Çeşme


Az önce şöyle bir şey gördüm, feci hoşuma gitti. Bir kere de Premier Lig takımlarından biri yapmıştı, Alican bahsetmişti hattâ burada. Timberwolves'un iç saha maç fikstürü, ama giyilecek formalara göre. Üçte ikisi 1 ve 2. formalara ayrılmış, onun da yarıdan biraz fazlası beyazda. 3 ve 4. formalar, adlarının hakkını verecek kadar giyiliyor. Abartı yok. Yeşil sızdı ama gri henüz bilinmiyor.

Keşke daha fazla takım böyle şeyler yapsa. Burada neyi görüyoruz peki; Nike döneminin başlamasıyla, forma adlandırmalarının da değişmesiyle birlikte, şu manzaraya da bakınca, artık o yıllarca süren "İç sahada beyaz giyilir" geleneğinin toptan kalkmasa bile, resmi bir darbe yediğini görüyoruz. Artık iç saha yok, "Association", "Icon" ve "Statement" formalar var. Bir de işte retrolar olacak, senesine göre. O arada kollulardan kurtulduk çok şükür. Ama nihayetinde "pazar" bu, kollu yerine başka bir garabet çıkabilir. Çıksın da, ama en azından basketbol geleneklerine uygun olsun az-çok.

Nerden Nereye 249


Önce 2014 yazında lig logosunu arkaya fırlattılar. Ki söylentiler ve bilmemkaç yılına girmiş olmamız bizi neyin beklediğini az da olsa belli ediyordu.


3 sezon boyunca, koca NBA takımları korsan forma giymiş gibi dolandı sahada. Ufak çaplı bir skandal. Hani artık Finaller'de logo da yer almıyor takımların formalarında, o teselli bile yoktu.


Ve şimdi, aynı yaz içerisinde, hem yeni anlaşma gereği üretici firma logosu geliyor formaya, hem de 10 civarı takım reklam aldı. Bir anda, o biraz göze batan sade görünüm, bir nevi kalabalığa dönüşüyor bu takımlarda.


Reklam olmayanlarda ise taraftar forması giymiş gibi. Neden, çünkü Nike gelmeden önce, sahada giyilen formalar harici diğer iki alt kategori formalarda (swingman ve replica) Adidas logosu bulunuyordu. Ha tabii Oklahoma formasına pozitif etkisi olmuş, normalde o kadar kötü ki. İlaveten, acaba sırf bu logonun formada (ve dahi şortta) yer alması ekstra kaç paraya patladı Nike'a.

Split


United'ın 84-86 arası giydiği formalar. Biliyorsunuz, Adidas'la anlaşıldıktan sonraki ilk sezon, yani 15-16'da, hemen aşırı klasik bir giriş yapıp, 82-84 arası giyilen iç sahanın aynısıyla taraftar karşısına çıktılar. O 12 yıllık dönemde hemen hep klasik tasarımlar giymişler -- ki o vakitler ne yapabilirlerdi derseniz, haksız çıkmazsınız gerçi. Bir istisnası var, o da bunlar. Alternatif logo/arma kullanımının hastası biri olarak, bu formalara da bayılıyorum.
Adidas logosu kollarda ve çift, o zaman henüz lig logosu yok. Armaya geniş bir yer kalıyor, ortada. Sade Sharp logosuyla birlikte çok uyumlu duruyor merkezi halde. Diğerlerinin hepsini yaparlar da, keşke bir sezon bunu diriltseler. Hazır son sezonlarda Adidas omuzlardan 3 çizgiyi atmışken hele...


Klempie



Futbolcuların çoğunun batıl inançları vardır ama Ajax'ta bu durum iyice abartılıydı. Maçlardan önce futbolcuların masaj masasına hangi sırayla gideceği konusunda karışık bir merasim vardı. "Her oyuncunun kendi sıra numarası vardı" diye açıklıyor durumu Salo Müller. "Eğer 3 numaradaki kişi tuvalete gittiyse, hepimiz onu beklemek zorundaydık. Dört numaradaki kişi üç numaraya geçemezdi. Kaleci daima sonuncu sıradaydı. Sjaakie Swart üç numaraydı. Bennie Muller dörttü. Cruyff bir ya da iki olurdu; tam hatırlamıyorum. Masajlarını bitirdiğimde de her oyuncuya özel bir şey söylemem gerekirdi. Cruyff'a 'Yogi Twee' demem gerekirdi. Ona Yogi derdim, neden bilmiyorum. Jopie değil, Yogi. Bu söylediği şu anlama geliyordu: İki gol at. Henk Groot'a 'Henk, çok, ÇOK iyi maçlar' demeliydim. 'Henk, çok iyi maçlar' dersem yerinden kıpırdamazdı. 'Ah, pardon. Çok ÇOK iyi maçlar.' Kaleciye 'Klempie, klempie' derdim çünkü onun işi topu tutmaktı. 'Klempie, klempie.' Piet Keizer kıçına bir şaplak atıp şunu dememi beklerdi: 'Piet, haydi göreyim seni.' "

Harika Portakal, sayfa 65. Günümüzün her takım arkadaşıyla farklı selamlaşan ya da her neyse, o haltı yiyen oyuncularının ilk örneği falan sanırım bu.

Geri


Şahsen Puma'nın bu sezonki formalarında omuzda kullandığı desen hoşuma gitti. Adidas harici markaların böyle şeyler bulması güzel oluyor, çünkü karakteristik dokunuş yapmaları zor bir hadise -- kısa süreli de olsa. Fakat... buradaki benzer postlarda söylediğim gibi, "çok büyük ihtimalle" arak yoktur ama, geçtiğimiz sezonun United beyazının omzundaki gri kısımla neredeyse aynı bu desen. Biraz daha az darı.


Nerden Nereye 248




Eğer olaydan haberiniz yoksa yahut anlamadıysanız, şuradan. Hatta üstüne bir de şu var. Yetmedi, bu da. Acayip.

Düğün


Geçenlerde nette rastladığım, ne alaka olduğuyla ilgili ne bir bilgimin olduğu, ne de bir fikir yürütebildiğim fotoğraf. Siyasi göndermeleri/mesajlarıyla bilinen bir grubun sırf orada konser verdi diye Belçika forması giymesi bana makul gelmiyor.

Nerden Nereye 247



2003 NBA Draftının Sözlü Tarihi -- 2. Bölüm


(İlk bölüm şuradan, bunun orijinali de şurada)

DRAFT GÜNÜ

2003 NBA Draftı, New York'taki meşhur Madison Square Garden'da yapıldı. Lig çevrelerindeki çoğu kişi bu draftı, tarihin en derin draftlarından biri olarak niteliyordu. Bu süreç, dokuz All-Star, bir avuç franchise oyuncusu ve iki Finaller MVP'si çıkmasıyla ve yedi yıl sonra, bu draft sınıfının "gelmiş-geçmiş en iyi" olarak görülmesiyle sonuçlandı.

Paxson: Birkaç takımın 1. sıra için bazı büyük tekliflerle bize geleceğini düşünüyordum. Takas etme ihtimalimiz yoktu, ama takımların denemesini bekliyordum. Belki deneyebilirdim.Ama hiç ciddi bir teklif gelmedi. LeBron ve annesini bir WNBA maçına götürüp yemeğe çıkardık ki, yüzyüze temas sağlanıp, herkes birbirini görsün. Onun için yalandan bir workout ayarladık, daha çok medya içindi.

James: Evde kalacağımı biliyordum. Gidip David Stern'le görüşmek zorunda kalana dek, benim için dingin bir gündü. Bu ânı, sahneye çıkıp o şapkayı takmayı hayal etmiştim. O yüzden oraya çıktığımda biraz huzursuzdum.

Goodwin: Bu, LeBron ve annesi Gloria için özel bir andı. İlk sıradan seçileceğini bilseler de, o anın tadını çıkarmaları hoşuma gitmişti. Hayatta bir kere başa gelebilecek bir şeydi. Sonraki yıl, Dwight Howard'ı temsil ettiğimde, birkaç günlüğüne Orlando Magic'in onu seçeceğini biliyordum, ama seçilene kadar söylemedim, çünkü bu harika bir an.

James, hemen o anda draft modası tarihinin en akılda kalan kıyafetlerinden biri olan, bembeyaz bir takım elbise giymişti. Sonra bir firma, bunu koca kafalı oyuncaklarda kullandı. 

James: Berbat bir takım elbiseydi. Çok boldu, Sevimli Hayalet Casper gibi görünüyordum, bembeyaz. Bunun, Karl Malone'un kravatı, Jalen Rose ve Samaki Walker'ın şapkası gibi, draft tarihinin en akılda kalan draft giysilerinden biri olduğunu biliyorum. Ama ona bakmaya dayanamıyorum.

İlk sırada herhangi bir heyecan yoktu, ama draftın geri kalanı, bu kesinlikten uzaktı.

Ford: Darko'nun New York'taki workout'undan sonra, Pistons onu Detroit'e getirdi ve yine workout'a çıktı. İlki kadar etkileyici olmasa da yine iyiydi ve ona bağlı kalmaya devam ettiler. Will Robinson, Pistons'ın efsanevi scout'uydu. Grant Hill, Joe Dumars ve daha birçoklarını keşfeden kişiydi. Will, Darko'yu genç Wilt Chamberlain'e benzetiyordu. Onun sözlerini alıntılıyorum, ama insanlar her zaman bunları bana atfediyor gibi görünüyor.

Will Robinson (Pistons scout'u, 1976-2003): Darko oyuna hükmedecek. Oyunun hakimi olacak. Yeni bir arena inşa edeceğiz. Böyle bir çocuğu yok edecek tek şey, bir kadındır.
[Mayıs 2003'te ESPN.com'a söylediklerinden. Robinson 2008 yılında vefat etti.]

Ford: Darko'nun en büyük iki ânının, o iki workout olduğu ortaya çıkıyor. Ve bir daha hiçbir workout'u çok kötümser olmadan izleyemedim.

Cornstein: Diğer bütün workout'ları iptal etmiştik. Detroit'e gidiyordu. Kağıt üzerinde harika bir olay gibi görünüyordu. Biz boşluk vardı? Gayet mantıklıydı. O zaman, Larry Brown'ın göreve gelmesinin Darko'yu etkileyeceğini düşünemedik. Yanılmıştık.



Vandeweghe: Cornstein, Darko'nun bizim için workout yapmayacağını, çünkü Detroit'in ardından gideceklerini söyledi. O noktada şaşırmıştım. Biraz şüpheciydim, öyle söyleyelim. Bu konumda olmalısınız, çünkü herkes oyunlar oynamaya çalışıyor. Darko'yu izlemek için New York'a uçtum. Onu Avrupa'da görmüştüm. Bir maçta hiç oynamamıştı, diğerinde de çok az süre bulmuştu. İyi bir fikir edinmek zordu.

Ronzone: Takımlar 2. sıra için bizi aramaya devam ediyordu, her tür paketi teklif ediyorlardı. Carmelo'yla görüşmelerimiz oldu. Chris Bosh bizimle güzel bir workout geçirdi ve onu gerçekten sevdik. Ama Darko'ya odaklanmıştık.

McCosky: Drafta kadar, Pistons'ın sırası gelene kadar, Denver takasla 2. sırayı istedi. Kiki Darko'yu isteyebilirdi. Pistons, Carmelo için o kadar hevesli değildi. Ellerinde Tayshaun Prince vardı ve bir uzuna ihtiyaçları vardı. Eğer Darko'yu takaslasalardı, 3. sıradan Chris Bosh'ı alacaklardı ve Carmelo orada olmayacaktı bile.

Tomasson: Kiki bize açıkça talimat vermedi ama benim daha önce konuştuğum bazı Nuggets yöneticileri, Darko'yu Melo'dan üstün tuttuklarını söylüyordu. Bazı oyuncularla çalışmışlardı ama bence lotaryanın ardından bayağı bir Melo'ya odaklanmışlardı. Lotarya gecesi, Pistons'ın muhtemelen 2. sıra için Darko'yu alacağı haberleri çıkmıştı.

Vandeweghe: 2. sırayı takaslamam için arandım; arkamızdaki takımlar, bu sıra için bizi arıyordu. Detroit'in ne yapacağından emin değildim ve bütün opsiyonları incelemek istiyordum.

Anthony: Bana biri tarafından hızlıca, 2. sırada Pistons tarafından seçileceğim söylendi. Ama bir şeyler oldu. Bugüne kadar, hâlâ ne olduğunu bilmiyorum.

Ford: Bilinmeyenin bilineni gölgede bırakması sadece bir anlıktı. Genç genel menajerlerin çoğunda bu uluslararası heves vardı. Sonraki Dirk'ü bulma tutkusu bulunuyordu. NBA çevreleri, Avrupalı oyuncuların burada oynayabileceğini fark ediyordu. Scoutlar AAU sistemi yüzünden Amerika'da basketbolun halinden sızlanıyordu; ve işte ortada çok yetenekli ve çalışkan Avrupalı oyuncular vardı. Scoutlar Avrupa'ya hücum ediyordu. Jerry West sürekli beni arayıp Darko'nun neden bu kadar üstün tutulduğunu soran biriydi. Onun yabancı düşmanı olduğunu düşünüyordum. Eski kafalıydı işte.

West: Biz kendi araştırmamızı yapmıştık. 2. sıradan Darko'yu almak mümkün değildi.

Pistons, elbette, draft tarihinin en büyük hatalarından biri olacak şekilde, Milicic'i seçti. Pistons'la 3 sezondan az zaman geçirip, 96 maçta 2 sayı-2 ribaunddan düşük bir ortalama tutturdu. 5 farklı takımda daha oynayıp, bir sezonda 7 sayı-6 ribaund barajını hiç geçemeden, sönük bir kariyere imza attı.

Dumars: Kesinlikle bir hataydı. Bunun hakkında bir tez yazabilirim. Darko'yu seçtikten sonra, o andan itibaren, draftta seçtiğimiz oyuncuların geçmişine verdiğimiz öneme inanamazsınız. Bu olay yüzünden, NBA'deki takımların hepsinden çok daha fazla geçmiş taraması yapar olduk. Darko için yaptığımız, şimdikinin yüzde 20'siydi. Şimdi dönüp bakıyorum ve bize gerekenlerin yarısını bile bilmediğimizi fark ediyorum. Darko içim, iki farklı bilgi kaynağımız olabilirdi? Bu kadar. Avrupa'dan birileriyle daha konuşabilirdik. Olay buydu.
[2012 draftından sonra katıldığı bir basın toplantısından.]

Darko Milicic (pivot, Hemofarm Vrsac, Sırbistan): Biliyorsunuz, kötü bir seçim yaptılar. Neden beni aldılar? Kim bilir, ben de Dwyane Wade ya da Carmelo gibi oyuncular kadar süre bulabilseydim, neler olurdu; onlar harika oyuncular. Yani ben, 2. sıra seçimi olarak, neden o kadar az süre bulduğumu anlamıyorum. Neden beni seçtiler? Hemen oynayacağını düşündüğün birini almalısın; çünkü bench'te tutacağın bir oyuncuyu almak hem o pick'i, hem de oyuncunun zamanını harcamak olur. Bunu hiç anlamadım. Sanırım sonsuza dek şampiyon olacaklarını düşünüyorlardı. Bilmiyorum. [2010'da Slam'e verdiği röportajdan.]

Cornstein: Mars'ta yaşamıyoruz. O zamandan beri neler olduğunu biliyoruz. Hatırlatmalıyım ki, benim gördüklerim arasında fiziği ve workout'ta yapabildikleri açısından en etkileyici oydu. Şu an eminim ki, o yıl lotaryaya kalan 13 takıma da sorsan, 2. sıradan Melo'yu alırdı. Bu sadece yanlış değil, onların da çoğu Darko'yu alırdı. Henüz 17'ydi, yaşına göre inanılmaz bir fiziği vardı. Yaşına kıyasla çok olgundu, ki şimdi geri dönüp bakınca bunun garip geldiğini biliyorum. Bazen bir şimşeğe sahip olursunuz; ama bir şişenin içindedir.

3. sıradan Melo'yu almak bariz bir hamleydi, ama Nuggets bunu yapmak zorunda kaldı. Anthony üniversite takımındayken 88 kiloydu. Mayıs ayında, draft öncesi kampında kilosu ölçüldüğünde ise 105 kilo. Denver'a gittiğinde tam bir workout yapmadı ve genelde şut idmanı yaptı. Workout sırasında biraz kondisyonsuzdu, ki bunun için rakımı bahane etmişti. 

Vandeweghe: Kendisini en iyi form düzeyinde koruması için konuşuyorduk. Onunla, kampta çalışması yerine fiziğini korumasının çok daha kolay olduğu yönünde bir konuşmamız oldu. Ama hepimiz Melo'yu beğendik, hepimiz onun franchise oyuncusu olabileceğini biliyorduk. Yeniden yapılanıyorduk ve iki yıldır bu sırayı hedefliyorduk; gerçekten bizim için işe yaradı.

Dwyane Wade (guard, Marquette): Denver beni bir workout için aradı ve getirtti. Oraya vardığımda, kendi kendime "Neden buradayım?" diyordum. Beni 3. sıradan seçeceklerini düşünmüyordum. Ama 3. sıra için emin olmadıklarını söylediler ve hâlâ karar alma sürecindelerdi. Neler olduğundan emin değildim.

Anthony: Detroit'e gitmek, tabii daha iyi olurdu. Bir Playoff takımıydı. Denver'a gidebileceğimi İlk duyduğumda "Denver'a gitmek istemiyorum" tavrı içindeydim. Ama sonra menajerimle oturup konuştuk ve bana harcayabilecekleri para miktarını söyledi. İyi olma şansları bulunuyordu.
[Mayıs 2003'te Rocky Mountain News'e verdiği röportajdan.]

Nuggets o paralarla yaz aylarında Andre Miller ve Earl Boykins'i aldı. Kalanıyla da, 2004'te Kenyon Martin'i. Bu eklemelerle Denver, 03-04 sezonunda 43-39'luk bir dereceye imza attı: 93-94 sezonundan beri ilk kez bir "kazanan" sezona imza attılar, ve 1995'ten bu yana ilk kez Playoff gördüler. 

Chris Bosh (forvet/pivot, Georgia Tech): Draft öncesi kampın ardından çıktığım ilk workout, Chicago ileydi. Bulls'un antrenman sahasına gittik ve draftta üst sıralarda seçilecek 7 oyuncu falan oradaydı. Titriyordum. İçimden "Oh, hayır. Bunun için hazır değilim" diyordum. İyi iş çıkaramamıştım ve bunun ardından üniversiteye dönmek istedim.

Henry Thomas (Bosh ve Wade'in menajeri): Chris'in üst sıralardan seçileceğinden emindim. Onun drafttaki durumu erkenden sabitleşmişti.

Ford: Kimse Bosh'un ilk 5'te olacağından şüphe etmiyordu. Toronto ve Detroit'te harika workout'lar çıkarıp bunu sağlamlaştırmıştı.

Bosh: Toronto'da iyi iş çıkarmadığımı hatırlıyorum. Birkaç kez Nick Collison'la karşı karşıya gelmiştik ve bazen ben ondan, bazen de o benden iyiydi. Ama sonra Miami'ye gittim, ve onlar 5. sıranın sahibiydi. Her şey bittiğinde, "Seni beğendik, ama bizim sıraya kalmadan seçileceğini duyduk" demişlerdi. İlk defa o anda, muhtemelen ilk 4'e gireceğimi fark etmiştim.

Thomas: Glen Grunwald'ı (O dönemin Raptors genel menajeri) bir süredir tanıyordum. Chicago bölgesindendi ve ben de Chicago'luyum; ve eskiden, avukatlar liginde birbirimize karşı oynamıştık. Chris'i alacaklarını biliyordum.

Bosh: Nefes alamıyordum. Ailemle orada oturuyordum. Kardeşim beni rahatlatmak adına bir şaka yaptı, ama ben "Komik olan ne..." tavırlarındaydım. Terlemeye başladım. Hayatımın en uzun 3 dakikasıydı. Çılgınca anlardı.

Raptors 4. sıradan Chris Bosh'ı seçti. Raptors'ta geçen 7 sezonunda 5 kez All-Star oldu ve 06-07 sezonunda takımın Atlantik grubunu 1. bitirmesinde liderlik etti. 



Wade: İlk 4 sırada kimler olacağını biliyordum. Bence çoğu insan biliyordu. Chris hariç; seçilene kadar asla buna inanmadı. Her zaman draftların gerçek başlangıcının 5. sırada olduğunu hissetmişimdir. O akşam hissettiğim de buydu.

Ford: 13. sıradan NCAA turnuvasında kendini gösteren Wade'i seçmiştik, ki şimdi geri dönüp baktığında garip geliyor. Jerry West, Wade'e bayılıyordu. West bir noktada gerçekten Wade'i alabileceğini düşünüyordu. West onunla konuştu. Eğer Jerry onu sevdiyse, bu adama bir kez daha dönüp bakmalısınız. Wade hakkındaki endişe, onun kendisini bir oyun kurucu olarak satmaya çalışan, normalden kısa bir 2 numara olduğu yönündeydi.

Riley: Her zaman çok genç olmayan oyuncuları yönetmeyi istemişimdir. Her zaman 25-26 yaşındaki, biraz tecrübe kazanmış oyuncuları tercih ettim. Aynı zamanda, takımımın çok üst sıradan seçim yapacağı kadar kötü olacağına da hiç inanmadım. Ama o yıl 5. sırayı aldık, ve ben oyun kurucu ile pivot arıyordum; ihtiyacımız bunlardı. Listemizin üst sıralarında Kirk Hinrich, T.J. Ford ve Chris Kaman gibi oyuncular vardı, onlarla ilgileniyorduk. Dwyane de oradaydı, ama işin başında, emin değildim.

Thomas: Marquette'de harika bir sezon geçirse de, insanların Dwyane'le ilgili şüpheleri vardı. Bir şutör guard olmak için ufak-tefekti ve şutu pek de iyi değildi. Klasik bir oyun kurucu da değildi. Onu 11-12 takımla workout'lara yolladık, çünkü kendisini kanıtlaması gerekiyordu.

Tim Grover (NBA kişisel antrenörü): Henry Thomas beni çağırdı ve Dwyane'i takım workout'ları için hazırlamamı istedi. Onu gördüğümde, "NCAA'deki o çocuk bu muydu?" dedim. Anlayamadım. Çalışmalar sırasında gergin miydi, neydi çözemedim. Ama iş rekabete geldiğinde, sanki başka biriydi. İstikrarlıydı. "Tamam, ne dediklerini şimdi anladım" diyordum. Çok az insanın sahip olduğu o değişim kabiliyetine sahipti.

Ford: Onun kanat açıklığını gördüğünüzde, atletik yetenekleri ilginizi çekiyordu. Sonra da onun salonda herkesi darmadağın ettiğine dair sözler vardı tabii. Corey Maggette ve Quentin Richardson gibileri ya da daha genç NBA oyuncularını safdışı bırakıyordu. Bu çocuğun iş yapacağını görüyordunuz.

Wade: Bir ergendim ama ben bir oyun kurucuydum. Buluşmalarda ya da takımlar sorduğu zaman, onlara topla aramın iyi olduğunu ve oyun kurabildiğimi söylüyordum. Onlara bir basketbolcu olduğumu söylüyordum.

Randy Pfund (Heat genel menajeri 1995-2008): Chris Kaman'ı görmek için Chicago'ya geldik ve onun workout için gelmesini bekliyorduk. Dwyane salonun diğer ucunda Tim Glover ile çalışıyordu. Ve Pat dönüp bize "Bu da kim?" dedi. Bu çocuk da kim? "Bu Wade" dedim. Karşılığı "Vay be" oldu. Dwyane etkileyici görünüyordu, ve bu, Pat'in gözüne takılmıştı. Ve bu sanırım, Dwyane'in Miami'de workout'a çıkmasından 4-5 gün önceydi.

Riley: Korkunç bir takım yönetiyordum, Milwaukee'deydim ve Marquette'in Kentucky ile oynadığı maçı izliyordum. İşten sıkılmıştım, yağmur yağıyordu ve kötü bir akşamdı. Dwyane'in 30 sayı atmasını izledim. Eşsizdi, oyunu kontrol edişi ve sahadaki hareketleri Jordanvariydi. Korkusuzdu. O akşam, onunla ilgili sonraki araştırmalarımızda büyük etkiye sahipti.

Wade: Workout için yemeğe gittim ve orada akşam yemeğine gittim. Yemekte Pat "Kimi alacağımızı bildiğimizi düşünüyorum" demişti ve ertesi gün birini görmek için sabırsızlandığını söyledi. Benden bahsettiğini bilmiyordum. Bunun ardından workout'ta en iyi performansımı gösteremedim.


Riley: Ona neden söylediğimden emin değilim ama korkunç bir workout geçirdi. Çok gergindi. Onun elini sıktığımı hatırlıyorum ve daha önce bu kadar çok terli olduğunu gördüğüm avuç içi, James Worthy'ye aitti. Bir şut bile sokamadı. Ama bu bizi etkilemeyecekti.

Israel Gutierrez (Heat yazarı, Miami Herald): Riley'nin niyeti uzun oyunculardı ve da Kaman'dı. Ayrıca T.J. Ford'u da seviyordu. Wade'le ilgilendiğini biliyordum ama ekibinin Wade konusunda karar vermek için emin olması gerekiyordu.

Thomas: Heat bir uzun istiyordu; bu işin Dwyane ile sonlanacağını düşünmüyorduk.

Pfund: O yıl draft odasında bazı güçlü kanaatler vardı ve hepsi aynı değildi. Dwyane'in oyununda bir şeyler görmüştüm ve onda bir yıldız kalitesi olduğunu sezmiştim. Buna ihtiyacımız olduğunu hissediyordum.

Grover: Dwyane'in alt sınırının 7. sıra ve Chicago olduğunu biliyordum. Onu bu sırada alacaklarını biliyordum. Ama draft günü, Pat Riley beni aradı. "Pekala, Tim. Kaman ya da Wade: Hangisini seçerdin?" dedi. İkisiyle de çalıştım ve bunu sormak için çağırması, beni onurlandırdı. Bunun hakkında düşünüyordum, ve birden 84 draftında Portland'ın Sam Bowie'yi Michael Jordan'ın önünde alması aklımda belirdi. Dwyane'i almalarını söyledim.

Riley: Bütün yetki benim olsa da, bu yalnızca benim kararım değildi. Bir konsensus sonucuydu. Bunu tartıştık. İş o noktaya gelince, dikbaşlılık etmeyecektim. Eğer o ana dek seçilmemişse, Dwyane'i seçeceğimiz kararını drafttan birkaç saat önce verdik.

Wade: Miami aklımda yoktu. Chicago, Chicago, Chicago diyordum. Bir Bulls taraftarı olarak büyüdüm. Medya da bu yönde işaret ediyordu. En iyi workout'larım Chicago'da olmuştu. 6. sıradaki Clippers için hiç workout'a çıkmadım, oraya gitmedim bile. 7. sıra için Chicago'ya gitmiştim.

Thomas: Randy Pfund beni aradı ve telefona "Wade'i alıyoruz" diye bağırdı. Sakince telefonu kapadım.

Wade: Thomas geldi ve yanıma oturdu. Kulağıma şöyle fısıldadı: "Yüz ifadeni değiştirme ama, Miami 5. sıradan seni seçecek." Şimşek hızıyla oldu.

Riley: Onu bir oyun kurucu yapacağımızı ve ligdeki en atletik ve en yetenekli oyun kurucuya sahip olacağımızı düşünüyordum. Bir video izlediğimi hatırlıyorum: Bazen topu sürerken birden hareketi kesip köşeyi dönebiliyordu; bazen omuzları, dizinden daha aşağıda olabiliyordu; şimdiye dek gördüğüm bütün oyunculardan daha iyi boşlukları görebiiyor ve potaya gidebiliyordu. Dwyane bizim için tüm oyuncuları temsil eden bir oyuncu haline geldi.

Wade o sezon Heat için oyun kurucu oynadı, ve ilk yılını geçiren koç Stan Van Gundy'nin yönetiminde sürpriz bir şekilde Playofflar'da 2. turu gördüler. O zamandan beri Wade, Heat ile 3 kez şampiyonluğa ulaştı ve draft gecesi yanında oturan iki oyuncunun 10-11 sezonunda takıma gelmesinde kritik rol oynadı.

DRAFTIN KALANI

6. sırada Los Angeles Clippers, sonradan bir All-Star ve franchise oyuncusu haline gelecek olan Chris Kaman'ı seçti. Bulls, Wade'i kaçırmanın hayal kırıklığıyla, 7. sıradan Hinrich'i seçti.

8. sıra Milwaukee Bucks'a aitti. Takımın o dönemki sahibi Senatör Herb Kohl, takımı satma konusunda Michael Jordan'la görüşme halindeydi. Genel menajer Ernie Grunfeld, görevinden ayrılıp Washington' genel menajeri olmadan 4 gün uzaktaydı ve George Karl, sezon başlamadan önce ayrılmıştı. Jordan'ın satın alma durumu, draftın hemen ardından iptal oldu, ama o dönem bu seçimi kimin kontrol ettiği hakkında hep bir şüphe vardı.

Grunfeld: Gençleşiyorduk. Atlanta'ya bu sıra için Glenn Robinson'ı göndermiştik ve Sam Cassell'i Minnesota'ya yollamak üzereydik.Oyun kurucuya ihtiyacımız vardı ve Hinrich ya da Ford'u istiyorduk. İkisini de beğendik ve Hinrich, Chicago tarafından seçildiğinde T.J.'i aldık. Satış dedikoduları vardı, elbette, ama bu seçimimize tesir etmedi.

Larry Harris (Bucks yöneticisi, 1990-2008): Her şey bittikten sonra duyduk ki, bu ciddi bir mesele haline gelmiş, neredeyse takımı satıyormuş. Jordan asla kararımızın bir parçası olmadı; bu seçim yüzde 100 Herb içindi. Burada tereddüt yok. Bu, Senatör Kohl'un takımıydı ve onun için draft ettik. Asla 3 yönlü mesaj ya da başka bir şey yoktu. Asla birisi için draft etmedik.

2003 draftı çok sayıda Amerikan yıldız çıkardı, ama ligin beklediği gibi bir uluslararası devrime dönüşmedi. Milicic dahil, ilk turda 8 ve genelde 20 oyuncu seçildi; ki ikisi de o dönem için rekordu. 

Fakat hiç biri yıldız olmadı. En başarılıları, Boris Diaw, Carlos Delfino, Leandro Barbosa ve Zaza Pachulia oldu. 

Lig yöneticilerinin uluslararası oyunculara olan bu ilgisi, bazı daha yukardan seçilebilecek oyuncuları, aşağı itti, ki aralarında geleceğin All-Star'ları David West, Josh Howard ve Mo Williams da vardı.

David West (forvet, Xavier; New Orleans'ın 18. sıra seçimi): Herkes bu yıldızların zirveye çıkacağını biliyordu ama ben daima geri kalanların en iyisi benmişim gibi hissettim. Benim görüşüm bir anlama gelmiyor tabii, bu genel menajerlere kalmış; ben drafta davet edilmemiştim ve North Carolina'da, evimdeydim. Sanırım işe yaramasını umuyordum. Şimdi ligde olmayıp da önümde seçilen bir sürü kişi vardı.

DRAFTIN ARDINDAN

Ertesi gün James bir reklam çekimi için Cleveland'a uçtu ve o akşam Cleveland Indians'ın maçı için de ağırlandı. Sopa ile vuruş için birkaç deneme yaptı ve sonradan bir beysbol kartına basılacak olan ilk vuruşa imza attı. Ama bu akılda kalacak bir an değildi. Eğer James'in topa vurma denemesinden daha kötü bir şey varsa, o da daha önceki berbat atış denemesiydi. 

James: Korkunçtu. Beni bir daha orada atış yaparken görmediniz. Ve de asla göremeyeceksiniz.

Bosh, Toronto tarafından seçilmeyi beklemediğini söylerken tam olarak bunu kastediyordu: Pasaportunu Dallas'taki evinde unutmuştu ve bu yüzden de, ertesi gün katılacağı basın toplantısı için uçtuğu Kanada'ya hemen kabul edilmedi. 

Bosh: Onlar beni içeri almadan önce hikayeyi anlatmak zorundaydım. Sonra bavullarımı kaybettim. Basın toplantısı için başka bir odam vardı. İki odam vardı: Biri draft için, diğeriyse basın toplantısı. Onlar da bana bir polo tişört verdi ve kan ter içinde kaldım. "Üzgünüm, giyinemedim" falan diyordum.

Wade, Miami'ye gittiğine hâlâ inanamıyordu. 

Wade: Uyuşup kalmıştım. Özel bir uçak yolladılar; daha önce hiç özel uçağa binmemiştim. Salona geldim. Pat Riley benimle Aile Odası'nda tanıştı ve bana oyunları içeren büyükçe bir defter getirip "Bunları öğren" dedi. Sonra beni Mandarin Hotel'de güzel bir odaya yerleştirdiler. Balkona çıkıp şehre doğru baktım, denize baktım. "Ben şu anda neredeyim?" diye düşündüm. Bu kadar büyümemiştim. Orada olduğuma inanamıyordum. Ailem çok duygulanmıştı.

Bu benim yeni hayatımdı.

SONUÇ

2003 draftından beri NBA muazzam bir çekim gücü haline geldi ve o yıl lige giren oyuncuların yardımıyla milyonlarca yeni taraftar kazandı. Reytingler yeniden yükseldi, 2003 sınıfının önemli isimleri dünya çapında tanındı ve çoğu hâlâ maksimumunda oynuyor; daha fazlasını da vaat ederek.

Cornstein: Basketbol için inanılmaz zamanlardı. NBA'in yeniden canlanmasına sebep oldu. Lig o zamanlar sıkıntılı bir dönemden geçiyordu. Lotarya ve draft, işlerin değişmesini sağladı. Bazen yorgun düşebilirsiniz. Draft, yeni bir başlangıçtı. Umuttu. Hokus-pokus gibi ama doğru.

Riley: Doğru seçimi yapmıştık, ama bazen şansınız da yaver gider. O yıl, 2003, kulübün değiştiği yıldı ve son 10 yılda bu kulüp, doğru yolda oldu.

David West: Uzun vadede bizim için işe yaradı. Bence o gün seçilenlerin hepsi, bu sınıfa ait olmaktan büyük gurur duyuyorlar. Neredeyse her takımda bu draft sınıfından bir oyuncu olmasının bir anlamı var. En iyilerden biri olarak anılması gerektiğini düşünüyorum.

James: Bence gayet açık: Draft, hayatımdaki en büyük etkiyi yarattı.

(Benden not: Darko'nun son dönemde verdiği röportajlardan biri için şuradan.)

Nerden Nereye 246




(Şu ilk fotoyu aldığım yer, şu da (bilmeyen için) elemanın icraati.)