Troisi


Geçen haftasonu oynanan özetleri izliyorum, Gençler-Kayseri maçına geldi sıra. Lan bir baktım, eleman at koşturuyor. 3 çok güzel gol attı, daha fazlasını da kaçırdı, harika oynadı. Umarım bu performansı bir kereye mahsus, ve yanıltıcı değildir. Eğer öyle değilse, Cavcav bir mucizeye daha imza attı demektir. Bu seferki daha da önemli olacak, çünkü bu eleman Zimbabwe'nin Tandunga United takımından değil, babalar gibi Newcastle'dan alındı.
Daha önceki maçlarda da ufaktan dikkat çekmişti ama, bu maçta patlama yaptı. Umuyorum ki, bu patlama Kayseri savumasının zaaflarından kaynaklanan bir durum değildir. Yoksa boşuna heyecanlanırız çünkü.

Bir de bu söz ettiğim maçla ilgili bir not daha, maç sonuna doğru, bizim Troisi almış topu gene, o sırada Mehmet Topuz bayağı bir hışımla girdi Troisi'ye, ama erken farkedip yırrtı Troisi. Topuz'a yetmedi, bir daha daldı öyle. Yine sıyrıldı müdaheleden, ama kızdı o da tabii. Topuz'a doğru yönelince, o da "ne var lang" diyerek boğazına sarıldı çocuğun. Bu olay, benim için tam bir hayal kırıklığı oldu, bizim ne kadar umutla beklediğimiz, "şurda oynar, burda oynar abi" dediğimiz Topuz'un sinirsel olarak, tam bir Türk vatandaşı olduğunu üzülerek gördüm. "Sen benim takımıma nasıl 3 gol atarsın lan?" diye, adamın ayağını kırmaya girişmek... Mükemmel ya. Bundan sonra en ufak şekilde kaale almayacağım kendisini. Umarım bu hareketlerini mümkün olduğu kadar çok kişi görmüştür de, o "içerideki" Mehmet Topuz'u tanırlar daha fazla.

Bitirmeden de transferle alakalı 2 not:

1. Bizimkiler Troisi'ye "kancayı takmış". Kewell da tanıyormuş doğal olarak hemşerisi olduğu için, ve beğeniyormuş. Alırsak iyi olur sanırım da, bu bollukta...Bilemiyorum.

2. Nonda-Yattara takası gündemdeymiş. Aman...

Gerizekalı

Yerküre'de hala, "seni seviyorum" cümlesini bilmemkaç farklı dilde yazarak, sevgisini göstermeye/kanıtlamaya çalışan salaklar varmış. "Ben bugün bunu gördüm".
En hazini de, bu tavra kanan/inanan/kapılan kızların olması. Vah gerizekalılar vaaah, vah.

Bar

Şimdi efenim, bazı kimseler büyük ihtimalle bilmiyordur, Barça'mızın bu sezon neden parçalı forma giydiğini. İşte şu sebepten giyiyorlar:


Oradaki tarihe bakarsanız, her şey anlaşılır. Evet, bugün bir yararlı şey daha öğrendin Lappappa okuru. Daha fazlası da senin elinde. Hadi bakiyim.

Ntv Tarih


Ay sonu ancak alabildim şükür. Sonra bir de ilk sayıyı bulmak için o kadar uğraş işin yoksa. Ocak başından beri reklamını görüyor, çok merak ediyordum ama bir türlü denk gelmedi. Sonunda dün alabildim. Zamanında Hürriyet Tarih'e tutkuyla bağlanmış olan bendeniz, yeni bir güzel tarih dergisi buldu sanırım. Ntv'den reklamlarla filan bayağı bir kitleye ulaşacak da gibi bu dergi. İlk sayı çok güzel. Konuk yazar tercihleri de hoş. Bakalım, inşallah böyle devam ederler. İnşallah uzun soluklu bir dergi olurlar, malum kriz ortamı vs, göte de gelebilir her an. Okuyan bünyelere tavsiye edilir. Okumayanların da Allah belasını versin diyeceğim ama, bundan büyük bela mı olur dayı.

Paul


Bu tip yazılara genelde "kral öldü, yaşasın yeni kral!" şeklinde başlanır ama, ben farklı bir yol seçeyim-bak sen. Nasılsa her şey ortada. Birinin takımının play-off yapması bile şüpheliyken, diğeri tamamen ligin en iyi oyun kurucusu olduğu konusunda yerini garantilemiş, bir triple-double'dan diğerine koşuyor ve biz Nbaseverlere "bu adam 28-29 yaşında ne halde olacak" diye sorduruyor.

Nba'de kendisini izleyip de, "abi bu adam başka takımda olsa sülalesini sikertir" dediğimiz tonla adam var. Bunun sebebi Nba'in çarpık yapısı mı, başka şeyler mi bilemiyorum. Sanırım her nesilde böyle birkaç oyuncu oluyor. Kendisi götünü yırtıyor, bireysel performansın ötelerine geçmiş, ama takım bir konferans finali yapamıyor mesela. Çok kötü.

Ben Paul için de aynı şeylerin olmasından korkuyorum açıkçası. Bu dediğimi New Orleans maçlarını izlerken çok daha iyi anlayabilirsiniz. Paul topu almayınca, veya Paul oyunda olmayınca, Hornets diye bir takım yok ortada. Bir takım, bir oyuncuya, veya takım liderine, veya oyun kurucusuna bu kadar bağlı olmamalı. Eğer Paul sakatlanırsa, veya başka bir takıma giderse Hornets'in hali ne olur diye düşünen, iç geçiren varsa, çok beklemesine hacet yok. bir Hornets maçı izleyin, Paul'ün kenarda olduğu dakikalara bakın yeter. Her şey apaçık ortada.

Hornets bu haldeyken, bu yapıda yahut bu seviyedeyken, büyük başarı gelmesi zor. Hiç ihtimal yok değil, çünkü Paul kasar, quadruple ortalama yapar filan, olur mu olur yani. Ama zor yine de. Bu halleri az çok Cavs'in 2-3 sene önceki haline benziyor. Yani umut var ama, yine de James'e çok bağlılardı hani, aynen öyle. Bu durumdan rahatsızlar mı, takviye yapacaklar mı bilinmez. Paul, garibim oyununu oynuyor, sıklıkla t-d yapıyor. Şimdilik ses çıkarmıyor. Ama bu sonsuza kadar da sürmeyecektir.

Paul'ün önündeki bir büyük engel de, takımla çok çok, belki gereğinden fazla özdeşleşmesi. O, bu takıma geldiği ilk sezonda bile onlar için çok önemliydi, ona bel bağlamışlardı çünkü yükselmek için. Zaten daha sonra bu vaziyet, katlanarak büyüdü. Takım iyiye gitti, Oklahoma'dan geri döndüler, Paul gelişti, play-off vs vs.

Bu tip bir oyuncu-takım-şehir zincirinin çok ileri seviyede olması, onun takımdan ayrılmasına engel olabilecek en büyük unsur. Tabii burda her şey Paul'ün tavrında bitiyor. Zamanında TD de az kalsın gidiyordu mesela, o zamanlar (gerçi şimdi de öyleyiz de) aşırı mütevazi olan Spurs'ten Hill ve T-Mac'li Magic'e gitmesi an meselesiydi. Ama o vefalı olduğunu gösterdi ve kaldı. Gitse söver miydik? O zaman belki. Ama objektif bakınca, eğer gitseymiş haklıymış. Ha, o takım yüzüğe ulaşır mıydı peki, o kada Hill'in sakatlığında filan. Orası tartışılır.
Burada ilginç bir tesadüf var, Paul de bu örneği verdiğim TD gibi bir Wake Forest mezunu. En azından bu benzerliğe bakarak, kalacağını tahmin edebilir miyiz?

Paul de belki umut görmez ve ayrılmak ister şehrin ve ahalinin onu çok sevmesine rağmen. Bu çok anormal olmaz. Hem kendisi açısından sevindirici olur, çünkü az önce dediğim gibi, şu halde devam ederse Hornets, çok ilerilere gidilemeyecek gibi.
Benim bu konudaki tavrım, eğer takımın böyle devam etmesi isteniyorsa, Paul gitsin. Çünkü umut yok yani pek. Bu kadar iyi ve daha da büyüecek gibi görünen bir oyuncunun kendisini kısıtlayacak bir ortamda kalmasını, hiçbir aklı başında basketbolsever istemez.

Son olarak da, Paul bu gece yine triple-double yaptı ve bu, sezonda 5. t-d'ı oldu. Ayrıca 7 de top çaldı ki, sanırım yakında quadruple yapacak. Az kaldı. Korkuyorum.

Gene dağınık bir yazı oldu ama, neyse.

Yalçın Küçük


"İmajlar bu süreçte etkili oldu Beyaz Türkler üzerinde. Çünkü onların tek kriteri bu.
Televizyonda iki profesörü karşılaştırdıklarında Mehmet Altan'ın tarafını tutarlar. Çünkü Yalçın Küçük'ün imajı onlara 'deli' olarak öğretilmiştir. Halbuki Prof. Küçük'ün iktisat bilgisinin ve akademik donanımının yanında Prof. Altan ancak devlet lisesinde kütüphaneci olabilir.
Bunlarla ilgilenmezler. Sadece ekrana bakarlar: Yalçın Küçük bağıra bağıra konuşur, kafasında kalpak vardır ve elini masaya vurur. Prof. Altan'ın ise olağanüstü kostümleri yoktur ve bilge gibi görünmek için sakal uzatmıştır. Beyaz Türkler, o sakala tav olurlar."

Oray Eğin'in bugünkü yazısından.

Çamur


Bu çocuk kim biliyor musunuz? Bugün bizim maçın yan hakemi var ya, narin insan. Onun küçüklük resmi. Şimdi bu eleman, küçükken bir olay yaşamış çamurla ilgili. O yüzden fobisi var, çamur damlası gelse bu kafayı yiyor. Bugün maçta da Ümit sinirle çamura yerleştirip üstüne sıçrayınca, bu hemen dellendi. Gitti hakem abisini çağırdı. Olan bizim puanlara oldu. Yaa, yaa...

"Yenge"


Cümleye bakıyoruz:"keşke biz lezbiyen ilişki yaşasaydım. kadınlar güzeldir. ayrıca erkeklerden çok daha çekiciler."

Bu kadına zaten gıcıktım ben, bir de Parker ile evlenip "yenge" konumuna yükselince daha bi antipatik oldu gözümüzde. Dakika başı haber haklarında, yok yatakta n'apıyorlar, yok ayrılıyorlar mı. Ulan kendi halinde takımız, magazinle işimiz olmaz, sırf bu kadın sayesinde tabloidlere düşüyoruz.

Şimdi de şu cümleye bak. E git yaşa o zaman. Nedir ki yani. Bu "keşke"li cümleler hep sakattır zaten, yapmak istiyorsan git yap, neden gelip yakınıyorsun uzatılan mikrofona. Veya belki yapıyor da tepki toplamayayım diye böyle yuvarlak konuşuyor. İçinde kalmış, vah yazık. Al Tony'yi de boş bir günde git tıriisam yap çok canın çektiyse, allah allah.

Olsıtar Buvın

All-Star sonuçlarının kuşkusuz en böyük sürprizi, bizim Bowen'ın Batı'da forvetler arasında üçüncü olması. Eleman 70 bin oy daha alsa ilk 5 çıkacak! Bu adam ilk 5 çıkmıyor artık (ki ilk 7 sezonunda bütün maçlarda ilk 5 çıkmıştı), geçen sezondan 10 dakika daha az sahada kalıyor, sayı ortalaması 3.2 düştü, görevi gittikçe azalıyor takımda-ki bu iyi haber bir yönden. Bu vaziyet-ül lappap'a rağmen, adam ilk 5'i zorladı. E nasıl oldu bu? Büyük ihtimalle örgütlü bir çalışma gerçekleşti, ama bu duyulmadı. Ve bu kampanya da Abd'de olmuştur tabii. Ne bileyim, bir grup eleman kafaya takmıştır mesela, "abi her gün oy verip alakasız bi' adamı ilk 5 başlatalım, muhahaha" gibi. Öbür türlü nasıl olacak ki abi, millet maçları götünden mi izliyor, veya box score'lar hatalı mı yayınlanıyor nedir?

Tabii bu durumda yedek filan seçilecek değil bizim "burus". Ayıptır. Yani düşünsene, ben bir Spurs'lü olarak, bu adam seçilse All-Star için, sevinecek miyim? Hadi Roger Mason biraderim olsa neyse. Mvp olacak gerçi o.
Resim de, ben kendisine sonuçları söyledikten sonraki tepkisi. Maç sırasında söyledim kenardan, hemen "vat dı fak" çekti. Haklı tabii. Ne desin.

Dıvayt Havırd En Büyük

Şimdi bakın, bu okuyacağınız cümle, Ekşi sözlük'ten bir "Nba All-star" entry'si:"Oylama sonuçları açıklanmış Nba organizasyonu. D. Howard, 3 milyon oy barajının üstüne çıkarak, yine insan olmadığını göstermiştir."

Vay be, kolpadan süper yıldızlığı yetmedi, şimdi de "3 milyon oy alarak" yine "insan olmadığını" göstermiş. Çünkü maçlarda da böyle. O kadar süper smaçlar yapıyor ki abi, "manyak" bi adam yaa bu. Geçen bi' smaç yaptı, kal geldi valla böyle. Geçen seneki sımacı nasıldı hele, off beee. Taa faulden bastı valla. Bi de süpermen mevzuu filan ahahahaha.

Amına kodumun popüler kültür dölleri.
Ne verirsen o. Nasılsa doğrudur.

Bu "Howardmania" daha çok sürecek ve genişleyecek gibi. Hadi şimdi böyle tamam, ama bu velet 28 olup da hala, benim o eleştirdiğim şekilde kalırsa, o zaman sıçana kadar gülerim işte. Kimsenin sikinde olmaz belki bu dediğim ama, benim için çok önemli. Allaha şükür hiçbir şeyden haberi olmayan, Beyoğlu'ndaki mağazadan forma alıp, koluna sleeve takıp maçlara çıkan, sonra eve gelince batug.com forumunda önüne gelene sallayan veletlerden değiliz.

Ya daha çok sövesim var ama, yine bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Ssg, abi ne yaptın sen ya. Elimizde bir güzellik vardı. Onu aldın siktin attın. İnsan kendi yaratısına nasıl böyle davranır, akıl almıyor. Yine şu son dönem gelen yazarlardan birinin cümlesi. Sabah sabah damarlardaki kan durdu, Nba hevesim bitti. Okuyoruz:

"hidayet'in all-star olma şansı mehmet okur'a göre biraz daha fazladır, 4 tane forvetin seçileceği oylamada 3. olan kişinin yi jianlian olması son 2 seçilecek kişiden bir tanesinin elenmesi demektir. bu durumda hidayet'in önünde 2 rakibi vardır:chris bosh ve paul pierce. bu sene hidayet bu iki oyuncudan daha iyi oynamakta, takımına daha fazla katkı vermektedir."

İlk 5'ler


Yakında oynanacak olan All-Star maçı için ilk 5'ler açıklandı. Pek bir sürpriz yok. Ama aklıma gelmişken söyleyeyim, Amare pek iyiye gitmemekte. Düzelir inşallah. İster misin, o da Marion gibi "sistem oyuncusu" olsun. Rezillik olur.
Batı takımı:Paul, Kobe, Amare, Duncan, Yao.
Doğu takımı:Ivy, Wade, Lbj, Garnett, D. Howard.

Ben her zamanki gibi Batı'yı tutuyorum. Yedekler açıklanınca, ona göre bir tahminde bulunuruk.

Boixos Nois


Kardeş Grup.

Ibisevic...

Daha sen gol rekorunu kırıp takımı şampiyon yapacaktın be abi, hazırlık maçında sakatlanıp sezonu kapatmak da senin başına gelesiymiş demek ki...

Henry

Geçen sene her önüne gelen, deli gibi sövüyordu Henry'ye. Yok kariyeri bitmişmiş, nerde eski Arsenal'deki Henry'miş, neden böyleymiş, sezon sonu takımdan gidermişmiş de miş.
Bazen bu "Türk basını tarzı futbol görüşü" nün, tüm dünyaya yayıldığını filan düşünüyorum. Sırf yer doldurmak, yazmış olmak için sık allah sık.

Kimse sanırım Arsenal'de Henry'nin tartışılmaz bir yere sahip olduğunu, asla orada Barça'da geçen sene olduğu gibi bir forvet rotasyonuna sahip olunmadığını görmüyor (o gidince nasıl panik yapıldı, hatırlasanıza, adebayor patlamasa sıçmışlardı) veya anlayamıyor sanırım. Geçen sezon Barça'da deli gibi bir hücum hattı vardı (eto'o, r10, krkic, dos santos, messi, gudjohnsen, ezquerro, sen, ben...), çoğu kez 2 maç arka arkaya farklı üçlülerin oynadığını hatırlıyorum. Bu durumda nasıl form tutabilirsin ki? Elde bir ton yıldız, hangisini memnun edeceksin? Zaten yeni takım, yeni ortam, yeni kültür. Evet Arsenal da köklü ve büyük bir kulüp ama, Barça'nın bu konuda daha farklı olduğunu kabul etmek gerek. İnsanlar atıp tutarken, karşıdakinin, muhattapları olan şeyin de bir insan olduğunu unutuyolar bazen.
Bir de ailevi meseleler vardı. Onu da katınca, hepten zor bir sezon geçti Henry için.

Ama bu kalibrede futbolcular, elbet kendilerini yeniden yükseltmeyi bilir. Örnekleri vardır. Henry de bu sezon ne kadar iyi olduğunu bir kez daha herkese gösterme imkanı buldu. Gol ortalaması yine yükseldi, takım içinde daha rahat artık, geçen yılki gibi aşırı geniş kadro da yok.
Ama, söverken kılı kıpırdamayanlar, onu övmek veya hakkını vermek için aynı çabada değiller. Çünkü kınamak kolaydır, övmek ise zordur. Tarafsız olup da birilerinin yaptığı şeyi ödüllendirmek çoğu egoya işkencedir. Neyse ki, gözü berrak görebilen gözler var hala.

Of


"Anlatmamak ahlaksızlıktır"- Albert Camus

"Yazarlık, tek atımlık kurşunu olanların işi değildir"- Attila İlhan

"Midesine indirdiği her lokmanın karşılığını o topluma geri iade etmeyen, vermeyen kişi, o toplumda asalaktır" Jules Romains

Bu 3 cümleyi oku oku, sonra öyle kal. Of ulan of.

Jermaine O'Neal

İki gündür her yerde. Heat istiyormuş da, o da gelmek istiyormuş da...

Marion'a karşı alabileceğimiz en kötü adam, ki yanında da bir iki adam daha yollamamız gerekecek 21 milyon dolarlık salary'sini karşılayabilmemiz için. Marion yeni yeni açılmaya başlamışken onu daha yararlı olacak bir takasta kullansak diyorduk, dizleri testis yemiş O'Neal çıktı karşımıza. Yanında Anthony Parker filan almadığımız sürece hayır!


Riley'den açıklama: "İlgilenmiyoruz" demiş, koçum benim. Dizleri patlak zaten.

Terim Ve Iniesta


İmparatorumuz velinimetimiz Fatih Terim, Fifa yılın oyuncusu seçiminde ilk sırada Iniesta'ya oy vermiş. "Sana ne, istediğine verir" mi diyorsun. O zaman kapı şu tarafta, yazının kalanını da okuma.

Şimd efenim, bu tip "bilmemnenin oyuncusu" gibi oylamalarda filan, hep bir karışıklık var. İnsanlar atla eşeği karıştırabiliyor. Bunu teknik adamlar bile yapıyorsa, ortada büyük bir algılama sorunu vardır. Orada sorulan, "2008'in en iyi oyuncusu kimdir?". Bu işin -birçok şeyde olduğu gibi- "sence"si, "bence"si yoktur. Olmaz, olamaz. Belli kriterlere göre, objektif bakınca (bakabilirsen) yılın en iyi oyuncusu bellidir zaten. Ha, birçok oyuncu vardır, birkaç kupa kazanan, çok iyi oynayan, o ayrı. Sık olmaz zaten bu durum.

08'e bakınca da, bu ödülün verileceği tek bir kişi vardır, o da Cristiano Ronaldo'dur. Hadi o olmadı Torres'tir. Siksen de Messi'dir, ki o da zor, kupası yok-olimpiyat pek kaale alınmıyor malum. Diğerleri hep bir alanda başarılı kalıyor, o sebepten de eleniyorlar. Torres ve Cr7, birçok alanda başarılı olup, kupa kaldırdılar. O yüzden, objektif bakabilen futbolbilen olarak, ancak bunlara oy verebilirsin.

Ama bu durumda, milli takım hocamız, sanırım biraz da öznel bakarak, Iniesta'ya oy vermiş ilk sırada. Kimsenin Iniesta'nın oyunculuğunu tartışacağını sanmıyorum, son zamanlardaki çıkışı da takdire şayan, sakatlık olmasaydı daha da parlayabilirdi geçen 1-2 ayda. Fakaat, Ronaldo'nun yaptıkları varken geçtiğimiz yıl, tutup da bu oy hakkını Iniesta'ya vermek, yanlıştır. Tartışılmaz yanlıştır. Bu seçim beni milli takım hocamızın futbol bilgisi ve bakışı konusunda telaşa düşürür doğrusu. Birçok kişiyi de düşürmesi gerek. Bunlayı okuyup da "bir oydan neler çıkardın bilaader" diyen olursa da, ben de "az bile çıkardım filader" derim.

Tuncay da Gerrard'a vermiş ilk sıradaki oyunu mesela, hadi burdan da transfer söylentisi çıkaralım:"Tuncay oylamada Gerrard'a oy vererek L'pool'a göz kırptı!!!!!". Bak, olur yani.

Hoze Dayı

Jose Dayı şu anda Dünya'nın en iyi takımının Manutd olduğunu söylemiş. Kendisini yeterince tanıyoruz ve, rakibine böyle bir sözü asla içten şekilde söylemeyeceğini biliyoruz. Ne çakal adamsın sen Jose.
Onu da bırakın, şu Chelsea maçını bir tarafa bırakırsak eğer, önceki maçlarda çok kötü durumdaydı Manu. Zar-zor aldılar maçları. Pozisyon üretilmiyor, "yılın en iyi oyuncusu" Ronaldo geziniyor. Ha, bir şekilde kazandılar, o başka. Daha da eksik maçları var, Chelsea'nin durum kötü, Liverpool'un ilerde duracağı belli (durmasa bile ara ara salak puan kayıpları durduracak bir şekilde), Arsenal zaten yok, Villa bir yere kadar. Anlayacağınız Manutd bu sene de alır ligi, Cr7'nin azmasına gerek yok.

Eşleşme ne olur derseniz (siz demeyin, ben dedim zaten), Inter'in daha avantajlı olduğunu düşünüyorum ben. Sebepleri mi?
1. Mourinho
2. Ibra denen hayvan.

Ne olursa olsun, kim kazanırsa kazansın, harika bir eşleşme olacağı kesin.

Bık

Az önce yine bu veledin Real'e transferi hakkında bir haber okudum. Önümüzdeki sezon için anlaşmışlar da, 85 milyon euro ödeyeceklermiş de, kendisi 12 milyon yıllık alacakmış da. Yeter artık ulan, gideceksen git. Aldın bütün ödülleri de işte. Ego da yeterince tatmin olmuştur. Hadi siktir git hayallerinin kulübüne, git de kariyerin içine et orda. Bize de güzel bi' düello izleme imkanı doğar. Kazanacak olan nasılsa belli.

"Granger Danger"


Bu eleman son dönemde Nba ahalisi içinde en çok dikkatimi çeken ve en çok sevmeye başladığım oyuncular arasında yer alıyor. Şu günlerde kendisini izleme fırsatı da olmuşken, biraz karalayayım dedim hakkında.
Danny Granger şu anda 3 Nba süperstarının ardından sayı krallığı'nda 4. sırada. Maç başına ortalama 26.4 sayı atıyor. 25+ atan 5 oyuncudan biri. Sayı ortalaması her geçen yıl artıyor, hem de üçer beşer. Bu yıl da geçen sezona göre 6.8 arttırdı sayı ortalamasını. Tabii, takım takaslar ve benzeri olumsuz değişiklikler sonrası bu durumda olmasa, bazı yıldızlar takımda kalsa rolü bu kadar büyür müydü, onu bilemeyiz fakat, yükselişinin takdire şayan olduğu ve daha da devam edeceği kesin gibi.

Granger lige ilk adım attığında, hakkında "Yeni Artest" yorumları yapılmıştı birkaç yerde. Ama takip eden zaman diliminde ne Artest takımda kaldı, ne de o "Artestleşti". Aksine, gittikçe ıssızlaşan ve play-off ortamlarından uzaklaşan Pacers'i taşıyan oyunculardan biri olarak sivrilmeye başladı genç yaşına rağmen.
Bu süreçte yukarıda da yazdığım gibi skor bazında gittikçe yükseldi Granger. Onunla birlikte asist (bu en çok) , top çalma ve blok ortalamaları da gittikçe yükseldi-tabii top kullanımı arttıkça, top kaybı da çoğaldı, onu karıştırmayalım.
O'Brien'ın hücum ağırlıklı ve serbest oyun sisteminde (sistem?) çok rahat Granger ve, takımda onun liderliği de kabullenilmiş durumda zaten.
Çok iyi şutu var, üçlükleri belki de en tehlikeli yönü. Maç başına 6.8 üçlük girişimi var ve, ligin en çok üçlük kullanan ve sokan isimlerinden biri.

Son 5 maçta sırayla 35-36-37-28 ve 42 sayı attı. 42 de zaten kariyer rekoru ve 2 kez attı 42'yi. O gün Lakers maçını izlerken aklımızdan "lan bugün de 38 atmasın" dedik ama 28'de kaldı, olsun. Ardından da kariyer rekoru kırdı ama, onu da biz izleyemedik!

Takımı bu sezon için Playoff yarışından uzak görünüyor. Gerçi Doğu'nun durumu karışık, birkaç galibiyetle hemen potaya girebilirler. Bu açıkçası, Granger'ın post-season'da kendini ne kadar gösterebileceğine şahit olmamız açısından çok iyi olur. Şu anda çok zor belki play-off şansları, çünkü savunmaları çok kötü ama, biz yine de onlar için iyi dileklerimizi sunalım. Bir G.State mucizesini daha kaldırır bu lig.

Granger henüz 25 yaşında ve gelişmeye devam ediyor. Belki de ileride Pacers ona yetmeyecek ve daha iddialı bir takıma gitmek, daha üst seviyelerde oynamak isteyecek-ki bu çok normal. Tabii bu, onun gelişimini devam ettirebilmesiyle alakalı bir durum. Neler, kimler gördük bu ligde öyle parlayıp sönen. O yüzden insan kesin şeyler söyleyemiyor. Hep bir iyi dilek-umma hali var. Kötü bu tabii.

İkili

Şu anda muhtemelen, Dünya üzerindeki en iyi forvet ikilisi. Evet, dalga geçmiyorum.

Yandımçavuş


Hilmi Yandımçavuş

Ercan Kaner


Daha önce de kendisini burdan eleştirmiştik naçizane. Ercan Taner yazı yazmasın, youm yapmasın. Hatta spor haberi de sunmasın. Maç sunsun yeter.
Linki verelim şöyle, okuyun sıçışı:

http://www.ntvspor.net/Pages/31323.ASP

85+

Birkaç kısa cümleyle Altay maçı:

-Ben 15 küsür senedir futbol izleyen bi' adamım, bu kadar çok 85 sonrası gol atan takım görmedim birader. Görmem de.

-İsviçreli bilim adamlarının son tespitine göre, bünyede adrenalin artışı en çok Gs maçlarında gerçekleşiyormuş. Doğrudur.

-2. Hasan Kabze'miz hayırlı olsun:Yaser Yıldız. Saçlar da uzamış, tam olmuş. Ne gömçürdü köşeye.

-"Şehmuz Real'e" geyiği yapmadık golden sonra, "Şehmuz Getafe'ye" dedik. O nasıl goldü lan öyle?

-Kardeşim ani uyku bastırması sebebiyle 76. dk.da uyudu. Gollerde kafayı kaldırdı ama, tam görebildiğini sanmıyorum. Kötü zamanlama.

-Yüzde 65 topla oynamışız.

-Linderoth kulübedeydi. Allahım şu adam tam olarak düzelsin.

-Servet maskeyi çıkarmıştı, ilk yarım saat onu aradık sahada vallahi.

-Baros 5 sene filan çıkarmaz bu pembiş kramponu.

-Son olarak da, Gs'nin insanda nasıl bir durugörü yeteneği yarattığına dair bir kanıt:

(21:46) ๏кคภ (21:46): yyaaseerrr
(21:47) .......----.....: dur dur 2 gelyo
(21:47) ๏кคภ (21:47): sanmam
(21:47) ๏кคภ (21:47): amma kaçırdık aq
(21:47) .......----.....: dur lan:Q
(21:48) .......----.....: goooooooollü
(21:48) .......----.....: aüşfdşlnslfn
(21:48) .......----.....: üsfsf
(21:48) ๏кคภ (21:48): vallamı
(21:48) .......----.....: barooooooooooooooooooooos
(21:48) ๏кคภ (21:48): adıohadıobas
(21:48) ๏кคภ (21:48): teyteytyeyteyteyeyt
(21:48) .......----.....: demedm m lan ben:Q!!

Ayben Filan


Tesadüf, dün abisi hakkında bir şeyler yazmıştık, bugün de kardeşi denk geldi. Ayben'in albümü çıkalı bayağı oldu aslında. İlk elimize geçtiğinde hemen dinlemeye sarılmıştık. Sarıldığımız gibi de bıraktık. Fiyasko yorumu yapıp, bir kenarda bırakmıştık. Az önce rap albümleri içinde gördüm ve bir şans daha tanımaya karar verdim. Her yarıda bırakılan ve/veya beğenilmeyen kitap, albüm vs. için yapılmalı bu. Dedim, bir daha dinleyeyim de, sonra albüm hakkında iyice yerleşen düşüncelerimi bloga dökeyim.
Şans tanımak önemli ama, karşı taraftan olumlu netice gelmeyince, insan kendine kızıyor yine. Ayben'in bu çook uzun süreler beklediğimiz albümü, tam bir fiyasko-bakın, sonuç değişmemiş. Yerine göre daha ağır şeyler de yazılabilir ama bu olsun bizimki. Biraz Kork Bizden, biraz da Vakit Yok. Onun dışında çok vasat, yerine göre çok kötü şarkılar. Underground'daki kız mc'lerle gereksiz ft.ler filan.

Sanki o umutla beklediğimiz, ft. lerde ve sahnede potansiyelini belli eden Ayben değil de, herhangi yeteneksiz bir kız mc biraz destek toplamış, kötü beat'lerle albüm çıkarmaya girişmiş gibi. Bu yani, daha fazlası değil sonuç.
"Bu mu o kadar beklediğimiz albüm" diyor insan ister istemez. Yapılmasa da olurmuş.

Umarız bundan sonraki albümü biraz olsun daha kaliteli olur da, biz de ilerde "amma şişirmişiz abi bu kızı" demeyiz. Çıkarırsa tabii.

Ceza

"Diğer önemli çalışmalarımdan biri de D12 ile. D12 ve Will Roush’un birlikte yaptıkları albümde beraber bir parça seslendirdik. Teklif Amerika’dan geldi. Eğer bir aksilik çıkmazsa, bu parçaya Kanada’da bir video klip çekeceğiz.

Ayrıca rock müziğin efsanevi isimlerinden biri olan Lenny Kravitz ile İstanbul konseri öncesinde samimi bir ortamda buluştuk ve yeni bir proje için sözleştik. Müziğini Tony Cuttura’nın hazırladığı mükemmel bir çalışma olacak, bekleyin…"


Merak ettim, orada ismi geçen D12'in ne olduğunu kaç "repçi" gencimiz biliyor. Bu adam ne kadar övülse az, ama aksine ortalıkta onu çekemeyip habire ona sallayan kendini bilmez salaklar var.

Tanrı


Haftasonu dinlenmişti kendisi, onsuz da kazandık. Ama o varken, her şey daha farklı. 3 tane daha attı Atletico'ya. Önünde eğiliyoruz hep birlikte. Eğilmeyenler çarpılmaya mahkumdur...

Spurs ve Hayat Dersleri

Evvelsi gece, Nba Tv'de Sas-76ers maçı vardı. Birkaç gün öncesinden haberini alıp, beklemeye koyulmuştum. Yenilecek olsak bile, sonuçta her zaman kendi takımımızın maçını izleyemiyoruz, dedim şöyle iyice bir seyredelim bizimkileri.
Maç sonunda değil ama, ertesi sabah (veya öğlen) bu maçın 2 büyük dersi olmuştu bana.
Ne mi bunlar, işte.

1. Zaman geçtikçe insan kendi takımına daha objektif bakıyor. Hoşgörü azalıyor.

Maçın ilk periyodu 40-19 bizim lehimize bitti. Elemanlar her şeyi soktu. 15/20 şut, 8/9 üçlük attılar. Aha dedim, maç koptu. Kopmamış meğerse. 3. periyodun ortalarına geldiğimizde fark erimişti, kafakafaya geldi maç. Periyod sonu yine öndeydik belki ama, normalde sikimize takmayacağımız, doğru dürüst düzeni olmayan Sixers, 21 sayıdan geri gelebilmişti bize karşı. O beğenmediğimiz Andre Miller filan, Mj kesildi. Bu çok sinirlendirdi beni. "Ya olur abi, basketbol bu" denecek bir örnek değil bu. Nasıl yeri gelince "abi spurs bu kadar senelik oturmuş takım, şunu şunu da yapar eder" deniyor ya, işte aynı onun gibi, o farktan geri getirmeyeceksin abi. Ne bu şimdi?
3. periyod sonu Finley bi' üçlük attı filan, önde bitirdik. Ben acayip sinir oldum. "Sikerim lan böyle işi" diyip, yattım. Yensek bile umrum değildi artık.

Bu o kadar öyleydi ki, sonrası şu biçimde oldu:sabah kalkınca şansıma tam da özetler açıktı Tv'de, kardeşim izliyordu. Gözümü açar açmaz, bizimkilerin buzzer ile maçı kazandığını gördüm. İçimde biraz heyecan dalgası uyanmasına rağmen, maçı izlerken hakim olan duygularım yine baskın çıktı. Kızgındım takıma kendimce. Sikerim buzzer'ı dedim.
Olmamalıydı. 40 yılda bir kendi takımımızın maçı denk geliyor, o da kıçı kırık Sixers'la. İk çeyrekte 21 sayı fark yapıp, sonra buzzer ile maç kazanıyorsun. "Yek yea".

Eskiden olsa, maçın kazanılmış olmasına bakaraktan, o Sixers comeback'ini mazur görür, galibiyetin sevincine bırakırdım kendimi. Ama artık mümkün değil bu.

2.Yaşlanıyorum!

İlk maddede pek çaktırmamama rağmen, bu maçı yarıda bırakıp gitmemde artık eskisi kadar geceleri dayanamamamın da tesiri var. Şimdi Nba tv'nin de olmasının rahatlığı var biraz tabii, ne oluyor ondan sonra, "abi nasılsa yarın da maç var, onu izlersin" düşüncesi baskın çıkıyor. Burda hatalı olduğumu kabul ediyorum. Kötü sıçtım. Hiçbir maçta olmamalı bu ama, hele kendi takımımın maçında hiç.
Tabii böyle yazınca, tamamen dayanamayıp uyumuş gibi görünüyorum belki ama, esasen, maçı bırakıp uyumamda, yukarıda yazdığım takıma kızgınlığımın etkisi çok daha büyük. Moralim bozulmuştu iyice. Baktım hafiften uyku da var, yattım.

Eskiden, daha ufağız tabii, içimizde harıl harıl Nba aşkı, gözlerimizde zerre derman olmasa, yine de o maçı bitirirdik. Şimdi daha farklı oldu işler. Umarım bu maç bana ibret olur da, bundan sonra hiçbir maçta bu durum olmaz. Çünkü bu tutum, ne olursa olsun, sevdiğin spora, oyunculara saygısızlıktır.

Son olarak da, madem yazı Spurs ile ilgili, "nası koyduk ama Heat'e diyip" yazıyı noktalayayım. Hüseyin'e de selamlar burdan.

Sen Kimsin?


Ne mutlu bize, Tupac ve Wu Tang Clan'i sevmeyen bir rapçimiz var. Hem de en böyüklerinden. Benim görebildiğim ise, daha çok, tek eliyle tepeden fotoğraflarını çekip feysbuk'a koyup da kankalarının pohpohlarını bekleyen ufak bir kız.

King Vs Boston

Durdurulamaz hale gelmiş gibi görünen Celts, son 6 maçta 4 yenilgi aldı. Bunların üçü de, hiç beklenmeyecek takımlara karşı. Diğer yandan Cavs evinde hiç yenilmedi ve, çok sağlam geliyor ama, son maçta Wiz'e 'Bron 30 atmasına karşın yenildiler ve bu hiç iyi haber değil. Böyle giderse playoff'ta savaş gibi bir Cavs-Celts eşleşmesi izleyebiliriz.

Gs Taraftarı


Geçen bir arkadaş ile konuşuyoruz, kendisinin de bir blogu var, bilen bilir. O gün -ne o günü lan, dün- Gs-Fb basketbol maçına gitmişti kendisi. Ondan konuşuyoruz filan, konu Aslantepe'ye geldi. Eleman "orayı da doldururuz, amına koruz" gibisinden gürlüyordu. "Nah" dedim, "nah doldururuz".

Ne zamandır bizim taraftar hakkında kötü düşünüyordum ve bir şeyler karalamak istiyordum. Bu da bahane oldu, yeniden kafamda canlandı, alev aldı mesele. İyi oldu. Değinmeden olmaz bu konuya.


Geçen yaz İstanbul'daydım-bir şerefsizin yanında. Bir Galatasaray taraftarı olarak ilk defa takımımı yakından görme ve tribünden izleme/destekleme imkanına sahip oldum. Kendimi gerçek bir taraftar hissettim, bu işlerin uzaktan daha farklı olduğunu anladım. Yakın temasta bulununca daha esaslı destek olduğunu anlıyor insan. Öbür türlü daha farklı.
Ama her şey bunlar değilmiş. İşin iyi tarafı bir yere kadarmış. Önce idmanlarda Gs tribün profilinin nasıl olduğunu anlama şansımız oldu. Tabii ben herkesi tanımıyorum, Hüseyin'in destek bilgileriyle tamamlıyoruz her şeyi. Biraz tiksindik. Ama takımı yakından görme sevinci örtbas etti bu manzaraları ilk başta.
Az zaman sonra İstanbulspor ile yapılan hazırlık maçına gittik Hüseyin'le. Yolculuk kısmı zaten ayrı bir yolculuk, "Olimpiyat çilesi"nin ne olduğunu öğrendik. Kapalı'nın göbeğine konuşlandık bizimkiyle. Ben tabii ilk defa maça geliyorum, içine girmeden nerden bileyim ne kadar fark edeceğini nerde oturacağının? Çok fark ediyormuş. Bağırmazsan sopa kafana iniyormuş. Hem de hazırlık maçında, düşünsene bir de Avrupa maçı olduğunu...

Bir diğer nokta da, Gs tribünlerinin kalbi diyebileceğimiz yer, kültürel ve sosyo-ekonomik olarak çok feci seviyede insanların elinde. Görmesem inanmam zor olurdu ama, öyleymiş maalesef. Bu manzarayı görünce, aklıma Gs dergisi'nde gördüğümüz o "eli yüzü düzgün, kültürlü kapalı müdavimleri" nerede sorusu gelmedi değil. Elbet bi' yerdelerdir ama, insan görmek ister, biliyorsunuz.
Maç başlamadan önce rutin olarak İstiklal marşımız okunacak, başladı marş, arkamı şöyle bir döndüm, niye döndüm onu da bilmiyorum ya, herkesin eller havada, eller kurt şeklinde... Ben kalır kaskatı. Hüseyin'e döndüm, o da " ee böyle abi burda" der gibi baktı. Hah dedim, süper.

Anlayacağınız, ilk kez takımımı yakından görmek ve direkt destek verebilme olanağına kavuşmuş oldum ama, birçok olumsuz şeye de şahit olup geldim.
Hah, son olarak da, 06-07 sezonunun sonunda, ceza almamıza sebep olan o maçtaki (Fb maçı işte) olayların da neden gerçekleştiğini anlamış bulundum bu yakın temaslar sonucunda.

Gelelim yakın zamandaki sıkıntıma, bu konuda.
Bizim stad maksimum 25 bin kapasiteye sahip. Peki kaç milyon taraftarımız olduğu söyleniyor? En az 25 milyon. İstanbul'un nüfusu 20 milyon. Bunun da 5 milyonu Gs'lı diyelim. Bu amına kodumun şehrinde 25 bin insan dolduramıyor mu ASY'yi? Bu kadar mı acizler? Her boka para buluyorlar da, maça gelince mi yok? Kimse bu söylediklerime kendince "kriz var abi" cevabını vermesin, üstüne uçarım. Herkes biliyor neyin ne olduğunu.
Ee, ne diyeceğiz şimdi, Gs taraftarı aslında sadakatsiz mi, samimiyetsiz mi, hangisi sizce? Bu sadece bu sezonluk bir şey de değil. Ama şunu biliyorum ki, son dönemde benim gözüme çok sık çarpıyor ve yeni stadı düşündükçe de içimi sıkıntı basıyor. Eşşek kadar stadı dikip de, ardından Fb'nin stadında olduğu gibi yarısı boş mu izleyeceğiz maçları. Nerede o zaman milyonlarca taraftar, ha?

Benim gibi, normal şartlarda maça gitmeyen bir taraftar bunları düşünüyor. Bu sizce anormal mi yoksa normal mi? Orası beni ilgilendirmez, ben takımımı düşünürüm. Aynı şehirde yaşayıp da takımını desteklemeye gidemeyen salaklar utansın.
Lafa gelince bol;30 milyon taraftar. E ne sikime yarıyor bunlar o zaman? Ankette yer doldurmaya mı?

Şimdi artık yok ama, uzuuunca dönem, kahvelerde oturduğu yerden, sahadaki ter döken futbolcuya haksız şekilde küfreden orospu çocuklarıyla birlikte maç seyrettim. Biliyorum ne kadar çok yerinden keyfi kaçmadan sövmesini bilen ibne olduğunu. Bizim insanımız ters yöne geçmeyi çabuk becerir ve sever. Az önce sülalesini siktiği adam, 2 dk sonra gol atar ve o da kendinde sevinme hakkı görür. Bunlar zaten ziyan.
Ama bari stad dolsun anasını satıyım. O adamlar sahaya çıkınca görsün emeklerinin en azından orda boşa gitmediğini. Bir de bu takım, başarı olarak ne gelir bilmiyorum ama, tarihimizin en keyif veren takımlarından biri, belki de en iyisi. Böyle bir takım ortaya çıkmışken, nerede bu adamlar?

Ben ümitsizim Aslantepe konusunda. Dolmaz bu gidişle. Ha, yapılır, bitirilir sağ-salim. Güzel de olur. Ama dolmadıkça neye yarayacak orası. Stada anlam veren taraftardır. O da göt çıkarsa, stad ne yapsın.

Boş


Daha önce duymamışım, veya denk gelmemişim. Az önce gördüm. Şahane. Hıncal'dan.

"Newcastle maçını seyret, orta sahada boş gezen biri varsa işte o Emre'dir."

"İnternet Aşkı"

Çok var böyle haberlerden ama, bunu görünce "öh" dedim ve, koyayım şuracığa dedim. Kimilerini etkilemez veya ilgilendirmez böyle şeyler ama, belli konularda azıcık hassasiyetleri olanlar için önemli.
Bilen bilir, net ortamında başıboş, saf, önüne gelen ilk abazana kanacak milyonlarca kız var. Onların da peşinde olan başka milyonlar. Ne diyesin ki.

"Aydın'da yaşayan 16 yaşındaki K.C’nin internet aşkının ardından ibretlik bir öykü ortaya çıktı. K.C'nin aşık olduğu Tolga A.'nın genç kıza günlerçe tecavüz ettiği ve randevu evinde çalışması için zorladığı ortaya çıktı.

Sanal ortamda kendisini asteğmen olarak tanıtan Tolga A.’ya aşık olan genç kız 14 Aralık’ta evden kaçtı. Ankara’da yaşayan sevgilisinin yanına giden K.C, iki hafta boyunca sevgilisinin tecavüz ve işkencelerine maruz kaldı. "

Zıbıp

Blog'un daha fazla ilgi çekmesi için, başımdan geçmeyen, ama geçmiş olmasını istediğim/isteyeceğim hikayeler anlatmayı düşünüyorum. Böylece egomu da tatmin ederim, bloga da takipçi toplarım. Yorum yazan kızlara da sarkarım, her bi' boku yerim. Sıksam habire böyle, ulan bugün şu aksiyon geçti, 3 tane kıza aşık oldum, sonra geri döndüm, 2 "kanka"mla dalaştım, hepsi yalancıymış, hayatın allah belasını versin, herkes kötü, pis-kaka, ama keyfime de bakarım, veririm de alırım da, yüzüm hep güler, buna kimse karışamaz, istediğimi yaparım, özgür bir gencim ben, her boku yerim ama henüz kıçımı silemiyorum, seçimlerime kimse karışamaz, asiyim ben, düzen karşıtıyım, ama düzülüyorum farkında değilim, yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim, kutuma gitmek istiyorum, kahvemde krema olmasın.

-3


2009'a girmemizin bir tek önemli yanı var. O da Marduk'un gelişine daha bir yaklaşmamız. Onun dışında bir ehemmiyet-ül lappap'ı bulunmamakta. Marduk'un yaklaşışı hepimize hayırlı olsun. Gelişi de öyle olacak zaten.

Naim Dilmener Filan


Türkiye'de sayısı az olan müzik eleştirmenlerinin en tanınanlarından, belki de evet, en tanınanı/en sözü geçeni olan Naim Dilmener, 2008'in en iyi ve en kötü 10 albümünü seçmiş. En iyiler arasında Sultana'nın Şöhret Yolu isimli albmü de var. "Bu işler zevk meselesi abi" dememek gerek burda işte. Biz aynı albümü Dibidik'i bir kenara ayırıp, kaldırıp atmıştık misal. Bu seçimini rap'e çok yakın olmamasına bağlayabiliriz belki de.
Ayrıca en iyi 10 listesinde Sakin'in Hayat isimli çıkış albümü yok, ki gerek biz, gerek birçok kişi tarafından çok çok beğenildi bu albüm. Her türlü harika bir iş çıkarmışlar. Büyük gelecek vaadediyorlar.
Yasemin Mori de yok, ki o da çok tutuldu. Garip yani. Atlıyorlar mı nedir, yoksa müzik zevki sanıldığı kadar yüksek değil mi abinin, bilinmez.

Müzik eleştirmenini de eleştirdik ya, yakında Marx'a filan da sallarız, hayırlısı.
Daha beteri, "lan olur mu, okurlar mı" diye bi' ton kişiye salladık, okundu, bu da adamın eline ulaşmasın. Lan!?

Kör Cerrah


Pesimist EP- Beş Parmak!

İlk yorum:
EP'nin en güzel şarkısı Ateşten Gömlek. Beat'i parlak olmasa da, hatta Sago nakaratta daha bir Müslüm olsa da, sözler açısından eski Sago tadı var. Fırtına ve Şimşek de sanki Fuat'a gider gibi. Şöyle ki:

Fuat- Mayınları Yolla:

"Geri gel lola, mayınları yolla, bin mil uzaktan çakar Fuat ona..."

Sago- Fırtına ve Şimşek:
"Atışları yap kovanları topla, var hedefe hepsi ıska,
Hey Dobiş, senin rapin sıska..."

Bir de şu hicri takvime göre yılbaşı olayı var, neyse oraya Salih girer.

Büyük Oyuncu

Kendisi karşılığında 3.5 milyon artı Neco ve M. Güven'in bonservisleri, bir de Aydın kiralık. Büyük ihtimal elde patlayacak olan, olabilecek en üst seviyesine çıkmış bir anadolu takımı forveti için verdiklerimize bak. Ve büyük ihtimal da olacak gibi görünüyor.
Sonumuz hayır ola.

Racırım Meysınım Allahına Gurbanım


Mvp of the year.

Roger Mason


Most Improved Player of the Year 2008/09.

Camiır Nelsın


Hüseyin'in posta cevap olsun bu, bir nevi:

Jameer Nelson, evet, son maçlarda çok iyi oynuyor. Hatta daha kapsamlı bakarsak, bu sezon iyi oynuyor. Ama nasıl "iyi"? İyi var-iyi var değil mi? 40 şutta 10 isabet bulmak da duruma göre iyidir. Biz burada, bahsi geçen oyuncunun, asli görevine bakmak, daha doğrusu, takımın ondan ne beklediğine deinmek zorundayız.
Nelson hangi mevkinin oyuncusudur? Oyun kurucu. Peki bu işi ne kadar kotarabiliyor kendisi? Yüzde elli civarı bile değil. Herhangi vasatın üstü bir 2 numara gibi oynuyor genelde eleman. Takımda oyun kurma işlerini ise, çoğunlukla Hedo üstleniyor. Bilenler vardır, şu Howard'ın kankası olmasa takımda kalmaz geyiğini. Hakikaten doğru gibi yani.

E şimdi diyeceksin ki, "adam takımı yönetemiyo diye laga luga yapıyosun da, takımı Doğu'da 3., tüm Nba'de dördüncü". Ama eşeğin ayağı öyle değil be dayı. Kaan Kural söylerdi bir ara sıkça, "şutla yaşayan şutla ölür" diye. Kim söylemiş bilmiyor veya hatırlamıyorum ama, ağzına sağlık. Bu sözün doğruluğunun son ve en büyük örneği de, aha işte Golden State. Gerçi onlar "sadece" şuta bakıyor ya, neyse. Bunlarınki (Orlando) daha farklı ama, aslında daha rezil. Güya ellerinde "Nba'in en dominant kuvveti" var, ama kullanamıyorlar. Nah! Ne o en dominant, ne de kullanılabilir durumda. Çok koptum, dönüyorum.

Dün geceki performansına ben de hayranlık duydum. 9/9 ile 22 sayı. Süper. Ama bu, takımı adam gibi yönettiği, görevini yaptığı anlamına geliyor mu yine de? Hayır. Ben Orlando'nun kesinlikle böyle gitmeyeceğini düşünüyorum. Üçlük sokmakla bir yere kadar gidebilirsin. Point-guard'sız da. Basketbol, futbol kadar şansa dayalı bir oyun değil.
Bazı durumlar insanların gözünü boyuyor işte. Kimi zaman zerre fundamentalı olmayan bir pivot size Shaq gözüküyor;kimi zaman da sadece şut sokan guard, "allah, tamam bu çocuk, bunlar final oynar" gibi izlenim verdirebiliyor takımına.

Magic ne tepeye oynar, ne de bi' s...m yapar. Ha, bu Detroit gelirse ilk turda karşılarına, geçen yıl 2. turda olduğu gibi, o zaman turu geçerler tabii, onda ne var. Şut sokacaksın alt tarafı.

Resme gelince;birkaç maçtır, omuz kısmından azıcık görebiliyorduk ama, tam ne yazdığını anlamamıştık. Sadece karakter hoşumuza gitmişti. Meğer yazan buymuş. "Ol ayz on mi" ha. Aferin.

Beşiktaş'lı Duruşu

"Oğuz Sarvan'a ilet, onun anasını sikeyim."
Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören
(Ya da Milangaz-Likidgaz Yönetim Kurulu Başkanı Tüpçü Yıldo.)

Jameer Nelson

Hiç sevmem aslında kendilerini bilen bilir. Ancak son üç maçta öyle performanslar gösterdi ki ağzımı açıp bakakaldım. İlk maç TNT'deydi, sağ olsunlar onlar da olmasa, Spurs'e karşı. 24 sayısının 19'unu ikinci çeyrekte atıp darbeyi vurdu Popo ve adamlarına. Peşinden Lakers maçı geldi, internet sağ olsun MK-KK olayıyla NTV'den izledik maçı, orada da döktürdü adeta, Kobe'yle kafa kafaya, galip de çıktı. Bu akşam ise Golden State'e karşı 22 sayı-7 asistle oynadı. E burası normal. Bunu 4/4 üç sayılık olmak üzere, 9/9 şut isabetiyle atınca işler değişiyor. Point gardları da böyle oynarsa Orlando da tepeye oynar, demedi demeyin. 22-6.

Emre Aydın Vs

Vatan'ın web sitesinde bakınırken gördüm, Emre Aydın Mari Kıleer dergisiyle bir röportaj gerçekleştirmiş, ilginç kısımlar gözüme çarptı.
Mesela soru-cevap şeklinde olmayan bölümde şöyle bir cümle var:"Üzerlerinde dize kadar inen siyah metalci tişörtleri, birkaç arkadaş birleşip bir stüdyo ve müzik aletleri kiralıyorlar."
Siyah kısmında sorun yok ama, "ben görmedim" demeyeceğim, hangi insan evladı "dize kadar inen" tişört giyen metalci bünye görmüştür? "Kesin yoktur" filan demem, elbet istisnası olabilir ama, az çok biliyoruz yani durumu. Gerçekse de, oldukça şaşırtıcı. Hatta kendi adıma hoşuma bile gitti.

Bir de metalcilerin (çoğunun diyelim) ne kadar katı olduğuna dair bir itirafımsısı var Emre Aydın'ın:

-Benim zaten metalci çevremden gizlediğim şeyler olurdu. Kartel çıkış yaptı mesela. İyiydiler ama söyleyemiyorsun ki...

Bu çok önemli. Sırf o yapay duruşu bozmamak adına birçok "herhangi bir türü seven" müziksever, gerçek görüşünü belirtemiyor. Çaktırmıyor. Diğer türden bir şarkıyı, sanatçıyı övemiyor.

Tamamını okumak isteyenler de, Vatan'ın net sitesinden veya, direkt olarak Mari Kıleer'den okuyabilir.

ForForTu

Kadro değişikliğinden sonra yokuş-aşağı giden Four-Four-Two hakkında bir şeyler yazmak istiyordum bu ayki sayıyı okuduktan sonra ama, az önce gördüklerim, beni bir ön-post yazmaya itti. Rezillik.
Sinan Kaloğlu ile röportaj var, iyi yapmışlar tabii, ona lafım yok, adam gitti orada fıstık gibi kariyer yapıyor, kalıcı da olacak gibi. Neyse. Soru şu:Orada Türk yemeklerini özlüyor musun?

...

Adam Yeni Zelanda'da değil, 5 milyona yakın Türk'ün bulunduğu Almanya'da. Sinan da ne desin, "bir sürü Türk lokantası vs. var, sıkıntı çekmiyorum" diyor. Yeni ekipleri harika anlayacağınız.

Mike Holmgren


Amerikan Futbolu'nun Red Auerbach'i. Seattle Seahawks'ın head coach'u Mike Holmgren az önce Qwest Field'daki son maçına çıktı. 3-12 giden takım da maçtan önce bir araya gelmiş, ne olursa olsun bu maçı kazanıp koçu öyle uğurlayalım, demişler. Hava karlı Seattle'da bir haftadır. Hücum çizgisindeki ilk günkü maçta başlayan beş oyuncunun hepsi, ilk Quarterback'leri Matt Hasselback, defans çizgisinin solu ve ligin en çok fumble'a zorlayan oyuncusu Patrick "Big Pat" Kerney, Leroy Hill ve Rocky Bernard sakat, rakip kendi bölümünün birinciliğine oynayan, lig tarihindeki en iyi quarterbacklerden biri olan Brett Favre'ı kadrosunda bulunduran New York Jets. Jets ilk çeyrekte bir serbest atışla 3-0 öne geçti. İkinci çeyrekte Seahawks'ın wide receiver'dan bozma yedek quarterback'i Seneca Wallace'ın pasında çaylak tight end John Carlson'ın touchdown'ı Hawks'a 7-3'lük üstünlüğü getirdi. Üçüncü çeyrekte Olyndo Mare 42 metreden 3 sayıyı yazdı 10-3 yaptı. Dördüncü çeyrekte, 2:32 kala dördüncü haklarında topu dikmek yerine pası tercih edip, on metre ileri gitme durumunda kalan Jets'in pasını Seattle savunma güvenliği Dion Grant kesince top Seattle'a geçti ve Olyndo Mare bu sefer 36 metreden üç puanlık şutunu iki direğin arasına gönderdi, 13-3. Bundan sonra New York için geri gelmek mümkün olmadı ve Seahawks Holmgren'in içerideki son maçını kazanıp derecelerini 4-12'ye getirdi.

Holmgren on senedir Seahawks'ta. Takımı tarihinde ilk kez Superbowl'a götürdü ve belki de en çok tartışılan hakem kararıyla Pittsburgh Steelers'a kaybetti. Lise ve üniversitelerden sonra 49ers quarterback koçu olarak başlamıştı kariyeri, NFL'in en başarılı franchise'ı Green Bay Packers'da hücum koordinatörü ve head coach olarak devam etti. 1996'da Superbowl'u kazandı, ardından da Seahawks'a geldi.

Holmgren'in Amerikan Futbolu'na kattıkları ölçülemez ancak birkaç tanesinden bahsedelim. Hücum tarafında adeta bir ordinaryus profesör olan Holmgren'in setlerini tartışmaya gerek yok ancak yaptığı en büyük iş Brett Favre'ı bu günlere getirmek. Favre eğer bugün Favre'sa bunun babası Holmgren'dir.

Uzatmayayım fazla, Seattle şehrinde en çok sevilen spor figürü. Unutma burayı Holmgren, burası seni unutmaz.

Kabze


Lig Tv hafta başından beri son 8 sezondaki Gs-Bjk maçlarını gösterip duruyor. 3-4 defa denk geldi, izledik her seferinde. Çünkü orada bir maç var ki, sence-bence'den öte, Gs tarihinin en büyük, en önemli maçlarından biridir. 05-06 sezonunun 2. devrede, İnönü'de oynanan Bjk-Gs maçı.

Bu maç öncesinde Gs ve Fb aynı puandadır ama, ikili averajda üstünlük Fb'nindir. Bitime 2 hafta kala da, Gs'nin oynayacağı maç, İnönü'de Bjk iledir. Yenmek şarttır. Az olan umudu son haftaya taşımak istiyorsa, kazanmak zorundadır Gs. Fb de o hafta sanırım evinde Erciyes ile oynuyordu. Maçı erken kopardı onlar, zaten 4-2 bitmişti herhalde.
Biz ise 51.dakikada Tümer'in attığı golle yenik duruma düştük. Sonrasında manyak gibi saldıran bir Galatasaray. Maçın gollerini izlerken bir daha dikkat ettim de, ilk golü atarken, görüntüde tam 7 sarı-kırmızı formalı oyuncu var. Doğal olarak sonradan giren Hasan Kabze, 64'te ilk golü buluyor. Ardından yine bastırıyoruz, klişe deyimle "tüm kozları sahaya sürüyoruz". Bu maçı çok yakın bir arkadaşımla bi' kahvede izlemiştik. Sadece biz varız Gs'li namına mekanda. Geri kalan hepsi, Fb'li. Hatta bizim maçın son dakikalarında elde bayraklar, tura çıkmak için bekliyorlardı, o derece.
3 dakika uzatma verdi hakem, gol gelmiyordu. Arkadaşım 90 artı 2 gibi "hadi abi yürü gidelim" dedi. Ben de her zaman savunduğum "bitene kadar bitmemiştir" felsefesi uyarınca "dur bekle az daha" dedim. Neler gördük çünkü böyle.
92.30 civarı top Cordoba'nın elindeydi. Normal şartlarda bütün umutlar, burda biter, öyle değil mi? Ama hayır işte. Cordoba'nın diktiği top, Sabri'nin ayaklarına düştü, o da hemen ortaladı. Kral indirdi, top sekti, Hasan vurdu.

...

Sonrasını bilmiyorum tam olarak. 2 kişiden çıkan binlerce kişilik ses, mekandaki Fb'lilerin dumuru, ve daha bir sürü şey. O golden sonra şampiyon olmasak bile olurdu, inanın. Üzülmezdik.
Ardından neler olduğunu herkes biliyor. Son hafta, Fb'nin sıçışı. Ve gelen 16. şampiyonluk.


İşte o maçtan beri ne zaman Gs-Bjk oynasa, aklıma sadece o maç geliyor, hatta "o gol". Bugünkü maç hakkında bir şey diyesim yok, o zaman takımda olanlar, o maçı anlatsalar takım arkadaşlarına, yeter de artar. Keşke Kabze de şimdi takımda olsa. Hatta bu maçta oynayabilseydi.

50 Cent @ Airport Night Club! (Yersen)

Airport diye bir mekan var İstanbul'da. Son zamanlarda Hip-Hop R&B temalı çalışmalar yapıyorlar. (Evet Türkiye'de. Bu aşağıdaki olayın nedeni de budur.)

Haberim yoktu aslında ama organizatörler (Birkaç para etmez adam, eski bir basketbolcu da var içlerinde- isim lazım değil) bu mekana 50'yi getireceğiz diye bilet satmışlar millete, 50'nin haberi yok. Bütün gece 50 ve menajerinin peşinden koşmuşlar içi para dolu çantayla, adam gelir mi amınakoyayım. Sonra haydaaa, G-Unit'ten elemanları toplamışlar, bi' zenciye de kapüşonlu giydirip sahneye salmışlar, iki şarkı pleybek yapıp inmiş. Millet de arıza çıkarmış tabii. Türkiye işte burası, olur böyle şeyler. 50 ne ki, hak ediyor muyuz diye sormak lazım önce.

Şunu da not edelim, bizimkiler de bakıp ağlasın, ibret alsınlar. 50 gibi bir adam, Eminem dünyanın en iyi rapper'ı diyor. Bizimkiler de dava açsın hala.

Okay Karacan ve Lig Tv

Habertürk'ten ayrılmasından sonra dört gözle bekliyorduk Okay Karacan nereye gidecek diye. Az önce çok güvenilirliği olmayan bir kaynaktan okuduğum habere göre Lig Tv'yle anlaşmak üzereymiş. Ulan Lig Tv Okay Karacan'ı getir, Galatasaray maçlarını anlattır, webtv'yi 29 değil 39 yapsan da hepsi helal sana...

50 Ve Ramiz


Biliyordum 50'nin programda kazanılan paranın saçma bir işe gideceğini, hislerim yanıltmamış beni. Yarın sanırım 2. kısmı yayınlanacakmış programın, o zaman öğrenilir miktar, ama ne kadar önemli ki, paranın eline geçeceği kişi Ramiz olduktan sonra?
Bir bilse 50, nasıl bir adam için "kutu açtırdığını", kılını kıpırdatmaz.

Ayrıca 50 abinin gelişi vesilesiyle, Türk Rap camiasının ne kadar kaliteli olduğunu da görmüş olduk. Sağolsun.

Türk insanı da yabancı ünlü görmeyegörsün, hemen bir "göt yalama" hadisesi. Ne kadar ezik milletiz yarabbim.

Hüseyin'den not: "In Da Club"ı ezberledim deyip de oraya çıkıp söyleme cesaretini -cesaretini siktiğim- kendinde bulan kızın da Allah belasını versin.

Hüseyin'den not 2: İsmail misin nesin. 50 cent yazdırıp fener forması getirmiş, kıroluk budur yani. Beden de siksen medium. Göte bez diye kullanır artık. (Höyt daha beteri çıktı, Yalovaspor atkısı...)

Alpaslan Abi'yi Özleyenler Parmak Kaldırsın!

Bugün Alpaslan Dikmen'in doğum günü. Ne olurdu abi biraz daha kalsaydın da Beşiktaş maçından önce, sonra, devre arası "Alpaslan Dikmen Sanki Süpermen..." diye inleseydi o stad. Zira istemezdin maç oynanırken şahıslara tezahürat yapılmasını, sevmezdin. Ruhun şâd olsun abi, sen cennetteki biz, biz tribündeki sen. Doğum günün kutlu olsun.

Çökçökçü Abiler

Bizde yok diyene kafa atarım. Konya-Fener maçını izliyorum, numaralı tarafta bir abi var. Her Konya geldiğinde insanlar doğal olarak ayağa kalkıyor, oturması kabahat, arkadan bu dayı "çöööööööööööööööeek, çöööööööööööööööööööğğkk!" Ulan git evinden izle o zaman zaten senede üç kere televizyona çıkıyorsunuz al çekirdeğini eline ooooh...

Satılmış Maltaş vol.2



Bizim arkadaşlardan birinin sınıf arkadaşı vardı, adı Satılmış Maltaş. Boyuna dalga geçip dururduk adamı tanımadan. Tanışmak nasip olmadı ama bu yukarıdaki figürü dinliyorum şu anda. Satılmış zaten o belli. Nasıl yorumlar onlar, şaşıp kalıyorum her Fenerbahçe maçı öncesinde. Emre çok büyük topçuymuş da, cemaatten arkadaşı ya toz kondurmaz, Fener'e ne demişler de ne olmuş birinciliğe geliyormuş bugün kazanırlarsa da bilmemne. Ayıp lan Boktay. Türkiye'de gazeteci, yayıncı bitti bunlar oturuyor işte o koltuklarda. İş ve İşçi bulma kurumu sanki...

Boooo-zer


15 maç kaçırdı bu sezon. Önümüzdeki hafta dönmesi bekleniyor, bugün MR'a girecek. Ancak bu postu girmeme sebep bu değil. C-Boo az önce ESPN'de John Hollinger'a yaptığı açıklamada sezon sonunda kontratının opsiyonunu kullanmayıp sınırsız free-agent olacağını söyledi. Böylece 375 (üçyüzyetmişbeş) senedir ortada dolaşan "Boozer South Beach'e mi?" tarzında haberler tekrar ortaya çıkacak ve gerçekleşecek de gibi...

Hdadjsdj

Aslında tek tek her paragrafını çözümleyip cevaplamak istiyordum ama, vallahi onu bile yapasım yok. Link vereceğim, okuyan okusun, anlasın ne demek istediğimi.

http://www.ntvspor.net/Pages/30666.asp

Yine bir İlker Acun döktürüşü.

Gökhan Emreciksin ve Fenerbahçe


Hiçbir zaman altyapıya önem veren bir kulüp olmadı Fenerbahçe. Kimler gelmedi ki Anadolu takımlarından. Selçuk Şahin, Kemal Aslan, Ali Bilgin, İlhan Parlak, Zafer Biryol, Deniz Barış, Serkan Balcı, Burak Yılmaz ve diğerleri... Şimdi de Ankaragücü'nün sağ açığı Gökhan Emreciksin'i almışlar. 2 milyon dolar bonservis.

Şöyle bir bakarsak o kadar adamın bonservisiyle Türkiye'deki en iyi altyapı kurulup oradan çatır çatır ekmek yenmez miydi? Bal gibi de yenirdi. Galatasaray örneğini ele alalım:

Derwall döneminde önem kazanıp ondan sonra gelen her hocanın dikkatini çeken genç oyuncular yetiştirdi Galatasaray altyapısı. Feldkamp ve Mustafa Denizli döneminde yetişen oyuncular Fatih Terim yönetimi altında nice başarılar yakaladı. Terim de Galatasaray'ın çocuğu. Türkiye'de altyapı yokken gelmiş Adana Demir'den. Şöyle bir adlarını anacak olursak en geriden başlayarak; Kaptan Bülent Korkmaz, Suat Kaya, Tugay Kerimoğlu, Emre't' Belözoğlu, Okan Buruk, Arif Erdem, Sabri Sarıoğlu, Aydın Yılmaz... Son yıllarda bir düşüş gözlense de Florya'da, yeni nesil de umut vermiyor değil. U-17 ve U-20 takımlarında yine sayısız Galatasaray oyuncusu var.

Bu yazdıklarım Emreciksin de kötü olacak diye bir yargı uyandırmasın ama parayla saadet olmaz.

51

İbrahim Kutluay bugün İTÜ-Beykoz maçında 8/12 3 sayı, 23/24 serbest atış isabetiyle 51 sayı atmış. Maşallah. Fener'e de kapak olsun.

Güven


Futbolda en önemli şeylerden bir tanesi, tuttuğunuz takımın, sahada yer alırken, maç esnasında, kötü durumlarda, kriz zamanlarında size güven vermesi. Bu husus yerine getirildi mi, istersen 10 puan geri düş, istersen 20. dakikada 3-0 geri düş( ki futbolda hiç de zor olmayan bir olasılık bu), takımın güven veriyorsa, telaşa mahal yoktur. Sakin olunabilir, olunmalıdır. Ve bu güveni, az sayıda takım yayabilir etrafa, taraftarlarına, sempatizanlarına ve izleyenlere. Bunların bir tanesi 2000 Galatasaray'dı mesela. Ben çok iyi hatırlıyorum, geri düşerdik, ama rahat olurduk. Nasılsa bir yolunu bulup (yolunu bulmaktan kastım, "balına goller" değildir, biline) yeneceğiz çünkü, bunu biliyoruz. Ve bu harika bir his. Eminsin kazanmaktan. Bu sebeple de o zamanlar birçok maçı izlemezdik, hata tabii ama, ne yapalım, "nasılsa kazanıyorduk". O devirler de geçti tabii, böyle bu işler. Neyse, uzatmayalım.

Bu takım da o güveni verme yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bunu yapmak için birçok yolları var ve de yapabileceklerini birçok şekilde gösterdiler. Nasıl mı? Şöyle:
1. Takıma kötü oynansa bile, bir hareketiyle maç kazandıracak oyuncular eklendi. Futbol çok göt bir oyun. Her zaman istediğini yapamazsın.

2. Avrupa'da kötü gidilen birkaç yılın ardından, bu sezon deplasmanda maçlar kazanıldı. Hem de cidden iyi takımlara karşı, çok iyi oynayarak, maçı domine ederek, belki de en önemlisi, zekice oynayarak.

3. İşin "oyun" kısmında kalite artmaya başladı. Bu takım dün gece oynadığı maçta attığı 3 golü de fazlasıyla göze hoş gelen ve "organize" şekilde attı. Bu belki de en önemlisi. Çünkü bazı takımlar bir sezon boyunca bu kadar organize gol bulamıyor. Öyle bir de şampiyon oluyorlar, otur ağla, neyse.

Bu noktalar belirince, doğal olarak da taraftar, tabii futboldan anlayan taratar, rahatlıyor. Panik yapmıyor, maça giderken yolda kafası bozuk olmuyor. Ve de en mühimi, geri düşünce morali bozmuyor. Mesela -diğer futboldan anlamayan salakları bilemem ama- biz, yenen golden sonra çok rahattık. Ve o rahatlığın sebebi de zaten biraz sonra anlaşıldı. Çok güzel bir anlaşma sonucu, Linc ve Baros golü buldular. Ardından da yine 2 organize gol. Hele son gol... Muhteşem. Harika paslar, doğru yere koşular. Çok iyi bir ara pas ve, harikulade bir son vuruş. Kaleci çömelemedi bile.

Maçın az çok koptuğu ortaya çıkınca Gs çok kasmadı, Gençler de çok gelemedi zaten. Öyle bitti maç. Bir olumsuzluk, Skibbe'nin değişiklikleri geç yapmasıydı. Yani karşı tarafın herhangi bir tehdidi yoktu, rahatça yapabilirdi değişimleri. Böyle zamanlarda farklı şeyler deneyebilir. Kendi de farkındadır tabii ama, vardır bir sebebi yapmamasının.
Arda sistem gereği işin savunma kısmında daha çok göründü ve bunda çok da başarılıydı. Belki yön ters ama, biliyorsunuz, Arda bek oynamaya yabancı değil. O durumu görünce, maçı birlikte izlediğim arkadaşımla "Arda sol bek oynayabilir mi?" tartışması yaptık. Ki bence rahatça oynayabilir. Hele de böyle deli yüklenmek gerektiği zaman. Sağ beke Aydını bile koyarım ben gerekirse. Nedir yani.

Bu 3-5-2 benzeri sistemi lig maçlarında sık, hatta hep uygulamalıyız. Zorunluluk gereği yapılan bir hamle olarak kalmamalı. Çünkü "oluyor". Değerli skor yazarlarımız "neden çift forvet oynamıyor Gs" diyordu ya, bu sistem sayesinde o da yerine gelmiş oluyor. Gerçi Nonda Baros'un bir gerisinde gibiydi ama, neyse.

Mehmet Güven "güven verdi" esprisini yapmayacağım tabii ki ama, son fırsat bulduğu zamanlardan oldukça farklıydı vaziyeti. Bu harika, çünkü hem kadro yapısı açısından ona ihtiyacımız var, hem de bir altyapıdan gelen oyuncunun daha heba olmasını bu bünyeler kaldırmaz. Çok iyi oldu bu maç onun için.

Kewell sağ kasık fıtığı ameliyatı olacakmış. Ne zaman döner bilmiyorum, ama onsuz işleri iyi götürebiliriz. Bugün de bunun kanıtlarından biriydi. Son zamanlarda formsuz da olduğunu düşünürsek, ne bileyim dinlenmiş gibi filan sayabiliriz onun bu yokluğunu. Ama yine de çok uzun sürmez umarız.

Lincoln ve Baros hakkında bir şey söylemeyeceğim. Ne diyebilirim ki.

Cuttino Mobley

New York'un geçen hafta Clippers'tan takasla aldığı Cuttino Mobley bugün emekliliğini açıklayacakmış. Takastan sonraki sağlık kontrollerinde kalp büyümesi belirlenmiş ve oynarsa hayati tehlike yaratacağı, oynamaması gerektiği söylenmiş. Nedensiz sevdiğim oyunculardan biridir, şut stilini severim. Allah uzun ömürler versin.

Notlar Evet

Çok rağbet gören bir blog olduğumuzu biliyorum, bunun için de gururluyum. Kusura bakmayın canlarım ciğerlerim, bayram münasebeiyle pek boşladık bu ara. Ama söz, tatil bitimi yine "bomba gibi konularla" sizlerle birlikte olacağız. Bu da sizin çok sikinizdeydi.
Aklımda olan birkaç şeyi not halinde yazacağım şimdi. Anca bu kadar. Buna bile şükür.

-Suns ne salak işler yapıyor yine. Elindeki 5 pozisyonu birden yedekleyebilen bir oyuncunu ve doğru düzgün savunma yapabilen nadir adamlarından birini yolluyorsun, karşılığı J-Rich ve ne yapacağı belirsiz bir çaylak. "Denedik olmadı" ya mı getirecekler bilmiyorum ama, feci sıçtılar o kesin. Play-off yapsınlar, şükredip otursunlar.

-Hoffenheim yenilgisinin şokunu halen atlatabilmiş değilim, öyle ki, kurbanı keserken az kaldı benim bileği götürüyordum, o derece. Ama Hildebrand'ı almışlar, bu iyi haber. O da ne ballıymış ha, Valencia'dan kovul, kapağı Hoffenheim'a at. Ooh.

-Mangal yapmaya karar verdiyseniz, etin başında duran adam işten anlamalı. Yoksa bombok oluyor mesele.

-Haftasonu şenlik var hacı. Ben havai fişek filan hazırladım. Formamı giyip geçeceğim Tv karşısına, önce dk. 2'de bi' gol. Ardı gelir zaten. Kebap.

-Fb'nin elenmesine çok üzüldüm dayı. Daha final oynayacaktık Saracoğlu'nda...
O değil de, (yaparız demiyorum, o ayrı mesele, iddiada bulunamam) olur da, gerçekten finale çıkar, bir de kazanırsak, ülkede iç savaş çıkar. Çünkü bunu hazmedemeyecek yüzlerce fenerli tanıyorum ve milyonlarcasının da, memleket içerisinde olduğunu biliyorum.

-Hoffenheim'ın sağbekini almalıyız. Sabri'nin üstüne Messi gibi gelir şerefsizim.

-Karanlıktaki Adam, Paul Auster. Oku.

-Melo azıtmış. Gervin abinin bir periyodda en fazla sayı atma rekorunu kırmış:33 sayı. Yuh hayvan. Yuh. Totalde de 45 atmış. O periyod Gatorade'ine biri bir şey mi kattı, ne oldu artık bilinmez.

-Spurs işleri iyice düzeltiyor. Hele şu Mavs maçı harika oldu. Dabıl ovırtaym filan. Manu benchten gelsin. George veya Mason Jr da ilk 5'e iş yapar nasılsa. Aslanlarım benim.

-Hornets Paul'ün arkasına yedek guardı buldu, şimdi korkun dayılar. Daniels çok iş yapacak. Mike James de bi' sikim yiyemez Wiz'de. Dee'ye siktiri çekmişler, ona üzüldüm. Gelebilse keşke geri.

-Burgaz rakı içmeyin.

-Futbolun çok kolay -ve haksız ve aptalca- sonucun değişebildiği bir oyun olması çok sinirimi bozuyor. Pat diye futbolla alakamı kesebilirim diye korkuyorum. O kadar saçma şeyler olabiliyor ki, hak-hukuk, adalet, vırt-zırt diye düşünürken "eeh, sikerim lan"a geliyor mesele. Basketbol öyle değil mesela, ne bileyim.
Ha bir de, hocanın takıma ve takımın oyununa ne kadar etki ettiği. Hemen örnek:
A takımı hiçbir bok yemiyor sahada. Birden bir faul. Şişir içeri, bir kafa, gol. Maç da bitsin böyle. Hoca sevin, oyuncu, taraftar sevin. Hoca da göklere çıkarılsın. Ee? Hak ediyor mu peki? Veya hocanın söylediği "neyi" yapabildiler de, "kazandılar". Nedir yani? Çok salakça, bir açıdan bakınca. Çok "çirkin" geliyor. Bunun aklıma düşmesindeki en büyük pay sahibi de Fatih Terim. Dün Euro 2008 maçlarını izledik de yeniden.
...
İnanılmaz. Ne yapmış da "başarılı" olmuş kendisi. Ne katmış? Futbolcular onun söylediği "neyi" yapmış da, maçları kazanabimişiz, gazdan başka. Tiksinç.

-Hido "abarmış". Abart değil ha. Bu ara pek iyi değildi, hem moral olur bu iş.

-Tuncay gerçekten gider mi? Giderse ne kadar oynar? Oynarsa ne kadar iş yapar? İş yaparsa, Türk oyuncu piyasası hareketlenir mi? Bu olası transfer, Türk futboluna ne kadar olumlu/olumsuz yansır? Soru bitmez ki.

-Olabildiğince az insanla iletişim kurun. Abi tavsiyesi.

Takas Vaaaaaar! 2

Maşallah hızlı bir gün. Phoenix run-and-gun günlerinden kalma bir takasa imza attı. Raja Bell, Boris Diaw ve Sean Singletary'i paket yapıp Jason Richardson, Jared Dudley ve 2010 2. tur draft hakkı karşılığında Amerika'nın 19. en büyük şehri Charlotte'a yolladılar. Top 10'a aboneler yine. Maç sürerken açıklanmış takas, yeni yeni şeyler...

Takas Vaaaaaar!

3 takımlı bir takas haberi geldi az önce. Wizards Javaris Crittenton ve Mike James'i alırken, Antonio Daniels'ı Hornets'a, 2010 ikinci tur draft hakkını da Memphis'e yolladı.

Görüldüğü gibi, Wizards çabalıyor içinde bulunduğu durumdan çıkmak için. Daniels'ın devamlı "ah bileğim!?!" olayından sıkıldılar herhalde, Arenas gelene kadar James'i bir oynatıp, dönünce combo yaparız gibi bir düşüncesi olabilir. Crittenton ise lige geldikten beri ilgimi çekmiştir. Kolejde süper bir şutördü, bunu eninde sonunda NBA'de de yapabileceğini düşünüyorum.
Hornets'e bir back-up guard lazımdı ve James bunun için biraz lükstü. Onu yollayıp biraz daha çalışkan bir guard olan Daniels'ı aldılar. Memphis'e pek söyleyecek bir şey yok. Geleceğe yatırım.

Kenny George Hazretleri-2

Kenny George.

Hakkında yazmıştım tam on bir ay önce. Çok iyi bir potansiyeli var falan fişman. Ayağında bir milyon kişide bir görülen bir iltihapla olmuş yazın. Bir buçuk ay önce ayağının bir parçası kesildi, basket oynama ihtimali var dendi, yazmadım. Şimdi aldığım habere göre George bundan sonra ne basketbol oynayabilecek, ne koşabilecek. Ayağının bir parçası daha alınmış, enfeksiyonun ilerlemesini önlemek için. Büyük kayıp basketbol adına. İki sene sonra izleyebilirdik belki bu adamı NBA'de. Yazık oldu.

Teker Teker Geleceğiz Yanına


"Gittin gideli yüzümüz hiç gülmedi,
Neler çektik bir bilsen...
Her tarafta sen, her taraftar sen,
Çok özledik Alpaslan Dikmen"


Alpaslan Dikmen'siz ikinci bayram. Önce onun, sonra sizin bayramınızı mübarek eylerim efendim, ellerinizden öperim. Hayırlı kavurmalar!

GS- Ankaragücü


Yüzde 90.3 pas yüzdesi, deplasmanda 0-3'lük galibiyet, Lincoln, Baroş, Kewell, De Sanctis. Maçın özeti bu aslında.

İlk yarı pek bir hareket yoktu maçta, Emreciksin'in 25 metreden vurduğu füze hariç. O top gol olsa çok üzülmem abi, nasıl bir şut o öyle. Gökhan'ı Beşiktaş ve Fenerbahçe istiyormuş, Cemal Aydın da 3 milyon dolardan aşağı vermezmiş. Cemal Aydın'a sonra geleceğim.

İkinci yarıda da ilk yarı gibi başladık aslında. Bülent Tulun da batırdı yine devrede. Kewell kaldıramazmış da çıksınmış, Lincoln zemini beğenmemiş, iyi ki beğenmemiş, çabuk pas yapıyormuş, Baroş çok durgunmuş. 60'a geldik, Lincoln inanılmaz bıraktı Baroş'un önüne, sağlam da vurdu Çek. Bundan sonra dedim, hani gol sonrası sendrom vardır ya, değerlendirip bir tuvalete gideyim dedim. Kalktım ayağa kapıdan çıkarken Melih bağırdı "gooooooool" diye, döndüm baktım Kewell. Tekrarı izledim, yine Lincoln ve o kondisyonu yetmeyen, "kaldıramaz" olan Kewell'ın füzesi sağ üst köşeye. Yetmedi iki dakika sonra, Lincoln-Kewell ikiye birlerle geldi, sol dipten kesti yine Cassio de Souza Soares, Baroş yine doğru zamanda doğru yerdeydi, üç oldu.

Peşinden rölantiye aldık gibi oldu, yine pozisyonlar vardı, olmadı. Deplasmandaki "kağbus" (Bahri Havadır) biraz daha söndü; her Avrupa maçından sonra puan kaybetme alışkanlığı son buldu.

Ayhan çok iyiydi, hiç durmadı. Üçüncü dakikada gördü sarı kartı. Burada bir şey var. Mesaj mı verdi hakem ne yaptı, ikili mücadelede düştü, ellerini açıp hakeme baktı Ayhan. Zaaaart diye sarıyı gördü. Sanki düştün mü ya faul ya aldatma diye bir şey var, öyle gösterdiyse. Eğer itiraz diye gösterdiyse, adam ağzını açmıyor, sadece ellerini açıyor. Hakemlere çok fazla yetki veriliyor artık, kart dedin göster, el açtın göster, ah dedin göster. Olmamalı böyle.

Sağ bek- açık pozisyonu da beraberdi, malum Sabri yoktu. Barış başladı, Aydın bitirdi. Orası da çok iyi işledi, ikisi de çok çalıştı.

Son bir not Lig Tv'ye: kardeşim adam gibi yorumcu bulun, lütfen yahu. O kadar para alıyorsunuz milletten, adam gibi yorumcuyla izleyelim bari maçları. Başta, devrede, sonda çıkıyor yorumcular, maçta yok, eyvallah ama yine de sıçıyor be abi. Bas parayı getir Meleke'yi, Demirkol'u. Zor mu bu kadar. NTV diyoruz, oradalar filan, ama önümüzde Kaan Kural örneği var, senelerce götürmedi mi hem SKYTürk (ki Lig TV'yle aynı grubun kanalı) ve NTV'de. İmkansız değil yani.

Ankaragüçlü Şerefsizlere: Ünal Karaman gibi bir hocayı, ağlatma seviyesine getirip, istifa etmeye zorluyorsanız, bütün maç ne olursa olsun başkanının annesine küfür ediyorsan, sırf İstanbullu diye karşı takıma küfür ediyorsan, takımın büyük takımla kafa kafaya oynarken hiçbir şekilde destek olmuyor, köstek oluyorsan, onaltıncı dakikada Bursa- Ankara çektiğiniz diğer Allah'ın belası takımla beraber soyunuz kurusun, sürüm sürüm sürünün inşallah. Adam olun şerefsizler, adam. Ünal Karaman'a da helal olsun, böyle adamlara ihtiyacımız var.