Rijkaard


Frank Rijkaard ile Bağış Erten konuşmuş Tam Saha için. Çok güzel bir röportaj. Buyrun.

Yoksa?

Eidur

Barça'da son dönemde en çok sevdiğim adamlardan biriydi. Sisteme ve yapıya da uyuyordu. Yaz başından beri de "gidebilir" gibisinden haberler geliyordu. Gitti maalesef. Ben onu güzel hatırlayacağım, sizi bilemem.

Röportaj

Hakan Günday röportajı.

Fb Filan

Şimdi Fenerbahçe'nin ilk forması çubuklu altına beyaz şort ya, üst parçada bazı yerler beyaz olmadı mı, çok koyu görünebiliyor göze. Üst çok koyu renk, alt da çok açık oluyor.
90'ların sonunda kolların beyaz olduğu bir formaları vardı. E ama o zaman da lacivert değil, mavi-sarı bir şey giyiyorlardı. Şimdi öyle bi'şey deneseler keşke. Mesela Milan bu sene yakayı beyaz yaptı ya, o tip bir rötüş.

()

Geniş ve yeterli kadro iyidir. Efendi gibi rotasyon uygulayacak hocan varsa daha da iyidir. Doğrusu budur çünkü. Ama onun da bir sınırı var sanki. Şimdi Galatasaray kadrosu malum. Belki yerine göre eksikler var ama, hani o kadar çok transferin üstüne, bir yerde durulması gerek sanki. Ki taşlar da yerine oturuyor. Caner'i aldık, hadi tamam. Orada da Alparslan sorunsalı var ya, o ayrı mesele. E peki Sercan ne? Artı Nonda'nın yollanacağı söyleniyor paraya ilaveten. Nerde oynayacak bu çocuk? Baros zaten tam kafa yerinde değil, ısınması lazım. Sen üstüne transfer gazını almışken oynaması ve gelişmesi gereken Sercan Yıldırım'ı getiriyorsun. Başka zaman olsa harika hamle ama, şimdi değil işte. Tam ne güzel gidiyoruz diyoruz, Elano da ufaktan dahil oluyor falan filan, hop sen gel Nonda'yı gönder -Nonda-, Sercan'ı al. Gidin Topuz'u da alın, nasılsa oynayamayacak.

25

Sonics R.I.P.


Şerefsiz Bennett. 10 galibiyetten fazla görmek nasip olmasın inşallah.

Sheed


Kafama Sıkar Giderim!..

Lütfen abi ya...

Müzik Vs

Ülke gençliği Misak-ı Milli dahilinde yapılan müziği çok küçümsüyor. Öyle böyle değil. Buna sebep olan nedir bilmiyorum ama, berbat bir şey bu. Birileri bir şekilde gencolara "bu ülkede müzik yapılmıyor kardeşim, ne varsa gavurda var" düşüncesini basmış alttan. Müziği ancak Pink Floyd filan yapar zaten, bizimkiler orospu çocuğu.

Bu konu hakkında aslında sayfalarca yazılır da, ben şimdi tam aklıma düşmüşken şuraya aktarayım dedim. Yazık abi.

Medya Vs

Dün Trt 3'te Barça-Bilbao, Süper Kupa 2.maçı vardı. İspanyolların bu konudaki uygulama ilginç. Kral Kupası finali tek maç, Süper Kupa 2 maç üzerinden oynanıyor. Hem de aslında bir taraf fasulyeden oynarken. Neyse.
Maçı sunan abimiz Tansu Polatkan. Hani bu işlerin ülkedeki öncülerinden ve ustalarından. Ben doğdum doğalı sesini duyarım. Geçenlerde İletişim'in çıkardığı Dünya Kupası isimli kitapta Okay Karacan mesela, onun üstündeki emeğinden bahsediyordu, yazısında. Tamam, eyvallah. Öyle bir adamın yetişmesinde emeği varsa ne güzel. Başka bir sürü vardır eminim spor basınında. Ama bu adam, ya da bu adamlar bu işi BİLMİYOR. Ona rağmen yıllardır bir şekilde devam ediyorlar. Yaşları da Allah bilir kaç. Lig Tv'de de örnekleri çokça var.

Abi isimleri yanlış biliyor, şu anda Dünya'nın en gözde futbolcusu olan adamı sahada tanıyamıyor, alakasız biriyle karıştırıyor. En ufak bir heyecan emaresi yok. Dümdüz anlatıp geçiyor. "Nou Camp" diyemiyor. Eto'o'yu Juventus'lara gönderiyor, ve daha bir sürü şey. Söyleyeceklerimin bir kısmını da Ekşisözlük'ten bir entry ile açıklayayım:

" 'bitse de evime gitsem, hay koyiim böyle işe, memur adam pazar çalışır mı' zihniyetini anımsatan bir anlatımın, bir insanı futbol izlemekten nasıl soğutacağının en iyi örneklerinden birinin sergilendiği bir müsabaka olmaktadır. nerelerdesin levent özçelik"

Ki Levent Özçelik bile arada eleştiri alır anlatımı hakkında, onu bile aratıyorsa bu abi, gerisini siz düşünün. Bundesliga da Trt'de mesela, yazık yani. Yalçın Çetin bildiğim kadarıyla müdür oldu spor bölümüne, daha az maç anlatacaktır sanırım. Geçen sene Kral Kupası'nı anlatan eleman da "Xavi Alonso" demişti mesela...
Büyük ustalar, emekleri var şudur budur ama, hayır. Bu adamları bir şekilde pasifize etmek gerek artık. Eğer dünkü maç, hayatında izlediği ilk futbol maçı olan bir küçük çocuk vardıysa, muhtemelen bir daha futbolla en ufak alakası olmayacaktır. Hem de bir Barcelona maçı olmasına rağmen.

Cruyff


Bizim teknik ekip geldikten sonra aklımdan geçmedi diyemem. Nurullah Bakır benden önce dillendirmiş. Eline sağlık. Buyrun.

Galatasaray

Yazı yok. Özet budur.

Berlino&Bolt


Sagopa Kajmer Nostalji


Efendim az önce Lappapzade yanımda Shook Ones- Mobb Deep dinliyor, "I got you stuck off the realness" sözlerinde takılı kaldım bir on saniye, bir yerden tanıdık geliyor.
Kör Savaşçı- Sagopa Kajmer.

Eskiden böyle şarkılardan alıntılar yapan Yunus, n'oldu sana da artık "senin yolunun adı tâha"?
R.I.P. Sagopa Kajmer.

Neden?


Birçok kişinin kendisine veya başkalarına sorduğu sorudur bu, neden bu "taraftarlık" ya da "fanatizm"?
Cevabını şöyle vermişler:

"... eğer saplantılarıma yol açan koşullar incelenseydi, diğer fanatiklerin kaçında benzeri bir Freudyen dramın izine rastlanırdı merak ediyorum. Tamam, futbol iyi bir spor olmasına iyi bir spor. Ne ararsanız var. Ama bir sezondaki maçların yarısına giden, büyük maçları izleyip uyduruk olanlarından uzak duran, mutlu bir şekilde bununla yetinen taraftarla, kendini hepsine gitmek zorunda hissedenler arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? Sonucu daha başından belli olan bir maçı izlemek için, altın değerindeki tatil günlerini boşa harcayarak çarşamba günü kalkıp Londra'dan Plymouth'a gitmek niye? Eğer fanatikler hakkındaki bu Freudyen teori doğru ise, kamyonlarla safariye giden insanların bilinçaltında ne menem bir şey yatıyor acaba? Galiba en iyisi, cevabı hiç bilmemek."

Nick Hornby, Fever Pitch (Futbol Ateşi), Çeviri: Bağış Erten, Sel Yayıncılık, Eylül 2006.

71

Bu akşamki maçta Gs, yüzde 71 gibi bir topa sahip olma oranı ile oynadı. Skor 5-0 öyle değil mi. Umrumda değil. Onların hiçbirini atamasaydık, biz yine oyuna hakim olup, güzel oynayıp, yüklenseydik, ben yine razıydım. Yüzde 71.

"Dos"


Bugünden itibaren Andre Santos ismiyle bilinen adam, değil 3 kişi, bütün oyuncuları 5 kere geçip gol atsa, yine gözümde zerre değeri yoktur. Hatta "gözümüzde".
Takımın frikik kullanıyor, sen kaleye yakınsın. Sana doğru gelen topa elinle yön vermeye çalışıyorsun. "Herkes yapıyor abi yeaa" türünden bir karşılık verilemez bu duruma. Bunun savunulacak bir tarafı yok. Sikeyim karakterini. Nasıl bir ülkeyse artık.
"Adamın da çok sikindeydi senin onu sevmemen" şeklinde bir yorum yazan ilk okuyucuya vibratör hediye edeceğim.

Cins


Bu Ronaldo adamı hakkında antipatinin hangi noktaya geldiğine dair bir kısa entry, Ekşi sözlük'ten, globotruncana'dan:
"clear man kullanıyormuş, bir daha kullanırsam siksinler."

Ancak bu kadar doğal bir tepki olabilirdi, uykulu halimle yarıldım. Tipi kes.

Formalar

Dün Bobcats ve Blazers'ın bu sene giyecekleri alternatif formalar görücüye çıktı.
Portland'ınkiler "retro" kelimesini tam anlamıyla yansıtırken, Bobcats formalarında bir Orlando esintisi var.

Arma Dizilimi Hakkında

Yakın zamanda dikkatimi çekti ki, 2 sene önceki beyaz Milan forması sağolsun, o zaman da beni fazlasıyla uyuz etmişti. Burada da bahsedeyim dedim.
Bazı formalarda arma ve forma için anlaşılan markanın logosu (hatta bazen reklam da) doğru yerleştirilemiyor formaya. Bu işi halledenler de var tabii. Akılda yer etmesi için resimlerle örnek vererek anlatacağım meseleyi.
Öncelikle formada yer alan arma, logo vs.yi çok ufak bir alana sıkıştıranlar:
Gördüğünüz gibi, arma, üretici firma logosu ve ülke bayrağı çok bitişik. Bunun sebebi ise çubukların dizilimi. Simetriyi bozmamak için çubukların üstüne konuyor öğeler ve o zaman da sıkışıklık oluyor. Hele Gs formasında olay daha beter. Avea reklamı da çok yukarda olduğu için, aşağı kısım çok boş gözüküyor. Bu reklamı çok yukarı koyma meselesi Chelsea'de de var. Şu Inter'inki de az-çok öyle gerçi.
Bunun bir benzeri de şu örnek:Burada da çubukların üstüne yerleştirme isteği yüzünden, arma ve bayrak çok kenarlara kaymış. Ortadaki Adidas logosu ortada olduğu için aslında güzel bir kombinasyon olacakken, çubuklar işi bozuyor. Neredeyse kollara gelecekler.

Şimdi de logo ve armayı kötü yerleştirip formayı bir garip gösterenlere örnek geliyor:

Bu formalarda ise logo ortaya, arma ise sağ veya sola yerleştiriliyor. Bir taraf boş kalıyor. Dengesiz bir görüntü oluyor. Halbuki bunun çözümü çok kolay:

Ya iki kenara koyarsın, ya da üstüste koyarsın tek sıra olur. Tabii tek sıra olması için iki öğe olması gerekiyor. Diğer türlü fazla olur. Yani ülke bayrağı olmadığı zamanlar. Tek sıra olanların çok şık göründüğünü söylemek lazım.
İdeal dizilim bu diyebiliriz, 2 öğeliler için.

Son olarak da 3 öğelilerin ideal dizilimlilerine gelelim. 3. öğe kimi zaman ülke bayrağı, kimi zaman başka bir ünvan.

Pedro


Millet forvet almak için yüzlerce milyon dolar döküyor. Kimi de elde hazırlayıp kullanıma sunuyor. Daha bunun Assulin'i, Jeffren'i, Jonathan Dos Santos'u var (Dos Santos demişken, Andre Santos'a böyle seslenenleri Allah bildiği gibi yapsın).
Pedro Rodriguez Ledesma, Süper Kupa ilk maçında bir gol-bir asist ile oynadı. Bu sezon daha fazla forma şansı bulacaktır ve kendini gösterecektir.

Hasssssssikome Bolt


...

Enes Kanter ve Amerika


Son iki-üç gündür çok buralarda olamadığım için haberim olmamıştı açıkçası Enes'in Amerika kararından.
Avrupa Gençler'de fırtınalar estiren Enes lise son sınıfı Amerika Birleşik Devletleri'nde okuma kararı almış. Buraya kadar her şey normal.
Anormal olan ise gideceği okulun Findlay College Prep. olması. Findlay geçen sene liselerarası şampiyonluğu namağlup kazandı ve büyük üne kavuştu. Yani Enes'in yaptığı büyük iş.
Büyük oyuncu olacak.
Fenerbahçe'den ayrıldığı için vırvır yapanlar var ancak sen bu adamların önlerini açmazsan, ben açmazsam Türk basketbolu buralarda kalır.
Türk basınındaki bir çok ismin aksine ben Enes'in orada önce çok iyi bir lise son sınıf, sonra iyi bir üniversitede iyi bir freshman yılı ve sonra da kalburüstü bir NBA kariyeri olacağına inanıyorum.
Yolu açık olsun.

Mes

Güzelliğe gel...
Bilgi için şurdan.

Ortak

Bu tip şeyleri gördükçe içim bir acayip oluyor. Bu iki ismin herhangi bir şekilde bir arada anılması inanılmaz. İnşallah ilerde daha da çok olur. Ne bileyim, Arda gider, bir şeyler olur vs. Buyrun.

Melo


Daha önce de birkaç kez Nba-Futbol ilişkisiyle ilgili fotolar yer almıştı burda ama en garipsediğim bu olmuştur sanırım. Gece bir yerde Yenilsen De Yensen De'nin tekrarında gördüm, şaşırdım. Burada da dursun, kayıt kayıttır. Bilen-bilmeyen vardır.

3 Sayı


Ortalıkta Nba dergisi, daha doğrusu basketbol dergisi kalmadı. Bu yoklukta millet sanalını okusun bari. Yine yaptık bir şeyler. Umarız olmuştur. Nedense benim yazı pek içime sinmedi ama, iş işten de geçti. www.3sayi.com dan ulaşabilirsiniz.

Fred

Biz bir aptallık edip blog açtık, uğraşıp duruyoruz. Bir arkadaşım de bu işe el atmak istedi, "gel etme" dedim, dinlemedi beni. Kendisi ağır Mançester Yunaytıd'lıdır, blogu da bu konsepte sahip. Öneririz. Ama arkadaşım olduğu için değil, bu işten anladığı için ve iyi yazabildiği için.

fredthered.blogspot.com

SS


Major League Soccer'ın tek takipçisi olan blog, Lappappa olarak, yine iş başındayız efem. Beckham ağır sıçtı. Milan'ın onu tekrar istemesi haberlerinin üstüne, Sounders ile yaptıkları maçta daha 20 dakika dolmadan kırmızıyı görüp oyundan atıldı. Yollarlar herhalde, rahata erer o da.

Yeni Goal

İşte bu iyi haber, buyrun.

Yıldo

Geçen gün evde televizyona bakınıyoruz, öyle alakasız bir kanal var. Sonradan adının Kandıramazsın beni olduğunu öğrendiğim bir yarışma programı. Hepsini izleyemedim maalesef. Neden maalesef, çünkü konuklardan biri de Yıldo'ydu. Yıldo'yu gördün mü, duracaksın.
Çok izleyemedik ama, bir yer vardı ki, hepsine yetti. Şudur:

Müjdat Gezen:Ya Yıldo, bir güne bu kadar saçmalığı nasıl sığdırıyorsun?
Yıldo:Hocam sabah erken kalkıyorum, ne, ahahaha!

...

Schumi Yarışmıyor


Michael Schumacher Formula 1'e geri dönüş kararından vazgeçtiğini açıkladı. Kızıl Baron'un dönüşünü geçirdiği motorsiklet kazasından sonra bir türlü iyileşmeyen boyun ağrılarının engellediği açıklandı.

Kılavuz Vs Karga

Bundan böyle blogda yazacağım postlar için kullanma kılavuzu yayınlamayı düşünüyorum. Ücretsiz elde edebilirsiniz, yakında. Ayrıca bundan böyle postlarda ironik üslup da kullanmayacağım. Sonra abilerimiz mevzuyu anlamayıp harekete geçiyorlar. Olmuyor. Huzurumuz bozuluyor.
Olmadı kapatıp gideriz, onlar yazarlar artık.

Gaia

Bugün mal mal kütüphaneme bakınırken, Chattam dayının kitaplarını gördüm ve aklımdan şöyle geçirdim:"Lan Grange çıkardı yeni malı, Maxime abi de çıkarsa da, şenlensek ardarda."
Ve 1 dakika önce Ideefixe'te bakınırken ne görüyorum:Gaia Teorisi. Maxime Chattam'ın yeni kitabı!

Hıaaaaaaaafmealfadfsfmçsfsçfsmfçöfadnfaöndfaçlfaçşdfnaçfnargşfasmgçfgl.

Emreciksin


Dayı, sen sene başında böyük takıma gel, yırtma fırsatın olsun. Oraya kapağı atıp hem parayı kırarsın, hem kariyerin amına koyarsın. Attı. Ama işte, gel sen kulübün bi' adamı almak için delirmesiyle birlikte transfer anlaşması yapılan takıma yollan.
1 sene bile değil;Ankaragücü'nden Fb'ye, oradan hop, Kayseri'ye. Demin adamı gördüm Tv'de, şöyle bir düşündüm de, kötü lan. Orta ölçekli ve küçük takımlardaki oyuncuların hepsi bunu düşler. Ama sen gerçekleştirdikten birkaç ay sonra geri gidiyorsun. Sakat işler.

Nostalci


İlginç bir fotoğraf bu. Servet ve Yozgatlı 05-06 sezonunda Fb'de birlikte oynadılar. Bu maçta karşı karşıya geliyorlar ve aynı gün, bu maçın ardından Fenerbahçe deplasmanda Denizli'yle oynuyor. O gün Fb'de son maçına çıkan Daum da, Fb'ye döndükten sonraki ilk maçını yine o stadta, o takımla yapıyor. "O" maçta Yozgatlı 11 çıkmış fakat Servet yedek kalmıştı. Artık bunun sebebi Sheva mıydı, başka şey mi bilemem. Olcan ise o dönem kulüp bünyesinde olmasına karşın, kadrodışı imiş. Bir de o var yani.

2-3


Mustafa Sarp'ı ciddiye almadıkça, yedekte bekler dedikçe hem daha iyi oynuyor, hem de skor katkısı yapıyor. Birileri yedek santrforu yollamaya çalışıyor, gol atınca da "kalmak için kasıyor" deniyor. Giderse herhalde Baros sakatlanınca Orkun oynayacak en ilerde. Arda büyümeye devam ediyor. Keita yardırıyor. Balta ağır kalıyor. Zan tırstırıyor. Antep hücum istiyor, takdir topluyor. Bazı blogcu abilerimiz de, maç izlemiyor, analiz yapayım diye kafayı yiyor. Kitap okumadan kitap yazmaya benziyor bu işler. Attığı 3 gol de asist üzerinden olan takım da, futbolseveri sevindiriyor. Taraftarı değil. Çünkü taraftar futbola bakmaz, başka işler peşindedir.

Üst

"Antep beraberliği yakalamanın cesaretiyle üstümüze gelmeye başladı."

9 Ağustos 2009 G.Antep-Galatasaray maçı sonrası, Sabri Sarıoğlu.

Sagopa Kajmer a.k.a. Cübbeli Yunus

Cübbeli Ahmet demeci:


RAP DİNLEYEN CÜBBELİ HOCA
"Sagopa Kajmer, çok kültürlüdür. Bestelerinin içerikleri düşündürücüdür, şirk içermez. Kültürü de var. Fars dili edebiyatı mezunu... Çok okumuş. Hassasiyetler onda oluştuktan sonra, kadere falan söven, şirk lafzı içeren şeyler yapmaz. Müstehcen, kadının ağzını, dudağını tasvip eden şeyler yapmaz. Helal, haram hududu var. Besteyi de kendi yapıyor."

Devamı Vatan'da.

R.I.P


L

Bu arada bu Lost denen naneyi yapanların, başta Cey-Cey Abrams olmak üzere, senaristlerin, yaratıcı ekibin filan toptan ta amına koyym. Kafayı yedirttiniz ulan, nası' bi'şey bu, daha da bir sene bekleyeceğiz.

Visca


Ersun

Ne zamandı hatırlamıyorum, Demirkol söylemişti herhalde, takımdan ayrılan hocanın hemen medyada görev almaması lazım, onun bir süresi olması lazım filan diye. Haklı. Tersi de var;Denizli, Lig Tv'de "şu şöyle oynasın, bu böyle yapmalı" derken, pat diye Bjk'nin başına geçmişti. Nasıl olacak şimdi? Keza Ümit Kayıhan, Yılmaz Vural ve diğerleri. Dün "şu takım 1-1-8 oynayıp hata yapıyor" derken, yarın ligde iş buluyor.
Bak Ersun Yanal'a. Adamı bir kovdular, yeni sezonda 3 iş birden kaptı. Lig Tv'de yorumculuk, Fox'da yorumculuk, Vatan'da köşe. Ben bu ülkenin de, bu düzenin de ta amına koyym.

Katalog

Şu Federasyonun forma katalogu mevzuunu gördünüz mü? Hiç görmeyin derim. Salak salak işler. Antalya Monaco usulu giyecek; Diyarbakır'ın iç saha forması Barça'nın açık mavi away'in aynısı; Antep River şekli yapmış kendine, hem de 3 forma; Sivasspor'un mavi forması var...

Zaten her takım ana 2 renginden 4-5 forma yapmış, orda olay bitmiş. Ne zaman yerli yerine oturacak forma kültürü, bilemiyorum. Bizde yine saçma bir kırmızı var. Beşiktaş'ın beyaz var. Hadi Ankara'nın sarı yine olur, alternatif renk bulma çabası, ulan Bursa'nın 2 renkten 5 forması var. Yarabbim sen sabır ver.
Şaka maka bir sürü Puma olmuş ligde. Adidas da "3 büyük tek marka" diye reklamı basıyor. Basar tabii. Her şeyde rakip olan adamlar formaya gelince ortak. Zaten Boca-River, Barça-Real, Liverpool-Manutd, Inter-Milan da farklı firmalarla çalışıp hata yapıyor, ne işin var ulan, geçin işte kardeş kardeş aynı markada takılın, uğraştırmayın milleti.

Serendipity


Bilmiyorum, blogu uzun zamandan beri takip eden varsa biliyordur, ikamet ettiğim muhit vesilesiyle her yaz Zeytinli Rock Fest'i yakından takip etme imkanı buluyorum. Ki bu, büyük şehirlerde konser takip etme/izleme gibi bir fırsatı bulunmayan müziksever için bulunmaz nimet. Öyle böyle değil.

Ki geçen senelerle birlikte organizasyonun çapı büyüdü ve İstanbul dışı en büyük rock festivali haline geldi. Geçen sene 100.000'e yakın kişi katıldı festivale. Şehir tıklım-tıkıştı. Yabancı grup bile gelmeye başlamıştı, düşünün. Tiamat gelmişti geçen sene, biz de bunun devamının geleceğini bekliyorduk doğal olarak. Hatta cıvıyan arkadaş arası sohbetlerde olmayacak grup isimleri bile geçiyordu, o derece artık.

Ama muhtelif sebeplerden bu yaz Zeytinli Rock Fest'in Poem tarafından Foça'ya taşınacağı öğrenildi. Detaya girmeyeyim ama, onlar kendilerine göre haklı yani. Yerel yönetim bu konuda daha akıllı davranmalıydı, neyse. Poem işi festival gidince, tabii belediye de telafi için başka bir organizasyon şirketiyle anlaşıp, Zeytinli Rock Fest'i sürdürme yoluna girdi.

Ama demin dediğim şekilde, Foça'ya giden festival hem yerel hem de yabancı gruplar anlamında çapı yükseltirken, burası hem organizasyon, hem de grup isimleri açısından geriledi. Ha, sonradan açıklanan isimler bizim beklediğimizden çok çok iyiydi, o ayrı. Oraya Lordi ve Epica gelecek, burda grup paraları ödenmeyebiliyor.


İlk olarak evvelsi gün haberle gelmeye başladı:Çadır sayısı inanılmayacak kadar az olduğu söyleniyordu, ki bugün gidip görme imkanı buldum. Geçen sene ile kıyaslayınca içler acısı bir hal vardı. 5'te 1 mi diyeyim, 10'da 1 mi diyeyim, öyle oranlarda bir düşüş vardı gelen sayısında. Tabii yine buranın delikanlı/kıro/maço/hanzo/barzoları genel toplamın büyük kısmını oluşturuyordu, o ayrı. Geri kalanı da 15-17 yaş arası ergenler, bir kısmı da çıtır avcısı orospu çocukları. Yani ufak bir azınlık haricinde yine kimsenin müzikle alakası yoktu. Bir de fultaym dışarda olanlar var. Adam festivale geliyor, çadırı kurup sökmeye giriyor sadece içeri anasını satıyım, ordaki müzikle işi yok.


Sanırım değil milyar, trilyon zararı vardır organizasyon şirketinin. Belediye de seneye bu işe girişmez herhalde. Yani festival zamanı gelmiş, hala parası ödenmeyen gruplar vardı, ne rezilliktir bu. Bugün mesela son 2 grup Redd ve Demir Demirkan'dı. İkisi de çıkmadı. Son grup aslında sondan 3. olan 4x4'tü. Ondan önceki de esasen dün çıkması gereken, ama artık ne olduysa bugün sahneye çıkabilen Makine'ydi. Ve bu yazının ana konusu onlar zaten.


İlk olarak şunu söyleyeyim, ne kadar tutar albümleri, ne kadar duyulurlar, batarlar mı çıkarlar mı bilmiyorum ama, bu adamlar gibisi Türkiye'de yok şu anda. Ben de büyük bir utanç eseri olarak bugün tanıdım onları maalesef evet ama, biliyorsunuz, geç olması, hiç olmamasından daha iyidir. Müthişler. Canlı performansları harika. Vokalistleri çok karizmatik ve sahneye yakışıyor.

Grup 5 kişiden oluşuyor. Endüstriyel metal yapıyorlar. Myspace sayfalarında filan endüstriyel rock yazıyor ama, rock olarak nitelemek için fazla sertler. Olay hakkında bilgisi az olan için, müzikleri Static-X'e benziyor diyebilirim, ve de Rammstein'a evet. Kendilerine has bir tarzları var ve başarıya ulaşmaları için de ilk şart bu zaten. Gelelim albüm bilgilerine.


Eldeki verilere göre grup, Mart 2007'de ilk albümün yapımı için prodüktör olarak Kevin Moore ile anlaştığını açıklamış. Bir kere bu bile grubun gerçekten kaliteli işlere imza atmak istediğini ve kendilerinde yetenek olduğunu gösteren bir hamle. Türkiye'de henüz albümü olmayan, çok az kişi tarafından bilinen bir grubun prodüktörlüğünü Kevin Moore yapıyor. İnanılmaz. O sürede grubun genellikle İzmir olmak üzere muhtelif yerlerde sahne aldığını görüyoruz. Ama şöyle bir sorun var, bu adı geçen tarihlerden bu yana azımsanmayacak bir zaman geçmiş durumda. Acaba çalışmalar ne durumda tam olarak?

Ekşi'de taaa 2007 Eylül'ünde yazılan bir entry'de albümün en geç 08 Şubat'ında çıkacağı yazılı. O vakitten bu yana neler oldu, öğrenmek gerek. Umarım prodüktörle ilgili bir sorun değildir, çünkü Türkiye'de her 2 gruptan birinin albümünü dünyaca ünlü müzisyen yapmıyor. Festivalin sitesinde albümün master-production aşamasının sonlarında olduğu yazıyor, umarım doğrudur da bu grubu bir an önce dinleyebiliriz adam gibi. Bir başkasında da mart 2008 diyor.


Haklarında çok şey öğrenmek mümkün değil maalesef ama, ön-bilgi olarak Ekşi sözlük'te Makine başlığında yazılanlara bakabilirsiniz. Zaten ortalıkta şarkıları da yok pek. Ben bir tane bulabildim. Myspace sayfalarında da 2 şarkı ve bir de kaydedilen şarkılardan parçaların bulunduğu bir teaser var. Yine de haklarında en iyi izlenim, canlı izlemekle oluşabilir. Bu gece benim yaptığım gibi. Şanslıyım.


Grubun 2006 Roxy müzik günleri'nde 3.lüğü ve Yüxexes özel ödülü bulunuyor.


Ülkedeki müzik grupları arasında pek rastlanmayan bir tür endüstriyel metal. Ve tabii ki insan merak ediyor, nasıl olacak diye. Eğer sahne performansları yanıltıcı değilse -ki sanmıyorum, nasıl olur- müzik piyasamız harika bir gruba sahip olacak.


Coverları ayrı güzel. Bu gece sahnede oldukları süre içinde Faithless-Insomnia, Michael Jackson-Smooth Criminal ve Rammstein-Engel coverlarını çaldılar. Hepsi çok iyiydi. Özellikle Engel çalarken arkadaşlar "playback lan bu" çekti. Vokalistte sorun yok gibiydi de, alttan gelen kadın vokal neyin nesiydi, çözemedim. Ekşi sözlük'te haklarında yazılanları okurken rastgeldiğim bir entry, cevabı verdi. O kısımları Pin-Up'tan tanıyabileceğiniz Ayşe Ertuğrul seslendirmiş ve bunu dinleyen başkaları da "playback ya bu" tepkisi vermiş. Tek şüpheye düşen biz değilmişiz demek ki.


Efenim sonuç olarak, birtakım garip olaylar vesilesiyle (Redd'i dinlemeye gitmemiz ve onların çıkmayacak olması, bizim mütereddit bir halde festival alanına girmemiz, sahne önüne gittiğimizde bu adamların çıkması, benim şaşkınlıktan donakalmam, ve en fecisi, adamların aslında dün çıkacakken, bazı sebeplerden bugün sahne alması...) harika bir grup keşfetmiş durumdayım. Ziyadesiyle sevinçliyim. Şu andan itibaren bu adamların albümünün piyasaya çıkıp, ortalığın amına koymalarını bekliyorum. Ha bir de tabii, en yakın zamanda yine canlı dinlemeyi. O da İzmir'de olacak sanırım.


Belki de bu adamları sevmeme sebep olan en önemli etken, konser sonunda vokalistin söyledikleriydi. Son şarkı da bittikten sonra, "Arkadaşlar... şimdi sizden birilerine inat mosh yapmanızı istiyorum" dedi, ve ardından bütün eller havaya kalktı. Henüz albümü bile çıkmamış olan bir grubun bu konudaki hassasiyeti fazlasıyla etkileyiciydi açıkçası.

Oha Linderoth

Şöyle alalım.
Dizinin senin ben...

Perşembe'nin Gelişi: Çarşamba

Galatasaray top oynadı bu akşam. En son yüzde 72 gibi bir topla oynama yüzdesi vardı ki, bizim de Rijkaard yönetiminde beklediğimiz de buydu. Yüksek yüzdede hızlı top yapan, dikine oynayabilen, tempoyu istediği yöne çekebilecek bir takım.

Bu akşam as takım yoktu sahnede belki ama gelecek için çok ümit verdi Galatasaray. Karşısındaki kendi gücüyle boy ölçüşebilecek bir rakip olmamasına rağmen ilk maçın verdiği avantajla sermeyen, "büyük takımım ben" imajı veren bir takım vardı sahada. Mor forma da tuzu biberi oldu, tanıtımda durduğundan çok daha iyi durdu takımın üzerinde. Farkındayım endüstriyel futbol, satış stratejileri vesaire, ama ne diyoruz biz yıllardır, arkasında duralım. Sami Yen'de illa da parçalı.

Aydın ayrı bir yazı konusu. Literatürde bu performansın adı resurrection. Üç asistle tamamladı maçı Yılmaz, bundan daha önemlisi 90 dakika diri gözüktü, dikine oynadı. Buna ilk yarıda Keita'nın da diğer kanatta ilk maçına göre gösterdiği iyi performans, ikinci yarıda alışılagelmiş bir Kewell performansıyla kanatlarını çırptı bugün temelleri 2288 yıl önceye dayanan Aslanlar.

Rijkaard için ayrı bir paragraf açalım. Belli bu takıma yan top çalıştırıyor. Bir yan topta Arda sağ elini kaldırırken Barış'ın Emre Aşık'a- sana atacak abi arkaya- deyişi ve Aşık'ın şık bir pivot hareketiyle arka direğe doğru yönlendirmesi bunun kanıtı. Galatasaray havadan gol atabilen bir takıma dönüşecek böyle giderse. Ters topları iyi atıyor takım ayrıca.

Nonda da takımda kalacaktır. Frikikten attığı gol tuzu biberi oldu diğerlerinin üzerine. Arda kaptanlığa yakışıyor, yapıyor kaptanlığı. Uğur fizik olarak hazır olmasa da futbol zekası olarak Sabri'nin ikiyüz kilometre ilerisinde rejenarasyon koşusu yapıyor.

Son olarak Emre Aşık... Pardon Popescu. Neler yaptı bugün topla. Rijkaard Aşık'tan Pope yaratırsa ben de gider Florya'da yatarım. Haberiniz olsun.

Önümüzdeki sezon Galatasaray böyle top oynasın biz de şampiyonluk yazısında bir Çarşamba yazımız vardı diyelim. Yeni Açık Üst'e de Oğuz Ağabey gelmiş de Laz'dan kurtulmuşlar.

Amin.

Dava

Ülkede bu da var, o da var işte. Çok uzatmadan sizi şöyle alayım. Pff.

Bjk Kırmızı

İşte ne zamandır resmini arayıp da bulamadığım 94-95 Beşiktaş away forması. O dönem için muhteşem bir forma. 1-2 rötuşla şimdi bile giyilebilir, o kadar iyi. Resim için Galatasaray Formaları'ndan Selocan24'e teşekkürler.
Çok iyi hatırlamıyorum ama, o dönem fazla giyilmeyen bir formaydı sanırım. Dökümü de bulunmaz ki bir yerden o zamanki maçların, net filan da yok, zor. Ama şimdi bile alternatif formalara gösterilen tepkiyi düşünürsek, o zamanki vaziyeti öngörmek çok zor değil.
Giyseler ya şu tip güzel kırmızı ağırlıklı formalar. Millet kendine 3. renk uyduruyor away forma için, bunlarda fıstık gibi renk var, kullanmıyorlar. Bu sene işte çeşni olsun diye 1-2 attırdılar beyazın üstüne, 07-08'de olduğu gibi. Yıllardır kırmızı forma yok. Olacak iş değil. Beyaz-çubuklu-kırmızı. Reçete belli. Doktor yok ortada.
O zamanlar için inanılmaz bir forma. Gerçekten.

Udinese 09-10


Lotto'dan Udinese'ye yine güzel ve sıradışı bir forma tasarımı. O enine altın şerit olayı bambaşka yapıyor.

JT

Arkadaş 40 yıllık Nba severim, bunun kadar uyuz, gıcık, yavşak bir adam daha görmedim ya.

Eşeğin Ziki

İnsan evinde Digiturk olup da, haftada en az 3 vasat maç izlemeye alışınca, ilk başta yaz maçsızlığına seviniyor ama bir süre sonra tersine dönüyor iş. Şükür ufaktan hazırlık maçları, Audi Cup, Piis Kap filan derken hem futbolcu ahalisi, hem de biz sezona hazırlanıyoruz.

İnsan kendinde olmayana imrenir hani. Ama bu bodoslama bir imrenmedir, çünkü işin iç yüzünü tam bilmezsiniz. İş size dönünce anlarsınız anyayı konyayı. Kaç sene "Lan evde bi Lig tivi olsa, rahat rahat ooh, hem dayıların saçma-salak yorumlarını da duymayız amına koyym" deyip durduk. Peder bey sürpriz bir şekilde Lig Tv bağlatınca da o dayıları özledik, çünkü babam onların hepsinin toplamından daha beter bir izleyici. Hani 50 senedir futbolu izleyip de, hala 5 metre geri pas verilince söven dayılar vardır ya, öyle bir şey düşünün. Gs dışı herkese acayip subjektif. Öyle olunca da ev rahatlığı, yerini baba gerginliğine bırakıyor, kahve ortamı özleniyor, yaratıcı küfürler aranıyor. Hatta o 15 dakikalık arada arkadaşlarla maç analizi bile akla gelip "ah ulan" çektiriyor.

Bu sezon için de, Lig Tv'nin evde bulunmasıyla ilgili ne düşüneceğimi bilemiyorum. Babamın fikrini de bilmiyorum açıkçası, her an kafası atıp iptal edebilir mevzuyu. Zaten Spormax ve Nba Tv'siz Digi'nin ben ta...

Geçen seneki 4-4'lük Ars-Liv maçının ardından, eğer evde Digi kalacaksa, her türlü Spormax'in olmasını sağlarım. Öyle bir maçı canlı izlememiş olmayı, bir futbolsever olarak utanç sayıyorum.

Bir de şöyle bir zorunluluk var;açık söylemek gerek. Ben cumartesi gecesi herhangi bir Barça maçı izlediysem, yarın öğlen vakti oynanacak olan Sivas-Konya maçını izlemem. Ama evde Digi olunca, buna mecbur kalıyorsunuz. "Ne demek mecbur ulan" diyen çıkacaktır, ama öyle değil. Şimdi sen bu maçı kahvede gidip izlemezsin öyle değil mi, Sivas veya Konyalı değilsen? Evet. Ve bu maçın futbol düzeyi de belli. Fakat evde bu maçı bir şekilde izlemek zorunda kalıyorsun, çünkü senin Gs için aldığın o Lig Tv, evin televizyonunda açık duracak. Mecbursun. Diğerleri de öyle. Geçen sezonun 2 devresi boyunca efendi gibi zevk alarak izlediğim maç sayısı 5'i bulmaz.
Gerçi sık sık kafam bozulup "ulan Gs ve Barça maçları dışında hiçbirini izlemiycem" diye kendi kendime söyleniyorum ama, sıkar. Pratiğe geçemiyor işte.

Ulan amına koyym, kişisel yazı yazmak istemiyorum diyorum, sonra bir şekilde yine oluyor. Ama canım yazmak istiyordu ve bu meseleyi de ne zamadır bloga aktarmak istiyordum. Çıktı elden artık bir kere.