VV


Blogumuzdan size büyük hizmet. Bu fotoyu buraya koyuyorum, ki futbol izleyen bünye buna bakıp bakıp, "Ne halt ettik de bizim başımıza senin gibi bir bela geldi" diye diye sövsün. Hatta sonra da, resimdeki duruşuna bakıp, "o el ne lan ibne" diyerek, daha bi' gaza gelsin, ağız-burun dalsın. Barcelonalı olmaya gerek yok, İber yarımadası'nın yakınından geçmemiş de olabilirsiniz, ama eminim bu adamın yeşil çim üstünde olması sizi sinir ediyor.

+5


90+5. Gol Sinan Bolat. Ve Standard Liege Uefa'da. İnanılmaz.

Shannon




Lakers'in Atlet guard'ı Shannon bu yıl Dallas' da yapılaçak smaç yarışmasına katılmaya gerçekten çok hevesli galiba. Bu iş için kendisine özel site bile yaptırmış.
http://letshannondunk.com/ Bu site sayesinde Shannon'ın smaç yarışması için kafasında kurduğu smaçların denemelerini takip edebileceğiz.


Söylentilere göre bu seneki yarışmaya:

Shannon Brown
Demar Derozan
LeBron James ve
Josh Smith 'in katılması bekleniyor.

Sorunlu Beyaz


Kimilerine göre spor dünyasının en antipatik patronu. Kimilerine göre de dünyanın en eğlenceli insanı. Bana göre ikisi de değil. Kendisi profesyonel bir rahatsız karakter. Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü ben de çözebilmiş değilim. Örneğin; 'Biraz daha genç olsam Dirk'le şut idmanlarına katılırdım' lafı. Tamam, ciddi olsa bile kulağa eğlenceli geliyor. Geçen sezonun NBA playoff larında eşleşen Dallas ve Denver (serinin hangi maçı olduğunu hatırlayamadım şimdi) serisinin bir maçında ise Bay Cuban, Kenyon Martin'in annesini salonda görüp yanına gitmişti ve kendisine samimi bir selam verdikten sonra 'oğlunuzu benden iyi tanırsınız elbette ama o tam bir serseri ve gangster bunu biliyorsunuzdur umarım' deyip kadının yanından uzaklaşmıştı. Akıllara gelmiyor değil acaba bu lafı K-Mart'ın yüzüne söyleseydi neler olurdu? Sanırım K-Mart'ın maçtan önce vurduğu ısınma smaçlarının birinde top olarak Mark Cuban'ı kullanırdı... Her neyse Cuban'ın şimdiki icraatı ise daha fazla para kazanmak için maç biletlerini kendi twitter'ından satması. Ayrıca American Airlines Center'da ki bazı loca olarak kullanılmayan yerleri loca yapıp oraları ucuz fiyattan satması...

Gerçekten profesyonel bir hareket.

Komplo


Aklıma geldi gece gece uykularım kaçtı. Şimdi Ten Cate'yi kovdular ya Panathinaikos'tan. Avrupa'da da bir çok dev kulübün hocalarının koltukları sallantıda malum. Özellikle İtalya'nın en büyük 3 takımımın da (Mourinho dahil) hocaları her an şutlanabilir düzeyde. Şimdi bu takımlar Ten Cate'ye "bekle sen biraz, devre arasına kadar" deseler, sonra bizim Rijkaard'ımıza salça olsalar, "Gel sen takımın başına, Ten Cate de yardımcın olacak" deseler. Bir nevi Barcelona modeli yaratmaya kafayı koysalar. Rijkaard da Neeskens üstadı bize bırakıp gitse buralardan. Aman allah korusun. Aklıma geldi öyle.

Adriano Geri Gelsin !?




Adriano'nun, Roma'ya transfer olacağına dair dedikodular vardı.Ve sanırım önümüzdeki hafta içinde Adriano tekrar İtalya yolunu tutabilir. Roma yöneticileri haftaya Adriano ile tekrar görüşeceklerini açıkladılar.Flamengo'nun 17 senelik şampiyonluk hasretini sona erdiren ve ülkesinde mutlu olduğunu bildiğimiz bu bombacı solak bakalım ne karar verecek. Bu adam henüz 27 yaşında ama her gördügümde kalça kısmı giderek bombeleniyor. Ayrıca ilginç olan diğer bir detay ise, aşırı sigara içiyor. İtalya'ya dönerse tekrar o sıkı antrenmanlara, zorlu maçlara beklentilere, baskılara dayanması gerekecek. Brezilya'da mutlu olduğunu biliyoruz, o halde neden dönsün? Onu Avrupa sahnesinde seyretmek en azından bana büyük keyif verecek. Totti ile birlikte uzaklardan kaleye göndericeği patriotları izlemeyi kim istemez ki ?

Halef - Selef


Şimdi bu fotoğrafın bu blogda olması ne iş diyorsunuz muhtemelen. İlk yazımda böyle bir misilleme yapmam pek hoş olmadı sanki. Ancak bahsetmek istediğim konunun Real Madrid'le alakası yok.

Dünyanın en iyi futbolcusu kim diye soruyoruz her gün kendimize. Bu oylamaların çoğu Messi ve CR arasında geçip duruyor. Şimdi bir aralar Zidane vardı hatırlar mısınız. O adamdan top dağıtmasını, top almasını, gol atmasını, defans yapmasını, forvet oynamasını, takım lideri olmasını, koşu yapmasını, boş alan bırakmasını, çalım atmasını, adam geçmesini, teknik olmanın suyunu çıkarmasını, kek yapmasını, arabayı yıkamasını vs... ne isterseniz en iyi şekilde yapabilen bir oyun stili vardı. Aslında her oyuna göre stili vardı. Şuan faal futbol oynayan ve bu işlerin hepsini en iyi yapabilecek dünyada 2 futbolcu var. Biri Iniesta diğeri de resimdeki şahıs. Ben futbolcu diye bunlara derim arkadaş. Gerrard da var tabi ancak o bu işlerin hepsini yapamıyor. He bir de şu var. Messi ve CR gibi adamların sonunun ne olacağı belli olmuyor. Ancak Kaka gibi oyuncuların futbolu bırakacağı zamana kadar efsane kalacakları bellidir. Zidane bir zamanlar ne ise Kaka da odur, Iniesta da odur.

99


Rivaldo-Figo bir arada, Xavi daha genco. Etrafta bir sürü "Dutch", Van Gaal hoca Koeman yardımcı. Geovanni henüz gitmemiş. Önlerinde de lig şampiyonluğu kupası.

Duyuru

Sevgili Lappappa okuru, bundan böyle bünyemize 2 yazar daha katılmıştır. Biri kardeş blog Gs Formaları'nın saabı Selocan, diğeri de "can dostum güzel insan" The White Howard. Selocan'ın ağırlıklı olarak futbol yazacağını tahmin ediyorum. Howard ise futbola Nba'i de dahil edecek. Ara sıra da Rap yazıları gelecek diye de ümit ediyorum. Hayırlı olsun vatana millete.

İmaj Her Şeydir, Susuzluk Yalan Dolan-2


Sözkesen

Maziden resim. Maçın kimle olduğunu hatırlamıyorum ama, Murat Sözkesen'in maçın tek golünü atıp, resimde gördüğünüz gibi büyük hırsla sevindiği, ve 1-0 kazandığımız bir maçtı. Kafayla atmıştı golü. O sene yolu Galatasaray'a kısa süreli düşüp sonra kaybolanlardan sadece biriydi M. Sözkesen. Umutluyduk ondan ama, bizde bulunduğu sürenin önemli kısmı sakattı yanlış hatırlamıyorsam. Yaptığı tek ve çok büyük katkı da bu goldü. Zaten o sezon kazanılan, bir nevi "imece usulü şampiyonluk"tu bizimkisi.

Edit:Maçın Malatyaspor le olduğunu hatırlatan Kanguru ve Vakilnchuk'a teşekkürler.

Memo


Şimdi hacı, drunkathlete.com diye bir yer varmış. Biliniyordur ama ben ilk defa gördüm.

Girdim ilk başlık şu: "Mehmet Okur's Happy Holidays" Resim de yukarda. Yürü be Memo!

Oden'ın Dizi


Greg Oden geçen gece oynanan maçta sol diz kapağını kırmış. Sezonu kapattı. Bir Oden, bir de Linderoth zaten.

Bile Bile Lades

Şimdi bana ayak yapmayın, Galatasaray top oynamıyor diye.
Dün akşam internet olsaydı bu yazının çok daha ağırı, çok daha fazla hakaret içereniyle karşı karşıya olacaktınız.
Muhtemelen bunları okuyan insanların yüzde 99'u dün akşamki maçı seyretmiştir. Siz hayatınızda hiç bu kadar kötü niyetli bir hakem performansı gördünüz mü? Son 20 dakikadan bahsediyorum. Her yere düşen Belediye'liye faul, bizimkilere hemen artislik "kalk, kalk..."
Kornerlere autlar, autlara kornerler...
Dakikalar 79'du yanımdaki sözde Galatasaraylı, çekirdekçi, kaptanına kaleye şut atıyor diye "orospu çocuğu seni de topçu yaptılar başımıza" diyebilen güruha döndüm dedim ki; "kafanız rahat olsun, Arda'ya küfretmeyin, bu top döner dolaşır bu hakemle bizim kalemize girer."
Frikik oldu, vuramadı eleman vesaire.
Sonra korner pozisyonu. Lan önünde, önünde. Lan önündeee!! Sonra bir de Harry'e artistlik çekiyor. Ortasahada hiç olmadık şeye yine bir "düt!". Orta geliyor, sekiyor, ben zaten o ara ayaktayım, bir bakıma hala biliyorum o topun gireceğini. Girdikten sonra anamızı ağlatan Hasan Ali vuruyor. Yoksa Hüseyin Göçek mi?
Son zamanlarda çok konuştular, yok hakemler Galatasaray'a lappap yapıyorlarmış bilmemne... Alın meyvesini veriyor. Sevinin, mutlu olun, bugün size bayram.
Dünkü maçın son 20 dakikası Türk futbol tarihinin en büyük fiyaskolarından biridir, anlayana.

Not: Hüseyin Göçek Galatasaray'lıymış. Ne kadar çok işe yaramaz adam var bizim takımı tutan abi, anlamıyorum ben.

Plan B

Hani bir ara memleket karıştı ya "B Planı" diye. Dünkü Depor-Barça maçını izleyen, daha doğrusu "bakarak" izleyen bünye, B Planı'nın nasıl kullanıldığını anlardı.

Son 10 dakikaya kadar 1-1 ile gelindi. 70 küsürüncü dakikada Henry çıkıp, Pedro girdi. Ve takım şöyle bir düzen aldı:4-2-1-3. Pedro sağ forvet, Iniesta sol forvet. En ilerde Ibra, Messi de bizim Elano veya Arda'yı kullandığımız gibi, orta ikilinin önünde. Ve işe yaradı. 1-3 aldı maçı Barcelona. Çok da önemli galibiyetti.

Demek ki neymiş, genel yapı korunarak da çözüm yolu bulunabiliyormuş. Dikkatli izleyenler Barcelona'nın bu her zamanki yapısı içinde birçok farklı yöntem denediğini bilir. Bunların başında da ön üçlünün sürekli yer değiştirmesi gelir ki, belki de Barça'nın başarısının sırlarından biridir bu. Bu yolu Galatasaray'ın da denemesi, bir futbolsever olarak mutlu ediyor beni.

Feyk

Geçen yine böyle sabahın köründe, Twitter ile ilgili yazı yazmıştım. Onun için milletin Twitter hesaplarına bakınırken, birkaç ünlü ve möhüm şahsiyetin "follow" ettiği kişiler arasında Slavoj Zizek'i görmüştüm. Bir yanım "hönk?" etti, diğer yanım da onun az çok popülize olan bir filozof/yazar olduğunu düşünerek, "olabilir hacı, vardır belki" dedi. Geçti gitti sonra.

Az önce kendisinin memlekete gelmesi vesilesiyle Sabah'ta yayınlanan bir röportajını okudum, ve orada adam direkt "Twitter'la hiç işim olmaz" çekmiş. Hesap sahteymiş. Bu benim açımdan sevindirici. Yani Zizek daha bir etrafa mal olmuştur filan ama, bu işte olmaması benim açımdan çok sevindirici. Çünkü bir dalıp göz atsanız "Twitter dünyası"na, inanılaz şeyler görürsünüz, inanılmaz çıkarımlar yaparsınız. Bazı kişiler, orada olmamalı.

Bu örnekle birlikte, yine o geçenki yazıda bahsettiğim "Twitter'ı olmasına inanamadığım kişi" nin de hesabının "fake" olabileceği ihtimali güçleniyor. Umarım fake'tir.

Helva

"Aslında o da bu kadar olmasını istemiyordur", "piyasa mecburiyetidir", şudur budur derken, hep bir yandan mazur gördüm ablayı kendimce-nedense. Bir yerde durur bu gidişat diye. Yok, meğer daha uçlara gelecekmiş.

Elif Şafak'ın yeni bir kitabı çıktı, adı Kağıt Helva. Kitapta, Şafak'ın şimdiye kadar çıkmış tüm kitaplarından alıntılar yer alıyor. "Tadımlık niyetine"ymiş. Hani Aşk'ın bu kadar çok satıp popülerleşmesine karşıydık ya, şimdi bak neler olacak. Doğan zaten Pinhan, Şehrin Aynaları ve Bit Palas'ın yeni basımını yapmıştı, yeni kapaklarla. Kağıt Helva'nın ardından çok sürmez, diğerleri de basılıp etrafa dağıtılır.

Son kısma gelelim. Kitap 22 milyona satışta. İlk görünce dedim, "lan kalın ki 22 koymuşlar fiyatı". Pek de öyle görünmüyor, eğer kitap enine çok geniş değilse tabii. Çünkü 156 sayfa. Ben 400 sf kitaba 22 verince isyanlara giriyorum, millet şimdi gidip deli gibi alacak bunu mesela. Sonra yine gelsin her gün röportajlar falan. Bir de orman yeşili kapaklı versiyonu çıkar, çevrecilik babında hani.

Sevdiğiniz bir yazarın, ondan öte, sevdiğiniz bir figürün, sizin için günden güne anlamsızlaşmasına şahit olmak, berbat bir şey. Umarım başka tecrübelerim olmaz bu konuda.

"Adanalı"


Yine yapacağını yaptı Jose dayı. Aceto ona Adanalı derken hiç de yanılmıyor. Nasıl bir kendine güvense, arkasını düşünmeden hakeme gider yapabiliyor, sonra tribüne gönderilince bile o vakur duruşu bozulmuyor. "Yaptıysam ben yaptım lan" gibisinden. Aynı Fatih Terim işte. Hadi Inter aldı bu maçı diyelim, yine de bu yaptığı affedilir mi?

"Beni şimdi kovsalar, 1 haftada yeni bir takımda işe başlarım" lafı ise bambaşka bir hadise.

Regal

Geçen bi' özetlerde mi ne görmüştüm, Tofaş basketbol takımı, Houston'ın beyaz formanın aynısını giymişti. Bugün de Gs ile oynadıkları maçta, kırmızı formaları için de, "örnek olarak" Atlanta'nın bu sene tedavüle soktuğu yeni kırmızı formayı (Atl) seçtiklerini gördüm. Ufak bir ayrıntı dışında aynısı. Üretici firmanın kim olduğunu bilmiyorum, logoyu tanıyamadım. Alışık olduğumuz işler değil mi, nolucak. 4-5 sene önce de F.bahçe yine Rockets formasının tasarımını alıp, sadece renklerini değiştirip giymişti. Ayrıca Trabzonspor'un basket şubesinin de Barcelona Regal'in formasının aynısını giydiğini biliyoruz.

03

"Şimdi tabii, bundan haberdar olmadınız herhalde, çünkü büyük basının yarısından çoğu mason olduğu için yazmadılar. Bundan aşağı yukarı 4-5 ay evvel Genelkurmay Başkanlığı bir tamim yaptı, 'Masonluk, Roteryenlik gibi kulüplere üye olanlar hakkında takibat yapılacaktır' şeklinde. Yani şimdi intibaha geldiler, onları da atacaklar. Daha yeni yeni. Bana sorarsanız 12 Eylül, yani Turgut Özal'dan İsmail Hakkı Karadayı'nın Genelkurmay Başkanlığı'na kadar olan dönem içerisinde yönetim tamamıyle dış merkezliydi.

Bakın Çevik Bir, Amerika'nın adamı, tasfiye edildi, onu tasfiye ettiler. Doğan Güreş olacaktı, onun için yetiştirilmişti. Bilmediğiniz bir şey de söyleyeyim:Sabetayisttir, dönmedir. Son zamanlarda dönmelere çok cesaret verdiler... Dönmelere bir şey diyemezsiniz, bütün sultanlarımız dönmedir, unutmayın. Devşirme bizim sistemimizde var. Devşirmeyi kötü bir şey saymayız. Biz Osmanlıyız, unutmayın."

Attila İlhan, 2003'te Milli Gazete'ye verdiği röportajdan.

48


NBA maçlarında skor bazında en çok dikkat ettiğim şey, bir takımın bir periyotta 48 sınırına ulaşıp ulaşmamasıdır. Bu hadise benim izlediğim/netten takip ettiğim maçlar arasında bir kez denk geldi sadece. O da normal olarak bir Phoenix maçıydı. Onun haricinde birkaç kez bu sınıra yaklaşıldığına şahit oldum. Nadiren gerçekleşmesi çok normal, düşünsenize bir, 12 dk.da 48 sayı, 1 dk.da 4 sayı demek. İşi hücum sürelerine filan vurduğunuzda, ne kadar hayvani bir başarı olduğu anlaşılır. O periyotta her şeyi atman gerek nerdeyse, ya da işte Suns/Warriors tarzı oynayıp, normalden çok hücum edip, biraz fazla iyi atmanız gerek.

Box score'lara bakarken kaçırmışım, az önce Konyalı Portlandlılar'da gördüm. Dünkü Nets maçında Mavs, 2. çeyrekte 49 sayı atmış. 17/19 ile (ohaaa). Herhalde Nets'in durumunu anlamaya bu skor da yardımcı oluyor.
Lan o değil de, Yemekteyiz'e Naz Elmas mı katılmış ne.

Hacı

Az önce ekşisözlük'te okuduğum bir entry'de şunlar yazıyordu özet olarak:"Galatasaray artık perşembelerin takımı".

Malum, son 3 sezondur Uefa sularındayız. İkisi direkt, biri Cl ön elemesinden düşme. Hatta süreyi biraz daha genişletirsek, son 5 yılda 4 kez Uefa'da yer aldık. Bu, benim yaşımda olanlar için hazin bir veri. Neden, şundan:Ben 87 doğumluyum. Benim futbolla haşır neşir olmaya başladığım zamanlardan en büyük miras, şu meşhur Şampiyonlar Ligi şarkısıdır. Bizim nesil, yaklaşık 10 yıl boyunca, her yıl en az 2 ay civarı, bu melodiyi duymaya alışmıştı. Anlamının farkında olan bilir, o melodiyi duyan, bi' acayip olur. İşte (06-07'deki başarısız macerayı da hiç saymazsak eğer) 5 yıldır, biz bu şarkıya hasretiz. Bu şarkının maçtan hemen önce duyulup, bedenin maça hazır hale gelmesine hasretiz. O şarkıyı duyduktan sonra, akıllardan "şimdi amınıza koycaz ulan sizin" cümlesinin geçmesine hasretiz. Takımın iyi durumda olmasa bile, o platformda yer almasına hasretiz. Takımımızın Türkiye Kupası ve hazırlık maçı harici salı/çarşamba maçı olmasına hasretiz.

Tamam, bu sezon takımın yeni bir kimliğe bürünmesi için şampiyon olmamasını göze almış durumdayız. Yeter ki efendi gibi bir düzenimiz, oyun şablonumuz, kimliğimiz olsun. Ama bir yandan da yeniden "salı/çarşamba takımı" olsak bea, fena mı olur be hacı. Yakında iyice alışacağız diye korkuyorum buralara.

Güzel Formalar 45



Son dönemin en şık away formalarından;07-08 Arsenal 2nd. Yakada ve reklamda kullanılan renklerin altın olması ve genel koyuluğun üstüne bu kullanım çok güzel bir götüntü yaratıyor.

Spor

Sanırım bugün Akşam'ında, (sanırım diyorum, netten baktığım için) "spor yazarı mı/skor yazarı mı" isimli bir haber var. Haber güzel, ayrıca her zaman güncelliğini koruyan ve aklı başında futbolseverin her zaman kafasını kızdıran bi konu. Ama fikrini aldıkları kişilere bakıyorsun... İşte bakıyorsun, sonra zaten haberin devamını okuyasın gelmiyor. İstisnası da var tabii, ama genelini diyorum. Önerilir.

Bir de böyle haberlerde mesela Şansal Büyüka'nın veya, İlker Yasin'in yorumlarını almıyorlar mı... "Spor medyası nasıl düzelir?"misal. Lan bi' sorduğun soruya bak, bi' de sorduğun kişiye. Onlar da bu tip sorulara genelde nedense başkalarını muhattap ederek cevap verir. Sanki Aydın Doğan gelip de "x takımını kollayın" diyecek... Der mi ki lan?

Totales


Sağdakini eminim bi' yerlerden tanıyorsunuzdur;gelmiş geçmiş en büyük futbol insanı, dün ağzınız açık izlediğiniz Barcelona'nın yaratıcısı, büyük insan Johann Cruyff.
Ama diğer ikisi daha bir yabancı gelebilir, tanıtalım.
Soldaki, Cruyff'ün Ajax, Barcelona ve Hollanda Milli Takımı'ndaki en büyük yardımcısı, futbolun Scottie Pippen'ı, Johan Neeskens.
Ortadaki ise, Fifa tarafından "yüzyılın teknik direktörü" seçilen, 74 Hollanda, Cruyff dönemi Barcelonası ve 88 Avrupa şampiyonu Hollanda takımlarının mimarı, Rinus Michels.

Bunlar, Total Futbolun sırayla, dayısı, dedesi ve babası. Çocukları ise aşağıda...

Tıvit

Sabahın köründe (benim için) kalkıp/uyanıp/uyuyamayıp Twitter hakkında yazmak çok abes, biliyorum. Ama yazacağım.

Bu meselenin 2 yönü var.
1. Şimdi bu iş, eğer sen ünlü biri filan değilsen, sakat. Yani ben sevdiğim bir futbolcunun, bir köşe yazarının twitter'da neler yazdığını merak ederim. Bu çok normal. Çünkü bir yerde mahremiyete adım atıyorsun, ama tam olarak öyle de değil. Adamlar asla basına söylemeyecekleri veya dile getirmeyecekleri/yazmayacakları şeyleri orada yazıyorlar. İlaveten herkesin üslubunu filan, yapısını daha iyi kavrayabiliyorsun. Bu da hayal kırıklığına yol açar ki, riske edilmeli. Sevdiğimiz ünlü insanın "öyle olmadığını" anlamak, sıkça karşımıza çıkabilecek bir vaka.

Eğer benim "follower"ı 14 olan arkadaşım, "abi eve geldim çok yorgunum, bi' otuzbir çekip yatıcam" yazarsa, bu hiçbir şekilde ilgi çekici değil, öyle değil mi?
Ama Serdar Turgut, "güne Dorothy Parker okuyarak başladım" diyorsa, bu benim için önemlidir. O zaman buradan hemen bağlayalım.

2. İlk maddede de değindik zaten az-çok. Ama daha da deşelim, ve de artısı var. Bu twitter nanesi sayesinde, o hani hep kafamızda vardır ya, ünlü-normal vatandaş sınırı, o kalkıyor zaten. Düşünsene bir, dayı yazmış, "uçaktan yeni indim, manita bekliyor, gidemem sikerler". Bu sana bir arkadaşının yakınması gibi değil mi. Onun dünyasına adım atıyorsun bir nevi. Normalde belki yolda göremezsin adamı/kadını. Ama internet işte, çok feci bir olgu. Başına her bok gelebilir.

İkinci kısım ise şu: şaşırtıyor. Yani ben bazı isimlerin twitter'ının olduğunu gördüm ki, kıyamet alameti. Bazıları da, şaşırtıcı şekilde o alemde parlamış mesela, o da var. Demek ki bazı şeylerin sınırını biz çiziyoruz kafamızda, ya da onlar kendilerini öyle gösteriyor.

Üçüncüsü;ünlü mahlukatın da, senin komşunun ergen kızı gibi, "yaa eveeeetttttttttt" gibi şeyler yapabildiğini görebiliyorsun. Ki bu çok feci. Artık hayatım eskisi gibi değil.

Maddeler filan dağınık oldu ama, bir yönüne daha değineceğim. Söz bu kez ünlü falan yok.
Moda, veya trend kavramlarıyla ilgili. Şimdi tamam, twitter olsun, feysbuk olsun, dönem dönem parlıyor böyle icatlar. Tabii twitter'dan ilerisi ne olur insan bilemiyor ama, olur herhalde. İnsanlar, "ben bunu niye yapmalıyım/kullanmalıyım" şeklinde bakmıyor meseleye. Hop, dalıyor içeri, açıyor bir hesap.. Kendini yapmak zorunda hissediyor. "Onlar yapıyor, o zaman ben de!" Hiçbir şekilde sorgulama yok, asla. Bu çok hastalıklı bir durum, ve de hayatın her alanında var, öyle böyle değil. Twitter özelinde daha belirgin göründü bana, çünkü insanlar kendinin ne olduğunu bilmeden, kendinin ne yaptığını ne kadar insanın merak edeceğini bilmeden bu işi yapıyor. Etraf yarıda bırakılmış twitter hesabı dolu. Ne yapacağını bilmeden iş yaparsan, yarın tweetlerin değil, hayatın yarıda kalmış, sen bi' bok anlamazsın.

(Laf sokmalı/didaktik son cümleyi de koydum, benden alası yok hacı. En azından "ünlemle biten köşe yazısı" klişesine düşmedim, beterin beteri var. Hadi eyvallah)

49

Ekşi sözlük'te Johann Cruyff hakkında sadece 49 entry olması bir rezillik. Ondan sonra tabii buralarda "Total futbol" lafı ayağa düşer. Ercan Taner "total futbol gereği, artık forvetler ara sıra geriye koşup rakibi kovalıyor" gibisinden cümleler eder.

Fakat bir yandan da şu Türk futbol alemine bakınca, fazla bile. Yani bu ortamda o adam hakkında bu kadar şey yazıldıysa, çoktur bu. Bazen aklıma Rijkaard'ın Hollanda Gizli Servisi için gönderildiği filan geliyor, sebebi Hıncal Uluç olsa gerek.

Fabio P

Zamanında merak edip de öğrenemeyenler için, Fabio Pinto'nun Gs'den ayrılma sebebi...

2

Şu kısır, fakir, sefil, sakil futbol dünyamızda nadiren de olsa güzel şeyler görebiliyoruz ve bu güzel şeylerin ikisi şu son 2 günde oldu.

1. Hollandalı Evert Jan Derks, Futbol Akademisi Koordinatörlüğüne getirildi. İsterse bu adamı Hollanda 3. liginde bir takımdan getirsinler, hiç önemli değil. Mesele oradaki mentalitenin, sistemin buraya taşınması. O da olacak gibi. Allahım bu günleri de mi görecektik.

2. Bu da çok mühim bir hadise. Terim bıraktığında, herkes bi' yandan yerli hoca gelsin diyordu, ama kimsenin önerdiği isim yoktu. Tabii Abdullah Avcı'yı bilenler dışında. Benim o U-17 başarısından ve futbol anlayışını gördükten sonra Milli takım için ilk istediğim isimdi kendi adıma. Ama memlekette işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimizden, umudum da yoktu. Ama şöyle bir bakınca da, yerli başka isim yok hakikaten. Yılmazvuralgiller hariç tabii.
Şimdi Avcı 2. adamlığa getirildi. Muhtemelen yabancı hoca getirileceğinden, uyum ve altyapı gelişimi için Avcı onun altına yerleştirilecek. Umulmaz bir şekilde doğru karar.

İmaj Her Şeydir, Susuzluk Yalan Dolan-1




4

Ne de güzel berabere kaldık değil mi? "Derin analizler"i abilerimiz yapsın, benim 4 notum var.

1. Futboldaki en önemli mevkii, defanstır. Savunmanın öneminden değil, şimdi ayrıntının önemi yok.

2. Futboldaki en sakat skor, 1-0'dır. Tasdiklendi bir kez daha.

3. Hınca Luluç, senelerdir hep Fatih Terim için filan, "yardımcısı yok doğru düzgün, ona yardım edecek, ona katkı yapacak, onunla kavga edecek adam yok yanında" diyordu. Acaba Neeskens vakasına ne diyordur? Yazdıysa okumadım. Raykard'a sallamalarını biliyorum bir tek.

4. Tribünde tezahürat işini yürüten kesim, Nevizade Geceleri'ni söyleme hususunda bir karara varmalı. Geçenlerde bir maçta ilk yarıda söylendi. Bu kez de galibiyet garanti değilken söyleniyordu ve, tezahüratın orta yerinde lank diye golü yedik. Adam gibi iş yapmazsan, sonra böyle tıkarlar ağzına.

Okan

Sheed


Bunu giyeceksin abi, sonra direkt ilk topu tepede alıp, hop üçlük. Sonuç önemli değil, mesele bunu yapmak.

Güzel İkili

Barcelona'nın 01-02 ve 02-03 sezonlarında kullandığı altın away forma, gördüğüm en iyi 4-5 formadan biri şimdiye dek. Ve de sık sık o formanın resimlerini ararım. Çünkü elde az var, o dönem İnternetin daha az yaygın olmasından sebep, az materyal var ortalıkta. Bulursanız da, başka bi'şey ararken oluyor genelde.

Geçenlerde yine öyle bakınırken, Galatasaray'ın da bulunduğu grupta yaptıkları bir maçın fotolarını buldum. O maçta da Roma, yine çok iyi bir forma olan o sezonki parçalısını giymişti. Ve böylece formasever bünye için bayağı "kaliteli" bir maç olmuş bu karşılaşma.



Normalde siyah şortla (veya koyu lacivert, o kesin değil) giyilen altın forma, bu maçta kırmızı şort ile giyilmişti. Tabii o zaman da daha parlak bir kombinasyon olmuştu. Karşıda da parçalı desen olunca, maç iyice rengarenk olmuştu.

Normalde düz kırmızı altı beyaz giyen Roma, o sezon artık kimin kararıysa, parçalı forma da giymişti. İyi ki de giymişler. Çok güzel bir forma. Galatasaray'ın da bir gün bu tip bir parçalı giymesini isterim hep. O sene formada İtalya bayrağının bulunması, ve bayrak ile logonun uyumlu olup, büyükçe tutulması, çok farklı kılıyor formayı.

Fo

Dün aklıma takıldı. Muhtemelen bizim Spurs'ün forması, şu anda NBA'de kullanılan en uzun süreli forma. Üstünde çok durmadım, düşünerek yazayım burda diye. Birlikte düşünerek bulmaya çalışalım, elemeli elemeli.

Bobcats'i zaten geçiyoruz, hem kuruluş tarihi, hem de bu sene yeni forma çıkarmaları açısından.
New Orleans ve Orlando'yu da atla, geçen sene yenilediler. Lakers, 2000 gibi değiştirdi, geç. Phoenix Suns'ı da geçelim, o da o ara değişti. Atlanta da 3-4 sene oldu. Milwaukee zaten 2-3 sene rengi değiştirince şekil de değişti. Memphis de 05 gibi değişmişti, renklerle birlikte. Dallas, 01 civarı yeniledi. Houston, Yao sonrası değişti, Çin motifleri vs. Denver Nuggets da 2000 sonrası. Minnesota da taze. Oklahoma desen, yeni takım. Ama Seattle kalsaydı bile, 2004 gibi değişmişlerdi zaten. Utah Jazz da 04 gibi modernize etti. Sacramento 02 sonrası 2 kere değişti. Toronto da değişti, renkleri de hem de. Indiana o büyük kavgadan sonraki sezon değişmişti-bugün de yıldönümü zaten. Miami Heat, 99'da mı ne değiştirdi, yakında yenilenme gelir oradan da. Wizards, Wizards olduğundan beri aynı forma. O da yakında değişir. Detroit, sanırım 2000'de değişti, yine renklerle birlikte. Cavs de 00 sonrası değişti. 76ers bu sene değişti, zaten 3 senede bir değiştiriyor. Golden State de 2000 sonrası yandan şeritli yaptı.

Kaldı 7 takım. Biri Spurs. Diğerleri de, New Jersey, Boston, Chicago, Clippers, Knicks ve Portland. Boston neredeyse kuruluşundan beri aynı, bir açıdan bakarsak. Chicago da az-çok öyle.
Knicks'i eleyebiliriz sanırım. Mesela şimdiki formaları 99 finalindekiyle aynı değil. Kaldı 6. Clippers'ın da 90'ların sonunda bir değişikliğe gittiğini hatırlıyorum.

Berni




Mayk


Hocam amacın ne ya, ne maç kaldı ne bi' halt gece gece.

#7


"Topu orta sahada alıp basket attığımda sadece ben mutlu olurum. Asist yaptığımda ise hem ben mutlu olurum, hem de basket atmasına yardım ettiğim arkadaşım."

Toni Kukoc

Formalar Falan


Efenim bugün şöyle bi'şey geçti elimize. Daha önce EPL takımlarından bazılarını da bulmuştum ama, Barça'nınki de lazımdı ve iyi oldu bulduğum.
Ama burda hatalar var. Ayrıca benim için düzeltme de var. Düzeltmeden başlayalım.

Dün şu postta sorduğumuz sorunun cevabı bu resimde var. Bu tabloya bakınca, o kırmızı formanın, away olarak yapıldığını görüyoruz. Zaten diğer türlü de çok mantıklı gelmiyordu ve ben de şüpheyle yaklaşmıştım.
O değil de, formayı yapan marka aynı şablondan bi' ton forma kakalamış Katalan dayılara o dönem. Aynı bizim 02-03 gibi.

Hatalara gelelim.
Öncelikle, çapraz şeritli lacivert, 03-04'te değil, 02-04 arası giyildi. Kanıt olarak da, bu formanın hem eski logolu, hem de yeni logolu versiyonunun olmasını gsterebiliriz. Nitekim yeni logo, 03-04 başında tanıtıldı.
Açık mavi, 07-09 arası giyildi. Çok eski değil, geçen sene de kreasyonda olduğunu ve Shakhtar maçında giyildiğini hatırlayabilirsiniz.
92 Ş.K. Kupası finalinde giyilen turuncunun neden "1991" olarak sunulduğunu anlamadım.
Aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi, 92'de bu forma giyilmiştir. Yani kısa süreli bir forma filan değil, 91-92 yazabilirlerdi.


Bu tabloda ayrıca, şu anda az kişinin hatırladığını düşündüğüm 01-02 üst mavi-alt bordo forma da var. Bu formanın hatırlanması kolay aslında, çünkü 01-02'de Cl'de 2. gruplarda evimizdeki son maça Barcelona'ya elenirken, onlar bu formayı giymişti. Zaten çok az giymişlerdi normal olarak. Biz Galatasaray'a kızıyoruz düz forma gelince, onlar delirmiştir eminim.
O formanın da efendi gibi bir resmini bulmak lazım.

Cesc

Cesc 2002-2003

Bir sezon sonra:



Numara 57 yanlız. Artık 8. takımdan mı çıkarıp oynattı Wenger ne yaptıysa.

O değil de, eğer seneye Cesc Barcelona'ya gelirse ne olur? Ya da esas, o ayrılırsa Arsenal'ın hali nice olur?

Güzel Formalar 44


Kır


Eğer yanlış değilse, 84-90 Barça Home. Ki yanlıştır gibi geliyor. Doğrulasak bi', bi'şey yapsak.

Koyu-Açık

Son zamanlarda bu forma işlerinde garip bir vaka var. Üst açık-alt koyu awayler oluyor çok sık ama, bunun tersi, yani üst koyu-alt açık awayler neredeyse hiç yoktur. Fakat bu son zamanlarda ufaktan görmeye başladık.
Bunlar da kendi içinde ikiye ayrılıyor.

1. Direkt öyle olanlar
2. Mecburiyetten öyle giyilenler

Birinci kategoriye örnek, Valencia'nın geçen sezon ve bu sezon giydiği siyah-turuncu away. Bu sezonki ile geçen seneki birbirinin aynısı ama, marka değişmesine rağmen aynı. Sanırım sevildi ve Kappa'dan rica edip onlara da ürettirdiler. Öbür türlü zor çünkü.
Geçen seneki bu:

Bu seneki de şu:



İkinciler ise, aslında alta koyu şort olup, karşı takımın formasıyla karışmaması amacıyla açık renk şort giyip kombinasyonu değiştrenler. Bu vaziyete örnek de şunlar:



Bunların arasından da Manchester United örneği ayrılıyor biraz. Normalde yok bu kombinasyon. Hatta o maçta niye beyaz kombinasyon giyilmemiş, o da ilginç. Herhalde riske atmayalım diye bunu yapmışlar. Mesela beyaz-mavi'nin diğer versiyonu beyaz-beyaz ama, bunda böyle bir şey yoktu. Yapınca oluyor tabii.

Bir de eski örneğini buldum bakınırken, ki Lyon nadiren giyerdi bunu da.

Genç


Herkes yapıyor da, bizim neyimiz eksik ulan. Bakkal Hilmi abi'yi de sponsor yaptım, arkam sağlam. Bu elemanın kim olduğunu bilene 2 kalıp Ezine peyniri.

R.I.P.


Şimdi biliyorum herkes yazacak, anacak filan, ondan hoşuma gitmiyor böyle şeyler ama, bu adamı az-çok bilirdik, buralardandı ve severdim ben. O yüzden son bir selam verelim kendimizce. Görüyordur o nasılsa.

Maeve

Vatan'ın pazar eki "Bizim Kahve" ünlülere son dönemde okuduğu kitapları sormuş. Biz de analiz Edelim dedik efem. Tabii böyle "ünlüler" filan diye nitelenen bir listede Enis Batur'u görmek biraz garip kaçıyor ama, daha garibi de haberde var zaten. Buyrun.

-Ceyda Düvenci şu anda Mesnevi'yi okuyormuş. 6 cilt dediğine göre, muhtemelen şu Doğan'ın bastığı şekli. Ayrıca kendileri Borges, Bukowski, Shakespeare ve Oğuz Atay da okurmuş. Eğer bunlar doğruysa, bir daha kendisini Tv'de gördüğümde ayağa kalkarım, yolda görürsem de gider elini öperim.

-Ece Sükan nam selebritimiz de, Dostoyevski, Balzac, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk okurlarmış. Anlıyorum.

-Saba Tümer filan var, geçiyorum. Ve Enis Batur. Fetihnağme'yi okuyormuş bu sıra Batur, Kıvami'den. Şimdi mesele o değil de, haberi yapan abla, şöyle bi cümleye imza atmış:"Hayatının kitaplar arasında geçtiğini söyleyen Batur..."
1. Sen bunu bilmiyor musun? Bahsi geçen kişinin nasıl biri olduğunu bilmiyor musun? Yani Vatan'da çalışıyorsun, ama Enis Batur'a böyle cevap verdirecek soruyu sorabiliyorsun. Helal olsun. Gerçi şimdi "Vatan'da çalışıyorsun" dedik de, ben kağıt üstünde söyledim bunu. Pratikte bakınca oohooo.
2. Batur bunu durup dururken mi söyledi? Hayır, söylemez. Ama yazıya bakınca öyle.

-Atilla Dorsay, Aşk ve Bab-ı Esrar'ı okuyormuş. Çok normal. Anasını satıyım, sözleşmiş gibi, aynı tarihlerde 2 tane aynı konulu kitap çıkarttılar, nasıl iş bu. Ayrıca polisiye severmiş ve Mesnevi'yi okumayı düşünüyormuş.
Zaten bu 2 kitabı okuyan herkes tasavvuf ehli kesiliyor.

Başka isimler de var, İlber hoca gibi. De gerek yok devamına.

1. Bu yukardaki ilk 2 isim, o yazarları okuyorsa, 2 ihtimal var:

-1:Adam sikiyorlar.
-2:Böyle kişileri de bize kaale alınmayacak organizmalar olarak gösteren sistemin ta a.k.

2. Hazreti Mevlana, böyle Dan Brown, ne bileyim Maeve Binchy karısı gibi bir bestseller insanı olmuş. Vah düştüğümüz hallere.

3. Bu şahane haberle, bana analiz şansı sunan Vatan-Bizim Gayfe ekibine teşekkür ederim. Param olsa hepsine Enis Batur okuturdum, maalesef ben bile her kitabını alamıyorum.

55-5-5


Dayı sen "naaaptın" ya? Hadi yaptın da, 3 çeyrekte de yapılmaz ki...