Beck


İsminin mevkiine uyması bir tarafa, ne zamandır kendisinden blogda bahsedip şereflendirmek istiyordum ama, önce bir zaman unuttum, sonra da "teknik aksaklıklar".
Son dönem izlediğim en iyi bek'lerden. Zaten milli takıma da yükseldi. Hoffenheim'ın bu sezonki yükselişinde en büyük payı olanlardan olduğunu söyleyebilirim.
Kendisi Stuttgart altyapısı çıkışlı, bu sezon başında geldi Hofınaym'a. Bir de Rusya, Kemerovo doğumluymuş kendisi. Anlayacağınız, genelde en büyük yıldızları hep devşirmemsi veya diğer etnik unsurlardan olan Alman sporu, yine bu tip bir örnekle karşı karşıya kalabilir. Tipe bakarsan has Alman tabii, o ayrı. Sene başından beri gırgır yapıp duruyoruz, şu adamı Gs alsa filan diye. İlla büyük isimler dolaşacak ya, Van Nistelrooy, yok Pele, yok Puskas... Hadi gelmesi etmesi ayrı, çok mu zor şu adamı görmek.

Aslantaş


Geçen hafta oynadıkları maçta verdiği asistle dikkatimi çekmişti ilk olarak Hakan Aslantaş-müthiş bir asist verdi Kahe'ye, 3 kişiyi çalımlayıp. Dün de hücuma verdiği destekle gözüme çarptı. Malum, büyüklerin maçları dışında pek izleyemiyoruz Anadolu takımlarını, anca özetlerden. Eğer bu Almanya doğumlu oyuncu, bu son 2 maçta çok tesadüfi performanslar sergilemediyse, yeni bir Gökhan Gönül'ümüz olacak demektir. "Sağ bek mevkiinde Sabri Sarıoğlu olanlara duyurulur" demek isterdim ama, maalesef o kadar sözümüz geçmiyor piyasada. Diğer blog abilerimiz söylesin o lafı.

Şairistan

"Şiir yayımlatma konusunda ürkeğim artık. Ödül kazanan ilk kitabım çıktığında yirmi bir yaşındaydım, şimdi olsa hayatta cesaret edemem. Çünkü şiir, öğrendikçe zorlaşan tek sanat...Hatta bazen ateşle imtihan.

Hiç şiir okumadıysanız, yazdığınız her dize gözünüze başyapıt gibi görünür. Ama antolojiden haberiniz varsa şöyle düşünürsünüz: “Aynı sözün çok daha güzelini elli yıl önce Cemal Süreya söylemiş. Ben susayım şimdi...”

“Yurdumun Şairleri” köşesine şiir yağdıranlar bir kez İsmet Özel okusalar, herhalde bir daha kolay kolay kalem almazlar ellerine. "

Tuna Kiremitçi

Umut Bulut


Sadece "Umut Bulut" demek istiyorum. Bu kadar olur ya. Ne arıyor bu seviyelerde, nasıl kalıyor. Her büyük takımda bir numunesi var bu kontenjanın, biliyorsunuz kimler.
Zamanında Fatih Tekke, Hami Mandıralı gibi büyük oyuncuları terlettiği Trabzon forveti forması, şimdi bu... bu oyuncunun sırtında. Diyelim, sakin duralım.

Manzara-ül Pıleyof


Hüseyin bana arapası uzatmış, ben de hemen yetişeyim. Nihayet regular siizını tamamladık. Sıralamalar belli oldu, "rekorlar kırılamadı", falan fişman. Şu yukardaki dalga motorunu alabilecek en fazla 5 takım var. Tabii varoluşsal sürprizler olmazsa.

Batı:

Lakers-Utah:

Bu seriyle ilgili en çok üzüldüğüm nokta, Utah'ın şu kadroyu oluşturduğundan beri, maalesef neredeyse hiçbir zaman potansiyelini sahaya yansıtamamış olması. Bir tek 07 Batı finali var işte, o da arkası gelmediği için, çok ciddiye alınmamalı. Ve bu sezon da, bir mucize olmazsa ilk turda elenecekler. Lakers Bynum ile gerçekten çok farklı oluyor. Final kaybeden takımın motivasyonu her zaman daha farklıdır. Bu kez daha ciddi ve temkinli olacak Lakers. Utah'ın 1 maç kazanacağını düşünüyorum en fazla.

Denver-New Orleans:
Iverson-Billups takasının orta vadedeki sonucudur bu seri, daha doğrusu Denver'ın 2. sıradan pıleyof yapması. Düzen başka şey tabii. Maalesef New Orleans da ligdeki "şu adamı çıkarsan 20 galibiyet alamazlar" türü takımlardan. Herkes Paul'ün eline bakıyor. O varsa varlar, yoksa yok. West şebeleği de Play-off'ları iyi oynuyor, bakalım artık. Hornets'in şansını az görmekle birlikte, muhtemel Paul-West azgınlığıyla seriyi alabileceklerini de ekliyorum. Hele bir de ekstra Peja katkısı filan gelebilirse... Bir de;Denver uzunlarına dikkat.

Spurs-Dallas:
2 gün önce Play-off yapamayacak olan Mavs, utanmadan bir de 6'ya yükseldi. 3. olmak ve saha avantajı bizim açımızdan iyi ama, ben 4 veya 5 olup da, şu Portland veletleriyle karşılaşmayı tercih ederdim. Olmadı. Hem de 3 olmanın, 2. turda Lakers'a toslamamak gibi bir edventıcı var. Bu sene daha da aşağı inmiş olabilirler ama, bu adamların kadrosu aynı hala, ve de Barea gibi ne zaman ne bok yiyeceği belli olmayan bir adamları var. Benim Nba'de gördüğüm en "underrated" adamlardan olan Bass de cabası. Yani çekiniyorum, evet. 05-06'daki kadar olmasa da, çekişmeli geçeceği kesin. Bazı salakların yorumlarını okuyorum şurda burda, yok efendim yine 2 sıkıcı takımın eşleşmesiymiş de bilmem ne. Dün Warriors-Suns maçı vardı annem, yerleri değiştirelim istersen? Bol sayı görürsün ama, basketbol göremezsin. İşte Nba'de, daha doğrusu basketbol'daki "Phoenix devrimi"nin olumsuz sonuçlarından biri bu:Herkes hızlı, bol skorlu oyun istiyor. Sıkı oyun, savunma, düzen kimsenin sikinde değil. Yeni nesilin süperstar deliliklerinden sonra, bir karakteristik özelliği de bu. Ha bir de, hepsi aptal.
4-3'lük bir sonuç kimseyi şaşırtmaz. Ben, bizim takımın şu Gsvari son dakikalarda maç uzatma ve sonra alma, veya maçı son saniyede alma huylarını hesaba katarak, avantajlı olduğumuzu düşünüyorum. Aha dün bile, yine son saniye üçlüğü, bu kez Mason atmadı ama, asisti verdi. Hop, uzatma. Uzatmada aldılar maçı, ve sonuç:3.lük. 4-2 gibi bir şeyler olur sanırım.

Blazers-Rockets:
Son 43 sezondur, 4-5 hep Jazz ve Rockets olduğu ve her sezon da Rockets elendiği için, bu manzaraya üzüldüm. Bir Nba klasiği daha bitti. Ama bu eşleşmenin hayırlı bir tarafı var;Rockets sonunda tur geçecek!! Ama bu kez de olmuyor. Niye mi? Çünkü cünüplerin cünübü T-Mac yok.
Bu da demek oluyor ki, Houston'ın "makus talihi" düzelecek ama, McGrady'nin kariyeri diplerden kurtulamayacak.
Çok garip ama hakikaten T-Mac'siz daha iyi gibi Houston. Wafer bile yontuldu abi, daha ne. Lowry filan hafiften. Tabii Yao'nun daha fazla sorumluluk alması gerekecek. Roy Kobe, Rudy de Ray olmazsa, zor bu seri Portland için.
Ulan aklıma LaMarcus geldi. Bu arkadaş beni şut atan uzundan tiksindirdi ulan, ne menem adammışsın.


Doğu:

Cavs-Pistons:
Öncelikle altta da belirttiğim gibi, Cavs denen şabalak topluluğunun, iç saha galibiyet rekorunu kıramamasından son derece memnunum. Bu salakların bir yerde tokatlanıp adam edilmesi gerekiyor ama, kim, hangi seviyede yapar, bilinmez. Tabii ki vaziyetlere bakınca, Pistons'ın şansı az. Ama avantajları da yok değil. Unutmamalıyız ki, bu takım bundan önceki 6 sezon üstüste Doğu finali oynadı. Bu, amiyane tabirle "boru değil". Iverson olsaydı, onun patlayıcılığı ile, belki şansları daha fazla olurdu. Süpürmesi bile çok sürpriz olmaz Cavs'in, ama Pistons'ın, mesela 4-3 veya 4-2 ile seriyi alması da, Warriors'ın zamanında Mavs'i elemesinden daha şaşırtıcı olmaz. Ha bir de;Will Bynum'a dikkat.

Ha bir de, Batug.com'daki son P. Rankings'de Cavs için, "şu kadrodan Lebron'u çıkarsanız, kalanlarıarın bir sezonda 30 galibiyet alacağına iddiaya girer miydiniz?" demiş Onur Tirkeş. Hani yukarda Hornets için söyledim ya, "şu adamı çıkarsan 20 galibiyet alamazlar" takımları diye, evet Cavs de öyle hala biraz ama, e zaten bu sezon böyle iyi olmalarının sebebi de, o kimlikten olabildiğince sıyrılıp, daha çok oyuncunun takımda söz sahibi olması değil mi-yani Mo, West ve diğerleri-? Yani Lebron'u çıkar, durum daha kötü olur ama, 30 kadar az da değil. Yani Miami öyle, hatta daha beter. Ama Cavs, hayır.

Boston-Bulls:
Öncelikle haber merkezimize az önce ulaşan bir haberi size aktarmak istiyorum, KG bütün play-off'ları kaçırabilirmiş. Bu ihtimal gerçekleşirse, Boston en fazla Doğu finaline gider, orada da Cavs'e elenir gelir. Bu çok kötü oldu tabii onlar için. Ama bu turu geçmeleri için herhangi bir problem yok. Bulls'un o ne yapacağı belirsiz delişmenliğiyle 1-2 maç kaybedeceklerdir, ama genele bakınca pek sorun yok. Bulls da böyle bir sezonda çok bile gelmiş olacak. Ayrıca Rose da, ilk pıleyof tecrübesini yaşayacak. Zorlu ortamda nasıl oynayacak, gelişimi açısından möhüm.

Magic-Sixers:
Hidayet ufaktan sakattı ama, Play-off'ta problem yok sanırım. Magic için olay belli. Şut girerse başarı, girmezse yok. Stan Van Gundy garibim de kenardan sanki böyle ince ince sistem kurar gibi deliriyor. Sempatik filan ama, bazen gerçekten "yazık" diyoruz adama. Howard zaten kendi halinde... Sixers'ın bu turu geçecek kadar direnç göstermesi zor tabii. Keşke biraz daha hızlı oynasalar, atletik elemanlar var. Bench de iyi, genç. Ama ara-sıra öyleler.
Böyle takımları hiç sevmiyorum, Hido'nun olması da pek bi' şeyi değitirmiyor. Düzen yok bir halt yok, oyun kurucun yok, süper-yıldızım dediğin adama top inmez, inerse bir şey yapamaz. Yazdık zamanında çokça işte. Abartı gibi olabilir ama, hakikaten, bunlar şampiyon olsa, kaale almam lan.
Keşke direnseler de, eleseler şu Magic'i. Hadi oğlum Iguo.

Hawks-Heat:
Çok feci çok. Bu yazıda çok değindiğimiz "şu adamı çıkarsan 20 galibiyet alamazlar" takımlarının şahı olan Heat, istikrara ulaşan Hawks ile didişecek. Ne kadar Wade, o kadar Heat. Ayrıca önemli olabilecekler de, (kafası eserse) Jermaine ve Cook. Seriyi 40 sayı ort. ile bitirebilir Wade, hiç şaşırmam.
Hawks'a gelince, Josh Smith sanki az daha etkili olmalı, son dönemde düşüşte, hatta son 1-2 sezondur. Bir de Murray adamının dengesizliği, Hawks'ın işine yarayabilir. Önceki serilerin aksine, bu seri hakkında tam bir tahminim yok. "Ortada" diyorum.

Play-off İlk Tur Tahminleri

Bol sürprizli, ancak sonunda yine beklenen takımların final oynayacağı bir sene gibi görünüyor. Son günde gelen değişikliklerden sonraki eşleşmeler sürprizleri daha da bir ön plana çıkardı. Eşleşme eşleşme gidelim:

Doğu:

Cleveland Cavs- Detroit Pistons (4-1):
Herkesin düşmanı son zamanlarda Cavs. Quicken Loans'ın büyüsü bozuldu bu gece ama sezonun en saçma hamlesini yapıp Billups'ı yollayan Detroit'i AI da ortada bırakınca turu geçememeleri mucize olur. Auburn Hills'in hatrına bir maç alırlar gibi geliyor orada. LeBron'un sazı eline almasına gerek kalmadan biter bu seri.

Boston Celtics- Chicago Bulls (4-2):
Bulls bu sene ne yapacağı belli olmayan takımlar arasında ilk 5'e oynar. Arada bir Gordon çıkıp 40 atıyor, Tyrus'a bakıyorsunuz neredeyse triple-double yapacak, Rose istikrarsız görüntüsünden kurtulursa elit bir delici gard olma yolunda ilerliyor. Eğer Luol Deng de olsaydı kadroda sürpriz adaylarımdan biri olabilirlerdi ancak Keltler de tecrübeyle ilk turu alacaktır diye düşünüyorum. Garnett'in dönmesi takıma iyi etki yapacaktır, en azından savunmada.

Orlando Magic- Philly Sixers (4-0):
Orlando'nun süpüreceğini düşünüyorum. Hido ve Lewis'in playoff başlangıcında ilk 5'teki yerini alması bekleniyor. Sixers'ın sene başından beri NBA'in en overrated takımı olduğunu düşünüyorum. Devamlı bir potansiyeli olan ancak hiçbir gelişme gösteremeyen takım hüviyetindeler. Howard domine edecektir pota altını. Brand'in olmaması da iyice sekte vuruyor Suçlular Şehri'nin kazanma şansına. Banko Orlando.

Atlanta Hawks- Miami Heat (3-4):
"Objektif ol lan ayı!" diyen sesleri duyar gibiyim. İlk turun en eğlenceli serisi olacağı kesin. Normal sezonun sayı kralı Dwyane Wade ve ekibi, JJ ve J-Smith'in sürüklediği Hawks ile karşılaşacak. Son hafta Beasley iyice ön plana çıktı. Bence ilk 5 başlaması takım açısından çok daha yararlı olacak. 28-16 gibi şeyler yapıyor, kolej kariyerindeki gibi. Wade hayvani rakamlar ortaya koyabilir yine. Özellikle içerideki bütün maçlarını alacağını düşünüyorum Heat'in. Atlanta'daki 7. maç sonucu belirler, Heat kazanır.

Batı:

LA Lakers- Utah Jazz (4-1):
Dün gece Lakers bir preview yaptı Jazz'e karşı. Kobe Bryant 16 sayıyla oynadı ancak adamın ne tür pozisyonlardan sayı çıkardığını görünce "diğer adamlar neden sahada?" diyesi geliyor insanın. İnanılmaz bir vücut kontrolü, müthiş bir bilek. Bynum'ın gelmesi Memo'ya üçlük şansı tanıyabilir. Boozer'ın pota altındaki etkinliği de tam burda devreye giriyor. Kalite farkı, 4-1 Lakers.

Denver Nuggets- New Orleans Hornets (2-4):
Sürpriz sayılır mı bilmiyorum ancak 2-7 eşleşmesi olarak bakılınca öyle. Azman rakamları var Paul'un son maçlarda. West de play-offlarda nasıl oynuyor hepimiz biliyoruz önceki yıllardan, özellikle 2008. Denver'ın kadrosu da geniş, iyiler filan ancak bir türlü takım olamıyorlar, maçtan çabuk kopuyorlar. Senelerdir beraber olmanın avantajıyla Hornets.

San Antonio Spurs- Dallas Mavericks (4-2):
Şu dünyadaki en nefret ettiğim iki takım; Fenerbahçe ve Dallas Mavericks. Duncan'ın dizinin durumu serinin kaderini belirleyecek. Bu akşam 20-19-6 gibi iyi istatistikler yaptı Theodoré. Parker'ın deliciliği savunmada Kidd'i yorunca hücumdaki etkinliğini de azaltacaktır. Dirk'in normal rakamlarına ulaşacağını düşünürsek, rol oyuncularının performansları kilit olacak. X faktörü Jason Terry. Manu olsaydı süpürürdü Spurs, şimdi 4-2 alır.

Houston Rockets- Portland Trail Blazers (3-4):
En zevkli ikinci eşleşme olacak diye düşünüyorum. Sonics'in Seattle'dan ayrılmasından sonra "bizim köyün takımı" ünvanını alan Blazers, biraz da Seahawks'ın patronu Paul Allen'ın olmasından dolayı, Pasifik Kuzeybatı'da şu anda en çok sempati duyulan takımların başında geliyor. Genç kadrosuna eklenmiş birkaç tane tecrübeli oyuncu baharatlarıyla bence 7. maçta işi götürecekler.

Benim tahminlerim böyle, Hilmi de yazar zaten bugün, yarın. Playofflar 18'inde başlıyor. Yoruma siz de verin tahminlerinizi, benimkinden iyi çıkarsa ödül yollayayım size. (Oha!)

Theo


Şımarıklığın bokunu çıkaranlara her gün bir doz Theo Ratliff. Al sana rekor. Cavs rekoru egale yerine "başını" aldı. Bir de asları filan oynatmayıp, güya "rekor umrumuzda değil" havası verilecek.

Son gün şimdiden 3 maç uzatmada bitti, feci mücadele var. Bakalım play-off sıralamaları nasıl olacak?

Ceyar


J.R. Smith denen bu zenci, Nba'deki en sevdiğim oyunculardan biridir. Bir de şu yeteneğini, daha genele yaysa, daha çok seveceğiz de, neyse.
Geçen Tv'de Kings'e 45 attığını görünce heyecan yaptım. Ayrıntıya ulaşma şansı da yok o vakit daha, kaldı öyle. Az önce aklıma geldi, göz attım.

13/22 şut, 11/18 üçlük. Tam 45 sayı. Hem de sadece 29 dk 31 saniyede. Smith böylece hem sezon, hem de kariyer sayı rekorunu kırmış oldu. Önceki rekor gecesini izleyen biri olarak, bu maçı izleyememiş olmak, beni ne kadar üzdü bilemezsiniz.
Ceyar ayrıca o gün, kulübün ve kariyerinin üçlük rekorlarını da kırmış oldu. Bir de Nuggets tarihinin benchten gelip en çok sayı atan oyuncusu ünvanını da kazanmış.

Eğer bu deli gününde bir üçlük daha soksaydı Ceyar, Nba tarihinde bir maçta ulaşılan en fazla üçlük isabetine ortak olacaktı. Rekor sahipleri de bilindiği gibi, Kobe ve Donyell Marshall. Eminim yine manyak bir gününde kırabilir bu rekoru Smith. O patlayıcılık fazlasıyla var çünkü. O yüzden bu kadar üstünde duruyoruz ya zaten. Yoksa zamanında Anthony Johnson da 40 attı, nedir ki.

Ulysses-1

"Sarışınlar aptaldır" derler öyle değil mi? Peki bu ne?! Ulysses'i bitiren kişi aptal, veya salak, veya mal olabilir mi? Cevap ortada.

Anderson


Porto'dayken "yeni bir Brezilyalı potansiyel 10 numara geliyor" diyorduk, United'a geldi "modern orta saha oyuncusu" oldu. Porto zamanlarında Anderson'a "Ronaldinho'nun veliahtı" filan deniyordu ama, Manutd sularında daha farklı bir oyuncu oldu Anderson. Ferguson değneği işte. Belki de daha iyi olacak. Göreceğiz.

Bu Anderson değişimini düşünürken Porto maçı sırasında, aklıma Bülent Uygun-Sezer Badur ilişkisi geldi. Sezer daha önceden 10 numara gibi bir şeymiş. Sivas'a gelince futbol üstadı B.Uygun demiş ki Sezer'e, "seni bir senede Aurelio'dan daha iyi yapacağım". Aurelio'dan daha iyi olup olmadığının cevabı belli, evet, bir de futbolumuz yeni bir Hüseyin Cimşir kazandı. Al sana Aurelio.

Niyet


"Fotogol gazeteciliği" yapalım mı biraz?

"Sahalarında 1-1 berabere kalıp elendikleri maçın sonunda üstünde Barcelona formasıyla görülen Ribery, kafalarda karışıklık yarattı. Takım arkadaşlarının tepkisiyle karşılaşan eski Galatasaraylı futbolcu, bazı taraftarlardan da küfür yedi. Ayrıca soyunma odasında da kaptan Lucio'nun 'eğer gönlün oradaysa git, biz sensiz de şampiyon oluruz' dediği öğrenildi. Bu gelişmelerin üstüne Ribery'nin yaz aylarında Katalan ekibine transfer olması bekleniyor."

Bu da bonusu olsun:

"Son günlerde adı sıkça Barcelona ile anılan Ribery'nin takım içindeki yakın arkadaşlarından Hamit'e söyledikleri, Gs taraftarını heyecanlandırdı. Ribery'nin Hamit'e, 'Eğer bir gün kısmet olursa, yine Galatasaray'a dönmek istiyorum. Orada çok kısa süre kaldım ama, bir fırsat daha elime geçerse, bu kez kıymetini bilirim. İlerde yeniden oraya dönüp, beni kısa sürede bağrına basan taraftara borcumu ödemek istiyorum' dediği öğrenildi."

Porto-Man


Maç öyle bir golle başladı ki, dünkü inanılmaz maçı yarım-yamalak izlemek zorunda kalan (ama tadını da fazlasıyla alan) bendeniz, yine mi korkunç bir maç olacak umuduyla koltuğuna yerleşti ama, hayır. Manutd'nin aşırı fazla, beklenmedik skoru koruma çabası yüzünden belki de, daha iyi bir maç seyredemedik Olsun.
Futbolda kader sahada belli olur evet ama, Porto'nun da gelebileceği, gelmesi gereken son nokta burasıydı. Geçen sezon gerçekleşmeyen Barça-Manutd finali ütopyası, bu sezon olacak gibi.

Ronaldo'nun golü inanılmazdı. Yani "beklenmedik bir anda vurdu" filan denir ya, hakikaten öyleydi. Mal mal sahaya bakarken, bir anda topu kalede gördük. 30+ vardı sanırım mesafe.

Açıkçası Manutd gibi bir takımın, bu sallantıdaki skora bel bağlaması, iyi bir futbolsever olan beni fazlasıyla hoşnutsuz bıraktı. Yani bir gole bakıyordu her şey. Şişirilen bir top sekip edip gol olsa ne olacak? Futbolun bir yandan bu kadar basit bir spor olduğunu eminim ben kadar Sir de biliyordur. Ama niye 2'yi atmaya (neredeyse) hiç kasmadılar, bilemiyorum. Nani'yi almalar filan... Boku bokuna elenebilirlerdi de.

Scholes'un bu sezon sadece 4. Cl maçında oynaması (sonradan girdi), maçta en çok dikkatimi çeken ayrıntıydı. Bu hamleyi, emektar Scholes'un yavaştan devredışı bırakılıp, diğer elemanların sisteme monte edilmesi olarak anlayabilir miyiz, bilemiyorum.

Arsenal'ın da Villarreal'i elemesiyle, 3. sezon üstüste 4 takımın 3'ü İngiliz takımlarından oluşacak, Cl yarı-finallerinde. Bu İngiliz üstünlüğü daha ne kadar sürecek, merak eder. Bir İngiliz takımının finalde yer alması yine kesin. İnanılmaz. Adamlar sezonda iki fasıl kapışıyor büyük rakipleriyle, bir ligde, bir de Cl'de.

Şehr-i Hüzün


Yaklaşık 232323 senedir beklediğimiz yeni maNga albümü nihayet piyasaya çıktı bugün. Elimize de geçti, teknoloji sağolsun. En kısa zamanda albümle ilgili fikirlerimi yazacağum. Beklentim büyük diyorum. Bakalım.

Gsksfsfss

Of. Yeniden merhaba (eğer varsa) Lappappa okurları. Teknik problem çözüldüğünden dolayı, nihayet yeniden bloguma kavuşmuş durumdayım. Sikeyim teknolojisini de, uygarlığını da.

Taze taze bir şeyler yazasım var aslında. Daha doğrusu bir sürü şey yazasım var sanırım. Ama sonra.

Sami Yen'de Hep Olay Oluyor (!)

Hep olay oluyor bu stadyumda. Volkan Kapalı'ya taşaklarını gösteriyor, bir şey yok. Lugano'nun hareketlere bakın. Fotoğraflara bir bakın.


Luga'no'

Top oynayan Galatasaray'dı. Sonra meydan muharebesi. E Lugano gibi bi' adam top oynuyorsa başka ne olsun ki? Maç sonu kafa at, sonra git vur adama, hem Lugano, hem Aşık'ı at. 85'te Semih'in Barış'a arkadan geçirdiği pozisyonda çığırından çıktı aslında. Orada onu atmazsan herkes tabii ki azar. Selçuk'u atmazsan, Lugano'yu atmazsan, Semih'i atmazsan sonu bu olur. "Galatasaray stadında bunlar oluyor." Boş herifler sizi, yaptığınız şeylere bakın bir. Bizimkilere de söyleyecek laf bulamıyorum. Şimdi "hiç objektif değilsin" olacak ama, bu saatten sonra kimin Galatasaraylı olduğu, kimin dolarsporlu olduğu çıktı ortaya. Sabri, Arda, Aşık... Son olarak "bize ağabey diyenler sahada annemize küfrediyor" olayına şu açıdan da bakmak lazım. Saha dışında "kardeşim, yeğenim, hadi seni camii'ye götüreyim, beraber hacca gidelim" diyen büyük futbolcular sonra kardeşlerinin üstüne yürüyorlar, "piç kurusu" diye hitap ediyorlar. Yazık.

Erman Toroğlu ilk defa doğru konuştu, biz de öyle bitirelim:

"Sen bana vurursun, ben sana vururum, kavga ederiz. Tamam. Ama hiçbir insanoğlu başkasının enseköküne kafa atamaz."

Kadro

Kendini kanıtlamak adına en büyük fırsatı olan Fenerbahçe maçında Cassio Lincoln yedek oturacak. Helal olsun.

Macheda



Uzun zamandan sonra ilk post'um böyle olsun istemezdim ama, sıcak sıcak aktarmalıyım buraya. Çok feci. Sanırım artık "evrensel" bir Hasan Kabze'miz var:Federico Macheda.
Kendisi geçen hafta Aston Villa maçında skor 2-2'yken 90+'da golü bulup çok kritik 3 puanı getirdi takımına, hem de kariyerinin ilk maçında. Henüz 91 doğumlu. 91 neslinin en göze çarpan 3. oyuncusu diyebilirim, en azından bizim gördüklerimizden.
Ve Macheda az önce biten, deplasmanda oynadıkları Sunderland maçında yine sonradan girerek (henüz 2. maçı!) attığı golle 3 puanı getirdi. Hem de Manutd bu maça 3 forvetle başlamıştı.

Daha az önce Sivas-Antalya maçını izlemiştim. Bütün futbol zevkim, hevesim kaçmıştı. Ama bu çocuk gibileri daha izlemeden, o futbol sevgisini, heyecanını yine yerine getirebiliyorlar. Tabii ister istemez Solskjaer'le karşılaştırılacak bu eleman ama, ben Solskjaer'in ilk 2 maçında 6 puan getirdiğini sanmıyorum. Umarız eleman, patladığı gibi devam eder. Ferguson, sen hocaysan Bülent Uygun ne ha?

Avrupa Bizim Isimiz


Tar Heels- NCAA- Notlar- Hilmi


Not not gidelim, uzun zamandır yapmamıştık:

-March Madness final günüydü bugün. North Carolina Tar Heels, turnuva favorilerinden Louisville ve UConn'u yenen, yılın sürprizi konumundaki Michigan State Spartans'la karşılaştı. Maç Detroit'te, Detroit Michigan'da, State finalde. Doğal olarak State taraftarları çoğunlukta. Carolina bir başladı maça, sanki sokak basketbolu... 23-9 öne geçtiler. Orada koptu zaten maç, daha da geri gelmedi. Takımı bu sene sırtlayan Tyler Hansbrough, bugün 8 top çalmayla final rekoru kıran orkestra şefi Ty Lawson ve keskin şutör Danny Green gibi tecrübeli oyuncuları büyük ihtimalle seneye NBA'de göreceğiz. Lawson sağlam guard olacak ama Hansbrough biraz daha kas yapmazsa ikinci Laettner vak'ası. 89-72 Tar Heels.

- Bu sezon ilk kez bir Galatasaray maçını kaçırdım. Pazartesi gününe koyarlarsa maçı, 11,ooo kilometre uzakta doğal olarak saat sabah 10 oluyor, insanın dersi oluyor, gitmeyecek olsa mezun olamayacak oluyor, kaçıyor. Baroş'un golü takdire şâyan, son dakikalarda okuduklarım "iyi ki izlememişim, bu kadar yeter, kalp krizi geçirirdim" dedirtiyor. Şöyle top oynayan bir takım olmamalıydı Galatasaray. Her maç son dakika krizleri.

-Roberto Carlos Acun'a çıkmış, fena batırmış.

- Heat bu arada 15 galibiyetlik sezondan sonra play-off yaptı. Şükürler olsun.

-Spurs'te Manu Bilibili sezonu kapatmış, yazık. Zaten seneye filan da rebuilding...

- Batuhan terbiyesizlik yapmış tamam da, bu tür şeyleri çoğu futbolcu yapıyor İstanbul'dan Anadolu'ya giden. Rıdvan Dilmen açıklamasa biraz zor bulurdu Es-Es yönetimi.

Son olarak;

-Hilmi nerdesin oğlum, gelince gözüme gözükme...

Değişmez

AI'ın Philly dönemine kadar olan bir kitaba başladım dün. 8. sınıftayken gittikleri bir turnuvada ikinci oluyorlar. Memphis'ten Virginia'ya dönerken eleman arka camı açıyor servisin kupayı dışarı atıyor. "Biz buraya ikinci olmaya mı geldik ki kupayı geri götürüyoruz?"

Bugüne gelelim. Detroit en sağlam hamleyi yapıp AI'ı benchten getiriyor. Ağabeyimiz de bozulmuş bu konuya. Dün verdiği demeç şu: "Düzenli olarak benchten geleceğime emekliliğimi açıklarım."

Bakalım yer mi büzük.

"Zo" Mourning


"Blocked by Mourning, he's done it again!"


İngilizce aşkım onunla başlamıştı. 3. sınıftaki ilk yazdığım kelime "Good Mourning"di. NBA Live 96'dan almıştım "Mourning" yazma alışkanlığını. İnsan yaşlandığını hissediyor. 2006 şampiyonluğunda Hakan Şükür'lük yapan, takımın ruhsal yükünü sırtında taşıyan, gençlere ağabeylik yapan, yedi sene önce böbrek nakli geçirip basketbola dönen, Georgetown- Miami efsanesi Mourning'in forması bugün Heat tarafından emekliye ayrıldı. Fazla söze gerek yok, Heat taraftarının pankartı her şeyi açıklıyor:

"Mourning for President!"

Okay Karacan Döndü


Yeni F1 sezonu bu haftasonu başlıyor. Bir sürü yenilik, puan sistemi değişecekti değişmedi vırttı zırttı, Trt 1'in yayınları alması, yarışların canlı yayınlanacağının bile kesin olmaması, kalite nasıl olacak vs. Hiçbiri artık umrumda değil. Yarışları Okay Karacan, Serhan Acar ile birlikte sunacak. Hem de yerinden!! Bugün bundan daha güzel haber olmaz sanırım.

Yeni

İspanya'nın yeni forması, malumunuz. Görmüşsünüzdür her yerde. Benim anlamadığım, nasıl sevmezler bu formayı... Kimi okusam "sıç üstüne otur" kıvamında, yermiş formayı.
Konfederasyon Kupası için yapılmış sanırım, bizim maçta da giyselerdi keşke, gözümüz gönlümüz açılırdı. Karşısında da bizim turkuaz, oh.

Emre Aşık


Önümüzde son Avrupa şampiyonu ile oynayacağımız 2 çok kritik maç var. Servet ve Emre Güngör sakat; Toraman, kadroda bile yok;Zan, o da sakat-ne zaman değil ki?. Onlar haricinde kim var? Sivas'lı Sedat, Eren Güngör ve İbrahim Kaş. Hiçbirimiz bu üçünden birini bile oynatmaz.
Şu anda stoperde oynaması kesin olan tek oyuncu var. O da hiçbir zaman ne Gs'de ne de Milli takım'da 11 için düşünülmemesine rağmen, sırası geldiğinde aslanlar gibi oynayan, bir gün bile sesini çıkartmayan Emre Aşık. Hakan Balta duruma göre, sol veya ortada oynayacak.

Sanırım Emre Aşık için rahatça Türk futbol tarihi'nin en "underrated" oyuncusu diyebiliriz.

Nostalcik


Önümüzdeki sezonun olası Manutd formaları. Biz bayıldık. Özellikle kırmızıya. Giyerler-giymezler o ayrı ama, çok güzel formalar, o kesin.

"Adam Olun Lan"

Shaq


Shaq'ın son icraatini gördünüz mü? Hemen izleyin. Yahoo'da var, Youtube'da da bulunur. Çaylakları gencoları filan alıp bowling oynuyor. O gidince Nba'de nasıl eğlence olacak, merak ediyorum.

Alfonso, Raul Ve Ben


Geçen futbol bloglarında geziniyorum, Lambuja'da böyle "Nerden nereye" tadında birkaç foto vardı, Casillas, Güiza, Raul filan. Bariz belli tabii hepsinde zamanla yüze gelen bir olgunluk, görmüş-geçirmişlik var. O toyluk silinip gidiyor yüzden, belki hafiften kırışıklıklar vs.
Benim esas dikkatimi çeken ise, Raul'ün şu eski halinde kolunda olan bilekliklerdi. Futbolcuda bileklik gördüm mü, aklıma tek bir kişi gelir:Alfonso Perez.

Küçüklüğümde, ergenlik dönemimde en sevdiğim futbolculardan biriydi Alfonso. Sempatik ve sahici gelirdi bana. Yetenekli bir golcüydü de aynı zamanda. Taktığı aksesuarlar da hoşuma gitmeye başladı ona hayran oldukça. Kolyeler, bileklikler vs. O zaman da şimdiki gibi değildi sanırım, 3-4 bileklikle filan sahada salınırdı, çok net hatırlıyorum. Kısacası bileklik tutkumun sebebi bu adamdır. Kendisini de Barça'ya gelince daha bir sevmiştim o dönem.
Sanırım 2000'den sonra filan, bu hususta yasaklar mı ne geldi, bir maçta net hatırlıyorum, 4. hakem Alfonso'yu kolundaki bileklikleri çıkartması konusunda uyardı. Başladı bu çıkartmaya. Ulan bitmiyor. Kaç tane varsa artık. Baktı hakem sabah olacak mevzu bitene kadar, maç filan kalmayacak, hadi dedi olanlar da kalsın artık. Eminim futbolcu giriş-çıkışları konusunda en ilginç anektodlardan biridir bu.

Bu resmi (en üstteki) görünce önce şaşırdım. Ardından aklıma Alfonso geldi, Raul ile o dönem aynı takımda olup olmayacaklarını düşündüm, emin olamadım. Ufak bir araştırmadan sonra bir sezon Real Madrid'de birlikte oynadıklarını öğrendim-94-95 sezonu. Artık Raul'e bu zevki aşılayan Alfonso muydu, ondan görüp de mi taktı, bilinmez. Anlayabildiğim kadarıyla bu resim, o sezondan. Yani 94-95'den. İhtimal artıyor yani.
Gerçekten böyleyse eğer, hoşuma gidecek bir ayrıntı olur, daha fazlası olur mu, bilemem.

Belki de o dönemde modadır. Sadece benim yanılgımdır bu söylediklerim. Olmasa iyi olur tabii.

Dahası, işe futbol açısından bakacak olursak, Raul'un Alfonso'ya yönelik hayranlığı filan var mıydı, ben bilmiyorum, bilen varsa yorum kısmına yazıversin.

Yorumsuz

Büyük Kaptan


Bana bir daha kimse Bülent Korkmaz'ın Gs efsanesi olduğunu söyleyemez ve savunamaz. Kendisi Gs tarihinin en büyük rezaletidir. Tırnaklarıyla gelmişmiş. Evet, anlıyorum. Bu adam mı 1-2 yıl içinde Avrupa kupası kazandıracak?
Yoruma "hemen de sonuca bakıp adama sövme" yazan olursa, ev adresini bulur gelir döverim.

March Madness


Buralara kadar gelip bizi okuyorsanız, az da olsa basketbol kültürünüzün olduğunu varsayıyorum. Az da olsa basketbol kültürü olan insanların yılın bu dönemlerinde dönen meselenin ne olduğunu, nasıl olduğunu bildiğini de...

"NCAA Playoffları" başladı. Play-off ağacı burada. (Çok deli okuyucumuz varmış gibi şey de diyeyim, tahminlerinizi yoruma bekleriz.)
Benim tahminlerimdeki ilk sürprizime bugün tanık olduk. Cleveland State yılın en overrated ekibi Wake Forest'ı ilk turda turnuva dışına itti.
Okulunu pek sevmememe rağmen bizim eyaletin takımı olması dolayısıyla tuttuğum Washington Huskies yarın (sizde bugün) Purdue ile karşılaşacak, onları geçerlerse rakipleri diğer Huskies, UConn. Washington için "nerede tırak, orada bırak" bir turnuva bu. Elite Eight maksimum olur onlar için.
Şampiyonluk favorim ise Louisville Cardinals. Rick Pitino'yu severim. Takıma fenomenal bir savunma yaptırıyor. Earl Clark da hücumu sırtlamış durumda.
Hansbrough'un son sezonu, UNC bir şey yapabilir mi? Obama onları seçti şampiyon olarak, bana göre zor. Point Guardları Ty Lawson'un sağ ayak başparmağında sakatlığı var, ne zaman oynayacağı belli değil.
Bir diğer aday Oklahoma Sooners. Blake Griffin diye bir canavara sahipler. Tipini görseniz ağlarsınız, kızıl kafa bir şey. Ama son zamanlarda ne NCAA'e ne de NBA'e onun kadar "tough" bir oyuncu gelmedi. Kafasını yere vurup bilincini kaybetti, iki dakika sonra kendine gelince koça sormadan oyuna girmeye çalıştı, engellediler tabii. Oklahoma ve UNC'nin yolları da Elite Eight'te kesişiyor. Erken final.
Geçen senenin finalisti Memphis, şampiyonu Kansas plase. Sürprizim ise Duke'u geçerlerse Balbay'lı Texas. Uzunboynuzların yolları bayağı zor. Duke, muhtemel UCLA ya da Nova, peşinden Xavier ya da Pitt. Pitt de birinci sırada olmasına rağmen şu ana kadar oynadığı oyunla pek umut vermedi bana turnuvada, NCAA'de de boşu boşuna 1 numara olunmaz yalnız dikkatli olmak lazım. Sopcast kullanın maçları izleyin.
Vakit oldukça ben de ekleyeceğim.
Lappapınız bol olsun.

Aslan Kral


Maça iki saat kadar bir süre kaldı. Arda'nın oynayacağını öğrenmiş bulunuyoruz, ki bu da Kewell'ın stoperde oynayacağını teyid eder nitelikte bir bilgi. Benim için en önemli konu şu anda, sağ bekte Serkan oynayıp, Sabri sağ açıkta mı oynayacak, yoksa Sabri bekte kalıp Mehmet Güven mi orta sahaya geçecek. Şu Güven hiç güven vermiyor, bir kaza olup da stoperde başlamasa bari. Kewell'ın stoperliğine laf edenler diğer alternatiflere bir baksınlar; Güven, Sabri, Barış, Ayhan, Ümit Karan... Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.

Petriç'in olmaması bir yandan iyi ancak Oliç'in oynayacağını hatırlatmak lazım. Yani aslında Hamburg arkada işleri biraz daha sağlama alıp geliyor. Petriç- Guerrero, Oliç olacaklarına, kitap 4-4-2'si şeklindeler. Sağ kanadımızdan gelecek olan Jensen ve Aogo tehlikeli. Futbolla alakası olmayan bir kıtada olduğum için açıkçası Hamburg'u hiç izlemedim bu sene, Pitroipa hakkında yorum yapamayacağım. Ancak adam hakkında söylenilenleri okuyunca CR7'ymiş gibi bir izlenim oluyor.

Resime bağlayacak olursak, taraftar bugün sazı eline almalı. "Laralalaylaylaaay Saldır Galatasaray" olmaya başladık iyice son zamanlarda. Koreografi beklentim var, olur inşallah.

Son olarak, EURO Cup'ta finale kalan Galatasaray Bayan Basketbol takımını da tebrik ediyorum. Işıl Alben'le Arda Turan'ın evlenmesi dileğiyle...

Galatasaray Türkiye'dir!

Balcı


Şu manzarayı görüyorsunuz değil mi? Arda şu anki duruma bakılırsa perşembe günü yok. Yani en büyük kozumuzdan yoksun çıkacağız muhtemelen. Belki büyük hocamız yine gözdağı vermek için Lincoln'ü oturtur. Kewell da stoper oynarsa, artık Baros tek başına gol arar ilerde, yırtınır.

O değil de, Arda gerçekten oynayamazsa ve biz elenirsek, Serkan Balcı'nın başına bir şey gelir mi sizce?

Govou Ve Juninho


Bildiğiniz gibi, genelde karmaşıklığıyla bilinen Ligue 1'de son 7 sezondur Lyon şampiyon ve bu 7 şampiyonluk boyunca Lyon genelde kadro istikrarıyla bilindi. Buna rağmen bu 7 zaferde de takımda yer alan sadece 2 oyuncu var:Brezilyalı frikik ustası Juninho ve futbol sevmez futbolcu Govou. Gerçekten azımsanamayacak bir başarı süreci.

Bu sezon da Lyon lider ve yine şampiyonluğun 1 numaralı favorisiyken, Govou yakın zamanda sakatlandı ve sezonu kapattı. Lyon yine de iyi kadroya sahip ve şampiyon olabilecek durumda ama, yıllardır bu takımda olan, o kadar zafere imza atan takımın sürekli parçalarından olan Govou'nun yokluğu takımı etkiler mi, bilinmez.

Psg özellikle çok tehlikeli geliyor ve eğer bu hafta Marsilya'yı yenselerdi lider olacaklardı. Lyon'un altında Lille ve Toulouse'u da katarsak tam 5 takım zirve peşinde ve bu kez sanırım en zor sınavı verecekler. Bu konuda şunu söylemeliyiz ki, Cl'den elenmeleri onların işine yarayabilir. Psg ve Marsilya'nın da Uefa'ya devam ettikleri ve Uefa Kupası'nın o halinde daha da ileri gidebilecekleri ortadayken, bu muhtemel ilerlemeler kendilerinin bütün odaklanmayı lige yöneltmeleri Lyon'un lehine olabilir.

Gs-Ts, Notlar

Maçtan bazı notlar yazacağım. Umarım olabildiğince az küfür ederim.

-Hüseyin'in futbolcu'dan çok başka meslek gruplarına yakıştığını düşünüyordum ne zamandır. Bu maçta buldum:Nalbur. Dikkatli izleyin kendisini. Adamın futbolcuya benzer tek bir yanı yok.

-Emre Aşık kadar yürekli/özverili/savaşçı futbolcu, Gs tarihinde çok az oyuncu vardır. Onlardan biri de sahadaydı zaten.

-Trabzon taraftarlarının da diğer takım taraftarlarından çok bir eksiği olmadığını bugün bir kez daha gördük. Hatta fazlaları var. Küfretmek için kurulu makine gibiler. Herhangi bir şey görmelerine gerek yok ha, kendi aleyhlerine faul verilsin, yeter de artar bile.

-Oyuncular da pek farklı değil açıkçası. Gökhan Ünal, Umut, Egemen ve kaptan Hüseyin'in en ufak fauldeki tepki ve itirazlarına normalde ne karar çıkar, ama ne veriliyor. İnanılmaz.

-Trabzonlu eski futbolcular, yöneticiler vs. hep konuşur durur, niye burda milli maç olmaz, niye buraya az ilgi filan. Öncesini bilmem ama, bugünkü elektrik vakasından sonra buraya herhangi bir federasyon yetkilisinin gelmesine bile sevinmeliler sanki.

-Ersun Yanal, Umut Bulut'u Isaac gibi bir adama tercih ediyor ya, işte o noktada diyecek lafım kalmıyor.

-Serdar Bali bu ülkenin en iyi yorumcusudur. Görmedim böyle birikim.

-Bülent Korkmaz hakkında ayrıca, ayrıntılı bir post yazacağım, sinirimin geçmesini bekleyeceğim.

-Kırmızı kart konusunda bir şey dememe gerek var mı?

-Ben sonuçtan memnunum. Ne yapalım, bu şartlarda Yarabbi şükür.

İsmet Özel'den

-Oysa Türkiye'de ulaşılmaya değer ve ulaşıldıktan sonra gücü tükenmeyecek bir cevher vardır. Bu Türkiye'de yaşayanlardan çok Abd'lilerin bildiği bir şeydir.

-Mesela neden Kürtçe Mevlit okunuyor da, Kürtçe Bergson basmıyorlar. Bassınlar da görelim, Kütçe nasıl bir dilmiş.

-Önümüzdeki seçimde öyle bir ayarlama yapılacak ki, Akp'nin mecliste parçalanmasının kaçınılmaz olduğu bir sürece girilecek. Bu kehanete giriyor ama ne yapayım?

-Tüm terimler yerine oturtulmuş, trendler şaşmaz şekilde tespit edilmiş, "Aslında öyle değil" dediğin an tasfiye ediliyorsun. Edilemeyecek biriysen de canından oluyorsun. Yoksa Uğur Mumcu'yu niye öldürsünler? Tasfiye edilemeyecek bir pozisyondaydı. Ona "Sen artık yazma" falan deseler olur muydu?

Tamamını okumak isteyenler bugünkü Vatan'ı alıversin.

MVP

50 sayı- 10 rebo- 9 asist.

Wade, Miami tarihinin en skorer oyuncusu. Önünde de bir 8-9 senesi var.

Hilmi'den ekleme:Wade ayrıca bu istatistiğiyle 89-90'dan beri 50-10 barajını geçen 4. oyuncu oldu. Diğerleri Mj, Kobe ve Ray Allen'mış.

A.Gücü

Hani deriz ya bazen, veya diyorlar, "A.Gücü düşmesin ya, büyük camia, kaç senelik. Olmaz". Olur abi. Bal gibi de olur. O defansla, o kaleciyle, o kadroya rağmen bir şey yapamayan takımla, o sövmek için hazır bekleyen taraftarla, o maç boyu "kardeş takımlarına" tezahürat yapan seyirciyle olmaz. Adam maçta Bursa'ya tezahürat yapıyor. Lan sen önce önündeki işine bak. Sonra en ufak olumsuzlukta hemen "ibne federasyon, o.ç. hakemler". Hazır zaten. Kurulmuş.
Sen bu şekilde Süper Lig'de kalsan ne olur. Diğerlerinin taraftarı yok, bunların var, hayrı yok.

Beleşçi İnsanlar- İddaa- NBA

Şu İddaa'ya NBA girdikten beri oradan buradan yazanlar eksik olmuyor. "Abi tüyo..."
Geçen verdik Heat- Boston Heat olur diye, tuttu diye ertesi gün yine geldiler.
"Abi bi' beş maç kupon..."
Verdim beş maçı, Dallas'tan yattık. Tamam GSW her zaman sakat eleman filan da bu sene oynadıkları basketbolla da... Hele Don Nelson'ın "Son 19 maçı deneme tahtası olarak kullanacağız" demecinden sonra gelip Dallas'ı yeniyorlar.

Biliyorum olması çok zor ancak Phoenix'in play-off dışında kalmasındansa Allah'ın atları dışarıda kalsın daha iyi.

Maç

Ekşi'den Deep Thought'un maç hakkındaki entry'si:

"gözümde efsane mertebesine ulaşmış maç. sanırım hayat boyu unutmayacağım.

hakem ümit karan'ın son dakika golünü verseydi, maçın dvd'leri yarın sabah gs store'larda satışa çıkardı yeminlen."

Haksız değil.
Zaten Galatasaray, Avrupa kupaları'nda olsun, Lig'de kritik maçlarda olsun, bizim yüreğimizi ağzımıza getirmeyi sever. Nice 90. dakika gollerimiz vardır filan. En yakın örneği malum.
Dün de bu örneklerin büyüklerinden birini daha yaşadık. Zilyon eksik. 10 kişi kal, eldeki tek stoper gitsin. Kewell stopere geçsin. Sabri-Kewell-H.Balta-Volkan defansıyla 4 forvetli Hamburg'a diren. Ve de son dakikada yanlış kararla golün iptal edilsin. Gerçekten o gol verilseydi, neler olurdu bilemiyorum. Belgesel bile yapılırdı belki maç hakkında.

Bülent hoca "gaz" kozuyla ilerliyor. Şu an için onun tarafında işler yolunda. Ama nereye kadar "gaz"la ilerleyebiliyoruz, bilinmez. Gaz iyidir hoştur ama, yapacak hiçbir şeyin olmayıp, sadece buna sığınınca, tek yapabileceğin "hadi aslanım" olunca, olmuyor.

Harry Kewell


Gariptir, zamanında omzu çıkık halde sahada kalan, hem de bir Avupa Kupası finalinde sahada kalan Bülent Korkmaz'ın yönettiği takımda, yine o tür bir futbol mucizesi gerçekleşti.

10 kişi kalan Galatasaray'ın tandemine, ofansif sol kanat oyuncusu Harry Kewell geçti ve tam 40 dakika boyunca harika oynadı. Tabii çoğu kişi bunu Kewell'ın inisiyatifi (bu da olabilirdi, Kewell'dan beklenir) veya Bülent'in anlık tercihi sandı ama, işin aslı başkaymış. Çoğu blog yazarı da bunu bilmeden yazmış yazılarını. Maç sonu Bülent hoca açıkladı halbuki. Meğer Kewell genç takımda stoper oynamış. Ve Hamburg maçı öncesi konuşurken de, böyle bir plan yapmışlar. Eğer defansta bir eksik olursa, Kewell'ın oraya monte edilebileceğine dair. Bu noktada hem dar kafalılık yapmayan Bülent Hoca'yı, hem de Galatasaray tarihine geçecek bir savaşçılık gösteren Kewell'ı çok çok tebrik etmek gerekiyor. Umarım yakın temas halindeki veya aklı başında taraftar, bunun hakkını verecektir.

Belki zamanında Bülent Korkmaz'ın yaptığı kadar değil ama, ona yakın bir hamle Kewell'ınki. Zaten çok sevdiğimiz Kewell'ın yeri, bundan sonra Gs taraftarının gönlünde bir başka olacaktır.

İdeal Eş



Rudy


Çok ilginçtir, ne zaman Nba Tv izleme imkanım olsa, hep olağanüstü gelişmelere denk gelirim. Şu 04'teki The Palace'da yaşanan büyük kavgayı da o şekilde izlemiştim. O zamanlar kablo'daydı sanırım Nba Tv. Ulan bir baktık, zart diye Nba Tv belirdi kanallar içinde. Canıma minnet tabii. Baktık Pacers-Pistons maçı var, tekrarı. Oturdum izliyorum, bir dikkatimizi çekti ki, ortalık karıştı. O zaman daha evde net de yok ki, önceden haberimiz olsun. Anca öbür gün gazeteden, o da verirlerse. Neyse, izledik olan-biteni ağzımız açık. 1-2 gün içinde de yalan oldu tabii Nba Tv filan.

2 gün önce Lig Tv'de maçlara bakınırken, reklamlarda baktım "9-13 Mart arası tüm Digiturk kanalları beleş" diyor. Allah, dedim;yaşadık. Gece kalktım izliyorum Lakers-Blazers maçını. Lakers fena sıçtı, o da bana denk geldi, o ayrı. Üçüncü çeyrek sonu, bomboş gidiyor Rudy, arkasından Ariza geliyor, blok yapmak isterken, Rudy'nin vücut dengesi çok feci bozuldu ve sakat düştü. Ben ve eminim bütün izleyenler biraz sonra zor da olsa kalkmasını beklerken, bi baktık adam kalkmıyor. Başında gelip-giden de bitmiyor. İşin o kısmını çok garipsedim açıkçası. Evet ters düştü ama, yani sonra olup biteni açıklayacak kadar da kötü değildi. Eminim bizim görünen şekilde anlayamayacağımız bir şeyler oldu. Çünkü ne kafa üstü filan düştü, ne de potanın gövde kısmına tosladı. Boyunluk takmalar filan... Yine de umarım kötü bir şey yoktur diyorum.

Esas kısma geleyim. Bu Rudy düştükten sonra bir baktık, yukarı kısım karıştı. İtiş-kakış filan. Sonra açıkça gördük ne olup bittiğini, tekrarlarla.
Brandon Roy malum, lige girdiğinden beri efendice işini yapan, sessiz sakin bir adam görüntüsünde. Ama görünen o ki, "sessiz atın çiftesi pek olur" misali, o da o kadar sessiz-sakin değilmiş. Artık o gözle bakamayacağım çok. Ariza eğer kasıtlı bir şey yapsa tepkilerini haklı bulabilirdim ama, hayır. Ariza desen zaten kendi halinde bir çocuk. Çirkef filan da değil. Artık neyin çabasıydı o höt-zöt bilemiyorum ama, benim hiç hoşuma gitmedi. Lamarcus efendi de aynen. Olan Ariza'ya oldu, boku bokuna diskalifiye edildi. Lamar Odom da dalaşmaya ucundan karıştı ama ceza aldı mı, son durumu bilmiyorum. O yaptıkları ceza gerektiriyordu, o kesin. Nasıl karışmasın, serde nigger'lik var.

Roy efendi de Ertuğrul Sağlam gibiymiş demek ki, basın toplantılarında mıy-mıy konuşup efendi bilinen türden. Maçlarda bir dikkat edin bakalım Ertuğrul'a, nerde o efendi. Söylenenleri, tavrı geçtim, surat ifadesi yeter.

De Boer-Meira-?


Bize kaliteli veya ünlü defans oyuncusu yaramıyor arkadaş. Meira örneğiyle bu tasdiklendi bir nevi-Song istisna sanki bu konuda. Bu konuda zirve Frank De Boer tabii. Gerek tarihin en iyi defans oyuncularından, gerek kişisel futbol tarihimdeki en sevdiğim (Gs'ye geldiğinde duruma inanamadığım) oyunculardan biri olan De Boer, yarım sezonda ayrılmıştı Galatasaray'dan.
Arkada da "büyük" hocamız Bülent Korkmaz görünüyor.
O değil de, şu forma öyle boktan bir sezonda giyildi ya, ben daha ne diyeyim. Bak reklam rezaletine bir şey demiyorum ha, onu geçtim bile. Yakında bu Gs formaları ile ilgili kapsamlı bir yazı oluşturacağımı da buraya not edeyim. Binlerce hayranımızın bilgisi olsun şimdiden.

Drazen Petrovic


Bilen vardır, bilmeyen vardır, ben yine de haber vereyim burdan. Flying Dutchman'de bugün harika bir yazı vardı, blog yazarlarından Gorky tarafından yazılan. Yeni nesil 2 smaç vuranı ilah yapıyor, Ncaa'de 30 sayı atanı idol yapıyor Nba'e girmeden ama, Petrovic'i tanımaz etmezler.
Basketbol seven her bünye bu efsaneyi tanımalı, o yüzden sizi buradan alalım.

Cevap 2


Cevaba gelmeden önce son gelişme ışığında bir şeyler söylemek istiyorum. Meira gitmiş. Büyük ihtimalle Bülent hoca'nın "okey"iyle olmuştur. Şimdi şunu söylemek istiyorum:2 gün sonra defans Semih-Murat ikilisine kalıp, tutup vasat bir takımdan 5 yersek yine, o zaman görürüm ben "Büyük Kaptan"ı, "kredisiz"i. Hayırlısı.

Bu cevabım, Bülent Korkmaz konusunda Hüseyin'e. Hıncal Uluç üstadın çoğu kez gereksiz hararet yapıp millete salladığını biliyoruz. Ama bu kez "cuk oturmuş" söyledikleri. Zaten bir ihtimal "idareten" gelmişti Bülent hoca, şimdi ise kesinlikle öyle olması gerektiğini düşünüyorum. Daha 40 fırın lazım.
Bu konuda ön-yorumumu şu postta yapmıştım. Bordeaux maçını bir kenara bırakırsak, 2 lig maçında izlediğimiz G.saray, başka bir G.saray. Galatasaray hakkında çoğu zaman sağlam analizleri olan Tardini'nin şu yazısını okumanızı öneririm.

Belki başka bir durumda o kadar belirgin olmazdı ama, Skibbe benim takımımın başındayken o H.Berlin ve Benfica maçlarını oynadıysam, o futbolu gördüysem, bir nevi model Barcelona olduysam, sonra tutup da Bülent Korkmaz kesmez beni. Kimseyi de kesmemeli-ama kesiyor. Artık futbola 14 yaşında olduğu gibi bakmıyoruz, yani "abi kazanalım bir şekilde de, nası olursa olsun". Hayır, artık yemezler. Ve o hocayı kovan takım, elbet bunun karşılığını kötü biçimde görecektir. Karma. "Bizim çocuk" muş. Gör ebenin amını tersten, sonra onu da kovalarsınız. Ben bu şekilde Cl'yi kazansam ne olacak?

İşin en kötü kısmı, Hamburg'un da pek iyi vaziyette olmaması. Bülent'e yarayacak yani bu gelişmeler-geldiğimiz noktaya bak!. O konuda da aşağıda bir şeyler yazmıştım, link veremeyeceğim şimdi.

Sonuç olarak:1. Hıncal'a katılıyorum, ama kendisi istifa etmez tabii, o yüzden "bir an önce gönderilmeli" diyelim. Hepimiz biliyoruz, Türkiye'de özeleştiri diye bir şey yoktur.
2. Hüseyin, abi bari sen yapma şu tip esprileri...
3. Skibbe gönderilerek bu takımın belki 5 yılı yenmiştir. Bir daha da bok bulursunuz öyle hoca. Bir şekilde buldunuz ama, elde tutamadıktan sonra neye yarar. Keçiboynuzu misali işte. Olan bize oldu.
4. Biz G.saraylı olsak bile, aslolan "futbol"dur. Benim takımım "futbol oynamadan", gazla kupa alacaksa, sikerim öyle kupayı.

Cevap 1


Bizim blogun sevdiğim taraflarından biri, blogun 2 yazarının sık sık bir olaya veya olguya zıt taraflardan bakıp, ikisinin de görüşlerini burada sunması ve tartışması. Bugün de 2 konuda bunu göreceksiniz sevgili Lappap'lar.

2 gündür sevgili arkadaşım Hüso, Wade hakkında yazılar yazıyor. Geç bile kaldı pezevenk. Wade'le ilgili yazdıklarının hemen hepsine ben de katılıyorum. Yani bu sezon, Nba'de böyle bir kişisel performans yok. O gün Cavs maçında Kaan abi'nin dediği gibi, belki Nba tarihinde hiçbir takım, bir oyuncuya bu kadar bağımlı değildi. 01 Philly ve 07 Cavs'tan çok daha fazla bu sanki.

Hüseyin hiç kusura bakmasın ama, bu ödül, yani Mvp, bu sezon Wade'e verilmez. Niye-neden diye saymaya başlamayacağım, çünkü kendisi de çok iyi biliyor niye olmayacağını. 05 ve 06'da Kobe'ye (hatta 07'de!) niye verilmediyse, aynı sebepten de ona verilmeyecek bu sezon. Keşke verilse! Ben de "normal şartlarda" Wade'e verilmesi taraftarıyım. Ama bu ödül bizim klasik algıladığımız şekilde verilmiyor. Belli bir takım başarısı gerekiyor. Yoksa Mvp yerine babayı alıyorsunuz.

Miami'nin vaziyet ise belli. Bu durumda Mvp'nin 2 adayı kalıyor. Paul'lu Hornets desen, Miami'nin bir benzeri. Çıkar Paul'ü, küme düşer(!). Ya Kobe olacak Mvp, ya da Kral efendi. Geçen yıl da Kobe'ye verilip onun gönlü yapıldığı için, ve de artık sırası geldiği için, büyük ihtimalle James alacak (böyle yazınca da garip oldu, adama hep babamızın oğlu gibi "Lebron" diyoruz anasını satıyım). Burda "bence" durumu olmadığını söyleyeyim, bizde o kelime yasak. Biz sadece "olanı" anlamaya çalışırız. Diğer ihtimallerden biri de olabilir tutup, biliyorsunuz.

Bu gece ne yaptığını da biliyorum, bokunu çıkardı. Daha da yapacak. Ama maalesef, çok zor Mvp olması. Keşke olsa.

Dwyane Tyrone Wade Jr.


Dwyane bu akşam da Chicago karşısında Miami'nin iki uzatma sonunda 130-127 kazandığı karşılaşmada 48 sayı- 6 ribaunt- 12 asistle oynadı. İlk yarının sonunda korna çalarken havada olup içeri süzülen bir üçlüğü ve normal sürenin sonunda beraberliği sağlayan üçlüğünden söz etmeyeceğim. Son hücum abi, 127-127, top Bulls'ta... Diyoruz ki "atamasalar da 3. de zaten alırız, içeride oynuyoruz." Tam bu sırada, 4 saniye kala, çıkıyor sahneye Tyrone. Topu John Salmons'tan çalıyor, ilerliyor... Üç sayı çizgisinin gerisinden dengesiz bir üçlük... Ve... "He's done it! What a Wade!"

Erik Spoelstra üç post önce bizim söylediklerimizi şöyle tekrarlıyor:

"Eğer Bay Dwyane Tyrone Wade Jr. bu sene gerçekten MVP için en önemli aday olarak görülmüyorsa, onun daha başka neler yapmasını beklediklerini bilmiyorum."

Hınç Al

Fularları takınca tam da benziyor...

Hıncal'ın son caferliği

Budur!


Ellere bak... Bizim Hilmi'yle olan fotoğraflardan çalmışlar :P

Şaka maka bu iki müzik türünün yan yana gelmesine çok şahit olduk son zamanlarda. Ortaya iyi şeyler çıkması dileğiyle...

MVP


Sezon sonuna yaklaştıkça biz de aramızda muhabbetini yapıyoruz bu MVP olayının. Ne olmalı, aslında ne? MVP, Most Valuable Player, En Değerli Oyuncu demek. Kime göre'si, neye göre'si yok. Son zamanlarda MVP daha çok en iyi takımlardan birinin en değerli oyuncusu oluyor. Bana göre ise, ligde en çok varlığını belli eden, istatistikleri alt üst eden, onu görmezden gelirseniz o sezondan bir bok anlamayacağınız oyuncu. Yani bu sene için Dwyane Wade, yani ondan önceki bir çok sene için Kobe Bryant.

Nash iki kere üst üste ödülü aldıktan sonra sorduğumuz "Madem Nash'e verilebiliyor bu ödül, bundan önceki senelerde Kidd neler yaptı, ona neden verilmedi?" sorusunun yanıtı da Phoenix'in daha iyi olan derecesi ve lige ABA yıllarından sonra geri dönen "Run 'n' Gun" olayıydı.


Peki o zaman bu seneye gelelim. Dwyane Wade geçen sene 15 galibiyet almış olan takımını sezon başından beri sırtına almış götürüyor, play-off'a sokacak 4.-5. sıradan... Sayı krallığında lider, her maç triple-double'ın kenarından geçiyor. Oscar Robertson'dan sonra ligde beş maçlık bir seride 40+ sayı, 10+ asist ortalaması tutturan ikinci oyuncu. 50 sayı ve 16 asistle kariyer rekoru kırdı.

Şimdi bundan sonra tutup derecesi daha iyi diye birçok maçta takımının ayağına taşı bağlayıp denize atan LeBron James'e verilecek ödül öyle mi? LeBron'a son iki senede verselerdi ödülü kimsenin gıkı çıkmazdı, çıkmamalıydı. Ama bu sene...

Tutalım bu sene de Kobe'ye verelim, ya da Rondo'ya verelim en iyisi. Doğu'nun en iyisiler, Rondo da triple- double filan yaptı...

Velhasılı, bu sene vermesinler ödülü Dwyane'e ben de gider basarım kardeş o ligin ofisini. Stern filan kalmaz yani, haberiniz ola...

Savunma Yok, Pleyof Yok


Ya birader, eskiden bi' derbimiz vardı, o da yalan oldu. Hala güzel ama, eskisi gibi değil maalesef.
Bir kez daha çok zorlanmadan geçtik Suns'ı. Play-off ihtimalleri çook azaldı.

Şu yazıdaki tahminimin gerçekleşmesinden dolayı onur duyuyorum. Bu maçta sonlarda bu 5'le oynadılar. Yaklaştılar da, ama sıfır savunmayla nereye galibiyet alıyorsun?

Sırf Shaq'ın son dönem çabası hatrına play-off yapmalarını isterim ama, çok zor.
Son olarak, George Hill'i takıma katan kimse, ellerinden öperim.