/30 - 12/07 (8)
- ► 11/23 - 11/30 (12)
- ► 11/16 - 11/23 (14)
- ► 11/09 - 11/16 (20)
- ► 11/02 - 11/09 (23)
- ► 10/26 - 11/02 (14)
- ► 10/19 - 10/26 (9)
- ► 10/12 - 10/19 (12)
- ► 10/05 - 10/12 (7)
- ► 09/28 - 10/05 (15)
- ► 09/21 - 09/28 (14)
- ► 09/14 - 09/21 (21)
- ► 09/07 - 09/14 (25)
- ► 08/24 - 08/31 (1)
- ► 08/17 - 08/24 (4)
- ► 08/10 - 08/17 (20)
- ► 08/03 - 08/10 (6)
- ► 07/27 - 08/03 (5)
- ► 07/20 - 07/27 (9)
- ► 07/13 - 07/20 (9)
- ► 07/06 - 07/13 (12)
- ► 06/29 - 07/06 (16)
- ► 06/22 - 06/29 (7)
- ► 06/15 - 06/22 (7)
- ► 06/08 - 06/15 (19)
- ► 06/01 - 06/08 (15)
- ► 05/25 - 06/01 (17)
- ► 05/18 - 05/25 (21)
- ► 05/11 - 05/18 (29)
- ► 05/04 - 05/11 (22)
- ► 04/27 - 05/04 (32)
- ► 04/20 - 04/27 (14)
- ► 04/13 - 04/20 (15)
- ► 04/06 - 04/13 (43)
- ► 03/30 - 04/06 (46)
- ► 03/23 - 03/30 (46)
- ► 03/16 - 03/23 (23)
- ► 03/09 - 03/16 (17)
- ► 03/02 - 03/09 (40)
- ► 02/24 - 03/02 (39)
- ► 02/17 - 02/24 (24)
- ► 02/10 - 02/17 (32)
- ► 02/03 - 02/10 (22)
- ► 01/27 - 02/03 (10)
- ► 01/20 - 01/27 (20)
- ► 01/13 - 01/20 (14)






















































