Fu

(...) Fakat atasözlerinin yarısı, diğer yarısını yalanlar. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. Onlara ayar çeker. Eşya, kelimeler karşısında savunmasız, dirençsizdir. Zihnimizi edebiyat dekore eder. Kalbimiz ile beynimiz arasındaki işlek kanallar, tüneller, koridorlar açar. Ahlaki olgunluğun, vicdan hassasiyetinin, gönül ferahlığının imkanlarını;edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. Bir kumandanıı, bir deliyi, anneyi, büyücüyü, talebeyi, avukatı, fahişeyi;korkağı, cömerdi, zavallıyı, kurnazı, dahiyi, tembeli, salağı... kelimelerinden tanırız. Sağlam bir edebiyat donatımı, bize insanların ruhunu sezme, insanlığımıza hakim olma, sahip çıkma gücü verir. Birbirimizi hakikaten tanımamız, sahiden anlamamız, derinden kavramamız, edebiyat sayesindedir. Cehaletten, zalimlikten, hoyratlıktan, çiğlikten, zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat, terbiyenin namütenahi hulasasıdır. Görgünün vitaminidir, bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi, elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. Hem ağaçları, hem ormanı görmemizi sağlar. Yaprakların bakışlarını, meyvelerin soluğunu, gövdelerin çarpıntısını duyarız. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. Harbin, sulhun, muhabbetin, dostluğun, aşkın, nefretin, emeğin, dikkatin, tedbirin, takdirin... manasını öğreniriz. Mana ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. Anlam, bizdeki karşılıktır;mana ise hakikatin kendisidir. Böylece, benzer şeyler arasındaki farklar ile, farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. Gönlümüz neye elverir, vicdanımıza ne sığar, aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen, soru soramaz, cevap bulamaz, problem çözemez.

İnsan değil, beşer olarak doğarız. İnsan yavrusu, fil ya da bit yavrusundan farklı olarak, korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. Bebekler, kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. İnsan olmak, bir nar gibi, üzüm, incir gibi zamanla olgunlaşarak, varılan bir mertebedir. Bütün sanatlar, sanat eserleri, insanlığımızın hizmetindedir. İnsan kemale erer mi? Bu mühim bir soru. Allah bize kitap gönderdi. Bir fotoğraf albümü, bir ezgi notası, bir melodi, bir yağlıboya tablo, bir sinema filmi değil. Harfler, canlı hücrelerdir. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. Alim için sırlar, hayatın manasını pekiştirir. Birbirimize söz veririz. Yeminler ederiz. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz.

Bir millet edebiyatıyla yaşar. Bir ülke, önce şiirlerle, hikayelerle, kıssalar, deyimlerle kurulur. Bütün çabamız, sevgi dolu, takdir, teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. Kalp atışlarımızın, nabzımızın, nefesimizin tercümeleridir edebiyat. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. Kedilerin ağzında tek kelime:Miyav. Köpeklerin dilinde hav. Kuzular meler, tavuklar gıdaklar. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. Vahşi köpekler havlamazdı. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken, suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu, biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak, burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şirler ne olacak? Kelimeler, belki nimetler içinde en büyüğüdür. Yuvalar, devletler, hayatlar kurulur kelimelerle. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız... Köroğlu, Yunus Emre, Karacaoğlan... Şairler, yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir... (...)

Murat Menteş, Korkma Ben Varım, sf 93-95

1 yorum:

boraturkoglu dedi ki...

updullah panpa