Retro-Spurs 6


Jenerik 18



İlk postta "en azından 5-6 tane var elde" demişim, 18 oldu. 25'i bulur sanırım. Ha, unutmadan; şu anda 22-23 yaş üstü olup, o dönem NBA'le ilgilenen herkesin bilinçaltına şu melodiler kazınmıştır sanıyorum. Kimin şarkısıdır, nedir, hala da bilmiyorum ha.

El-Kol 13


O kaselerde ne var acaba? Çorba? Dondurma? Sütlaç? Puding?

Asım




Toprak yollara girip biraz daha gittik, sonunda uygun bir yer bulmuşlardı. Farların aydınlattığı yerler hariç her yer zifiri karanlıktı. Tekme-tokat aşağı indirip farların önüne getirdiler. Anlaşılan tabanca, bıçak falan kullanmayacaklardı. Beni döverek öldürmeyi planlıyorlardı. Sağlam bir dayak başladı. Aynı filmlerdeki gibiydi, biri vuruyor, öbürünün önüne yuvarlanıyordum; o vuruyor, diğerine gidiyordum. Filmlerde hep böyle dayak yiyenlere kızardım. "Ulan kal olduğun yerde" derdim. Meğer kazın ayağı öyle değilmiş. Anlamsız, saçma sapan şeyler aklımdan geçiyordu. Hatta bir ara "Fenerbahçe de böyle pas yapabilse" diye hayıflanırken buldum kendimi.

Yıldız Cinayetleri, Armağan Tunaboylu, sf. 97

Kıyak


Bizim yan sanayi blogun forumunda UEFA'nın şu arkası düz meselesinde bazı büyük takımlara kıyak çektiği falan konuşuluyordu bir ara. Şu 2 fotoğrafta gördüğümüz üzere kıyak mıyak yok. Barcelona bir rengi açık, diğer rengi koyu olan formasının arkasını UEFA'da seve seve düz yapıyor. İç saha formasında ise her iki rengi koyu olduğu için arkasını çubuklu olarak bırakabiliyor açık font ile, tıpkı bu akşamki rakibi Milan gibi.

Galatasaray'ın arkasının UEFA'da düz olma sebebi bu. Ligde ise TFF'nin bu sik salağı kuralı uygulamasına ise akıl sır erdiremiyoruz, İspanya'da görüldüğü üzere (üst fotoğraf) bu kural yok, diğer büyük liglerde olmadığı gibi...

Nimet



Tümer Metin'in bir otobiyografi üstünde çalıştığını ilk duyduğumda (sanırım kitabın çıkışından, yaklaşık 1 sene öncesine tekabül ediyor) bayağı sevinmiş, heyecanla karşılamıştım bu haberi. Ben Beşiktaşlı ya da Fenerbahçeli değilim malum, o takımlarda oynadığı için bir sempatim yok Tümer'e. Bunların dışında bir ilgim de yok, futbolculuğu vesaireyle alakalı. Ama bizde bu kitap benzeri işlere pek(?) rastlanmıyor. O yüzden değeri/önemi tartışılmaz, öncelikle.

Kapakta Tümer'in parmağı var mı bilinmez ama, orada kullanılan renkler, kasıtlı ya da kasıtsız, bir "safını belli etme" durumunu akıllara getiriyor. Çoğu yazarın bile bu konuda müdahil olamadığını düşününce, zor tabii. Ama memlekette hala ünlü bir futbolcunun, tanınırlığı orta düzeyde olan bir yazardan daha "kıdemli" olduğunu da unutmamak lazım. Yayıncılık dünyasında bile.

Her ne kadar "futbolla yatıp kalkan" adamlar da olsak, belki bazı röportajlar ya da özel programlar hariç, çoğumuz bir futbolcunun ağzından "hikayesini" dinlememiştir. Kitapta Tümer, kendisi için hususi önem taşıyan kişi ve olaylar dahil, "futbolcu olana dek" yaşadığı hemen her şeyi anlatıyor. Bu ayrıntıları bir dergi yazısından okumak da hoştur, ama o kişinin elinden okumak çok daha keyifli.

Yurtdışında bu türde kitaplar genelde bir editörün falan refakatinde yazılır, kapakta da belirtilir. Tümer de muhtemelen yardım almıştır, kitabın bir yerinde yazmasa da. Normal hani. Ama belirtilseymiş daha doğru tabii.

Kitabı gören birçok kişinin aklına "acaba Fenerbahçe transferinden bahsetmiş midir" sorusu gelmiştir. İlerledikçe benim de aklıma geldi. Bu kısımları okuduktan sonra güvendiğim bir Beşiktaşlı arkadaşıma bahsettim. Ondan gelen cevap "abi tam öyle değil..." şeklindeydi. Bu maalesef kitabın güvenilirliğine halel getiriyor. Kitabı okumuş arkadaşlardan da bu konuda yorum gelirse sevinirim.

Metin Olmak piyasaya çıktığından beri, belli aralıklarla Ekşi'deki başlığını kontrol ediyorum, tepkileri görmek adına. Sonuç fiyasko. Şu anda başlıkta toplam 5 entiri var. Ve bunlardan da sadece bir tanesi, kitabı okuyan biri tarafından yazılmış. Onlarca beklemiyorum elbette ama, biraz daha fazla olabilirdi. Buradan konuyu, Ekşi Sözlük'ün son dönemde "bozmasına" bağlayabiliriz tabii ama, Sedat bey'e selamlarımızı yollayarak bu bahsi kapatalım.

Röportaj ve demeçlerinde sık sık söylediği şu yurtdışında yaşadığı zorluklar, kitapta da önemli yer bulmuş. Larisa'ya gidiş macerası, oraya adapte olma çabaları, dil konusunda yaşadığı zorluklar, farklı hedeflerin getirdiği zihinsel etki, sosyal yaşamın değişmesi, yeni insanlar...

Yazıya oturmadan önce kitabın kaç baskı yaptığına bakmak için kitap sitelerine göz attığımda, Idefix'te kalmadığını, Kitapyurdu'nda ise hala bulunduğunu gördüm; hatta kaç adet sattıkları da yazıyordu: 85. Ben Haziranda aldığımda 2. baskıyı yapmıştı. Sanırım 3. baskı yapılmadı. Böyle bir kitabın tek baskıda kalmaması bile güzel haber, ama keşke daha fazla satsa tabii. Zaman içinde 1-2 baskı daha yapılır diye düşünüyorum gerçi.

Bu kitapla alakalı en önemli şey ise, eski futbolculara ilham verebilme ihtimali. Ben bu kitabı bırakın okumak, Tümer'in böyle bir girişimde bulunduğunu öğrendiğimde bile aklıma gelen, "neden diğerleri bunu yapmıyor?" sorusuydu. Hala da soruyorum. Birileri kendi hayatını ya da futbolculuk kariyerini yazana kadar da soracağım. Otobiyografi olmasın, biyografi olsun. Bildiğim ve sorup-öğrendiğim kadarıyla, Metin Olmak haricinde, bu alanda elimizde başka bir örnek yok. Bu basbayağı skandal esasında. Hepsini geçtim, sayacak çok adam var; Uefa Kupası nesline mensup Galatasaraylılardan hiç mi kimse girişmez bu işe, ya da hiç mi kimse onlardan biri/birileri hakkında yazmaz -Ahmet Çakır'ın kitaplarını bir kenara koyduğumu belirteyim. Yani Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, Suat Kaya, Arif Erdem, Ergün Penbe, Hasan Şaş anlatmayacak da, kim anlatacak? Futbolu da geç, İbrahim Kutluay bu tip bir kitap yazmak için gereken kariyere, özgeçmişe sahip değil mi? Ben bir şekilde bu kitabın, saydığım isimlerden birilerine ilham kaynağı olup, en az birinin de oturup kendi otobiyografisini yazmasına sebep olabileceğini düşünüyorum. Fazla iyimser belki, fark etmez. Otobiyografi olmasın, nehir söyleşi olsun. Zaman sorununu da çözebilecek bir şey bu. Biliyorum, futbol kitaplarının satış adedi ortada. Ama bu konuda büyük bir boşluk var, ve harika kariyere sahip, anlatacağı/aktaracağı çok şey olan futbolcularımız da var. Buradan da Türk futbolcuların eğitim seviyelerine, cahilliklerine, kültürsüzlüklerine doğru gidilebilir elbet. Belki bir yayınevinin aklına eser, seri olarak girişir bu işe. Belki spor medyasından bazı kişiler önayak olur. Belli ihtimaller var.

Ben futbolla alakası olan herkese öneriyorum bu kitabı, kendimce. Hele de bu türde hiç başka örnek yokken, daha bir değerleniyor. Hele Beşiktaşlılar falan, hiç durmasın.

Son olarak; Tümer'in bu kitap çıkmadan önce Maraton'da yorumculuğa başlaması biraz talihsiz olmuş gibi görünüyor. Yani şöyle bir düşünürsek, bu kitabı da bir yana bırakın, Tümer Metin konuşmasının düzgünlüğüyle falan, ya da sadece yurtdışı tecrübelerine hangi açıyla baktığıyla bile, diğer yerli oyunculardan az da olsa farklı bir konumda(ydı). Şimdi ise Maraton'da söylediği şeyler, oradaki tavrı vs., biraz daha onu sıradanlaştırıyor gibi. Ha nedir, bu kitabın varlığı, buna cesaret edebilmesi, bunu "akıl etmesi" bile yeter çok şey için. Ama bu kitabı okumayacak olanlar çoğunlukta. İş orada değişiyor.



Bıçkın


Forma sponsorunu tam göremedim, sanırım Sportive. Renkleri de yeni değiştirmişler anladığım kadarıyla. Güzel ama, bu kadar bariz araklamasaydınız be abi...


Nerden Nereye 130