Sleeve Modası


Tabii kimseye niye şunu yaptın, diye hesap sorma hakkımız yok ama, herkes de her şeyi yapmasın, sırf moda diye bir işe girişmesin, özenti olmasın amına koyym ya. Bu koskoca Nba oyuncusu olsa bile. Ki esas o yapmamalı bu işi.
Biliyorsunuz bu sleeve mevzuunu Iverson başlattı ilk olarak. Onunla özdeşleşti. Ardından doğal olarak tek-tük kullanan oldu ama esas patlama 1-1.5 yıl önce falan başladı. Birdenbire Kobe, Melo, Lebron, Ray Allen, Vince Carter, J-Rich, Pietrus, Nate Robinson, Gerald Wallace, hatta Allahın Maurice Evans'ı bile kullanmaya başladı. Hatta lige yeni gelen O.J Mayo bile geçirmiş hemen. Şimdi sanırım giymeyene yıldız demiyorlar. Bunu dememin sebebi de olayın son örnekleri. Kimseye şunu yap-şunu yapma diyemeyiz ama, samimiyet yok bu olayın hiçbir tarafında. Kimse anlatmasın. "Ondan gördüm yaptım". Vay be, ne güzel.
Resimdeki kim? Tony Battie. Ne seviye bir oyuncu? Orta. Ama sleeve kullanıyor! Ama bazı işler de belli bir kısım insanın elinde kalsın. Herkes de her şeyi yapmasın ya.
Bizim sahaya gelip kolunda sleeve, bileklik, parmaklıkla hava atan, ama maç başlayınca bir bok yiyemeyen elemanları andırıyor hepsi. Dwight Howard, senin neyine ulan sleeve?! Git önce post öğren, faul atmayı becer. "Hoşuma gitti, geçirdim koluma". Hadi ya, her istediğini yapmayacaksın öyle işte. İşimiz var o zaman.

-Dostum ben en kısa yoldan Nba'de yıldız olmanın yolunu buldum
--Nedir o adamım?
-Sleeve takacağım
--...

2 Saniyede 5 Sayı


Brandon Roy zaten gelişimiyle, yaptıklarıyla sağlam geldiğini müjdeliyordu. Ama bugünden itibaren hem Portland taraftarlarının, hem de normal Nba izleyicilerinin gözünde ayrı bir yere sahip olacak.

Houston'la evlerinde oynadıkları maçta 1.9 saniyede tam 5 sayı üreterek maçı aldı. Toplamda da o zaman diliminde 8 sayı oldu.
Her şey Roy'un 1.9 kala soktuğu şutla başladı. 2 sayı öne geçti Blazers. Ardından kenardan topu oyuna soktu Rockets, ve Yao, normalde o boyda bir oyuncunun yapmaması gereken şekilde orta mesafe fade-away'i soktu! Ama daha beteri vardı ki, o da Roy'un Yao'ya faul yapması ve basket-faul çalınmasıydı. Yani bitime 0.9 kala faulu de sokarsa 1 sayı öne geçecekti Rockets. Soktu da-her zamanki gibi. Ama demek ki her şey bitmemişti henüz. Mola aldılar ve kenardan topu oyuna soktu Portland. Hemen Roy'a çıkarttılar kenardan, o da aldığı gibi gönderdi potaya üçlüğü-ki çizgiden bayağı uzaktaydı. T-Mac el göstereyim mi diye tereddüt etti ve haklıydı da, çok uzak mesafe çünkü. O arada top çembere girdi ve Rose Garden'daki dayılar-teyzeler sarmaş-dolaş oldu, sahada da Pale Trail Blazers. İnanılmaz.

Küçük Hakan


...gülmekten kendimi alabilirsem yazıya başlayabileceğim ama, siz söyleyin mümkünatı var mı, bu nasıl bir tip lan. Öhöm, neyse (eski hali olduğunu biliyorum bunun, söyleyeyim de. Ama yine de bunu koyasım geldi).

Hakan Ünsal yorumculuk kariyerine başladığından beri sıçım sıçım sıçıyor. Ama öyle bir hallerde ki, hiç "ben yanıldım, yanlış tahminde bulundum" olayı yok. Son derece kendinden emin, atıp tutuyor. Nasıl kendinden emin, bir görseniz. Genelde de saçmalıyor, ama kimin sikinde;Türkiye'de bir tek "rezil" olunmaz, malumunuz. Ulan Rıdvan her bi' boku biliyor ediyor, adama iltifat edince utanıyor, kızarıyor. Bir ona bak, bir buna.
Son ve aşmış vukuatı da, Benfica maçıyla ilgili söyledikleri. Ben buraya yazaya utanıyorum, gidin Ekşi'den onun başlığındaki son entrylere bakın, anlarsınız.
Gerçekten bir "kuyruk" acısı var bunun ama, dur bakalım.

Robben

Arjen Robben (yine) sakatlanmış ve 6 hafta sahalardan uzak kalacakmış. Yemin ediyorum, zerre şaşırmadım. Böyle bir yetenek, senelerdir 2 hafta oyna 6 hafta yok;3 hafta oyna, 3 ay yok. İyi sabrediyor hocalar.

Rahatlık

Evet Olympiakos maçı da iyiydi filan ama, bu maç... Yani bilemiyorum övmeye kalksam herhalde hepsini kapsayacak. Hepsi iyiydi. Bazıları mükemmele yakındı. Son yıllarda ben bu kadar "iyi ve doğru" oynayan bir Gs takımı çok az, ne çok azı, neredeyse hiç görmedim. O yüzden içten içe bu performansın devamını diliyoruz.

Nasıl bir rahatlık, soğukkanlılık. Akıllı oyun, sürekli sağlam, ayağa paslar. Tabii ki onlar kadar iyi olamayız tamamen ama, ara ara belki Barça kadar iyi pas yaptık. Hele de 2. golde.
Çok büyük umut verdi bize Gs bu maçta. Hani "Saracoğlu'nda final" lafı dillendirilip duruluyor ya, şu andan itibaren o final, hatta belki kupa, bize çok daha yakın.
Ben sanırım, 2000 dönemi dahil, böyle maçını izlememişimdir Galatasaray'ın. Hadi o ağır kaçabilir de, gelmiş-geçmiş en iyi 5 maçı arasına da girer. İyi ki bu güzel oyun, herhangi bir puan kaybıyla değerini azaltmadı. Tabii bu kadar mühim olmasında, deplasmanda oynanmasının da payı büyük. Bu sezonun en iyi maçı, onu söylemeye gerek dahi yok.

Çoğu yerde söyleniyor ama, ben de aramızda -daha önceden de olmuştu- lafı geçtiği için değineceğim:Nasri vallahi Arda kadar değil-bunu kesinlikle bir maç üzerinden söylemiyorum. Arda ciddi ciddi ondan çok ilerde. Ve ondan daha büyük yerlere gelecek, eminim bundan.

Bu oyun ve sonuç, doğal olarak da haftasonundaki derbiye daha rahat, daha güvenle bakmamızı sağlayacak. O da öyle "cenabet" bir maç ki bizim için, oyun ne olursa olsun, her Gs'li 1-0'a razı olacaktır eminim ki.

Taktik kısmına değinmek istiyorum birazcık. Malum Ümit özellikle 2 senedir, daha çok bir "forvet" veya ofansif o.saha oyuncusu gibi oynuyor. Bugün de görevi oydu. Böyle olunca, Baros da sağda oynayınca (ki değişmeli oynadılar Ümit'le), ortaya Roma'nın 4-6-0'ı gibi bir görünüm çıktı. Bilmiyorum ne kadar kişi katılır buna, ama çoğu zaman sahada o taktiğin yansımalarını gördüm ben. Baros ve Ümit'in, hatta çok sık olmak üzere Lincoln'ün orta sahaya yardım etmesi, o bölgeyi her iki oyun yönünde kalabalıklaştırması, beni böyle düşünmeye iten sebepler.

Son olarak;De Sanctis'in o malum kurtarışında, topun içeri mi, ağlara mı düştüğünü görene kadar, ömrümden rahat 20 yıl gitti.

En son olarak da(lan baştan yazsana işte):Trt'ye çooooook teşekkürler bu maçın yayın hakkını aldığı içün. Bizi Ertem ve Emre dallamalarından kurtardığı için. Keşke her maçı Yalçın Çetin sunsa. Euro 2008'de de onun sesinden dinlemiştik bazı maçları. Onu ve Levent Özçelik'i görmek bizi rahatlatıyor. Ne de olsa Uefa finali'ni de o sunmuştu...

Möhü

Maç hakkında az sonra yazacağım evet ama, ondan önce az evvel başıma gelen bir şeyi yazmak istiyorum. Acayip duygulandım hacı. Net kullanıcısı-İnternet ilişkisi hakkında önemli olduğunu düşünüyorum çünkü.
Bir süre önce yazarı olduğum bir sözlük vardı, oraya girdim demin. Bakayım dedim bir. Birkaç başlık vardı, biri bizim maç hakkında tabii. 2 entry vardı. Biri kısaydı, okudum onu. Sonra alttakine geçtim. Onu da okudum. En alttaki satırda kalakaldım:
"bir de merhum yazarlardan x olsaydı da bir yorum yapsaydı diyor insan". X burada, benim sözlükteki nick'im oluyor tabii.

Bu gerçekten çok önemli. Neden mi? Çünkü bu tip sanal mekanlarda insan, ayrılınca veya atılınca, veya bir sebepten uzak kalınca, sanal alemin genellikle ortaya çıkan o nankör yüzünü görüyor ve soğuyor. Samimiyetsizlik vardır çünkü bu işlerde genellikle. Diyorsun, lan o kadar şey yazdım, emek verdim, millet unuttu beni vs. Genelde de öyle evet, ama bu seferki beni gerçekten sevindirdi. Bir kişi de olsa, beni hatırlamış ve benim yazılarımı/yorumlarımı hatırına getirmiş, okumak istemiş ya, bu çok büyük bir şey benim için.
Keşke elimde olsa da, maç hakkında 2 satır karalayabilsem ve ona okutabilseydim. Nasıl içim rahat ederdi, anlatamam. Borcum olsun...

Racır Meysın

Günün kahramanı işte bu adam. Kusura bakmayın, daha Spurs'te 4. maçını oynadığı için siyah-beyaz formayla bir fotosunu koyamadım. Ama sevinç kısmı var yine de. Wiz'deyken seviyordum, bize geldi daha bir sevdim, bizde iyi oynadı daha da sevdim, bugünkü maçta çok büyük işler yaptı, artık çok özel bir yere sahip. Böyle devam etsin, foros keseceğim.

4. maçta ilk galibiyetimizi almak kötü tabii. Ama özellikle ilk 2 maç da ucundan kaçtı, bunu göz önünde bulundurmalı.
Kimine sorarsan, "bunu da zar-zor aldılar" der. 2 uzatma sonunda 129-125 kazanılan bir maç. Tony Parker 55 sayı-10 asist-7 ribo yaptı;kariyer rekoru 38'di, belki bir daha kıramayabileceği kadar yukarı çekti. Td de 30-16-3. Toplam 111 sayı 3 oyuncudan. "Yedek big-three" mübarek.

Roger Mason, birçoğu çok kritik, 26 sayı attı. Maçı Yahoo'dan takip ettim, oturduğum yerde ölüyordum. Bir de izlesem, herhalde kalpten giderdim. Çok çok kritik maçtı.

Lafı Nba'den açmışken bazı notlar da yazayım:

-Amare Pacers'a karşı 17/21 ile 49 sayı attı-yuh. Yetmedi, yanına 11 ribaund, 6 asist ve 5 top çalma da ekledi. Aynı zamanda 4x5 oluyor bu. Verimlilik puanını hesaplamak bile istemiyorum, hayvani bir şey çıkar. Tabii buna bu kadar sevinmem ve özen göstermemin sebebi başka:Amare bu sene benim Fantazi lig takımımda. O yüzden ne kadar iyi istatistik yaparsa, o kadar sevindirik olurum.

-Geçenlerde bir Wiz maçının istatistiklerine bakıyorum, ne göreyim:Andray Blatche, maçta tam 5 top kaybı yapmış. Sövdüm tabii bayağı. Ne hakkın var ulan o kadar top kaybına, sen kimsin de. Bu gece de 4 tane. Koç olsam sanırım ağız-burun...

-Kevin Love'da feci iş var.

-Lbj de Bulls'a karşı 41-9-6-4 yaptı. Yendiler tabii. Derrick Rose'u da çok beğendim bu arada. Ama Bullz böyle giderse, Wade gibi olur o da.

-Memphis'in kısalar iyi şeyler yapacak gibi.

-Heat nasıl olur da, 76ers'e 23 sayı fark... Hüseyin'e sorsan normal der adi herif.

-Geçen günkü Lakers maçında 0 dk oynayan Dahntay Jones, bugün ilk 5 çıkıyor, ve şimdiden 13 sayıda. Devre olmadı daha. Nasıl işler bunlar...

-Daha 3 gün olmadı, yine Lal-Lac maçı. Bakalım bu kez "noolucek".

Gece Hüsranı

Eğer bu kadını koydun da, niye bu resmini koydun diyen varsa, bir soluklansın, sebebimiz var. Artı bu saatte koyup da hem benim, hem potansiyel erkek okuyucunun (hem de potansiyel lezbiyen okuyucunun diyeceğim ama, o az ihtimal) moralini bozmak istemem.
Mevzu şu:Belki benim mallığım/dikkatsizliğim ama, olsun ne yapalım;Nicole ablamız Lewis Hamilton adamının sevgilisiymiş.
...
Yemin ediyorum, şampiyonluğu kaçırmamıza (gerçi takımlarda aldık da, o ayrı) bu kadar üzülmemiştim. Öyle böyle değil hacı dayı.

Mustafa Vs

"Mustafa"ya henüz gidemedik. Kısmetse yarın. Tabii ki izlemeden yorum yapmayacağım. Ama az önce Kanal D'nin "güzide" programlarından biri olan Genç Bakış vardı. İzledik. Bir güzel de delirdik. Tabii biz o haldeydik, Can Dündar ne hallere girmiştir. Adam gene sabırlıymış da, o salaklara saygısızlık etmeden cevap verdi her şeye olanca kibarlığı ve iyi niyetiyle.

Genelde "şu niye vardı da bu yoktu" gibisinden eleştiriler vardı. Tabii bunları en olmayacak şekilde ilettiler "üniversiteli gençlerimiz". Can Dündar da filmin ilk montajlı halinin 5-6 saat civarı olduğunu, doğal olarak bu şekilde yayınlamak istemediklerini söyledi. Bundan önce de ben, "2 saate sığdırmalıydık olanca şeyi" diyince, "ya ne olacak, 3 saat de yapabilirdiniz" şeklinde eleştirmiştim kendimce. Meğer işin başka kısmı varmış. Haklı tabii. Ayrıca bu esas hali filmin, tv'de bölüm bölüm gösterilecekmiş;bu iyi haber. Sanırım Dvd'si de çıkar, ki bu çook daha iyi olur.

Filmi izlemeden, söylenenler sonucunda bayağı bir fikrim oldu hakkında. İzledikten sonra daha detaylı üstünde konuşacağım burada tabii.
Programın itici kısımları, çok bi' bok bildiğini sanıp, Can Dündar'a hesap sorar gibi, ne bileyim herhangi bir şeyin acısını çıkarır gibi sorulan sorulardı. Bazıları soru da sormadı, direkt hönkürdü adamın suratına. Bunların bazılarını siz Lappappa okuyucuları için tespit ettik ve az sonra bu salakları çözümleyip bir güzel söveceğiz. Bu ameleler, genel olarak nasıl bir genç nesile sahip olduğumuz hakkında da fikir verecek bize.

1.Sol kolunda Atatürk'ün imzasını (hani şu meşhur "K. Atatürk" olan var ya, hatırladınız evet) taşıyan kız. Tip olarak bayağı böyle, hani olur ya, hararetli solcu kızlar vardır, kazak giyerler yaz-kış, odur. Ağzından salyalar fırlatarak 10 saniye filan konuştu, meramı şuymuş:Neymiş efenim, Can Dündar, sorulan sorulara adam gibi cevap vermiyormuş, hep lafı kıvırtıyormuş, ne yapmaya çalışıyormuş da muş da muş. Ulan araverti, adam olanca samimiyetiyle Atatürk hakkında bir film yapmış, ve gelmiş senin o sikindirik okuluna, tüm efendiliğiyle cevaplıyor o bütün salak-yanlı soruları. Daha ne istiyorsun? Ha illa senin istediğin gibi konuşacak, yoksa olmaz değil mi? Bu kızın kolunda Atatürk dövmesi var(o kadar seviyor yani kendince. Aslında ne güzel değil mi, ama öyle değil işte), karşısındaki adam da son derece samimi bir Atatürkçü, oğluna Ata'yı doğru tanıtmak, anlatmak için senelerce araştırıp-didinip belgesel yapan bir adam. Kim daha "gerçek", kim haklı? Ortada işte...

2. Gene kırgın elemanın biri(o kadar çok çıktı ki bunlardan). Konuştu konuştu iki saat, tabii beklediği karşılığı da bulamadı, sinir yaptı kendince. Oturmadan "Biz Türk gençliğinin tek ihtiyacı olan şey Ata'mızın Nutuk'udur" dedi, lafı koydum ayağı yaptı kendince ama fena sıçtı, haberi yok.
Şimdi efenim Kolpa Atatürkçülerin birçok çeşidi var. Bu da tehlikelilerinden biri. "Nutuk Atatürkçüsü". Bunlar, hani nasıl bazı dindar elemanlar-tarikatçiler var ya, "benim tek yol göstericim Kuran'dır" diyen, hah işte onlardan farkı yoktur bunların. Evet, ben demiyorum ki "Nutuk önemsizdir", ama tek başına sana Atatürk'ü veya "meseleleri" anlatmaz ki yavrucum. Farkına varır(lar) umarız.

3. Bir eleman. Belli, daha az önce şişeyi elinden bırakıp gelmiş. Hatta belki program sırasında içiyordu! Nasıl ona söz verdiler anlamadım ya, neyse. Aha dedik, bu da sıçacak. Hem de ne sıçma. Saçmaladı saçmaladı, sonlara doğru da "Siz filmde Atatürk'e dinsiz demişsiniz vs vs." dedi. Orada herifin yerine ben utandım. Yani eleştirirsin, söversin, beğenmezsin de, zaten izlememişsin, daha ne bu salakça sorular, hesap sorma. Ha, dersin ki kendinde değildi alkolden, o zaman zaten hiçbir şey diyemem.

4.Pek bi' sikten anlamadığı belli olan bir genco. Kalktı elinde not defteri filan var. Söyledikleri şunlar:Can bey, siz diyorsunuz "Atatürk hakkında ne yapıldı ki" diye ama, Dolmabahçe sarayı'nın alt bölümü ortada, Florya Köşkü'nün hali harap, bunlara niye bir şey yapılmıyor.

Yorum yapmıyorum artık.


Velhasılı kelam, hem Can Dündar'ın nasıl bir kişi olduğunu bir kez daha ve derinlemesine;ve Türk gencinin de ne halde olduğunu bir kez daha görmeye vesile oldu bu program. Can Dündar bereket sabırlı bir adam, onun yerinde Nihat Genç veya Fatih Altaylı gibi biri olsa, kan gövdeyi götürürdü abartısız.

Del Piero


Ben velettim, o atıyordu; ben eşşek kadar oldum, hala atıyor. Del Piero bu gece de deplasmanda Real'e 2 tane yolladı, biri frikikten. Bizim de içimizin yağları eridi tabii.
Belki -veyahut sanırım- hiçbir zaman hak ettiği değeri göremeyecek ama, Del Piero gelmiş geçmiş en büyük forvetlerden biri.

3 Gün


3 gün arayla;Pazar günü, F1 tarihinin ilk siyahi şampiyonu Hamilton oldu, Bugün ise ilk siyahi Abd başkanı seçildi. İlginç.

Bir Vefat Daha

Galatasaray Dergisi Genel yayın koordinatörü ve yazar Mehmet Ali Gökaçtı, bu sabah geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuş. Allah rahmet eylesin.
Kısa sürede ikinci ölüm Gs camiasında. Umarız devamı gelmez. Başımız sağolsun.

Redskins- Obama- Ofis- Amerika


Beyaz sarayın olduğu eyaletin amerikan futbolu takımı Washington Redskins takımının seçimlerde etkisi var! Son 17 seçim günlerinde, o hafta Redskins kazanırsa, ofisteki parti kalıyor, kaybederse değişiyor. Steelers dün akşam çaktı Redskins'e, o ara Salih'e söyledim, Obama başkan diye. Amerika tarihindeki en büyük temsilciler meclisi oyuyla yeni başkan Barack Hussein Obama.

Deniz Kılıçlı


Efes'in pilot takımı Pertevniyal çıkışlı Deniz Kılıççı. Birçok umut veren genç basketbolcu gibi lise eğitimine Amerika'da devam ediyor. West Virginia'da Mountain State. (Ara not düşelim, West Virginia en çok Türk bulunan eyaletlerden birisidir, Fethullahçıların da gözdesi...)

2.08 boyunda 105 kilo. 4 numara. Kendisi ESPN'in 2009 yılında liseden mezun olan oyuncular sıralamasında 44. sırada.

Kendisiyle ilgilenen üniversiteleri görünce zaten ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu anlayacaksınız. Öncelikle North Carolina State'e Atsür önermiş bu arkadaşı. Peşinden U-Cal, Connecticut, UCLA, USC, Kentucky ve West Virginia. Açık alanda kulvar koşularını iyi yapabilmesi, orta mesafe şutu, pota önünde iki eliyle de bitirebilmesi ve en önemlisi son iki yıl içerisinde gösterdiği gelişim scoutların en dikkat çektikleri özellikleri. Tek geliştirmesi gereken özelliği ise post savunması. 2010 veya 2011 draftına girmesine ve ilk 10 sıradan seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Kendisi Hüseyin-Faruk Beşok kardeşlere de çok benziyor, bunu fark ettik Salih'le. Şimdi bu çocuktan bu kadar geç haberimiz olmasından medyayı mı sorumlu tutalım, üşengeçliğimizi mi, yoksa böyle bir yeteneği kaçıran Efes Pilsen camiasını mı?

Blog Ve Vermek

Çok zaman burada, aslında blog kültürünün temeli olan, ama bana çok ters gelen "her yediğin boku anlatma" hakkında sövüyorum gelişine. Yine sövesim var, evet. Bir dolu şeye sövesim var. Arada -ama sadece arada- kapağı açıp salmak lazım azar azar.

İnsanların çoğu, yaptığı eylemlerin bir bok olduğunu sanar. Çoğu zaman da kendinin bir bok olduğunu sanar. İşte bu yanılsamalar, bir de onu yediği bokları anlatmaya, başka insanlara aktarmaya iter. Çünkü o ego denen hadise, kişiyi o şeyleri yapmaktan öte, bir de duyurmaya sevk eder. Ki rağbet görsün. Rağbet gördükçe daha fazla yapma isteği belirir, daha da yapar. Yaptıkça daha da bokun içine düşer. Farkındalık gelirse, sorun kalmaz. Ama mesele, onun gelmesi.
İlk şart, bu insanların aslında yaptıklarının ne kadar anlamsız veya normal olduklarını anlamaları. Sonra zaten duyurma isteği de otomatik olarak ortadan kalkacaktır.
İkincisi, bu blog olayı, kişiye bir gizem perdesi sağlıyor. Kimse (kimse demesek de okuyanların çoğu) onun kim olduğubu bilmeden, onu tanımadan, o yazıyor orada. Şunu yaptım, "hayat beni bir boşluğa sürükledi"ler, "şuna verdim-bundan aldım"lar vs vs.

Olay sanırım dönüp dolaşıp "herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak"a dayanıyor. Bu internet o kadar yarak bir yer ki, kıytırık bir blog sahibi olup, kıytırık bir "kişi" olup, zart diye meşhur olabilirsin. Bu sözlükler için de geçerli. Çok kolay biliyor musunuz, cidden. Ekşi'yi takip edin bir süre, anlarsınız kolayca. Sikinize sürmeyeceğiniz adamlar, popüler olup çıkıyor, bi' bok zannediyorsunuz. Halbuki hayır.


Biliyorsunuz, insan denen varlık, çoğu zaman istediği/dilediği şeyleri gerçekleştiremiyor. Bu da, sanal alemde kendine farklı karakterler yakıştırmasına sebep oluyor. Blog olayında da var bu. Çapsız kişi, gerçekte yemediği bokları, kendi "şirin-cici" blogunda salak-saçma bir şeyler yazarak anlatıyor. Kendisi yapmış gibi. Ee, ne yaparsın ablası. Yapacak göt yok demek ki.
Onun dışında, iradesizlik ve seviyesizlik de normalde olmayan özellikleri ve olmayan amaçları su yüzüne çıkarabiliyor. Cinsel istek ve ego baskısı burda önemli etken. Oradan da "msn var mı" olgusu tabii.


Sanırım gerçekten o yaptıkları şeyleri izleyen yüzlerce insan olduğunu sanıyorlar.Ne yedim, ne yaptım, kime kaydım, ne giydim... Beklentisi olmadan yazanlar da vardır, tenzih ederim, ama bekleyip de yazanlara söyleyecek söz yok.
Ha şimdi sen dersin ki, "birader ne bilip bilmeden sallıyorsun millete, hepsi mi salak bunların?". Ben de derim ki "bilader", bir, ben biliyorum merak etme; iki, evet birçoğu salak. Süzmesinden hem de. Salak demeyelim de ezik diyelim, bir şekilde tanımlarız elbette. Ziyan mı? Evet, bence de daha uygun.

Bir de edebiyat parçalayanlar var ki, sanırım Blogger denen müessese onlar için var. Allaaah, neler neler. Ne cümleler, ne şiirler, ne hikayeler. İçlerinde ne Enis Batur'lar, ne Orhan Pamuk'lar saklı hacı. Bıraksan edebiyat dünyası'nın anasını sikecek de, şans yok işte! Gerçi bu dediklerimin, kitap bastırmış versiyonları da var da, şu anda muhattabımız bloglar.

Belki de bende hata, bu gerzekleri bu kadar kaale alıyorum. İşin gücün mü yok salak.

Farkındayım, yine çok dağınık bir yazı oldu. Ama neyse artık.

Nankör Oyun


Bu geceki Cl maçlarıyla birlikte, futbolun her zaman da "ekilenin biçildiği" bir oyun olmadığını 34342. kez görmüş olduk. Yani bir maçta, 3 tane bala-göte gol olabiliyormuş. 20 şuttan bir cacık olmuyormuş falan fıstık. Galibiyet veya değerli beraberlik, hatta çok gollü değerli beraberlik bile, pek çaba harcamadan ayağına gelebiliyormuş.

Gol açısından bereketli geceydi yine. Maç başına 3 gol. Sürpriz sonuçlar da var. Bunlar Roma galibiyeti, Anortosis-Inter ve Werder-Pana maçlarıydı. Barça-Basel maçını bazıları gibi sürpriz olarak nitelendirmiyorum. Durumu bilen ve maçı izleyen anlar zaten.
İzlemeden, skora bakınca Anortosis yine büyük iş yapmış, öyle değil mi? Hayır! Alakası yok işte!!
İlk gol, defans anlaşmazlığından;ikinci gol Cambiasso'nun kafayla uzaklaştırma denemesinin ardından elemanın sırtına çarparak gol oluyor;üçüncü gol de Burdisso'nun uzaklaştırmak için vurduğu topun bir rakip oyuncuya çarpması, ve ardından bu elemanın topa çabucak vurmasıyla oluşuyor. Ha, şimdi diyen çıkar, "e gol kardeşim allah allah, beğenmiyorsun bi' de" diye. Ama kazın ayağı öyle değil işte. Ama bu kadar da şanslı olunmaz, elbet bir yerden çıkar bunun acısı. Zaten yedikleri 3. golün ardından Mourinho'nun "bilen biliyor nasıl attığınızı gençler, siz hiç sevinmeyin delibaşlar gibi" şeklinde bir bakışı vardı ki, her şeyi anlatıyordu.
Sonra biz de sempati besliyoruz adamlara, aman büyük takıma çelme taktılar vs. İzlemeden anlaşılmıyor işte. Bak, Hoffenheim öyle mi? Gelene 4 atıp yolluyor herifler.

Roma-Chelsea maçı ayrı rezalet bu konuda. Skora bakınca nedir görünen? "Vaay, Roma'ya bak sen, ligde sıçıyolar ama, EPL liderine 3 attılar, helal beee". Tabii. O kadar kolaydı. %56 ile topa sahip olan Chelsea, 21 şutu olan Chelsea, 10 korneri olan Chelsea (Roma 1 tane attı), ama kazanan Roma. Evet kazandılar, tebrikler. Ama kazanmayı daha çok hak eden Chelsea'ydi. 10 kişi kaldıktan sonra bile yüklendiler, Roma da artık 2 farkın rahatlığıyla mı ne, gitmedi de ileri.
Yazık oluyor işte böyle sonuçlar ortaya çıkınca. Sonra ortalık Lucescu, Benitez gibi "oynamadan kazanma" amaçlı hoca ve bunların takımlarıyla doluyor.
Roma'nın kazanmasına sevindim, o ayrı. Adamlar bokun içinde. Bir umut olacak şimdi. Ama bu şekilde kazanmaları, futbolu seven ve bilen adamı üzer.

Barça evet 1-1 kaldı ama, pozisyon açısından diğer maçlardan hiçbir farkı yok, bir ton kaçan net pozisyon, direk filan var. Nasılsa tur garanti gibi. Kafa rahat olunca, bariz hedef olmayınca, oyuncu da tam odaklanamıyor tabii. Normal bu.
Yalnız atılan gol bir harikaydı. İzleyince evet, bir olağanüstülüğü yok ama, mesele golün atılış şeklinde. Messi o kadar rahat atıyor ki golü. Sanki halı saha maçında falan. Bu adamı bu rahatlıkta görmek aslında insanı korkutmalı. Bunu böyle yapan, daha neler yapamaz ki?

Atletico için yazık oldu diyeceğim ama, L'Pool da sonlara doğru çok bastırmış. Penaltı pozisyonunun kesinliği yok, normalde verilse de verilmese de bir şey denmez. Ama böyle bir maçta, hem de uzatma dakikalarında verirsen, olay değişir. Ertem Şener'in çocukluktan kankası "Stevie-G" de kaçırmadı tabii penaltıyı.

Çakma Şeyh Ve Çakma Metalcileri

Sago ve müritleri 2. bölüm. Hepsini anladım, o saçma el işaretlerini filan da, çakma da olsa metalcinin ne işi var orda? Bir ihtimal, ister misiniz, o işaretin metal müziğe ait olduğunu bilmesin... Neler gördük, bu mu olmayacak. Hiç şaşırmam eğer öyleyse.

Hüsran


İyi ki yarışı izlememişim. Herhalde sonunda oturup ağlardım. İzlememem hem kasıtlı, hem de kasıtsız oldu. Çeşitli sebeplerden sezon içinde birçok yarışı izleyememiştim, izlemeyeyim dedim bunu da. Hem de zaten denk gelmedi, bir zamandan sonra istesem de izleyemezdim.
Sabah, son turu izledim. Şükrettim izlemediğime yarışı.
Anti-tez sunanlar da var ama, ya adam bildiğin bırakıyor abi. Ayıptır, yazıktır, günahtır...
Bir daha da ne Toyota'ya sempatim olur, ne bu adama. Sıfatına ...

Ibisevic

Ne zamandır hakkında yazmak istediğim Hoffenheim üzerine yazmayacağım gene ama, bu yükselişte en büyük pay sahibi olan adama değinelim bari ucundan.
Hoffenheim şu anda Bundesliga'da lider, ve gollerinin birçoğu bu adamdan geldi. Neredeyse hiçbir maçı boş geçmiyor. Ortalaması da birin üstünde şu anda:11 maçta 13 gol. Krallıkta en yakın rakipleri 8 golde. Bu ivmeyle zaten krallık kesin.
Vedad Ibisevic böyle atmaya devam ederse katiyyen burada kalamaz, bırakmazlar adamı. Ama işte bir de, gideceği takımda da böyle atarsa, bu kadar verimli olursa, işte o zaman futbol dünyası harika bir forvet kazandı demektir.
Bosna Milli takımında oynuyor, bizim Bosna'yla burda oynadığımız maçta sonradan oyuna girmişti. Belki kendisini pek kimse tanımıyordu ama, tanıyan bünyeler de fazlasıyla korkuyordu ondan. Bize atamadı neyse ki. Kendisi hakkında daha detaylı bilgi isteyenler şuradan devam etsin.

Ivy Yine Yollarda


Böyle büyük oyuncuların çeşitli sebeplerden takım değiştirmeleri çok kötü ve, ne zaman böyle bir durum olsa acayip üzülüyorum. Hadi bir kere ayrıldın mekanından, başka olmasa bari. Ama her şey de onun elinde değil ki.

Geçen Lakers maçında Kaan abi, takas ihtimalinden bahsedince bir kez daha, içimden geçirdim, "bize gelse keşke" filan diye. Olmadı tabii o ayrı ama, şimdi hiç olmadı. Yani çok zor bu aşının tutması. Bu takımın yapısı belliydi. Şimdi oraya Ivy monte edilecek de, falan da filan. Kontrat da bu sezon sonu bitiyor, o zaman da başka bir takıma mı gidecek yani?
Bahsini ettiğimiz oyuncu, gelmiş geçmiş en büyüklerden biri. Tek talihsizliği takım yönünden de işte. Olmadı o da. Ama bu, onun büyüklüğünü gölgelememeli.

Bilmeyen varsa yazalım yine de:Allen Iverson, Chauncey Billups, McDyess ve Cheikh Samb karşılığında Pistons'a gönderildi. Iverson bir kez daha mekan değiştirdi, Billups da kurulu düzenden kaosa gitti. Sonuç ne olacak, göreceğiz.

Ahmet Usta


Bu büyük haberi siz sevgili Lappappa okurlarıyla paylaşamadan edemeyeceğim. Ortadoğu ve Balkanların, hatta belki tüm Dünya'nın en iyi kebapçısı Ahmet Usta yarın yeni sezon açılışını yapıyor!! Dizi tanıtımı gibi oldu ama neyse artık.
Yakında olanları bekleriz efenim. Bir gelen bir daha gelmemezlik yapmıyor zaten. Ulan, böyle böyle adamı zengin ettik, komisyon almadık ha, salak mıyız neyiz.

Doğru

Anlamadığım bir nokta var:Herkes, Gs-Olympiakos maçında, Gs'nin "sezonun en güzel futbolunu" oynadığını öne sürüyor. Sanırım ortada bir kelime yanlışı var. "Doğru" diyeceklerine "güzel" diyorlar. Galatasaray, berabere kaldığı Antalya maçında bile bunun 3 katı iyiydi, ki onu da beğenmemişti millet. Çoğu maçta yaldır yaldır hücum ettik, rakibi boğduk, ama 2 savunma hatası yüzünden, öv(e)mediler takımı.
Güçlü bir rakibe karşı oynadık ve, "doğru" oynadık;kazandık. Sanırım "doğru oyun", galibiyet getirdiği için, "güzel" olarak algılanıyor. E Türk insanının kelime haznesi de malum.
Maçı düşünüyorum, lan diyorum, biz sezonun büyük kısmında (oynanan zaman dilimi kastediliyor) bundan daha iyiydik. Nasıl oluyor o zaman.
Biraz daha dikkat edilse de, insanlara daha doğru şekilde anlatsak meramımızı. Daha doğru yerleştirsek kafalara, anlatmak istediğimiz lakırdıyı.

Nba 08-09


Sezon başlamadan önce yazıp bitirelim dedik ama, teknoloji denen illet izin vermedi. Yine de çok geç kalmış sayılmayız. Power Rankings vari bir şer yapacağım ama, grup grup olacak. Lig öyle karışık ki, tutup da kimseyi sıralayamam. Batı'dan başlayalım.

Batı Konferansı:
Kuzeybatı Grubu:

-Minnesota:Play-Off yapmaları pek mümkün değil tabii bu batı'da. Genç bir takımlar. Şu durumda en önemli oyuncuları Al Jefferson. O yine belli bir düzeyde oynayacaktır da, ya gerisi? Corey Brewer "güvenimi" bu sezon boşa çıkartmaz umarım. Kevin Love'dan ümitliyim gelecek için.

-Denver:Camby'yi yollayan ve onun dışında savunmayla zerre alakası olmayan bir takım hakkında ne yazabilirim ki? Ya Camby yerine yıllardır sakat olan Nene'ye güvenmelerine? Bari Ivy'yi de salın da, adam son yıllarında yüzük peşinde koşsun.

-Utah:Tam olarak şampiyonluk adayı olmasalar da, olamazlar da diyemeyiz. Elinde Ak47 gibi bir adamın olup da, onu doğru-düzgün kullanamamak çok "hazin". Mehmet bir kez daha All-Star yılındaki gibi oynar mı, zor. Deron Williams daha da yükselecek (Amerikan basketbol yazarı sıtayl).

-Portland:Herkes onlardan çok umutlu, (Onur abi selamlar) ama ben olamıyorum bir türlü. Aha işte, Oden yine 2-4 hafta arası yok. Webster da sakat. Ha, Rudy coşup da eksik kapatacaksa onu bilemem. Play-Off yapamazlarsa şaşırmam.

-Oklahoma City:Onlar da ööyle takılacak işte. Jeff Green'e çok gıcığım. Formaları da çok kötü ayrıca.

Pasifik:
-Lakers:Bu sene sanırım olacak. İlk maçlarına bakacak olursak, çok rahatlar. Kobe'nin 20 sayı ortalaması tutturmasına bile gerek kalmaz belki. Benchten de iyi destek geliyor. Odom mızıkçılık yapmazsa, finale rahat ulaşılır, sonrasını bilemem.

-Suns:O "7 saniyede hücum eden" takım artık yok. Nash oldu 35, Shaq zaten malum. Yüzük çok zor artık. İster misiniz, Shaq bir yüzük daha için, bir takas daha yapsın. Matt Barnes'ı almak iş değil. Onlar açısından tek umudum Amare. O da Fantazi Lig'de takımımda olduğu için. İlk maçta bizi yendiler, intikam yakında.

-Kings:Yeni formaları güzel değil. Donte Greene'den umudum var. Bizden giden Udrih, orada aslan kesildi ya, ben daha hiçbir şey demiyorum.

-Warriors:Korkunç sempati beslediğim, "allah allah allah" şeklinde bir hücum stratejileri olan Warriors, az biraz değişiklikle girdi sezona. Barnes, Davis gitti. Oyun kuruculuk Ellis'e emanet edildi. Ama o da bir haltlar yiyip sakatlanıp, bir de ceza alınca, üstüne yeni gelen Marcus Williams da sakatlanınca, ilk maçlar için pg mevkii bir çaylağa kaldı. Turiaf hamlesi harika. Play-Off yapmalarını istiyorum, ama zor gibi şu anda.

-Clippers:Baron ve Camby'yi aldılar. İddialı gibi görünüyorlar ama işleri zor. Bir de Ricky Davis belası var. Kaman aynı şekilde devam ederse, şansları yükselir. Steve Novak'da da iş var gibi.

Güneybatı:

-Spurs:O kadar yeni güçlenen takımın arasında "demode" ve yaşlı duruyoruz tabii. Bir de Manu yokken hele... Roger Mason hamlesi çok akıllıca. Çok faydalı olacaktır bize. Udoka'nın da gelişeceğini düşünüyorum. Şu Ian Mahinmi de senelerdir D-League'e gönderilip duruyor. Hiç mi iş yokmuş, anlamadım ki. Tahminen yine en az Batı yarı finali olur. Son uyarı:tek sayıyla biten yıldayız! Her şey mümkün!!

-New Orleans:Herkes onlardan çok ümitli. Yüzük olur diyenler bile çok. Paul tabii çok büyük olacağını belli etti ama, aşırı güveniyorlar sanki onlara. Posey hamlesi çok mühim. O da Horry oldu çıktı. Julian Wright içine vursun, sağlam eleman. Çok sayıda iyi şutörleri var, ve bunları işletecek adam da(Cp3) var ellerinde.

-Dallas:Dirk yine işini yapacaktır, onda sorun yok. Benim esas umudum Rick Carlisle tarafında. Götü başı düzeltecektir eminim. Yüzüğe ulaşırlarsa filan, hiiç şaşırmam. Josh da ne dengesiz adamdır;birmaç ilk çeyrekte 15 tar, ertesi maç 5 sayı atar. Hiçbir şey bulamazsa da Abd bayrağına söver filan.

-Houston:İşte "Allah kaza bela vermezse" benim bu sezonki şampiyonluk adayım. Ron 91(Pacers) ve 93(Kings)ten sonra 96 no'yu alarak seriye devam ediyor. Eğer başlarına sakatlık gelmezse,en ciddi yüzük adayının onlar olduğunu düşünüyorum. İlaveten Ron arıza çıkarmazsa. E çıkarmasın da bi' zahmet. Kontrat sezonu.
Ayrıca Barry transferi de iyi oldu onlar adına. Bench açısından çok sorun yok sanki hevesli gençler vs.

-Memphis:Çaylak Darrell Arthur ilk Nba maçında 15 ribo alınca ister istemez dikkat çekiyor. Kaliteli ve genç kısaları var. Uyum sağlarlarsa ilerisi için olumlu haber. Marc Gasol'ün geleceği de merak konusu. Play-off ihtimallerine değinmiyorum bile.


Doğu Konferansı:
Güneydoğu:

-Atlanta:Childress bu tarafa kaçtı, efektif bench desteği azaldı. Al Horford'u çok seviyorum ve büyük oyuncu olacağına inanıyorum. Geçen sene Play-Off'larda Boston'ı zorlamaları akıllarda ve onlar için pozitif değerde. Play-Off belki.

-Charlotte:Draftlardan aldıkları gelecek vaad eden gençler bir türlü istenilen seviyeye gelemedi, gelecek gibi de görünmüyorlar. Larry Brown ne kadar etki eder takıma, o da meçhul.

-Orlando:Dwight post yapmayı öğrendiği gün kurban keseceğim.Orta mesafe atmaya başladığı zaman da kendimi! Bir de utanmadan sleeve takmaya başlamış. Hido bakalım devam ettirecek mi yükselişi. Battie'nin düzelmesi hayra alamet. Pietrus da soru işareti.

-Miami:Beasley çok kırgın, hevesli. Ama bu sezon katkısı sınırlı olacak gibi.Wade ayrılsın buradan. Marion'ın zaten gidici.

-Wizards:İşte Nba'in "cenabet" takımı. Arenas 3. ameliyatla haşır-neşir. Umarız sağlam döner. Haywood da sakat. Potaaltı geçen sezonu "bay geçen" Thomas'a kaldı. Dee Brown'ı az da olsa izleyecek olmamız hoş. Andray Blatche'nin fena götü kalkmış.

Merkez:

-Milwaukee:Redd ve R-Jeff Play-Off'a yeter mi? Bir ihtimal. Jianlian'dan kurtulmalarına sevindim. Sessions'a dikkat. Ayrıca "evrenin en iyi şutörü"ne de sahipler, aman.

-Cavs:Mo Williams hamlesi güçlendirdi onları. Lebron yine belli de, Gibson-Wallace-West gibi oyunculardan gelecek ekstra katkılar kaderlerini belirleyecek.

-Indiana:Hareketli oynayacakları belli. Bir de Tinsley'i paketleyebilselerdi.Play-off olmaz da, dolaşırlar öyle.

-Detroit:Kimileri onların zamanının geçtiğini, kimileri de hala mecallerinin olduğunu savunuyor. Ben kararsızım açıkçası. Yine Doğu finallerine yükselirler de, gerisi?

-Bulls:Zamanında eline geçen fırsatı kullanmazsan, sonra ne hallere düşeceğini sen bile bilemezsin. Rose'a güveniyorlar. Ben uzunlarına kılım. Hele de Thomas'a. Ellerinde yine çok sayıda yetenekli adam var,ama işte yapamıyorlar bir türlü.

Atlantik:

-Boston:Yüzüğü koruyabileceklerini hiç sanmıyorum.Miami örneği gibi olacak. Posey büyük kayıp. Bir daha aynı konsantrasyonla oynamaları çok zor. Gençlere daha sık şans vermeliler.

-New Jersey:Carter tek tabanca kaldı ve, o da All-Star arasında gidecek gibi. Lebron umudu onları ayakta tutuyor biraz gibi ama, garantisi de yok ki.

-Sixers:Brand'in gelmesi önemli tabii. Ama dış şut problemleri çok bariz. Ben düşünüyorum bazen, hayrına yardıma mı gitsek diye. Play-Off yapacaklardır.

-Toronto:O'Neal adam olup da oynarsa, işler değişir. Solomon'ın ne yapacağı da merak konusu tabii. Delfino gitti, Kapono daha fazla atacak-pardon, sokacak. Siyah formaları çok güzel.

-Ny: Çok merak ediliyorlar. Yeni koç, yeni düzen. Curry ve Zach gibi 2 hayvan nasıl"koşacak"? Lee nasıl birrol oynayacak bu yeni düzende? Duhon ne kadar yönetebilecek takımı? Sanırım Play-Off başarı olur onlar için.

"Beni Konuşturmayın"


"Turan Dursun'un kitapları nasıl basıldı. Kim finanse etti Turan Dursun'un kitaplarını".

Bu adam tüm bildiklerini söylese, herhalde iç savaş çıkar ne bileyim, feci şeyler olur. Ha, diyen çıkar şimdi, "o da şunun korumasında vs.". Ulan zaten öyle olmasa çıkıp nasıl konuşsun. Ama öyle veya böyle, çok önemli bu adam.

Tam Pkk ile ilgili şeyler söyleyecekken yayın kesildi. Süre bitimine vurdular işi ama, kimseyi kandırmasınlar. Adam belki de en önemli kısma gelmişti tüm program süresince.

Zamanında Ulusal Kanal'a (İşçi Partisi'nin televizyonu) bir ton paşanın nasıl çıktığını da artık anlıyoruz.

Kutluay İtü'de


Bir süredir basketbol kariyerini nerde devam ettireceği, hangi takıma gideceği belli olmayan Türk basketbolunun önemli isimlerinden İbrahim Kutluay, İtü'yle anlaştı. Onun İtü'yle anlaşmasının ardından oyunculuk kariyerini bitiren Harun Erdenay da dönmeye karar verdi ve böylece iki büyük ve kariyerli oyuncu artık İtü'yü Birinci lige çıkarmak için birlikte mücadele edecek. Basketbolseverler için güzel haber tabii, iki efsanenin birlikte oynayacak olması. Şimdiye dek kulüp takımlarında sadece 1 sezon beraber oynamışlar-o da Fb'de sanırım.

Bu arada Ntvspor'da Nba özetlerini sunan arkadaşı kınıyorum. Kenyon Martin'e Carmelo Anthony dedi. Maçın birinde de skor 90-91'ken 99-91 dedi, ardından takımın biri sayı atınca da "fark 3 sayıya çıktı" dedi. Harika.

Barça Hakkında


Yeni sezon Barça için pek iyi başlamamıştı. Son olanlar neydi, şunlardı:Hoca ayrılmıştı en başta. Onun dışında takımın 2 demirbaşı Deco ve Ronaldinho da gitmişti. Onlar haricinde de Edmilson, Ezquerro, Thuram, Dos Santos, Zambrotta, Oleguer gibi futbolcular, kulüple bağlantılarını koparmıştı. Bunlar tabii bir anlamda kayıp olarak görülmeyebilir ama, kadrodan bir anda bu kadar oyuncu kaybetmek her zaman risklidir. Ve de bu oyuncuların yeri bir şekilde doldurulacak, gelecek olanların bunların boşluğunu dolduracağı da her zaman garanti olmaz.

Takımın başına "bizim çocuk" kontenjanından, kulüp efsanelerinden Josep Guardiola getirildi.Bu, Guardiola'nın ilk A takımdeneyimi olacaktı. Kendisi daha önce Barça B takımını yönetmişti sadece. Bu açıdan, kafa karıştıran bir tercihti. Belki kendisi büyük bir futbolcuydu evet ama, hocalık kariyerinin de iyi geçeceğinin teminatı verilemezdi. "İyi futbolcu"ların "iyi hoca" olamadığı konusunda sayısız örnek var. Ama Barça yönetimi ona güvendi ve takımı emanet etti.

Alınan oyuncular ise şunlardı:Dani Alves, Hleb, Keita, Caceres ve Pedro Ledesma (bu arada ne çok Ledesma var ha).
Bu 5 oyuncuya 90 milyon euro harcandı. Çok gibi görünebilir.

Ve sezon başladı. İlk maç Cl elemesi olan Wisla maçıydı 4-0 alındı ilk maç evde ve, Cl garantilendi(2. maç da dışarda 1-0 alındı).
Ardından ligin ilk maçında Numancia'ya deplasmanda 1-0 kaybedildi. Tabii burada futbolun uyuzu tarafını da görebiliriz. Mesela Barça'nın 2 direği var maçta, "ya onlar girseydi ne olurdu" da denebilir rahatça. Ayrıca eğer Barça bir Türk takımı olsaydı, bu maçta giyilen sarı formalar, uğursuz geldiği gerekçesiyle bir daha giyilmeyebilirdi.
2. hafta da içerde Santander'le berabere kalınınca, ortalık karıştı tabii. Yeni ve tecrübesiz hoca, kısmen yenilenmiş kadro. Bulmuşken vuracak tabii basın.
O dönemde arka arkaya gelen 2 maç (Gijon'a karşı 6-1 ve Betis'e karşı 3-2) ve öncesinde haftaiçi Camp Nou'da alınan S.Lizbon galibiyeti, biraz olsun suları durulttu. Bu sene ligden düşmesi kesin gibi olan Gijon'la puan kayıplarının hemen ertesinde oynamak büyük şans diyebiliriz. Ne bileyim, ya Atletico olsaydı.

Ve bu 3 galibiyetin ardından takım açıldı. Ligde son oynanan 6, Cl'de 3, ve de Kupada 1 maç kazanıldı. Toplam 10 maçlık bir galibiyet serisi var elde. Böyle giderse de uzar daha da. Çünkü takım oturuyor ve gol atma sıkıntısı yok. Aksine fazla gol atılıyor.Fazla ve çok erken!
Şu kısa vadedeki 3 maçta (Atletico, Basel, Almeria) Barça, ilk yarım saatte 4 veya 5 gol atarak maçları koparttı hep. İnanılmaz bir ivmeyle karşı takıma saldırıyorlar ve golleri rahatça buluyorlar. Eğer normal oynamaya devam etseler, emin olun o 4-5-6'lar çok rahat 10 falan olur.
Son 10 maçta 34 gol attı Barça. Maç başına 3.4 gol. O 2 tane 1-0'ı saymazsanız, ortalama daha da yükseliyor.

Barcelona şu anda Ligde lider Valencia'nın bir puan gerisinde 19 puanla ikinci, Cl'de de grubunda 9 puanla lider-Bütün Cl'de tek 9 puanlı takım ayrıca. Gruptan çıkış garanti gibi bir şey.

Son maçlarının çoğunu izledim Barça'nın. Ve o yüzden bu kadar umutlu yazıyorum. Yoksa diğer türlü herhangi şekilde alınmış farklı galibiyetler olarak da algılayabilirdim. Ama takımın neredeyse her maçı ilk yarım saatte koparıp, ardından keyif yapması taraftarı da sevindirip ümitlendiriyor. Nasıl yapmasın ki? Karmaşık geçen 2 sezonun ardından, hoca değişimi, takımın 2 demirbaş oyuncusunun, liderinin gitmesi, yeni gelen birkaç kişi vs. Fakat tüm bu şüpheler şimdi yerini kupa umutlarına bıraktı. Bu gidişat devam ederse, belki "şampiyonluk garanti hacı" gibi bir şey söylenemez ama, en azından şampiyonluğun son dönemece kadar zorlanacağı, geçen sene gibi olmayacağı kesin. Cl açısından bakarsak da, geçen sene kör-topal yarı finale ulaşıldıysa, bu takım bu form düzeyinde ve bu sonuçlarla devam ederse, finale pek sorun çekilmeden, ve çok göze hoş gelen biçimde ulaşabilir.

Bir de oyunculara bakalım:
Messi o kadar formdaki, maçta hiç kasmadan, böyle 1-2 gaza basıp, gidip golünü atabiliyor veya attırıyor. Çoğu zaman Xavi'yle verkaçları bile takımı rahatça pozisyona sokmaya yetiyor. Umarım sakatlanmaz ve böyle devam eder de, hem Barça'yı kupalara ulaştırır, hem de önümüzdeki sezon Dünyada yılın oyuncusu ödülüne ulaşır.

Xavi Euro 2008'de bıraktığı yerden devam ediyor. Belki de kariyerinin en iyi dönemlerini yaşıyor.
Alves hücumda beklenen etkiyi yaratmaya başladı. Bu kadar ileri çıkan bir bek, arkayı nasıl kontrol eder diyorsunuz ama, ediyor işte. Basel maçında ilk golde verdiği no-look asist inanılmazdı.
Busquets bu sezonun en büyük sürprizi. Henüz sezonun yarısına gelmeden kendini gösterdi ve sık sık şans bulmaya başladı. Xavi-Iniesta-Fabregas serisinin son ürünü gibi. Tam bir orta saha oyuncusu. Elden kaptırmasak bari, aman.
Henry daha iyi gibi. Moral olarak filan yani. Sezon başında bir ara sorun çıkıyor gibi oldu ama, dindi.
Krkic de geçen senekinden daha efektif olacak gibi. Sonuçta bir yıllık tecrübe sahibi artık, o kadar toy değil. Ve de forvet rotasyonu daha az kalabalık artık. Daha çok şans bulacak;buluyor da.
Eto'o bey bu sezon başı "yine" gidiyordu. Ama şimdi de takır takır atıyor. Son maçta da hat-trick yaptı. Böyle devam eder inşallah.
Puyol her zamanki gibi.

Sonuç olarak;yine sahnede güzel futbol var. Olumsuz sonuç alınsa bile güzel futbol amaç. Ki şimdilik sonuçlar iyi. Öyle gidecek gibi de görünüyor. Guardiola yavaştan yeri sağlamlaştırıyor.
İnsan Barça maçlarını seyrettikçe bu takım varolduğu için ve onu tuttuğu, sevdiği için şükrediyor.

"God, The Nation, Barcelona"


"Anlatacağım hadiseyi öğrenince doğrudan o yıllar geldi aklıma. Fas'ın başkenti Rabat'ta 18 yaşındaki öğrenci Yassinne Belassal okul tahtasına Fas Kralı Kral 6. Muhammed için de kullanılan "God, The Nation, The King (Tanrı, Millet, Kral)" yazısını "God, The Nation, Barcelona" diye yazınca hapisi boylamış. Suçu kraliyet ailesine hakaret etmek. Belassal'ın Barcelona taraftarı olduğu ve takımına duyduğu sevgiden dolayı böyle bir yola başvurduğunu öğrenen Barcelona kulübü yetkilileri de hemen bir avukat tutup Belassal'a yardım eli uzatmışlar. Sadece bu değil, Belassal'ın babası krala bir mektup yazarak oğlunun affedilmesini isterken, internet üzerinde de gencin serbest bırakılması için birçok kampanya başlatılmış durumda. Kraliyet ailesine karşı yapılan en ufak eleştiri mizahi de olsa inanılmaz tepkiler alıyor Fas'ta. Bu yıl içinde Fas'lı bir internet kullanıcısı kralın kardeşinin ismiyle sahte bir facebook profili oluşturmaktan 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak cezası daha sonra geri alındı."

Hikaye Flying Dutchman den. Çok etkileyici gerçekten. Elemanın Barça sevgisi ayrı etkileyici, kulübün elemana sahip çıkması ayrı etkileyici.
Bu arada bizim de Fas'tan pek farkımız yok, onu da görüyoruz tabii.

Maradona Milli Takım'da


Gecenin bir vakti Aceto usta'da okuduk haberi:Maradona milli takımın başına geçti. Ben açıkçası pek beklemiyordum bunu. Neden derseniz, Maradona'nın bu tip ciddi yükümlülük altına girecek bir adam olduğunu sanmıyorum. Yaydığı izlenim de malumunuz. Tamam, büyüktür vs ama, hocalık vaziyetleri olmaz gibi duruyordu:Olurmuş meğer. Altına da Carlos Bilardo verilmiş.
Daha demin bir yerde Arjantin, 2010 Dünya kupası filan ile ilgili bir şeyler yazmıştım, üstüne bu haberi aldık. Bakalım, umarız alır bu kupayı Arjantin;seviniriz fazlaca.
Damadı kayırırsa bozuşuruz tabii. O kadar yetenekli-kaliteli forvet içinden kimleri oynatacak, bence şimdiden otursun onu düşünmeye başlasın.
Resimle de bağdaştıralım postu ve gidelim:Uzun süre "abi" modunda takıldı elemanlarla, ne bileyim Messi ile veliaht muhabbeti vs. Şimdi de hocaları oldu Maradona gençlerin. O şekilde de böyle iyi anlaşırlarsa ne ala.

Teessüf

Buradan bütün blog okurlarına, hatta diğer blog okurlarına da teessüflerimi bildirmek istiyorum. Deminden beri kime "Abi blog'a bi girin yav" yalaması yapsam, herkesin cevabı şu:"E kapalı ya".
Ulan pezevenkler, kapanırken iyi, haberiniz var da, sonrası niye yok. Takip etsenize. Çok mu işinz gücünüz var.
Sadakat sıfır amına kodumun yerinde.

Lee Gider


Dünya çapında zekice hamleleriyle tanınan Knicks yönetimi, salary cap'de yer açmak için, önümüzdeki sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan David Lee'yi salacakmış. Canı gönülden tebrik ediyorum kendilerini. Umarım Spurs bu konuda bir hamle yapar. Eleman lige geldiğinden beri çok dikkatimi çekiyor ve seviyorum. Eminim çok yararlı olacaktır bizim yapıya. Hadi be hacı dayı.

Bu arada, şaka maka Nba başlıyor bugün. Hadi hayırlısı. O kadar zaman ara veriliyor ki, tamamen aklımızdan çıkıyor canı sağolasıca.

Yılın 11'i


FIFPro, yani Fifa Profesyonel Futbolcular Birliği, her yıl açıkladığı gibi bu yıl da Yılın 11'i ve Yılın oyuncusunu açıkladı.
Kadroda Avrupa Şamiyonu İspanya'dan tam 5 oyuncu var. Ayrıca Barcelona'mızdan da 3 oyuncu var. Bu takıma bu sene en çok oyuncuyu biz verdik. Seneye inşallah daha fazla. Bu gidişle de olur gibi. Messi, Xavi ve Puyol bu oyuncular.

Cr7 de yılın oyuncusu seçildi. Bu da çok normal. Ama bu sene bu da değişecek. Bu değişiklik için üzgünüz.

Kadro da şöyleymiş efem:
Kale:Casillas
Defans:Ramos-Ferdinand-Terry-Puyol
Orta:Gerrard-Xavi-Kaka
Forvet:Cr7, Messi, Torres

Feci hücumcu takım ama, reelde böyle br yapılanma olmadığı için sorun yok. Olsa da bu defansla kaç gol yerler, tartışılır.
Güzel, ama sizce neden bu postta Messi resmi yer alıyor? Çünkü seneye Yılın oyuncusu o olacak, ve Dünya'nın en iyisi o.

Falan Da Filan

Teknoloji beni çok seviyor. 1 hafta civarı yine nete giremedim. O arada da Blogger'a yasak filan gelmiş. Geri alınmış vs.
O kadar öyle ki, Fantazi Lig Draftına katılamadım. Ne anlamı kaldı şimdi o ligin, siz söyleyin bana. Neyse artık, bundan sonra uzun süre uzak kalma olmaz sanırım.
Yasak hakkında bir şeyler söyleyesim var ama, ne diyeyim ki? Ne denebilir yani.
Gs de yenildi zaten. Allahta Barça yüzümüzü güldürüyor çokça. Bayağı çok hem de.

Netin olmadığı durumda kitaplarla seviştik tabii bol bol. Ayrıntı yayınları sağolsun, sevindirdi bizi. Sevindiriyor da hala.

Sinan Meydan'ın yeni kitabı çıkmış, almalı. Destina ile Karanlıktaki Adam'ı da alamadık daha be.

Böyle "blog insanı" şeklinde yazıları da sevmiyorum ama, ne yapalım, oluyor arada.

Blogger Açılmış

Bir önceki post'u girmemden beş saat sonra blogger erişimi açılmış. Hayırlı olsun. Bende zaten problem yoktu da, okuyucu açısından sıkıntı. Neyse, geçti gitti.

Ananızı Sikeyim

Ülkedeki düşünce ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğünü kısıtlayan gerizekalıların, onları fişekleyen adalet sisteminin, o sistemin başındakilerin, ve bu sömürüye katlanıp hala hiçbir şey yapmayanların... Hepsinin anasını sikeyim!

NBA Power Rankings!

Kafaya göre bir power rankings yaptım. Çok kapsamlı değil ama, ne var ne yok. Öyle işte. Başlayalım:

1- Los Angeles Lakers: Kobe, Gasol, Odom, Bynum. Bu dörtlü başka hangi takımda var? Bynum olmadan bile geçen sene neler yapabildiklerini gördük. Bynum'ın dönüp, Farmar'ın tecrübelenip benchten daha büyük katkı yapmasıyla şampiyonluk için en büyük aday olarak görüyorum.

2- Boston Celtics: Şüphesiz ki tecrübeliler. Geçen sene ne yapabileceklerini gösterdiler. Fazla söze gerek yok. İki numara Keltler.

3- New Orleans Hornets: Paul ligin en iyi point guardı. Geçen sene tecrübesizliğe rağmen Spurs'ün götünden ter getirdiler. Artık neyin nasıl olduğunu biliyorlar. Hem de Posey gibi son 5 senede gittiği iki takımda da şampiyon olmuş bir görev adamını kadrolarına kattılar.

4- Houston Rockets: Kağıt üzerinde takım inanılmaz. Takım kimyasını oturtup, sakatlıklarla boğuşmazlarsa T-Mac artık ikinci tur yüzü görebilir.

5- San Antonio Spurs: Manu sakat olabilir ama TD ve Parker'ı Popovich gözetiminde yok sayamazsınız. Tek haneli yıl olduğunu da unutmamak lazım.

6- Detroit Pistons: Takımdan eksilme yok. Rodney Stuckey'i de bütün preseason izledik, bayağı geliştirdi kendisini. Pistons Pistons'tır.

7- Cleveland Cavaliers: LBJ ve ekibinin Mo Will'i de katıp geri dönüşü Doğu'daki iddialarının arttığına işaret. Gemisini kurtaracak mı kaptan göreceğiz.

Devamı yolda...

Batug.Com Döner

Sanal alemdeki basket ortamlarının en kıdemlilerinden ve en kalitelilerinden olan Batug.Com geri döndü. Dönüş tam olarak ne zaman oldu bilemiyorum, benim az önce haberim oldu-çok olmamıştır umarım. Sanırım yine eskisi gibi devam edecekler. Çok güzel haber bu Nbaseverler için.

Bol Gol

Çempiyıns Liig'de aşırı gollü bir gece olmuş. Muş diyoruz, çünkü bu gollerin sadece yedisini görebildik biz- az sanki. Wenger'in veletleri kassa belki daha fazla olurdu da neyse.
8 maçta toplam 36 gol atılmış. Bu, maç başına ortalama 4 golden fazla yapıyor. Ki 3 maçı geride bırakırsanız, en gollü o 5 maçta toplam 30 gol var. Maç başına 6 gol!!
Aralarında 6-3, 5-3, 5-2'lik skorlar var. Özetlerde gole doyacağız artık.

Juve'de sakatlar ordusu vardı malum. Şu yok, bu yok lig kötü gidiyor, "derbi fatihi" Real de kayacak mı onlara da derken, Kaptan yine "gemiyi kurtardı". Her maç atan Amauri de, yine attı ve Trezeguet düzelince bile 11'i kolay kaptırmayacağını daha kesin gösterdi. Ruud da yine ne yapmış etmiş golü bulmuş.
Berbatov da bir kez daha 2 gol attı. Ne kadar isabetli transfer olduğunu gösteriyor tekrar tekrar.

Ramsey


Maç için yoruma ne hacet, sadece 2 sorum var: 1. Arsenal tam kadro çıksa ne olurdu? 2. Arsenal "kassa" ne olurdu?

Ramsey girdikten sonra hep tezahürat yaptık elemana ve, "kelebek etkisi" sayesinde golü de attırdık. Bayağı sevindik de. Kariyerinin ilk golüymüş. Siftahı Fb'de yaptı, kariyer iyi geçer artık.

Ertem Şener de ezikliğin kitabını yeniden yazdı. "Çolukla çocukla dünyaya meydan okuyorlar". E zaten mesele de bu işi "çolukla çocukla" yapabilmek değil mi? Niye adamları karalıyorsun? İlla belli edecek ezikliği. Bu kadar da şovenizm yapılmaz anasını satayım.

Parça

Daha önce de yazdım ama, zaman genişlediği için bir kez daha değineceğim mecburen. Galatasaray futbol takımı, geleneksel forması olan parçalı formayı, Turkcell Süper Lig'de henüz giymedi. Evet, giymedi.
Sezon içinde ise henüz bir kez giydi sadece. O da ilk resmi maç olan Steaua maçında. Ondan sonra ağırlıklı olarak turuncu formayı giydik. 2 kez de beyazı. Geri kalan da o dandik 3 parçalı forma.

Takım, kendi formasını giymiyor yani. Olay 01-02'ye dönecek. O sezon da paso beyaz giymiştik. Ne güzel değil mi. Kimse farketmemiştir gerçi, sorun yok o açıdan. Kim umursayacak ki.
Tamam, turuncu güzel renk filan da, bu işlerin de bir usulu var, yol-yordamı var. Bilen var mı? O taze bitti işte.

En İyi Kadro


Galatasaray maçlarını izledikçe, bu kariyerli, yetenekli, normalde bu kadarı bu ülkede bir arada olmaması gereken futbolcuları gördükçe, bu sezonki Gs kadrosunun, tarihin en iyisi olup olmadığı aklıma geliyor. İsim açısından, veya kağıt üzerinde baktığımızda, bu soruya "evet" cevabı verilmemesi için neden yok. Ama şu var, henüz ortada somut bir başarı yok. Ayrıca ligi kazanmak da, bu kadronun gelmiş-geçmiş en iyi olduğunu kanıtlamaz. Bu takım öyle kadrolarla ligi kazandı ki zamanında, çok büyük başarı olarak görülemez ligi kazanmak. Hem zaten bu kadro, bir tarafını sallasa lig kazanabilecek kalibrede. Yine de belli olmaz, göreceğiz sonuç ne olacak.

Bu kadroyla kıyaslanabilecek olan, sanırım sadece 96-00, veya 00-01 kadrolarıdır. Biri uzun süre devam etmiş, ve taşların "iyice" yerine oturmasıyla bu ülkeye ilk avrupa kupasını getirecek kadar yüksek kaliteye ulaşmış bir kadro;diğeri de, bu ilk kadronun birkaç kişi hariç devamı olan, ekstra 3-4 eklemeyle yola devam edip Cl'de çeyrek finale ulaşan ilk takım olmayı başarmış bir kadro.
Bu kadroların temelini yerli oyuncular oluşturuyordu, çoğunluğu 90'ların başındaki altyapı hamlesiyle yetiştirilen ve Türk futbolunu şimdiye kadar geldiği en yüksek noktaya çıkaran çok kaliteli yerli oyuncular. Ama bu sezonki kadro için böyle düşünmemizin sebebi, geçen sezon neredeyse yabancısız şampiyon olan kadronun üzerine tam 4 çok kaliteli yabancının gelmesi ve geçen sezon doğru düzgün katkı yapamayan yabancıların da devreye girmesi. Hem de bu yabancıların, belli bir kariyere sahip olan, Avrupa futbolunda ismi olan yabancılar olması, hem kalite, hem de isim olarak belli bir noktada olmaları, çok çok fazla güçlendirdi Gs'yi.

Benim bu tezimin veya fikrimin geçerli olması için, en başta tabii ki bu 2000'lerin başındaki başarıların en azından egale edilmesi gerekiyor. Bu zor, ama namümkün de değil. Eldeki kadro birbirine daha da alışsın, daha bir "olması gerektiği" gibi oynasın, kupa hayal olmaz. Çok kişi soruyor, veya lafı geçiyor. "Abi olur mu Uefa?". Ulan zamanında oldu işte, demek ki oluyormuş. O kadroyla olduysa, bunla haydi haydi olur. Umarız olur.
Diğer yandan, başarılardan izole şekilde bakacaksak eğer, başarının ne/neler olduğuna bakmadan, bu kadroyu tarihin en iyisi seçebiliriz. Sonuçta her iyi kadro da başarıya ulaşmıyor, öyle değil mi?

Kewell, Baros, Nonda, Meira, De Sanctis, Lincoln... Düşündükçe garibime gidiyor. Sanki Gs değil de, ne bileyim Avrupa'dan bir takımın kadrosunu sayar gibi.
Dün işte, Meira Kewell'a verdi, o da Lincoln'un önüne. Linc, Baros'la verkaç yapıp golü attı. Bundan daha büyük keyif var mı?
Kötü oynasak bile, anlık bir ivmeyle, böyle bir gol atabileceğimizi bilmek, müthiş.

Bu kadronun 2000 kadrosundan bir farkı da belki, o golleri bu şekilde atan çocukların, "bizim çocuklar" olması. Bu gururu okşar. Ama şimdikiler de, çok üst düzey oyuncular. Onun da ayrı bir sevinci, kıvancı var.

İstatistik

Az önce bir yerde şu cümleyi okudum:"İstatistik mini etek gibidir. Çok fazla şey gösterir ama esas görülmesi gereken şeyi göstermez". Sözün sahibi Alex Ferguson. Söz zaten büyükken, bir de o söylüyorsa, duracaksın.
Çoğu zaman bu futbol denen merette bir nevi bahane olarak sunuluyor istatistikler. Hani "ben vurdum da gol olmadı" gibisinden. Bir kere bu dayanaksız bir sav kafadan. Ne maçlar biliyoruz, A takımı 20 şut vurur, 15'i uzaya, 5'i tıngır mıngır kaleciye. B takımı da daha pozitif oynar, 2 şut atar, 2'si de gol olur, maçı alır gider.
Maalesef her şeyi istatistik kağıdına dökemiyorsunuz. O oyun içindeki doğru hareketleri, atakları vs. Genelde Yiğiter Uluğ'dan duyduğumuz bir söz var:İstatistik, yalan söylemenin bilimsel yoludur. Bu işi bundan daha iyi özetleyen cümle zor çıkar sanırım. Zamanında Gs'nin 20 korner kullanıp kazanamadığı maç da gördük mesela, ee nerde istatistik.
Her şeyi açıklayamıyorsunuz işte istatistikle.

Bir de olaya Nba tarafından bakalım. Bir ton oyuncu var, iyi istatistiklere sahip olan, ama bunların katkısı, takımdan takıma değişiyor. Veya bakıyorsun adama, işte ortalama üstü rakamları var, ama hiçbir işe de yaramamış. Yüzde 30'la şut atmış mesela. Bu rakamlar da Gm'leri filan yanıltıyor, sonra al sana fiyasko transfer. Daha derinlemesine bakmalı.

90+ Haftası

Bu hafta son dakikalar bayağı bir yoğun geçti. Öyle böyle değil.
Cumartesi oldu bunların çoğu. İlki Real-Atletico maçında oldu, canlı canlı izleyebildik bunu. Zaten maçta normal zamanda gol olmadı ki. Biri 35. saniye, diğeri 90'da frikikten falan.
Tam maç bitti, herkes beraberliğe razı filan derken, Drenthe bir dripling:penaltı. 90+7'de Higuain penaltıyı attı ve 2-1 Real kazandı.
Diğeri ülkemizde. Neredeyse küme düşmeye giden Fb, 90+6'da, tek gol bulma yolu olan Semih-Güiza ikilisinin eseri olan golle 3-2 aldı maçı. İyi de oldu. Bu maç da kazanılmasa, iyice karışabilirlerdi. Semih'e şükretsinler.
Bir diğer örnek de ülkemizden yine. Kayseri-Ankara maçında. 1-1 devam ederken maç, Özer'in ara pasında Konate karşı karşıya vaziyette golü buldu uzatma dakikalarında ve 2-1 aldılar maçı. Ankaraspor da 5 maçta 13 puan aldı, puansız geçen 2 haftanın ardından.
Ve en fantastiği:Bremen-Dortmund. Cumartesi günü bu maçın tekrarının ilk kısımlarını izledik, sonra başka bir şeyler araya girdi ve, ektik maçı. Biraz da uyuzluk yapmadık değil, "gol çıkmaz artık abi" diyerekten. Pişman olduk... Ertesi sabah Ntvspor'da skorlara baakrken, bu maçta son yarım saatte tam 6 gol olduğunu ve son 2 golün de 90+'da geldiğini öğrendik. Kafamızı duvarlara vurduk. 90+1'de Pizarro kendisinin 2. golünü atarak 3-2 yapıyor ama, Muhammed Zidan, 90+2'de, hemen ardından karşılık veriyor. Büyük maç kaçırmışız.

Bir de İbrahim Akın'ın 90. dakikada Antalyaspor'a attığı bir gol var. O da "artı" olmasa bile feci bir goldü. Arada değinmiş olalım.

Aydın Yılmaz


Çok korkuyorum bu çocuğa her faul yapıldığında. Çok korkuyoruz. Her driplinginde bir faul. Çoğu da sert oluyor. Sakatlanacak, gidecek, 5 ay oynamayacak, sonra ameliyat olacak vs vs diye.
Bugün 30 dakika oynamadı belki, 5 faul yapıldı en azından. Bir tanesi de kasıtlı, Hüseyin Cimşir denen futbolcumsudan. Her maçta yukarıdaki fotoğraf gibi en az 5-6 görünü oluyor. Sürekli uçuyor Aydın.
Girer girmez bir gol attı bugün, yine o fırtına gibi deparlarından biri sayesinde. Ama belli belirsiz bir ofsayt düdüğü yüzünden güme gitti gol. Olsun varsın. Daha çok atacak nasılsa.

Farkına varmışsınızdır, 40 yıldır futbol izleyen dayılar gibi "bu çocuğa" gibi bir ifade kullandım. O kadar seviyorum ki Aydın Yılmaz'ı. Ondan büyük birinin şefkatiyle bahsedesim geliyor kendisinden. O kadar benimsemişiz yani. Yaşı benden bir küçük ama, hani futbolculara hep bir "hadi koçum" tarzında bakarız ve öyle bakmaya zorlanırız ya çevre tarafından, aynen o mesele.

Böyle devam ederse çok büyük olacak Aydın Yılmaz. Belki 2 sezon bile kalmaz Galatasaray'da. Birileri elbet görecektir onu. Sonuçta Uefa Kupası'nda oynayacağız, turu geçme durumuna göre, daha da izlenme fırsatı var, kendini gösterebilecek. Neden böyle diyorum, çünkü böyle bir yetenek, bu ivmeyle giderse, kalamaz burada. Elbet kaparlar. Ama o her zaman, nereye giderse gitsin "bizim çocuk" olmaya devam edecek. İlk defa sarı-kırmızılı formayı giydiği maçta, oyuna girdikten 5 dakika sonra golünü atıp, maçı kazandırıp sevinçle kenara koşturan afacan çocuk olarak kalacak hep aklımızda.

Futbol Keyfi

Bu haftasonu cidden bir ton kaliteli maç var. Ağırlık pazar gününde. O yüzden de bazı maçlar birbiriyle çakışacak, kötü olacak. Ama yapacak pek bir şey yok.
Bugün Atletico-Real var 9'da, arkasından 11'de Espanyol-Villarreal. Nihatlı daha güzel olurdu ama, ne yapalım artık.
Yarın tam cümbüş. 16'da Milan-Sampdoria var, Cassano çıkıntılık yapabilir. 18'de Hamburg-Schalke. Ama 19'da da Gs-Ts. O yüzden Hamburg-Schalke maçı bölünecek.
Derbinin ardından 21.20'de Ntvspor'da River-Boca, 21.30'da da Ntv'de Roma-Inter. Burada hangisini seçeceğiz bilmiyorum.
Bu iki çakışan maçın arkasından da 00.30'da Atletic Bilbao-Barça. Geçen haftaki 6-1'in arkası gelmeli, yoksa gene tökezleyebilirler.

2 günde 8 maç var, sırf bu önemlilerden. Kaçının tamamını izleyebileceğiz, merak ediyorum. En fazla 5 sanırım. Herkese iyi seyirler.

Sektör Değişimi

Az önce Maynet'te okuduğum bir haber. Almanya Bayanlar 1. Ligi'nde, Fc Nürnberg'te oynayan 25 yaşındaki Eva Roob, "futbolda para olmadığını söyleyip" porno sektöründe çalışmaya başlayacağını açıklamış. Ekonomik kriz sebebiyle bu kararı vermiş, ve kendisine göre yeni mesleği daha "heyecan verici"ymiş. E hayırlı olsun diyoruz biz de. Bu haberin önemli olan yanı, meseleyi erkekler tarafından ve ülkemiz şartları açısından düşününce ortaya çıkıyor.

Düşünsenize futbolda da öyle bir kriz oluyor ve "sektör göçü" yaşanıyor. Sanırım zenci oyuncular iş bulmakta pek zorlanmaz. Diğerleri de fiziksel özelliklere göre değişir.
Ülkemizde bir ara duyardık, bayanlar ligi vardı. Habire Dinarsu şampiyon olurdu. Sonra duyamaz olduk. Ki sanırım kapandı bu lig. Bu durumda bizdeki bayan futbolcuların sektör değişmesi zor. Onu da bırak, hadi değişti, lan böyle açık açık söylen(e)mez ki. Ha, izleyen bilir seni, o ayrı. Ama böyle açıklama filan. Ülkede iç savaş çıkar vallah. Bir kadının bu sözleri ülkemizde söyleyebilmesi için, temiz bir 500 yıl geçmesi gerek.

Almanya'da da tartışılmıştır tabii de, buradaki gibi kimse kimse akıl öğretecek şekilde yapmamıştır bunu.
Biz ablaya "hayırlı kazançlar ve zevkler" dileyerek postu bitirelim. Konu sakat, daha fazla uzamasın.

Edit:Gelen bilgilere göre Bayanlar Ligi devam ediyormuş. Zoma'ya teşekkürler. Neden hakkında haber yapılmıyor, o da önemli tabii.

Giyer


Ordular, ilk hedefiniz...

Maç


Türkiye Kupası'nda gruplar belli oldu ve oturduğum muhit sebebiyle beni çok sevindiren bir manzara ortaya çıktı.
Galatasaray, Altay-Kayseri-Malatya-Ankara'dan oluşan C grubu'na düştü ve 3. hafta maçı olarak Altay karşılaşması İzmir'de oynanacak.
Bu fırsat da kaçmaz artık.

Delympiakos


Olympiakos iyice delirdi. Josh Childress'i aldılar malum. Şimdi de daha önce "Avrupa'ya gelebilirim belki" yollu konuşan Kobe'ye el atmış durumalar.
Seneye serbest kalma ihtimali olan Kobe'ye 3 yıl 83 milyon dolarlık teklif vermek istiyorlarmış-höst. Olur da giderse, saygım büyük ölçüde azalacaktır Kobe'ye karşı. Hadi iyice veteranlaşırsın, İtalya'ya gidersin, anlarım da, bunu yaparsa feci sıçış olur. Lan zaten deli kontrat alacaksın takımından, daha ne ki. Yapmaz umarım.
Olympiakos da ayrı hayvan. Takımına zaten Vujcic ve Papaloukas'ı katmışsın. Bir de yanına Childress. Lan zaten bu üçü sırf Euroleague'i alabilir. Nba şampiyonu olmak mı niyetin, nedir.

Bir de postu "borsanın kötüye gittiğini anlatmak için habere eli kafasında of çeken borsacı resmi koyan" zihniyet gereği çelişki içinde görünen Kobe resmiyle sonlandırayım da, "medya raconu" na uygun kaçsın.

Barça Vs İngiltere

Geçen gün Ps turnuvası yaparken farkettim:Barça'nın Arsenal hariç 3 büyük, Cl müdavimi olan İngiliz takımıyla "hesaplaşma"sı var. Nasıl mı? Şöyle.

Ben Barça oldum her zamanki gibi. Kardeşim Çelsi. Diğer 2 arkadaş da Man ve Liverpool oldu. Öyle maça bakarken bir farkettim, bu 3 takım da yakın zamanda Barça ile oynadı ve elediler. Hele Chelsea ile olan malum, kan davası gibi bir şeydi. Geçen sezon eşleşemeyince, ara verildi mecburen.
Liverpool desek, 06-07'de elemişti bizi. ManUtd ise en taze olanı. Geçen sezon yarı finalde elemişti. Rövanş maçında tek gol yetiyordu ama, olmayınca olmuyor.
Arsenal'le de 05-06 Cl finali var malumunuz ama, onu kazandığımız için saymıyoruz şimdilik. Ama olaya Arsenal tarafından bakarsanız, bir "intikam" düşüncesi vardır. Öyle olunca da tüm İngiliz büyükleri doğal rakibimiz oluyor.

İngiliz takımlarının Cl'deki yüksek performansını göz önünde bulundurursak ve Barça'nın da en azından çeyrek final yapacağını düşünürsek, bu sezon bu takımların en az biriyle oynayacak Barça. Bu durumda hem zevkli maçlar, hem de eskiden kalan bir rekabet bekleyecek biz futbolseverleri.

Bu yazdıklarım aslında İngiliz futbolu'nun uluslararası arenadaki başarısını kısaca anlatan bir yazı, farklı bir açıdan bakarsak. Ligde zirveyi zorlayamayan L'Pool bile en az yarı final yapıyor her sene. Benitez'in kalma sebebi de bu değil mi zaten? Şampiyon olamama süresi uzasa bile (ki 20'yi bulacak yakında) takım her zaman en üst tabakada Avrupa'da.
Son 2 senedir, 06-07'de Milan ve geçen sezon Barça dışındaki 3 takım İngilizdi hep. Bu 3 takım da hep Chelsea, ManUtd ve Liverpool'du. Kesinlikle azımsanacak bir durum değil bu.

Idefix

Netten kitap almak zevkli mevzu. Hele de mekan kaliteliyse, daha bir güzel oluyor. İndirim, sanal kitap fuarları vs. Zaten her zaman standart indirim var. Çok kitap alınca deli kar yapıyorsun. Tek-tük almanın pek hayrı yok. O yüzden 2 ayda bir filan alışveriş yapmak en akıllıcası. Para birikir filan.

Benim sıklıkla alışveriş yaptığım yer (ne sıklığı ulan, hep), Idefix. Kitapyurdu filan, başka mekanlar da var ama, sarmadı. Oralardan almıyorum. Ayrıca biliyorsunuz ki, alışmış kudurmuştan beterdir. Bir kere başladık oradan, gitsin öyle. Sadakat güzeldir.

Ama tabii her güzel mevzuunun da, sakat noktaları olabileyor. Mesela, neredeyse her kitap için "en fazla 3 günde kargo" yazmasına rağmen, ben 5 günden az vakitte kargonun geldiğini görmedim. Belki dava açsam kazanırım ama, ilgilenen kim. Bir de araya haftasonu girerse eğer, bekle ki gelsin. Az pencere başı beklemedik. Bir keresinde de ben hasta olmadan önce sipariş vermiştim, hasta hasta kargo yolu bekledim. Hastalıktan çok, kitapların gelmemesi deli etti beni. Ben düzeldim, kitaplar geldi...

Son olarak, Ayrıntı yayınları'nın dahil olduğu bir kampanya vardı. 5 kitap alana 5 kitap bedava. Beleşlerden seçmekte zorluk çıktı, çeşidi kısık tutmuşlar, ama yeni yazarlara zıplamak her zaman iyidir, değil mi? Sonuç:45 milyon kar.

Edit:Haftasonu gelmiyor diye sövdük adamlara, ama onlar "Haftasonu gönderilmesin" seçeneğini işaretlediğim halde cumartesi getirdiler kitapları. Teşekkür etmekten başka bir şey diyemiyorum. 2 gün erken aldık kitapları, iyi oldu.

Obama Filan

Hüseyin'in postunu görünce bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim-nedense.
Öncelikle sadece "siyah" olması sebebiyle, Obama'ya büyük bir sempati var. Bunun yersiz ve temelsiz olduğunu bilmek için, Amerikan sistemini bilmek gereiyor. Bilmeyenler kolayca bu adamı destekleyebilir. Destekliyorlar da.
Bu ülkede cumhuriyetçiler ve demokratlar arasında hiçbir fark yoktur. Hepsi esasen tek bir partiye hizmet eder. Tek bir "amaca" hizmet eder. Başkan kim olursa olsun, yapılacak olanlar, bir şekilde yapılır. Fark etmez. Başkan Bush da olsaydı, başkası da olsaydı Irak'a girilirdi. Veya bu seçimde kim seçilirse seçilsin, gerçekleşecek olan şeyler fark etmeyecek.

Bazı saflar da, Obama'nın siyahları, müslümanları, ya da toptan "ezilenleri" kollayacağını sanıyorlar. Çok büyük safdillik bu. Neye dayanıyorsun bunları söylerken diyeniniz varsa da, azıcık gözünü açsın, 1-2 bir şey okusun yeter.

İki Lider Arasındaki Farkı Bulunuz

Obamaa, Obamaaa, Barack Obama!!

Çizgi

Bir diğer nostaljik hamle de, Magic'ten geldi.
Biliyorsunuz 90'larda, Hornets gibi, Magic de düz zemin üstüne çizgili forma giyiyordu. Hatta bu tasarımın uygulandığı siyah forma Nba'in efsanevi formaları arasındadır. Halen de retro forma uygulaması içerisinde giyebiliyorlar.
Nedendir bilinmez, Hornets gibi Magic'in forma tasarımı da düze döndü son yıllarda-kafalarına göre, niye olacak. Ama son çıkan formalarda geriye dönüş olduğunu görüyoruz. Bir de siyahı çıkarsa bunların, daha güzel olacak.
Ha, bu formayla Hido'yu çok görür müyüz, onu pek sanmıyorum.

Yeni

Görünüşe bakılırsa 4-5 Nba takımı bu sezon formaları yeniledi. Hepsini koyarız bloga inceleriz. Ama buna bir öncelik vereyim dedim.
Hornets'in Charlotte zamanından kalan, aklımızda Baron Davis, P.J Brown gibi oyuncularla yer eden bu beyaz üstüne yeşil-mor çizgili forma geri döndü. Şahsen çok sevindim bu nostaljik hamleye. Eminim birçok Nbasever de aynı görüştedir.

Zaten yükselişte olan ve daha da yükseleceği öngörülen Hornets'in, bir de bu formalarla oynayacak olması onları daha da sempatik hale getirecektir.

O değil de, dünkü Wiz maçında, ilk çeyreğin yarısında Chris Paul 4 sayı-1 ribaund-2 top çalma-6 asist ile oynuyordu. Çok fena geliyor çok.

Hebele Hübele

Çok okunan bir blog olduğumuz için bir açıklama yapma gereği duydum (sıç!). Bu ara maalesef blog'a pek zaman ayıramıyorum. Yazacak şey çok ama, yazamıyoruz. Bakalım, zaman bulunca döşeriz hepsini. Diğer yazar ne bok yemeye burda, onu da bilmiyorum.
Bir şeyler yazma imkanı bulmuşken anket sonuçlarını değerlendireyim. Bloga giren okuyucular da az-çok bizim gibi düşünüyormuş, en çok "kestirmesin" şıkkı oylanmış. Bizce de kestirmesin. Tabii Puyol da bu anketin sonucunu bekliyordu, bunu da açıklayayım.

Az önce farkettiğim bir şeyi yazayım son olarak. Ntvspor.net'te İlker Acun diye bir şabalak var ya, onun resmi sanırım Doğuş Balbay'ın resmi. Hatta belki de o yazıları Doğuş Balbay yazıyor. Eğer öyleyse feci sıçar onu da söyleyeyim. Paso sıçıp sıvıyor çünkü. Basketbol oynayan birinin böyle yazılar yazması rezillik. İsteyen resimleri karşılaştırsın baksın. O mudur değil midir bilemeyiz ama, acayip benziyor bu "2 kişi". İlker Acun da blogda yazı konusu oldu ya, bir devrin sonudur bu...

Penceresi Cam Cama Spoelstra


Saçlara bak.

Grup B

Benfica-Olympiakos-Hertha Berlin-Metalist Kharkiv. İyi grup çıktı. Ne çok kolay, ne çok kazık. Muhtemel bir Milan-Stuttgart-Portsmouth-Wolfsburg grubundan iyidir.
İç saha-dış saha olayı henüz belli olmadı. O belli olunca daha net bir tahminde bulunabiliriz. Ama şu kesin ki, Gs'ın bu 4 takımı da yenecek gücü var. Yeter ki gereken şeyler yapılsın. Şu sakatlar düzelsin filan.
Olympiakos'la dışarda oynamayalım, Hertha ile de dışarda oynayalım. Bunlar gelirse güzel olur.
Çok kolay grup olunca rehavete kapılıp "lokum gibi grup" çekiyoruz, sonra da yiyoruz arkadan. Güzel oldu bu. Konsantre olurlar hem.

Edit!!: İstediğimiz oldu. Benfica (2. maç) ve Hertha Berlin (son maç) maçları dışarda, Olympiakos (ilk maç) ve Metalist (3. maç) maçları ise ASY'de. Çok iyi fikstür. Dışarıda 2 en çok taraftar baskısı olan sahada oynamayacağız.
İlk 3 maçın 2'sinin evimizde olması da avantaj. 3 maçta işi bitirebiliriz.
Rakiplerden biri Metalist olduğu için, bir çeşit "intikam alma" görevi de bize düştü.

Saygı Duruşu

Şehitler için saygı duruşu var Bursa'da. Saygı duruşu demek sessiz saygı göstergesi demek, tezahürat yapmak, terör örgütü lanetlemek değil, onu 90 dakika boyunca yapabilirsin. Bunları buraya yazdırıyorlar, Allah'ım ya. Saygı duruşu nasıl olur iki haftadır Galatasaray taraftarı gösterdi, feyz alın. Şehitlerimize ağlıyoruz ayrıca.

Dummies

Evet. Zaten "Dummy" de meraklı demek. Ulan adam gibi yazın kitabın ismini, hiç kimse bir şey demez. Böyle yapınca daha fazla tepki toplarsınız. Şu "millet ne yapar-ne der" önkorkusu var ya, daha beter bir halt yok.

Abart


Zlatan Ibrahimovic'in ne kadar hayvani bir adam olduğunu biliyoruz ama, bu yaptığı artık fazla. Bu fazla dediğim olayı ve Inter-Bologna maçının özetini buradan izleyebilirsiniz. Inter de 2 maçtır kazanamıyordu, iyi oldu bu galibiyet Mourinho için.

Sinan Kaloğlu


Eldeki futbolcunun değeri bilinmiyor, basit sebeplerden aşırı eleştiriliyor. Adam sonra gidip rahat oynama fırsatı bulunca da, bakın neler yapıyor.
Ülkemizde dalga geçilen, fakat benim her zaman için belli bir seviyenin üstünde olduğunu düşündüğüm Sinan Kaloğlu, takımı Bochum'un bu hafta evinde Bayern'le yaptığı ve 3-3 berabere kaldığı maçta 1 gol attı ve 2 de asist verdi. Sanırım 2 hafta önce de bir gol atmıştı. Ben bu yaptıklarını görünce aslında çok şaşırmadım desem yeridir, çünkü ülkemizde oynadığı zamanlarda da iyi bir hücum oyuncusu olduğunun farkındaydım Sinan'ın diyebilirim. İnsanlar ise sadece onun Fb'ye sürekli gol atmasıyla ilgilendi.
Bu işler böyle ilerliyor. Bugün Bochum'da iyi oynar, Bayern'e gol atar, başkasının ilgisini çeker, daha yukarı gider vs vs. İnşallah da öyle olur.

Tugay örneği de aynı değil mi az çok. Basın, taraftar, camia baskısından kurtulunca futbolcu, rahat rahat sahadaki işine odaklanıyor. Ve de iyi sonuçlar ortaya çıkıyor.

"mesSİ vs agüeNO"


Dün savaş baltalarını çıkarıp gitmiştik aşağıda gördüğünüz gibi. Ama tabii ki bu kadarını biz de beklemiyorduk.
İşin kötü yanı, garip ailesel tepkiler yüzünden, maçın ilk 5.20'sini kaçırmam. Yani ilk 2 golü!! Film izleyesi geldi bizim ahalinin, o zamana kadar 2 gol kaçtı. Biz daha ne olduğunu anlayamadan 3 geldi zaten. 8 dakikada 3 gol! Hemen ardından 3 dakika sonra Maxi'den bir füze. Valdes abi yerinde tabii. Her zamanki gibi. Sonrası da malum, Eto'o 3 kişiyi ekmek almaya gönderip köşeye vurdu, bir de seken topta Gudjohnsen attı.
Messi'nin 2 slalomu var ki, hele bir tanesi ayağa kaldırdı iyice, ama çok köşeye attı ve top dışarı çıktı.
2. yarıdaki tek gol ise, belki de 6 gol içinde en iyisiydi. Önce iyi zamanlama ile top kapıldı, yakındaki Henry'ye verildi, o içeri kat ederken, Henry'nin topu verdiği Xavi Bojan'ı buldu, Bojan da kat eden Henry'yi. Henry de harika vurdu köşeye. Bu ara tırı-vırı yapan Henry'nin gol atması güzel tabii. 2 gol atan Eto'o niye çıkarken trip atıyor, anlamak mümkün değil.

Atletico Madrid'in bu sezon iyi geleceğini düşünüyorduk ve iyi de geliyorlardı. Cl'de 2'de 2 yaptılar, ligde çok çok iyi değil vaziyet ama, umut veriyorlardı. Şimdi bu galibiyet onları nasıl etkiler, göreceğiz. Umarım tüm sezonu kötü etkileyecek şekilde kalıcı izler bırakmaz üzerlerinde. Bu takımın iyi şeyler yapabileceğini gördük çünkü.
Daha çok böyle karşılıklı mücadelenin olduğu, zevkli bir maç bekliyorduk, o kısmı olmadı ne yapalım. 2. yarıdakine artık. O maç da ayrı bir havada geçecek, bu belli oldu. Adamlar bütün sezon o maça bilenip patlamasınlar da bize.

Maçın kişisel rekabet kısmına, yani Messi-Agüero rekabetine göz atalım diyeceğim ama, sizce buna gerek var mı?

Son olarak Agüero beyin sevgili kayınpederine selamımızı da yollayarak, yazıyı bitirelim.