Efendi-3




  İki ezeli rakip, Galatasaray ile Fenerbahçe, seyirciyi selamlamak için İttihatspor Stadı'nda (bugünkü adıyla Şükrü Saracoğlu) sahaya çıktı.
  Futbolcuların formalarından ayakkabılarına kadar tüm aksesuarları döneme uygundu: İngiliz malı potinlerin yerini Avusturya kramponları almıştı. Futbol topunun iç lastikleri de Alman ürünüydü.
  Yöneticiler de döneme uygundu...
  Fenerbahçe Kulübü'nün başkanlığına Doktor Nazım getirilmişti.
  Yani, Evliyazade ailesinin futbolla ilgili tek ismi Karşıyaka ve Altay'da futbol oynayan Nejad değildi...
  Doktor Nazım'ın kulübün başına geldiği o yıllar, aynı zamanda Fenerbahçe'nin siyasal iktidarlarla olan ilişkisinin başlangıç tarihiydi.
  Fenerbahçe'nin "kaderi" o yıllarda yazılıyordu: Fenerbahçe bu yıllardan sonra Türkiye'nin siyasal tarihine paralel olarak, iktidara kim gelirse, takımın başkanlığına da istisnasız o iktidar ekibinden birini getirecekti...
İttihatçıların futbolun kitlesel özelliğini kavrayan ilk siyasal hareket olduğunu belirtmiştik. İttihatçılar ile Fenerbahçe arasındaki ilişki, kuşkusuz bir çıkar ilişkisiydi. İttihatçılar kamuoyunun Fenerbahçe sempatisinden yararlanmaya, Fenerbahçe ise iktidarın gücüne ihtiyaç duyuyordu.
  Doktor Nazım'ın o gün seyirciler arasına "Fenerbahçe başkanı" sıfatıyla oturmasının başka bir anlamı yoktu...
  Savaş sırasında sahaya on bir futbolcuyla çıkmanın güç olduğu bir dönemden geçiliyordu. Fenerbahçe yıldız futbolcularının bazılarını şehit vermişti.
  Yirmi üç yaşındaki Teğmen Nureddin, Arıburnu Savaşları'nda (12 nisan 1915); yirmi bir yaşındaki Yedek Subay Halim, Alçıtepe'de (nisan 1915) yirmi bir yaşındaki Teğmen Haldun, Arıburnu Savaşları'nda (22 haziran 1915); yirmi yaşındaki Yedek Subay Kemal, Sebdülbahir'de şehit olmuştu.
  Fenerbahçe, 2 ekim 1914 ile 12 kasım 1915 tarihleri arasında oynadığı on beş maçta hiç mağlup olmamış, iki yıl üst üste şampiyonluk kazanan efsane takımın futbolcularını ancak Birinci Dünya Savaşı yenebilmişti!..
 Bir de...
  O efsanevi takımın futbolcularından Otomobil Nuri, Öküz Öldüren Bombacı Bekir, Şiir Refik gibi yedisini, İttihat ve Terakki'nin takımı olarak bilinen ve Talat Paşa'nın başkanlığını yaptığı Altınordu kapmıştı...
  Fenerbahçe bu koşullar altında Galatasaray'ın karşısına çıkmıştı. Üstelik bazı futbolcuları cepheden güçlükle toparlanıp getirilmişti. Kulüp başkanı Doktor Nazım, Galatasaray'ın karşısına on bir futbolcuyla çıkmak için cephedeki futbolcularının bağlı bulunduğu komutanlıklarla tek tek temasa geçmiş, takım kaptanı Galib, Kırıkkale'den; müdafi Emirzade Arif, Keşan'dan; Edhem, Fikirtepe Uçaksavar Batarya Komutanlığı'ndan izin alınarak getirilmişti. Futbolcular yorucu tren ve at yolculuğundan sonra maça zar zor yetişebilmişlerdi...
  On bir futbolcuyla sahaya çıkacak olmaları takımın antrenörü Fuad Hüsnü (Kayacan) Bey'i çok sevindirdi...
  Fuad Hüsnü ilk Türk futbolcuydu:
  2. Abdülhamid'in o istibdat günlerinde hapisleri, sürgünleri göze alıp futbol oynamıştı. Hüseyin Hüsnü Paşa'nın oğluydu. 1902 yılında Bahriye Mektebi'nde okurken, "Boby" takma adıyla Cadikeuy Football Club'da (Kadıköy Futbol Kulübü) oynamaya başlamıştı. Mükemmel İngilizce konuşmasına, saç tıraşından bıyıklarının şekline kadar, kendisine tam bir İngiliz görünümü verse de jurnallerden kurtulamamış, futbol aşkı nedeniyle mahkemelere çıkıp ifade vermek zorunda kalıp, babası sayesinde ağır cezalardan kurtulmuştu. Fuad Hüsnü futbolculuğu bıraktıktan sonra futboldan kopamamış, antrenör olarak görev yapmaya başlamıştı...
  Doktor Nazım'ın başkanlığını yaptığı Fenerbahçe takımında, ileride Türkiye'de adını başka alanlarda da duyacağımız kişiler de futbol oynuyordu; Münir Nureddin (Selçuk), Burhan (Felek) gibi...
  17 aralık 1917'de oynanan maçı Galatasaray 3-2 kazandı.
  Doktor Nazım teselli amacıyla futbolcularına sigara ikram etti!
(...)

Efendi, Soner Yalçın, sf. 230-231-232

3 yorum:

Muratonovic dedi ki...

Kitap yalniz insan isi bir arastirma degil, muthis bir calisma. Soner Yalcin resmen son 150 yilin siyasi fotografini cekmis.

Madem Efendi'den devam ediyoruz, Ittihat ve Terakki'nin koklerine indik, bir de soyle bir sey var konuyla alakali :

http://bohemdunyam.blogspot.com/2014/02/ordem-e-progresso.html

Teğmen Lap dedi ki...

abi öyle böyle değil ya. yani 10+ yıllık bir araştırma olabilir bu. gelmiş-geçmiş en sağlam araştırma kitaplarımızdan biri olabilir. ama konusu malum, hakkı yeteri kadar verilmez yani...

son 1-2 yıldır "ittihat ve terakki hakkında okumak lazım" diyip duruyordum, efendi'yi okuyarak fark etmeden dalmış oldum. hem de ne dalma yani. konu üstüne yazılmış en yetkin kitapları okusam, efendi'nin üstüne kesmez belki.

Muratonovic dedi ki...

Kitap'la ilgili bir anektod daha vereyim bari. Sene 2002 felan, daha Süleyman ve Hürrem yok, tüm Türkiye Kurtlar vadisine kitlenmiş durumda. Öyleki Trabzon da misal perşembe akşamları kahvelerde bile millet batak oynamayı bırakıp Kurtlar Vadisi izliyor. O derece. Süleyman Çakır ölmemiş daha, Polat yancı eleman henüz.
Dizinin danışmanlarından biri de Soner Yalçın.
Neyse, Soner Yalçın bu kitabı yayımlıyor işte. Reklam yapacak ya, bir bölümde bu Polat'ın o dönemki amiri (daha sonradan Behlülün amcası Adnan Bey olarak karşımıza çıktı)Polat'ı beklerken bu kitabı okuyor. Polat gelince kitabı kenara koyuyor, kamera çaktırmadan zoom yapıyor. İlk orada görmüştüm kitabı, ama çok yıllar sonra alıp okuyabilmiştim bende.
Neyse, bu da böyle bi not olsun.
Kitap, dediğin gibi 10 Numara kitap, ağzım açık okumuştum bende. Yakın tarih konusunda bu kadar doyurucu olabilir bir kitap.