Sabri

Kayıp Formalar-4


Burada konu herhangi bir sezonun siyah Milan forması değil. Bütün siyah Milan formaları, veya genel olarak "siyah Milan forması". Bu forma, Milan'ın klasikleri arasında. Her sezon üretilir. Ama beyaz o kadar yerini sağlamlaştırmıştır ki alternatif olarak, siyah forma, sezonda 3-5 kere bile giyilmez çoğu zaman. Dışarda onun yerine çubukluyu bile tercih ediyorlar çoğu kez. Ben izlediğim maçların 5 tanesinde görmemişimdir siyah formayla Milan'ı. Bizde olsa yok giyilmedi-sevilmedi diye bir daha üretilmez ama, adamlar geleneği sürdürüyor. Ha, bunun da seveni vardır, o ayrı. Mor da sevilmedi güya, en çok satan forma oymuş. Tribünlere bakıyorsun, baskın renk o filan.

İğrenç Formalar-10


Şimdi gözüme kötü göründü:zamanında bu seri için bu ismi verirken çok mu vahşi davranmışım acaba? "Kötü" filan deseydim keşke. Şimdi abartı gözüktü gözüme. Neyse artık.

Genelde Anadolu kulüplerine söveriz, forma işinde bilinçli olmadıklarından, iki renkten 34 tane forma yaparlar. Alternatif renk filan da hak getire. Son zamanlarda çok hoşuma giden ve kalite formalar yapan Joma da tam Anadolu takımlarına uyacak bir iş yapmış bu sene Sevilla için. Gereksiz açıkçası. Anladığın kadarıyla mavi şortla giyiliyor ama, o bile kurtarmaz. Ayrıca yakaları çok kaba yapmışlar bu sene, sallanıp duruyor. Eminim rahatsız oluyorlardır oyuncular da. Artık o yaka işleri daha kibar yapılabiliyor halbuki.
O değil de, Errea da ufaktan girmişken, Joma da gelse bizim memlekete ya.

Güzel Formalar-42



Bu formayı koymadım sanırım. Evet koymadım. Çünkü şimdi de olduğu gibi resim bulamamıştım doğru-düzgün, vazgeçmiştim. Artık bulunsun deyip, bu sefer eldeki kısıtlı resimle koyayım. Belki destek resim gelir okurdan-varsa öyle bir şey tabii.

Beşiktaş taraftarı olmamamıza rağmen, burdan en az 43143 kez yazmışızdır, Bjk'nin kırmızı forma giymesi gerekliliği üstüne. Bu sene de olmadı mesela. Biz de burdan hatırlatalım millete, yapınca ne kadar güzel işler çıktığını.
Çok basit aslında. Sade tasarım. Yaka yuvarlak, siyah-beyaz şeritten. Şortun yanlarında ve formanın yanından enine siyah-beyaz şeritler geçiyor. Sade bir forma ancak bu kadar güzel olabilir. Şimdi bu bile yok. Bir de"eski zaman" deyip sallarsın.
Tabii 2. resimde gri şort giymişler, o ayrı.
Reebok gibi markalarla çalışmanın garipliği bu. Geneli beğenmezsin belki ama, bir tane forma yapar, kalakalırsın.

Şimşek


Kalearkası'nda şu resmi görünce bayağı şaşırdım. Yusuf'un o zamana kadar Fb'de kaldığı aklımda yer etmemiş. Normal bir yandan, o dönem karışıktı o taraf da, yakın zaman ne bileyim. Akılda kalmalı aslında. Şu eli yüzünde olan, Yusuf'un isyan ettiği de Serhat sanırım.
Ayrıca bu forma da güzeldir ha. O sene Fenerium'un ürettiği formaları giydikleri son seneydi. Çubuklu filan çok kaliteli olmamasına rağmen bu iyiydi, renk uyumu filan.

15

Dünkü postlardan birinde de yakınmıştım, "yav nasıl haberimiz olmaz x'ten" durumları hakkında. Bir tane daha varmış. Almora'nın kurucusu ve beyni olan Soner Canözer sanat hayatının 15. yılını kutlamak için bir albüm çalışmasına girişmiş. Prag Filarmoni Orkestrasıyla çalıştığını görmek bile umutlanmaya yetiyor. Da, bu albüm mayıs ayında çıkmış. Ben anlamıyorum, ya bende bir gariplik var, ya da bu kişi ve/veya grupların "o kadar da" seveni vs. yok, duyulamıyor bu tip gelişmeler.
Albümde bir sürü konuk sanatçı var, Hayko dahil. Ben çok merak ediyorum sonucu açıkçası.
O değil de, koca Ekşisözlükte nasıl bu adam hakkında 4 entry olur, biri de bugün girilmiş hatta.

Z

Ziyan'ın eylül'ün ilk haftası satışa çıkacağı duyulmuştu. Az önce Ideefixe'te bakınırken ön-siparişin başladığını gördüm ve kitabın kapağının nasıl olduğunu da öğrenmiş olduk. Siyah fon var normal olarak. İlk fırsatta koyarım bloga. Artık ne zaman ulaşırız bilmem, kitabın kapağını filan gördükten sonra, onu alıp edinmeden geçen süre daha da kötü. Birkaç güne kitapçılarda da bulunabilir sanırım.

Magilum


Bu son dönemde ülke sınırları dahilinde çok garip müzikal hadiseler oluyor. Yani inanamıyorum açıkçası. İlginç geliyor fazlasıyla. Redd'in son albümü. Öncesinde Sakin. Daha yakın dönemde Makina'yı keşfetmem. Neler var da, ülkem genci Slipknot-HIM-Korn-Evanescence tekelinden bir kurtulabilse kendi ülkesine bakmayı öğrenebilecek.
Son dönem keşiflerimin en sonuncusu:Magilum.

Dayılar Doom Rock gibi memlekete pek icra edilmeyen bir türde müzik yapıyorlar. Doom Metal de denebilir sanırım yerine göre. Ve bu albüm için konuşacak olursak, bayağı da iyiler. En büyük avantajları, bayan vokal. Eğer erkek vokal olsa bu kadar iyi olmayabilirlerdi diyebilirim.
Böyle bir grup çıkıyor mesela, ama tesadüfi şeyler olmadığı sürece haberdar olmanız bile zor. Bu ortamda tabii efendi gibi kimse saygı görmez.
Neyse efenim, Rock/Metal dinleyenler başta olmak üzere, herkese öneririm bu grubu. Bir bakın tadına.

Mason


O kadar zaman Wiz'de çok az süre alıp, sonra Spurs gibi bir takıma gelinen ilk sezon, Suns, Lakers ve Boston'a karşı çok çok çok kritik üçlükler sokmak sanırım koca NBA'de çok az oyuncunun yapabileceği iş. Adamsın lan Mason. Bu sene de yapacak.

BB


Şüphesiz ki kendisi 03-05-07 şampiyonluklarında en çok payı olanlardan. Çoğu kişi sevmez, savunma kasayım derken çirkefleştiği, sınırı aştığı oluyor diye. O taraftan bakınca haksız değil kimse ama, benim takımımın önemli parçalarından biri olması, bütün olumsuzluklarına rağmen gözümde değerli kılar onu.
Aslında Bowen Nba'deki örnek alınası oyunculardan bir açıdan. KK da bahsederdi arada sırada, önceleri Avrupa'da oynarken skorer bir profil çiziyormuş fakat, NBA'e girebilmek için bir savunma spesyalisti olmaya çabalamış ve olmuş. Gerisi de malum:Çoğu efsanenin bir tanesine bile ulaşamadığı, tam üç yüzük. Kimse de hak etmemiştir diyemez.

Onun bırakması, artık bizim bu neslin de ufaktan kapıyı kapatacağının göstergesi(aslında tartışmalı bi' mesele bu ya, neyse). Takastan sonra serbest kalıp geri döner filan dendi ama, böyle daha iyi oldu derim kendi adıma. Çok uzatmamak lazım bu fasılları bazen. Biraz daha oynayayım derken maskara olabiliyor bazen oyuncular. Zamanında bırakmayı bilmek de çok mühim. İyi yaptı dayı.

Ayşin


Geçenlerde böyle ligin ilk haftalarında, sanırım bir Fb maçıydı. Bu ablayı gösteriyor kameralar. Babam dedi "herhalde birinin karısı". "Olsa tanırız" dedim ben de. Sonra zınk etti, hatırladım. Daha doğrusu ismini hatırlamadım da, simayı. Sunuculuk yaptığı filan aklıma geldi. Ama niye ekranda bir dakikaya yakın cemalini tuttuklarını kavrayamadım tabii o an.
Biraz zaman geçti, kendisini Fox'taki ismini bilmediğim futbol programını sunarken gördük. Arkada seyirciler filan. Anladık o zaman tabii. De, olmuyor yani. Samimi bir çaba değil. Ne bileyim Burcu Esmersoy da o açıdan çok dürüst bir hamle olarak gözükmüyor. Abla hemen gitmiş, Boxer'a mı FHM'e mi ne soyunmuş. E tamam işte, daha ne...

Ayrıca kendisi bu resimdeki kadar güzel olsa keşke. O gün mutlu günüymüş sanırım. Efendi gibi resmi yok nette, ne yapalım. Bu soyundukları nete düşer yakında, o zaman olur.

Rijkaard


Frank Rijkaard ile Bağış Erten konuşmuş Tam Saha için. Çok güzel bir röportaj. Buyrun.

Yoksa?

Eidur

Barça'da son dönemde en çok sevdiğim adamlardan biriydi. Sisteme ve yapıya da uyuyordu. Yaz başından beri de "gidebilir" gibisinden haberler geliyordu. Gitti maalesef. Ben onu güzel hatırlayacağım, sizi bilemem.

Röportaj

Hakan Günday röportajı.

Fb Filan

Şimdi Fenerbahçe'nin ilk forması çubuklu altına beyaz şort ya, üst parçada bazı yerler beyaz olmadı mı, çok koyu görünebiliyor göze. Üst çok koyu renk, alt da çok açık oluyor.
90'ların sonunda kolların beyaz olduğu bir formaları vardı. E ama o zaman da lacivert değil, mavi-sarı bir şey giyiyorlardı. Şimdi öyle bi'şey deneseler keşke. Mesela Milan bu sene yakayı beyaz yaptı ya, o tip bir rötüş.

()

Geniş ve yeterli kadro iyidir. Efendi gibi rotasyon uygulayacak hocan varsa daha da iyidir. Doğrusu budur çünkü. Ama onun da bir sınırı var sanki. Şimdi Galatasaray kadrosu malum. Belki yerine göre eksikler var ama, hani o kadar çok transferin üstüne, bir yerde durulması gerek sanki. Ki taşlar da yerine oturuyor. Caner'i aldık, hadi tamam. Orada da Alparslan sorunsalı var ya, o ayrı mesele. E peki Sercan ne? Artı Nonda'nın yollanacağı söyleniyor paraya ilaveten. Nerde oynayacak bu çocuk? Baros zaten tam kafa yerinde değil, ısınması lazım. Sen üstüne transfer gazını almışken oynaması ve gelişmesi gereken Sercan Yıldırım'ı getiriyorsun. Başka zaman olsa harika hamle ama, şimdi değil işte. Tam ne güzel gidiyoruz diyoruz, Elano da ufaktan dahil oluyor falan filan, hop sen gel Nonda'yı gönder -Nonda-, Sercan'ı al. Gidin Topuz'u da alın, nasılsa oynayamayacak.

25

Sonics R.I.P.


Şerefsiz Bennett. 10 galibiyetten fazla görmek nasip olmasın inşallah.

Sheed


Kafama Sıkar Giderim!..

Lütfen abi ya...

Müzik Vs

Ülke gençliği Misak-ı Milli dahilinde yapılan müziği çok küçümsüyor. Öyle böyle değil. Buna sebep olan nedir bilmiyorum ama, berbat bir şey bu. Birileri bir şekilde gencolara "bu ülkede müzik yapılmıyor kardeşim, ne varsa gavurda var" düşüncesini basmış alttan. Müziği ancak Pink Floyd filan yapar zaten, bizimkiler orospu çocuğu.

Bu konu hakkında aslında sayfalarca yazılır da, ben şimdi tam aklıma düşmüşken şuraya aktarayım dedim. Yazık abi.

Medya Vs

Dün Trt 3'te Barça-Bilbao, Süper Kupa 2.maçı vardı. İspanyolların bu konudaki uygulama ilginç. Kral Kupası finali tek maç, Süper Kupa 2 maç üzerinden oynanıyor. Hem de aslında bir taraf fasulyeden oynarken. Neyse.
Maçı sunan abimiz Tansu Polatkan. Hani bu işlerin ülkedeki öncülerinden ve ustalarından. Ben doğdum doğalı sesini duyarım. Geçenlerde İletişim'in çıkardığı Dünya Kupası isimli kitapta Okay Karacan mesela, onun üstündeki emeğinden bahsediyordu, yazısında. Tamam, eyvallah. Öyle bir adamın yetişmesinde emeği varsa ne güzel. Başka bir sürü vardır eminim spor basınında. Ama bu adam, ya da bu adamlar bu işi BİLMİYOR. Ona rağmen yıllardır bir şekilde devam ediyorlar. Yaşları da Allah bilir kaç. Lig Tv'de de örnekleri çokça var.

Abi isimleri yanlış biliyor, şu anda Dünya'nın en gözde futbolcusu olan adamı sahada tanıyamıyor, alakasız biriyle karıştırıyor. En ufak bir heyecan emaresi yok. Dümdüz anlatıp geçiyor. "Nou Camp" diyemiyor. Eto'o'yu Juventus'lara gönderiyor, ve daha bir sürü şey. Söyleyeceklerimin bir kısmını da Ekşisözlük'ten bir entry ile açıklayayım:

" 'bitse de evime gitsem, hay koyiim böyle işe, memur adam pazar çalışır mı' zihniyetini anımsatan bir anlatımın, bir insanı futbol izlemekten nasıl soğutacağının en iyi örneklerinden birinin sergilendiği bir müsabaka olmaktadır. nerelerdesin levent özçelik"

Ki Levent Özçelik bile arada eleştiri alır anlatımı hakkında, onu bile aratıyorsa bu abi, gerisini siz düşünün. Bundesliga da Trt'de mesela, yazık yani. Yalçın Çetin bildiğim kadarıyla müdür oldu spor bölümüne, daha az maç anlatacaktır sanırım. Geçen sene Kral Kupası'nı anlatan eleman da "Xavi Alonso" demişti mesela...
Büyük ustalar, emekleri var şudur budur ama, hayır. Bu adamları bir şekilde pasifize etmek gerek artık. Eğer dünkü maç, hayatında izlediği ilk futbol maçı olan bir küçük çocuk vardıysa, muhtemelen bir daha futbolla en ufak alakası olmayacaktır. Hem de bir Barcelona maçı olmasına rağmen.

Cruyff


Bizim teknik ekip geldikten sonra aklımdan geçmedi diyemem. Nurullah Bakır benden önce dillendirmiş. Eline sağlık. Buyrun.

Galatasaray

Yazı yok. Özet budur.

Berlino&Bolt


Sagopa Kajmer Nostalji


Efendim az önce Lappapzade yanımda Shook Ones- Mobb Deep dinliyor, "I got you stuck off the realness" sözlerinde takılı kaldım bir on saniye, bir yerden tanıdık geliyor.
Kör Savaşçı- Sagopa Kajmer.

Eskiden böyle şarkılardan alıntılar yapan Yunus, n'oldu sana da artık "senin yolunun adı tâha"?
R.I.P. Sagopa Kajmer.

Neden?


Birçok kişinin kendisine veya başkalarına sorduğu sorudur bu, neden bu "taraftarlık" ya da "fanatizm"?
Cevabını şöyle vermişler:

"... eğer saplantılarıma yol açan koşullar incelenseydi, diğer fanatiklerin kaçında benzeri bir Freudyen dramın izine rastlanırdı merak ediyorum. Tamam, futbol iyi bir spor olmasına iyi bir spor. Ne ararsanız var. Ama bir sezondaki maçların yarısına giden, büyük maçları izleyip uyduruk olanlarından uzak duran, mutlu bir şekilde bununla yetinen taraftarla, kendini hepsine gitmek zorunda hissedenler arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? Sonucu daha başından belli olan bir maçı izlemek için, altın değerindeki tatil günlerini boşa harcayarak çarşamba günü kalkıp Londra'dan Plymouth'a gitmek niye? Eğer fanatikler hakkındaki bu Freudyen teori doğru ise, kamyonlarla safariye giden insanların bilinçaltında ne menem bir şey yatıyor acaba? Galiba en iyisi, cevabı hiç bilmemek."

Nick Hornby, Fever Pitch (Futbol Ateşi), Çeviri: Bağış Erten, Sel Yayıncılık, Eylül 2006.

71

Bu akşamki maçta Gs, yüzde 71 gibi bir topa sahip olma oranı ile oynadı. Skor 5-0 öyle değil mi. Umrumda değil. Onların hiçbirini atamasaydık, biz yine oyuna hakim olup, güzel oynayıp, yüklenseydik, ben yine razıydım. Yüzde 71.

"Dos"


Bugünden itibaren Andre Santos ismiyle bilinen adam, değil 3 kişi, bütün oyuncuları 5 kere geçip gol atsa, yine gözümde zerre değeri yoktur. Hatta "gözümüzde".
Takımın frikik kullanıyor, sen kaleye yakınsın. Sana doğru gelen topa elinle yön vermeye çalışıyorsun. "Herkes yapıyor abi yeaa" türünden bir karşılık verilemez bu duruma. Bunun savunulacak bir tarafı yok. Sikeyim karakterini. Nasıl bir ülkeyse artık.
"Adamın da çok sikindeydi senin onu sevmemen" şeklinde bir yorum yazan ilk okuyucuya vibratör hediye edeceğim.

Cins


Bu Ronaldo adamı hakkında antipatinin hangi noktaya geldiğine dair bir kısa entry, Ekşi sözlük'ten, globotruncana'dan:
"clear man kullanıyormuş, bir daha kullanırsam siksinler."

Ancak bu kadar doğal bir tepki olabilirdi, uykulu halimle yarıldım. Tipi kes.

Formalar

Dün Bobcats ve Blazers'ın bu sene giyecekleri alternatif formalar görücüye çıktı.
Portland'ınkiler "retro" kelimesini tam anlamıyla yansıtırken, Bobcats formalarında bir Orlando esintisi var.

Arma Dizilimi Hakkında

Yakın zamanda dikkatimi çekti ki, 2 sene önceki beyaz Milan forması sağolsun, o zaman da beni fazlasıyla uyuz etmişti. Burada da bahsedeyim dedim.
Bazı formalarda arma ve forma için anlaşılan markanın logosu (hatta bazen reklam da) doğru yerleştirilemiyor formaya. Bu işi halledenler de var tabii. Akılda yer etmesi için resimlerle örnek vererek anlatacağım meseleyi.
Öncelikle formada yer alan arma, logo vs.yi çok ufak bir alana sıkıştıranlar:
Gördüğünüz gibi, arma, üretici firma logosu ve ülke bayrağı çok bitişik. Bunun sebebi ise çubukların dizilimi. Simetriyi bozmamak için çubukların üstüne konuyor öğeler ve o zaman da sıkışıklık oluyor. Hele Gs formasında olay daha beter. Avea reklamı da çok yukarda olduğu için, aşağı kısım çok boş gözüküyor. Bu reklamı çok yukarı koyma meselesi Chelsea'de de var. Şu Inter'inki de az-çok öyle gerçi.
Bunun bir benzeri de şu örnek:Burada da çubukların üstüne yerleştirme isteği yüzünden, arma ve bayrak çok kenarlara kaymış. Ortadaki Adidas logosu ortada olduğu için aslında güzel bir kombinasyon olacakken, çubuklar işi bozuyor. Neredeyse kollara gelecekler.

Şimdi de logo ve armayı kötü yerleştirip formayı bir garip gösterenlere örnek geliyor:

Bu formalarda ise logo ortaya, arma ise sağ veya sola yerleştiriliyor. Bir taraf boş kalıyor. Dengesiz bir görüntü oluyor. Halbuki bunun çözümü çok kolay:

Ya iki kenara koyarsın, ya da üstüste koyarsın tek sıra olur. Tabii tek sıra olması için iki öğe olması gerekiyor. Diğer türlü fazla olur. Yani ülke bayrağı olmadığı zamanlar. Tek sıra olanların çok şık göründüğünü söylemek lazım.
İdeal dizilim bu diyebiliriz, 2 öğeliler için.

Son olarak da 3 öğelilerin ideal dizilimlilerine gelelim. 3. öğe kimi zaman ülke bayrağı, kimi zaman başka bir ünvan.

Pedro


Millet forvet almak için yüzlerce milyon dolar döküyor. Kimi de elde hazırlayıp kullanıma sunuyor. Daha bunun Assulin'i, Jeffren'i, Jonathan Dos Santos'u var (Dos Santos demişken, Andre Santos'a böyle seslenenleri Allah bildiği gibi yapsın).
Pedro Rodriguez Ledesma, Süper Kupa ilk maçında bir gol-bir asist ile oynadı. Bu sezon daha fazla forma şansı bulacaktır ve kendini gösterecektir.

Hasssssssikome Bolt


...

Enes Kanter ve Amerika


Son iki-üç gündür çok buralarda olamadığım için haberim olmamıştı açıkçası Enes'in Amerika kararından.
Avrupa Gençler'de fırtınalar estiren Enes lise son sınıfı Amerika Birleşik Devletleri'nde okuma kararı almış. Buraya kadar her şey normal.
Anormal olan ise gideceği okulun Findlay College Prep. olması. Findlay geçen sene liselerarası şampiyonluğu namağlup kazandı ve büyük üne kavuştu. Yani Enes'in yaptığı büyük iş.
Büyük oyuncu olacak.
Fenerbahçe'den ayrıldığı için vırvır yapanlar var ancak sen bu adamların önlerini açmazsan, ben açmazsam Türk basketbolu buralarda kalır.
Türk basınındaki bir çok ismin aksine ben Enes'in orada önce çok iyi bir lise son sınıf, sonra iyi bir üniversitede iyi bir freshman yılı ve sonra da kalburüstü bir NBA kariyeri olacağına inanıyorum.
Yolu açık olsun.

Mes

Güzelliğe gel...
Bilgi için şurdan.

Ortak

Bu tip şeyleri gördükçe içim bir acayip oluyor. Bu iki ismin herhangi bir şekilde bir arada anılması inanılmaz. İnşallah ilerde daha da çok olur. Ne bileyim, Arda gider, bir şeyler olur vs. Buyrun.

Melo


Daha önce de birkaç kez Nba-Futbol ilişkisiyle ilgili fotolar yer almıştı burda ama en garipsediğim bu olmuştur sanırım. Gece bir yerde Yenilsen De Yensen De'nin tekrarında gördüm, şaşırdım. Burada da dursun, kayıt kayıttır. Bilen-bilmeyen vardır.

3 Sayı


Ortalıkta Nba dergisi, daha doğrusu basketbol dergisi kalmadı. Bu yoklukta millet sanalını okusun bari. Yine yaptık bir şeyler. Umarız olmuştur. Nedense benim yazı pek içime sinmedi ama, iş işten de geçti. www.3sayi.com dan ulaşabilirsiniz.

Fred

Biz bir aptallık edip blog açtık, uğraşıp duruyoruz. Bir arkadaşım de bu işe el atmak istedi, "gel etme" dedim, dinlemedi beni. Kendisi ağır Mançester Yunaytıd'lıdır, blogu da bu konsepte sahip. Öneririz. Ama arkadaşım olduğu için değil, bu işten anladığı için ve iyi yazabildiği için.

fredthered.blogspot.com

SS


Major League Soccer'ın tek takipçisi olan blog, Lappappa olarak, yine iş başındayız efem. Beckham ağır sıçtı. Milan'ın onu tekrar istemesi haberlerinin üstüne, Sounders ile yaptıkları maçta daha 20 dakika dolmadan kırmızıyı görüp oyundan atıldı. Yollarlar herhalde, rahata erer o da.